sabret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2021 Cuma

Yeter Ki Sen Sabret

...Yeter Ki Sen Sabret...
Ey benim...
Saçlarının her tanesine,
Teker teker mutlu hayaller ektiğim.
Ey benim...
Kaşlarının gün dizimine,
Birer birer umutlu rüyalar dizdiğim.
Ey Benim...
Kirpiklerinin her teline,
Tane tane hevesli akışlar ektiğim.
Ey benim...
Gözlerinin irisindeki her bir yosun haresine,
Çoğar çoğar bol ışıltılar dilediğim.
Ey benim...
Yanağındaki gül gamzesi çıkınca,
Ciğerimin baş köşesinin derin bir nefes alışı.
Ey benim...
Sevinçlenince dudaklarının kalp çizimine,
Ömrüme ömrü katanım.
Her kim ki...
Sen...
Bunca güçlü duvarların ve kalelerine rağmen,
İçindeki yangını görmeyip,
Ömrüne nazar ediyorsa,
Nazarıyla çatlasın da...
Artık,
Senin için, dışın, yoksun kalmasın.
Ey benim...
Bir damla gözyaşında boğulduğum,
Yüreğinin tek bir sevinçli atışına kurban olduğum.
Sakın sen de Zümrüdüankalığa soyunma ha!
Daha ben varım!
Sağında, solunda, önünde, arkanda!
Sen söylemesen de ben, yetişirim imdadına.
Ömrümüzün ara ara, aralıklarını da,
Törpü törpü törpületiriz elbet bizi yok sayanlara.
Yeter ki sen sabret, yılma, yıkılma, kanma!
Ömürlerimizin ömrümüzce borcu var bize
Gelecek o güzel günler daha!
Cemre.Y.

25 Aralık 2019 Çarşamba

Masal

...Masal...
İnsanlar masal sever üstadım.
İnanırlar Kül Kedisinin Sindirella olup,
Baloya katılıp, prensle dans ettikten sonra saati dolunca,
Aceleyle kaçarken,
Tek ayağından düşürdüğü camdan ayakkabı için,
Bütün ülkeyi baştan sona,
Ayakkabı denettirip ki buçuklu bir ayak bile olsa,
Ne bileyim koskoca ülke ya hani
Kız oğlan birine denk gelirdi yani,
Sıra kilitli son mahzene gelene kadar.
İnsanlar masal sever üstadım.
İnanırlar Pamuk Prensesin üvey annesinin onu onca yıl,
Hem de doğrucu davut aynası her defasında
"Senden daha güzeli Pamuk Prenses" diyecek de,
Taa o yaşlanıp, öteki de genç kız olana kadar sabredip,
Sonunda "Ahanda yaşlandım,
E bu kız hala benden güzel öldürteyim madem" diyecek.
Avcı ona kıyamayıp ormana bırakacak,
Yedi cücelere denk gelecek vs.vs.
İnsanlar masal sever üstadım.
İnanırlar Heidinin taa,
Alplerdeki zavallı dedesinin ve dahi Peter'inin bile,
İyisinden, idaresinden ayacıklarında birer pabuç varken,
Bu kızcağızın ayacığı çıpaçıplak!
Sormazlar, masal bu ya inanırlar!
Ki bu arada itinayla ve de önemle belirtmeliyim ki!
Sağ ya da sol göz tembelliği fark etmeksizin,
Beyin odağı oluşturmanızı istedikleri hiçbir şeyi,
Sizde o tembellik var ise oraya, subliminal yerleştiremiyorlar!
Yani gerçeği çırılçıplak görüyorsunuz!
Olan Peter'e ve kör annesine oldu yani!
Neyse...
İnsanlar masal sever üstadım.
Sana daha buna benzer ne çok masalın kapalı kasasını açardım lakin!
Mart'ın kapıdan baktırıp,
Kazma kürek yaktırdığı zamanlardan zemheri bir geceymiş,
Rahmetli anacım,
Kim bilir ne karın ağrım varsa salla salla uyutamamış kaç gün...
"Doktora götürelim bey!" demek ne haddine de...
Bir gece olsun, bir tek gecenin, birkaç dakikacığı!
"N'olursun be herif,
Azıcık da sen sallasan, bak ölüyorum yorgunluktan!"
Olur demiş herif!
Yarına yemeğiydi, aşıydı, kaynana, kaynata, kayındı,
Eltiydi, görümceydi hizmetini kim yapacak!
Birkaç saat güzelce uyuyup dinlemiş anacım!
Sonra el yordamı beşiğime gitmiş eli, ilk bebesiyim ya hani!
Yok muşum!
Babama sormuş,
"Herif bebe nerde, sesi uzakta sanki kendi yok, nerede!"
Babam gayet umursuz,
"Sustur" dedin,
"Susturdum işte!" deyince fırlamış annem yatağından!
Zira ne zaman sıfatına tükürdüğüm babaannem ortalığı karıştırıp,
Gelin'di, görümceydi, bilmem neydi anam için babama
"Sustur!" dense oradaydı ya yeri, koşmuş hemen!
Gecenin bilmem saat kaçı...
Bütün eşiği küremiş elleriyle beşiğim ortaya çıksın diye!
Bulmuş da sonunda!
Koynuna almış, sarılmamışım,
Memesini vermiş sıcacık, emmemişim!
Sabahına kızamık olmuşum,
Ağır ateşten gözlerim kaymış şaşı olmuşum!
Annem bana gücenmiş kaç gecedir bangır bangır bağırıp ağlarken,
Babam beni kurbanlık adak gibi kara gömerken ses etmemişim diye!
Ben anama gücenmişim daha bana hamileyken,
Babaannemle babam bizi öldürmek için...
Anamın boğazından aşağı,
Kızgın yağ akıtmaklı cümleleri duyduğu halde
Hala kendini ona, hala beni ona,
Hala ömrümüzü,
Onlara nasıl olup da güvenebildiğini anlayamadığım için.
Kızgın yağ hikayesi de şöyle...
Sıfatı batasıca babaannemle en büyük gelini her sene anlaşır,
O yılın bir ambarlık darısını kendilerine iç ederlermiş,
Rahmetli anacım buna şahit olup da suça ortak olmayınca da...
Başka bahanelerle dili kurutulsun istenmiş!
Ben şahidim!
Yanisi sonraki ölüm fermanım sekiz aylıkkenliğime biçilmiş!
On bir yaşımda,
Yardımsever biri tarafından şaşılıktan ameliyat olurken,
Canlı canlı ameliyat edilmenin korkusundan diğeri de kaydı!
Gözlerimin yuvarlakları hala askıda sanki!
Tam iki ay kör yaşadım!
Bana şimdilerde kulaklarımın keskinliğine laf eden insanlarım,
O günlerimin bir günün,
Bir dolu saatini dahi bilseler lal olurdu halleri!
Düşünsenize on bir yaşındasınız!
Uzaktan yakından tanıdığınız,
Apartman sakininiz size şefkatle yanaşırken,
En akrabam dediğiniz o tanıdık en sesler,
Nasılsa gözleri açılınca tanımaz diye,
Hep elleme derdinde bir yerlerinizden!
"Görmeyince duyulmaz, duyulmayınca görülmez,
Hiçbiri olmayınca olmamıştır,
Tövbe bismillah" la bitiyorsa cümle
Zaten baştan sen suçlusun!
Ulan doğmayısıca doğmuşsun!
Piç değilsin, bir şey değilsin ama kız doğmuşsun,
Yanisi öteden yarılı yüreğim!
Sadece sekiz ay ana sütü emmişim o da ne vitamin edebildiyse!
O günden bronşit olduğumu otuz yaşımda öğrendim!
O günden astım olduğumu ve dahi bir vakitler,
Nasıl ve ne zaman olup da,
Zatürreyi atlattığımı da kırk yaşımda!
Yani bana sorulmuyor,
Kaderimin hangi notasında hangi es'i seçeceğim!
Kimini farkımda olmadan sollamış geçmişim,
Kiminin daha farkında değilmişim!
Lakin...
Kulak bu!
Ne kadar...
Unutmak için sağır olmayı dilese de,
Duyduğunu unutmuyor!
Göz bu!
Ne kadar...
Unutmak için şaşırıp kör olmayı dilese de,
Gördüğünü unutmuyor!
Burun bu!
Ne kadar...
Unutmak için koklamamış olmayı dilese de,
Aldığı kokuyu unutmuyor!
Ağız bu!
Ne kadar?
Unutmak için sıkılmış olmayı dilese de,
Yutturulduğu cümleyi unutmuyor!
Ten bu!
Ne kadar...
Unutmak için yok olmayı dilese de,
İstemsiz her dokunulduğu o anı unutmuyor!
İnsanlar masal sever üstadım.
Kesin senin öncende eksik bir şey var,
Kesin bir şey var!
E peki madem!
Bunca masal içinde,
Benim tahta beşiğimi bulun ve de içinde ki bebek imzamı da
Benjamin Button'a da ufaktan bir Mimai usulü göz kırpın,
Yakında sarılacağız,
Artık kim bebek, kim yaşlı bir anneanne!
Cemre.Y.

23 Temmuz 2019 Salı

Yok Başka Yolu

…Yok Başka Yolu…
Ey benim, daha mini minnacıkken,
Yüreği gümrah ırmaklar gibi çağlarken,
Zemheri nakışlı kara kışlarından korkan kardelenim.
Ey benim, daha ergenliğine yeni basmışken,
Yüreği en yüksek şelalelerden çağıldarken,
İlkbahar bakışlı solup gidecek diye ürken lale özüm.
Ey benim, genç kızlığının gençliğinde doymalara çabalarken,
Yüreği,
Can kenarı,
Mor menevşeleri gücenirse diye üzülen meyve çiçeklerim.
Sen sabret bir hele!
Ben senin kalbinin ilk atışını duyduğum her gün.
"İçimden maviler süzerek seviyorum seni,
Ve hiç usanmadan yıllar yılı da
"Her şey çok güzel olacak!"diyorum ki olacak, yok başka yolu.
Cemre.Y.

26 Eylül 2018 Çarşamba

Güz Ayazı

…Güz Ayazı…
Sonbaharın böyle günlerine,
"Güz ayazı." derdi rahmetli anam!
Güz ayazı yüreğine çöreklendiyse eğer,
Yaz güllerinin kokusunu özlemişsindir.
Misal kızgın kumlardan serin sulara dalmayı özlersin.
Oysa yine ilkbaharın şenliği dolacak ruhumuzda,
Yine haziran gülüşleri dolacak içimize,
Yine temmuz akşamları Akdeniz de en güzel olacak.
Şimdilerde güz ayazı geçiyor ya ömürlerimizden.
"Bekle yüreğim." diyorum kendime...
"Bekle ve sabret yine yaz gelecek!"
Cemre.Y.

28 Mayıs 2018 Pazartesi

Susabilir Misin

…Susabilir Misin…
Onu bunu boşver de...
Uzun uzun susabilir misin benle!
Dilimin ucundan ayak tırnağıma kadar
Acılar dolusu sussam!
Sabahlara kadar sussan!
Sarıya meyyal şüpheye dolmadan,
Kırmızıya meyyal kızgınlığa doğmadan!
Rengini hiç soldurmadan uzun... uzun...
Susabilir misin benle!
Biliyorum yarına daha çok var ama…
Yarından sonra konuşacak çok şey var sabretsen!
Cemre.Y.

25 Şubat 2018 Pazar

Sabır


…Sabır…
Sabır taşının çatladığı yerde 
En çok kırgınlık ve kızgınlık olmalıydı...
"Cehennemi gördüm" desem? 
Sabır…
Taş…
Çatladı!
Cemre.Y.

8 Şubat 2018 Perşembe

Gelecek O Günler Daha

…Gelecek O Günler Daha…
Bahar rüzgarının kulağına
Aşk fısıltılarını söylemesini,
Güneşin…
Yanaklarından,
Ağzından,
Burnundan,
Öpücük çalmasını mı özledin?
Bekle ve sabret!
Ve sakın yaşamayı unutma!
Gelecek o günler daha.
Dün gece rüyamda söz verdiler bana.
Cemre.Y.

7 Ocak 2018 Pazar

Gururum Beni Affet

…Gururum Beni Affet…
Gururum beni affet!
Seni bazen bir tek gülüşün gül gamzesinde unuttum,
O gül kıvrımlı gamzenin sonu hep bir öpüştü.
Onun bir öpüşü…
Yarım yüzyıllık nefesim'di çünkü.
Gururum beni affet!
Seni bazen bir tek dokunuşun akımında unuttum,
Bir dokunuşu…
Yarım yüzyıllık ömrüm'dü çünkü.
Gururum beni affet!
Seni bazen bir tek bakışın sırrında unuttum,
Bir bakışı…
Yarım yüzyıllık dileğiydi çünkü.
Gururum beni affet!
Seni bir öpüş, bir dokunuş ve hep o son bir bakışa yerle bir ettim!
Gururum sabret!
İkisini çoktan bitirdim de
Sonuncusu da gittiğinde kralsın yine.
Cemre.Y.

16 Aralık 2017 Cumartesi

Gitme


…Gitme…
"Gitme!" dedim sana 
"Gitme! 
Ya sen elin olursun, ya ben!"
Zaman beklemeli, 
Sabretmeli yeminleri 
Söker alır yüreğinden.
En çok sen yemin etmişken 
Nasıl da dönüverdin sözünden.
Şimdi iki şarkı dolanır dilimde
"Ham meyveyi 
Kopardılar dalından."der bir yanım
"Seni ben ellerin olsun diye mi 
Sevdim."der diğer yanım.
Keşke zamane aşkları gibi 
"Allah belanı versin."li 
Şarkılarının basitliğinde olsaydım.
Cemre.Y.

4 Kasım 2017 Cumartesi

Sus Ve Artık Sabret

...Sus Ve Artık Sabret...
Yapma!
Ruhu yaralım kaderi baştan karalım, etme!
Seni en iyi ben bilirim.
Altın sırmalı kaftanının içinde
Yamalar sarılmış yüreğini
Görmez benden başka hiç kimse!
Eğer şu son yamana da
Gülümün dikenini batırırsan
Bir daha dikiş tutmaz senden
Bunu etme kendine!
Beni kan damlalı mühürlerle
Acele postalara vermeye çalışarak
Benden gittikçe azalıyorsun çoğalacak yerde.
Bırak olduğu gibi kalsın her şey
Birileri gelip toplayıverir elbet
Diline mumlu mühürler bas benden yana
"Sus ve artık sabret!"
Cemre.Y.

13 Ekim 2017 Cuma

Bu Sefer Tam Gelecekmiş!


...Bu Sefer Tam Gelecekmiş!...
Kendimle olan gri mavi kavgalarımın sonunda
Şu son…
Bahar akşamında,
Saçlarımı okşadı ılık bir bahar rüzgarı.
Ay dede, yüzümden makas aldı.
Işıkların ardındaki yıldızlar hep birden göz kırptı.
Evime giden yolumu uzattım bende...
Sırf akşamın güzelliği,
Beni biraz daha sevsin diye!
Sağ olsun beni...
İçimdeki çocuğa kadar sevdi.
Söz verdim ona;
“Bir daha asla, dünle yaşamayacağım!"diye.
Ruhumun bütün grilerini koyduk kara bir sandala,
Kürekçisiz saldık ummana.
Artık ne halleri varsa!
Görsünlerdi.
Sonra...
Yeni bir sandal yaptık bana
Bu sefer içimdeki çocuğun
Kırmızı pabuçlarının
Kırmızıları daha çok!
Yarın yine lodos çıkacakmış!
Zemheri ayazlı kışlar gelecekmiş!
Ama ben asla
Kayığımın renklerini soldurmamalıymışım!
Beklemeliymişim ve hala...
Sabretmeli.
O...
Her kim ise...
Bu sefer,
Bana tam gelecekmiş!
Cemre.Y.

31 Ağustos 2017 Perşembe

Yüreğimin Işıkları

...Yüreğimin Işıkları...
Yüreğimin ışıklarını kapattım önce,
Ne çok sığ, yalan,
Yapmacık yalancıklar dolusu,
Cümleler sığarmış bir ömre!
Üşenmedim bu sefer
Hepsini teker teker siliverdim.
Eskiden olsa,
İplemez,
"Bir tek harfimi harcamamışım ki
Silmeye zaman tüketeyim,
Kalsınlar orada öylece,
Bana ne be!" derdim.
Oysa şimdi...
Yitik bir sevdanın ardından,
Gayba karışan
Hani o ilk dostluğu da özlüyormuş insan
Hani o ilk sevda coşkusunu bile özlüyormuş insan.
İlk cümlelerimizi de bulacağım elbet.
Az sabret
Sıyrılayım önce
Gereksiz dolanlarımdan.
Yüreğimin ışıklarını
Bütün şıklarına söndüreyim önce
Seni yalnız öldürmem gerek içimde.
Cemre.Y.

27 Temmuz 2017 Perşembe

Her Şey Çok Güzel Olacak

...Her Şey Çok Güzel Olacak…
... Ve kapılar açılır ömrümüzün
Tam da, her şeyden vazgeçme anlarında
Ilık bir bahar rüzgarı fısıldar kulaklarımıza
Sabret her şey çok güzel olacak.
Cemre.Y.

26 Mayıs 2017 Cuma

Güvene Dair Hiçbir şey Yok! Kalmadı!

...Güvene Dair Hiçbir şey Yok! Kalmadı!...
En son...
İki dilenci kızın dilenen gözlü,
Sözlerine inandığımda,
Henüz on iki yaşındaydım.
Hiç unutmuyorum, birinin gözleri su yeşiliydi,
Diğerininkiyse,
Azur mavisi!
Kurban bayramının daha,
Birinci gününün öğle sonrasıydı ve ben...
İlk defa en küçük kardeşimizin,
Bütün bayramlarda nasıl olup da,
O kadar bayram parası topladığını öğrenmiş,
Üstelik ilk defa da, param çok olsun diye,
Dileyip yüzümü evde bırakmıştım.
Benden bir küçüğümüyse,
Benlen gelmesine ikna etmesi,
Tek kelimem kadar kolaydı.
“Gel!” demem yeterliydi.
Çünkü o bana,
“Öl!” dese an beklemezdim.
Sonunda zengin olacaktım!
Belki de annemi kurtaracaktım ve bizi.
Sonunda her yağmurda,
Kanalisazyondan taşan
Kapıcı dairesinden taşanlardan,
Kurtardıklarıyla girişin bir alt katına,
Üst üste dizilen yataklarımızın,
Üstünden düşme ihtimalimize artık üzülüp,
Elindeki leğeni doldur boşalt yapmayı,
Bırakacaktı annem!
Belki de artık nihayet benim evim...
Yağmurlanmayacaktı!
En küçük kardeşim elinde çikolatalarla,
Türlü cipslerle ağzı yüzü bulaşık,
Karşımızda sırıtıp, biz,
O uzun binalara gidip el öper iken,
Nasıl da evimize terk ettiğimiz yüzümüzün,
Kızardığını görür ve arsız zamparalar gibi,
Henüz küçümen yaşında bize gülerken,
Biz bir küçüğümle önünden geçiyorduk,
Evimizin bir bina ardındaki lunaparkın!
İkimiz de aynı anda aynı hesabı yapıyorduk,
Aynı salisede!
“Binsek ya şu çarpışan arabaya!
Çok azalır mıydı anamıza alacağımız,
Yağmurun kanalizasyon kokusunun,
Uğramadığı o evden!” derken...
Kapısındaydı ramağın o küçümen iki kız,
Başlarken unutuyorum hep de,
Yanılgılarımın bitimindeyse,
Hiç mi hiç unutmuyorum,
Birinin gözleri su yeşiliydi,
Diğerininkiyse...
Azur mavisi!
Benden bir küçüğüme dedim ki,
“Bütün topladığın harçlıkları da bana ver!”
Verdi!
Çünkü onu ikna etmesi,
Tek kelimem kadar kolaydı.
Gel!” demem yeterliydi.
Çünkü ben ona, bana,
“Öl!” dese...
An beklemezdim.
Sırıtık kardeşe de dedim!
“Geri kalan harçlıklarını ver!”
Vermedi.
Ben kaç el öptüm bunca para için,
Biliyomusunuz salaklar,
Size daha arka mahallenin,
Harçlık verenlerini söylemedimkiii!” dedi,
İçi para dolu poşetini toplayıp gitti.
Hiç unutmuyorum!
(Bak bu yalan!)
Şimdi hatırladım,
Poşetinin deliğinden,
Ülker Napaoliten düşmüştü kırmızı kırmızı...
Kendine, teker teker, tek özelliğiyle!
Birini bile, ikimizin bölüşmesine bırakmayıp,
Çamurdakini bile aldıydı!
(İşte şimdi sorasım geldi kızıma ahhh!
Ona, en çok aldığım,
En sona saklayabildiği tek şey olan,
O napolitenleri gerçekten mi çok severdi.
Yoksa ona aldığım ilk çikolata oydu da,
Hepsi bu muydu diye!?)
Ben ablaydım elbet,
Çantamla beraber verdim o suskun bakışlı,
Yalvarış gözlere, ne varsa!
Oysa iki küçüğümdü, meret...
Çikolatalarıysa fena severdi,
Erkek olmasına rağmen!
“Çamuru bile aldı ya abu!” diye,
Hayıflanmasaydı ilk küçüğüm,
Onun son kurşunu da alırdım elbet.
Bir kutu Napoliten’lik ayırdım ona,
Evdeki yüzüne utancımdan!
Gerisini hayatımızı kurtaracak,
Bütün paracıklarımızla beraber,
O iki küçük kıza öylece verdim!
Uçuşarak geçtiler yanımızdan,
Gözleriyle yüzleri gülerken.
Yüreği?
Daha bilmiyordum o zamanlar!
Son cümleyi...
Yutkunuyorum hala,
Her yanılgımın sonunda...
“İkiiii salaaakkk aslancık varmıışşş!
Lunaparkın önünden geçermişşş,
Daha içineeee bile girmedeeennn...
Fakir, fakir olup çıkar, çıkarmııışşş!”
O an...
Bir küçük karındaşımın,
Gözlerinin dibine baktım.
Yutkunmadım.
Ağlamadım.
Evdeki yüzümü, hep nefret ettiğim,
Yağmurların lağımına çoktan atmıştım.
“Onunkisini tertemis yıkadım kıymetlimiisss!
Alnıma astım!
Neden odur ki...
Bunca yıl sonra bile hala...
Alnım ak, başım dik, çenem yukarıda!,, diyebilişim.
Tabi eve gelince bir ton da dayak yedik!
Komşular görmüş ya bizi meğersem!
“Biz nasıl olur da anamız,
Bu binaya el öpmeye bile izin vermezken,
En küçük kardeşimiz, bahçede öylece,
Tek başına oynarken,
O yüksek binalara çıkıp,
Ellerin ellerine dudak sürermişiz!”
En küçük kardeş ak pak,
Güya bize üzgün divanda ayak sallarken,
Neremize gelirse gelsinli,
Bayram dayağımızı afiyesiz yerken biz,
Görüyordum gözlerini, yıldız ne ki,
Güneş ne ki,
Galaksiler sallanıyordu hazlarında!
Benden bir küçüğüm sadece bakardı.
Öyle mazlum gibi bir kedi,
Hiç sızlanmadan, bana, bize hiç hayıflanmadan!
Anlardım göz yüreğinden,
“Abumm! Şu an olsa, yine desen, yine yapardım!”
Şu an bu anıyla bile,
Bu evden gitmem gerektiğine,
Bir kez daha yemin ettim.
Yıllar sonra...
Ben aile binasının en üst katında,
Kendi ellerimle yaptığım evimin terasının,
Ortak meskenindeyim.
Hiç de öyle kocaman bir ilçeden,
Bir arsa parselleyip AVM'lerinden birinin gökdelenine,
Bütün sevdiklerimi dolduramadım.
Arap zengini bir baba da çıkmadı ki karşıma hiç!
Hay!
Ben anamın bana da mayaladığı şu hamura!
Zaten şimdi yokladım da o hayalimi,
Ulan kimse de kalmamış ki!
Avuç içi kadar yüreğimde bile,
Zamanı sonsuz sakin kaç kişi var!
Bir elin parmakları kadar!
Gerekse kaparım yüreğimi avucumla!
İşte bu yüzden o kadar, az sesli söylediğim,
“Orada, Kal!” lar!
Başını hatırlamadığım bir anı bu,
Sonunu belki de hiç toparlayamam,
Nereden doğduğunuysa çok iyi bildiğim!
“Gel!” demem!
Ama “Öl!” deseler, an,
Azıcık sürer bende yalan yok!
Zaten bir küçüğüm bile artık,
Suların akışına sızmaya meyilli!
En küçüğüm mü?
Yooo!
Cumhur-u reis olamadı o!
Masallar hep masaldı ya!
Kral da olamadı o da hükümranlığına!
Biz anamdan gidince,
Zulmedecek kimsesi kalamayınca,
Anam onun zulmünden yorulunca,
Baly çekmeye zaten çoktan başlamıştı!
Yıllar sonra öğrendiydik!
Yıllar sonra bırakmaya kalkmış,
Onu da yıllar sonra öğrendik!
Evlendi sonra,
Çocuk yaptı anamdan bir daire,
Fazla kapabilmek için!
Anam kanserdi, veremedi.
Karısı ikinciye hamile gitti, geldi, gitti...
En son baktı ki anam,
Hayata direniyor gelmedi.
Oysa şimdi öldü anam!
On iki yaşımdan beridir,
Ara da bir görüyorum ben o gözleri,
Rengarenk!
Herkeste, her birinde, kendimde bile!
Neden lens renklerimle iki de bir,
Oynuyorum sanıyordunuz!
Sevmiyor muydum,
Aynadaki gerçek kahverengilerimi!
Deniyorum lanet olsun!
O bakışlardan görebilmeyi!
O bakışlardan olabilmeyi!
Ama ille de akşam oluyor ya,
Ya göz yaşım çok geliyor arada bir,
Ya arada bir es kaza sevincim.
Umursuz çıkartıp koyuyorum,
Onları da kutularına!
Gözlüklerimle iyice görmek için...
Zaten renkleri gibi de,
Sahte göremiyor ki insan.
Karşıdan bakan yanılıyor belli ki,
Arada bir mavili/yeşilli yalana,
Oysa ben hepsini görüyorum.
Çünkü gözlerimin aslı kahverengi!
Bıkmıyordum,
Usanmıyordum kalbimi kendime kırdırmaktan.
İnanmak imandandı, sabretmek dinden.
Arada bir, evimi de seviyordum oysa,
Şimdi hiçbir şey kalmadı.
Cemre.Y.

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Elma Çiçekleri

...Elma Çiçekleri...
Yıllardan hüsran,
Aylardan rüzgar,
Günlerden zemheri,
Saatlerden...se
Koca bir sessiz avazlık,
Eceldi.
Ay ışıl ışıl, göğün tam ortasına,
Kurum kurum yerleşmiş,
Misafire sunulacak tabak gibiydi.
Kadın,
Saçlarını balkona çoktan savurmuş,
Çoktan sisler içine gömülmüş,
El ele, güle oynaya giden,
Başka bir ebed bulmuş adamının,
Yeni ebedinin ardından öylece bakmaktaydı.
Kendisinin ve kızının geleceğine,
Paramparça, kırılmış bir cümleyi,
Öylece mırıldanmaktaydı,
“Bu son!” diye diye!
Artık meyve bahçelerinin,
O aşılmaz, o ulaşılmaz,
Yapayalnız tek bülbülüydü.
Son kez savurdu o uzun saçlarını.
Yandaki elma ağacının bembeyaz çiçekleri
Uçuşup kadının saçlarının tellerine kondular.
Bir çift meraksız, şüphesiz göz,
Onun gözlerinin derinini arıyordu.
Kadınsa, içeriden ağlayan bebesine,
Saçlarındaki elma çiçeklerini
Evinin her yerine salarak koşacakken,
Gözler konuştu;
“Sakın ha!
Bebe, belli etme derinini!
Sonra gel hele, diyeceklerim var sana” dedi.
Kadın unutuverdi unutulmuşluğunu.
Bütün odalarını hala aynıymış gibi aşıp.
Bebesine sağ memesinden süt emzirdi.
Göğüsleri hala aynıymış gibi yerlerine yerleştirdi!
Bebesini uyuttu.
Balkona koştu.
Sanki onları daha kapıdan çıkmadan
Bu yuvayı yıkmaktan caydırabilecekmiş gibi.
Yoktular!
Bir çift meraksız, şüphesiz, sabırlı göz,
Kadının saçlarından son elma çiçeği,
Göz pınarlarından son yaş damlası,
Öylece yerin dibine yuvarlanana kadar sabretti.
Sonra, sesi kendisine bile yabancı bir tınıyla,
“Bir gün, bu olanları anlatacaksın elbet,
Hem de birçok kişiye” dedi.
“Ne zaman ki son anlattığında,
Saçlarından elma çiçekleri düşmez,
Ne zaman ki, gözlerinden artık bir damla yaş akmaz,
Buruk bir tebessüm edersin geçmişini anlatırken!
İşte o zaman, anlattığın her şey,
Herkese olduğu gibi, sana da masal gelir.” dedi.
Kadın boşluğa bakındı, hiç kimse yoktu.
Az önce kocası ve sevgilisinin el ele sarmaş dolaş
Öylece evlerinden uzaklaştığı o yolda bile hiç kimse yoktu.
Yine de cevap verdi;
“O vakit gelirse, saçlarım bile,
Kendi keyfimce değil de, kederimce yolunmuş olur ancak!
Göz yaşımsa, çoktan kurumuş olur ancak!
Yani bana, ilk'imi hatırlatan, illa ki, hep olur,
Ben hep ecele selam dururum.” dedim.
“Sonuç değişmeyecek ki a kızım!
Sen de, onlar da masal sanacaklar anlattıklarını
Ve sen…
Yıllar sonra onlara hikayeni anlatırken.
Gülümseyeceksin işte!” dedi ve sis oldu.
Kadının öyle bir komşusu hiç yoktu!
Çok yıllar geçti üstünden,
Çokça da hayatlar.
Tam da kadın sisler içinden,
Sessizliğe ve ıssızlığa uçacakken,
Tam da o geceki gibi, hayattan haylice yorgunken,
Gün ortasında,
Bir çift göz gördü.
Meraksız, şüphesiz bir çift göz.
Zira nedense bu aralar sıklıkla,
Sadece ve sadece kadının gözlerinin derinini arıyordu.
Çünkü o gözler hiç durmadan soruyordular!
"Ne olacak be evladım senin bu halin?"
Kadının, zaten utanacağı hiçbir şeyi yoktu.
Sorusunca, sırasınca öylece sakince
Bütün cevapları denizin iyot kokusuna cevaplıyordu.
Sadece artık!
Saçları yoktu.
Elma çiçekleriyse çoktan solmuştu.
Tek bir damla bile ağlamıyordu.
Hayatını her sorana da, gülümseyerek anlatıyordu.
Kadın geçmişinde,
Ona geçirilenleri,
Ki bu bütün hayatının sadece ön sözü oluyordu.
Kadın her zaman olduğu gibi,
Hep kırılıyordu.
Zerrelerine ayrılıyordu.
Kimse bunu bilmiyor, anlamıyordu.
Çünkü, çok yıllardır,
Geçmişini anlatırken hep gülümsüyordu.
Nede olsa tarih hep tekerrürden ibaretti!
Sonunda her şey bitiyordu,
Hepsinin sonu,
"Son." du.
Elma çiçekleri bile artık tohumdan GDO'luydu!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...