...Elma Çiçekleri...
Yıllardan hüsran,
Aylardan rüzgar,
Günlerden zemheri,
Saatlerden...se
Koca bir sessiz avazlık,
Eceldi.
Ay ışıl ışıl, göğün tam ortasına,
Kurum kurum yerleşmiş,
Misafire sunulacak tabak gibiydi.
Kadın,
Saçlarını balkona çoktan savurmuş,
Çoktan sisler içine gömülmüş,
El ele, güle oynaya giden,
Başka bir ebed bulmuş adamının,
Yeni ebedinin ardından öylece bakmaktaydı.
Kendisinin ve kızının geleceğine,
Paramparça, kırılmış bir cümleyi,
Öylece mırıldanmaktaydı,
“Bu son!” diye diye!
Artık meyve bahçelerinin,
O aşılmaz, o ulaşılmaz,
Yapayalnız tek bülbülüydü.
Son kez savurdu o uzun saçlarını.
Yandaki elma ağacının bembeyaz çiçekleri
Uçuşup kadının saçlarının tellerine kondular.
Bir çift meraksız, şüphesiz göz,
Onun gözlerinin derinini arıyordu.
Kadınsa, içeriden ağlayan bebesine,
Saçlarındaki elma çiçeklerini
Evinin her yerine salarak koşacakken,
Gözler konuştu;
“Sakın ha!
Aylardan rüzgar,
Günlerden zemheri,
Saatlerden...se
Koca bir sessiz avazlık,
Eceldi.
Ay ışıl ışıl, göğün tam ortasına,
Kurum kurum yerleşmiş,
Misafire sunulacak tabak gibiydi.
Kadın,
Saçlarını balkona çoktan savurmuş,
Çoktan sisler içine gömülmüş,
El ele, güle oynaya giden,
Başka bir ebed bulmuş adamının,
Yeni ebedinin ardından öylece bakmaktaydı.
Kendisinin ve kızının geleceğine,
Paramparça, kırılmış bir cümleyi,
Öylece mırıldanmaktaydı,
“Bu son!” diye diye!
Artık meyve bahçelerinin,
O aşılmaz, o ulaşılmaz,
Yapayalnız tek bülbülüydü.
Son kez savurdu o uzun saçlarını.
Yandaki elma ağacının bembeyaz çiçekleri
Uçuşup kadının saçlarının tellerine kondular.
Bir çift meraksız, şüphesiz göz,
Onun gözlerinin derinini arıyordu.
Kadınsa, içeriden ağlayan bebesine,
Saçlarındaki elma çiçeklerini
Evinin her yerine salarak koşacakken,
Gözler konuştu;
“Sakın ha!
Bebe, belli etme derinini!
Sonra gel hele, diyeceklerim var sana” dedi.
Kadın unutuverdi unutulmuşluğunu.
Bütün odalarını hala aynıymış gibi aşıp.
Bebesine sağ memesinden süt emzirdi.
Göğüsleri hala aynıymış gibi yerlerine yerleştirdi!
Bebesini uyuttu.
Balkona koştu.
Sanki onları daha kapıdan çıkmadan
Bu yuvayı yıkmaktan caydırabilecekmiş gibi.
Yoktular!
Bir çift meraksız, şüphesiz, sabırlı göz,
Kadının saçlarından son elma çiçeği,
Göz pınarlarından son yaş damlası,
Öylece yerin dibine yuvarlanana kadar sabretti.
Sonra, sesi kendisine bile yabancı bir tınıyla,
“Bir gün, bu olanları anlatacaksın elbet,
Hem de birçok kişiye” dedi.
“Ne zaman ki son anlattığında,
Saçlarından elma çiçekleri düşmez,
Ne zaman ki, gözlerinden artık bir damla yaş akmaz,
Buruk bir tebessüm edersin geçmişini anlatırken!
İşte o zaman, anlattığın her şey,
Herkese olduğu gibi, sana da masal gelir.” dedi.
Kadın boşluğa bakındı, hiç kimse yoktu.
Az önce kocası ve sevgilisinin el ele sarmaş dolaş
Öylece evlerinden uzaklaştığı o yolda bile hiç kimse yoktu.
Yine de cevap verdi;
“O vakit gelirse, saçlarım bile,
Kendi keyfimce değil de, kederimce yolunmuş olur ancak!
Göz yaşımsa, çoktan kurumuş olur ancak!
Yani bana, ilk'imi hatırlatan, illa ki, hep olur,
Ben hep ecele selam dururum.” dedim.
“Sonuç değişmeyecek ki a kızım!
Sen de, onlar da masal sanacaklar anlattıklarını
Ve sen…
Yıllar sonra onlara hikayeni anlatırken.
Gülümseyeceksin işte!” dedi ve sis oldu.
Kadının öyle bir komşusu hiç yoktu!
Çok yıllar geçti üstünden,
Çokça da hayatlar.
Tam da kadın sisler içinden,
Sessizliğe ve ıssızlığa uçacakken,
Tam da o geceki gibi, hayattan haylice yorgunken,
Gün ortasında,
Bir çift göz gördü.
Meraksız, şüphesiz bir çift göz.
Zira nedense bu aralar sıklıkla,
Sadece ve sadece kadının gözlerinin derinini arıyordu.
Çünkü o gözler hiç durmadan soruyordular!
"Ne olacak be evladım senin bu halin?"
Kadının, zaten utanacağı hiçbir şeyi yoktu.
Sorusunca, sırasınca öylece sakince
Bütün cevapları denizin iyot kokusuna cevaplıyordu.
Sadece artık!
Saçları yoktu.
Elma çiçekleriyse çoktan solmuştu.
Tek bir damla bile ağlamıyordu.
Hayatını her sorana da, gülümseyerek anlatıyordu.
Kadın geçmişinde,
Ona geçirilenleri,
Ki bu bütün hayatının sadece ön sözü oluyordu.
Kadın her zaman olduğu gibi,
Hep kırılıyordu.
Zerrelerine ayrılıyordu.
Kimse bunu bilmiyor, anlamıyordu.
Çünkü, çok yıllardır,
Geçmişini anlatırken hep gülümsüyordu.
Nede olsa tarih hep tekerrürden ibaretti!
Sonunda her şey bitiyordu,
Hepsinin sonu,
Sonra gel hele, diyeceklerim var sana” dedi.
Kadın unutuverdi unutulmuşluğunu.
Bütün odalarını hala aynıymış gibi aşıp.
Bebesine sağ memesinden süt emzirdi.
Göğüsleri hala aynıymış gibi yerlerine yerleştirdi!
Bebesini uyuttu.
Balkona koştu.
Sanki onları daha kapıdan çıkmadan
Bu yuvayı yıkmaktan caydırabilecekmiş gibi.
Yoktular!
Bir çift meraksız, şüphesiz, sabırlı göz,
Kadının saçlarından son elma çiçeği,
Göz pınarlarından son yaş damlası,
Öylece yerin dibine yuvarlanana kadar sabretti.
Sonra, sesi kendisine bile yabancı bir tınıyla,
“Bir gün, bu olanları anlatacaksın elbet,
Hem de birçok kişiye” dedi.
“Ne zaman ki son anlattığında,
Saçlarından elma çiçekleri düşmez,
Ne zaman ki, gözlerinden artık bir damla yaş akmaz,
Buruk bir tebessüm edersin geçmişini anlatırken!
İşte o zaman, anlattığın her şey,
Herkese olduğu gibi, sana da masal gelir.” dedi.
Kadın boşluğa bakındı, hiç kimse yoktu.
Az önce kocası ve sevgilisinin el ele sarmaş dolaş
Öylece evlerinden uzaklaştığı o yolda bile hiç kimse yoktu.
Yine de cevap verdi;
“O vakit gelirse, saçlarım bile,
Kendi keyfimce değil de, kederimce yolunmuş olur ancak!
Göz yaşımsa, çoktan kurumuş olur ancak!
Yani bana, ilk'imi hatırlatan, illa ki, hep olur,
Ben hep ecele selam dururum.” dedim.
“Sonuç değişmeyecek ki a kızım!
Sen de, onlar da masal sanacaklar anlattıklarını
Ve sen…
Yıllar sonra onlara hikayeni anlatırken.
Gülümseyeceksin işte!” dedi ve sis oldu.
Kadının öyle bir komşusu hiç yoktu!
Çok yıllar geçti üstünden,
Çokça da hayatlar.
Tam da kadın sisler içinden,
Sessizliğe ve ıssızlığa uçacakken,
Tam da o geceki gibi, hayattan haylice yorgunken,
Gün ortasında,
Bir çift göz gördü.
Meraksız, şüphesiz bir çift göz.
Zira nedense bu aralar sıklıkla,
Sadece ve sadece kadının gözlerinin derinini arıyordu.
Çünkü o gözler hiç durmadan soruyordular!
"Ne olacak be evladım senin bu halin?"
Kadının, zaten utanacağı hiçbir şeyi yoktu.
Sorusunca, sırasınca öylece sakince
Bütün cevapları denizin iyot kokusuna cevaplıyordu.
Sadece artık!
Saçları yoktu.
Elma çiçekleriyse çoktan solmuştu.
Tek bir damla bile ağlamıyordu.
Hayatını her sorana da, gülümseyerek anlatıyordu.
Kadın geçmişinde,
Ona geçirilenleri,
Ki bu bütün hayatının sadece ön sözü oluyordu.
Kadın her zaman olduğu gibi,
Hep kırılıyordu.
Zerrelerine ayrılıyordu.
Kimse bunu bilmiyor, anlamıyordu.
Çünkü, çok yıllardır,
Geçmişini anlatırken hep gülümsüyordu.
Nede olsa tarih hep tekerrürden ibaretti!
Sonunda her şey bitiyordu,
Hepsinin sonu,
"Son." du.
Elma çiçekleri bile artık tohumdan GDO'luydu!
Cemre.Y.
Elma çiçekleri bile artık tohumdan GDO'luydu!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder