…Cinayet Mahali…
Faillerini tanıyordum bütün maktuliyetlerimin,
Her biri...
Yeniden doğuşum ilan edilmezden önce,
Gelip gelip duruyorlardı cinayet mahallerine!
Kimi, babamdan vuruyordu en akrabasından,
Kimi yalanlar savuruyordu en arkadaşlığından.
Kimi, güvenilmişliğin,
En zehirli okunu saplıyordu sırtıma en dostluğundan.
Kimi, sevilmişliğin böylesini hiç görmemişti,
Vuruverdi aniden,
Bencileyin gibi hiç sevilmeyecekliğini!
Ona ilk ardımı döndüğüm, o ilk anımdan!
Çoklarıma göre de,
Kasabın vitrininde kıçımda karanfil saplı değil diye,
O erişilemeyen et gibi murdardım.
Saplaya saplaya bitiremediler iftiralarını.
Fitnatlarını,
Şerre zarar biatlarını!
Ama en çok ben,
Ne vakitler öldüm biliyor musunuz?
"O, yapmaz, o beni çok iyi bilir!" dediklerimin,
Fark etmediğimi sandıkları anlarda,
Arkamdan kazdıkları o kuyulara,
Beni kurnazca gülümseyerek ,
Tek elleri böğürlerinde,
Öylece insafsız, ittiklerini gördüğümde!
En çok o zamanlarım öldüm ben.
Konuşsam kıyamet, sussam cennet uzak…
Öylece öldüm.
Ben...
En çok o zamanlar öldüm.
Hiç farketmiyordu oysa sıfatları!
Eş, dost, akraba, arkadaş, yar, yaren!
Bugün...
Ben...
Bir kere daha öldüm ben.
Size mutlu yıllar!
Benim kalmadı artık,
Bunca şefkatime, sevgime, empatime rağmen!
Beni maktüle döndürmüş olanıma bile,
Affedip duran o bana rağmen,
O, ölüp ölüp, yeniden doğuşlarıma gücüm.
Ne sanıyordunuz?
Size...
Bana, bunca yaptıklarınıza,
Hiç yapmadıklarınıza rağmen!
Nasıl olup da, hep…
Hala gülümsedim size...
Sizce?
Kör müydüm, umursamaz mı,
Yoksa duyar sız mı?
Çoktan kaybetmiştim oysa,
O, peygamber sabrımı!
Yoksa o son, "A, salak!" mıydım size göre?
Sizin gibi hiç olamadım ki ben.
Artık genç değilim be güzelim.
Başka hayatı hayal edecek güç yoktu bende.
Beni her öldürüşlü seferinizde,
Gülümseyebilirdim size en çok!
Kimi sitemimden,
Kimi umudumdan,
Gülümserdim en çok...
Hala hayatta oluşuma küfreder gibi.
Siz hiç görmezdiniz!
Her maktüliyetimde...
Hepinize, her yeni güne,
Yeniden son bir umut doğdum küllerimden de.
Siz hiç bilmezdiniz!
Buyurunuz size en gizemli hallerimden, en deşifrem!
Hep ama hep, o beni ilk öldürenime,
İlk o var oluş an'ıma küstüm!
Babaya değil!
Ya da rahmetli anama hiç değil!
Olmaz olasıca, o başarılı savaşımlı,
O ilk...an'ıma küstüm!
Biliyordum en büyük cevabı hayata oysa!
Bilerek gelmiştim değil mi bu dünyaya!
Öylece kodlanmıştım.
Mademki bu dünyadaysam ben,
Kazanmışsam ilk zaferimi.
Nefes alıyorsam,
Bu hayatta en büyük başarım,
Bu hayatta olmaktı.
Hem de hala!
Şimdilerde hafızam epeyce çelişiyor ya!
Hepsini unutsan ki...
"Hepsini yaşadın lan!
Durduk yere Alzheimer olacaksın!" ı
Unutmadan kalsan...
Yine başa döneceksin.
Yine biri daha senin
Ölünün son ziyaretini,
Saklayıp, saklayıp duracak yürek mezarında.
Yine…
Yapma!
Kendine!
Şiir bu bu ya…
Buraya kadar okuduysan baştan oku!
Da...
Şükretmeliydim yaradana!
Ki bence yaradan, yar edip,
Ötesini terk ediyordu çoktan.
Dedirtmediler bir türlü zira!
Fark yok hala, yine güven kırığı her yer,
Yine ecel.
Ölelim madem.
Zaten…
Yine küllerinden yeniden,
Dirilmek isteyen kim artık!
Kime?
Niçin?
Neye?
Neyse...
Ama en çok ben,
Ne vakitler öldüm biliyor musunuz?
"O, yapmaz,
O, beni iyi bilir!" dediklerimin,
Fark etmediğimi sandıkları anlarda,
Arkamdan kazdıkları o kuyulara,
Beni kurnazca gülümseyerek ittiklerini gördüğümde!
Ben...
En çok o zamanlar öldüm.
Yoruldum bence ben epeyce...
Siz yine de bilmeyin de...
Faillerini tanıyordum bütün maktüliyetlerimin,
Her biri...
Yeniden doğuşum ilan edilmezden önce,
Gelip gelip duruyorlardı cinayet mahallerine!
Siz yine de, benim gibi hiç ölmeyin ama
Yeterince ölemezsiniz zira da!
Bilin bence...
Yorgunum ben birkaç ömürce...
Size iyi seneler!
E gülümseyin!
E daha çok gülümseyin lütfen!
Ama lütfen!
Benim yılımın son günününe ramak kala lütfen ama!
Hiçbir kalbi kırmamışsınız,
Hiçbir gönülü öldürmemişsiniz gibi
Gülümseyin reca edicem!
Bak!
Çekiyorum...
Durduk yere acınızı başkalarının ömrüne
Hiç var saymamışsınız gibi,
"Daha bu ne ki!" dememişsiniz gibi gülümseyin.
Bilmiyorsunuz ki ben...
Kırk iki yaşımın,
Kırk yılını anamı affederek geçtim.
Ahh be anacığım!
Az mı okudum senin köy mektuplarını...
Ama izin ver bir, be...
Bir, hatırlayamayayım!
"Evvela böyüklerim ellerinden,
Göççüüklerim gözlerinden,
Selamlı kelam ile öperim,
Hatçem.....................vs.vs.vs.
Ama bunu bile anlamazdı o zamanki it salyalı,
Ağa sülüklü köpekler!
Kocasının anama o ilk mektubunu,
Ağa kızını hiç ederek aleni okumuşlar...
Bence asıl orada bittin.
Size hala iyi seneler!
Neredeyse aşk'ı evlat olacaktım ben!
Zaruri istikamet olmuş kaderim.
Ne yaptım ne yapmadımsa düzeltemedim.
Oysa yosun gözlümün bari hikayesini değiştirmekti niyetim.
Her biri...
Yeniden doğuşum ilan edilmezden önce,
Gelip gelip duruyorlardı cinayet mahallerine!
Kimi, babamdan vuruyordu en akrabasından,
Kimi yalanlar savuruyordu en arkadaşlığından.
Kimi, güvenilmişliğin,
En zehirli okunu saplıyordu sırtıma en dostluğundan.
Kimi, sevilmişliğin böylesini hiç görmemişti,
Vuruverdi aniden,
Bencileyin gibi hiç sevilmeyecekliğini!
Ona ilk ardımı döndüğüm, o ilk anımdan!
Çoklarıma göre de,
Kasabın vitrininde kıçımda karanfil saplı değil diye,
O erişilemeyen et gibi murdardım.
Saplaya saplaya bitiremediler iftiralarını.
Fitnatlarını,
Şerre zarar biatlarını!
Ama en çok ben,
Ne vakitler öldüm biliyor musunuz?
"O, yapmaz, o beni çok iyi bilir!" dediklerimin,
Fark etmediğimi sandıkları anlarda,
Arkamdan kazdıkları o kuyulara,
Beni kurnazca gülümseyerek ,
Tek elleri böğürlerinde,
Öylece insafsız, ittiklerini gördüğümde!
En çok o zamanlarım öldüm ben.
Konuşsam kıyamet, sussam cennet uzak…
Öylece öldüm.
Ben...
En çok o zamanlar öldüm.
Hiç farketmiyordu oysa sıfatları!
Eş, dost, akraba, arkadaş, yar, yaren!
Bugün...
Ben...
Bir kere daha öldüm ben.
Size mutlu yıllar!
Benim kalmadı artık,
Bunca şefkatime, sevgime, empatime rağmen!
Beni maktüle döndürmüş olanıma bile,
Affedip duran o bana rağmen,
O, ölüp ölüp, yeniden doğuşlarıma gücüm.
Ne sanıyordunuz?
Size...
Bana, bunca yaptıklarınıza,
Hiç yapmadıklarınıza rağmen!
Nasıl olup da, hep…
Hala gülümsedim size...
Sizce?
Kör müydüm, umursamaz mı,
Yoksa duyar sız mı?
Çoktan kaybetmiştim oysa,
O, peygamber sabrımı!
Yoksa o son, "A, salak!" mıydım size göre?
Sizin gibi hiç olamadım ki ben.
Artık genç değilim be güzelim.
Başka hayatı hayal edecek güç yoktu bende.
Beni her öldürüşlü seferinizde,
Gülümseyebilirdim size en çok!
Kimi sitemimden,
Kimi umudumdan,
Gülümserdim en çok...
Hala hayatta oluşuma küfreder gibi.
Siz hiç görmezdiniz!
Her maktüliyetimde...
Hepinize, her yeni güne,
Yeniden son bir umut doğdum küllerimden de.
Siz hiç bilmezdiniz!
Buyurunuz size en gizemli hallerimden, en deşifrem!
Hep ama hep, o beni ilk öldürenime,
İlk o var oluş an'ıma küstüm!
Babaya değil!
Ya da rahmetli anama hiç değil!
Olmaz olasıca, o başarılı savaşımlı,
O ilk...an'ıma küstüm!
Biliyordum en büyük cevabı hayata oysa!
Bilerek gelmiştim değil mi bu dünyaya!
Öylece kodlanmıştım.
Mademki bu dünyadaysam ben,
Kazanmışsam ilk zaferimi.
Nefes alıyorsam,
Bu hayatta en büyük başarım,
Bu hayatta olmaktı.
Hem de hala!
Şimdilerde hafızam epeyce çelişiyor ya!
Hepsini unutsan ki...
"Hepsini yaşadın lan!
Durduk yere Alzheimer olacaksın!" ı
Unutmadan kalsan...
Yine başa döneceksin.
Yine biri daha senin
Ölünün son ziyaretini,
Saklayıp, saklayıp duracak yürek mezarında.
Yine…
Yapma!
Kendine!
Şiir bu bu ya…
Buraya kadar okuduysan baştan oku!
Da...
Şükretmeliydim yaradana!
Ki bence yaradan, yar edip,
Ötesini terk ediyordu çoktan.
Dedirtmediler bir türlü zira!
Fark yok hala, yine güven kırığı her yer,
Yine ecel.
Ölelim madem.
Zaten…
Yine küllerinden yeniden,
Dirilmek isteyen kim artık!
Kime?
Niçin?
Neye?
Neyse...
Ama en çok ben,
Ne vakitler öldüm biliyor musunuz?
"O, yapmaz,
O, beni iyi bilir!" dediklerimin,
Fark etmediğimi sandıkları anlarda,
Arkamdan kazdıkları o kuyulara,
Beni kurnazca gülümseyerek ittiklerini gördüğümde!
Ben...
En çok o zamanlar öldüm.
Yoruldum bence ben epeyce...
Siz yine de bilmeyin de...
Faillerini tanıyordum bütün maktüliyetlerimin,
Her biri...
Yeniden doğuşum ilan edilmezden önce,
Gelip gelip duruyorlardı cinayet mahallerine!
Siz yine de, benim gibi hiç ölmeyin ama
Yeterince ölemezsiniz zira da!
Bilin bence...
Yorgunum ben birkaç ömürce...
Size iyi seneler!
E gülümseyin!
E daha çok gülümseyin lütfen!
Ama lütfen!
Benim yılımın son günününe ramak kala lütfen ama!
Hiçbir kalbi kırmamışsınız,
Hiçbir gönülü öldürmemişsiniz gibi
Gülümseyin reca edicem!
Bak!
Çekiyorum...
Durduk yere acınızı başkalarının ömrüne
Hiç var saymamışsınız gibi,
"Daha bu ne ki!" dememişsiniz gibi gülümseyin.
Bilmiyorsunuz ki ben...
Kırk iki yaşımın,
Kırk yılını anamı affederek geçtim.
Ahh be anacığım!
Az mı okudum senin köy mektuplarını...
Ama izin ver bir, be...
Bir, hatırlayamayayım!
"Evvela böyüklerim ellerinden,
Göççüüklerim gözlerinden,
Selamlı kelam ile öperim,
Hatçem.....................vs.vs.vs.
Ama bunu bile anlamazdı o zamanki it salyalı,
Ağa sülüklü köpekler!
Kocasının anama o ilk mektubunu,
Ağa kızını hiç ederek aleni okumuşlar...
Bence asıl orada bittin.
Size hala iyi seneler!
Neredeyse aşk'ı evlat olacaktım ben!
Zaruri istikamet olmuş kaderim.
Ne yaptım ne yapmadımsa düzeltemedim.
Oysa yosun gözlümün bari hikayesini değiştirmekti niyetim.
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder