...Her Şeyden Önce İnsan...
Yeni yılın son bir buçuk günü...
Hava kulak donduracak cinsinden aşırı soğuk!
Kar yağıyor lapa lapa!
Nedense hiçbir zaman romantik bir yağış olamadı bu bana!
İşine bağlı her çalışan gibi hastalıklarımı bile,
Tatillere denk getiren ben,
Hala bir işimin var olduğu geçen yıl başına mı özendim nedir!
Fena halsizim!
Gün boyu hapşırıp durdum.
Ama ben hasta olunca, hep uyurum!
Ola ki artık uyanmayım diye...
Evimde ekmek dahil eksikler varsa da almaya gidecek mecalim yok.
Üstelik yarın yeni umutların, yeni hayallerin günü!
Kimseye değilse bile,
Kendime güzel ve temiz olmalıyım.
Oysa halsizlikten iki kat altımdaki kardeşime bile gidemiyorum.
Bilmem ki, o cep telefonları,
Oyunlarla sosyal medyalar takipleri için mi var oldular!
Açmıyorlar telefonları!
Duymuyorlar!
Birden aklıma, yüksek binaların yanındaki,
Evime tam tamına beş dakikalık yürüme mesafesindeki,
Arada bir uğradığım o market geldi!
Son uğradığımda “Evlere servisimiz de var.”demişlerdi de
Elime reklamlarını yapan magnetlerinden birini tutuşturmuşlardı.
Buzdolabıma asmışım neyse ki!
Aradım siparişimi verdim, adresimi verdim,
En kolay yoldan yolu tarif ettim.
Marketlerine sırtlarını dönüp dümdüz yürüyecekler
Sonra o bilinen marketin karşından sağa sapacaklar,
Derenin köprüsüne varmadan üç bina öncesi bizim evdi zaten.
Normal şartlarda beş dakikada istediklerim kapımda olmalıydı.
Ama ben yine de!
İçimden de totemimi yaptım
Öyle ya ben, o yüksek binalarda oturmuyordum!
Totemim ;
“Eğer onlar bu adresi bulurlarsa;
*-O, beni, gerçekten seviyor" -du.
Yeni yıla yeni umut!
“Vazgeçmek gerekli ise de, asla pes etmek yok!" ya serde.
Totemim bari tutsaydı diye yarım saat sonra aradım.
"Abla bizim çocuk bulamamış o adresi!
Suriyeli, anlamıyor da dilimizden!
Ben gelsem elimle koymuş gibi bulurdum ya o tarifinizle
Ama buradan ayrılmam mümkün değil,
Hani siz sokağın başına kadar bari gelseniz?”
İki kat aşağı inemeyen ben!
Sırf Suriyeli o çocuk işinden kovulmasın da
Sırf totemim bari yarı tutsun diye
Paltomu giyinip indim aşağı,
Sokağın başına kadar yürüdüm ama!
Bana tarif edilen siyah hırkalı o çocuk yok!
Çocuk yok!
Bir sokak üste yürüdüm yok!
Hastaydım ve üşüyordum bir sokak daha yürüdüm ama yok!
Neredeyse markete varacaktım ki
Titreyerek, elinde poşetle sokaktan aşağı iniyordu bir çocuk.
Daha dokuz-on yaşlarında!
Tanıdım titreyen dudaklarından onu!
Karşıladım yol ayrımında...
Bir yanım “Alıp poşetini ver parasını,
Bas git evine, beter hasta olacaksın!”dedi.
Diğer yanım çocuğun
“Apla! Ben bu sokakların hepsini gezdim ben valla
Ama yüksek binalarda değil ya evin
Ondan olsa gerek bulamadım!
Anca bu kadar anlıyorum dilinizi!”
Cümlelerindeydi...
Morarmış dudaklarındaydı bir yanım.
Meslek hastalığıma göre, maliyet hesabı yapardım hep.
Anlık hesaplarıma göre,
Bu çocuk en çok iki ay daha bu markette çalışır,
Aklımdan geçen şeyi ona verdiğimde
En çok evine kadar onu sıcak tutmaktaydı.
Hesaplarım bana göre
“Evine gidene kadar bari sıcakta olsun’a
*–Tamam- oldum ve ona
“Haydi gel evimi göstereyim sana!
Meğerki bir daha gelirsen kolayca bulursun."deyiverdim.
O kadar küçüktü ki kıyamadım ellinden poşetimi de aldım.
Evime tam iki sokak kala,
Ben “Acaba o kızıma da, bana da artık olmayan kaban duruyorsa hala,
Bu çocuğa versem ki kaç saat ısınır ki?" diye düşünürken
Düşünüp hesap yaparken “Patt!” yerde buldum kendimi!
O dalgınlıkla, koca sokakta,
Bir mandalina kabuğuna basıp kayınca ayağımı burkmuştum.
Saçıldı yerlere bütün her şeyim!
Artık dizlerimin üzerindeydim!
Hemmen!
Değil alışveriş poşetlerimi inceleyen,
Çöpümü dahi “Acaba ne atıyor ki?” diye
İnceleyen mahalle komşularım!
“Anamın arkadaşları!” yetiştiler...
Zavallı çocuk!
Böylesi göz hapsini belli ki ülkesinde bile görmemişti!
Titreyerek toparladı her şeyimi kucağına da
"Abla ben sence artık gideyim mi?”dedi.
Gereksiz mahallime yan yan bakıp
Siz durun “Ben toparladım her şeyi sağ olun." dedikten sonra
Çocuğa “Ablam dur bir”dedim!
“Daha evimi göstereceğim sana!”
Kucağımda ekmek ve vesaireler darmadağın düştük yoluma!
Evime geldiğimde “Bu kamyonun önünde bekle beni”dedim.
“Ben sana az sonra git” diyeceğim!
O dilediğim kabanı bulamadım,
Kim bilir şimdi kimin sırtında!
Kim bilir yine kime vermişim.
Terasımdan baktım bekliyordu çocuk
“Git” diyeyim diye...
Ve titriyordu hala dudakları...
Öylece “Git” demek yine ağır geldi bana!
Uzun zamandır giymediğim içi polar dışı yağmurluk bir kaban vardı
Onu atıverdim aşağıya!
“Heyyy! Çocuk!
Bunu kimseye kaptırma sakın ha!”
“Elimden, dilimden geleni yaparım ablam!” dedikten sonra
Sevinçle uçup gitti.
Hastaydım ben lan?
Durduk yere, iyilik yapmaya giderken
Sağ ayağım burkuntuya sebep
Artık yürümeye de yastaydım!
Ben bunları yazarken
Hikayemi bilen dost yüreklimin biri dedi ki
“Madem öyle, sağ ayağına bari basma bir zaman!”
“Olur.” dedim.
Oysa evimde yapayalnızım üstelik elektrikler kesildi.
Elektrikle ısınan biri için bu bir felaket demekti.
Her zaman ve her koşulda ayağımın
Üzerine basmak zorundaydım ben.
Yine de o çocuğun artık üşümeyecek olması tek tesellimdi.
Sadece yukarıdakine sormak isterdim
“İyilik yapmaya giderken beni yere düşürüp
Ayağımı da sakatlatman neyin sınavı, neyin nesiydi!
Neyin öcüydü yarattığını yaratıp unutmak.
Hani her şeyden önce insan değil miydi?
Cemre.Y.
Yeni yılın son bir buçuk günü...
Hava kulak donduracak cinsinden aşırı soğuk!
Kar yağıyor lapa lapa!
Nedense hiçbir zaman romantik bir yağış olamadı bu bana!
İşine bağlı her çalışan gibi hastalıklarımı bile,
Tatillere denk getiren ben,
Hala bir işimin var olduğu geçen yıl başına mı özendim nedir!
Fena halsizim!
Gün boyu hapşırıp durdum.
Ama ben hasta olunca, hep uyurum!
Ola ki artık uyanmayım diye...
Evimde ekmek dahil eksikler varsa da almaya gidecek mecalim yok.
Üstelik yarın yeni umutların, yeni hayallerin günü!
Kimseye değilse bile,
Kendime güzel ve temiz olmalıyım.
Oysa halsizlikten iki kat altımdaki kardeşime bile gidemiyorum.
Bilmem ki, o cep telefonları,
Oyunlarla sosyal medyalar takipleri için mi var oldular!
Açmıyorlar telefonları!
Duymuyorlar!
Birden aklıma, yüksek binaların yanındaki,
Evime tam tamına beş dakikalık yürüme mesafesindeki,
Arada bir uğradığım o market geldi!
Son uğradığımda “Evlere servisimiz de var.”demişlerdi de
Elime reklamlarını yapan magnetlerinden birini tutuşturmuşlardı.
Buzdolabıma asmışım neyse ki!
Aradım siparişimi verdim, adresimi verdim,
En kolay yoldan yolu tarif ettim.
Marketlerine sırtlarını dönüp dümdüz yürüyecekler
Sonra o bilinen marketin karşından sağa sapacaklar,
Derenin köprüsüne varmadan üç bina öncesi bizim evdi zaten.
Normal şartlarda beş dakikada istediklerim kapımda olmalıydı.
Ama ben yine de!
İçimden de totemimi yaptım
Öyle ya ben, o yüksek binalarda oturmuyordum!
Totemim ;
“Eğer onlar bu adresi bulurlarsa;
*-O, beni, gerçekten seviyor" -du.
Yeni yıla yeni umut!
“Vazgeçmek gerekli ise de, asla pes etmek yok!" ya serde.
Totemim bari tutsaydı diye yarım saat sonra aradım.
"Abla bizim çocuk bulamamış o adresi!
Suriyeli, anlamıyor da dilimizden!
Ben gelsem elimle koymuş gibi bulurdum ya o tarifinizle
Ama buradan ayrılmam mümkün değil,
Hani siz sokağın başına kadar bari gelseniz?”
İki kat aşağı inemeyen ben!
Sırf Suriyeli o çocuk işinden kovulmasın da
Sırf totemim bari yarı tutsun diye
Paltomu giyinip indim aşağı,
Sokağın başına kadar yürüdüm ama!
Bana tarif edilen siyah hırkalı o çocuk yok!
Çocuk yok!
Bir sokak üste yürüdüm yok!
Hastaydım ve üşüyordum bir sokak daha yürüdüm ama yok!
Neredeyse markete varacaktım ki
Titreyerek, elinde poşetle sokaktan aşağı iniyordu bir çocuk.
Daha dokuz-on yaşlarında!
Tanıdım titreyen dudaklarından onu!
Karşıladım yol ayrımında...
Bir yanım “Alıp poşetini ver parasını,
Bas git evine, beter hasta olacaksın!”dedi.
Diğer yanım çocuğun
“Apla! Ben bu sokakların hepsini gezdim ben valla
Ama yüksek binalarda değil ya evin
Ondan olsa gerek bulamadım!
Anca bu kadar anlıyorum dilinizi!”
Cümlelerindeydi...
Morarmış dudaklarındaydı bir yanım.
Meslek hastalığıma göre, maliyet hesabı yapardım hep.
Anlık hesaplarıma göre,
Bu çocuk en çok iki ay daha bu markette çalışır,
Aklımdan geçen şeyi ona verdiğimde
En çok evine kadar onu sıcak tutmaktaydı.
Hesaplarım bana göre
“Evine gidene kadar bari sıcakta olsun’a
*–Tamam- oldum ve ona
“Haydi gel evimi göstereyim sana!
Meğerki bir daha gelirsen kolayca bulursun."deyiverdim.
O kadar küçüktü ki kıyamadım ellinden poşetimi de aldım.
Evime tam iki sokak kala,
Ben “Acaba o kızıma da, bana da artık olmayan kaban duruyorsa hala,
Bu çocuğa versem ki kaç saat ısınır ki?" diye düşünürken
Düşünüp hesap yaparken “Patt!” yerde buldum kendimi!
O dalgınlıkla, koca sokakta,
Bir mandalina kabuğuna basıp kayınca ayağımı burkmuştum.
Saçıldı yerlere bütün her şeyim!
Artık dizlerimin üzerindeydim!
Hemmen!
Değil alışveriş poşetlerimi inceleyen,
Çöpümü dahi “Acaba ne atıyor ki?” diye
İnceleyen mahalle komşularım!
“Anamın arkadaşları!” yetiştiler...
Zavallı çocuk!
Böylesi göz hapsini belli ki ülkesinde bile görmemişti!
Titreyerek toparladı her şeyimi kucağına da
"Abla ben sence artık gideyim mi?”dedi.
Gereksiz mahallime yan yan bakıp
Siz durun “Ben toparladım her şeyi sağ olun." dedikten sonra
Çocuğa “Ablam dur bir”dedim!
“Daha evimi göstereceğim sana!”
Kucağımda ekmek ve vesaireler darmadağın düştük yoluma!
Evime geldiğimde “Bu kamyonun önünde bekle beni”dedim.
“Ben sana az sonra git” diyeceğim!
O dilediğim kabanı bulamadım,
Kim bilir şimdi kimin sırtında!
Kim bilir yine kime vermişim.
Terasımdan baktım bekliyordu çocuk
“Git” diyeyim diye...
Ve titriyordu hala dudakları...
Öylece “Git” demek yine ağır geldi bana!
Uzun zamandır giymediğim içi polar dışı yağmurluk bir kaban vardı
Onu atıverdim aşağıya!
“Heyyy! Çocuk!
Bunu kimseye kaptırma sakın ha!”
“Elimden, dilimden geleni yaparım ablam!” dedikten sonra
Sevinçle uçup gitti.
Hastaydım ben lan?
Durduk yere, iyilik yapmaya giderken
Sağ ayağım burkuntuya sebep
Artık yürümeye de yastaydım!
Ben bunları yazarken
Hikayemi bilen dost yüreklimin biri dedi ki
“Madem öyle, sağ ayağına bari basma bir zaman!”
“Olur.” dedim.
Oysa evimde yapayalnızım üstelik elektrikler kesildi.
Elektrikle ısınan biri için bu bir felaket demekti.
Her zaman ve her koşulda ayağımın
Üzerine basmak zorundaydım ben.
Yine de o çocuğun artık üşümeyecek olması tek tesellimdi.
Sadece yukarıdakine sormak isterdim
“İyilik yapmaya giderken beni yere düşürüp
Ayağımı da sakatlatman neyin sınavı, neyin nesiydi!
Neyin öcüydü yarattığını yaratıp unutmak.
Hani her şeyden önce insan değil miydi?
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder