...Hoş Geldin Madem!...
Cancağızım!
Sana, her gün bakıp yüzünü çevirdiğin aynandan sesleniyorum.
Gözlerinin içine bakıyorum, buradayım, tam karşında,
Artık yalnız değilsin, artık yalnız değilim, artık dostuz.
Sanki böyle bahçendeki erik ağacı çiçek açmış da,
Sen karpuza aş eriyormuşsun gibi bir duygu bu!
Hoş geldin madem!
Hiç korkma.
Ve merak da etme!
Ben...
Ölsem de ölmem.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki Piri Reis haritası gibiyim.Dışım'la o kadar meşguller ki, içimi gören yok!
Cancağızım! Sana, her gün bakıp yüzünü çevirdiğin aynandan sesleniyorum, gözlerinin içine bakıyorum, buradayım, tam karşında, artık yalnız değilsin, artık yalnız değilim, artık dostuz. Sanki böyle bahçendeki erik ağacı çiçek açmış da sen karpuza aş eriyormuşsun gibi bi duygu bu... Hoş geldin madem! (Yazdıklarım bana aittir çalmayın, adımla beraber paylaşın olur mu canlarım.) Cemre.Y. #Tipinifavladığım
cancağızım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cancağızım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Ocak 2024 Salı
Hoş Geldin Madem!
Labels:
ayna,
cancağızım,
çiçek,
dost,
duygu,
hoş geldin,
merak,
sanki,
yalnız
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
1 Ocak 2023 Pazar
Canım Yanıyor
…Canım Yanıyor…
Kuytu köşelerinde yanmak yok cehennemin!Kimseleri sevindirmeye mahal yok!
Canım yanıyor cancağızım...
Hem de çookkk!
Bir yanım sessiz çığlıklarıyla haykırıyor evrene
Ama!
Ben bunların hiçbirini hak etmedim!
Dudağımın sol gamzesine çeken alaylı bir gülümseme
Artık..
Ne yapsan,
Ne yapmasan,
Beni,
Benden yok edemeyeceksin.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
25 Aralık 2022 Pazar
Cennet Diye Bir Yer Yok!
…Cennet Diye Bir Yer Yok!...
An gelir, et tırnaktan ayrılır kuzum!Ne kadar acılı olmuştu tırnak çektirmelerim hatırla!
Sananların aksine…
Et, tırnaktan ciğerini söke söke ayrılır!
Acımadan söküp alırlar onu oradan da…
Birkaç ay…
Ayağına bile sağlam basamazsın!
Ben masallara doydum cancağızım.
Cennet diye bir yer yok!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
13 Kasım 2021 Cumartesi
Gittiler
…Gittiler…
Biz, hiç kimseden geçip gitmedik ki cancağızım.Han, biz olduk hep!
Hep onlar bizden geçip gittiler.
Hancılar gittiler…
Yolcular gittiler…
Yollar bile gittiler de…
Yüreğimizin boyası dökülmüş,
Sarı odalarında yaşıyor her birinin anıları.
Ömrümüz böyle geçti be cancağızım...
Hayallerimiz ve kırıkları ile...
Biz topladıkça can parçalarımızı yerlerden,
Koca bir sıfırla çarptı her gelen!
Cemre.Y.
Labels:
anı,
can kırıkları,
cancağızım,
gitmiş,
gitti,
hayal,
Hiç kimse,
ömrüm,
yolcu,
yüreğim
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
11 Ekim 2021 Pazartesi
Bir Kere De Olsun
…Bir Kere De Olsun…
Bir kere de olsun, sadece bir kere…Şöyle ağız dolusu bir yaz gülüşü sığdırsın dudaklarıma,
Boynumdaki kuş tüylü kolyeler uçuşsun.
Rengarenk ojelerim, parmaklarımdaki yüzükleri kıskansın.
Bir kere de olsun, sadece bir kere…
O benim, en güvenli limanım olsun.
Karnımdaki gebe izleri teker teker yok olsun.
Eşim, dostum demeden,
Hazımsızım, seni bana çok görenim demeden,
Senin içimdeki varlığını kutsasın.
Benim içindeki varlığımı kutsasın.
Bir kere de olsun, sadece bir kere…
Her yeni güne gülümseyebildiğim kadar,
Acımın acı,
Sancımın da sancı olduğunu anlayacak kadar ben olsun!
En nihayetinde…
Sevdiğim kadar sevilmeliyim ben de.
Hem de…
En sevdiceğimce!
Bir kere de olsun, sadece bir kere…
Ben onun gözlerinin yosununda boğulmaya razıyken,
O, benim en sadık limanım olsun.
Cemre.Y.
Labels:
acı,
cancağızım,
dost,
gülümse,
kuşlar,
liman,
rengarenk,
sadece,
sancı,
sevdiceğim,
sevdiğim,
sevdim,
sevmek,
yosun gözlüm
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
9 Nisan 2020 Perşembe
Zamanın Kelepçeleri Çınlıyor Zihnimde
...Zamanın Kelepçeleri Çınlıyor Zihnimde...
Cancağızım…
Uzunca bir süredir,
Uzunca bir süredir,
Benden haber alamadığının farkındayım.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Şu hayatta hiçbir şeyin,
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Şu hayatta hiçbir şeyin,
Sanal yanılsamalardan ibaret olmadığını,
Sana az çok öğrettiğimi umuyorum.
Yoksa hala elinde bir telefon,
Yoksa hala elinde bir telefon,
Hiç durmadan bütün sanal alemlerden insanları dikizleyip,
Onların anlık fotoğraf karelerine mi haset etmektesin?
Ya da asalak kocan evde yan gelip yatarken,
Sen bir mutfağın kilerinde, yine birileriyle mi flörtleşmektesin.
Bilmiyorum ki nihayet ondan kurtulup,
Onların anlık fotoğraf karelerine mi haset etmektesin?
Ya da asalak kocan evde yan gelip yatarken,
Sen bir mutfağın kilerinde, yine birileriyle mi flörtleşmektesin.
Bilmiyorum ki nihayet ondan kurtulup,
Kendine yeni ve düzenli bir hayat kurabildin mi?
Bizi bizden uzaklaştıran çalışkan hormonların,
Nihayet,
Bizi bizden uzaklaştıran çalışkan hormonların,
Nihayet,
Yaşına uygun bir sevdaya tutundu mu misal bilmiyorum.
Sen benden güvenimi aldın,
Sen benden güvenimi aldın,
Lakin umuyorum ki ben ömrüne çok şeyler kattım.
En azından tanıştığımızdan bu yana,
En azından tanıştığımızdan bu yana,
Geceleri yarasa gibi salon koltuğunda yaşayıp,
Gündüzleri fosil gibi uyuyup,
Gündüzleri fosil gibi uyuyup,
Başkalarının getirdiği yemeklerin tencere diplerini sıyırmıyorsun.
Hiç yoktan kendi yeteneğince,
Hiç yoktan kendi yeteneğince,
Güzel bir işin, günün, güneşin, gecen ve uykun oldu sayemde.
Arada bir seni çok ama çok özlüyorum, hele bugünlerde,
Ama unutamıyorum ki, yalanlarının yükünü.
Ne bileyim bir arasam, yıllardır değil de,
Arada bir seni çok ama çok özlüyorum, hele bugünlerde,
Ama unutamıyorum ki, yalanlarının yükünü.
Ne bileyim bir arasam, yıllardır değil de,
Sanki birkaç gün geçmiş gibi saatlerce telefonda konuşsak!
Benim her saniyem sana dair safi yalansızken,
Kırk ayağının üstünde kırk yalan dolapların vazgeçiriyor beni.
Yine de benden önceki yıktığın dostların gibi,
Benim her saniyem sana dair safi yalansızken,
Kırk ayağının üstünde kırk yalan dolapların vazgeçiriyor beni.
Yine de benden önceki yıktığın dostların gibi,
Hala meraktasın ömrümün günlerini.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Bu covid19 belası Çinden aşıp ülkemizi sarmaya başladığında,
Atmış beş yaş üstü ve kronik hastalıkları olanlara,
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Bu covid19 belası Çinden aşıp ülkemizi sarmaya başladığında,
Atmış beş yaş üstü ve kronik hastalıkları olanlara,
Sokağa çıkma yasağı geldiğinde,
İlk önce yıllık izinlerimizi kullanalım dedik kronik hastalığı olanlarla,
Lakin bu Corona denen deccal başlı virüs,
İlk önce yıllık izinlerimizi kullanalım dedik kronik hastalığı olanlarla,
Lakin bu Corona denen deccal başlı virüs,
Başı bozuk azgın birer canavar gibi şehrimize de çökünce,
Üç aylık kısa süreli çalışma ödeneğine karar verilmek zorunda kalındı şirketimizce.
İlk günler puslu, yağmurlu, karanlık ve kasvetliydi,
Üç aylık kısa süreli çalışma ödeneğine karar verilmek zorunda kalındı şirketimizce.
İlk günler puslu, yağmurlu, karanlık ve kasvetliydi,
Güneş bile göstermiyordu yüzünü bana!
Saatlerce haberleri dinlerken,
Saatlerce haberleri dinlerken,
Dinlenmeksizin sirkeli, çamaşır sulu, kolonyalı duvarları mı silmedim,
Koltukları, halıları, kapıları, pencereleri mi silmedim, sonra içime kuşku düşüp,
Ya birinden diğerine yapışmışsa korkusuyla,
Koltukları, halıları, kapıları, pencereleri mi silmedim, sonra içime kuşku düşüp,
Ya birinden diğerine yapışmışsa korkusuyla,
Sondan başa yeniden mi yıkamadım derken,
Yoğun deterjan kokusu nefesi kesip,
Yoğun deterjan kokusu nefesi kesip,
Tırnaklarımı sayfalara ayırmaya başladığında bir durdum.
Sonra gittim kendime nakış ve oya ipleri aldım rengarenk!
Üç gün bekledim kutularından yeni açıldıkları halde virüsler geberip gitsin diye.
Aldığım sigara paketlerini bile köpürtüp yıkıyorum hala.
Bu gün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Mandra Filozofunu ilk seyrettiğimde, alarmsız, zamansız,
Öylece gelişine yaşanan hayata bir heveslenmemiştim desem yalan olur.
Lakin ne bir avuç toprağım, ne ineğim, ne tavuğum,
Ne ağacım, ormanım, derme çatma evimin önünde uzayan masmavi denizim,
Ne de darda kaldığımda bana hemencecik el uzatacak bir anam vardı.
Filmi izleyişimin üzerinden iki saat geçmeden savuşturmuştum bu hayalimi
Bütün olmayanlarımdan biri daha olması nedeniyle.
Çok şükür iki gündür güneş gösteriyor yüzünü de,
Sonra gittim kendime nakış ve oya ipleri aldım rengarenk!
Üç gün bekledim kutularından yeni açıldıkları halde virüsler geberip gitsin diye.
Aldığım sigara paketlerini bile köpürtüp yıkıyorum hala.
Bu gün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Mandra Filozofunu ilk seyrettiğimde, alarmsız, zamansız,
Öylece gelişine yaşanan hayata bir heveslenmemiştim desem yalan olur.
Lakin ne bir avuç toprağım, ne ineğim, ne tavuğum,
Ne ağacım, ormanım, derme çatma evimin önünde uzayan masmavi denizim,
Ne de darda kaldığımda bana hemencecik el uzatacak bir anam vardı.
Filmi izleyişimin üzerinden iki saat geçmeden savuşturmuştum bu hayalimi
Bütün olmayanlarımdan biri daha olması nedeniyle.
Çok şükür iki gündür güneş gösteriyor yüzünü de,
Elektrik faturam hafifleyecek sevincindeyim.
Çay posalarına yeşil soğan ve kıvırcık ektim,
Çay posalarına yeşil soğan ve kıvırcık ektim,
Yakında domatesle salatalık da eklemek niyetim.
Kaçta yattığım, kaçta kalktığım hiç önemli değil,
Kaçta yattığım, kaçta kalktığım hiç önemli değil,
Haberlere de şöyle bir bakıp geçiyorum.
Bu sabah internetten lokanta usulü Ezo Gelin çorbası öğrenip yaptım misal,
Yanında da bol soğanlı meyhane pilavı, biraz turşu kalmıştı dünden.
Neyi, ne zaman, kime göre,
Bu sabah internetten lokanta usulü Ezo Gelin çorbası öğrenip yaptım misal,
Yanında da bol soğanlı meyhane pilavı, biraz turşu kalmıştı dünden.
Neyi, ne zaman, kime göre,
Hangi usulde yapmam gerektiği umurumda olmadığından,
Yemeği yaparken mutfak penceresinin tozuna takıldı gözüm camları sildim yeniden.
Ki bilirsin yemeği ben yapmışsam o yemek kokuları gitmeden yemek yiyemem,
Bulaşıkları da yıkadım, bir güzel mutfağı havalandırdım.
Sade Türk Kahvemi uyanır uyanmaz içmiştim zaten,
Yemeği yaparken mutfak penceresinin tozuna takıldı gözüm camları sildim yeniden.
Ki bilirsin yemeği ben yapmışsam o yemek kokuları gitmeden yemek yiyemem,
Bulaşıkları da yıkadım, bir güzel mutfağı havalandırdım.
Sade Türk Kahvemi uyanır uyanmaz içmiştim zaten,
Çayımı yudumlarken sana yazdım,
Yarıda bırakıp karnımı doyurdum,
Yarıda bırakıp karnımı doyurdum,
Koca bir fincan çay eşliğinde, seninle tanıştığımız ilk günleri,
Birbirimize ne kadar da dost olduğumuz o güzelim zamanları özlediğimi hatırladım.
O günlerimizin hatırına lütfen artık iyi davran kendine,
Birbirimize ne kadar da dost olduğumuz o güzelim zamanları özlediğimi hatırladım.
O günlerimizin hatırına lütfen artık iyi davran kendine,
Zira, ben, bir kere daha özlemeyeceğim seni!
Varsa yeni dostların onları da hançerleme yalan zincirleriyle.
Beni merak etme sakın…
Senden sonramda ömrüme değil yeni dost, sevgili, akraba, arkadaş,
Hayatıma yeni insan dahi almadım.
Şimdi teşekkür ediyorum sana,
Varsa yeni dostların onları da hançerleme yalan zincirleriyle.
Beni merak etme sakın…
Senden sonramda ömrüme değil yeni dost, sevgili, akraba, arkadaş,
Hayatıma yeni insan dahi almadım.
Şimdi teşekkür ediyorum sana,
Hiç yoktan, durduk yere onlar için de yarılacaktı ciğerim.
Evladıma dualar edip, onunla beraber
Evladıma dualar edip, onunla beraber
Kardeşime, yeğenlerime, yengeme, sevdiklerime hasretteyim.
İş yerimi, masamı, sandalyemi, bilgisayarımı
İş yerimi, masamı, sandalyemi, bilgisayarımı
Ve dahi içinde ve etrafındaki insanlarımı çok özledim.
Birazdan güneş çıkar karşı apartmanın kiremit uçlarından,
Terasa çıkar, sokağa bakar,
Birazdan güneş çıkar karşı apartmanın kiremit uçlarından,
Terasa çıkar, sokağa bakar,
Virüstü bilmem neydi umuru olmadan oynayan çocuklara bakıp,
Onları yaratıp yaratıp sokağa atan ana babalarına küfreder evime girerim.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
İyiyim sanırım, sanırım hiç yoktan iyiyim.
Cemre.Y.
Onları yaratıp yaratıp sokağa atan ana babalarına küfreder evime girerim.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
İyiyim sanırım, sanırım hiç yoktan iyiyim.
Cemre.Y.
Labels:
cancağızım,
Corona,
fark,
fotoğraf,
haber,
hasret,
hava,
hayat,
hiç yok,
insan,
kahve,
nefes,
nihayet,
sanal,
yalan,
yoksa,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
10 Kasım 2019 Pazar
Cancağızım
...Cancağızım...
Sana ılık bahar akşamları biriktiriyorum sevdiğim,
Gönlümün salıncağında küçücük bir kız çocuğu gibi sallanırken ben,
Yorgun bedenim titreyen elleriyle mezelerimizi hazırlarken,
Sen mangalı yakmış olursun çoktan.
Dolaptan yeni rakıyla acılı şalgamı çıkartırken buluşur ellerimiz.
Sanki yeni sevgili olmuşuz gibi utangaç bir öpücük kondururum yanağına!
Benim kızla damat, senin oğulla gelin de kol kola gelirler birazdan,
Ellerinde pembe pamuk şekerleriyle torunlarımız da yanlarında olur elbette.
Gerisi ne mühim a cancağızım, ötesi na mühim!
Cemre.Y.
Labels:
acı,
akşam,
bahar,
cancağızım,
mangal,
meze,
öpücük,
pembe,
rakı,
sevdiceğim,
sevdiğim,
sevgilim,
şalgam,
şeker
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
9 Eylül 2018 Pazar
Yalnızlığım
…Yalnızlığım..
Yüzüne, gözüne, hüzün değmiş yalnızlığımın.
Öyle iki üç günlük sanal aşık değil be cancağızım
Bana, yüreğimi, yüreğiyle, ömrünce örtecek bir can lazım.
Cemre.Y.
Yüzüne, gözüne, hüzün değmiş yalnızlığımın.
Öyle iki üç günlük sanal aşık değil be cancağızım
Bana, yüreğimi, yüreğiyle, ömrünce örtecek bir can lazım.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
1 Ağustos 2018 Çarşamba
Cancağızım
...Cancağızım...
Epeyce vakitler geçti sensiz...
Artık sormuyorum bile sana, nasılsın diye!
Nasılsa birazdan, beni bana dökeceksin.
Saçılacak içinin içi, canımın kırık canlarına.
Neyse ki varsın.
İyi'ki varsın!
Tam kırk beş saat!
Sen yokkenden beridir, bende yoktum aslında.
Şimdi geldim, valizimi boşaltmadan,
Kirlilerimi yıkamadan, nevresim takımlarımı değişmeden
Yatağıma doyamadan, sana geldim.
Parmak arası terliklerin,
Topuksuz sandaletlerin,
Özgür olduğu bir dünya vardı gittiğim yerlerde,
Biliyor musun?
Botokslu, suda bozulmayan makyajlı,
Mimiksiz kedi yüzlü kadınları gördükten sonra
Hele ki bacaklarını saran sımsıkı beyaz pantolanlardan,
Kalçalarını kıvırta kıvırta yürüyen tiki kılıklı,
Eril cinsli efeminemsi herif yıkıntılarından sonra,
Artık pek de umudum kalmamıştı öyle bir Dünya'ya dair.
Oraya en son gittiğimde,
Ne çok çocukluk düşürmüştüm ömrümden,
Ne çok geç kalınmış ergenlik,
Ne çok belki ucundan yakalarım hayatı diyerek,
Salak saçma dikte edilen öğretilik!
(Hani o da sadece hayal bab'ındaydı ya!)
Ne çok yenilgiyi kabullenmiş,
Ne çok pes etmiştim aynı ömrün,
Aynı hayat diliminde.
Yosun sarmıştı her yeri,
Ve umutsuzluk!
Ve çaresizlik.
Bir tişört, bir de şort'un,
Yeterli olduğu bir dünya vardı gittiğim yerlerde.
Oysa biliyor musun?
Kendilerinin yeni yapmış olduğu,
Ya da az biraz sonra yapacak olduğu ultra-lüks...
Ama sıfır mutlucuklu yüzlü kadınları gördükten sonra
Artık pek de umudum kalmamıştı öyle bir Dünya'ya dair.
Ve de çoktandır omuzlarına yük olacak,
Açık büfe yemeklere çoktan razı,
Yahut hiçbir şey'siz, hiçbir hayat yarını olayan insanların,
Benim hayatımı...
Benden çok kurtarmak istiyormuş gibi davranmalarından,
Eskiden olduğu gibi oldukça çok yorulmuştum!
Oraya en son gittiğimde,
Ne çok tokluk, ne çok haz...
(Artık ne neye göreyse!)
Yitirmiştim ömrümden.
Ne çok yaşlılık, ne çok hastalık, ne çok ölüm.
Ne çok vazgeçmişlik geçmiştim şu hayattan
Artık sadece nefes alıp vermekten yorulup!
Yahu ne çok akıllarınız var öyle sizin!
"Yok şunu şöyle yapsaydın da,
Yok şunda kanserojen var!"bilmem ne?
Hepi topu...
Tam tamına kırk beş saatti be!
Benim güneşim,
Benim denizim,
Benim kumsalım,
Ve yanımda benim yosun gözlü'm...
Tatil'se...
Kısacık da olsa bizimdi be!
Yok ama...
İlle de siz...
Arnavut kaldırımlı o sahil kasabasının sokağında...
Memeleri ağzına fırtlamış,
Saçları pahalı parfümler kokan,
Pahalı arabasıyla gelmişse ona bir gülümseyiş sırıtan,
Kaldırım yosmalarından etmeye çalışırsınız beni!
Kusura bakmayın be canım.
Dar alanlarda boğuluyorum ben!
Hani kendi egolarınızdan vazgeçip,
Artık insan olmaya karar verirseniz,
Kumsaldayız biz...
Ben kızım koruyorum, kızım benden çok beni.
Hepi topu...
Tam tamına kırk beş saatti be!
Neyinize çok geldik anlamadım ki.
Neyse...
Biraları kapıp gelin!
Hem siz geldiniz diye de ateş de yakar,
Bizi yakmaya çalıştıklarınızı da yakarız!
Daha da romantik olur öyle...
Zira ben kırmızı'yı,
En çok...
Giyebilirsem hani,
Siyah sivri topuklularımın altında severim.
Cemre.Y.
Epeyce vakitler geçti sensiz...
Artık sormuyorum bile sana, nasılsın diye!
Nasılsa birazdan, beni bana dökeceksin.
Saçılacak içinin içi, canımın kırık canlarına.
Neyse ki varsın.
İyi'ki varsın!
Tam kırk beş saat!
Sen yokkenden beridir, bende yoktum aslında.
Şimdi geldim, valizimi boşaltmadan,
Kirlilerimi yıkamadan, nevresim takımlarımı değişmeden
Yatağıma doyamadan, sana geldim.
Parmak arası terliklerin,
Topuksuz sandaletlerin,
Özgür olduğu bir dünya vardı gittiğim yerlerde,
Biliyor musun?
Botokslu, suda bozulmayan makyajlı,
Mimiksiz kedi yüzlü kadınları gördükten sonra
Hele ki bacaklarını saran sımsıkı beyaz pantolanlardan,
Kalçalarını kıvırta kıvırta yürüyen tiki kılıklı,
Eril cinsli efeminemsi herif yıkıntılarından sonra,
Artık pek de umudum kalmamıştı öyle bir Dünya'ya dair.
Oraya en son gittiğimde,
Ne çok çocukluk düşürmüştüm ömrümden,
Ne çok geç kalınmış ergenlik,
Ne çok belki ucundan yakalarım hayatı diyerek,
Salak saçma dikte edilen öğretilik!
(Hani o da sadece hayal bab'ındaydı ya!)
Ne çok yenilgiyi kabullenmiş,
Ne çok pes etmiştim aynı ömrün,
Aynı hayat diliminde.
Yosun sarmıştı her yeri,
Ve umutsuzluk!
Ve çaresizlik.
Bir tişört, bir de şort'un,
Yeterli olduğu bir dünya vardı gittiğim yerlerde.
Oysa biliyor musun?
Kendilerinin yeni yapmış olduğu,
Ya da az biraz sonra yapacak olduğu ultra-lüks...
Ama sıfır mutlucuklu yüzlü kadınları gördükten sonra
Artık pek de umudum kalmamıştı öyle bir Dünya'ya dair.
Ve de çoktandır omuzlarına yük olacak,
Açık büfe yemeklere çoktan razı,
Yahut hiçbir şey'siz, hiçbir hayat yarını olayan insanların,
Benim hayatımı...
Benden çok kurtarmak istiyormuş gibi davranmalarından,
Eskiden olduğu gibi oldukça çok yorulmuştum!
Oraya en son gittiğimde,
Ne çok tokluk, ne çok haz...
(Artık ne neye göreyse!)
Yitirmiştim ömrümden.
Ne çok yaşlılık, ne çok hastalık, ne çok ölüm.
Ne çok vazgeçmişlik geçmiştim şu hayattan
Artık sadece nefes alıp vermekten yorulup!
Yahu ne çok akıllarınız var öyle sizin!
"Yok şunu şöyle yapsaydın da,
Yok şunda kanserojen var!"bilmem ne?
Hepi topu...
Tam tamına kırk beş saatti be!
Benim güneşim,
Benim denizim,
Benim kumsalım,
Ve yanımda benim yosun gözlü'm...
Tatil'se...
Kısacık da olsa bizimdi be!
Yok ama...
İlle de siz...
Arnavut kaldırımlı o sahil kasabasının sokağında...
Memeleri ağzına fırtlamış,
Saçları pahalı parfümler kokan,
Pahalı arabasıyla gelmişse ona bir gülümseyiş sırıtan,
Kaldırım yosmalarından etmeye çalışırsınız beni!
Kusura bakmayın be canım.
Dar alanlarda boğuluyorum ben!
Hani kendi egolarınızdan vazgeçip,
Artık insan olmaya karar verirseniz,
Kumsaldayız biz...
Ben kızım koruyorum, kızım benden çok beni.
Hepi topu...
Tam tamına kırk beş saatti be!
Neyinize çok geldik anlamadım ki.
Neyse...
Biraları kapıp gelin!
Hem siz geldiniz diye de ateş de yakar,
Bizi yakmaya çalıştıklarınızı da yakarız!
Daha da romantik olur öyle...
Zira ben kırmızı'yı,
En çok...
Giyebilirsem hani,
Siyah sivri topuklularımın altında severim.
Cemre.Y.
Labels:
cancağızım,
çocuk,
dünya,
epeyce,
ergen,
geçmiş,
hayat,
insan,
kadın,
kanser,
kırmızı,
kumsal,
neyse,
oysa,
resim,
sensiz,
sonra,
vakit,
valiz
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
19 Temmuz 2018 Perşembe
Sen Diye Bir Şey Hiç Olmadı Ki
...Sen Diye Bir Şey Hiç Olmadı Ki…
Bedelini çok ağır ödedim sevmelerimin.
Ömrümün baharından başlayarak,
Yüreğimde biri bittikçe diğerinin zıt köşesinde
Özenle apayrı tahtlar kurdum her birine.
Ben…
Sadece sevdim.
Onlarsa birer tahtakurusu sinsiliğinde,
Kemirdiler kurduğum tahtları birer birer kendi dönemlerinde.
Farklı zamanlarda öldükçe,
Hayata inadına hep yeniden doğan bir ben olarak,
Sadece sevdim.
Çok sevdim ben!
Çok dediğin de, çoğaldıkça çağlayan birer çok'tular hani.
Şimdi kalbimin her bir köşesi,
Birer sevda yanığı, çürümüş et parçası.
Sadece en ortası kaldı sağlama yakın derken
İşte sırf bu yüzden
"Sen" dedim sana hep!
İlle de sen.
Gece sen…
Gündüz sen…
Her atışında kalbimin, her nefesimde sen!
Bedelini çok ağır ödedim sevmelerimin.
Her biri kalbimin birer köşesini can kırıklarıyla yok etseler de
Hiçbirinden de pişmanlık duymadım bir an bile!
"Varsın olsun!" dedim.
Her seferinde kalbimin bir köşesini yitirdikçe kendimle beraber
Yılmadım, yeniden sevmeyi denedim.
Yüreğimin üç köşesi birer sevda yanığı,
Çoktan çürümüş birer et parçası iken,
Sadece en ortası kaldı sağlama yakın derken
Onu da buza yatırdılar sonunda.
Şimdi arada bir soruyorsun değil mi
"Yoksa ben mi yaptım!" diye
"Yoksa, yüreğini geleceğe donduran ben miydim?" diye
Sen diye bir şey hiç olmadı ki!
Sen diye bir ademoğlu hiç doğmadı.
Hiç görmedim,
Hiç tanımadım,
Hiç duymadım sesini,
Hiç güvenmedim,
Hiç dokunmadım,
Hiç koklamadım.
Ben sen diye birini…
Hiç koymadım kalbimin orta yerine!
Ne bileyim…
Hatırlardı yüreğim, diğer köşelerinin can kırıklarının batışı gibi!
Hissetmiyorum ki!
Cancağızımın dediği gibi…
Artık affedebilirim kendimi.
Sen diye biri hiç olmadı ki.
Cemre.Y.
Bedelini çok ağır ödedim sevmelerimin.
Ömrümün baharından başlayarak,
Yüreğimde biri bittikçe diğerinin zıt köşesinde
Özenle apayrı tahtlar kurdum her birine.
Ben…
Sadece sevdim.
Onlarsa birer tahtakurusu sinsiliğinde,
Kemirdiler kurduğum tahtları birer birer kendi dönemlerinde.
Farklı zamanlarda öldükçe,
Hayata inadına hep yeniden doğan bir ben olarak,
Sadece sevdim.
Çok sevdim ben!
Çok dediğin de, çoğaldıkça çağlayan birer çok'tular hani.
Şimdi kalbimin her bir köşesi,
Birer sevda yanığı, çürümüş et parçası.
Sadece en ortası kaldı sağlama yakın derken
İşte sırf bu yüzden
"Sen" dedim sana hep!
İlle de sen.
Gece sen…
Gündüz sen…
Her atışında kalbimin, her nefesimde sen!
Bedelini çok ağır ödedim sevmelerimin.
Her biri kalbimin birer köşesini can kırıklarıyla yok etseler de
Hiçbirinden de pişmanlık duymadım bir an bile!
"Varsın olsun!" dedim.
Her seferinde kalbimin bir köşesini yitirdikçe kendimle beraber
Yılmadım, yeniden sevmeyi denedim.
Yüreğimin üç köşesi birer sevda yanığı,
Çoktan çürümüş birer et parçası iken,
Sadece en ortası kaldı sağlama yakın derken
Onu da buza yatırdılar sonunda.
Şimdi arada bir soruyorsun değil mi
"Yoksa ben mi yaptım!" diye
"Yoksa, yüreğini geleceğe donduran ben miydim?" diye
Sen diye bir şey hiç olmadı ki!
Sen diye bir ademoğlu hiç doğmadı.
Hiç görmedim,
Hiç tanımadım,
Hiç duymadım sesini,
Hiç güvenmedim,
Hiç dokunmadım,
Hiç koklamadım.
Ben sen diye birini…
Hiç koymadım kalbimin orta yerine!
Ne bileyim…
Hatırlardı yüreğim, diğer köşelerinin can kırıklarının batışı gibi!
Hissetmiyorum ki!
Cancağızımın dediği gibi…
Artık affedebilirim kendimi.
Sen diye biri hiç olmadı ki.
Cemre.Y.
Labels:
ağır,
bedel,
cancağızım,
çağlayan,
gece,
hayat,
kalbim,
köşe,
nefes,
ömrüm,
özen,
sevdim,
sevmek,
yüreğim
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
14 Temmuz 2018 Cumartesi
Cancağızım
Cancağızım az önce inanılmaz bir olay yaşadım.
kusan gözlerine, dinlesen kulaklarına inanamazsın ama dur bir,
Öncesini de anlatayım sana ben!
Biliyorsun uzun zamandır yüreğimin çiziğini özleyip durmaktaydım,
Neredeyse bir ay olacaktı onu görmeyeli, sarılmayalı, koklamayalı,
Koskoca bir ay olacaktı neredeyse!
Artık adını andığımda burnumun direği sızlayıp,
İstemsiz gözyaşım akar olmuştu, yoksa beni özlemiyor mu ki diye!
Aslında benim iş çıkışlarım genelde,
Onun işinde olduğu zamanlara denk geldiği için,
Ya da dinlenmek için başka fırsatı olmadığından,
Bir türlü buluşup hasbıhal edemiyorduk.
Nihayet işinden çıkma saati benim iş çıkış saatimden,
Biraz öncesine denk gelince akşamüstü aradı beni.
"Anne'm birazdan işten çıkıyorum istersen,
B.Çekmeceye gel buluşalım." diye.
İstemem mi ki hiç!
Ki zaten çok aşırı yorgun değilse yüreğim,
Onun her "Gel." deyişine çoktan amadeydim ben!
Bugün, aynada kendimi gördüğümde,
En beğendiklerimden olan kıyafetlerimi giymiştim,
Yavru ağzı kolsuz, yakası krem rengi örgü dantelli tişörtüm ve altına da kloş kesimli,
Siyah üstüne yine yavru ağzı minik çiçekli, eteğinin ucu da siyah danteli diz üstü eteğim.
Ha bir de etek giydiğimde olmazsa olmazlarımdan içine de kısa tayt!
Hoş onun altına giydiğim kısa taytı yeni yıkamıştım kurumamıştı daha diye,
Siyah şort giymiştim de o da ha bire yukarı yukarı yuvarlanıp hep şikayetlendiğim,
İç bacak sürtünmelerini bir türlü engelleyememiştim gün boyu!
Üstüne gün boyu "Yok etek giymek artık yazlık işiymiş vs. bilmem ne!"
Sanki onlarca yıldır zoraki kapanmamaya onlar direndi benle!
Neyse şimdi ya asıl mesele,
Sanki sevgilimle buluşacakmışım gibi tuhaf bir heyecan,
Hafta sonu ya kaşım bıyığım almış yürümüş,
Bu sıfatla nasıl çıkayım ben kuzumun karşına diyerek,
İlk bulduğum kuaföre dalıp gereksiz kıllardan kurtuldum.
Bir yandan da biliyorum ya,
Biz onunla buluşunca uzun uzun konuşa konuşa upuzun bir yürürüz!
Kısa tayt satan yer arıyorum ama bulamıyorum!
Sırf bekleyen o olmasın diye birkaç zamandır olduğu üzere,
B.çekmeceye geldiğimde aradım onu!
"Geldim ben kuzum!" diye.
Onun gelmesine yakın zamana kadar,
Birkaç market ve dükkan da gezdim ama aradığımı bulamadım hala!
Her zamanki buluştuğumuz yerde buluştuk,
Onun babaannesinin evinden çıkıp sahile indiği o çay bahçesinin sokağında.
Onun gelişini sokağının başından görebileyim diye de,
Astigmatlı miyop gözlüğümü de takıverdim burnumun ucuna!
İyi ki de öyle yapmışım ya zaten her zamanki gibi taa evinden çıktığı,
Bize doğru gelen sokağın başında göründüğü andan itibaren belliydi,
Onca kalabalık içinde, öyle asil, öyle vakur,
Öyle acelesiz bir aceleyle geliyordu bana doğru!
Ama bu seferki tek fark ise o daha sokağın başında göründüğünde,
Saçlarının rüzgarda nasıl da salındığını, omuzu açık yeşil tişörtünün,
O güzelim yosun gözlerini nasıl da derinleştirdiğini,
İçine giydiği açık çimen yeşili atletinin onun bronz ve kemikli omuzlarında,
Nasıl da narin, nasıl da bensizken bile güçlü, nasıl da asil durduğunu görebilmiştim.
Meğer o daha sokağının başında beni gördüğü anda gülümsüyor muş!
Yani beni hep özlüyor muş!
Bunu da yeni gördüm.
Zira bana yaklaştıkça azıcık ciddileşmişti yüz ifadesi!
Bu kızın bazı huyları anneannesine benziyor o kesin!
"Evet, bende onu seviyorum ama o...
Bundan emin olursa şımarır kesin." diye bir desturları var bu cinslerin.
Nihayet buluştuk!
Özlemle öpüştük, koklaştık, yetmedi bir daha sarılıştık.
Bir yandan en son görüştüğümüz yerden başlarken,
Birbirimiz yokken olanları anlatmaya,
Bir yandan epeydir mekan tuttuğumuz,
Sahilin tee ebesinin nikahında olan yere doğru yola koyulduk!
İkimiz de seviyorduk orayı!
Hem bütün bir sahil boyu anlatacaklarımızın özetini,
Hem kendilerimize hem de rahmetli anamın dediği üzere denize de anlatıyor,
Diğer yandan da oturduğumuz dakika ve saatlerin sayılmadığı,
Her gidişimizde bize sadece müşteri gözüyle bakmayıp kaliteli sohbeti,
Kitaptı, müzikti ortak paydalarımızı bulabilen ve her gidişimizde,
Etkili bir fıkra ile bizi sonrasında düşündüren yere doğru gidiyorduk!
Hem giderken yolda derdime derman,
Siyah bir babaanne donu bile bulup anında geçirmiştim bacağıma!
E napalım, şişko olmak da kolay bir şey değil diyecektim ama,
Biraz fazla abartmışım kilo meselemi.
Bu sefer de eteklerimden sarkan taytımın uçlarını çekiştiriverdim hep,
Ya olsun iç bacaklarım sürtünmekten yara olmadı ya!
Her gittiğimiz seferinde biraya zam yapıyor olsalar da,
Nihayetinde patates ve soğandan cayarsak gayet de güzel bir akşam geçirebilirdik.
Caydık!
İşi, yaşadığı olumlu ve olumsuzlukları...
(Ki bu olumsuzluğun çoğunu çözmek için,
Sadece kızıl kafalı acındırık bir karıyı!
Katledebilecek kadar cani olabilmek yeterliydi.)
Güncel hayatı, olup bitenler ama hala kafasında ve yüreğinde yer teşkil edenler...
Kendinizi bir en yakın kitaplıktaki bir rafa kaldırıp sadece ona dair olursanız,
İnanın o olanca yüreğini açıyor size ama hep gizli öznelerle...
Ellerini, kollarını, yüzünü, saçını, dudaklarının şeklini,
Burnunun kemerlerini her oynatışında, alnını her çatışı,
Ya da öylece kahkaha atışında neler saklı bir hissedebilseydiniz!
"Boyundan küçük değil elbette,
Maşallah boylu ama yüreğinden büyük işler yükledik biz ona!
Bu sefer sesli söylemedim ama katrilyonlarca kere özür diledim yine ondan,
O yosun gözlerinin taaa en dibine bakarken!
Hele ki bir şarkıda yaşarmadı mı ki gözleri!
Zira o, asla aleni ağlamaz!
Zihnimden bir ninni uydurup yolladım ona...
Ne olduğunu bilmenize gerek yok şimdi!
"Çak!" yaptık sonra...
"Anne'm terasta değildim, balkondaydım!" dedi ya!
Anıra anıra ağlamak geçmişti içimden.
Oysa yan masa, ön masa, arka masa, her zaman olduğu gibi gibi şaşkındı
Bu ana-kız olduğu belli olan insanların anlamsızca konuşmalarına!
Ne gam!
Biz anlıyorduk birbirimize ne dediğimizi!
Bu sefer zaman her zamankinden fazlaca uzun aktı.
Yetmedik birbirimize!
Hadi deyin bakalım!
"Bu gece senin kollarında uyurdu yavru'n!" deyin!
Cancağızım!
Hani sen çok biliyorsun ya, sende de!
Ki zaten sana bütün bunları anlatma sebebim oradan doğmadı mı?
Kuzumun kalbi artık onarılamayacak kırıktı, hep kırıktı,
Her seferinde ne zaman baloncu geçse,
Alayım mı sana bir tane hee mutlu olursun belki!"diyordum da,
Her seferinde öteliyordu beni.
Bu sefer, anlık bir düşünülesini yakaladadım bakışlarında!
"Yok anneğ ya bu yaşta ne balonu!" falan,
Çığırmasına aldırmadan baloncuya seslendim,
En büyük balon, en büyük kalp'ti.
Yalan yok pazarlık ticarette mübahtır en büyüğünü istediğim fiyata aldım,
Çünkü param azdı.
Baloncu gayette mutlulukla kızımın koluna bağladı kocaman kalbi!
İşte o an bir şey fark ettim, ben yavruma kalbini ne vakit açmasını,
Ne vakit korumasını hiç mi hiç öğretememiştim,
Öyle ya ben bu konularda yenilgiliydim ama kör de değildim hani,
Literatür'ü ezber çekmiş hiç de kalbimi koruyamıştım.
Mekandan,
Ben çok sevgili Esenyurt denen sürgünüme tek araç dönemeyeceğim diye çıkıverdik.
Elbette onu bileğine bağlı kocaman bir kalple yer B.Çekmece bile olsa,
O saatte babaannesinin evine huzurla varamaz diye ve de en mühimi de,
Hala ayrılmak istemiyoruz diye yola koyulduk.
Şimdi bileğine bağlı koca bir kalple,
Ne zaman onu ağaç dalına takılıverir de patlamasın diye koruması gerektiğini,
Ne zaman gökyüzü özgürlükse,
Bileğindeki kalp de o, izin verdiğince uçabilir diye oynaya, öğrene yol aldık!
Evinin önüne geldik,
O kolunda koca bir kalple de olsa dışarıda gezide olan kedisine seslendi,
Sonra evde olacağına kanaat getirdik dış kapısını açtı, daire kapısını, içeri girdi.
Bekledim, belki camdan el sallar diye ama!
Bileğindeki kocaman kalp de onu çok yordu belli ki.,,
Eve dönerken şansım varsa muhitime minibüs bulacak 20 dk.da yol yürüyecektim.
Şanslıydım.
Aslıda parkın içinde yürümeyecektim gecenin bir yarısı.
Öyle ya iti var, kopuğu vardı!
Elinde yepis yeni bisikleti hiç binmeden yürüten o karı koca olmasaydı.
Belli ki iş çıkışı evladına verdiği sözü,
Nihayet tutabilen bir adam ve eşiydi önümde yürüyenler!
Onlarla beraber parka daldım.
Neden şimdi'yi merak ediyordum ya,
Adam yorgunluk seslerinden başka bir şey söylemiyordu!
O sırada, biri yaklaştı, sigarasını çıkartıp eşleri es geçip bana,
"Ateş var mı?" diye sordu!
"Bu saatte bu herif sigarasına ateş arasa hemen önümdeki adama sorarlardı." diye,
"Yok!" dedim.
Aradan 5 dk. geçti aynı adam!
Elinde 2 kornetto!
Birini uzatıp,
"Al, bunu sana aldım!" deyivermesin mi!
"Ne alaka yahu!
Ben kendi dondurmamı alamıyor muyum yani" diyorum,
Tam da çöp konteyner!inin yakınındayız!
"Almasan, çöpe atarım!" diyor,
"Sktir git lan orospu çocuğu, ben zaten tatlı şeyler sevmem,
Tut ki karşı komşu anana ısmarlamış" diyorum!
Bana aldığı dondurmayı çöpe atıp, kendi dondurmasını çoktan açmış ve yerken,
"Özürrr, dilerim hiç bööle düşünmemiştim." deyip gidiyor,
Ama belli ki parkı baştan dolanacak!
Yüreğimin hem lalesi, hem de kardeleni,
"Evim olsaydı, ya da buralarda bir evin…
Şimdi koyun koyuna koklardık birbirimizi,
Evlerde bir tam bulaşamadık hatun, yazlık alsana bize.!" dedi mi dedi.
Üstelik...
Okuduysanız tüm hikayeyi...
Bu sadece bizim fragmanımız idi...
Epeydir de bu anlattıklarıma,
"Cancağızım!"diye hitap etmediğim de farkındayım ayrıca!
Bu ömre dair kime,
"Cancağızım!" lafını ettiysem...
Hakkıyla son noktasına varamadı cümlemin.
Okuma!
Cemre.Y.
kusan gözlerine, dinlesen kulaklarına inanamazsın ama dur bir,
Öncesini de anlatayım sana ben!
Biliyorsun uzun zamandır yüreğimin çiziğini özleyip durmaktaydım,
Neredeyse bir ay olacaktı onu görmeyeli, sarılmayalı, koklamayalı,
Koskoca bir ay olacaktı neredeyse!
Artık adını andığımda burnumun direği sızlayıp,
İstemsiz gözyaşım akar olmuştu, yoksa beni özlemiyor mu ki diye!
Aslında benim iş çıkışlarım genelde,
Onun işinde olduğu zamanlara denk geldiği için,
Ya da dinlenmek için başka fırsatı olmadığından,
Bir türlü buluşup hasbıhal edemiyorduk.
Nihayet işinden çıkma saati benim iş çıkış saatimden,
Biraz öncesine denk gelince akşamüstü aradı beni.
"Anne'm birazdan işten çıkıyorum istersen,
B.Çekmeceye gel buluşalım." diye.
İstemem mi ki hiç!
Ki zaten çok aşırı yorgun değilse yüreğim,
Onun her "Gel." deyişine çoktan amadeydim ben!
Bugün, aynada kendimi gördüğümde,
En beğendiklerimden olan kıyafetlerimi giymiştim,
Yavru ağzı kolsuz, yakası krem rengi örgü dantelli tişörtüm ve altına da kloş kesimli,
Siyah üstüne yine yavru ağzı minik çiçekli, eteğinin ucu da siyah danteli diz üstü eteğim.
Ha bir de etek giydiğimde olmazsa olmazlarımdan içine de kısa tayt!
Hoş onun altına giydiğim kısa taytı yeni yıkamıştım kurumamıştı daha diye,
Siyah şort giymiştim de o da ha bire yukarı yukarı yuvarlanıp hep şikayetlendiğim,
İç bacak sürtünmelerini bir türlü engelleyememiştim gün boyu!
Üstüne gün boyu "Yok etek giymek artık yazlık işiymiş vs. bilmem ne!"
Sanki onlarca yıldır zoraki kapanmamaya onlar direndi benle!
Neyse şimdi ya asıl mesele,
Sanki sevgilimle buluşacakmışım gibi tuhaf bir heyecan,
Hafta sonu ya kaşım bıyığım almış yürümüş,
Bu sıfatla nasıl çıkayım ben kuzumun karşına diyerek,
İlk bulduğum kuaföre dalıp gereksiz kıllardan kurtuldum.
Bir yandan da biliyorum ya,
Biz onunla buluşunca uzun uzun konuşa konuşa upuzun bir yürürüz!
Kısa tayt satan yer arıyorum ama bulamıyorum!
Sırf bekleyen o olmasın diye birkaç zamandır olduğu üzere,
B.çekmeceye geldiğimde aradım onu!
"Geldim ben kuzum!" diye.
Onun gelmesine yakın zamana kadar,
Birkaç market ve dükkan da gezdim ama aradığımı bulamadım hala!
Her zamanki buluştuğumuz yerde buluştuk,
Onun babaannesinin evinden çıkıp sahile indiği o çay bahçesinin sokağında.
Onun gelişini sokağının başından görebileyim diye de,
Astigmatlı miyop gözlüğümü de takıverdim burnumun ucuna!
İyi ki de öyle yapmışım ya zaten her zamanki gibi taa evinden çıktığı,
Bize doğru gelen sokağın başında göründüğü andan itibaren belliydi,
Onca kalabalık içinde, öyle asil, öyle vakur,
Öyle acelesiz bir aceleyle geliyordu bana doğru!
Ama bu seferki tek fark ise o daha sokağın başında göründüğünde,
Saçlarının rüzgarda nasıl da salındığını, omuzu açık yeşil tişörtünün,
O güzelim yosun gözlerini nasıl da derinleştirdiğini,
İçine giydiği açık çimen yeşili atletinin onun bronz ve kemikli omuzlarında,
Nasıl da narin, nasıl da bensizken bile güçlü, nasıl da asil durduğunu görebilmiştim.
Meğer o daha sokağının başında beni gördüğü anda gülümsüyor muş!
Yani beni hep özlüyor muş!
Bunu da yeni gördüm.
Zira bana yaklaştıkça azıcık ciddileşmişti yüz ifadesi!
Bu kızın bazı huyları anneannesine benziyor o kesin!
"Evet, bende onu seviyorum ama o...
Bundan emin olursa şımarır kesin." diye bir desturları var bu cinslerin.
Nihayet buluştuk!
Özlemle öpüştük, koklaştık, yetmedi bir daha sarılıştık.
Bir yandan en son görüştüğümüz yerden başlarken,
Birbirimiz yokken olanları anlatmaya,
Bir yandan epeydir mekan tuttuğumuz,
Sahilin tee ebesinin nikahında olan yere doğru yola koyulduk!
İkimiz de seviyorduk orayı!
Hem bütün bir sahil boyu anlatacaklarımızın özetini,
Hem kendilerimize hem de rahmetli anamın dediği üzere denize de anlatıyor,
Diğer yandan da oturduğumuz dakika ve saatlerin sayılmadığı,
Her gidişimizde bize sadece müşteri gözüyle bakmayıp kaliteli sohbeti,
Kitaptı, müzikti ortak paydalarımızı bulabilen ve her gidişimizde,
Etkili bir fıkra ile bizi sonrasında düşündüren yere doğru gidiyorduk!
Hem giderken yolda derdime derman,
Siyah bir babaanne donu bile bulup anında geçirmiştim bacağıma!
E napalım, şişko olmak da kolay bir şey değil diyecektim ama,
Biraz fazla abartmışım kilo meselemi.
Bu sefer de eteklerimden sarkan taytımın uçlarını çekiştiriverdim hep,
Ya olsun iç bacaklarım sürtünmekten yara olmadı ya!
Her gittiğimiz seferinde biraya zam yapıyor olsalar da,
Nihayetinde patates ve soğandan cayarsak gayet de güzel bir akşam geçirebilirdik.
Caydık!
İşi, yaşadığı olumlu ve olumsuzlukları...
(Ki bu olumsuzluğun çoğunu çözmek için,
Sadece kızıl kafalı acındırık bir karıyı!
Katledebilecek kadar cani olabilmek yeterliydi.)
Güncel hayatı, olup bitenler ama hala kafasında ve yüreğinde yer teşkil edenler...
Kendinizi bir en yakın kitaplıktaki bir rafa kaldırıp sadece ona dair olursanız,
İnanın o olanca yüreğini açıyor size ama hep gizli öznelerle...
Ellerini, kollarını, yüzünü, saçını, dudaklarının şeklini,
Burnunun kemerlerini her oynatışında, alnını her çatışı,
Ya da öylece kahkaha atışında neler saklı bir hissedebilseydiniz!
"Boyundan küçük değil elbette,
Maşallah boylu ama yüreğinden büyük işler yükledik biz ona!
Bu sefer sesli söylemedim ama katrilyonlarca kere özür diledim yine ondan,
O yosun gözlerinin taaa en dibine bakarken!
Hele ki bir şarkıda yaşarmadı mı ki gözleri!
Zira o, asla aleni ağlamaz!
Zihnimden bir ninni uydurup yolladım ona...
Ne olduğunu bilmenize gerek yok şimdi!
"Çak!" yaptık sonra...
"Anne'm terasta değildim, balkondaydım!" dedi ya!
Anıra anıra ağlamak geçmişti içimden.
Oysa yan masa, ön masa, arka masa, her zaman olduğu gibi gibi şaşkındı
Bu ana-kız olduğu belli olan insanların anlamsızca konuşmalarına!
Ne gam!
Biz anlıyorduk birbirimize ne dediğimizi!
Bu sefer zaman her zamankinden fazlaca uzun aktı.
Yetmedik birbirimize!
Hadi deyin bakalım!
"Bu gece senin kollarında uyurdu yavru'n!" deyin!
Cancağızım!
Hani sen çok biliyorsun ya, sende de!
Ki zaten sana bütün bunları anlatma sebebim oradan doğmadı mı?
Kuzumun kalbi artık onarılamayacak kırıktı, hep kırıktı,
Her seferinde ne zaman baloncu geçse,
Alayım mı sana bir tane hee mutlu olursun belki!"diyordum da,
Her seferinde öteliyordu beni.
Bu sefer, anlık bir düşünülesini yakaladadım bakışlarında!
"Yok anneğ ya bu yaşta ne balonu!" falan,
Çığırmasına aldırmadan baloncuya seslendim,
En büyük balon, en büyük kalp'ti.
Yalan yok pazarlık ticarette mübahtır en büyüğünü istediğim fiyata aldım,
Çünkü param azdı.
Baloncu gayette mutlulukla kızımın koluna bağladı kocaman kalbi!
İşte o an bir şey fark ettim, ben yavruma kalbini ne vakit açmasını,
Ne vakit korumasını hiç mi hiç öğretememiştim,
Öyle ya ben bu konularda yenilgiliydim ama kör de değildim hani,
Literatür'ü ezber çekmiş hiç de kalbimi koruyamıştım.
Mekandan,
Ben çok sevgili Esenyurt denen sürgünüme tek araç dönemeyeceğim diye çıkıverdik.
Elbette onu bileğine bağlı kocaman bir kalple yer B.Çekmece bile olsa,
O saatte babaannesinin evine huzurla varamaz diye ve de en mühimi de,
Hala ayrılmak istemiyoruz diye yola koyulduk.
Şimdi bileğine bağlı koca bir kalple,
Ne zaman onu ağaç dalına takılıverir de patlamasın diye koruması gerektiğini,
Ne zaman gökyüzü özgürlükse,
Bileğindeki kalp de o, izin verdiğince uçabilir diye oynaya, öğrene yol aldık!
Evinin önüne geldik,
O kolunda koca bir kalple de olsa dışarıda gezide olan kedisine seslendi,
Sonra evde olacağına kanaat getirdik dış kapısını açtı, daire kapısını, içeri girdi.
Bekledim, belki camdan el sallar diye ama!
Bileğindeki kocaman kalp de onu çok yordu belli ki.,,
Eve dönerken şansım varsa muhitime minibüs bulacak 20 dk.da yol yürüyecektim.
Şanslıydım.
Aslıda parkın içinde yürümeyecektim gecenin bir yarısı.
Öyle ya iti var, kopuğu vardı!
Elinde yepis yeni bisikleti hiç binmeden yürüten o karı koca olmasaydı.
Belli ki iş çıkışı evladına verdiği sözü,
Nihayet tutabilen bir adam ve eşiydi önümde yürüyenler!
Onlarla beraber parka daldım.
Neden şimdi'yi merak ediyordum ya,
Adam yorgunluk seslerinden başka bir şey söylemiyordu!
O sırada, biri yaklaştı, sigarasını çıkartıp eşleri es geçip bana,
"Ateş var mı?" diye sordu!
"Bu saatte bu herif sigarasına ateş arasa hemen önümdeki adama sorarlardı." diye,
"Yok!" dedim.
Aradan 5 dk. geçti aynı adam!
Elinde 2 kornetto!
Birini uzatıp,
"Al, bunu sana aldım!" deyivermesin mi!
"Ne alaka yahu!
Ben kendi dondurmamı alamıyor muyum yani" diyorum,
Tam da çöp konteyner!inin yakınındayız!
"Almasan, çöpe atarım!" diyor,
"Sktir git lan orospu çocuğu, ben zaten tatlı şeyler sevmem,
Tut ki karşı komşu anana ısmarlamış" diyorum!
Bana aldığı dondurmayı çöpe atıp, kendi dondurmasını çoktan açmış ve yerken,
"Özürrr, dilerim hiç bööle düşünmemiştim." deyip gidiyor,
Ama belli ki parkı baştan dolanacak!
Yüreğimin hem lalesi, hem de kardeleni,
"Evim olsaydı, ya da buralarda bir evin…
Şimdi koyun koyuna koklardık birbirimizi,
Evlerde bir tam bulaşamadık hatun, yazlık alsana bize.!" dedi mi dedi.
Üstelik...
Okuduysanız tüm hikayeyi...
Bu sadece bizim fragmanımız idi...
Epeydir de bu anlattıklarıma,
"Cancağızım!"diye hitap etmediğim de farkındayım ayrıca!
Bu ömre dair kime,
"Cancağızım!" lafını ettiysem...
Hakkıyla son noktasına varamadı cümlemin.
Okuma!
Cemre.Y.
Labels:
anne,
aslında,
ayna,
balkon,
bu sefer,
cancağızım,
çimen,
engel,
gizli,
gözyaşı,
kalabalık,
nerede,
saat,
teras,
yavru,
yeşil,
yorgun,
yosun gözlüm,
yüreğim
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
20 Haziran 2018 Çarşamba
Cancağızım
...Cancağızım...
Cancağızım bir daha asla beni,
Bekar evinde yaşayan bir adamın yatak odasının
Dört kapılı gardrobunun,
Kapılarının birinin içindeyken hiç kimsem aramadı!
Kafatasımın içinde bana haylice fazla gelen,
Anıların hafıza kayıtlarını beynimden silmeye çalıştığım
Onca yaşanmışlıklardan sonra
"Tam, nihayet, her şeyi ama her şeyi,
Nihayet unuttum!" diye sevinirken ben...
Birdenbire...
Henüz birkaç zamandır ait olduğum,
Şirketimin müdürü tarafından uyarılıyorum!
Üstelik o çok farklı sebeplerle,
Çok farklı olaylara gereksiz...
(Aslında silkelenmem için epeyce gerekli...)
Bir olay neticesinde
Ömrünün bütün hıncını,
Benden gözlerinin ateşiyle almaya çalışıp,
Beni, hayatı, işi, yine beni,
Yerden yere vururken ben ağlıyordum.
"Her şeyi unutmak için henüz çok gençsin,
Üstelik bilmen ve hatırlaman gereken,
Hayatının önemli anektotlarını da unutmuşsun!
Bu durum...
Hem yaşamına zarar verir hem de sosyal hayatına,
Sen alzheimer olmaya çalışmışsın
Ama onu bile becerememişsin!
Diklen!
Doğrul!
Savaş!
Yenil ya da kazan ama daima güçlü ol.
En zoru budur bende biliyorum!
Tecrübelerim söylüyor bunu bana ama,
Hayatının elzemlerini de kaybetmemek için hatırla,
Hatta hatırladıklarınla yeniden yüzleş
Ve lütfen işine yansıtma!"
Hayat hep acımasızdı zaten.
Ve hayat...
Hiçbir kök salmış ağacın altında,
Kavak yellerinin esemeyeceğini öğretmişti bana çoktan!
Ki zaten derdim de
Hiçbir zaman leylim ley salınmaktan,
Başka bir ota yaramayan kavak ağacı olmak değildi.
Yani ben hiçbir zaman,
Hiç kimseye yükseklerden bakmayı dilemedim.
Misal...
Geçen gün kardeşimin balkonunda sigara içerken,
Baba yine kahvenin yolunu tutmuş sokağa inmişti.
Hayatımda ilk defa görüyordum onun başının üstünü!
Onun ömrü boyunca,
Hiç kimsesi başının üstünde olamamıştı ki!
Anamın dört yıl önce kanserden giderken,
Kalan dört tel saçından üçü beyazdı, diğeri siyah!
Az önce önümden geçen adamın ise...
Azıcık kafasının ortası açılır gibi olmuştu,
Beş tel saçından sadece biri beyaz!
Tükürsem hisseder miydi acaba beyninin ortasına!
O da hatırlar mıydı,
Anamın guatr ameliyatı için hastaneye gittiği o günleri...
Beni ve bir küçük kardeşimi,
"Eğer ölürsem" diye diye kocası,
Eri bildiği o adama emanet edişini!
Annemin hastane diye bir yere gittiğinin üçüncü günü
Erkek kardeşimi komşuya bırakıp,
Beni en sevdiğim arkadaşımın ailesine emanet etmeyişini!
Ben uyurken beni uyandırıp, yemek masasına yüzüstü yatırıp!
Çığlıklarıma komşular koşup kapıyı yumruklarken,
Götümden taşan bokları kardeşimin elbiseleriyle temizleyip
"Kabus gördü garibim, ilk defa anası yok yanında!
Madem öyle Rachel'ler de kalsın bu gece,
Belki sakinler biraz yavrucak!" diyerek
Kulağıma kondurduğu o son öpücükle
"Ağzını açarsan,
Seni de,
Hastanedeki ananın da,
Boğazını keserim!" deyişi kulaklarımda hala!
Oysa o gece olanları sadece Ava'ya anlatmıştım!
Rahmetli anacım o ameliyattan döndüğünde
(O zamanlar guatr ameliyatı açık,
Ve boğaz boydan boya kesilerek yapılıyordu)
Gerçekten de baba'nın söylediği gibi,
Anamın boğazını boydan boya kesti sanmış,
Uzunca yıllar boyunca tacizlerine ses edememiştim.
Sonraki bütün yıllarım boyunca herkesi bağışladım.
Hatta!
Kocası çoktan alkolik,
Arkadaş, dost, akraba olabilen ama bir baba
Ve doğru bir eş olamayan o adamı,
Ve her ona yazanı ona aşık sanıp,
Şartlar olumluysa,
Onunla yatmaktan çekinmeyen Camilla'yı bile bağışladım.
Hatta ben işimin dertleriyle, anamın kanseriyle, borçlarımla,
Beni başkası için terk eden sevgilimle baş etmeye çalışırken,
O beni mutluluğun zirvesindeyken,
Sevinç ve belki de,
İlk defa,
Heyecanının doruğundayken aradığında bile bağışladım.
O, hiçbir zaman gitmediği ve "Hadi orada buluşalım!" desen
Otobüs terminalini bile bulamayacağı,
Thames Nehri kıyılarındaki
Bir garsonier evinde buluştuğu adamla kahvaltısını etmiş,
İkinci sevişmesinin üçüncüsünü ekleyecekken,
Adamın babasının oğlunu ziyaret edesi gelmiş,
Bu da apar topar bir dolaba tıkılmış!
Ah nasıl da mutluydu telefonun diğer ucundan
"Bak, babası beni burada bulursa vay yandım ben!" derken.
Sanki eski Yeşilçam'lı bir Türk filmi bu!
Yakalanırlarsa,
Evlenmek zorunda kalacaklar da mutlu son olacak!
Ben...
Gerçekten Camilla'nın o gün, o sevinci ve ona gitmek için
Onca yolu aşabilmesindeki başarısına sevindim de...
E be güzelim,
Ben sana o yolları bana gelebil diye öğretmemiş miydim?
Affettim.
Madem her şeyi en başından hatırlamaya başladım.
Tüküreyim mi şu aşağı kahveye yürümekte olan adamın,
Daha yeni açılmaya başlamış beyninin tam ortasına!
Tüküreyim mi şu yolu orospuluğa doğru yelken açan
Yaftası açılmamış,
Ömrüne yollar açmak için,
Beni kullanmış cancağızım dediğim,
O yelloz karının sıfatsız iki kaşının ortasına?
Yok yok...
Şimdi el alem ne der değil mi!
Durayım durduğum yerde!
Nasıl olsa ölecekler!
Ben onlardan önce ölsem de ölecekler,
Sonra ölsem de ölecekler!
Elalem'in ağzı lal, kulağı sus, burnu pus,
Gözü kör, tadı demir olduğu zaman hesaplaşacağım onlarla!
Evet...
Artık hatırlıyorum.
Teşekkür ederim.
Cemre.Y.
Bekar evinde yaşayan bir adamın yatak odasının
Dört kapılı gardrobunun,
Kapılarının birinin içindeyken hiç kimsem aramadı!
Kafatasımın içinde bana haylice fazla gelen,
Anıların hafıza kayıtlarını beynimden silmeye çalıştığım
Onca yaşanmışlıklardan sonra
"Tam, nihayet, her şeyi ama her şeyi,
Nihayet unuttum!" diye sevinirken ben...
Birdenbire...
Henüz birkaç zamandır ait olduğum,
Şirketimin müdürü tarafından uyarılıyorum!
Üstelik o çok farklı sebeplerle,
Çok farklı olaylara gereksiz...
(Aslında silkelenmem için epeyce gerekli...)
Bir olay neticesinde
Ömrünün bütün hıncını,
Benden gözlerinin ateşiyle almaya çalışıp,
Beni, hayatı, işi, yine beni,
Yerden yere vururken ben ağlıyordum.
"Her şeyi unutmak için henüz çok gençsin,
Üstelik bilmen ve hatırlaman gereken,
Hayatının önemli anektotlarını da unutmuşsun!
Bu durum...
Hem yaşamına zarar verir hem de sosyal hayatına,
Sen alzheimer olmaya çalışmışsın
Ama onu bile becerememişsin!
Diklen!
Doğrul!
Savaş!
Yenil ya da kazan ama daima güçlü ol.
En zoru budur bende biliyorum!
Tecrübelerim söylüyor bunu bana ama,
Hayatının elzemlerini de kaybetmemek için hatırla,
Hatta hatırladıklarınla yeniden yüzleş
Ve lütfen işine yansıtma!"
Hayat hep acımasızdı zaten.
Ve hayat...
Hiçbir kök salmış ağacın altında,
Kavak yellerinin esemeyeceğini öğretmişti bana çoktan!
Ki zaten derdim de
Hiçbir zaman leylim ley salınmaktan,
Başka bir ota yaramayan kavak ağacı olmak değildi.
Yani ben hiçbir zaman,
Hiç kimseye yükseklerden bakmayı dilemedim.
Misal...
Geçen gün kardeşimin balkonunda sigara içerken,
Baba yine kahvenin yolunu tutmuş sokağa inmişti.
Hayatımda ilk defa görüyordum onun başının üstünü!
Onun ömrü boyunca,
Hiç kimsesi başının üstünde olamamıştı ki!
Anamın dört yıl önce kanserden giderken,
Kalan dört tel saçından üçü beyazdı, diğeri siyah!
Az önce önümden geçen adamın ise...
Azıcık kafasının ortası açılır gibi olmuştu,
Beş tel saçından sadece biri beyaz!
Tükürsem hisseder miydi acaba beyninin ortasına!
O da hatırlar mıydı,
Anamın guatr ameliyatı için hastaneye gittiği o günleri...
Beni ve bir küçük kardeşimi,
"Eğer ölürsem" diye diye kocası,
Eri bildiği o adama emanet edişini!
Annemin hastane diye bir yere gittiğinin üçüncü günü
Erkek kardeşimi komşuya bırakıp,
Beni en sevdiğim arkadaşımın ailesine emanet etmeyişini!
Ben uyurken beni uyandırıp, yemek masasına yüzüstü yatırıp!
Çığlıklarıma komşular koşup kapıyı yumruklarken,
Götümden taşan bokları kardeşimin elbiseleriyle temizleyip
"Kabus gördü garibim, ilk defa anası yok yanında!
Madem öyle Rachel'ler de kalsın bu gece,
Belki sakinler biraz yavrucak!" diyerek
Kulağıma kondurduğu o son öpücükle
"Ağzını açarsan,
Seni de,
Hastanedeki ananın da,
Boğazını keserim!" deyişi kulaklarımda hala!
Oysa o gece olanları sadece Ava'ya anlatmıştım!
Rahmetli anacım o ameliyattan döndüğünde
(O zamanlar guatr ameliyatı açık,
Ve boğaz boydan boya kesilerek yapılıyordu)
Gerçekten de baba'nın söylediği gibi,
Anamın boğazını boydan boya kesti sanmış,
Uzunca yıllar boyunca tacizlerine ses edememiştim.
Sonraki bütün yıllarım boyunca herkesi bağışladım.
Hatta!
Kocası çoktan alkolik,
Arkadaş, dost, akraba olabilen ama bir baba
Ve doğru bir eş olamayan o adamı,
Ve her ona yazanı ona aşık sanıp,
Şartlar olumluysa,
Onunla yatmaktan çekinmeyen Camilla'yı bile bağışladım.
Hatta ben işimin dertleriyle, anamın kanseriyle, borçlarımla,
Beni başkası için terk eden sevgilimle baş etmeye çalışırken,
O beni mutluluğun zirvesindeyken,
Sevinç ve belki de,
İlk defa,
Heyecanının doruğundayken aradığında bile bağışladım.
O, hiçbir zaman gitmediği ve "Hadi orada buluşalım!" desen
Otobüs terminalini bile bulamayacağı,
Thames Nehri kıyılarındaki
Bir garsonier evinde buluştuğu adamla kahvaltısını etmiş,
İkinci sevişmesinin üçüncüsünü ekleyecekken,
Adamın babasının oğlunu ziyaret edesi gelmiş,
Bu da apar topar bir dolaba tıkılmış!
Ah nasıl da mutluydu telefonun diğer ucundan
"Bak, babası beni burada bulursa vay yandım ben!" derken.
Sanki eski Yeşilçam'lı bir Türk filmi bu!
Yakalanırlarsa,
Evlenmek zorunda kalacaklar da mutlu son olacak!
Ben...
Gerçekten Camilla'nın o gün, o sevinci ve ona gitmek için
Onca yolu aşabilmesindeki başarısına sevindim de...
E be güzelim,
Ben sana o yolları bana gelebil diye öğretmemiş miydim?
Affettim.
Madem her şeyi en başından hatırlamaya başladım.
Tüküreyim mi şu aşağı kahveye yürümekte olan adamın,
Daha yeni açılmaya başlamış beyninin tam ortasına!
Tüküreyim mi şu yolu orospuluğa doğru yelken açan
Yaftası açılmamış,
Ömrüne yollar açmak için,
Beni kullanmış cancağızım dediğim,
O yelloz karının sıfatsız iki kaşının ortasına?
Yok yok...
Şimdi el alem ne der değil mi!
Durayım durduğum yerde!
Nasıl olsa ölecekler!
Ben onlardan önce ölsem de ölecekler,
Sonra ölsem de ölecekler!
Elalem'in ağzı lal, kulağı sus, burnu pus,
Gözü kör, tadı demir olduğu zaman hesaplaşacağım onlarla!
Evet...
Artık hatırlıyorum.
Teşekkür ederim.
Cemre.Y.
Labels:
acı,
adam,
affet,
anı,
araf,
balkon,
cancağızım,
dert,
geçmiş,
hayat,
her şey,
kabus,
kahvaltı,
kahve,
kanser,
kapı,
rahmetli
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
19 Haziran 2018 Salı
Cancağızım
…Cancağızım...
Az önce facebook'umda,
Şiir dizelerine haylice önem verdiğim bir dostuma yorum yaparken
Birden ne zamandır kafamda kurduğum ama zamanlamasını,
Etrafımdaki alıngaçlarım yüzünden kestiremediğim,
Bu günceme nihayet nasıl başlamam gerektiğine karar verdim.
Sonunda yazacaklarıma,
"Sevgili Günlük!" ya da "Cancağızım!" diyerek başlamazsam
Nihayet herkesimin yazdıklarıma karşı,
Zaman mefhumumu çözemeyecekleri için,
Alınganlık tribine kalkan oluşturabileceğimi buldum!
Artık dilediğim an, dilediğimce,
Geçmişten, gelecekten, şimdiden, dünden, bugünden
Yani her an'dan, her an yazabilme özgürlüğüme eriştim.
Bu geleceğime ilk mektubum olduğuna göre...
Şimdi, gelecekte bu yazdıklarımı okurken nasıl,
Nasıl, ne ortamda olurum bilmiyorum ama en azından
Okuduklarımı hatırlayabilecek kadar sağlıklı olmayı diliyorum!
Bu mektubumdan uzunca birkaç yıl önce...
Çıkmazlarımın yol ayrılıklarında boğuluyordum.
Yanım, yörem, önüm, arkam karanlıktı.
Elimde kurtarmam gereken bir ışık vardı ve ben,
Ne yapacağımı bilmez bir halde
İş çıkışlarımda sokaklarda,
Ayak tabanlarım su toplayana kadar amaçsızca yürüyordum.
Ne vakit yorulduğumu anlayamadığım için de,
Her neredeysem yüzüstü kapaklanıp bayılıyordum.
Nihayet doktora gittiğimdeyse,
Bir ton anti depresan ilaçlarına boğmuştu beni.
Ama ben onları içtikçe yapay mutluluklarla,
Yapay sorunsuz hayatı yaşıyor, kilo üstüne kilo alıyordum.
Bir gün iş yerimde irsaliye ve fatura kesmek için,
İki ayrı yazıcımın başında
Bir yandan masanın üstünde dinlenen memelerimi toparlamak,
Diğer yandan, diğer yazıcıya ulaşmak için,
Bacaklarımın üstünde uykuya dalmış olan
Koca göbüşümü uyandırmak zorunda kalana kadar!
Anti depresanlar beni zamana karşı koruyup, yetiştiremiyordu!
O günün akşamı diğer doktorumun ikazı üzerine,
Bir spor salonuna kayıt oldum.
Ben söyledikleri her şeyi harfiyen uygularken,
Beraberce kayıt olduğum dostum,
Orada burada geyik yapıyor,
Gözüne kestirdiği zengin heriflere bacak hareketleri çekiyordu!
Zayıflıyordu!
Benimse tek faydam…
Artık olur olmadık yerlerde
Yüzüstü bayılıp ağzımı, yüzümü dağıtıp kanatmamış olmam
Ve nihayet kızıma geldiğimde tamamen ona ait kalmaktı.
Herkes spinnig'i lay lay lomm... 'geçerken ben...
Yeterince sağlıklı olursam yaşlandığımda,
Bembeyaz uçuşan kıyafetlerimle
Sahil kenarında beni bekleyen eşimle köpeğimin yanına koşarak
Akşam salatasını hazırlıyor, benim kuzumun ve onun kuzusunun
Bize geleceği akşam yemeğine hazırlanıyorduk!
O zamanlar kızım benden sürekli bir kardeş istiyordu.
Ortada ona kardeş yapacak kadar kaliteli tek bir insan yokken!
Spor salonlarında deli gibi ter döküyor,
Vücut oranlarımdan santimler kaybediyor
Ama kilodan gram eksilmiyor aksine artıyorken anladım!
Benim derdim kas kütlesi değildi ki
Zaten kimse de,
Madalya filan da takmıyordu en güzel spinnig'i sen yaptın diye...
Her seferinde Jüliet Türk Hamamından çıktığımızda
(Ki bana göre mis gibi hamamdan çıkmışız,
Ne diye görünmez fondötenlerle,
Görünmez makyajlarla sıfatımızı kirletelim değil mi?' li soru işaretlerimle)
O, doğal makyajını yapar, gözaltı morluklarını kapatır
Ama asla makyaj olduğu belli olmasın diye likit eyeliner sürmez…
"Canımcım erken çıkıyorum ama,
Şununla şurda buluşcam ama sakın belli etme!"
(Çünkü uzatmalı sevgilisi de aynı saatlerde o spor salonundadır.) der,
Ve yanaklarıma uzaktan bir öpücükle çıkar gider!
Uzatmalı zavallı insan'a da,
"Eve gidip uyuyacağım!" denmiştir.
Ben nasıl kilo kaybedeyim,
İçimde aldatmaya istemsiz ortak olunmanın ağırlığı!
Veremedim tabi.
Uzaklaştım hepsinden!
Şimdi evli ve mutlular...
Ha bir gün bu bloğu okuyacak olursalar o kadın da, o koca da
Kendi ağırlıklarını bir tartsın derim,
O cepheyi de bir gün yazacağım.
Benden yana şimdilik eyvallah!
Bu daha ilk mektup!
Cemre.Y.
Az önce facebook'umda,
Şiir dizelerine haylice önem verdiğim bir dostuma yorum yaparken
Birden ne zamandır kafamda kurduğum ama zamanlamasını,
Etrafımdaki alıngaçlarım yüzünden kestiremediğim,
Bu günceme nihayet nasıl başlamam gerektiğine karar verdim.
Sonunda yazacaklarıma,
"Sevgili Günlük!" ya da "Cancağızım!" diyerek başlamazsam
Nihayet herkesimin yazdıklarıma karşı,
Zaman mefhumumu çözemeyecekleri için,
Alınganlık tribine kalkan oluşturabileceğimi buldum!
Artık dilediğim an, dilediğimce,
Geçmişten, gelecekten, şimdiden, dünden, bugünden
Yani her an'dan, her an yazabilme özgürlüğüme eriştim.
Bu geleceğime ilk mektubum olduğuna göre...
Şimdi, gelecekte bu yazdıklarımı okurken nasıl,
Nasıl, ne ortamda olurum bilmiyorum ama en azından
Okuduklarımı hatırlayabilecek kadar sağlıklı olmayı diliyorum!
Bu mektubumdan uzunca birkaç yıl önce...
Çıkmazlarımın yol ayrılıklarında boğuluyordum.
Yanım, yörem, önüm, arkam karanlıktı.
Elimde kurtarmam gereken bir ışık vardı ve ben,
Ne yapacağımı bilmez bir halde
İş çıkışlarımda sokaklarda,
Ayak tabanlarım su toplayana kadar amaçsızca yürüyordum.
Ne vakit yorulduğumu anlayamadığım için de,
Her neredeysem yüzüstü kapaklanıp bayılıyordum.
Nihayet doktora gittiğimdeyse,
Bir ton anti depresan ilaçlarına boğmuştu beni.
Ama ben onları içtikçe yapay mutluluklarla,
Yapay sorunsuz hayatı yaşıyor, kilo üstüne kilo alıyordum.
Bir gün iş yerimde irsaliye ve fatura kesmek için,
İki ayrı yazıcımın başında
Bir yandan masanın üstünde dinlenen memelerimi toparlamak,
Diğer yandan, diğer yazıcıya ulaşmak için,
Bacaklarımın üstünde uykuya dalmış olan
Koca göbüşümü uyandırmak zorunda kalana kadar!
Anti depresanlar beni zamana karşı koruyup, yetiştiremiyordu!
O günün akşamı diğer doktorumun ikazı üzerine,
Bir spor salonuna kayıt oldum.
Ben söyledikleri her şeyi harfiyen uygularken,
Beraberce kayıt olduğum dostum,
Orada burada geyik yapıyor,
Gözüne kestirdiği zengin heriflere bacak hareketleri çekiyordu!
Zayıflıyordu!
Benimse tek faydam…
Artık olur olmadık yerlerde
Yüzüstü bayılıp ağzımı, yüzümü dağıtıp kanatmamış olmam
Ve nihayet kızıma geldiğimde tamamen ona ait kalmaktı.
Herkes spinnig'i lay lay lomm... 'geçerken ben...
Yeterince sağlıklı olursam yaşlandığımda,
Bembeyaz uçuşan kıyafetlerimle
Sahil kenarında beni bekleyen eşimle köpeğimin yanına koşarak
Akşam salatasını hazırlıyor, benim kuzumun ve onun kuzusunun
Bize geleceği akşam yemeğine hazırlanıyorduk!
O zamanlar kızım benden sürekli bir kardeş istiyordu.
Ortada ona kardeş yapacak kadar kaliteli tek bir insan yokken!
Spor salonlarında deli gibi ter döküyor,
Vücut oranlarımdan santimler kaybediyor
Ama kilodan gram eksilmiyor aksine artıyorken anladım!
Benim derdim kas kütlesi değildi ki
Zaten kimse de,
Madalya filan da takmıyordu en güzel spinnig'i sen yaptın diye...
Her seferinde Jüliet Türk Hamamından çıktığımızda
(Ki bana göre mis gibi hamamdan çıkmışız,
Ne diye görünmez fondötenlerle,
Görünmez makyajlarla sıfatımızı kirletelim değil mi?' li soru işaretlerimle)
O, doğal makyajını yapar, gözaltı morluklarını kapatır
Ama asla makyaj olduğu belli olmasın diye likit eyeliner sürmez…
"Canımcım erken çıkıyorum ama,
Şununla şurda buluşcam ama sakın belli etme!"
(Çünkü uzatmalı sevgilisi de aynı saatlerde o spor salonundadır.) der,
Ve yanaklarıma uzaktan bir öpücükle çıkar gider!
Uzatmalı zavallı insan'a da,
"Eve gidip uyuyacağım!" denmiştir.
Ben nasıl kilo kaybedeyim,
İçimde aldatmaya istemsiz ortak olunmanın ağırlığı!
Veremedim tabi.
Uzaklaştım hepsinden!
Şimdi evli ve mutlular...
Ha bir gün bu bloğu okuyacak olursalar o kadın da, o koca da
Kendi ağırlıklarını bir tartsın derim,
O cepheyi de bir gün yazacağım.
Benden yana şimdilik eyvallah!
Bu daha ilk mektup!
Cemre.Y.
Labels:
afet,
akşam,
can kenarı,
cancağızım,
çıkmaz sokak,
dost,
etme,
geçmiş,
günlük,
hayat,
kara kış,
karşı,
mutlu,
nihayet,
sakın,
Türk,
zengin
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
16 Haziran 2018 Cumartesi
Cancağızım
...Cancağızım...
Şimdilerde herkes nasıl da sanal seviyor birbirini değil mi?
Artık belki de defalarca yüz yüze geldiğimiz insanlarla bile,
Şöyle bir cafe'de oturup iki lafın belini kırabilecekken
Sosyal medyalarda birbirimizi stalk'layarak
Özel hayatımızda neler olup bittiğinin
Senoryalarını kurmaya çalışıyoruz.
Hoş ben o gruba pek girmiyorum sanırım.
Öyle stalk filan beceremiyorum.
Sosyal medyalarda gezinirken tanıyayım veya tanımayayım,
Beğendiğim bir paylaşım görürsem basıyorum beğeniyi!
Öyle sonradan kimse bana
Dönüp de teşekkür etsin diye filan da yapmıyorum bunu.
Tanışıklığım olan insanlarla ilgili
Merak ettiğim bir şey varsa da yüz yüzeyken soruyorum.
Gerçi çok da meraklı biri de değilim sanırım.
Zira beni tanıyan herkes bilir ki anlatmak istediği,
Paylaşmak istediği herhangi bir şey varsa
Zaten anlatır ve paylaşır ki bu konuşma sadece bende kalır.
İçim dışım birdir benim.
Öyle gizemlere, rollere bürünemem!
Hakkımda ne merak ediliyorsa kim sorarsa sorsun
Doğru'm neyse onu öğrenir.
Yine de yetmez insanlara!
Herkesin bildiğinden daha farklı,
Daha olaylı, daha sırlı hikayelerim olsun isterler.
Yok!
Çünkü çoğunuzun içinde büktüğü acı anılar ve an'lar da dahil
Hepsiyle önce kendim yüzleşmişimdir.
Mutluluklar yok mu içlerinde, aşk, sevda, hasret,
İhanet, vuslat... yok mu?
Var.
Ama üzgünüm be cancağızım!
Herkesin bildiğinden farklı değil hikayelerim.
Evet hepsi benim.
Evet hepsi bana ait ama ötekine anlattıklarımdan farklı değiller.
Mesela hiçbir insan evladı yaramdan vuramaz beni.
Ya da bir sırrımı aşikar etmekle tehdit edemez.
Hiç kimseye gebeliğim yoktur bu hayatta.
Ben o yaraların üstünde kaç şiir, kaç mısra, kaç cümle, kaç hece,
Kaç harflik can kırıklarıyla çize çize gezdim bilemezsiniz.
Arada bir kendi kendime mutluluk oyunu oynayacak oluyorum,
Ona bile...
"Şair insan az gizemli olur, ne bu paylaşım." diye yorum yaparsınız.
Hep aynı cevabı veririm.
"Ben şair filan değilim ve bu hayat bana ait, benim hayatım.
Canım öyle istedi."
Ah be cancağızım sen bile,
Ben senle bunları konuşurken
Oturup gözlerimin içine bakmak yerine
Bloğumdan, facebook'umdan, twetter'imden…
Belki paylaştıysam instagram'ımdan okuyorsun beni.
Büyüte büyüte bakıyorsun bütün fotoğraflarıma!
Sen gittiğinden beri saç diplerim beyazlamış mı?
Bu sene nerede tatil yapmışım, yalnız mıymışım (Yine!)?
Ayak tırnaklarım ne renkmiş?
Ben nasıl olup da çocukluğumun müzmin hastalığı
Tırnak yeme alışkanlığımı uzun zamandır terk edip
Şimdi rengarenk ojeler sürebiliyorum!
Ah ne kadar zenginim.
Çünkü bir başına,
Belli bir maaş alıyorum ve benim faturalarım yok,
Geçindirmem gereken bir evim yok, mutfağım yok,
Temizliğim yok, üniversite de okuyan kızım için
Elimden gelen kadarını sağladığım desteğim yok!
Hatta giyinmiyorum ben, ayakkabılarım eskimiyor,
Çantamın fermuarları bozulmuyor!
Ne kazanıyorsam hepsi bana kalıyor.
Hesabımı yapması da size!
Ah be cancağızım.
Artık herkes nasıl da sanal seviyor birbirini değil mi?
O da benim paylaşımımı beğensin'li beğenmeler,
Facebook yorum yapmazsan
En yakın akrabanı bile arkadaşlıktan atıyor diye korkup
Her yoruma teşekkürle karşılık vermeler...
Arada bir salak saçma mesajlardan bıkıp
"Bize özelden yazdığınız methiyeleri,
Eşiniz veya sevgilinize yapsanız
Eminim daha mutlu olurdunuz!" gibi
Haklı bir serzenişime
"Evli değilim, sevgilim de yok
Ama herkesin eşi veya sevgilisi de
Sizin kadar güzel değil ki!" li banal banal cevaplarla karşılaşmalar.
Aldatmayın kardeşim!
Aldatmak illa fiziksel ya da cinsel bir eylem değildir.
Aldatmak beyinden geçse bile aldatmaktır.
Mutlu değilseniz ayrılın!
"Bunu söylemek kolay!" diyor bazıları.
"Yoo hiç de kolay değil!"
Yirmi altı yaşımdaydım aldatılarak ayrıldığımda...
Gerisini biliyorsunuz zaten!
Yine de kızımın babasına her rastladığımda
O başka şeylerden bahsederken
İçimden teşekkür ediyorum ona ve şimdi ki eşine!
Çektiğim onca yokluk, onca çile, onca acı, onca sıkıntıya rağmen
Hiçbir şey bir ömür aldatılmaktan daha kötü değildir.
İyi ki çekip gittiler!
Mesela sen?
Ah be cancağızım,
Yıllar boyu kendince kafanda haklı sebepler uydurmuşsun.
Yıllardır evlilik cüzdanında eşin olarak adı yer alan adamı,
Soy adını taşıdığın adamı/kadını
Önüne çıkan her fırsatta aldattın, aldatıyorsun.
Oğlunu/kızını aldatıyorsun.
Ama keşke gece yatağına yatmadan önce
Aynaya baktığında da
Seviştiğin insanla olduğun kadar mutlu kalabilseydin.
Çünkü sevişmek biter!
Çünkü sana gelen zaten sevmek için değil sevişmek için gelir.
Anlık hazlar, anlık tutkular, anlık mutluluklar...biter.
Oysa ben de bütün aldatılmalarımın öcünü
Aldatmalarla almayı deneyebilirdim.
Ama ne vakit biri aklımı, yüreğimi çelmeye meyl edecek olsa,
Salonunun ışıkları yanık, tam yedi gece, yedi gün bekleyen
O kadın gelir aklıma.
Kendimin o zamanları mühür gibi saklıdır anılarımda
Olur da vazgeçer de gelirse onu unutup uyudum sanmasın da
Zile basıp içeri girebilsin diye.
Gelmedi tabi, o zaman gelmedi.
Yıllar sonra geldiğindeyse ben artık o evde değildim.
Ben artık o insan da değildim.
Özürler duydum, baktı olmadı
"İyi ki terk etmişim seni!" ler...
Ben şimdiki karımı hep seviyordum." lar duydum.
"İş yerinin az ilerisindeyim
Bir öğle yemeğine ne dersin?" ler duydum.
Sonra yine hakaretler duydum.
Hepsi eski kocamla o istiyor diye tekrar yatmadığım içindi.
Evet boşandıktan sonra da onunla ara sıra yattım
Ama bütün bunlar gerekli mesajın
Gerekli yere ulaştığından emin olmak içindi.
Ben o kadının bana kurduğu o cümleyi
Hiç mi hiç hak etmemiştim çünkü.
Sonunda mesaj yerine ulaştı.
"Kadın olsun da kocasını elinde tutsun,
Ben bu adamla bir evlilik daha yaşayamam!"
Bitti.
Bir daha da asla
Eski eşim de dahi olsa evli bir adamla beraber olmadım.
Olmam da.
Uzun yıllardır soruyorlar bana
"Arada bir yüz yüze geliyorsunuz,
Belki kızınız için buluşuyorsunuz, ne hissediyorsun?"
Ah be cancağızım,
"Hiçbir şey!" diyorum.
"Hiçbir şey!"
Ne eski koca, ne eski sevgili, ne eski dost,
Ne eski arkadaş, ne eski tanıdık, ne eski akraba!
Hiçbir şey!
O böyle espriler yapıp günü olağanca kurtarmaya çalışırken
Kızım için olağan olması gereken neyse ona odaklanıyorum
Ama karşımdaki insan bana hep sadece
Eskiden gülmüş olduğum güldürü dizilerindeki
Herhangi bir karakter gibi.
Kızımıza karşı şimdiki oğluyla geçirdiği vakitlerin
Kızımızla geçirmediği vakitler kadar
Bedelini ve ederini en azından yürekçe karşılasın yeterli.
Ah be cancağızım,
Çok şükür gururum, huzurum,
Mutluluk değilse de rahatım yerinde!
Çünkü ben hiç kendimi başkalarıyla aldatmadım.
Peki ya sen daha ne kadar kendini aldatacaksın.
Neyse sen yine beni duymayacaksın nasıl olsa!
Sana iyi sanal sevmeler!
Eyvallah!
Cemre.Y.
Şimdilerde herkes nasıl da sanal seviyor birbirini değil mi?
Artık belki de defalarca yüz yüze geldiğimiz insanlarla bile,
Şöyle bir cafe'de oturup iki lafın belini kırabilecekken
Sosyal medyalarda birbirimizi stalk'layarak
Özel hayatımızda neler olup bittiğinin
Senoryalarını kurmaya çalışıyoruz.
Hoş ben o gruba pek girmiyorum sanırım.
Öyle stalk filan beceremiyorum.
Sosyal medyalarda gezinirken tanıyayım veya tanımayayım,
Beğendiğim bir paylaşım görürsem basıyorum beğeniyi!
Öyle sonradan kimse bana
Dönüp de teşekkür etsin diye filan da yapmıyorum bunu.
Tanışıklığım olan insanlarla ilgili
Merak ettiğim bir şey varsa da yüz yüzeyken soruyorum.
Gerçi çok da meraklı biri de değilim sanırım.
Zira beni tanıyan herkes bilir ki anlatmak istediği,
Paylaşmak istediği herhangi bir şey varsa
Zaten anlatır ve paylaşır ki bu konuşma sadece bende kalır.
İçim dışım birdir benim.
Öyle gizemlere, rollere bürünemem!
Hakkımda ne merak ediliyorsa kim sorarsa sorsun
Doğru'm neyse onu öğrenir.
Yine de yetmez insanlara!
Herkesin bildiğinden daha farklı,
Daha olaylı, daha sırlı hikayelerim olsun isterler.
Yok!
Çünkü çoğunuzun içinde büktüğü acı anılar ve an'lar da dahil
Hepsiyle önce kendim yüzleşmişimdir.
Mutluluklar yok mu içlerinde, aşk, sevda, hasret,
İhanet, vuslat... yok mu?
Var.
Ama üzgünüm be cancağızım!
Herkesin bildiğinden farklı değil hikayelerim.
Evet hepsi benim.
Evet hepsi bana ait ama ötekine anlattıklarımdan farklı değiller.
Mesela hiçbir insan evladı yaramdan vuramaz beni.
Ya da bir sırrımı aşikar etmekle tehdit edemez.
Hiç kimseye gebeliğim yoktur bu hayatta.
Ben o yaraların üstünde kaç şiir, kaç mısra, kaç cümle, kaç hece,
Kaç harflik can kırıklarıyla çize çize gezdim bilemezsiniz.
Arada bir kendi kendime mutluluk oyunu oynayacak oluyorum,
Ona bile...
"Şair insan az gizemli olur, ne bu paylaşım." diye yorum yaparsınız.
Hep aynı cevabı veririm.
"Ben şair filan değilim ve bu hayat bana ait, benim hayatım.
Canım öyle istedi."
Ah be cancağızım sen bile,
Ben senle bunları konuşurken
Oturup gözlerimin içine bakmak yerine
Bloğumdan, facebook'umdan, twetter'imden…
Belki paylaştıysam instagram'ımdan okuyorsun beni.
Büyüte büyüte bakıyorsun bütün fotoğraflarıma!
Sen gittiğinden beri saç diplerim beyazlamış mı?
Bu sene nerede tatil yapmışım, yalnız mıymışım (Yine!)?
Ayak tırnaklarım ne renkmiş?
Ben nasıl olup da çocukluğumun müzmin hastalığı
Tırnak yeme alışkanlığımı uzun zamandır terk edip
Şimdi rengarenk ojeler sürebiliyorum!
Ah ne kadar zenginim.
Çünkü bir başına,
Belli bir maaş alıyorum ve benim faturalarım yok,
Geçindirmem gereken bir evim yok, mutfağım yok,
Temizliğim yok, üniversite de okuyan kızım için
Elimden gelen kadarını sağladığım desteğim yok!
Hatta giyinmiyorum ben, ayakkabılarım eskimiyor,
Çantamın fermuarları bozulmuyor!
Ne kazanıyorsam hepsi bana kalıyor.
Hesabımı yapması da size!
Ah be cancağızım.
Artık herkes nasıl da sanal seviyor birbirini değil mi?
O da benim paylaşımımı beğensin'li beğenmeler,
Facebook yorum yapmazsan
En yakın akrabanı bile arkadaşlıktan atıyor diye korkup
Her yoruma teşekkürle karşılık vermeler...
Arada bir salak saçma mesajlardan bıkıp
"Bize özelden yazdığınız methiyeleri,
Eşiniz veya sevgilinize yapsanız
Eminim daha mutlu olurdunuz!" gibi
Haklı bir serzenişime
"Evli değilim, sevgilim de yok
Ama herkesin eşi veya sevgilisi de
Sizin kadar güzel değil ki!" li banal banal cevaplarla karşılaşmalar.
Aldatmayın kardeşim!
Aldatmak illa fiziksel ya da cinsel bir eylem değildir.
Aldatmak beyinden geçse bile aldatmaktır.
Mutlu değilseniz ayrılın!
"Bunu söylemek kolay!" diyor bazıları.
"Yoo hiç de kolay değil!"
Yirmi altı yaşımdaydım aldatılarak ayrıldığımda...
Gerisini biliyorsunuz zaten!
Yine de kızımın babasına her rastladığımda
O başka şeylerden bahsederken
İçimden teşekkür ediyorum ona ve şimdi ki eşine!
Çektiğim onca yokluk, onca çile, onca acı, onca sıkıntıya rağmen
Hiçbir şey bir ömür aldatılmaktan daha kötü değildir.
İyi ki çekip gittiler!
Mesela sen?
Ah be cancağızım,
Yıllar boyu kendince kafanda haklı sebepler uydurmuşsun.
Yıllardır evlilik cüzdanında eşin olarak adı yer alan adamı,
Soy adını taşıdığın adamı/kadını
Önüne çıkan her fırsatta aldattın, aldatıyorsun.
Oğlunu/kızını aldatıyorsun.
Ama keşke gece yatağına yatmadan önce
Aynaya baktığında da
Seviştiğin insanla olduğun kadar mutlu kalabilseydin.
Çünkü sevişmek biter!
Çünkü sana gelen zaten sevmek için değil sevişmek için gelir.
Anlık hazlar, anlık tutkular, anlık mutluluklar...biter.
Oysa ben de bütün aldatılmalarımın öcünü
Aldatmalarla almayı deneyebilirdim.
Ama ne vakit biri aklımı, yüreğimi çelmeye meyl edecek olsa,
Salonunun ışıkları yanık, tam yedi gece, yedi gün bekleyen
O kadın gelir aklıma.
Kendimin o zamanları mühür gibi saklıdır anılarımda
Olur da vazgeçer de gelirse onu unutup uyudum sanmasın da
Zile basıp içeri girebilsin diye.
Gelmedi tabi, o zaman gelmedi.
Yıllar sonra geldiğindeyse ben artık o evde değildim.
Ben artık o insan da değildim.
Özürler duydum, baktı olmadı
"İyi ki terk etmişim seni!" ler...
Ben şimdiki karımı hep seviyordum." lar duydum.
"İş yerinin az ilerisindeyim
Bir öğle yemeğine ne dersin?" ler duydum.
Sonra yine hakaretler duydum.
Hepsi eski kocamla o istiyor diye tekrar yatmadığım içindi.
Evet boşandıktan sonra da onunla ara sıra yattım
Ama bütün bunlar gerekli mesajın
Gerekli yere ulaştığından emin olmak içindi.
Ben o kadının bana kurduğu o cümleyi
Hiç mi hiç hak etmemiştim çünkü.
Sonunda mesaj yerine ulaştı.
"Kadın olsun da kocasını elinde tutsun,
Ben bu adamla bir evlilik daha yaşayamam!"
Bitti.
Bir daha da asla
Eski eşim de dahi olsa evli bir adamla beraber olmadım.
Olmam da.
Uzun yıllardır soruyorlar bana
"Arada bir yüz yüze geliyorsunuz,
Belki kızınız için buluşuyorsunuz, ne hissediyorsun?"
Ah be cancağızım,
"Hiçbir şey!" diyorum.
"Hiçbir şey!"
Ne eski koca, ne eski sevgili, ne eski dost,
Ne eski arkadaş, ne eski tanıdık, ne eski akraba!
Hiçbir şey!
O böyle espriler yapıp günü olağanca kurtarmaya çalışırken
Kızım için olağan olması gereken neyse ona odaklanıyorum
Ama karşımdaki insan bana hep sadece
Eskiden gülmüş olduğum güldürü dizilerindeki
Herhangi bir karakter gibi.
Kızımıza karşı şimdiki oğluyla geçirdiği vakitlerin
Kızımızla geçirmediği vakitler kadar
Bedelini ve ederini en azından yürekçe karşılasın yeterli.
Ah be cancağızım,
Çok şükür gururum, huzurum,
Mutluluk değilse de rahatım yerinde!
Çünkü ben hiç kendimi başkalarıyla aldatmadım.
Peki ya sen daha ne kadar kendini aldatacaksın.
Neyse sen yine beni duymayacaksın nasıl olsa!
Sana iyi sanal sevmeler!
Eyvallah!
Cemre.Y.
Labels:
cancağızım,
eski,
eyvallah,
fark,
gitti,
hikaye,
huzur,
ışık,
insan,
kadın,
merak,
mey,
mühür,
neyse,
öyle,
sevdiğim,
şair,
şiir,
vakit,
vuslat
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
4 Mayıs 2018 Cuma
Aşeka
...Aşeka...
Siz hiç Aşeka'dan fal tuttunuz mu? Issız gecelerde cancağızımla dertleşip,
Sevdanın sevdalısızlığına uğradığımızda
"Haydi bir Aşeka falı bakalım!" derdik.
"Sağ sayfadan ikinci paragraf olsun" deyip
Gözler kapalı, niyetler yürekte,
Herhangi bir sayfa açar okurduk.
Aşk hiçbir yerde yoksa
Aşeka'da kesin vardı, umutlu günlerdi!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
4 Mart 2018 Pazar
Kapılmak Korkusu
| …Kapılmak Korkusu… |
| Cancağızım |
| Sana kapılmaktan ve boğulmaktan |
| Ölesiye ödüm kopuyor |
| Anlatamıyor muyum? Cemre.Y. |
Labels:
cancağızım,
korku
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
18 Aralık 2017 Pazartesi
Seçilmişim
…Seçilmişim…
Yüreğinin her bir telini hasretle, tel tel öptüğüm Seçil mişim...
Senle ben aynı yürek galaksisinden'iz,
O nedenle kimsemiz gücenmeyi dahi düşünmez,
"Bak okumamış, beğenmemiş bile!" leri…
Zira okumalar olmadan, anlamı dimağa yerleştirmeden,
Oluşan beğenilerden bize ne!
Ki onca işinin arasında vakit ayırıp okumuşsun ya şimdi,
Onurlandım şairimin, üstadımın böylesi beni anlamış yorumuyla…
Seni hiç görmedim göz göze, sende beni…
Ama yürekçe de hayli cancağızımsın her daim.
Seni tekrar okumalar için uzun bir yolculuk bekliyorum,
Biliyorsun ki seni en çok, otobüs veya metrobüs kalabalığında,
Tepemdeki meraklı bakışlarla okumayı seviyorum.
Sen benin onlarla olan intikamım gibisin.
"Çok meraklılarsa, şiir okusunlar, üstelik en uzunundan!" intikamım.
Öpüyorum şu an bu yorumumu,
Hiç üşenmeden okuyup gülümseyen gözlerinin üzerinden.
Cemre.Y.
Yüreğinin her bir telini hasretle, tel tel öptüğüm Seçil mişim...
Senle ben aynı yürek galaksisinden'iz,
O nedenle kimsemiz gücenmeyi dahi düşünmez,
"Bak okumamış, beğenmemiş bile!" leri…
Zira okumalar olmadan, anlamı dimağa yerleştirmeden,
Oluşan beğenilerden bize ne!
Ki onca işinin arasında vakit ayırıp okumuşsun ya şimdi,
Onurlandım şairimin, üstadımın böylesi beni anlamış yorumuyla…
Seni hiç görmedim göz göze, sende beni…
Ama yürekçe de hayli cancağızımsın her daim.
Seni tekrar okumalar için uzun bir yolculuk bekliyorum,
Biliyorsun ki seni en çok, otobüs veya metrobüs kalabalığında,
Tepemdeki meraklı bakışlarla okumayı seviyorum.
Sen benin onlarla olan intikamım gibisin.
"Çok meraklılarsa, şiir okusunlar, üstelik en uzunundan!" intikamım.
Öpüyorum şu an bu yorumumu,
Hiç üşenmeden okuyup gülümseyen gözlerinin üzerinden.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
14 Aralık 2017 Perşembe
Ben Yokum!
| …Ben Yokum!... |
| Ne çok gizem dolu olmamı isterdin. |
| Ne de çok gizemlerle dolmamı isterdin. |
| Ah ne de çok... |
| Ben seninle dopdoluyken, |
| Ve artık bütün cümle alem senliliğimi bilsin, |
| Ben söylemeden sen duyur isterken! |
| Meğer sen? |
| Karışmasın istermişsin |
| Kırıştırdığın makaralarının ucu! |
| Uyamadım ben sana cancağızım! |
| İpekten örecektim güya kaderimin çoraplarını da |
| Üşümeyecekti ayaklarımız. |
| Oysa senin ayakların kırk çarşaf geziniyormuş bilemedim. |
| Yolun.... |
| Açık olsun. |
| Ben artık ben yokum! Cemre.Y. |
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
10 Aralık 2017 Pazar
Ömrünüz Var Olsun
…Ömrünüz Var Olsun…
Hani hatırlar mısın bilmem!
Ahizenin iki ayrı ucunda ikimiz de ağlaya ağlaya…
Gülüyorduk halsiz hallerimize...
Sonra yutkundum sana...
Sana dedim ki
"Cancağızım hayallerine küsme!
Bir gün biri gelir,
Hayallerinin hepsini teker teker,
Hediye eyler sana."
Demiştin ki gözyaşların yanaklarında yuvarlanırken,
Sana has o buğulu kahkahayla
"Nerede be cancağızım neredee!
Geçtim ben oraları."
Demiştim ki sana
"Sen sadece amin!" de...
Şöyle bir yutkunup, "İkimize de amin kız!" demiştin.
Bak olmuş işte!
Şimdi sana bari tam amin olmuş!
Ne diyeyim ki ömrünüz var olsun.
Cemre.Y.
Hani hatırlar mısın bilmem!
Ahizenin iki ayrı ucunda ikimiz de ağlaya ağlaya…
Gülüyorduk halsiz hallerimize...
Sonra yutkundum sana...
Sana dedim ki
"Cancağızım hayallerine küsme!
Bir gün biri gelir,
Hayallerinin hepsini teker teker,
Hediye eyler sana."
Demiştin ki gözyaşların yanaklarında yuvarlanırken,
Sana has o buğulu kahkahayla
"Nerede be cancağızım neredee!
Geçtim ben oraları."
Demiştim ki sana
"Sen sadece amin!" de...
Şöyle bir yutkunup, "İkimize de amin kız!" demiştin.
Bak olmuş işte!
Şimdi sana bari tam amin olmuş!
Ne diyeyim ki ömrünüz var olsun.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
13 Kasım 2017 Pazartesi
Hoşça Kal
...Hoşça Kal...
Herkesin, herkese kalbi kırılabilir,
Ben de sana göre belki,
Sana herkes olmuş olabilirim.
Ama...
Sen bana, herkes değildin.
Benim sana, yüreğim kırıldı cancağızım.
Ki beni iyi bilirsin benim yüreğim,
Buz dağının
Buz dağının hiç görülmeyen kütlesidir.
Çarp dur artık!
Eritemezsin.
Hoşça kal!
Cemre.Y.
Ben de sana göre belki,
Sana herkes olmuş olabilirim.
Ama...
Sen bana, herkes değildin.
Benim sana, yüreğim kırıldı cancağızım.
Ki beni iyi bilirsin benim yüreğim,
Buz dağının
Buz dağının hiç görülmeyen kütlesidir.
Çarp dur artık!
Eritemezsin.
Hoşça kal!
Cemre.Y.
Labels:
adam,
cancağızım,
hoşça kal,
yüreğim
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Aşk Mı, O Ne Ki?
...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...
-
...Beni Soracak Olursan, İyiyim Ben... Ne zaman şiir kuşanacak olsam, Avuç içi kadar bir coğrafyaya, Şiir şiir iklimlerim geliverir aklıma! ...
-
...Öylece...Çekip Gitti... Biz! Birkaç güvercine mukabil razı olduk, "Sevdadandır." dedik. “İmkansızlıktan aşktandır” dedik. ...
-
…Gözlerin Diyorum Adam… Gözlerin diyorum adam gözlerin... Öyle b/akmasalardı yüreğime Şimdi böyle sana, Lal olabilir miydi dillerim... ...
-
...Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni... Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni; Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak. Yol'unmuş ...
-
...Gözlerin Diyorum Kadın... Gözlerin...diyorum kadın... İçi cehennem dışı cennetken! Gözlerin diyorum kadın! Annem gibi, kızım gibi, ...
-
...Lal-ü Aşk... Sevgilim... Lal-ü aşk yüklü, Bulutlar geçiyor ömrümüzden. Sanki hiç! Mey dolu ağzından, Dökülmemiş gibisin En ıssız,...
-
...Sevgilim... Yüreğinin gazellerini sakın savurma sevgilim! Bırak kalsınlar, daha ne kadar dağınıksan. Toparlanma öyle hemen, ben geldi...
-
…Misket… Çocukluğumun can kırıntılarında Benim bütün oyunlarda kazandığım misketlerim, Bir kavanozda doluydu Ve mahallenin bütün kö...
-
…Adını İfşa Etme Gizli Yarim… Adını ifşa etme gizli yarim, Ola ki seni, ben gibi sevemezlerse... Sana da, bana da kıyarlar! Etme sakı...
-
...Gelsin Artık... Hani ikindi sonrası vakitlerde, Çökmeye başlardı ya akşamın hüznü... Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü, Yür...


















