...Cancağızım...
Cancağızım bir daha asla beni,
Bekar evinde yaşayan bir adamın yatak odasının
Dört kapılı gardrobunun,
Kapılarının birinin içindeyken hiç kimsem aramadı!
Kafatasımın içinde bana haylice fazla gelen,
Anıların hafıza kayıtlarını beynimden silmeye çalıştığım
Onca yaşanmışlıklardan sonra
"Tam, nihayet, her şeyi ama her şeyi,
Nihayet unuttum!" diye sevinirken ben...
Birdenbire...
Henüz birkaç zamandır ait olduğum,
Şirketimin müdürü tarafından uyarılıyorum!
Üstelik o çok farklı sebeplerle,
Çok farklı olaylara gereksiz...
(Aslında silkelenmem için epeyce gerekli...)
Bir olay neticesinde
Ömrünün bütün hıncını,
Benden gözlerinin ateşiyle almaya çalışıp,
Beni, hayatı, işi, yine beni,
Yerden yere vururken ben ağlıyordum.
"Her şeyi unutmak için henüz çok gençsin,
Üstelik bilmen ve hatırlaman gereken,
Hayatının önemli anektotlarını da unutmuşsun!
Bu durum...
Hem yaşamına zarar verir hem de sosyal hayatına,
Sen alzheimer olmaya çalışmışsın
Ama onu bile becerememişsin!
Diklen!
Doğrul!
Savaş!
Yenil ya da kazan ama daima güçlü ol.
En zoru budur bende biliyorum!
Tecrübelerim söylüyor bunu bana ama,
Hayatının elzemlerini de kaybetmemek için hatırla,
Hatta hatırladıklarınla yeniden yüzleş
Ve lütfen işine yansıtma!"
Hayat hep acımasızdı zaten.
Ve hayat...
Hiçbir kök salmış ağacın altında,
Kavak yellerinin esemeyeceğini öğretmişti bana çoktan!
Ki zaten derdim de
Hiçbir zaman leylim ley salınmaktan,
Başka bir ota yaramayan kavak ağacı olmak değildi.
Yani ben hiçbir zaman,
Hiç kimseye yükseklerden bakmayı dilemedim.
Misal...
Geçen gün kardeşimin balkonunda sigara içerken,
Baba yine kahvenin yolunu tutmuş sokağa inmişti.
Hayatımda ilk defa görüyordum onun başının üstünü!
Onun ömrü boyunca,
Hiç kimsesi başının üstünde olamamıştı ki!
Anamın dört yıl önce kanserden giderken,
Kalan dört tel saçından üçü beyazdı, diğeri siyah!
Az önce önümden geçen adamın ise...
Azıcık kafasının ortası açılır gibi olmuştu,
Beş tel saçından sadece biri beyaz!
Tükürsem hisseder miydi acaba beyninin ortasına!
O da hatırlar mıydı,
Anamın guatr ameliyatı için hastaneye gittiği o günleri...
Beni ve bir küçük kardeşimi,
"Eğer ölürsem" diye diye kocası,
Eri bildiği o adama emanet edişini!
Annemin hastane diye bir yere gittiğinin üçüncü günü
Erkek kardeşimi komşuya bırakıp,
Beni en sevdiğim arkadaşımın ailesine emanet etmeyişini!
Ben uyurken beni uyandırıp, yemek masasına yüzüstü yatırıp!
Çığlıklarıma komşular koşup kapıyı yumruklarken,
Götümden taşan bokları kardeşimin elbiseleriyle temizleyip
"Kabus gördü garibim, ilk defa anası yok yanında!
Madem öyle Rachel'ler de kalsın bu gece,
Belki sakinler biraz yavrucak!" diyerek
Kulağıma kondurduğu o son öpücükle
"Ağzını açarsan,
Seni de,
Hastanedeki ananın da,
Boğazını keserim!" deyişi kulaklarımda hala!
Oysa o gece olanları sadece Ava'ya anlatmıştım!
Rahmetli anacım o ameliyattan döndüğünde
(O zamanlar guatr ameliyatı açık,
Ve boğaz boydan boya kesilerek yapılıyordu)
Gerçekten de baba'nın söylediği gibi,
Anamın boğazını boydan boya kesti sanmış,
Uzunca yıllar boyunca tacizlerine ses edememiştim.
Sonraki bütün yıllarım boyunca herkesi bağışladım.
Hatta!
Kocası çoktan alkolik,
Arkadaş, dost, akraba olabilen ama bir baba
Ve doğru bir eş olamayan o adamı,
Ve her ona yazanı ona aşık sanıp,
Şartlar olumluysa,
Onunla yatmaktan çekinmeyen Camilla'yı bile bağışladım.
Hatta ben işimin dertleriyle, anamın kanseriyle, borçlarımla,
Beni başkası için terk eden sevgilimle baş etmeye çalışırken,
O beni mutluluğun zirvesindeyken,
Sevinç ve belki de,
İlk defa,
Heyecanının doruğundayken aradığında bile bağışladım.
O, hiçbir zaman gitmediği ve "Hadi orada buluşalım!" desen
Otobüs terminalini bile bulamayacağı,
Thames Nehri kıyılarındaki
Bir garsonier evinde buluştuğu adamla kahvaltısını etmiş,
İkinci sevişmesinin üçüncüsünü ekleyecekken,
Adamın babasının oğlunu ziyaret edesi gelmiş,
Bu da apar topar bir dolaba tıkılmış!
Ah nasıl da mutluydu telefonun diğer ucundan
"Bak, babası beni burada bulursa vay yandım ben!" derken.
Sanki eski Yeşilçam'lı bir Türk filmi bu!
Yakalanırlarsa,
Evlenmek zorunda kalacaklar da mutlu son olacak!
Ben...
Gerçekten Camilla'nın o gün, o sevinci ve ona gitmek için
Onca yolu aşabilmesindeki başarısına sevindim de...
E be güzelim,
Ben sana o yolları bana gelebil diye öğretmemiş miydim?
Affettim.
Madem her şeyi en başından hatırlamaya başladım.
Tüküreyim mi şu aşağı kahveye yürümekte olan adamın,
Daha yeni açılmaya başlamış beyninin tam ortasına!
Tüküreyim mi şu yolu orospuluğa doğru yelken açan
Yaftası açılmamış,
Ömrüne yollar açmak için,
Beni kullanmış cancağızım dediğim,
O yelloz karının sıfatsız iki kaşının ortasına?
Yok yok...
Şimdi el alem ne der değil mi!
Durayım durduğum yerde!
Nasıl olsa ölecekler!
Ben onlardan önce ölsem de ölecekler,
Sonra ölsem de ölecekler!
Elalem'in ağzı lal, kulağı sus, burnu pus,
Gözü kör, tadı demir olduğu zaman hesaplaşacağım onlarla!
Evet...
Artık hatırlıyorum.
Teşekkür ederim.
Cemre.Y.
Bekar evinde yaşayan bir adamın yatak odasının
Dört kapılı gardrobunun,
Kapılarının birinin içindeyken hiç kimsem aramadı!
Kafatasımın içinde bana haylice fazla gelen,
Anıların hafıza kayıtlarını beynimden silmeye çalıştığım
Onca yaşanmışlıklardan sonra
"Tam, nihayet, her şeyi ama her şeyi,
Nihayet unuttum!" diye sevinirken ben...
Birdenbire...
Henüz birkaç zamandır ait olduğum,
Şirketimin müdürü tarafından uyarılıyorum!
Üstelik o çok farklı sebeplerle,
Çok farklı olaylara gereksiz...
(Aslında silkelenmem için epeyce gerekli...)
Bir olay neticesinde
Ömrünün bütün hıncını,
Benden gözlerinin ateşiyle almaya çalışıp,
Beni, hayatı, işi, yine beni,
Yerden yere vururken ben ağlıyordum.
"Her şeyi unutmak için henüz çok gençsin,
Üstelik bilmen ve hatırlaman gereken,
Hayatının önemli anektotlarını da unutmuşsun!
Bu durum...
Hem yaşamına zarar verir hem de sosyal hayatına,
Sen alzheimer olmaya çalışmışsın
Ama onu bile becerememişsin!
Diklen!
Doğrul!
Savaş!
Yenil ya da kazan ama daima güçlü ol.
En zoru budur bende biliyorum!
Tecrübelerim söylüyor bunu bana ama,
Hayatının elzemlerini de kaybetmemek için hatırla,
Hatta hatırladıklarınla yeniden yüzleş
Ve lütfen işine yansıtma!"
Hayat hep acımasızdı zaten.
Ve hayat...
Hiçbir kök salmış ağacın altında,
Kavak yellerinin esemeyeceğini öğretmişti bana çoktan!
Ki zaten derdim de
Hiçbir zaman leylim ley salınmaktan,
Başka bir ota yaramayan kavak ağacı olmak değildi.
Yani ben hiçbir zaman,
Hiç kimseye yükseklerden bakmayı dilemedim.
Misal...
Geçen gün kardeşimin balkonunda sigara içerken,
Baba yine kahvenin yolunu tutmuş sokağa inmişti.
Hayatımda ilk defa görüyordum onun başının üstünü!
Onun ömrü boyunca,
Hiç kimsesi başının üstünde olamamıştı ki!
Anamın dört yıl önce kanserden giderken,
Kalan dört tel saçından üçü beyazdı, diğeri siyah!
Az önce önümden geçen adamın ise...
Azıcık kafasının ortası açılır gibi olmuştu,
Beş tel saçından sadece biri beyaz!
Tükürsem hisseder miydi acaba beyninin ortasına!
O da hatırlar mıydı,
Anamın guatr ameliyatı için hastaneye gittiği o günleri...
Beni ve bir küçük kardeşimi,
"Eğer ölürsem" diye diye kocası,
Eri bildiği o adama emanet edişini!
Annemin hastane diye bir yere gittiğinin üçüncü günü
Erkek kardeşimi komşuya bırakıp,
Beni en sevdiğim arkadaşımın ailesine emanet etmeyişini!
Ben uyurken beni uyandırıp, yemek masasına yüzüstü yatırıp!
Çığlıklarıma komşular koşup kapıyı yumruklarken,
Götümden taşan bokları kardeşimin elbiseleriyle temizleyip
"Kabus gördü garibim, ilk defa anası yok yanında!
Madem öyle Rachel'ler de kalsın bu gece,
Belki sakinler biraz yavrucak!" diyerek
Kulağıma kondurduğu o son öpücükle
"Ağzını açarsan,
Seni de,
Hastanedeki ananın da,
Boğazını keserim!" deyişi kulaklarımda hala!
Oysa o gece olanları sadece Ava'ya anlatmıştım!
Rahmetli anacım o ameliyattan döndüğünde
(O zamanlar guatr ameliyatı açık,
Ve boğaz boydan boya kesilerek yapılıyordu)
Gerçekten de baba'nın söylediği gibi,
Anamın boğazını boydan boya kesti sanmış,
Uzunca yıllar boyunca tacizlerine ses edememiştim.
Sonraki bütün yıllarım boyunca herkesi bağışladım.
Hatta!
Kocası çoktan alkolik,
Arkadaş, dost, akraba olabilen ama bir baba
Ve doğru bir eş olamayan o adamı,
Ve her ona yazanı ona aşık sanıp,
Şartlar olumluysa,
Onunla yatmaktan çekinmeyen Camilla'yı bile bağışladım.
Hatta ben işimin dertleriyle, anamın kanseriyle, borçlarımla,
Beni başkası için terk eden sevgilimle baş etmeye çalışırken,
O beni mutluluğun zirvesindeyken,
Sevinç ve belki de,
İlk defa,
Heyecanının doruğundayken aradığında bile bağışladım.
O, hiçbir zaman gitmediği ve "Hadi orada buluşalım!" desen
Otobüs terminalini bile bulamayacağı,
Thames Nehri kıyılarındaki
Bir garsonier evinde buluştuğu adamla kahvaltısını etmiş,
İkinci sevişmesinin üçüncüsünü ekleyecekken,
Adamın babasının oğlunu ziyaret edesi gelmiş,
Bu da apar topar bir dolaba tıkılmış!
Ah nasıl da mutluydu telefonun diğer ucundan
"Bak, babası beni burada bulursa vay yandım ben!" derken.
Sanki eski Yeşilçam'lı bir Türk filmi bu!
Yakalanırlarsa,
Evlenmek zorunda kalacaklar da mutlu son olacak!
Ben...
Gerçekten Camilla'nın o gün, o sevinci ve ona gitmek için
Onca yolu aşabilmesindeki başarısına sevindim de...
E be güzelim,
Ben sana o yolları bana gelebil diye öğretmemiş miydim?
Affettim.
Madem her şeyi en başından hatırlamaya başladım.
Tüküreyim mi şu aşağı kahveye yürümekte olan adamın,
Daha yeni açılmaya başlamış beyninin tam ortasına!
Tüküreyim mi şu yolu orospuluğa doğru yelken açan
Yaftası açılmamış,
Ömrüne yollar açmak için,
Beni kullanmış cancağızım dediğim,
O yelloz karının sıfatsız iki kaşının ortasına?
Yok yok...
Şimdi el alem ne der değil mi!
Durayım durduğum yerde!
Nasıl olsa ölecekler!
Ben onlardan önce ölsem de ölecekler,
Sonra ölsem de ölecekler!
Elalem'in ağzı lal, kulağı sus, burnu pus,
Gözü kör, tadı demir olduğu zaman hesaplaşacağım onlarla!
Evet...
Artık hatırlıyorum.
Teşekkür ederim.
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder