|
Kız Kulesinin tavanındaki Piri Reis haritası gibiyim.Dışım'la o kadar meşguller ki, içimi gören yok!
Cancağızım! Sana, her gün bakıp yüzünü çevirdiğin aynandan sesleniyorum, gözlerinin içine bakıyorum, buradayım, tam karşında, artık yalnız değilsin, artık yalnız değilim, artık dostuz. Sanki böyle bahçendeki erik ağacı çiçek açmış da sen karpuza aş eriyormuşsun gibi bi duygu bu... Hoş geldin madem! (Yazdıklarım bana aittir çalmayın, adımla beraber paylaşın olur mu canlarım.) Cemre.Y. #Tipinifavladığım
efsane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
efsane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Nisan 2019 Pazar
Bu Dünya
Labels:
affet,
anam,
bebek,
bekle,
dünya,
efsane,
etme,
hücre,
keşke,
masal,
meze,
sadece,
yalan,
yara,
yaşa
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
22 Mart 2019 Cuma
Yüzümü Düşürme Ayak Dibine, Ben En Son, Sana Güvendim
...Yüzümü Düşürme Ayak Dibine, Ben En Son, Sana Güvendim...
Sen hiç yokkenden beridir yokluğuna tesbih çektim an be an!
Tane tane saydım ömrümün bütün olmayanlarını,
Bugün, yüzyıl olmuş, bir "Biz!" etmeyeli.
Ruh eşiymiş filan efsaneydi biliyordum lakin,
Kaburga kemiğinden yaratılırdı ya hani eş olan!
Hani gayrısı, resmisi filan da fark etmezdi hani.
Şimdi sen say bakalım...
Ömrünün, ömrüme eksikliği kaç etti?
Beni ateşlere attılar, sevdiğimi başkalarına eş ettiler ölmedim.
Beni yardan uçurdular,
Evladımı evimizden uzak koydular ölmedim.
Beni yalancı baharlarla, zemheri ayazlı kara kışlı beşiklerde unuttular ölmedim.
Tam tamına, yüzyıl sonra, çırılçıplak, son, sana, güvendim.
İçim dışım ne kaldıysa,
Her zerremi sana emanet ettim lakin,
"Olmayacak bizden!"e kefen biçmişiz madem!
Yüzümü düşürme ayak dibine, ben en son, sana güvendim.
Sen yokkenden beridir yokluğuna tesbih çektim an be an!
Tane tane saydım ömrümün bütün olmayanlarını,
Bugün, yüz yıl olmuş, bir "Biz!" etmeyeli.
Ruh eşiymiş filan efsaneydi biliyordum lakin,
Kaburga kemiğinden yaratılırdı ya hani eş olan!
Hani gayrısı, resmisi filan da fark etmezdi hani.
Neyse üç beş sigara daha yakalım biz ardı ardınca!
Cemre.Y.
Sen hiç yokkenden beridir yokluğuna tesbih çektim an be an!
Tane tane saydım ömrümün bütün olmayanlarını,
Bugün, yüzyıl olmuş, bir "Biz!" etmeyeli.
Ruh eşiymiş filan efsaneydi biliyordum lakin,
Kaburga kemiğinden yaratılırdı ya hani eş olan!
Hani gayrısı, resmisi filan da fark etmezdi hani.
Şimdi sen say bakalım...
Ömrünün, ömrüme eksikliği kaç etti?
Beni ateşlere attılar, sevdiğimi başkalarına eş ettiler ölmedim.
Beni yardan uçurdular,
Evladımı evimizden uzak koydular ölmedim.
Beni yalancı baharlarla, zemheri ayazlı kara kışlı beşiklerde unuttular ölmedim.
Tam tamına, yüzyıl sonra, çırılçıplak, son, sana, güvendim.
İçim dışım ne kaldıysa,
Her zerremi sana emanet ettim lakin,
"Olmayacak bizden!"e kefen biçmişiz madem!
Yüzümü düşürme ayak dibine, ben en son, sana güvendim.
Sen yokkenden beridir yokluğuna tesbih çektim an be an!
Tane tane saydım ömrümün bütün olmayanlarını,
Bugün, yüz yıl olmuş, bir "Biz!" etmeyeli.
Ruh eşiymiş filan efsaneydi biliyordum lakin,
Kaburga kemiğinden yaratılırdı ya hani eş olan!
Hani gayrısı, resmisi filan da fark etmezdi hani.
Neyse üç beş sigara daha yakalım biz ardı ardınca!
Cemre.Y.
Labels:
ateş,
bahar,
çırılçıplak,
efsane,
evlat,
hiç yok,
kaburga,
kara kış,
neyse,
ömrüm,
sevdiğim,
sigara,
yalan,
yüzyıl,
zemheri
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
21 Şubat 2019 Perşembe
Kalubela'm
...Kalubela'm...
Oysa, nicedir sıfatı fark etmeksizin, Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
İşsiz günlerimden biriydi o gün yine.
"Annem...
Yıllar yılı beni sevmeye fırsat bulamamış annem,
Yüreğimin yongası, ciğerimin alevi annem,
Bunca yıl sonra...
Onkoloji kapılarında,
Onun kemoterapisinin bitmesini beklerken
Kahvaltısız evden çıktığımı hissedip,
Hiç yoktan çay içersem yanına katık olsun da
Aç kalmayayım diye plastik saklama kabı ile
Bana evinden kek getiren anneeemmm !
Çantasından çıkartıp elime tutuşturan annemm!
Ne diyeyim ben şimdi sana şimdi?
Hiç yoktan ilk okulumun ilk günlerini hatırlattın bana!
Hani teneffüs zili çalınca yavrularına koşan anneleri,
Ellerinde beslenme çantalarıyla,
Aman evladım,
Kahvaltısız evden çıktığımı hissedip,
Hiç yoktan çay içersem yanına katık olsun da
Aç kalmayayım diye plastik saklama kabı ile
Bana evinden kek getiren anneeemmm !
Çantasından çıkartıp elime tutuşturan annemm!
Ne diyeyim ben şimdi sana şimdi?
Hiç yoktan ilk okulumun ilk günlerini hatırlattın bana!
Hani teneffüs zili çalınca yavrularına koşan anneleri,
Ellerinde beslenme çantalarıyla,
Aman evladım,
Şunu sevmezsen şunu kesin ye diyen anneleri!
Babam olmayasıca beni bir yaş küçük yazdırmış ya!
Evveline çok aklım sarmıyor da.
Tam tamına altı yaşımdaydım o zaman.
Ve ben sana ilk okulumun ilk teneffüsünde gücenmiştim.
Beslenmesinde değildim hani,
Daha dün gece hiç yoktan bir ton dayağımı yemiştim de,
Bari o ilk gün,
Babam olmayasıca beni bir yaş küçük yazdırmış ya!
Evveline çok aklım sarmıyor da.
Tam tamına altı yaşımdaydım o zaman.
Ve ben sana ilk okulumun ilk teneffüsünde gücenmiştim.
Beslenmesinde değildim hani,
Daha dün gece hiç yoktan bir ton dayağımı yemiştim de,
Bari o ilk gün,
Diğer anneler gibi olaydın ya!" demiştim sana.
Giriş çıkış yasağının,
Giriş çıkış yasağının,
Bitmesini ve benim gelmemi beklediğin gibi
Beni guatr illetinden ameliyat olmaya terk ettiğin,
O ilk, sensiz gecemizin, o lanet anların, o lanet dakikaların,
O lanet yağasıca saatlerin...
Baba tacizi yüklü, acılarımın,
Artık bitmesini dilediğim beklemişsin yine beni!
Bunca zamandır seni buraya getirip götürenlere soruyorum.
Gayet de cesur ve elinden geldiğince,
Beni guatr illetinden ameliyat olmaya terk ettiğin,
O ilk, sensiz gecemizin, o lanet anların, o lanet dakikaların,
O lanet yağasıca saatlerin...
Baba tacizi yüklü, acılarımın,
Artık bitmesini dilediğim beklemişsin yine beni!
Bunca zamandır seni buraya getirip götürenlere soruyorum.
Gayet de cesur ve elinden geldiğince,
Güçlü ve dik duruyormuşsun!
Hiçbirine de öyle...
Gözlerinin ışığında yılların korkularını biriktirmiş,
Bir sarılsam dudakları çoktan ağlamaya hazır,
Küçücük bir kız çocuğu gibi çaresiz bakmıyormuşsun!
Ben ikinci defa, altı yaşımın ilk yarı tatilindeki o gece,
Ben üçüncü defa,
Hiçbirine de öyle...
Gözlerinin ışığında yılların korkularını biriktirmiş,
Bir sarılsam dudakları çoktan ağlamaya hazır,
Küçücük bir kız çocuğu gibi çaresiz bakmıyormuşsun!
Ben ikinci defa, altı yaşımın ilk yarı tatilindeki o gece,
Ben üçüncü defa,
Ben giderken "Mutlu ol yavrum" demediğin gece,
Ben dördüncü defa,
Ben dördüncü defa,
"Gittin de dönmedin mi sanki!" deyişine...
Ben beşinci defa...
Hiç yok halimle,
"Tek bir toz tanesine kadar parasını sayarsan,
Anca bir dairem var dersin!" deyişine...
Ben altıncı defa...
"Seni doğuracağıma taş doğursaydım da,
Hiç değilse evime duvar olurdun!" deyişine...
Çok mu çok gücenmiştim be anne'm!
Lakin sevdamdın sen benim.
Uykuya daldığım gecelerin,
Ben beşinci defa...
Hiç yok halimle,
"Tek bir toz tanesine kadar parasını sayarsan,
Anca bir dairem var dersin!" deyişine...
Ben altıncı defa...
"Seni doğuracağıma taş doğursaydım da,
Hiç değilse evime duvar olurdun!" deyişine...
Çok mu çok gücenmiştim be anne'm!
Lakin sevdamdın sen benim.
Uykuya daldığım gecelerin,
Sabahına varamamayı dilerdim en çok!
Olurdu ya,
Olurdu ya,
Ölümü bari öper koklar, sarar sarmalardın diye.
Tam kırk beş yaşımın yirmi üç yılı,
Tam kırk beş yaşımın yirmi üç yılı,
Hep bunu diledim için için
Sonra yosun gözlüm doğdu işte...
Ölemedim.
Yıllara yıllar,
Sonra yosun gözlüm doğdu işte...
Ölemedim.
Yıllara yıllar,
Aylar, haftalar, günler, saatler, dakikalar eklendi.
Sonra o gitti ölemedim,
Sonra o gitti ölemedim,
Sen yaşamaktan yoruldun, ölemedim.
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
"Ah be yavrum,
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
"Ah be yavrum,
Hiç yorulmasan da hiç gitmesen ya!" deyişine
Zaman ömre yenik düştükçe,
Zaman ömre yenik düştükçe,
Anlamaya başlamıştım nihayet!
İlk okulumun, ilk teneffüsünde yanımda olsaydın,
Orta okulumun ilk teneffüsünde,
İlk okulumun, ilk teneffüsünde yanımda olsaydın,
Orta okulumun ilk teneffüsünde,
Bana gelebildiğin gibi olacaktı halin!
An gibi dimağımda hala!
Apak, pullu yazman kana bulanmış,
Dudağın kenarı kan sızımaktaydı sızım sızım,
Sınıftakilerin sana nasıl baktığı,
An gibi dimağımda hala!
Apak, pullu yazman kana bulanmış,
Dudağın kenarı kan sızımaktaydı sızım sızım,
Sınıftakilerin sana nasıl baktığı,
Umurumun dışıydı, gelmiştin ya!
Seni ilk ve son defa,
Seni ilk ve son defa,
O vakit affettim seni anam, kusuruma kalma!
Ne de olsa sevdalıydım ben sana!
Geldiydin ya!
Ya sen ana'm...
İlk ne vakit,
Yanlış doğduğumu biliyorum,
Ne de olsa sevdalıydım ben sana!
Geldiydin ya!
Ya sen ana'm...
İlk ne vakit,
Yanlış doğduğumu biliyorum,
Eril olamayan cinsiyetimden de!
Son ne vakit,
Son ne vakit,
Doğru yer ve zaman da durduğumu da biliyorum da!
Niçin, neden ana!
Muhtaçsız, ihtiyaçsız, lazımsızken durduk yere hani!
Hangi an'ındı beni yürekten sevdiğin an!
Misal ben yosun gözlüme her an,
Özellikle her gece...
Mütemadiyen her gece!
Duysa da duymasa da,
Yüreğimin,
Niçin, neden ana!
Muhtaçsız, ihtiyaçsız, lazımsızken durduk yere hani!
Hangi an'ındı beni yürekten sevdiğin an!
Misal ben yosun gözlüme her an,
Özellikle her gece...
Mütemadiyen her gece!
Duysa da duymasa da,
Yüreğimin,
Ta ciğer yırtılışı kadar hiç usanmadan, yorulmadan,
"Seni seviyorum lülücanım!" derim ona...
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
Hayat, ne gariptir ki,
"Seni seviyorum lülücanım!" derim ona...
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
Hayat, ne gariptir ki,
Unutmamak yemini etmiş herkes günümüzde!
Peki madem!
Kalubelamdan sorgulayalım bir,
Peki madem!
Kalubelamdan sorgulayalım bir,
Bu durumların vehametini!
Şimdi biz Hz.Süleyman'ın rüzgar olabilmesini...
Rüzgar olup, uçup gidecekken, neden onca çileyi çekmiş?
Hz.Yusuf'un rüya tabirlerinin hikmetlerini...
Kendisini kurtaracak,
Şimdi biz Hz.Süleyman'ın rüzgar olabilmesini...
Rüzgar olup, uçup gidecekken, neden onca çileyi çekmiş?
Hz.Yusuf'un rüya tabirlerinin hikmetlerini...
Kendisini kurtaracak,
Tek bir rüya göremeyeşinin efsanevi olmasını!
Hz.Musa'nın nehri ikiye bölebilmesini,
Ki asasını yere vurduğunda yılan olmasını...
Mademki nehri yarabiliyordu da neden ki,
Firavunu nehri yarmaya gerek kalmadan,
Yılanların onları helak etmesini sağlamamasını!
Hz.Muhammed'in "Sihir demesinler!" diye
En az mucizesi olsun diye kader konulan!
Ama çocukluğundan beri kafasının üstünde
Bulut gezen bir peygamber olmasını...
En mucizesi az olanın,
Hz.Musa'nın nehri ikiye bölebilmesini,
Ki asasını yere vurduğunda yılan olmasını...
Mademki nehri yarabiliyordu da neden ki,
Firavunu nehri yarmaya gerek kalmadan,
Yılanların onları helak etmesini sağlamamasını!
Hz.Muhammed'in "Sihir demesinler!" diye
En az mucizesi olsun diye kader konulan!
Ama çocukluğundan beri kafasının üstünde
Bulut gezen bir peygamber olmasını...
En mucizesi az olanın,
En çok inanılan olmasını okuyalım madem!
Geçen gün prens denilen herif!
Bunca müslüman'ın yüzüne tavaf eyleyip,
Etrafınca dua dilediği sonradan restore olsa da Kabe ya!
Çatır çatır gezip bastı üzerine!
Hani güya...
Bir umre ile geçecekti bütün hastalıklar!
Vallahi de tallahi de içlerinde yüce yürekler de vardılar!
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere…
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
Cemre.Y.
Geçen gün prens denilen herif!
Bunca müslüman'ın yüzüne tavaf eyleyip,
Etrafınca dua dilediği sonradan restore olsa da Kabe ya!
Çatır çatır gezip bastı üzerine!
Hani güya...
Bir umre ile geçecekti bütün hastalıklar!
Vallahi de tallahi de içlerinde yüce yürekler de vardılar!
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere…
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
Cemre.Y.
Labels:
affet,
anam,
baba,
ciğer,
efsane,
gece,
hayat,
hiç yok,
insan,
kader,
kahvaltı,
kanser,
kız çocuğu,
küçücük,
mecbur,
misk-i amber,
nicedir,
rahmetli,
vakit,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
4 Eylül 2018 Salı
O İyi İnsanlar
...O İyi İnsanlar...
Hırsızların, soysuzların,
İpsizlerin, sapsızların,
Yalancıların, sahtekarların,
Dolandırıcıların bol olduğu bu dünyada,
Tam da umutların hayata solmaya başladığı zamanda,
Şairinin adı hala şaibeli üstadımın dediği gibi
"O iyi insanlar, o güzelim atlara binip çekip gittiler." derken,
O iyi adam, çıkıp geldi.
Ne o şiirlere efsane güzelim atları vardı yanında,
Ne Lamborghini'si vardı,
Ne de satıp da hindu tapınaklarında bilge olacak Ferra'risi.
Eski Yeşilçam filmlerinden babacan bir adam çıkıp geldi.
Ağrıyan omuzundan sarkan kilim desenli heybesinden,
Yaşamını yetmişine dayarken bile,
Çocukluğunda gittiği yollar boyunca,
Kendine azık yaptığı,
Anacığının fırınından taze çıkma delikli ekmek,
Kerpiçten karma evlerinin bahçesinden koparılmış,
Taptaze soğanla domates kokusu sarıyordu etrafı.
Okul yıllarından kalma epeyce bir suskun anısı vardı.
Soğuk kış sabahlarında kim bilir kaç kilometre yolu,
Ayağındaki yazlığı da kışlığı da bir çift olan delik iskarpininden,
Yaz sıcağında bile zemheri donları sızıyordu hala!
Ki bu aralar sıklıkla dizleri ağrıyordu.
Derinin dibi derinden de derin azizim.
Benden başka her kim onda ne görür bilmem.
Ben ona her baktığımda,
Babamın bizi İstanbul'dan hiç tanımadığımız bir köye götürüşünü,
Güya o köyde çobanlığı o yapacakken,
Kahve köşelerinden fırsat bulamayıp,
Zavallı anamı köyün delisiyle, çobanlığa yollayışını hatırlarım.
Ben ona her baktığımda,
Tek göz odalı o köy okulunda,
Beş sıralı sıraların, her sırasının,
Birden beşe kadar ayrı sınıf olduğunu,
Benim üçüncü sınıfı üçüncü sıradan okurken,
Kardeşimin ikinci sınıfı ikinci sırada okumaya çalışması,
Sınıfın ortasına denk gelemeyen o tek sobanınsa
Sadece öğretmene ve birinci sınıfların sırasını ısıtabilmesi gelir aklıma.
Hani öğretmenden dayak yeme pahasına,
Kardeşimin ellerini, ayaklarını öperek ısıtmıştım.
Unutulmaya çabalanan ne çok hayatım vardı oysa!
İlle de hatırlamak lazımsa,
O iyi adam çıkıp geldi.
Ne çok isterdim onun da öpeyim,
Soğuk yıllar boyunca donmuş ayaklarını,
Ekmek ile soğan kokan ellerini öpeyim.
Ama en çok da...
Sadece teşekkür edip durmak yerine,
Ağlamadan durabilseydim önünde...
"Benden başka hiç kimse daha iyi bilemez,
Babalık tohum salmakla değil,
Babalık sendeki bu yürekle olur be adam!
İyi ki varsın be baba'm"demek isterdim.
Hırsızların, soysuzların,
İpsizlerin, sapsızların,
Yalancıların, sahtekarların,
Dolandırıcıların bol olduğu bu dünyada,
Tam da umutların hayata solmaya başladığı zamanda,
Şairinin adı hala şaibeli üstadımın dediği gibi
"O iyi insanlar o güzelim atlara binip çekip gittiler." derken,
O iyi adam, çıkıp geldi.
O iyi insanlar hala varlar!
Çok şükür ki hala yaşıyorlar.
(Görüyorsun Rabbim şükredecek bir şey sunduğunda
Seni de ihmal etmiyorum hani, sana da teşekkürler.)
Cemre.Y.
Hırsızların, soysuzların,
İpsizlerin, sapsızların,
Yalancıların, sahtekarların,
Dolandırıcıların bol olduğu bu dünyada,
Tam da umutların hayata solmaya başladığı zamanda,
Şairinin adı hala şaibeli üstadımın dediği gibi
"O iyi insanlar, o güzelim atlara binip çekip gittiler." derken,
O iyi adam, çıkıp geldi.
Ne o şiirlere efsane güzelim atları vardı yanında,
Ne Lamborghini'si vardı,
Ne de satıp da hindu tapınaklarında bilge olacak Ferra'risi.
Eski Yeşilçam filmlerinden babacan bir adam çıkıp geldi.
Ağrıyan omuzundan sarkan kilim desenli heybesinden,
Yaşamını yetmişine dayarken bile,
Çocukluğunda gittiği yollar boyunca,
Kendine azık yaptığı,
Anacığının fırınından taze çıkma delikli ekmek,
Kerpiçten karma evlerinin bahçesinden koparılmış,
Taptaze soğanla domates kokusu sarıyordu etrafı.
Okul yıllarından kalma epeyce bir suskun anısı vardı.
Soğuk kış sabahlarında kim bilir kaç kilometre yolu,
Ayağındaki yazlığı da kışlığı da bir çift olan delik iskarpininden,
Yaz sıcağında bile zemheri donları sızıyordu hala!
Ki bu aralar sıklıkla dizleri ağrıyordu.
Derinin dibi derinden de derin azizim.
Benden başka her kim onda ne görür bilmem.
Ben ona her baktığımda,
Babamın bizi İstanbul'dan hiç tanımadığımız bir köye götürüşünü,
Güya o köyde çobanlığı o yapacakken,
Kahve köşelerinden fırsat bulamayıp,
Zavallı anamı köyün delisiyle, çobanlığa yollayışını hatırlarım.
Ben ona her baktığımda,
Tek göz odalı o köy okulunda,
Beş sıralı sıraların, her sırasının,
Birden beşe kadar ayrı sınıf olduğunu,
Benim üçüncü sınıfı üçüncü sıradan okurken,
Kardeşimin ikinci sınıfı ikinci sırada okumaya çalışması,
Sınıfın ortasına denk gelemeyen o tek sobanınsa
Sadece öğretmene ve birinci sınıfların sırasını ısıtabilmesi gelir aklıma.
Hani öğretmenden dayak yeme pahasına,
Kardeşimin ellerini, ayaklarını öperek ısıtmıştım.
Unutulmaya çabalanan ne çok hayatım vardı oysa!
İlle de hatırlamak lazımsa,
O iyi adam çıkıp geldi.
Ne çok isterdim onun da öpeyim,
Soğuk yıllar boyunca donmuş ayaklarını,
Ekmek ile soğan kokan ellerini öpeyim.
Ama en çok da...
Sadece teşekkür edip durmak yerine,
Ağlamadan durabilseydim önünde...
"Benden başka hiç kimse daha iyi bilemez,
Babalık tohum salmakla değil,
Babalık sendeki bu yürekle olur be adam!
İyi ki varsın be baba'm"demek isterdim.
Hırsızların, soysuzların,
İpsizlerin, sapsızların,
Yalancıların, sahtekarların,
Dolandırıcıların bol olduğu bu dünyada,
Tam da umutların hayata solmaya başladığı zamanda,
Şairinin adı hala şaibeli üstadımın dediği gibi
"O iyi insanlar o güzelim atlara binip çekip gittiler." derken,
O iyi adam, çıkıp geldi.
O iyi insanlar hala varlar!
Çok şükür ki hala yaşıyorlar.
(Görüyorsun Rabbim şükredecek bir şey sunduğunda
Seni de ihmal etmiyorum hani, sana da teşekkürler.)
Cemre.Y.
Labels:
adam,
anam,
baba,
çocuk,
dünya,
efsane,
etme,
fırsat,
gitti,
hayat,
insan,
İstanbul,
sabah,
soğuk,
şiir,
teşekkür,
umut,
yalan,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
19 Ocak 2018 Cuma
Seni Her Gördüğümde
…Seni Her Gördüğümde…
Seni her gördüğümde,
Hayata inatlı bir azimle gülümsediğin aynalardan birinde,
Gözlerinin bebeğinden şavkıyan bir ışıltıda hatırladığım,
Mor Salkımlı Ev'in anıları geliverir aklıma!
Efsaneleşirken acılarına gülümseyebiliyordu bir kadın.
Seni her gördüğümde,
Papazın evine her gittiğinde,
Fırsatçı Durmuş'u her seferinde alt eden,
Salkım Hanımın Taneleri geliverir aklıma!
Büyüdüm sanıyordum yaş kırk üç olunca.
Ömrüme de oldukça küsmüştüm oysa!
Seni her gördüğümde,
Leylakların, sümbüllerin, zambakların kokusu geliveriyor burnuma!
Yeniden ümitleniyorum hayata!
Cemre.Y.
Seni her gördüğümde,
Hayata inatlı bir azimle gülümsediğin aynalardan birinde,
Gözlerinin bebeğinden şavkıyan bir ışıltıda hatırladığım,
Mor Salkımlı Ev'in anıları geliverir aklıma!
Efsaneleşirken acılarına gülümseyebiliyordu bir kadın.
Seni her gördüğümde,
Papazın evine her gittiğinde,
Fırsatçı Durmuş'u her seferinde alt eden,
Salkım Hanımın Taneleri geliverir aklıma!
Büyüdüm sanıyordum yaş kırk üç olunca.
Ömrüme de oldukça küsmüştüm oysa!
Seni her gördüğümde,
Leylakların, sümbüllerin, zambakların kokusu geliveriyor burnuma!
Yeniden ümitleniyorum hayata!
Cemre.Y.
Labels:
acı,
anı,
ayna,
düğüm,
efsane,
fırsat,
hayat,
ışıltı,
inat,
kadın,
koku,
leylak,
oysa,
ömrüm,
zambak
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
8 Kasım 2017 Çarşamba
Zümrüdüanka
...Zümrüdüanka...
Ulannn!
Ruhum ruhunu öpüyor şu anda
Her nerede, ne anlarındaysan.
Evet, ulan seni hala seviyorum,
Boynundan öpmek istediğim o, ilk an, gibi...
Kokunu duyamadığımı mı sanıyorsun,
Her zerren nefesimde...
Unuttun mu astım hastasıyım ben,
Her kokuyu, her zerresinden nasıl ayırt edebildiğimi!
Bir tek yokluğun koyuyor yıldızlar konunca gecelere...
Kendime bağlıyorum imkansızlığımızın ip uçlarını...
Sonra ona da susuyorum,
Zira geçen geçmiş, ölen ölmüştü çoktan.
Soran olursa hani nasılız diye yaşıyoruzdur çok şükür.
Şimdi...
Şu an...
Gülümsüyorsun.
İşte tam da gülüşünün kal gamzesinden öpüyorum seni,
Kıskanma sevgilim, hala şiir yazabiliyorum diye,
Eski şiirlerime azıcık ucundan sen katıyorum, yeniliyorum,
Yeniliyorum, bu aralar yeni şiir geçmiyor içimden.
Sakın korkma, hala mümkün olduğunca çok seviyorum seni,
Zira ne kadar çok seversem, sen de ne kadar çok gelmezsen...
İşte o kadar çok çabuk unutabileceğim seni.
Az kaldı sevgilim,
Yüreğimdeki bütün yara kabukları öylece kayıp düşecek.
Önce birer yıldız kayması gibi, yanık izi gibi,
Birer hücre kaybı gibi görünecek,
Sonra sonra bütün dokular yenilenecek...
Unuttun mu Zümrüdüankayım ben.
Hep küllerimden doğarım ya
Bu sefer ne kül olacak, ne yangın, ne de kor!
Bu sefer...
Yüreğimi sen de dahil, hepinize terk ettim ben.
Hislerimi kaybettim.
Öyle hükümsüz falan da değil.
Ulann!
Şah damarlarından öptüklerim,
Siz hepiniz birer cinayetimin,
Faili çoktan belli maktulüsünüz.
Hepiniz birer sevdamın celladısınız.
Ama yine de, hakkım helal olsun hepinize.
Gerek falan yok, mahşerde kul hakkıyla falan görüşmeye.
Son kere bu şiirimi, çok uzattım biliyorum.
Varsın bundan sonraki geceler,
Bütün yıldızlar size kaysın.
Ha bu arada, haberiniz olsun...
Zümrüdüanka da zaten bir efsane.
Neyse ya neyse!
Eyvallah mirim,
Bu hikaye de burada biter.
Cemre.Y.
Ruhum ruhunu öpüyor şu anda
Her nerede, ne anlarındaysan.
Evet, ulan seni hala seviyorum,
Boynundan öpmek istediğim o, ilk an, gibi...
Kokunu duyamadığımı mı sanıyorsun,
Her zerren nefesimde...
Unuttun mu astım hastasıyım ben,
Her kokuyu, her zerresinden nasıl ayırt edebildiğimi!
Bir tek yokluğun koyuyor yıldızlar konunca gecelere...
Kendime bağlıyorum imkansızlığımızın ip uçlarını...
Sonra ona da susuyorum,
Zira geçen geçmiş, ölen ölmüştü çoktan.
Soran olursa hani nasılız diye yaşıyoruzdur çok şükür.
Şimdi...
Şu an...
Gülümsüyorsun.
İşte tam da gülüşünün kal gamzesinden öpüyorum seni,
Kıskanma sevgilim, hala şiir yazabiliyorum diye,
Eski şiirlerime azıcık ucundan sen katıyorum, yeniliyorum,
Yeniliyorum, bu aralar yeni şiir geçmiyor içimden.
Sakın korkma, hala mümkün olduğunca çok seviyorum seni,
Zira ne kadar çok seversem, sen de ne kadar çok gelmezsen...
İşte o kadar çok çabuk unutabileceğim seni.
Az kaldı sevgilim,
Yüreğimdeki bütün yara kabukları öylece kayıp düşecek.
Önce birer yıldız kayması gibi, yanık izi gibi,
Birer hücre kaybı gibi görünecek,
Sonra sonra bütün dokular yenilenecek...
Unuttun mu Zümrüdüankayım ben.
Hep küllerimden doğarım ya
Bu sefer ne kül olacak, ne yangın, ne de kor!
Bu sefer...
Yüreğimi sen de dahil, hepinize terk ettim ben.
Hislerimi kaybettim.
Öyle hükümsüz falan da değil.
Ulann!
Şah damarlarından öptüklerim,
Siz hepiniz birer cinayetimin,
Faili çoktan belli maktulüsünüz.
Hepiniz birer sevdamın celladısınız.
Ama yine de, hakkım helal olsun hepinize.
Gerek falan yok, mahşerde kul hakkıyla falan görüşmeye.
Son kere bu şiirimi, çok uzattım biliyorum.
Varsın bundan sonraki geceler,
Bütün yıldızlar size kaysın.
Ha bu arada, haberiniz olsun...
Zümrüdüanka da zaten bir efsane.
Neyse ya neyse!
Eyvallah mirim,
Bu hikaye de burada biter.
Cemre.Y.
Labels:
bu sefer,
efsane,
eyvallah,
gelme,
helal,
hücre,
imkansız,
kabuk,
kayıp,
mirim,
nefes,
neyse,
ruhum,
yama,
yıldız,
yokluğun,
Zümrüdüanka
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
29 Mart 2017 Çarşamba
Eyvallah Mirim
...Eyvallah Mir’im...
Şimdi hangi şiire sığarsın ki sen?
Kifayetsiz kalıyor hecelerim,
İlmek ilmek harfler takılıyor boğazıma...
Yutkunamıyorum ki hece edeyim.
Ağlayamıyorum ki acımdan, cümle diyeyim.
Yazmalı ama seni.
Beni yazmalı.
Bu sebepsiz usulca gidişime
Hiç olamayan bizi yazmalı...
Küsersin sonra bana!
Elinden elma şekeri alınmış bayram çocuğu gibi.
Şimdi ben...
Hangi fıkraya konu etsem ki seni
Sen gülerken...ben sessizce gitsem.
Hangi hikayemin bir çare kadersizi,
Hangi masalımın öpülmek istemeyen
Prensi yapsam ki seni.
Hangi eleştirimden soğutsam benden kendimi,
Hangi söyleşimde tam olamayan hallerini,
Hangi denemeye mağdurum olsan.
Hangi gezi yazıma günlük bir maceram?
Hangi makaleme düz yazım olsan,
Hangi ünlünün biyografisinin içinde yer alsan?
Hangi yorumlarının içinde bir röportaj gibi saklansam!
Hangi Fabl’ıma sıkıştırsam ben seni?
Hangi tiyatromu isterdin anları gerçek olan...
Hangi otobiyografimde sadece sana yaşadığım olsan.
Hangi kısacık...
Oysa sonsuzum kadar kocaman bir anı’m da yer alsan.
Hangi romanımın son ilmeğinden
Sallandırsam ki ben seni?
Seni efsane eden bendim unuttun değil mi?
Hangi ilk mektubumu okutsam ki sana?
Hani sen okudukça geçmişimi,
Daha başlayamadan sana çoktan bitmiştim oysa!
Güncelerimi merak ediyorsun şimdi sen kesin...
Şiir oluyorlar onlar ama...
Şimdi sen...
Hangi şiire sığarsın ki?
Hiç yoktun ki...
Hayaletlerimi, tam ortasından kestim bu gece.
Sustu şiirim,
Alfabemin en baş harfinden...
Canım yanıyor ama sebebini bilmiyorum
Sanırım sana veda ediyor iç’im
Hiç bana söylemeden...
Eyvallah mir'im...
Kifayetsiz kalıyor hecelerim,
İlmek ilmek harfler takılıyor boğazıma...
Yutkunamıyorum ki hece edeyim.
Ağlayamıyorum ki acımdan, cümle diyeyim.
Yazmalı ama seni.
Beni yazmalı.
Bu sebepsiz usulca gidişime
Hiç olamayan bizi yazmalı...
Küsersin sonra bana!
Elinden elma şekeri alınmış bayram çocuğu gibi.
Şimdi ben...
Hangi fıkraya konu etsem ki seni
Sen gülerken...ben sessizce gitsem.
Hangi hikayemin bir çare kadersizi,
Hangi masalımın öpülmek istemeyen
Prensi yapsam ki seni.
Hangi eleştirimden soğutsam benden kendimi,
Hangi söyleşimde tam olamayan hallerini,
Hangi denemeye mağdurum olsan.
Hangi gezi yazıma günlük bir maceram?
Hangi makaleme düz yazım olsan,
Hangi ünlünün biyografisinin içinde yer alsan?
Hangi yorumlarının içinde bir röportaj gibi saklansam!
Hangi Fabl’ıma sıkıştırsam ben seni?
Hangi tiyatromu isterdin anları gerçek olan...
Hangi otobiyografimde sadece sana yaşadığım olsan.
Hangi kısacık...
Oysa sonsuzum kadar kocaman bir anı’m da yer alsan.
Hangi romanımın son ilmeğinden
Sallandırsam ki ben seni?
Seni efsane eden bendim unuttun değil mi?
Hangi ilk mektubumu okutsam ki sana?
Hani sen okudukça geçmişimi,
Daha başlayamadan sana çoktan bitmiştim oysa!
Güncelerimi merak ediyorsun şimdi sen kesin...
Şiir oluyorlar onlar ama...
Şimdi sen...
Hangi şiire sığarsın ki?
Hiç yoktun ki...
Hayaletlerimi, tam ortasından kestim bu gece.
Sustu şiirim,
Alfabemin en baş harfinden...
Canım yanıyor ama sebebini bilmiyorum
Sanırım sana veda ediyor iç’im
Hiç bana söylemeden...
Eyvallah mir'im...
Cemre.Y.
Labels:
acı,
bayram,
efsane,
eyvallah,
gece,
geçmiş,
günlük,
harf,
hece,
kalem,
kelime,
merak,
mirim,
oysa,
sonsuz,
sus,
şeker,
şiir,
yama
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Aşk Mı, O Ne Ki?
...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...
-
...Beni Soracak Olursan, İyiyim Ben... Ne zaman şiir kuşanacak olsam, Avuç içi kadar bir coğrafyaya, Şiir şiir iklimlerim geliverir aklıma! ...
-
...Öylece...Çekip Gitti... Biz! Birkaç güvercine mukabil razı olduk, "Sevdadandır." dedik. “İmkansızlıktan aşktandır” dedik. ...
-
…Gözlerin Diyorum Adam… Gözlerin diyorum adam gözlerin... Öyle b/akmasalardı yüreğime Şimdi böyle sana, Lal olabilir miydi dillerim... ...
-
...Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni... Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni; Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak. Yol'unmuş ...
-
...Gözlerin Diyorum Kadın... Gözlerin...diyorum kadın... İçi cehennem dışı cennetken! Gözlerin diyorum kadın! Annem gibi, kızım gibi, ...
-
...Lal-ü Aşk... Sevgilim... Lal-ü aşk yüklü, Bulutlar geçiyor ömrümüzden. Sanki hiç! Mey dolu ağzından, Dökülmemiş gibisin En ıssız,...
-
...Sevgilim... Yüreğinin gazellerini sakın savurma sevgilim! Bırak kalsınlar, daha ne kadar dağınıksan. Toparlanma öyle hemen, ben geldi...
-
…Misket… Çocukluğumun can kırıntılarında Benim bütün oyunlarda kazandığım misketlerim, Bir kavanozda doluydu Ve mahallenin bütün kö...
-
…Adını İfşa Etme Gizli Yarim… Adını ifşa etme gizli yarim, Ola ki seni, ben gibi sevemezlerse... Sana da, bana da kıyarlar! Etme sakı...
-
...Gelsin Artık... Hani ikindi sonrası vakitlerde, Çökmeye başlardı ya akşamın hüznü... Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü, Yür...







