...O İyi İnsanlar...
Hırsızların, soysuzların,
İpsizlerin, sapsızların,
Yalancıların, sahtekarların,
Dolandırıcıların bol olduğu bu dünyada,
Tam da umutların hayata solmaya başladığı zamanda,
Şairinin adı hala şaibeli üstadımın dediği gibi
"O iyi insanlar, o güzelim atlara binip çekip gittiler." derken,
O iyi adam, çıkıp geldi.
Ne o şiirlere efsane güzelim atları vardı yanında,
Ne Lamborghini'si vardı,
Ne de satıp da hindu tapınaklarında bilge olacak Ferra'risi.
Eski Yeşilçam filmlerinden babacan bir adam çıkıp geldi.
Ağrıyan omuzundan sarkan kilim desenli heybesinden,
Yaşamını yetmişine dayarken bile,
Çocukluğunda gittiği yollar boyunca,
Kendine azık yaptığı,
Anacığının fırınından taze çıkma delikli ekmek,
Kerpiçten karma evlerinin bahçesinden koparılmış,
Taptaze soğanla domates kokusu sarıyordu etrafı.
Okul yıllarından kalma epeyce bir suskun anısı vardı.
Soğuk kış sabahlarında kim bilir kaç kilometre yolu,
Ayağındaki yazlığı da kışlığı da bir çift olan delik iskarpininden,
Yaz sıcağında bile zemheri donları sızıyordu hala!
Ki bu aralar sıklıkla dizleri ağrıyordu.
Derinin dibi derinden de derin azizim.
Benden başka her kim onda ne görür bilmem.
Ben ona her baktığımda,
Babamın bizi İstanbul'dan hiç tanımadığımız bir köye götürüşünü,
Güya o köyde çobanlığı o yapacakken,
Kahve köşelerinden fırsat bulamayıp,
Zavallı anamı köyün delisiyle, çobanlığa yollayışını hatırlarım.
Ben ona her baktığımda,
Tek göz odalı o köy okulunda,
Beş sıralı sıraların, her sırasının,
Birden beşe kadar ayrı sınıf olduğunu,
Benim üçüncü sınıfı üçüncü sıradan okurken,
Kardeşimin ikinci sınıfı ikinci sırada okumaya çalışması,
Sınıfın ortasına denk gelemeyen o tek sobanınsa
Sadece öğretmene ve birinci sınıfların sırasını ısıtabilmesi gelir aklıma.
Hani öğretmenden dayak yeme pahasına,
Kardeşimin ellerini, ayaklarını öperek ısıtmıştım.
Unutulmaya çabalanan ne çok hayatım vardı oysa!
İlle de hatırlamak lazımsa,
O iyi adam çıkıp geldi.
Ne çok isterdim onun da öpeyim,
Soğuk yıllar boyunca donmuş ayaklarını,
Ekmek ile soğan kokan ellerini öpeyim.
Ama en çok da...
Sadece teşekkür edip durmak yerine,
Ağlamadan durabilseydim önünde...
"Benden başka hiç kimse daha iyi bilemez,
Babalık tohum salmakla değil,
Babalık sendeki bu yürekle olur be adam!
İyi ki varsın be baba'm"demek isterdim.
Hırsızların, soysuzların,
İpsizlerin, sapsızların,
Yalancıların, sahtekarların,
Dolandırıcıların bol olduğu bu dünyada,
Tam da umutların hayata solmaya başladığı zamanda,
Şairinin adı hala şaibeli üstadımın dediği gibi
"O iyi insanlar o güzelim atlara binip çekip gittiler." derken,
O iyi adam, çıkıp geldi.
O iyi insanlar hala varlar!
Çok şükür ki hala yaşıyorlar.
(Görüyorsun Rabbim şükredecek bir şey sunduğunda
Seni de ihmal etmiyorum hani, sana da teşekkürler.)
Cemre.Y.
Hırsızların, soysuzların,
İpsizlerin, sapsızların,
Yalancıların, sahtekarların,
Dolandırıcıların bol olduğu bu dünyada,
Tam da umutların hayata solmaya başladığı zamanda,
Şairinin adı hala şaibeli üstadımın dediği gibi
"O iyi insanlar, o güzelim atlara binip çekip gittiler." derken,
O iyi adam, çıkıp geldi.
Ne o şiirlere efsane güzelim atları vardı yanında,
Ne Lamborghini'si vardı,
Ne de satıp da hindu tapınaklarında bilge olacak Ferra'risi.
Eski Yeşilçam filmlerinden babacan bir adam çıkıp geldi.
Ağrıyan omuzundan sarkan kilim desenli heybesinden,
Yaşamını yetmişine dayarken bile,
Çocukluğunda gittiği yollar boyunca,
Kendine azık yaptığı,
Anacığının fırınından taze çıkma delikli ekmek,
Kerpiçten karma evlerinin bahçesinden koparılmış,
Taptaze soğanla domates kokusu sarıyordu etrafı.
Okul yıllarından kalma epeyce bir suskun anısı vardı.
Soğuk kış sabahlarında kim bilir kaç kilometre yolu,
Ayağındaki yazlığı da kışlığı da bir çift olan delik iskarpininden,
Yaz sıcağında bile zemheri donları sızıyordu hala!
Ki bu aralar sıklıkla dizleri ağrıyordu.
Derinin dibi derinden de derin azizim.
Benden başka her kim onda ne görür bilmem.
Ben ona her baktığımda,
Babamın bizi İstanbul'dan hiç tanımadığımız bir köye götürüşünü,
Güya o köyde çobanlığı o yapacakken,
Kahve köşelerinden fırsat bulamayıp,
Zavallı anamı köyün delisiyle, çobanlığa yollayışını hatırlarım.
Ben ona her baktığımda,
Tek göz odalı o köy okulunda,
Beş sıralı sıraların, her sırasının,
Birden beşe kadar ayrı sınıf olduğunu,
Benim üçüncü sınıfı üçüncü sıradan okurken,
Kardeşimin ikinci sınıfı ikinci sırada okumaya çalışması,
Sınıfın ortasına denk gelemeyen o tek sobanınsa
Sadece öğretmene ve birinci sınıfların sırasını ısıtabilmesi gelir aklıma.
Hani öğretmenden dayak yeme pahasına,
Kardeşimin ellerini, ayaklarını öperek ısıtmıştım.
Unutulmaya çabalanan ne çok hayatım vardı oysa!
İlle de hatırlamak lazımsa,
O iyi adam çıkıp geldi.
Ne çok isterdim onun da öpeyim,
Soğuk yıllar boyunca donmuş ayaklarını,
Ekmek ile soğan kokan ellerini öpeyim.
Ama en çok da...
Sadece teşekkür edip durmak yerine,
Ağlamadan durabilseydim önünde...
"Benden başka hiç kimse daha iyi bilemez,
Babalık tohum salmakla değil,
Babalık sendeki bu yürekle olur be adam!
İyi ki varsın be baba'm"demek isterdim.
Hırsızların, soysuzların,
İpsizlerin, sapsızların,
Yalancıların, sahtekarların,
Dolandırıcıların bol olduğu bu dünyada,
Tam da umutların hayata solmaya başladığı zamanda,
Şairinin adı hala şaibeli üstadımın dediği gibi
"O iyi insanlar o güzelim atlara binip çekip gittiler." derken,
O iyi adam, çıkıp geldi.
O iyi insanlar hala varlar!
Çok şükür ki hala yaşıyorlar.
(Görüyorsun Rabbim şükredecek bir şey sunduğunda
Seni de ihmal etmiyorum hani, sana da teşekkürler.)
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder