ağustos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ağustos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2025 Cumartesi

İçimde Bir Yerler Seni Hala Seviyor!

...İçimde Bir Yerler Seni Hala Seviyor!...
Ey benim gözlerinin yosunundan çiy damlaları topladığım.
Sana hafif rüzgarlı bir ağustos ikindisinden sesleniyorum.
Her ne kadar sesim,
Ses tellerime ulaşıp dudaklarımdan çıkmasa da,
Ruhumun derininden avaz avaz fısıltılarla sesleniyorum.
Seni affedemediğimden beri,
Bütün affettiklerimin, tüm aflarını da sildim bilesin.
Bana bütün ayıp edenlere nefret dahi hissetmezken,
Yani tamamen duygusuzken,
Sana, sadece sana hissiz değilim bilesin.
Ciğerim ve yüreğim ve dahi ruhumun her yeri sana kırgın olsa da,
Sana bir daha asla kaburgalarımızı çatlatırcasına,
Eskisi kadar saf güven ve sevgiyle sarılmayacak olsam da,
İçimde bir yerler, söz geçiremediğim hücrelerim her bir tanesi,
Seni hala seviyor ya, sen kendini benden nasıl mahrum ettin duy istedim.
Cemre.Y.

9 Ağustos 2025 Cumartesi

Lakin Kalp Bu, Unutamıyor İncindiği Yeri!

...Lakin Kalp Bu, Unutamıyor İncindiği Yeri!...
Daha güneş bile sabaha uyanmamışken,
Düş'ümde gördüm yine seni.
Ne çok zaman geçmişti oysa, seni böyle görmeyeli.
Sen beni, yine, çok özlemişsin belli.
Yoksa öyle uzaktan göz ucuyla süzmezdin beni.
Öyle utangaç titreşirken göz kapakların,
Ağustos sıcağı gibiydi gözlerin.
Sanki "Gel." desem uçarcasına konacak gibiydin yamacıma.
"Kal." desem sarılacak gibiydin kaburgalarımı çatlatırcasına.
Lakin kalp bu, unutamıyor incindiği yeri!
Ki zaten onca uykusuz geçen gecelerden sonra,
Uykulu gözlerime ağır geliyordu kirpiklerim.
Ne sen bana tam gelebildin,
Ne de ben seni yeniden yüreğime sığdırabildim.
Cemre.Y.

28 Ekim 2022 Cuma

Güzeldi

…Güzeldi…
Gülünce gözlerinin öbeği
Yıldız yıldız yakamoz kaynıyordu.
Şah damarındaki
O ay,
O yıldız...
Ağustos sıcağı gibi
Dudaklarımı yakıyordu.
Her şey yalansa bile!
En azından iki çocuk,
Gizliden birbirlerine
"Sobe!"leniyordu.
Oyunsa da, gerçek kadar güzeldi yani.
Birileri onu yine bir yerlere çağırmasaydı.
O, yine, git-me-sey di.
Cemre.Y.

29 Ağustos 2020 Cumartesi

Seviyorum Seni

...Seviyorum Seni...
Onu, bunu, şunu bilmem ama...
Bu burnumun direğindeki sen kokusu var ya...
İşte o...
Çok hoşuma gidiyor biliyor musun?
Hani böyle Ağustos'a veda ediyorken,
Sarmaş dolaş terimizi, tuzumuzu umursamadan,
Yılmış, yıkıntılarından,
Öperken ben...
Eski ve yeni yaralarından,
Dolaşamayan damarlarından öperken,
Sen...
Yüzünde açan gül gamzelerine hani,
Ömrünün en lale mevsimlerinden,
Binbir renkli mevsimler açıyor ya!
Ben, işte...
Bütün mevsimlerinden ayrı ayrı,
Apayrı, seviyorum seni...
Cemre.Y.

8 Ağustos 2020 Cumartesi

Cumartesi

...Cumartesi...
Güneş, sabah mahmurluğunu giyinmiş üzerine,
Sarı başak tarlası saçlarını savura savura doğmakta.
Cumartesiyse dökmüş zülüflerini,
Denizin mavisiyle yüzünü yıkamakta.
Kadınsa sade Türk kahvesini yudumlayıp,
Sigarasının dumanına dalıp gitmişti o an!
Nicedir günlerinin adları alınmıştı elinden,
Nicedir zamansız geçiyordu haftaları, ayları.
Tam ömrüne birkaç vakitlik ömür verilmişken,
Yine bekleme durağında,
Belki de hiç gelmeyecek,
O güzel günleri beklemekteydi işte.
Oysa birazdan uyanırdı dünya,
Sahildeki masalar hazırlanır,
Kahvaltı tabaklarının sesleri gelirdi.
Ağustos güzeli gülüşler çınlardı kordon boyunda.
Kadın, hiç yoktan gülümsedi.
Evet, evet, bugün cumartesiydi.
Cemre.Y.

23 Haziran 2020 Salı

Hep Benim Ömrüme Yağıyor O Yağmur

...Hep Benim Ömrüme Yağıyor O Yağmur...
Ben seni, ağustos gecelerinin birinde toprağıma ekip,
Ben seni, güz ayazlarımdaki sararan yapraklara yazdım.
Ben seni, ilkbahara öykünen lale devirlerine,
Ben seni, sonbaharın o son akşamlarına yazdım.
Ben seni, gün gülüşüme çarpınca sabahlarıma,
Ben seni, gece umuduma kandil yaktıysa akşamlarıma,
Ben seni, ömrüme yazdım.
Şimdi bana ne olur...
"Ama hep benim ömrüme yağıyor o yağmur!" deme!
Bakma!
Sütten çıkmış ak kaşık olma beceriksizliğime...
Deme öyle şeyler hiç deme!
Üstüm başım bu kadar çamurken hem de.
Şimdilerde bir yanım bodrum katı sel basmış lağım kokulu,
Bir yanım merdiven boşluğuna sıkıştırılmışken,
Üst dairedeki sınıf arkadaşıma rezil olmama telaşımdayım!
Altı üstü yağmur işte...
Büyüyünce de ancak bu kadar geçiyor,
Artık...
Geçtiği, ne kadar, kabulse!
Cemre.Y.

15 Ocak 2020 Çarşamba

Düşünsene

...Düşünsene...
Düşünsene bir,
Bunca yıl sonra artık sadece iskeleti kalmış şu tahta evin,
Tam kırk altı yıl öncesindesin!
Rahmetli anan,
Sahibi diye başlık niyetine sayıldığı bütün o tarlalara,
Karnı burnunda ırgatlık yapmamış bütün gün!
Bütün tarlalarda hazır olmuş hasatlar.
Evin bütün odaları şen şakrak pür telaş heyecanda!
Ağustos sıcağı yakmıyor da efil efil esmekte o gün...
Baban ilk evladı doğacak diye,
Nasıl da gururlu cinsiyetini umursamaksızın!
Köyün tek ebesine haber etmiş daha imsak vaktindeki ilk sancıda.
Gece çökene kadar rahmetli anamın karnını sıvazlamış babam!
Güvenmişim,öyle çok güvenmişim ki babama...
Doğmuşum ve bütün ömür yaşadıklarım sadece bir kabusmuş,
Uyanınca,
Beni yine koruyup kollasın diye anamdan çok babama sarılmışım!
Cemre.Y.

2 Eylül 2019 Pazartesi

Boşuna Eylül'ü Suçlamayın Ey Kendilerini Şair İlan Edenler

…Boşuna Eylül'ü Suçlamayın Ey Kendilerini Şair İlan Edenler...
Eskiden…
"Mutluluk nedir deseler;
Şubat'ta kurulmuş Temmuz hayali." derdim,
"Mart'ta bittiğini görmeseydim." i de ekleyerek.
Şimdilerde sabahları yüzümü yıkadıktan sonra,
Baktığım aynada değişmeyen tek şey de bu sanırım.
Her sabah inadına gülümseyerek,
Kendime,
"Günaydın." dediğim gözlerimin feri,
Gittikçe yabancılaşmaya başlamış,
Kenarlarındaki kaz ayaklarına yenileri eklenmiş.
Kaşımın kenarındaki inatçı,
Asi ve her daim arsız olan o tek kıl beyazlamış.
Dudaklarım incelmiş geçen yıllarda,
Göbek ve basen üst limitim gittikçe artarken.
Yüzüme güneş lekeleri konmuş misal,
Kılcal damarlarım yer yer sırıtmış.
Şimdi sana inanılmaz gelecek ama boyum da bir hayli kısalmış.
Durduk yere Eylül'e suç buluyorlar sonbaharın başı diye lakin…
Ağustos'tu öncesi göremedim bunca yıl hiçbir hayrını!
Hiç durmadan birileri ölüyor bir yerlerde uzak ya da yakın.
Daha kaç "Günaydın!"ım var bilmiyorum,
Ya da kendi kendime sarılarak uyuyacağım,
Kaç "İyi geceler!" im lakin…
Nadide Hayat filmindeki Nadide gibi,
"Bu gemiden mutsuz inmek istemiyorum ben!"
Kafa kağıdımda yaş almamla ilgili bir derdim yok benim.
Ya da arada bir kendi yaşımdan çok ihtiyar hissetmemle!
Benim derdim yaşamışlığımın onca günün hiçbirinde
"Oh be!" diyememiş olmak belki.
Hep bir şeyler eksik, hep bir şeyler yarım,
Hep bir şeyler, geç kalmış gibi.
Boşuna Eylül'e suç bulmayın ey kendilerini şair ilan edenler!
O sadece zemheri sonrası ilkbahara soyunuyor yapraklarını.
Cemre.Y.

29 Ağustos 2019 Perşembe

Neyse

…Neyse…
Yaz…
Yorgundu bu akşam ve de bütün gece…
Daha üç gün vardı oysa yitip, gidip bitmesine!
Oysa ne de umutla dolmuştu çırak garsonun yüreği.
Ağustos'un son masalını birlikte toplayacaklardı yorgun masadan.
Ne fark ederdi ki gayri!
Yaz maviye öykünen tüllerini toparlayıp gitmiş en özel localardan,
Gayri baharın sonbaharı gelip çatmış da sarı yaprakları süpürmekteymiş!
İşi, gücü bitince köyünün zemherisine dönecekmiş ne fark ederdi ki!
Hele!
Yüreğinde ilkbahar'ın yine filizleneceğine,
Hele!
Kendisiyle beraber mutlu gerçek vuslat'lı o sarılmayalara kavuşabilektiyse…
Yaz…
Yorgundu bu akşam ve de bütün gece…
Daha üç gün vardı oysa yitip, gidip bitmesine!
Gitti mi hakikaten sence!
Ulan!
Daha karşılıklı rakı içip,
O son yakamoza vuran o teknede baygın yatanlarla dala geçecektik.
Neyse.
Cemre.Y.

5 Temmuz 2019 Cuma

Üşümüşüm

...Üşümüşüm...
Ey benim...
Nisan zülüflü Temmuz düş'üm,
Gül gamzesinin çukurundan ömürler öpüşüm.
Ey benim...
Zemheri bakışlı Ağustos gülüşüm,
Yosun kokulu saçlarından güneşler örmüşüm.
Ey benim...
Gönül yaram, yürek sevdam,
Ey benim...
Yosun gözlüm.
Ben senli her mevsimin içindeyken bile,
Her daim yaz ortasındaymışım...
Ama sensizliğe hep üşümüşüm.
Cemre.Y.

8 Mart 2019 Cuma

Yeniden Sevmeyi Sever Belki

…Yeniden Sevmeyi Sever Belki…
Sayamadım ki ömrümden kaç zemheri geçmişti.
Bir gün durduk yere güneş dokundu yüreğime.
Durduk yere filizlendim, yeşillendim, çiçeklendim.
Neredeyse meyve verecektim.
Sonra birden ayaza çekti ortalık, kırağı yağdı düşlere.
Mevsim normallerinin üzerinde seviyorum,
Bağışıklık sistemine ağır geldim.
Ne yaptım, ne ettimse sevemedi.
Şimdi elma çiçeklerimle, erik çiçeklerim ellerimde,
Ağustos kirazlarının çiçeğini de katıp bitki çayı yapacağım ona!
Yeniden sevmeyi sever belki.
Benim de yeniden sevmeyi sevdiğim gibi.
Cemre.Y.

2 Eylül 2018 Pazar

"Hoş Geldin Sevgilim" Derim

..."Hoş Geldin Sevgilim." Derim...
Mevsim yapraklarını sonbahara soyunmaya hazırlanırken,
Kumsalların,
Sevişgen havluları toparlanıp şezlongları terk ederken,
Limanları,
Yaz kalabalığı yatları, tekneleri vesaireleri çekip gitmiş,
Balıkçı takaları açık denizlere açılmışken geldin.
Hoş geldin sevgilim.
Bir bilsen...
Ben seni kaç Temmuz, kaç Eylül, kaç Kasım bekledim.
Beklemelerden yorulunca da,
Ömrümün Aralıklarını,
Ocak'larıyla buluşturup kaç Şubat, kaç Mart'ı,
Yetimliğin zemheri ayazlarına ekledim.
Kim bilir kaç Nisan yağmurunda boğulup,
Kaç Mayıs kirazlarını, erikle, çilekle buluşturup,
Kaç Haziran'da,
Belki bir tatil dönüşüne denk geliriz diye hayal ektim.
Kim bilir...
Kaç Ağustos'un gün batımında seninle doğmayı diledim.
Kaç Ekim'de yalnızlığımın omuz başlarını öptüm yeniden.
Hoş geldin sevgilim.
Ertelenmiş ömürlerinle vedalaştıysan,
Kızıl saçlı baharlarınla yollarını ayırdıysan,
Sonbaharın son yapraklarını da soyunduysan,
Gitmeyeceksen, bitmeyeceksen,
Sonunda bize kalacaksan.
"Hoş geldin sevgilim." derim.
Cemre.Y.

26 Temmuz 2018 Perşembe

Seviyorum Lan Seni, Sen Bana Bir, Kal

...Seviyorum Lan Seni, Sen Bana Bir, Kal...
Yılların içinden geçip, onca kasırgalar, onca fırtınalar,
Ve onca tusunamiler, onca aldatılmalar,
Onca kısa kalan kibrit çöpü kadar mutluluklar,
Onca rüyalar, onca gerçekler,
Onca yanılgılar,
Onca hayaller ve kırıklarını nihayet atlatmışken...
Birbirinden çoktan beridir yine,
Çok uzaklardaki o iki kocaman çocuk...
Yine ellerinde bembeyaz birer kağıtla, kala kalmışlardı.
Yine bir Temmuz akşamıydı işte,
Hem Ağustos kadar aşırı sıcak,
Hem zemheri aylarından biri kadar kararsız.
Denize mi koşulsa,
Yoksa en yakın battaniye altına mı sığınılsa!
Bütün şiirlerini yakıp yakıp yeniden yazıp bitirmişti kadın.
Bütün şiirlerini göle atıp atıp yeniden yazıp bitirmişti adam.
Hayatı sorgulayıp durmaktan yorulmuşlardı çoktan!
Öyle kararsız oturuyorlardı iki çocuk,
Apayrı rıhtımların kenarında,
Ellerinde iki ayrı bembeyaz birer kağıt!
Arkadaşlık çok uzaklardaydı,
Dostluksa daha yeni tatile çıkmıştı,
Anne çok yorgundu, çocuk çok aceleci.
Anlatmak gerekiyordu birilerine bir şeyleri,
Anlatabilmek ve anlaşılabilmek gerekiyordu.
Gereklerinde zaten canı cehenneme'y di!
Çocuk...
Elindeki kağıda baktı, baktı, baktı.
Farkında değildi bakarken yaptığı kağıttan gemi
Elinden kayıp çoktan gölün derinliklerine yol almıştı.
Çocuk...
Elindeki kağıda baktı, baktı, baktı.
Farkında değildi bakarken yaptığı kağıttan gemi
Elinden kayıp çoktan denizin derinliklerine yol almıştı.
Kağıttan gemiler birbiriyle çarpışırken,
Ellerindeki son anıyı da kaybedeceklerini sanmış,
Çokça da korkmuşlardı.
Göz göze geldiler bir an...
Taa uzaklardan!
Kağıttan gemilerin rengi değişti o an...
Karıştı ortalık rengarenk!
Kağıttan gemiler su almaktaydı.
Batmaya ramak kala
Kız olanın gözyaşları, köprücük kemiğine aktı.
Oğlan olan yüze yüze geldi kızın yanına.
Hiçbir söz söylemeden,
Kızın köprücük kemiğindeki o bir damla gözyaşını öptü.
Büyüdüklerinde ne de güzel,
Destansı aşk hikayesi çıkardı buradan!
Onlar büyümemeyi seçtiler!
Yaşlanıp ölmekten korktular belki.
Ya da geçmişleri yok olacak diye.
Oysa ölmek de bakiydi.
Geçmiş de baki.
Gelecek ise hiç gelmeyecek gibiydi.
Şimdi yine aynı yerdeler...
Kağıttan gemileri su almakta.
Ama artık ne kız ağlıyor,
Ne de oğlan o kadar geçmişinin iskeletine mahkum.
Zamane deyimleri gibi,
"Olursa olur, olmazsa temcit pilavı!" gibi değildi artık hayat!
Oturup hasbıhal ettiler,
Kimse kimsenin zayıf rengine takılmayacaktı bu sefer!
Sanki ne olurdu ki yok hükmünde sayılsa bazı ara renkler!
Çocukluk...
Yakalayabilirsen en acısız anısından güzeldi be azizim.
Kimse kimseye söylemedi ama...
Bir daha ki sefer!
Ellerinde olmayacaktı o eski buruşmaktan, düzelmekten
Çoktan yorulmuş yıpranık sayfalar...
Adam/çocuk giderken...
Kız/kadın bu yüzden tekrar son kez gülümsedi.
Nihayetinde tekrar görüştüklerinde...
Hala da birbirlerine,
"Seni seviyorum lan!" diyeceklerdi.
Bazen...
Sonları beklerken çürür ömür!
Gurur mu!
Ben ömrümce...
Ondan daha zebani bir mezar başlığı görmedim!
"Seni seviyorum lan!
Çok da elzem falan da değil yani,
Hiçbir şeyim olma bana ne!
Ki zaten ben de bir daha köprücük kemiğime ağlamam.
En son sen öpmüştün ya oradan!
Hey nereye kaçıyorsun?
Kal!
Ey hayat...
Sen...
Bana bir, kal!"
Cemre.Y.

8 Ocak 2018 Pazartesi

Sevgili Psikoloğum

...Sevgili Psikoloğum...
Sahi sevgili psikoloğum!
Nedir bu insanoğlunun hemşehricilik derdi!
Kimilerinin hemşehricilik ayağına insanların insanları,
Bir yerlere bir şekilde ayağını kaydırtma çabaları?
Ha anladıımm hala cahil bir toplumuz diye oluyor bütün bunlar!
Yine mi çocukluğuma dönmeliyiz!
Beni bu olgudan ve gelenekten uzaklaştıran o trajik vakayı
Onu da mı bulup affetmeli miyiz?
E iyi madem inelim yine kör kuyulara!
Doğduğum güne inelim!
Belki orada kalmayı becerebilirim bu sefer.
Anamın apaydınlık rahminde!
Eskiden...
Çok..
Eskiden köylerinde ırgat olarak çalışmanın
Hiç para etmediğini öğrenen sevgili atalar
Paranın sıcaklığını keşfetmişler ve oğullarını şehre yollamışlar!
O oğullar da aynı dili şivesiz konuşan şehrin dilini
Anlayamamışlar zira şehirliler az daha okumuşlar!
E ne yapmışlar bu köylerinden koparılan oğullar?
Uzak ülkelere gidenlerin bir Türk'ü bin kilometreden tanımaları gibi
Birbirlerinin şehirlerinden olanları gardaş bilmişler!
Hele ki aynı köydense değmesinler keyfe!
Onlar hep birlikte künk (kanalizasyon borusu) dövüp
Akşama kadar paralar kazanıp,
Akşam olunca köydeki babaya gönderilecek parayı bir kenara saklayıp,
Artanlarla şehir kahvelerinde pişpirik oynarken
Kaybettikleri paranın efkarından içip içip
Aksaray'daki o rus lara gömmeye giderlerken...
Doygun ve tok bedenleriyle oralardan otogara gidip
Birkaç aylık harcırahı babaya sunmak için köy yolunu tutarlarken...
Köydeki karıları bir yandan gün boyu
Kayın babanın tarlasında çalışır diğer yandan
Doğum suyu gele gele tek odadan ibaret olan evini
Çalı süpürgesiyle aceleyle süpürürmüş.
Ocağa kara kazanı koyarmış, fasulyeleri ayıklarmış,
Bir koşu en yakın komşusu bir kilometre uzakta olan eve koşarmış,
O evdeki geline beş kilometre ötedeki ebeyi
Akşama ona çağırmasını söylermiş.
Sonra koşa koşa eve dönermiş,
Tülbentlerinden temiz bezler ve leğeni odanın ortasına hazırlayıp
Yan eve koştururmuş daha kaynananın inekleri sağılacak!
Yan evdeki kayın baba ile kaynananın sofrasını hazırlarken ne görsün!
Aylardır yollarını gözlediği herifi, kocası, eri,
Sofranın baş köşesinde anasıyla koyu bir muhabbette!
Hem de o yokken hiç de iyi gelinlik etmediğine dair
Domdomlu kurşunlar sırtının tam orta yerine isabet etmekte!
Oysa ne ucu yanık mektuplar yollamışlardı birbirlerine.
Sancılar dayanılmaz olduğunda
Sessizce sofrayı hazırlayıp hemencecik
Yandaki tek göz odalı evine koşarmış!
Ah demek bile suçmuş büyüklerin yanında!
Hele doğuracak diye çığlık atmak edepsizliğin en dibiymiş!
Karnındaki çocuk sanki piç ya!
Derken gece olurmuş gelinin elleri çığlıksız ısırıklardan kan revan.
Dayanılmaz olduğunda acılar,
Üstelik artık köyün itleri bile derin uykudayken,
Adam gelişini bahşetmiş gibi kapıdan içeri girermiş!
Kadın hiç gücenmemiş gibi başka
Başka ses verebileceği kimsesi olmadığından
"İyi ki geldin n'olur ebeyi bir daha çağır be herif!" dermiş.
Adam boynunu büke büke ebenin yollarını tutarken
"Keşke şimdi yine İstanbul'da olsaydım." dermiş.
Ebenin kapısını bu hırsla vurduğunda
Ebe de hırsla gıcırdatarak açarmış köy kapısını dulmuş güya!
İstanbullu gebe karısının doğurmak üzere olduğunu söylese de
Ebe köy kadınına yakışmayacak kadar
Aksaray'daki rusların sırıtışıyla
"Şinci..gelemem beğ sen var get evcazına
İşim var acık bitincik gelirimmm he!"dermiş.
Kadının herifi gelene kadar
Daha da dayanamamış anasının rahmindeki bebe!
Zira her şeyi hissediyor görüyor, biliyormuş!
İçinden "Lanet olsun bu vatana,
Vatanım anamı bunca ağlatacaksa!" diyerek,
İstemeyerek terk etmiş anasının huzurlu rahmini...
Düşüvermiş leğene!
Gelin bir kez gülümsemiş ilk bebesi doğdu nihayet diye!
Sonra cinsiyetini görmüş bebenin bacak arasından…
Ondan sonra bir daha da bir tam hiç gülememiş o bebeye!
Ta ki ölüm döşeğine kadar!
O sırada adam kapıyı açmış!
O da görmüş kanlar içindeki bebenin cinsiyetini
Kapıyı açtığı gibi usulca kapatıp geceye karışmış!
İstanbul'a kaçmış!
Gelin kör makasla bebesinin göbek bağını
Kesmeye çalışırken ebe girivermiş içeri.
Gözlerinde yeni sevişmiş kadının ışıltıları,
Tülbentinden sarkan uzun belik belik örülü kıra yakın
Yeni yıkanmış saçlarından
Damlalar süzülmüş bebenin yüzüne, gözüne, her yerine...
Ağustos ortasında o her damla buz gibiymiş!
Bebek ancak o vakit ağlamış!
Yoksa hep susacakmış!
Ebe bakmış ki kız cinsiyetli bebe!
Gelmeyecek ona ağa kızına yakışır bir erkek evlat müjdesi hediye!
Kararsız kesivermiş bebenin göbek bağını,
Anasıyla olan en derin bağına ayrı ayrı düğümler atmış...
Hiç acımamış!
Gelinin eteğinden arttırdığı al basma eteğinin artığı
Allı güllü o beze dolayıverip kucağına koyuverip gitmiş öylece.
Yan eve bile haber vermemiş bebe doğdu diye…
Gecesine devam etmeye koyulmuş.
Ertesi gün anam sırtına kundaklamış beni
Önce inekleri sağmış sonra tarlaya koşmuş.
Dedem sormuş babaannemden önce...
"O sırtındaki er mi yoksa kancık mı?"
Susmuş anam!
Anlamış dedem!
Daha çok çalıştırmış anamı, ağa kızı olmasına rağmen
Ağa torununu utanmadan kız doğurmasının,
Ağa kızı anamı alırken de köydeki bütün kızların
İki katı başlık parası vermiş olmasının bedelini
En çok benim doğduğum yıl ödetmiş dedem.
Rahmetli anacığım,
"Hiç o yıl ki kadar hasatımız olmadıydı." derdi o günleri anlatırken.
Ha bir de anamın kayınvalidesinin kayınvalidesi gelivermiş tarlanın ortasına.
O sırada ben o tek ağacın dallarının
Gölgesine kurulmuş bez beşiğimdeyken
Yüzüme bile bakmamış kadın nine!
Açmış cinsiyetimi!
Yaşından fazla sesiyle suratıma tükürür gibi.
"Pehheyy!
Ağa gızının doğurduğu velede bakın hee!
Heç ağa gızının gızı mı olu!
Üstelik de sigara gağıdı gadan!"
Anam ilk o vakit utanmış varlığımdan.
Sonram da da hep utandı, bir tek öleceği aylarda gurur duydu benle.
Ben benim, soyuma!
Sopuma!
Anamı, atamı utandırıp kız evlat doğduğum o toprağa...
Doğduğum günden beridir ne zaman nerede bir hemşehrimi görsem
İçimden küfürler savururum doğduğu toprağın geleneklerine.
Suç beni mi?
Doğmuşum işte lan!
Hiç bana sorulmadan resmedilmişim anamın rahmine!
İstemeden!
Hele hele hala yaşayan!
Lan anam bile ölmüşken o hala yaşan ve şimdilerde
Doksan yedili yaşlarının keyfini süren ebemin taaa kırk bir yıllık!
Hele hele hala yaşayan!
Lan anam bile ölmüşken o hala yaşan ve şimdilerde
Rahmetli anacığımın daha bir ay bile yiyemediği emekli maaşına konup
Kendi emeklisiyle hala kahve köşelerinde pişpirik oynayıp,
Hala Aksaray'ın o rus bu larına para gömen babamın taaa!
Neyse!
Ha affediyorduk değil mi?
"Affettim lan hepimizi."
Cemre.Y.

27 Aralık 2017 Çarşamba

Adam Gibi


…Adam Gibi…
Tam, tamam artık yeni şiirler geçmeli içimden diyorum...
Sonra hayat beni.
Sanki ağustos sıcağının kızgın kumlarından,
Zemheri ayazlarında,
Öylece çırılçıplak çarmıha geriyor gibi
Koskoca bir tokat gibi çarpıyor yüzüme.
Eski şiirlerime yamalar dikiyorum.
Unutmamak için!
Geçmişinin acılarını unutmamayı başarabilirsen,
Yeni acılara yer açmazsın.
Aşk gibi…
Sevda gibi...
Zira onlara göre…
"Öyle Gibi!"dir her şey.
Oysa sevdi mi ulu orta sevecek bir adam...
Öyle ikircikli köçekler gibi gizli kapaklı olmayacak
Hani aman kimse bilmesin de biterse
Kısmetim kapanmasın demeyecek!
Sevdi mi dibine kadar sevecek,
Bitti mi dibine kadar hüznünü çekecek.
Cemre.Y.

16 Aralık 2017 Cumartesi

Doğalsız Depremler!

...Doğalsız Depremler!...
Özel günlerde...
Hele ki en doğalından denilen
Ama en fenalısı hiç de doğal olmaması gereken
Felaketli, afetli günlere,
Öyle hiç de...
Duyarsız değilim de.
An'larım gelir aklıma!
O günlerin hepsinde,
Ve sonraki geçmiş uzun günlerinde
En acılarıyla gelir dimağıma.
Hem de öyle Sakarya'da filan değil ha!
İstanbul'dayken,
Ben annemlerin en alt katında
Evladımla koyun koyuna
Uyurken...
Parçalanmış camlar altından!
Henüz iki yaşındaki kızımın kollarından cam parçacıklarını,
"Neyse ki etine saplanmamış!" diye diye...
Kurtarırken hatırlıyorum kendimi!
Sonra...
Komşu herkeslerin hepsi,
Neredeyse yarı üryan,
Kimisi daha yeni kocalarıyla sevişik!
Dışarı bembeyaz çarşaflarıyla kaçarlarken,
Nihayet kurtulduk sandıkları o,
Korunaklı yerlere sığınmışken,
Yanlarında olmayan değerlilerini,
Ancak fark edip sorduklarını da...
Anımsıyorum!
Oysa ben,
O gecenin,
O, 03:20 sinden an sonra!
Rahmetli annem!
"Evlatlarıımmm!" diye çırpınırken,
"Çabuk çıkın, siz çıkmadan ben
Buradan asla çıkmam,
Ama bilin haa!
Bende çok korkuyoruummm!" diye
Feryat figan canından bile bizim için geçerken ben...
Gecenin ayazında...
Ki o gece...
Ağustos değil de,
Sanki Şubat gibi esiyordu,
Saat 03:20 de İstanbul!
Ama ben!
Sevdalığım annem,
Orada öylece bize korkarken!
"Benim evladım üşüyüp de
Üstüne bari bir de üşütüp
Hastalanmasın." bencilliğindeyken!
Nasıl da dua ede ede!
Onu güzelce
Giyindirdiğimi...
En son ayakkabılarını giydirip,
Maviş gözlerini kapatan,
Şapkasını da taktıktan sonra...
Sokağa...
Ancak öylece çıktığımızı,
Hatırlıyorum!
Rahmetli anam bize...
Hepimize...
Sarılmıştı,
Biz yavrularımıza!
Pazarlarda don-atlet
Giysi-kıyafet satmak için açtığı
O çadırını kurduydu bize hemencik!
O çadıra en geç giren bendim!
Çünkü ben...
Onların azıcık ötelerinde...
Karnıma, ayaklarıma, ellerime,
Boğazıma saplanan,
Cam kırıklarının,
Can kırıklarını temizleyip,
Sızıyan kanlarımı geceye karıp,
"Babası, bizi geçtim de
Kızımızı dahi!
Bir arayıp da, sormadı ya la!
Neyse zaten…
Bütün şebekeler kapalıdır şimdi"
Diye içimden haykıran nidalara!
Acılarını da yutkunup,
Nihayet varmıştım yanlarına.
Şükür ki hala sağ!
Kalanlarım...
Hala bilmezler!
O gecenin can ve cam yaralarımı.
Deri çatlağı diye kandırırım.
Hala hepsini!
Aslında doğrudur da!
Çat-la-mı-şım-dır da!
Ama bunlar bile,
Dönüşü hiç olmayan kayıpların yanında
Buruk birer hatıra kalır!
Gün boyu sustum.
Çünkü sevdiklerimi göçük altında
Aramayı tahayyül dahi edemiyor/d/um!
Çünkü;
En yakınını orada dahi bulamayanlar var!
Ve bütün bunlar…
Sadece bir tek gün boyu hatırlanıp,
Hayıflanılıyorlar!
Oysa benin her kötülüğün dibinde
Feryat ediyor içimdeki sessiz çığlıklar!
Eyyy! İnsanlar...
Yarın...
Bitiyor mu yani her şey!
Öyleyse neden ben anamın,
En son öptüğüm,
O ölü ayaklarının parmak uçlarını bile,
Nasıl hala özlüyorum?
Dirisinden geçtim ya hani çoktan!
Tenine değebildiğim o son an'ı...
Hani geri getirebilseler!
Sizce kim daha iyi özümsüyor,
Derinin...
En dip derinini!
Yani…
Duyarsız değilim de...
Milyonlarca sağlam bedenli engellilerin
Sadece bir gün
Duyarlı olmaya çalışmaları
Çok yaralıyor beni!
En çok iki gün sonra,
Unutacaksınız nasıl olsa!
Nasıl olsa…
Gündem/i/n/iz...
Değişecek yine!
Hep aynı masal
Yıllardır...
Böyle bu...
Yarın...
Ne değişecek!
Şimdiye kadar ki yarınlarda,
Ne değişti Allasen!
Güldürmeyin beni yine
En ağlayanından!
Cemre.Y.

15 Aralık 2017 Cuma

Pazartesi

...Pazartesi...
Kadın, yine telefonun alarmıyla
Uyanır uyanmaz fırladı yatağından,
Zaten yıllar yılı hiçbir zaman,
Hafta sonu dahi,
Hep hayalini kurduğu gibi
Şöyle gerine gerine uyanmayı,
Bir türlü beceremedi.
Öyle ya kime gerinip, kime esneyip,
Şöyle kütür, kütür kime gevşeyecekti.
Her zaman olduğu gibi,
Koşarak bir yandan yüzünü yıkadı,
Bir yandan gözlerinin,
Anne rengi, kahvesinden,
Hayata buruk bir tebessüm etti.
Burnunun direği sızladı yine,
Kendini bildiğinden beridir,
Hemen hemen, her sabahki gibiydi.
Anacığının gözlerinin kahvesiyle bakıyordu onun gençliğine!
Acilen yüzünü kuruladı,
Renkli numaralı lenslerini takıp tekrar baktı aynaya!
Zaten saçlarını da yeni boyatmıştı,
Anne rengi, hiç solmayan, koyu kestane aslından.
Anne renginden apayrı, kenarı lacili bir sarıya!
Hah işte!
Şimdi tam olmuştu, artık asla,
Annesi gibi bakmıyordu hayata gözleri ve saçları.
Belki artık, onun hayallerinin,
Piç olmuş savruk spermleri gibi,
Hiç, olmayabilirdi bu hayatta ha!
Ya da madem gelinmiş bu dünyaya!
Hayalleri onunkiler gibi üstelik
Tam da kadını daha yeni sevmişken,
Kansere yenik düşmeyebilirdi de!
Kadın kendi kendisine söylendi;
"Eh be annem, anam!
Beni, daha yeni sevmişken,
Sahici saçlarımı ve gözlerimi
Öyle, ilk kez, şefkatle,
Daha yeni okşamış ve de daha yeni
Bana öylece sarılıp beni sımsıkı,
Kabul edip öpmüşken, daha yeni!
Bir pazartesi günü ölmeye meyledip
Seni evine getireceğime söz verip
Evine getirince de salıya sabredip!
Günler sonrası yine bir pazartesi gecesini bitirip,
Ecelini salıya denk getirip,
Ölmeseydin sende be anne!
Sayende bütün pazartesilerden nefret edebilirdim!
Neden yapmadın?" dedi kadın.
Hiç kimse duymadı onu sesinin içi içinden yankılanıyordu!
İki damla çiy tanesi düştü yanaklarına.
Çünkü kadın...
Hep pazartesi günleri başlardı yeni hayatına
Mademki yaşıyordu hala Pazartesi günleri başlardı
Bu hayat dair yeni umut deneyişlerine.
Yeni başlayan haftanın ilk gününe,
Daha bir şükrederdi şükredilmesi gereken nesi kaldıysa!
Daha bir severdi en sevilmeyesi her şeyi bile.
Umut işte!
Kadının yüreğinin çiziğini bile
Onca gün ve hafta bekleyip bekleyip
Bir pazartesi günü akşam saat 22:10’da
Dünyaya getirmiş olmanın
Bir anlamı olmuş olmalıydı!
Hala hayattaysa onunla çünkü!
Öyle ya!
Pazartesi günleri!
İşine başlamış olmanın,
Bu başlayışlarının sonunda
Evine ekmek alıp, faturalarını ödeyebildiği,
Masraflarını yetebildiğince de
El aleme muhtaç olmadan
Karşılayabilmesinin bi gururu da olmalıydı!
Hala bir gurur varsa emeğiyle çünkü!
Hala üç kuruşa on kuruşluk hayatını geçindirip,
Kendini basit hayatlara terk etmediyse!
Gururu ve işinin yettiği kadar maaşıylaydı çünkü!
Sonra, sonra kadın bunları
Kimselere anlatmadıkça daha bir meraka boğuldular!
Bunca zenginlikler seriliyor ömrüne!
Ama neden?
Lan kadın aptal çünkü!
Kızından yıllar sonrası merak etmiş!
Pazartesileri sevmesinin en başlangıcını,
Meğer!
O da!
Bir pazartesi günü,
Kim bilir hangi renk leğene doğmuş muş!
Öyle ya!
Yaz sıcağı Ağustos ayında onca günler varken
Bir Pazartesi günü kim bilir akşamın hangi saatinde
Dünyaya gelmiş olmasının bir anlamı olmuş olmalıydı!
Bu hayatta en azından bir duvara taş olmalıydı.
Oysa şimdilerdeyse
Kadının o sabahki ilk kahvesi
Bugünler de hep geç kalıyordu
Halbuki en erken bu sabah uyanıyordu!
Otobüsler!
Otoban gözler doluydu
Ve ilk vardiyanın servisi
Hep 06:40 da başlıyordu!
Kimse ona
“Neden vaktinde gelmedin." demiyorduysa da
Vakit onun müsebbibi kadar önemliydi hep!
Geç kalamazdı.
Ya hiç gidemezseydi?
"Hiç yoluna gitti." derlerseydi!
Zamanında varlığından
Hiç utanmamış olması için
En çok çaba sarf eden kadının ardından
Böyle bir cümle
Ne acı cümle olurdu bir düşünsenize!
Dedirtemezdi,
Dedirtmedi.
Her pazartesinin sabahında
Bunca neşe, bunca pür umut!
Bunca hayal Polyanna'ya öykünmek değildi.
Sonra ne oluyorsa gün batınca oluyordu,
Gece yatsıya yakın oluyordu,
Kadının omuzlarına çöküveriyordu o en zifiri umutsuz yalnızlık!
Çünkü ertesi gün Salı…
Çünkü daha pazartesiye çok zifiri yalnızlıklı geceler var!
Çünkü Polyanna o günün sonunda
Boşluğa düşüyordu gecenin yalnız koynunda.
Zaten epeydir İstanbul'da hiç yıldız yoktu.
Cemre.Y.

30 Kasım 2017 Perşembe

Mavi Leğen

...Mavi Leğen...
Rahmetli anam,
O Ağustos sıcağında tarlada çalışmış akşama dek,
Ona verdiğim sancıların son deminde imişim.
Hasadı toplamış, eve dönmüş,
Bir göz oda bakla sofa barakasında,
Artık ona ne eşya layık buldularsa,
Tertemiz yıkayıp bir güzel düzenlemiş,
Suyu ısıtmış,
Geçen hafta kasabadan binbir rica aldığı yeni mavi leğeni,
Tek tahta sandalyeyi bir güzel kırklamış!
Baba'm ilk evlat ya, ilk erkek doğacağım ya!
Üç gün önce gelmiş İstanbul denen altın madeninden!
Rahmetli anacığım, ağrının ve sancının son demindeyken,
Kaynını yollayıvermiş köyün kahvehanesine!
Tam da okeye dönüyormuş baba'm!
Dönmüş tabi, bana koşacak değil ya!
Yazık ki, yine,
Kumarı bile oynamayı bile beceremeyip, yine yenilmiş!
Bir zahmet geldiğindeyse anacım perişan haldeymiş,
Köyün tek ebesine, hemencecik bir koşuvermeliymiş!
Yolda eş, dost, akraba kesmişler önünü!
Eh, İstanbul'dan geldi herif!
Hoş geldinler filan, nihayet ebemin evine ulaşmış!
Ebem...Kapıyı açmamış hemen! Meşgul'müş!
Yarım saat sonra kapıyı açtığında baba'ma bir azar çıkışmış!
"Bula bula bugünü mü buldunuz lan!"
Islak saçları al yazmasının altından damla damla sarkarak,
Nihayet geldiğindeyse ben o mavi leğendeydim!
Beynim aynı bugünlerdeki gibi çınlıyordu!
Çok iyi hatırlıyorum!
Anamın duyup durdukları, onca haline değil de,
Ebe geldi diye, yan damdan onca çığlığa çıkmayan,
Ama şimdi çıkan, babaannemi, dedemi,
Dedemin annesini, kaynını,
Daha yirmi gün önce bir saltanatla doğurmuş eltisini,
Kucağında bebesiyle,
En küçük ahalisine kadar çok iyi hatırlıyorum!
En ilk cinsiyetime bakmışlardı!
Zira rahmetli anacığımın başlık parası, o güne kadar ki
Türkiye Cumhuriyetindeki başlık paralarının en çoğuydu!
Öyle kolay değildi, Bayram Ağa'nın kızını almak!
Onca başlık parasının bir ederi vardı elbet!
Eğer anam, beni bir erkek evlat doğurabil-sey-di.
Güzel de bir e-der-dim hani!
Pahallı alındı diye...
En pahallı bedelleri ödedi anam!
Kovulmaktan beter edildik köyden!
Kah koyun güttü meralarda anam,
Ellerin herifleriyle, dağ bayır namusuyla,
Kocası, artık hangi köydeler ise, o köyün,
Merkez kıraathanesinde pişpirik oynarken,
Kah köy bekçisi oldu, köyün deli Ömeri'yle,
Deli Ömer anama yeltendikçe, balta, nacak restleşerek!
Kah İstanbul'a düştü yolları kapıcılık etti,
Bizi o merdivenlere paspas ederek!
Kah da gündelik temizliklere gitti o evlere,
Yine kocası, o mahallenin kahvehanesinde yenilirken!
Sonra iyi kötü bir arsa aldı, iyi kötü bir ev yaptı, iyi kötü,
Herkese elinden geldiğince birer daire eyledi.
Nice yol ayrımlarım geçti onun önünden, roman gibi...
Eylemedi.
Bana büyük bir inatla tek bir kırıntı sevgi eylemedi.
Evlendim, uzaklaştım, bir ara sever gibi oldu beni.
Sonra boşandım, geri geldim ben!
Yine sevemedi beni ama kıyamadı da bu sefer güya
Önce en alttaki dairenin bir odasını ayırdı.
Sonra ayda bir gelip "Sen olmasan, burayı kiraya verirdim ben,
Şu kadar da gelirim olurdu." dedi.
Sonra bana vermediği odaları teyzeme kiraya verdi.
Sonra deprem oldu, bütün yeni taşınan eşyalar raflardan yıkıldı.
Sonra herkes sokaklara çırılçıplak, ar-namus bile çıkarken ben,
Usulca, yavrucağımı giydirdim,
Alt bezlerini, mamalarını doldurdum çantaya,
Su koyduydum çokça...
Öyle ya!
Ağustos ayıydı ama belli olmazdı ya, yazların kış ayazı,
Kışlıklarını çıkarttım bazadan, doldurdum torbaya...
Kız yavrum'u ben olamazsam'a
Gelin edecek kadar ettikten sonra ana'm!
Nihayet...O güne kadar ki ömrümde ilk defa!
Bana olan "Ama seni seviyorum"u duydum ondan!
O ki benim ilk ve son nefesimdi…
Hiçbir zaman tastamam kavuşamadığım tek aşkımdı.
Ana'm...
"Yavruumm! Eh be kızııımmm!
Hala mı çıkamadın, şu binanın en girişinden be ya!
Eylül'ümü çıkart bari!" demişti.
Ben...
O gün doğmuştum!
Kızım ve ona lazım olacak bütün eşyalarıyla!
O'na bir ömür lazım olacak en sevginin, en tamamıyla!
Çıkmıştım o dairen...
Sonra, sonra
Ana'm bir gün en üst kata çıkarttı beni,
"Ahanda burası senin yeni evin,
Bak şu direği ben diktirdim, ödeyeceksin,
Bak, bu tablayı ben yaptırdım,
Onu da ödeyeceksin
Nasıl ödediğin umurum değil,
Eh arsa olamasaydı evin olamayacaktı,
Onu da ödeyeceksin." demişti.
O gün...
Yine ölmüştüm.
Zira bir çoklarına bedelli "He!" deseydim.
Burası değildi ki yerim!
Hayaller ötesi dizi film çıkardı,
Çok genç ve çok güzeldim hani!
Kızım olmasaydı ya,
Güler geçerdim sana be anne!
Kızım...
Yosun gözlüm...
Her akşam, uykuda bile olsa,
Onu sırtımda taşıyıp,
Onca saat ısıtmaya çalıştığım sobamızın,
En sıcak haliyle,
Yatağımıza indirilmesini bekliyordu.
Hatırlıyor musun anne!
Uykusunda bile varlığıma seviniyordu,
Varlığına şükrettiğim her anı...
"Anne'm, geldin mi!" diye cümle ediyordu.
Oysa..
Annem sen beni en son sırtına aldığında!
"Şöyle bir gezelim bir senle" deyip,
Beni bir nalbur kapısının kapısında durdurduğunda,
O gün ben çok korkmuştum,
İlk defa hayatım boyu ödemeyeceğim bir borca!
Üstelik...
"Nasıl ödersem ödeyeyim" li seçenekli son giyotinimdi.
Ben, o borcu var ya ana!
Sen gidip, mirasına doyurduklarınla
Hala...
Bitiremedim!
Şimdi, badana, boyası,
Duvar kağıtları çoktan solmuş,
Kiracılarınla paylaşacağın,
Zamanında bana bir tamam ettirtmediğin,
Beton zemin üzeri, bir üçlü salıncak var terasımızda...
Biliyorum, sen, en çok,
Hiçbirimiz yokken,
En alt katta,
En ilk dairende...
Kocan Esenyurt'un yeni kıraathanesinde,
Okeye dönerken,
Hiçbirimizin doğmamış olmamızı diliyordun!
Affet anne'm....
Ve kusura bak lütfen!
Ben yosun gözlümün tek bir salisesinden
Tek bir an...
Pişman değilim!
Yani ana'm!
Yani, yosun gözlü'm!
"Dünya Emekçi Kadınlar Günü!" filan diyorlar ya.
Ömrüm daha ne kadar bugünümü yaşatacaksa
Hepsi, hepinize...
Hep, anamın ak sütü gibi, armağanım olsun.
Sizi...Seviyorum...
Cemre.Y.

8 Kasım 2017 Çarşamba

Onu Da Söküp Almasını Bilirim

...Onu Da Söküp Almasını Bilirim...
Günler bana,
Zemheriye doğru akıp giderken,
Bahardan çalınma kır çiçeklerini serme yoluma!
Kendime doğru,
Damağımda kekremsi şiirlerimle çekilirken,
Destansı şiirlerinle yağma son durağıma!
Sonbaharın,
Son yaprakları da ayaklar altında ezilirken
İlkbahardan kalmış
Bir papatyayla çıkıverme karşıma!
Değil bir tek papatya,
Aniden bir fırtına çıkıverirse,
Gazeller yerine,
Birkaç yağmurlu yaprak
Takılıverir ayak tabanına!
Sana ben öylece
Doğru mevsimlerim le gelirken,
Aklına, kim, ne koyuyor bilemem ama!
Ya usanmadan var olma,
Ya da hiç yok olma!
Öyle bir giderim ki senden.
Kaç mevsim geçse de üstümden,
Ağustos sıcağında
Ellerin üşüyüverir aniden!
Bakıp durduğun resimlerimde
Hep gülümseyen yüzüm,
Kalbimdir benim.
Ama merek etme
Onu da söküp almasını bilirim
Cemre.Y.

6 Temmuz 2017 Perşembe

Sen Ne Sanmıştın?

...Sen Ne Sanmıştın?…
Ağustosun ortasında özlenen kar gibidir,
Kumlarda yanarken ayak tabanların,
Hatırlarsın birden!
Zemheri ayazında donarken de
Aynı acıyı tatmıştın!
Aşka yanmayı,
Aşka donmayı,
Sen ne sanmıştın?
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...