...Sevgili Psikoloğum...
Sahi sevgili psikoloğum!
Nedir bu insanoğlunun hemşehricilik derdi!
Kimilerinin hemşehricilik ayağına insanların insanları,
Bir yerlere bir şekilde ayağını kaydırtma çabaları?
Ha anladıımm hala cahil bir toplumuz diye oluyor bütün bunlar!
Yine mi çocukluğuma dönmeliyiz!
Beni bu olgudan ve gelenekten uzaklaştıran o trajik vakayı
Onu da mı bulup affetmeli miyiz?
E iyi madem inelim yine kör kuyulara!
Doğduğum güne inelim!
Belki orada kalmayı becerebilirim bu sefer.
Anamın apaydınlık rahminde!
Eskiden...
Çok..
Eskiden köylerinde ırgat olarak çalışmanın
Hiç para etmediğini öğrenen sevgili atalar
Paranın sıcaklığını keşfetmişler ve oğullarını şehre yollamışlar!
O oğullar da aynı dili şivesiz konuşan şehrin dilini
Anlayamamışlar zira şehirliler az daha okumuşlar!
E ne yapmışlar bu köylerinden koparılan oğullar?
Uzak ülkelere gidenlerin bir Türk'ü bin kilometreden tanımaları gibi
Birbirlerinin şehirlerinden olanları gardaş bilmişler!
Hele ki aynı köydense değmesinler keyfe!
Onlar hep birlikte künk (kanalizasyon borusu) dövüp
Akşama kadar paralar kazanıp,
Akşam olunca köydeki babaya gönderilecek parayı bir kenara saklayıp,
Artanlarla şehir kahvelerinde pişpirik oynarken
Kaybettikleri paranın efkarından içip içip
Aksaray'daki o rus lara gömmeye giderlerken...
Doygun ve tok bedenleriyle oralardan otogara gidip
Birkaç aylık harcırahı babaya sunmak için köy yolunu tutarlarken...
Köydeki karıları bir yandan gün boyu
Kayın babanın tarlasında çalışır diğer yandan
Doğum suyu gele gele tek odadan ibaret olan evini
Çalı süpürgesiyle aceleyle süpürürmüş.
Ocağa kara kazanı koyarmış, fasulyeleri ayıklarmış,
Bir koşu en yakın komşusu bir kilometre uzakta olan eve koşarmış,
O evdeki geline beş kilometre ötedeki ebeyi
Akşama ona çağırmasını söylermiş.
Sonra koşa koşa eve dönermiş,
Tülbentlerinden temiz bezler ve leğeni odanın ortasına hazırlayıp
Yan eve koştururmuş daha kaynananın inekleri sağılacak!
Yan evdeki kayın baba ile kaynananın sofrasını hazırlarken ne görsün!
Aylardır yollarını gözlediği herifi, kocası, eri,
Sofranın baş köşesinde anasıyla koyu bir muhabbette!
Hem de o yokken hiç de iyi gelinlik etmediğine dair
Domdomlu kurşunlar sırtının tam orta yerine isabet etmekte!
Oysa ne ucu yanık mektuplar yollamışlardı birbirlerine.
Sancılar dayanılmaz olduğunda
Sessizce sofrayı hazırlayıp hemencecik
Yandaki tek göz odalı evine koşarmış!
Ah demek bile suçmuş büyüklerin yanında!
Hele doğuracak diye çığlık atmak edepsizliğin en dibiymiş!
Karnındaki çocuk sanki piç ya!
Derken gece olurmuş gelinin elleri çığlıksız ısırıklardan kan revan.
Dayanılmaz olduğunda acılar,
Üstelik artık köyün itleri bile derin uykudayken,
Adam gelişini bahşetmiş gibi kapıdan içeri girermiş!
Kadın hiç gücenmemiş gibi başka
Başka ses verebileceği kimsesi olmadığından
"İyi ki geldin n'olur ebeyi bir daha çağır be herif!" dermiş.
Adam boynunu büke büke ebenin yollarını tutarken
"Keşke şimdi yine İstanbul'da olsaydım." dermiş.
Ebenin kapısını bu hırsla vurduğunda
Ebe de hırsla gıcırdatarak açarmış köy kapısını dulmuş güya!
İstanbullu gebe karısının doğurmak üzere olduğunu söylese de
Ebe köy kadınına yakışmayacak kadar
Aksaray'daki rusların sırıtışıyla
"Şinci..gelemem beğ sen var get evcazına
İşim var acık bitincik gelirimmm he!"dermiş.
Kadının herifi gelene kadar
Daha da dayanamamış anasının rahmindeki bebe!
Zira her şeyi hissediyor görüyor, biliyormuş!
İçinden "Lanet olsun bu vatana,
Vatanım anamı bunca ağlatacaksa!" diyerek,
İstemeyerek terk etmiş anasının huzurlu rahmini...
Düşüvermiş leğene!
Gelin bir kez gülümsemiş ilk bebesi doğdu nihayet diye!
Sonra cinsiyetini görmüş bebenin bacak arasından…
Ondan sonra bir daha da bir tam hiç gülememiş o bebeye!
Ta ki ölüm döşeğine kadar!
O sırada adam kapıyı açmış!
O da görmüş kanlar içindeki bebenin cinsiyetini
Kapıyı açtığı gibi usulca kapatıp geceye karışmış!
İstanbul'a kaçmış!
Gelin kör makasla bebesinin göbek bağını
Kesmeye çalışırken ebe girivermiş içeri.
Gözlerinde yeni sevişmiş kadının ışıltıları,
Tülbentinden sarkan uzun belik belik örülü kıra yakın
Yeni yıkanmış saçlarından
Damlalar süzülmüş bebenin yüzüne, gözüne, her yerine...
Ağustos ortasında o her damla buz gibiymiş!
Bebek ancak o vakit ağlamış!
Yoksa hep susacakmış!
Ebe bakmış ki kız cinsiyetli bebe!
Gelmeyecek ona ağa kızına yakışır bir erkek evlat müjdesi hediye!
Kararsız kesivermiş bebenin göbek bağını,
Anasıyla olan en derin bağına ayrı ayrı düğümler atmış...
Hiç acımamış!
Gelinin eteğinden arttırdığı al basma eteğinin artığı
Allı güllü o beze dolayıverip kucağına koyuverip gitmiş öylece.
Yan eve bile haber vermemiş bebe doğdu diye…
Gecesine devam etmeye koyulmuş.
Ertesi gün anam sırtına kundaklamış beni
Önce inekleri sağmış sonra tarlaya koşmuş.
Dedem sormuş babaannemden önce...
"O sırtındaki er mi yoksa kancık mı?"
Susmuş anam!
Anlamış dedem!
Daha çok çalıştırmış anamı, ağa kızı olmasına rağmen
Ağa torununu utanmadan kız doğurmasının,
Ağa kızı anamı alırken de köydeki bütün kızların
İki katı başlık parası vermiş olmasının bedelini
En çok benim doğduğum yıl ödetmiş dedem.
Rahmetli anacığım,
"Hiç o yıl ki kadar hasatımız olmadıydı." derdi o günleri anlatırken.
Ha bir de anamın kayınvalidesinin kayınvalidesi gelivermiş tarlanın ortasına.
O sırada ben o tek ağacın dallarının
Gölgesine kurulmuş bez beşiğimdeyken
Yüzüme bile bakmamış kadın nine!
Açmış cinsiyetimi!
Yaşından fazla sesiyle suratıma tükürür gibi.
"Pehheyy!
Ağa gızının doğurduğu velede bakın hee!
Heç ağa gızının gızı mı olu!
Üstelik de sigara gağıdı gadan!"
Anam ilk o vakit utanmış varlığımdan.
Sonram da da hep utandı, bir tek öleceği aylarda gurur duydu benle.
Ben benim, soyuma!
Sopuma!
Anamı, atamı utandırıp kız evlat doğduğum o toprağa...
Doğduğum günden beridir ne zaman nerede bir hemşehrimi görsem
İçimden küfürler savururum doğduğu toprağın geleneklerine.
Suç beni mi?
Doğmuşum işte lan!
Hiç bana sorulmadan resmedilmişim anamın rahmine!
İstemeden!
Hele hele hala yaşayan!
Lan anam bile ölmüşken o hala yaşan ve şimdilerde
Doksan yedili yaşlarının keyfini süren ebemin taaa kırk bir yıllık!
Hele hele hala yaşayan!
Lan anam bile ölmüşken o hala yaşan ve şimdilerde
Rahmetli anacığımın daha bir ay bile yiyemediği emekli maaşına konup
Kendi emeklisiyle hala kahve köşelerinde pişpirik oynayıp,
Hala Aksaray'ın o rus bu larına para gömen babamın taaa!
Neyse!
Ha affediyorduk değil mi?
"Affettim lan hepimizi."
Cemre.Y.
Sahi sevgili psikoloğum!
Nedir bu insanoğlunun hemşehricilik derdi!
Kimilerinin hemşehricilik ayağına insanların insanları,
Bir yerlere bir şekilde ayağını kaydırtma çabaları?
Ha anladıımm hala cahil bir toplumuz diye oluyor bütün bunlar!
Yine mi çocukluğuma dönmeliyiz!
Beni bu olgudan ve gelenekten uzaklaştıran o trajik vakayı
Onu da mı bulup affetmeli miyiz?
E iyi madem inelim yine kör kuyulara!
Doğduğum güne inelim!
Belki orada kalmayı becerebilirim bu sefer.
Anamın apaydınlık rahminde!
Eskiden...
Çok..
Eskiden köylerinde ırgat olarak çalışmanın
Hiç para etmediğini öğrenen sevgili atalar
Paranın sıcaklığını keşfetmişler ve oğullarını şehre yollamışlar!
O oğullar da aynı dili şivesiz konuşan şehrin dilini
Anlayamamışlar zira şehirliler az daha okumuşlar!
E ne yapmışlar bu köylerinden koparılan oğullar?
Uzak ülkelere gidenlerin bir Türk'ü bin kilometreden tanımaları gibi
Birbirlerinin şehirlerinden olanları gardaş bilmişler!
Hele ki aynı köydense değmesinler keyfe!
Onlar hep birlikte künk (kanalizasyon borusu) dövüp
Akşama kadar paralar kazanıp,
Akşam olunca köydeki babaya gönderilecek parayı bir kenara saklayıp,
Artanlarla şehir kahvelerinde pişpirik oynarken
Kaybettikleri paranın efkarından içip içip
Aksaray'daki o rus lara gömmeye giderlerken...
Doygun ve tok bedenleriyle oralardan otogara gidip
Birkaç aylık harcırahı babaya sunmak için köy yolunu tutarlarken...
Köydeki karıları bir yandan gün boyu
Kayın babanın tarlasında çalışır diğer yandan
Doğum suyu gele gele tek odadan ibaret olan evini
Çalı süpürgesiyle aceleyle süpürürmüş.
Ocağa kara kazanı koyarmış, fasulyeleri ayıklarmış,
Bir koşu en yakın komşusu bir kilometre uzakta olan eve koşarmış,
O evdeki geline beş kilometre ötedeki ebeyi
Akşama ona çağırmasını söylermiş.
Sonra koşa koşa eve dönermiş,
Tülbentlerinden temiz bezler ve leğeni odanın ortasına hazırlayıp
Yan eve koştururmuş daha kaynananın inekleri sağılacak!
Yan evdeki kayın baba ile kaynananın sofrasını hazırlarken ne görsün!
Aylardır yollarını gözlediği herifi, kocası, eri,
Sofranın baş köşesinde anasıyla koyu bir muhabbette!
Hem de o yokken hiç de iyi gelinlik etmediğine dair
Domdomlu kurşunlar sırtının tam orta yerine isabet etmekte!
Oysa ne ucu yanık mektuplar yollamışlardı birbirlerine.
Sancılar dayanılmaz olduğunda
Sessizce sofrayı hazırlayıp hemencecik
Yandaki tek göz odalı evine koşarmış!
Ah demek bile suçmuş büyüklerin yanında!
Hele doğuracak diye çığlık atmak edepsizliğin en dibiymiş!
Karnındaki çocuk sanki piç ya!
Derken gece olurmuş gelinin elleri çığlıksız ısırıklardan kan revan.
Dayanılmaz olduğunda acılar,
Üstelik artık köyün itleri bile derin uykudayken,
Adam gelişini bahşetmiş gibi kapıdan içeri girermiş!
Kadın hiç gücenmemiş gibi başka
Başka ses verebileceği kimsesi olmadığından
"İyi ki geldin n'olur ebeyi bir daha çağır be herif!" dermiş.
Adam boynunu büke büke ebenin yollarını tutarken
"Keşke şimdi yine İstanbul'da olsaydım." dermiş.
Ebenin kapısını bu hırsla vurduğunda
Ebe de hırsla gıcırdatarak açarmış köy kapısını dulmuş güya!
İstanbullu gebe karısının doğurmak üzere olduğunu söylese de
Ebe köy kadınına yakışmayacak kadar
Aksaray'daki rusların sırıtışıyla
"Şinci..gelemem beğ sen var get evcazına
İşim var acık bitincik gelirimmm he!"dermiş.
Kadının herifi gelene kadar
Daha da dayanamamış anasının rahmindeki bebe!
Zira her şeyi hissediyor görüyor, biliyormuş!
İçinden "Lanet olsun bu vatana,
Vatanım anamı bunca ağlatacaksa!" diyerek,
İstemeyerek terk etmiş anasının huzurlu rahmini...
Düşüvermiş leğene!
Gelin bir kez gülümsemiş ilk bebesi doğdu nihayet diye!
Sonra cinsiyetini görmüş bebenin bacak arasından…
Ondan sonra bir daha da bir tam hiç gülememiş o bebeye!
Ta ki ölüm döşeğine kadar!
O sırada adam kapıyı açmış!
O da görmüş kanlar içindeki bebenin cinsiyetini
Kapıyı açtığı gibi usulca kapatıp geceye karışmış!
İstanbul'a kaçmış!
Gelin kör makasla bebesinin göbek bağını
Kesmeye çalışırken ebe girivermiş içeri.
Gözlerinde yeni sevişmiş kadının ışıltıları,
Tülbentinden sarkan uzun belik belik örülü kıra yakın
Yeni yıkanmış saçlarından
Damlalar süzülmüş bebenin yüzüne, gözüne, her yerine...
Ağustos ortasında o her damla buz gibiymiş!
Bebek ancak o vakit ağlamış!
Yoksa hep susacakmış!
Ebe bakmış ki kız cinsiyetli bebe!
Gelmeyecek ona ağa kızına yakışır bir erkek evlat müjdesi hediye!
Kararsız kesivermiş bebenin göbek bağını,
Anasıyla olan en derin bağına ayrı ayrı düğümler atmış...
Hiç acımamış!
Gelinin eteğinden arttırdığı al basma eteğinin artığı
Allı güllü o beze dolayıverip kucağına koyuverip gitmiş öylece.
Yan eve bile haber vermemiş bebe doğdu diye…
Gecesine devam etmeye koyulmuş.
Ertesi gün anam sırtına kundaklamış beni
Önce inekleri sağmış sonra tarlaya koşmuş.
Dedem sormuş babaannemden önce...
"O sırtındaki er mi yoksa kancık mı?"
Susmuş anam!
Anlamış dedem!
Daha çok çalıştırmış anamı, ağa kızı olmasına rağmen
Ağa torununu utanmadan kız doğurmasının,
Ağa kızı anamı alırken de köydeki bütün kızların
İki katı başlık parası vermiş olmasının bedelini
En çok benim doğduğum yıl ödetmiş dedem.
Rahmetli anacığım,
"Hiç o yıl ki kadar hasatımız olmadıydı." derdi o günleri anlatırken.
Ha bir de anamın kayınvalidesinin kayınvalidesi gelivermiş tarlanın ortasına.
O sırada ben o tek ağacın dallarının
Gölgesine kurulmuş bez beşiğimdeyken
Yüzüme bile bakmamış kadın nine!
Açmış cinsiyetimi!
Yaşından fazla sesiyle suratıma tükürür gibi.
"Pehheyy!
Ağa gızının doğurduğu velede bakın hee!
Heç ağa gızının gızı mı olu!
Üstelik de sigara gağıdı gadan!"
Anam ilk o vakit utanmış varlığımdan.
Sonram da da hep utandı, bir tek öleceği aylarda gurur duydu benle.
Ben benim, soyuma!
Sopuma!
Anamı, atamı utandırıp kız evlat doğduğum o toprağa...
Doğduğum günden beridir ne zaman nerede bir hemşehrimi görsem
İçimden küfürler savururum doğduğu toprağın geleneklerine.
Suç beni mi?
Doğmuşum işte lan!
Hiç bana sorulmadan resmedilmişim anamın rahmine!
İstemeden!
Hele hele hala yaşayan!
Lan anam bile ölmüşken o hala yaşan ve şimdilerde
Doksan yedili yaşlarının keyfini süren ebemin taaa kırk bir yıllık!
Hele hele hala yaşayan!
Lan anam bile ölmüşken o hala yaşan ve şimdilerde
Rahmetli anacığımın daha bir ay bile yiyemediği emekli maaşına konup
Kendi emeklisiyle hala kahve köşelerinde pişpirik oynayıp,
Hala Aksaray'ın o rus bu larına para gömen babamın taaa!
Neyse!
Ha affediyorduk değil mi?
"Affettim lan hepimizi."
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder