hasret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2025 Salı

Salacak Bile Aynı Salacak Değil

...Salacak Bile Aynı Salacak Değil...
Sen bilemezsin lakin...
Çaya da, papatyaya da, simide de, martıya da,
Epeydir küsüm.
Bir Kız Kulesi sızlatıyor burnumun direğini...
Ona da...
"Salacak bile aynı Salacak değil ki!" diye diye,
Yalnızlığımın omuz başlarına sarılarak
Kendimi avutuyorum.
Cemre.Y.

6 Aralık 2024 Cuma

Neyleyim?

...Neyleyim?..
Bir kenarda,
Vuslatıma hasret,
Bana sormadan aşık olanlarım.
Bir kenarda,
Vuslatınıza hasret,
Sana sormadan, sevdalı olanların.
Sen söyle kader!
Ben artık neyleyim?
Cemre.Y.

14 Kasım 2024 Perşembe

Nicedir Ömrüm Denize Hasret

…Nicedir Ömrüm Denize Hasret…
Eylül'ün yaprakları şiir gibi sarının binbir tonuna bürünürken
Ekim çoktan hazırlamıştı koca küreğini!
Süpüre süpüre geçiyordu hayat ağacının içinden.
Şimdilerdeyse kasım bile gelmiş çoktan da
Kasıla kasıla yarılamış griye kesen günlerini.
Nicedir ömrüm denize hasret,
Uzak olduğumdan da değil hani!
Gönlüm hayat kırığı ya, gitsem de şenlenemiyor bir türlü.
Oysa ben ne vakit gitsem o sahile,
Hele de bir martı çığlığı varsa o deniz esintisinde,
Aşk sanırım, sanmak isterim.
Cemre.Y.

24 Şubat 2023 Cuma

Yokmuş!

…Yokmuş!...
“Yakında gelecek biliyorum
Beni senden götürecek kelimelerin.” demeye mecal komadan
Rüzgar olup aktılar çoktan,
Hani, es kaza denk gelip,
Hani, dayanamayıp,
Sarmaş dolaş hasret hüzünlerinin gözyaşlarıyla
Sende biriken o melun kinleri,
Unutmaya mecal bile komadın ya sen çocuk!
Adımın bahsine bile sabrın yokmuş!
Sen her konuştuğunda ben…
Gidiyorum her gün, senden, biraz daha.
Bir sussan, ya da hep gözlerin konuşsa kalabilirim ya!
Sen kendi yüreğini bile duymuyorsun ki!
Yoruldum, artık bu geçici misafirliklerden.
Yok muydu sana can verdiğim yüreğinde,
Sevdamızın sonuna kadar kalabilecek
Sevdalar bitince gidilecek kadar bir yer?
Sende sonsuz kalabilecek kadar izin verebileceğin
Bir küçük yelkenli aşkına hiç mi yer, yok muydu?
Olsun varsın,
Gitmek lazımsa!
Giderim öyleyse senden de.
Sen benim limanım olabilecek kadar büyük değilsen
Ben demirlerim kendimi kendi limanıma üzülme sen.
A ciğerimin esaslı çiziği!
Cemre.Y.

17 Şubat 2023 Cuma

Geride Kalanlar

…Geride Kalanlar…
Kaç yaşında olursa olsun,
İçinde saklı hasretlerle ölmemeli bir insan!
Geride kalanların…
Dimağında kalsa da,
Damağında demir tadı kalıyor sonrasında.
Cemre.Y.

26 Mart 2022 Cumartesi

Gülümsedim

...Gülümsedim...
Nicedir...
Emekliğine eremeden,
Ömürlerinin baharını çoktan geçmiş,
Yaşlı teyzeler gibi,
Covit'ti, grip'ti, aralarına serpişen bilmem neydi,
Türlü çeşit hastalık halsizlikleriyle boğuşurken.
Ki ben ne vakit...
Kimselere, yeterince yetemediysem,
Kendimi de çoktan es geçtiysem,
Adları değişip duran hastalıklarla boğuşmuşumdur.
Nihayet...
Bugün, güneş gülümsedi yüzüme!
Kaç zamandır,
Aynada bakan yüzüme gülümsemediğimi fark ettim.
Renklerden mavi'ye, renklerden sarı'ya,
Renklerden yeşil'e ve renklerden kırmızı'ya,
Ve renklerin renklerine ve o renkleri hissetmeye,
Ne kadar da hasret kaldığımı fark ettim.
Ben bugünü,
İlkbaharın ilk günü farz ettim ve gülümsedim.
Hem de içimin içinden, dışıma kadar gülümsedim.
Cemre.Y.

5 Eylül 2021 Pazar

Öylece Gitti Kadın

...Öylece Gitti Kadın...
En ilk...
Sözlerinin anlaşılmaz,
Yüreğinin sızılarının da,
Umuda hasret neşe kıpırtılarının da,
Anlaşılmaz, paylaşılmaz olduğunu fark etti kadın.
Sonra doğru hatırladığı anıların,
Ne kadar da çarpıtılıp karartıldığını,
Neredeyse unutkanlık hastalığına tutulduğuna,
İnandırılmaya çalışıldığını fark ettiğini anladı kadın.
Öyle ki...
Neredeyse yetememezlikten,
Hiç durmadan güncellenen dertlerine,
Yeni yeni kederler ekleyecekti.
Sonra sonra...
Onun ne kadar da çok...
"Ben."
"Ben."
"Ben." deyip durduğunu fark ettiğinde anladı kadın,
Aslında hiçbir zaman,
O'nda bir tek kere "Sen." etmediğini.
Sözler, yeri göğü delip deşip,
Ömrünün bütün fedasınca,
Bir intihar mektubuna zorladığında anladı kadın.
Kalp kapısı kırıldığında anladı kadın.
Sus kere sus yandı da tek kelam eylemedi.
Bütün bu kırılıp dökülmelerinden sonrası,
Hani ay dolunayken, birdenbire,
Onun ömrüne, uğur getirsin diye,
On yedi yaşında...
Boynuna taktığı kırlangıçların,
Artık uçmadığını gördü kadın.
Kapılar kırılmadan,
İntihar mektuplarına zorlanmadan,
Sözler birbirine dokunmadan,
Yürekler uzaklaşmadan öncesine kadar aradı kadın,
Bulamadı.
Belli ki...
O...
Çok daha önce...
Vazgeçilmişti,
En sevdikleri yerdeki hatıraların,
En çoğundan da caymıştı çoktan.
Nihayetinde bunca anlamalarına da,
Ne de çok geç kaldığını da anladı kadın.
Çoktan vazgeçilmişti ondan,
Kadının sandığından da çoktan!
Acının, her deminin,
Her bir ilmeğini, çoktandır...
Şiir şiir dokunup bitirdiğine göre!
Küçük bir valiz hazırladı kendine,
Bütün olması ya da olmaması gerekenlere,
Şöyle bir selam çakıp,
Kendi kırlangıçlarından ilk kez emin olup,
İlk kez gerçekten mutlu olduğu,
O yere...
Öylece gitti kadın.
Şimdi, o yoksa bile...
Çocukluğu sırnaşıp duruyor elleri elinde!
Yüreğinin telleri yüreğinin ta dibinde.
Cemre.Y.

17 Şubat 2021 Çarşamba

Ne Gelen Vardı, Ne De Kalan

...Ne Gelen Vardı, Ne De Kalan...
Zemheri ayazının kabuslu gecelerinden sonra,
Güneşe hasret sabahlara uyanıyorduk.
Kalıcı baharlara hasretle geçti ömrümüz.
Baksana...
Yüzümüz, gözümüz, elimiz, ayağımız kış yanığı.
Biz "Her şey güzel olacak!" dedikçe,
Bilmeden belki de...
Hep geleceğe erteliyorduk geleceğimizi!
Oysa ne gelen vardı, ne de kalan.
Neyse çayımızın demiyle,
Kahvemizin telvesiyle,
Sigaramızın dumanıyla, dertleşmeye devam!
Cemre.Y.

9 Ocak 2021 Cumartesi

Sarılmak

...Sarılmak...
Bir zaman sonra,
Uzakları yakın edemediğin vuruyor insana!
Eskiden, sadece yalancıların maskesi vardı,
Şimdilerdeyse konuşulanları bile anlayamaz olduk,
Yüzlerimize taktıkları beyaz maskelerden!
Çok özlediğini, öyle uzaktan görmek yetmiyor misal.
Şöyle kalbinin kanatlarını hissedecek kadar sıkı,
Kaburgalarını çıtırdatacak kadar sıkı sarılmak istiyor insan!
Sarılmalara bile hasret kaldığımız günlerdeyiz be can.
Cemre.Y.

12 Ekim 2020 Pazartesi

Gece


...Gece...
Gün...
Geceye,
Usulca gözlerini kapatıverince anlıyor insan!
Burnunun direğinde derin bir hasret sancısı.
Yüzünde kocaman bir palyaço gülümsemesiyle,
Açlık desen değil, susuzluk desen hiç değil.
"Hiç!"lik yok mu, ah o hiç'lik...
Boğazının ilmeğinde koca bir yumru,
Yutkunsan yutkunamazsın o koca yalnızlığı!
Sitem edecek kimseyi de bulamayınca,
Kendi kendine söyleniveriyor insan...
Ulan!
Hadi, denizi, maviyi, güneşi,
Yıldızı, yakamozu, acemi balıkları,
Hadi gerçekleşmeyen bütün hayalleri geçtim de!
Rakı'ya da mı hasret kalır be insan!
Kimsem, neysem,
Ne değilsem!
Geçerdi belki...
Burnumun direğinden, ciğerime akan,
O anason kokusunun,
Yokluğuna da mı gücenir insan!
Gün...
Geceye,
Usulca gözlerini kapatıverince,
Olur olmadık her şeye güceniyor insan olan.
Cemre.Y.

16 Nisan 2020 Perşembe

Ey Yosun Gözlüm

…Ey Yosun Gözlüm…
Yosun gözlüm ben, bir ucu gözyaşlarım ile dantel nakışlı
Şiirler işlerken sevda yanığımın kan sızılı,
Hasret prangalı özlemlerini koyarken hayatımın sarı sandığına,
Susarak kavga ederdi benle!
Sonra okurdu satır satır,
Bana küskünlük saklı kesesine koyardı onları.
Sadece dönüp bana, gözlerimin içine bakarak,
“Ben ne zaman senin şiirin olucam annem!”derdi.
Onun gözlerinin içine bakarken gülümserdim.
“Sen benim bundan sonraki bütün şiirlerim olacaksın ciğerimin çiziği.”derdim.
O, mutlulukla salınarak odasına giderdi.
Ben hıçkırıklara boğularak ağlardım.
O, sevda yanığıma ağladığımı sanırdı.
Ben son iyileşmeyecek yanığın yakında o olacağına!
Biz on yedi yıl boyunca,
Sadece bir kere kopacak kadar anlaşamadık.
Hayat o son gün bile hala tiyatroydu,
O, ilk defa gerçeği oynadı.
Ben, ilk defa yalan’ı.
"Sen benim bundan sonraki bütün şiirlerim olacaksın ciğerimin çiziği.”
Sen,
Beni,
Resim resim arındırdıkça ömrünün paragraf başlarından,
Ben,
Seni,
Resim resim ekliyorum
Ömrümün zamansız cümlesinin noktasına!
Ararsın gün gelir ey yosun gözlüm,
Göz bebeklerinin derinine…
Anne anne bakan o bir çift kahverengileri ararsın.
Ömrünün saati bensizliği özlediğinde,
Yüreğinin atışına dokun, yüreğim ellerinde.
Cemre.Y.

9 Nisan 2020 Perşembe

Zamanın Kelepçeleri Çınlıyor Zihnimde

...Zamanın Kelepçeleri Çınlıyor Zihnimde...
Cancağızım…
Uzunca bir süredir,
Benden haber alamadığının farkındayım.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Şu hayatta hiçbir şeyin,
Sanal yanılsamalardan ibaret olmadığını,
Sana az çok öğrettiğimi umuyorum.
Yoksa hala elinde bir telefon,
Hiç durmadan bütün sanal alemlerden insanları dikizleyip,
Onların anlık fotoğraf karelerine mi haset etmektesin?
Ya da asalak kocan evde yan gelip yatarken,
Sen bir mutfağın kilerinde, yine birileriyle mi flörtleşmektesin.
Bilmiyorum ki nihayet ondan kurtulup,
Kendine yeni ve düzenli bir hayat kurabildin mi?
Bizi bizden uzaklaştıran çalışkan hormonların,
Nihayet,
Yaşına uygun bir sevdaya tutundu mu misal bilmiyorum.
Sen benden güvenimi aldın,
Lakin umuyorum ki ben ömrüne çok şeyler kattım.
En azından tanıştığımızdan bu yana,
Geceleri yarasa gibi salon koltuğunda yaşayıp,
Gündüzleri fosil gibi uyuyup,
Başkalarının getirdiği yemeklerin tencere diplerini sıyırmıyorsun.
Hiç yoktan kendi yeteneğince,
Güzel bir işin, günün, güneşin, gecen ve uykun oldu sayemde.
Arada bir seni çok ama çok özlüyorum, hele bugünlerde,
Ama unutamıyorum ki, yalanlarının yükünü.
Ne bileyim bir arasam, yıllardır değil de,
Sanki birkaç gün geçmiş gibi saatlerce telefonda konuşsak!
Benim her saniyem sana dair safi yalansızken,
Kırk ayağının üstünde kırk yalan dolapların vazgeçiriyor beni.
Yine de benden önceki yıktığın dostların gibi,
Hala meraktasın ömrümün günlerini.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Bu covid19 belası Çinden aşıp ülkemizi sarmaya başladığında,
Atmış beş yaş üstü ve kronik hastalıkları olanlara,
Sokağa çıkma yasağı geldiğinde,
İlk önce yıllık izinlerimizi kullanalım dedik kronik hastalığı olanlarla,
Lakin bu Corona denen deccal başlı virüs,
Başı bozuk azgın birer canavar gibi şehrimize de çökünce,
Üç aylık kısa süreli çalışma ödeneğine karar verilmek zorunda kalındı şirketimizce.
İlk günler puslu, yağmurlu, karanlık ve kasvetliydi,
Güneş bile göstermiyordu yüzünü bana!
Saatlerce haberleri dinlerken,
Dinlenmeksizin sirkeli, çamaşır sulu, kolonyalı duvarları mı silmedim,
Koltukları, halıları, kapıları, pencereleri mi silmedim, sonra içime kuşku düşüp,
Ya birinden diğerine yapışmışsa korkusuyla,
Sondan başa yeniden mi yıkamadım derken,
Yoğun deterjan kokusu nefesi kesip,
Tırnaklarımı sayfalara ayırmaya başladığında bir durdum.
Sonra gittim kendime nakış ve oya ipleri aldım rengarenk!
Üç gün bekledim kutularından yeni açıldıkları halde virüsler geberip gitsin diye.
Aldığım sigara paketlerini bile köpürtüp yıkıyorum hala.
Bu gün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Mandra Filozofunu ilk seyrettiğimde, alarmsız, zamansız,
Öylece gelişine yaşanan hayata bir heveslenmemiştim desem yalan olur.
Lakin ne bir avuç toprağım, ne ineğim, ne tavuğum,
Ne ağacım, ormanım, derme çatma evimin önünde uzayan masmavi denizim,
Ne de darda kaldığımda bana hemencecik el uzatacak bir anam vardı.
Filmi izleyişimin üzerinden iki saat geçmeden savuşturmuştum bu hayalimi
Bütün olmayanlarımdan biri daha olması nedeniyle.
Çok şükür iki gündür güneş gösteriyor yüzünü de,
Elektrik faturam hafifleyecek sevincindeyim.
Çay posalarına yeşil soğan ve kıvırcık ektim,
Yakında domatesle salatalık da eklemek niyetim.
Kaçta yattığım, kaçta kalktığım hiç önemli değil,
Haberlere de şöyle bir bakıp geçiyorum.
Bu sabah internetten lokanta usulü Ezo Gelin çorbası öğrenip yaptım misal,
Yanında da bol soğanlı meyhane pilavı, biraz turşu kalmıştı dünden.
Neyi, ne zaman, kime göre,
Hangi usulde yapmam gerektiği umurumda olmadığından,
Yemeği yaparken mutfak penceresinin tozuna takıldı gözüm camları sildim yeniden.
Ki bilirsin yemeği ben yapmışsam o yemek kokuları gitmeden yemek yiyemem,
Bulaşıkları da yıkadım, bir güzel mutfağı havalandırdım.
Sade Türk Kahvemi uyanır uyanmaz içmiştim zaten,
Çayımı yudumlarken sana yazdım,
Yarıda bırakıp karnımı doyurdum,
Koca bir fincan çay eşliğinde, seninle tanıştığımız ilk günleri,
Birbirimize ne kadar da dost olduğumuz o güzelim zamanları özlediğimi hatırladım.
O günlerimizin hatırına lütfen artık iyi davran kendine,
Zira, ben, bir kere daha özlemeyeceğim seni!
Varsa yeni dostların onları da hançerleme yalan zincirleriyle.
Beni merak etme sakın…
Senden sonramda ömrüme değil yeni dost, sevgili, akraba, arkadaş,
Hayatıma yeni insan dahi almadım.
Şimdi teşekkür ediyorum sana,
Hiç yoktan, durduk yere onlar için de yarılacaktı ciğerim.
Evladıma dualar edip, onunla beraber
Kardeşime, yeğenlerime, yengeme, sevdiklerime hasretteyim.
İş yerimi, masamı, sandalyemi, bilgisayarımı
Ve dahi içinde ve etrafındaki insanlarımı çok özledim.
Birazdan güneş çıkar karşı apartmanın kiremit uçlarından,
Terasa çıkar, sokağa bakar,
Virüstü bilmem neydi umuru olmadan oynayan çocuklara bakıp,
Onları yaratıp yaratıp sokağa atan ana babalarına küfreder evime girerim.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
İyiyim sanırım, sanırım hiç yoktan iyiyim.
Cemre.Y.

13 Mart 2020 Cuma

Gurbet

...Gurbet...
Çiy tanesine hasret kızgın kumlarına,
Bir anda şakır şakır yağıp, aniden kesilmek yerine,
Yıllar yılı özümden damla damla damlamaktayım.
Daha da, hala...
Gurbetine vatan olamadımsa neyleyeyim.
Cemre.Y.

11 Şubat 2020 Salı

Konu Kapandı

...Konu Kapandı...
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu,
En son ne zaman şöyle el ele tutuşup,
En son ne zaman şöyle derin bir muhabbetle göz göze gelmişlerdi.
Bunca ömrü iyi kötü zamanları sabırla, fedakarlıklarla atlatmışken,
Küfeler içinde ayyaş kocasının kapılara konduğunu geçmiş,
Tüm gün beraberce künk döverek çalıştıklarını,
Umarsız kocasının kumar masasına serdiğini bile!
Sebepsiz ve de gereksiz yediği dayakları bile affetmişken,
En son hatırladığı zehirli guatrı yüzünden,
Bunca yıl vatanından ayrı yaşadığı bu şehirden,
Ameliyat yüzünden ayrılacağını yüreğinin sıkışmasından anladığıydı.
O gün ailecek çarşıya çıkmışlar ilk defa!
Doktor sonuçlarını öğrenmeden önce, böyle olsun dilemiş kadın.
Hastaneye varmazdan hemen önce...
Camekanlarında mutlu ellerin kavuştuğu,
O siyah beyaz fotoğraflara öykünüp,
"Bir tek kare olsun,
Bizim de bir aile fotoğrafımız olsun nolur be herif!" ricasıyla,
Dalmıştılar fotoğrafçıya.
Önce bir kız, iki erkek evlatlı aile fotoğrafları çekilmiş,
Sonra fotoğrafçı "Şöyle tek karede sizi çeksem!" deyince...
Kadın ürkek gözlerle yapışmış herifinin ellerine!
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf var işte.
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Ne ara bütün o yaşanmaması gereken bütün o acı anılar birikmişti ömürlerinde.
Ne ara bu kadar eziyet etmişti,
Ruhuna ruhundan şefkatli korunaklarla sarılması gereken evladına!
Ne ara başkalarına küsüp hıncını kızından alır olmuştu?
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Bunca yıl sonra yine yeniden başka yerleri de kesilmişken...
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf vardı işte.
İçinden dudakları kımıltılı mırıldandı kızına bakarak...
"Ah be yavrum bilemedim ki korkularını,
Yoksa ayan beyan belliymiş ne yana bakacağını şaşırmandan,
Ben göremedim!" derken,
İki koca yaş yuvarlandı yanaklarından.
Zemheri soğuğu bir ayazdı o gece,
Yirmi dokuz temmuz gecesinin saat tam da 03:40'ıydı.
Kızı koştu yamacına hemen kulağını dayadı anasının dudaklarına!
"Annem! Ne istiyorsun söyle!" dedi.
Kadın bir kez daha nefesi yettiğince tekrarladı lakin
Artık cümleye dönüşecek nefesi kalmamıştı ki.
"Sen de duymaz oldun ya beni!" deyip dudaklarını büzmüştü,
Ah nasıl da anlaşılamamaktan çok korkmuş küçümen bir kız çocuğuydu o an!
O an...
Göz göze geldiler işte...
Nice yıl sonra anasıyla kızı!
Uzun uzun bakıştılar dakikalarca...
Birbirlerinin gözlerinin harelerinden hasret giderdiler.
Ellerine sarıldı kızı, anacığının her bir elini,
Her bir parmağından, her boğumuna kadar,
Tırnaklarının uçlarına kadar öptü kızı anasının.
Göğsüne sarıldı, açtı öptü onları da teker teker.
Sonra bitti gözyaşları...
Baktı anası gözlerini kapayacak ve bir daha da açmayacak!
"Sana bir türkü açayım mı anam!" dedi kızı.
Yarım tebessümlü gözlerini iki kere kapatıp açtı anası.
Konuşacak mecali yoksa anasının ki genelde yoktu,
Kavilleri buydu.
Neşet Ertaş'tan "Cahildim Dünyanın Rengine Kandım" ı açtı kızı, kısık ses!
Öylece türkü bitene kadar buruk birer tebessümle dinlediler.
Türkü bittiğindeyse nöbetçi hemşirelerle doktorlar dahil,
Hasta bakıcılarla beraber hepsi kapılarında ve şefkatteydiler.
Kadın ve kızının ilk ve son en güzel anısıydı bu!
Hatırlayamıyordu kadının kızı...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu
Şimdi karşısındaki şu ihtiyar herif!
Tahlil sonuçları kanser değilmiş şükür de,
Ramazanda olsun kimseye hayrı dokunmasın,
O isterse, istediği lokantadan istediğini,
İstediği kadar yiyebiliyormuş diye,
Memlekete giden en yakın biletini almışmış!
"Çatım akıyor!" diyor kızı,
O da "He ben sağlam yaptırdım benimki akmaz!" diyor!
"Eşyalarımın ömrü bitti!" diyor kızı,
O da "Hee ben geçen sene yeniledim benimki daha eskimez!" diyor!
"Gayrı masal da, hikaye de, roman da, şiir de bitti.
Gökten üç elma düşmesine gerek yok ki elma falan da sevmem ben!
Fakat ben...
Bu ecdanın tarihinin tecellisini de s*ker geçerim!" dedi kadının kızı!"
Konu...
Kapandı.
Cemre.Y.

11 Ocak 2020 Cumartesi

Hiç Yoktan

…Hiç Yoktan…
Bir doğum günü için ne demeye bütün bir kutu mum alınırdı ki ucuz olmasa!
Nicedir buzdolabımda soğutup durduğum ve kim bilir kaç doğum günümü unuttuğum,
Bütün o mumları sırasıyla yaktım bu gece…
Rengarenk yanıp, yanıp yanıp söndüler nihayet!
Bugün kara kıştan, bahara hasret bir gün ödünç aldım!
Hiç yoktan evim, ocağım, keyfimin yüzü güldü temizlenmekten.
Hiç yoktan yeniden başlamaya meyl ettim bir şeylere!
Hiç yoktan ümit ettim, hiç yoktan hayallendim yeniden.
Cemre.Y.

3 Kasım 2019 Pazar

Kar Sessizliğini Özledim

...Kar Sessizliğini Özledim...
Nicedir yorulmuştum zaten hiç gelmeyecek o treni,
Yüreği yorgun otobüs garajlarında,
Ya da sol kürek kemiği kırık iskelelerde kenarlarında beklemekten!
Şimdi kulağım yine yokluk çilesine sızılı lakin...
Artık biliyorum beynimdeki bütün bu gürültünün müsebbiblerini.
Şimdi değil üstadım, şimdi değil...
Kar sessizliğinin hüküm sürdüğü o sessizlikte,
Öyle bir susacağım ki...
Bütün sağır kulaklar duyacak hissizliğimi.
Bir bilsen ah bir bilebilsen...
Ben nasıl bir hasretle,
Kar sessizliğini özledim.
Çünkü o gün ben son kez öleceğim.
Cemre.Y.

16 Ekim 2019 Çarşamba

Ey Benim Yüreğim

...Ey Benim Yüreğim...
Ey benim yüreğimin köhneliği...
Ne vakit nihayete erecek bu kendine hasretliğin!
Ne zaman iki kalp atımı sımsıkı sarılacaksın kendinle.
Güya insan evladı çift yaratılmış derler ya hani!
Sen ne vakit bulacaksın diğer yarını.
Yahut...
Ne vakit son bulacak diğer yarının seni bulmasını beklemen!
Ey benim yüreğimin köhneliği...
Sen ne zaman iki kalp atımı sımsıkı sarılacaksın biriyle?
Cemre.Y.

12 Ekim 2019 Cumartesi

Affet

...Affet...
Affet beni,
Beni..
Affet.
Beni yüreğinin en dibinden affet ey çocukluğum!
Dişil doğmuşluğumu,
Eril eyleyemem!
Kaderimi, kaderimizi yeniden yazamam misal!
Seni daha doğduğun an yuhalayan insanların,
Yüreklerine sevgi yerleştirmem misal,
Belki biraz sevgi, belki biraz şefkat sunamam o anlarına lakin!
Sana...
En gerçeğinden...
Sarılabilirim en çok!
Ama böyle...
Günümüz insanı gibi,
Öyle uzaktan-mış gibi yapılanlardan değil ha!
Sağ boşluğun sol boşluğuma denk gelene kadar,
Sağ boşluğum sol boşluğuma denk gelene kadar...
İki yürek atışı kadar sarılırım sana,
Kaburgalarımız...
Hasretleri yok edecek kadar çıtırdayana kadar!
Şimdi...
Beni affet lütfen!
Ve tam tamına...
Kırk beş yıl sonra..
O duvar tam da yerinden kırıldığında bana yeniden gülümse lütfen!
Çünkü ben hazinemi bulmuş olurum çoktan...
Tosbağam, mahallenin çocuklarından üttüğüm bilyalarım ve ben.
Bir keresinde...
Şimdiki yaşımdan çok yıllar önce...
"Hayaller ölmeden kızım, insan asla ölmez!" demişti anam.
O yılın ertesinde kansere yakalandığını şimdi anımsamak ne acı!
Bilseydim beni bunca sevdiğini...
Ben bari...
Sana yeni hayaller ekmez miydim be anam!
Keşke bi kere olsun bari!
Yavrunun saçlarını şöyle kokulu kokulu öpüp,
O kokunun, kaç hayal ettiğini bilebilseydin demeyeceğim sana!
Şimdilerde, her gece…
Rüyalarımda sımsıkı sarılıp dökülmeye başlayan saçlarımın her telini...
Öpüyorsun nasıl olsa!
Kanser olurum diye mi korkuyorsun be ana!
Zakkumun kökünü de yesem yahut içsem!
Kanserden öldü diyemeyecekler ardımdan!
Yoruldu, yorgundu.
Ama ille de hayalleri vardı, böyle gülümseyerek gitti,
Bu dünya yetemedi belli ki...
Kendi dünyasını seçti diyecekler ardımdan!
Olsun.
Ben, ruhumu, hiç olmaması gereken varlığımdan affettim ya...
O, bana, yeter!
Cemre.Y.

1 Eylül 2019 Pazar

İyiyiz Böyle

...İyiyiz Böyle...
Uzun yalnızlıklar ertesindeysen
Bir vakitten sonra insan sesi kaldıramaz oluyor insan.
İlk başlardaki çocuk cıvıltılarına hasret zamanların geçince,
O da fazla geliyor sonra sonra.
Evine çekilip sarılıyorsun omuz başlarına.
Ben ve yalnızlığım iyiyiz böyle.
Cemre.Y.

23 Ağustos 2019 Cuma

Sonra Ne Oluyordu Da Büyüsü Bozuluyordu Ki Bu Vuslata Dair Bütün Hasretlerin

...Sonra Ne Oluyordu Da Büyüsü Bozuluyordu Ki Bu Vuslata Dair Bütün Hasretlerin...
Akşamın günü ağarıp parkasını omuzuna vurup çekip giderken,
Gece selam eyledi bir ayağı kırık masanın ortasına!
Hepi topu iki tahta sandalye vardı zaten biri kırmızı, diğeri mavi.
Sahilin en ucundaki tek ağacın topraktan aşan damarlarına baktı kadın uzun uzun.
Belli ki toprak yetmemişti kökleştikçe köklenen ağacın yer altındaki dallarına.
Bir sigara daha yaktı derin bir nefes çekti ciğerlerine!
Sonra ufuktaki batmasına ramak kalan güneşe baktı usul usul,
İçinden ayak tırnağının ucunu duvara bodoslama dalıp kıran genç kızın acısı geçti.
Kendi kendine...
"Sonra ne oluyordu da büyüsü bozuluyordu ki bu vuslata dair bütün hasretlerin?" dedi.
Kelimeler yuvarlanırken ağzından koşarcasına kumsalı aşıp,
Koca denizi yarıp güneşi çekip çıkartmak istedi tam da boğulmak üzereyken.
Güneşin son kızıllığında bir adam görüverdi birden!
Dilinde Ahmet Kaya'nın en sevdiği "Doruklara Sevdalandım" şarkısı,
Elinde yemyeşil bir muhabbet kuşu, okşamaktaydı kanatlarını şefkatlice.
Vazgeçti kadın bütün anlardan, bütün zamanlardan ki zaten,
Belli ki gelmeyecekti beklenmeyen de karşısındaki o boş sandalyeye!
Şimdi mehtaba dalmalıydı.
Misal az ötede cıvıldaşan yakamozlara şiirler yakıştırmalıydı.
El ele sarmaş dolaş gezinen çiftlere,
Her zaman olduğu gibi gülümseyerek bakmalıydı yine.
Yaşlı ihtiyarlar gibi yetemediklerini ayıplayarak bakanlara da o ayıplayarak bakacaktı
"Size ne!" diye.
Sahi şimdi şöyle üç beş duble rakı da ne giderdi be!
Hani öyle balıkmış, mezeymiş de istemezdi şu an,
Lakin, acılı şalgam olsa fena olmazdı.
"Yazın yaz akşamları çoktan bitmiş sevgilim,
Gece sonbahara çoktan hazır ayazıyla pusuda beklemekte." diye mırıldandı kadın.
"İnsan incecik bir hırka olsun bari yanına alır!" diye de yalnızlığını azarladı.
Kıpkırmızı birasından son yudumlarını içerken,
Usulca bitmeye yakın sigara paketinin içine çakmağını attı.
Köklere, masaya, boş sandalyeye, ufukta batan güneşin yerine ve...
O adamın hayaline bir daha baktı, o uyurken usulca okşadı saçlarını.
Sonra ne oluyordu da büyüsü bozuluyordu ki bu vuslata dair bütün hasretlerin?
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...