meğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
meğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2025 Salı

Haberin Yok

...Haberin Yok...
Kokundan sonra sesini de unutmuştum ya hani.
Geçen gün rastladım sesine.
Terasta oturmuş mırıl mırıl mırıldanmaktaydın.
Şöyle bir kulak kesildim de,
Sensin desem, sen değilsin.
Penceremden başımı uzattığımdaysa,
Anılarımdaki silüetin beliverdi karşımda.
Üşüme diye aldım içeri lakin,
Ne cümleler senin cümlelerin, ne dil senin dilin.
Gözlerin hala yosun yeşili ama,
Bakışlarını çalmışlar senden haberin yok.
Sarılma teklifine karşı koyamadım ama,
Ne eller senin ellerin, ne kollar senin kolların.
Seni senden çalmışlar haberin yok.
Meğer benim de ruhumu da çalmaya gelmişsin.
Benim sırat köprüm de sen olmuşsun meğer!
Ey benim ciğer çiziğim,
Olur da bir gün daha bana yolun düşerse,
Kaybettiğin kendini bul da öyle gel.
O güzelim bedenine,
Benim güzel meleğimin ruhunu giyindir de gel.
Belki o zaman sana yeniden güvenirim.
Cemre.Y.

15 Haziran 2025 Pazar

Susmak En Güzel Elvedaydı, Sustum Ben De!

...Susmak En Güzel Elvedaydı, Sustum Ben De!...
Adanan koca bir ömürden sonra,
Ben bir daha hiç ayrılmaz sanırken yollarımızı,
Sen küçük küçük, her biri birbirinden koskocaman
Gizli yaftalar biriktiriyormuşsun meğer içinde!
Üstüm başım yalnızlık doluyken izin veremezdim buna da.
Öylece açtım avuçlarımı göğe,
Susmak en güzel elvedaydı, sustum bende!
Ama sen...
Nasıl olup da kayıp gittin yüreğimden.
Dün seni sordular yine!
"Artık anahtarlarımız aynı değil." diyemedim.
"Ona karşı kapım pencerem hala kırık ama
Buna rağmen, bir daha asla,
Ciğerimin baş köşesine konamaz!" diyemedim.
Gönlümün sana ne kadar çok,
Gücenik olduğunu bilsinler istemedim.
Ah, vah edip, seni vefasızlıkla suçlasınlar istemedim.
"İyidir inşallah!" dedim.
"İnşallah iyidir."
Cemre.Y.

8 Kasım 2024 Cuma

Siz İki Kardeş

...Siz İki Kardeş...
Şimdi siz iki kardeşe nasılsınız diyemiyorum bile...
Şimdi belki de siz, iki kardeşi birbirinizden ayırmaya kalkacaklar bile olabilir!
Sizi seviyorum, bunu bilin yeterli.
İki kardeş her şartta ve nasıl olursa olsun asla ama asla ayrılmayın ve de sizi ayırmalarına,
Fikir ayrılıklarına düşürmelerine izin vermeyin.
Rahmetli eniştem en çok, kız ya da erkek evlat sahibi olmak yerine.
Kendisine destek olacak bir karındaşı olsun isterdi.
Bu maddiyat falan değildir yahut sınırsız sadakat da değildir.
Ama ufacık bir kırgınlık olsa dahi,
Bunu birbirinize başkalarını karıştırmadan yahut fikri dahi sorulmadan,
Kendi kendinize...
Misal sana ya da ona uygun olmasa bile yani ille de haklı olduğunu bildiğin halde
Başkalarının laf sokuşturmalarıyla haklılığını savunmak için
Kırıp dökmeye gerek duymadan azıcık bir nefes alın.
Durun, dinlenin, dinleyin, sadece birbirinize karşı duygu akışınızı sağlayın.
Siz iki kardeş büyüyene kadar bir başına sayılırdınız.
Tıpkı ben ve kızım gibi.
Hayat mücadelesi devam ederken, kim kimin evladı, kim kimin kardeşi,
Kim kimin annesi yahut ablası kesin çizgilerle belli değildi
Nasıl olsundu ki!
Önünüzde, önümüzde koskocaman bir hayatta ama sapasağlam kalabilme mücadelesi vardı.
Şimdilerde göreceksiniz ki meğer ne çok seveniniz varmış ki elbette var!
Ama bunların içinde maalesef ki...
Çokça da yıkılıp yenilmenizi görmek isteyen insanların da
Gerçekte insan bile olamadıklarını göreceksiniz!
Hepsi birer birer bu anları bekliyor ve geçmişte,
Sizin iki gülüşünüzü çok görmüş olduklarını ispatlıyor olduklarını kanıtlamak için
Gizli birer sansar gibi incitecekler!
Zaman gelecek birbirinizi suçluyor olacaksınız, sen beni doğru anlamadın, anlamalıydın diyerek.
Ya da biriniz diğerine diyecek ki, sen olmasaydın yeterdik biz birbirimize!
Bu esnada başkaları…
Hep sırtlan gibi sırıtıp kıskançlık yahut çekememezlik anlarının hüsran oluşunu zevkle izleyecekler!
Buna asla izin vermeyin!
Misal ben yıllar sonra kimliğimde baba adı yazan adamla beraber,
Çok sevdiğim eniştemi son yolculuğuna uğurlamak için aynı araçta bulunmaya mecbur kaldım.
Çünkü işsizdim, durumum yoktu.
Emekli maaşı desen anca ayı zor atlatıyor.
Benim canım kardeşim…
Arabanın arka koltuğunda ikimizin ortasında size gelirken ve giderken set oldu aramızda.
Onunla aynı havayı soluyamadığımı bildiğinden ama yine de,
Din'di, yok beddua ederdi korkusundan onu def edemediğindendi bu sabrı ve davranışı!
Bildiğin yeğenim arabayı kullandı, kardeşimin eşi ön koltukta çünkü karısı yani!
O, bütün bu çirkef kayınpederine katlamayı kocasının hatrına kabul etmek durumunda hissederken
Bir de tutup orta koltuğa alacak değildi ya!
En doğrusu böyleydi.
Yani demem o ki!
Bir şeyleri daha çok korumak için diğer şeylere katlanmak gerekir ve de bu şarttır bazen.
Eğer başka seçeneğin yoksa tabi!
Katlanacaksınız!
Ele güne karşı değil!
Biri birinizin hatırına iki karındaş olduğunuzu unutmayacaksınız!
Yoksa ne olur bilinmez ama!
En kötüsü olmaz en azından!
Benim son kardeş efendi sağa sola şov yapmak isterken kendini yaktığında!
O videoyu görünce…
Hiç canım yanmaz sanıyordum!
Ama onun, o meydanda çığlıklarını, acı içinde feryatlarını figanlarını duyunca!
Hemen, ömrümüze kaç yıldır ayrılık otu doğranmış evladımı arar,
Bak ben işte o sırada iş yerinde çalışıyor olduğum için suçlu değilmişim!
Çalışmak zorunda olduğum için,
Seni onun sana taciz etmesinden koruyamadığım için suçlu değilmişim,
Sonunda Allah beni, seni, bizi gördü de belasını verdi diye müjdelerim sanmıştım.
Hatta yıllar önce bana tacizde bulunan öz babamı boşamadan,
Yıllar yılı onu gözümün önünde gezdirip,
Beni sırf bu yüzden hiçbir zaman tam sevmeyen,
Sevemeyen annemin bile öcü alınır sanmıştım.
Oysa tam tersine ben durumum olmadığı için
Bu yolculuğa katlandığım için annem beni kabul etmedi.
Gidip mezarında bir yasin okumamı bile nasip etmedi.
Ne yani şimdi ben rahmetli anacığımın ölüsüne de mi küseyim?
Ahan da buradan, evimden yolluyorum dualarımı zaten her gece.
Benim yavruma gelince, herkes çok merak ediyor!
Nasıl olup da bunca yıl sonra tek bir ah etmeden, tek bir beddua etmeden,
En ufak bir küslük gütmeden nasıl olup da bu bitişe katlandım!
Diyeyim, anlatayım bari iki kardeş, iki karındaş olan size!
Benim yavrum...
Altı yaşımdan tam on sekiz yaşıma kadar,
Öz be öz babamın tacizlerde bulunup bana bir şekilde sahip olmaya çalışıp,
Hepsinden de çok şükür ölümü bile göze ala ala namusumla kurtulduğumu,
Hatta babasıyla bile ondan ve bu hayattan kurtulmak için ve dahi
O zamanlar sevildiğimi sandığım için evlendiğimi bildiğinden
Hep ve her zaman kendisini korumayı öğrendi.
Yıllar geçti neredeyse benim yaşadığımın aynı yaşlarında,
Ben işteyken ne anne annesi ne de yengesi yanlarında yokken
Öz dayısı tarafından tacize uğradı.
Neyse ki ona öğrettiklerim sayesinde hemen kaçıp komşumuza sığındı!
İş yerinde Tülaydan o telefonu alınca var ya öldüm!
Ölüm koştu yavruma!
Ama yine de, onu üvey baba eline güvenemedim!
Bir yanda rahmetli annemin onu bırak git başkasıyla evlen baskıları,
Bir yandan ben yanımdaki evladımı anca bu kadar koruyabiliyorum korkuları!
Sizin gördükleriniz,
Bayramlarda etin yağlısını yutamayıp annesine bunu ne yapayım diyen yavru şımarıklığıyken,
Benim yaşadıklarım
Yavrum bugün yağsızını alamadım ama misafirlerimize belli etme çaresizliğiydi.
Çünkü o bilmiyordu ki, ona zaten zar zor alabildiğim etin güzelini ona yedirirken
Ah ben yağı çok severim diye diye ekmeğin arasında zorla yutkunduğumu!
Zira etin kendisi yoksa, kokusu vardı o yağda!
Öyle öyle büyüdü benim yavrum!
Şimdi buraya kadar ki bu anlattıkların iyi güzel,
Biz bu kadarını bilemezdik falan filan bir sürü konu geçecek akılarınıza
Epeyce de bir giriş, gelişme, sonuç falan
İstediğiniz kadar geyikti, dedikoduydu konuşun birbirinizle,
Hatta acınızı hafifletecekse
Gazetelere bile manşet yapabilirsiniz konularımızı inan ki bence sorun yok!
Yeter ki iki kardeş, siz, ikinizi kimsenin, hiçbir şartta ve şekilde ayırmasına izin vermeyin.
Bizim yavrumla, ömrüme biçtiğim bütün sıfatları yakıştırdığım,
Ama bir türlü…
Beklediği anne performansını sergileyemediğimi düşündüğü evladımla
Yollarımız nasıl ayrıldı biliyor musun!
Bilmiyorsun!
Bunu sadece...
Kardeşim, kardeşimin karısı
Ve eski işyerimde annem gibi sevdiğim biri ve kızımın öz babası biliyor!
Ben bunca yıl her şeye rağmen, beni aldatıp giden bir adamla, kızım için görüşürken,
Kızımı ona ve ailesine gösterirken herkes beni hor görüyordu.
Eğer ki ben bu dengeyi sağlayamamış olsaydım
Şimdiye ölmüş, ya da öldürülmüş olurdum!
Haberlerde görürdünüz beni!
Sana, size aman ha denge, aman ha sabır,
Aman ha her kafanın sesini duymayın derken bunu anlatmaya çalışıyorum!
Benim yavrum dengeyi kaybetti bir ara!
Tabi ki benim de ona ayıracak dengem için sabrım kalmamıştı ki tam o aralar!
Çıldırdı!
Haklıydı!
Kafayı yemekte değil ha!
Benden başka kendisine,
Benim ona koyduğum sıfatları bulamadığında çaresiz kalıp sıyırdı!
Bunları bilmesem, hikayeler ayrı olsa da,
Hayatların sonucunun aynı ayrılığa yazıldığını bilmesem
İnan çok yorgunum, çok yorgunsunuz.
Ama sadece,
Sizin de bilmeniz gerektiğini ve ona göre ders almanız ya da almamanız gibi bir duygudayım şimdi.
Karar sizin.
Gün geldi, taa benim babasıyla evliyken,
Babasının edebiyat öğretmeniyle ortak arkadaşımızken olan zamandan olan kadının kızını,
Çünkü biz ayrıldıktan sonra yeni karısıyla samimi olup tatiller falan gittiler ya
Güya o kadının kızı, benim yavrumun babasındanmış bunu uydurdu kafasında.
Uydurmaya yetmedi bütün ana ve baba sülalesini
İspatlar bulmaya çalışarak neredeyse ikna edecekti.
Bahsettiği kızla benim yavrum neredeyse aynı yaşta!
Üstelik tesadüf o ki,
Kızımın babasının öğretmenin adı da aynı şimdi ki karısının adına aynı!
Yani ben öncesinde eski kocamın edebiyat öğretmeni tarafından aldatılmışım
Hala da yeni karısıyla beraber onu da aldatıyormuş gibi bir hikaye!
Anam bir görsen, baba annesi, amcası akrabaları vs. herkes duydu.
Kimi inandı, kimi inanmadı.
Bana sorsan ortadayım.
Ben, anama güvenememişim, babama güvenememişim,
Öz be öz küçük kardeşime güvenememişim,
Elin oğluna evladıma baba olur diye hiç güvenememişim!
Şimdi bu hikaye yalandır nasıl diyeyim.
Baktı ki olmuyor!
O ne zaman kimden hoşlansa, ne vakit ayrı bir gülse,
Ne vakit mutlu hani ayrı bir mutlu hissetse anlarım ben!
Bir tane orta okulda vardı biri.
Kızım bu çocuk hoşlanıyor senden dedim yok anne yav diyerek bana inanmadı.
Gitti çocuğu başka biriyle yaptı bir de yakınlaştırdı.
Sonra sonra anladı hislerini ama iş işten geçip
Bir de onları buluşmalarında ne giyseler yakışıra kadar halletti olayları evlendiler.
Ben, benim kızım üzülecek nasıl etsem de onu avutsam derken bana
Sırf haklıymışsın anne dememek için,
Evlatlarımı evlendirmiş gibi mutluyum aslında dedi.
Sonra üniversiteye başladı, yine bir platonik aşk!
Ondan hoşlanan, hatta işte veya okulda onunla evlenme isteyen onca insan varken.
Yok!
O çay sevmiyor, o bilmem ne hiç birine şans bile vermedi.
Sonra başka bir çocuk çıktı, dedim kızım bu çocuk senden hoşlanıyor bi bak!
Yok ben ona öyle dememişim gitti ona da bir arkadaşını ayarlayıp bir ton acısını çekti.
Sonra o çocuk karışık karışık davranınca,
Bir bunda gözü varmış gibi, bir yandan her haltı karıştırıyor,
Bir yandan en samimi ve de sevgilisi olan insanla
Böyle çapraşık bir ilişkilere girmiş mi girmemiş mi durumları!
Hepsi belki de yavrumun en yakın arkadaşının
Orospuluğundan dolayı onu da elde etme telaşından mı,
Ama elde edemeyince kuduruşundan mı bilemem.
Bak şimdi burası en heycanlı yeri!
Kızım babasına demiş ki!
Güya ben, onun platonik olduğu sevgilisiyle,
Güya taa o çocukla ilk tanıştıkları zamandan beri
Kızımın kendisiymişim gibi sosyal medyalardan konuşuyormuşum!
Bir de üstüne üstlük...
Kızımın çıplak fotoğraflarını falan da paylaşıp öyle yazışıyormuşum
Güya benim kızım bunca sene ne bana ne de o çocuğa
Konuştukları kişinin kendisi değil
Öz annesi yani ben olduğumu söylememiş ama ispatlarmış!
Kızımın babası ya buna bir çare bulsunmuş
Ya da o artık hayatına bensiz devam etmenin bir çaresini arayacakmış!
Kızımın babasına, ben böyle bir şey yapmış olsaydım,
Böyle bir oyun etseydim şimdiye evlenmiş olmaları gerekirdi demem yetti.
Çünkü o da biliyor ki ben evladımı ona göre öğrettim bunca yıl!
Benim yanımda yıkanırken dahi çırılçıplak olmadı o!
Öğrenmesi için her şeyi öğrettim.
Nasıl onun, yavrumun çıplak fotoğrafını paylaşıp,
Bir de onun platonik olarak aşık olduğu çocuğa oymuşum gibi konuşayım!
Babasına da dedim!
Bir tek kere daha bana iftira atsa!
Bilerek ya da bilmeyerek bana kötülük etmeye kalkarsa,
Ona uzaklaştırma davası açacağım dedim!
O gün, bugün uzağız!
Ha bütün bunları nasıl olup da kardeşin hariç, nasıl olup da kardeşinin eşi hariç,
Nasıl olup da kimselere anlatmadın,
Nasıl olup da bütün bunlar yüreğinde patlarken
Evladına tek bir ah bile etmeden dayanabildin diye sorma!
İnsan olan dişlerini teker teker ya da hiç bilemedin üçer beşer döker!
Öyle görmemiş gibi emeklilikten kalan bütün parayı sayıp
Beyaz, bembeyaz, apak gülmez değil mi?
Güler!
Çünkü kim, neden, nasıl, ne hadle hangi kıymete değer ile bilmeye hakkı var ki,
Yarın öbür gün iyi ki, çok şükür, anam hiç beklemezdik denilecek derinin derinini!
İşte!
Tam da bu yüzden!
Acının derinin dibini aynı hissetmek böyle bir şey diye paylaştım içimi.
Bir kardeşi olmalı insanın.
Ki canım kardeşim olmasaydı çok kolaydı bu hayattan vazgeçmek!
Ki yavrum bile senden kurulmak istiyorum ama başımı belaya sokmadan!
Bir mektup yaz, ahan da bu terastan aşağı atla!
Zaten hiç gün görmemişsin, ne şiş yanar, ne kebap!
Eh benim de iyi kötü bir evim de olur,
Zaten emekli de oldun ama merak etme arkandan epeyce ağlarım dedi ya!
İşte tam da o zaman anladım!
Terk edilmekten korkuyor o!
Sınırları zorluyor!
Onun, o güzel ömrü sağ olsun!
Tam üç sene oldu, kızgın değilim, kırgın olamayacağım kadar ağır bu yaşatılanlar.
Evet!
Beni yıllar sonra canlı ama eniştemin hüznüyle cenaze gibi görenlerim,
Bütün en yakın akrabalarım iyi ki varlar!
Yoksa, araya dereye sıkıştırılmış güzel gülüşlerimin arasında,
Aslında çoktan yaşlandığımı, yüzümdeki çizgilerimin,
İçimin içinden nasıl çekilmişliğini
Ben rahmetli eniştemin cenazesi vesileyle gün yüzüne sermesem,
Nasıl anlayıp, nasıl kendi eksikliklerinin üstünü kapayacaklar!
Ara da bir, siz iki kardeş sunun onlara!
Birkaç zaman eğlenirler lakin, kınadıkları kınam kınam başlarına gelince anca anlarlar!
Bana sorma!
Ben hiç kimseyi, hiçbir zaman kınamadım!
Annemin olmaması gereken, hiç doğmaması gereken birine bile
Geleceğine beddualarla ölemeyen çocuğuyum!
Kızıma tek bir güceniklik etmeyin lütfen!
Onun suçu değil!
Ha sadece sizinle paylaştığım bu sırrımı,
Sizi bir arada her şeye rağmen tutmak için uğraşımı umursamadan,
Otuz yılda bir çalışa çalışa anca koluma taktığım bir bilezik gibi
Dalga geçerek ifşa da etmeye kalkabilirsiniz
Yahut birer ders alıp iki kardeş, iki karındaş
Bir bilek, iki yumruk dünyaya gardınızı da alabilirsiniz.
Ben sadece rahmetli eniştemin son dileğine inanmanız için içimi açtım size!
Şu insanoğlu her şeyi unutup hep başkalarının hayatı hakkında konuşur durur!
Yani derleerrr hikayesi işte!
Dedirtmeyin!
Cemre.Y.

31 Ekim 2024 Perşembe

Sıcak Olsun

...Sıcak Olsun...
"Sağım solum sobe!" dedim ve gözlerimi açtım.
Meğer, herkesim, bir oyunda saklanmak için değil,
Hayatımdan kaçarken vicdanları acımasın diye yumdurtmuş gözlerimi!
Özür dilerim!
Sana, hep canından büyük değerler biçtim ben, be çocuk!
Sonsuz ve sınırsız güvenimdin sen!
Sıcaksın değil mi çocuk!
Sıcaktasın değil mi?
Adımını attığın her yer yumuşak bir sıcak nefes mi?
Odan sıcak, yatağın, yorganın, yastığın sıcak!
Ya!
Beni,
Yıllar boyu bir hiç’ e sattığın ruhun?
Sıcak olsun çocuk, o bile…
Cemre.Y.

19 Nisan 2024 Cuma

Çakma Dünya

 ...Çakma Dünya...
Yıllar önce Sıla'nın,
Yazdığı şarkılarının sözlerini nasıl yazdığını açıklarken
Ağlak şarkılar ve oynak şarkılar diyerek,
Duygusuzca seçip yazdığını öğrendikten sonra!
Hayatı son kez sorgulamıştım.
Oysa ben düğünlerde
"Ankara'nın Bağları" çalarken ağlayandım.
Müziğinin arkasına saklanmış cümleleri yakıyordu ciğerimi.
Duyarken hissettiklerimden ziyade
O sözlerin içimden geçişine dokunuyordu duygularım.
Herkes gülerek oynarken, ben ağlayarak oynuyordum.
Halbuki, meğer, onlar bile
Duygusal devinimlerimize birer piyonmuş!
Bi Sezen kaldı yazdıklarını yüreğinden geçirmiş olan.
O da şimdilerde susuyor,
Hala, hep susuyor bu çakma dünyanın gelmişine, geçmişine.
Neyse!
Cemre.Y.

22 Mart 2024 Cuma

Hoşça Kalın Ey Boşuna Sevdiklerim

...Hoşça Kalın Ey Boşuna Sevdiklerim...
Kırık canlarımın üzerine basıp durdukça hayat,
Canımın diğer yarılarının,
Benimle aynı dünyaya ait olmadığını kabullendiğimden beridir,
Artık incinmiyorum.
Hani iki cihan bir araya gelse olmaz derlermiş ya!
Biz hepimiz, her şey, öyleymiş meğer!
Çocukluğunun hayallerinde yaşattığım cenneti yedi kat,
Her katına kurum kurum kurulmuş sevdiceklerim falan,
Hepsi birer olmaları imkansız düş-müş meğer!
Şimdi ben yokum hiçbirinizin hayatında.
Ömürlerinize ömürlük hayatlar dilerim hepinize!
Benimki sizden apayrı artık.
Hoşça kalın ey boşuna sevdiklerim, hoşça kalın.
Cemre.Y.

14 Aralık 2023 Perşembe

Acı

...Acı...
Kimsesi olmayınca insanın
An gelip kimse'siz kalıyormuş meğer!
Sinesine yanık yarası sardığına muhtaç kaldığının
Çığlıkları figan olunca...
Bir yanın evlat feryadı,
Bir yanın anne avazı,
Bir yanın baba aymazlığı!
Böyle derin bir çaresizlikle,
Elin, kolun, kalbin tıkanır olurmuş.
Hiçbir şeyin acımasa bile...
Karındaşlığın acır taa bağırsaklarına kadar da
Kimselere diyemezsin çaresizliğini!
Ah be çocuk!
Aaahhh!
Keşke...
Keşke beş tel sigara içip,
Altı kutu daha bira içseydin de
Düşmeseydin bu dermansız pisliğe!
Sen...
Kendine ne yaptın be çocuk!
İnsan olan hiç ölmeden
Kendi cehenneminde kendini yakar mı cayır cayır!
Ah be çocuk!
Aaahhh!
Cemre.Y.

15 Haziran 2022 Çarşamba

Yaz Kuzum

…Yaz Kuzum…
Herkes bir gün döner cinayetine!
Kimi, yeterince ölmüş mü diye,
Kimi, henüz can çekilmemiş olabilme ihtimaline.
Kimi,
"Ne olursa olsun o hep var!" hayalinin bitimine!
Kimi,
"Meğer hiç yokmuşsun!"lu tavşan ağzı falına!
Ama…
Herkes…
Bir gün…
Artık orada olmadığı yere döner!
"Yaz kuzum gereği düşünüldü,
Ölüm kurtuluş olur buna da.
Yaşasın yaşattıklarıyla"
14.06.2014 S:00.47
Cemre.Y.

24 Şubat 2022 Perşembe

Hayalim De Hayal Oldu Çoktan!

…Hayalim De Hayal Oldu Çoktan!...
Eskiden…
Ben çok gençken…
Ben daha henüz, yeterince büyüyememişken…
On dokuzumda, nihayet çok sevildim sanıp,
Yirmi birimde, en çok sevdiğim sanıp,
Evcilikli hayallerime büyük büyük, büyülü kanıp,
Masal kahramanlarının bütün masallarını,
Gayet de, mutlu, mesut yaşamaktayken,
Daha yirmi altı yaşımdayken,
Kocam tarafından aldatılarak, kucağımda bir bebeyle ana evine döndüğümde,
Yıllar yılı, her kalabalık ortamda üzerime, üzerime gelinip,
"Sen de bul birini, evlen de yerin, yuvan olsun." diye saldırdıklarında,
Onları susturabilmek için sığındığım tek cümlemdi.
"Ben, babama güvenemedim ki,
Kızımı elin adamına güveneyim,
Sizin dediğiniz yaşa gelirsem, huzur evine yerleşirim,
Hiç olmadı oradan kendime huzur baba alırım da,
Hiçbirinize yine yük olmam!" der,
Hepsinin çenelerine ot tıkardım!
Lakin o huzur evleri çok da huzurlu değilmiş meğer!
Yıllar yılı, ne zaman bu tür röportajlar görsem,
İnsanlara ezberletilmiş cümlelere değil de,
Gözlerine bakarım ben!
Hiç gülümseyince,
Gözlerinin içi de gülen bir tek yaşlıya rast gelmedim!
İşin kötüsü, aile yanında yaşayan yaşlıların da,
Gözlerinde bir tek gülümseme kırıntısı göremedim!
Yani hayalim de hayal oldu çoktan!
Kafam çalışmaz, elim, ayağım tutmaz olunca,
Ötenazi yollarını arayacağım ben!
Bu da böyle biline!
Ancak o zaman belki gözlerimin içi gülümseyerek,
İnsan cinsine yük olmadan,
Geçip gidebilirim bu hayattan.
Kim bilir!
Cemre.Y.

16 Ocak 2022 Pazar

Meğerki Uyanmışsak Yeni Güne

...Meğerki Uyanmışsak Yeni Güne...
Mademki cümlelerimiz,
Rüzgarda salınan gazel gibi boşa gidiyorsa.
Sonbahara savurmaya gerek yok!
Ki zaten önü sonu kara kışsa...
İlkbahar da gelir elbet!
Cümle kelimelerimizi
Bir de, elma çiçeklerine sarf ederiz bizde!
Duyarsa "Elma!" olur, çıkıverir ortaya.
Duymazsa çilek çiçeklerine şiir ederiz,
Olmadı erik çiçekleriyle kiraz çiçeklerine!
Hala, daha da duyamazsa!
Artık ona dair,
Hiçbir mevsimin hükmü yok bana!
Gitmedim de, kalmadım da.
Neyse bugün Pazar.
Çatıların kiremitlerinde kırağı var.
Az evvel, güneş çıktı geldi salına salına,
Donmuş bacaların saçaklarını okşamakta.
Sonra sıra fesleğenimle,
Sardunyamın yapraklarına gelecekmiş.
Hazır gelmişken de evimin içine gelip,
Benimle bir iki hasbıhal edip gidecekmiş.
Sade kahvemin sırasının geçmesi önemli değilmiş,
Bir fincan çay, bir gülümseme, sohbeti bal eylermiş.
Meğerki uyanmışsak yeni güne...
Her türlü yaşamaya değermiş.
Cemre.Y.

17 Eylül 2021 Cuma

Eylül De Gelmiş Çoktan

…Eylül De Gelmiş Çoktan…
Yaz yorgunu bir adanın,
Neredeyse, kemik üşüten bir akşamındayım şimdi.
Yıllar yılı zaman zaman gelirim buralara.
Hangi yaz ayının, hangi anındaysak,
Yanımda kim olursa olsun,
Yalnızlığım yüzüme her vurulduğunda,
Hep merak ederdim,
Dudağımdaki o buruk tebessümümle,
Buraların sonbaharı nasıldır acep?
Yaz boyu, bütün kumsallarını
Sıra sıra, sıralanıp kucaklayanlar,
Onu teker teker ettiğinde misal!
Neler hisseder?
Ya da...
Nasıldır misal,
İlk kar tanesi yağmaya hazırlanırken,
Onun için,
"Evim de evim" diyenlerin de,
O, son bavulları gemilere binerken ki halleri!
Meğer, üşüyormuş o da benim gibi,
Hem de çok olanından.
Eylül de gelmiş çoktan.
O da toparlanıp gider hiç yoktan!
Bir şiirimde;
"Belki bir şiirin,
Son mısrasında karşılaşırız" demiştim bir zamanlar...
Şimdi şiir bile can kırığı.
Sen yine de,
Boynundaki kırlangınçları ters çevir,
"Hiç yok!"tan iyidir.
Cemre.Y.

26 Haziran 2021 Cumartesi

Pişman

...Pişman...
Yıllar yılı, yaşadığım onca acıya rağmen,
Şöyle bir geçmişlerimize bakınca,
"Yine de pişman değilim hakim bey!" derdim,
Bana her...
"Pişman mısın peki?" diye sorduklarında."
Meğer fazlası varmış bazı aldanmaların da,
Yeni haberim olmuş kadar ağrıyor kaburga kemiklerim.
Üstüne bir de...
Yıllar yılı aynı temcit pilavı önüne sürülünce,
Geç kalınmış pişmanlığın acı ağrısı ekleniyor işte.
Geçecek ama...
Geçecek!
Diğer bütün geçenler gibi bu da geçecek.
Şimdi mi?
Geçmişi geriye doğru saramayacağımıza göre,
Hani onun...
O ilk adına rastlama anına dönemeyeceğimize göre,
Görmezden gelip, yüzümüzü çevirip,
Bambaşka hayatlar yaşayamacağımıza göre!
"Milyon kere pişmanım." desem ne fayda!
Şimdi ben...
Hayallerim ve de kırıkları,
Hep beraber oturmuş gölgeleniyoruz.
Cemre.Y.

17 Haziran 2021 Perşembe

Yine De Siz Bilirsiniz

…Yine De Siz Bilirsiniz…
Ben…
Hayallerim ve kırıkları hariç,
Canımdan öte can saydıklarım yüzünden,
Ölüp ölüp, dirildiklerim hariç…
Yapamazsın diyenlere inat!
Sabırla, acı anların üstesinden gelmeler ustasıyım!
Yıllarca, ilmek ilmek dokuduğum bunca sabrımıysa,
Aşmaya…
Aşama dahi kaydetmeye çabalamayın derim.
Sonra ben susarım.
Sabreder, bekler, affederim de,
Yaradanımıza havale ederim.
Yarattığının neler ettiğini, nihayet, görünce…
O, neylerse, işte o vakit, çok da güzel eyler!
Zira; "Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!"
Yine de siz bilirsiniz.
Çünkü, hani insanım ya, bir vakitten sonra,
Neyi fazla yaptım, neyi eksik yaptım da,
Bu olması gerekenler, olmamış ve olmuyorken,
Bu hiç olmaması gerekenler, nasıl olup duruyor diye,
Kendi kendimin beynini de,
Yüreğini de yemekten yorulup,
Hem vazgeçiyorum, bütün o vazgeçemediklerimden,
Hem de pes ediyorum, her şeyden.
Sonra sonra çıkıyor karşıma evrenin hikayesi.
Meğer ben suçlu değilmişim!
Suç'un unsuru hiç değilmişim!
Meğer ben sadece tesadüfen,
Soyu sopu bozukların eseriymişim de,
Kader denen o paslı zincirin,
Bütün genetiksel kalıplarını silip,
Yeni bir hayat ağacını filizlendirmeye çalışırken,
Yüreğimin bütün parsellerini satmışlar!
Ki zaten şu hayata dair,
Tek bir kalplik bir mülkiyetim bile yok!
Yine de her şeye rağmen,
Bana gelen yollara doğru giderken,
Her bulduğum meyvenin çekirdeklerini,
Otobanların toprak kenarlarına doğru atarım,
İnadına hayat!
Çünkü hayat...
Bir gün o meyve çekirdeklerini görür,
Yağmurlar canına su verirken,
Güneş yanaklarından makas alır bir gün,
Rüzgarlar saçlarını tararken
Bir gün, bir çocuk, dallarındaki yemişlere uzanır.
Çünkü hayat...
Senden sonra da, benden sonra da devam eder.
Eninde sonunda, o paslı zincir kırılır da,
Bütün kalıtımsal kötülüklerin kötü ruhlarından kurtulur.
Bazılarının cennetleriyle cehennemleri ters yüz olur.
Yine de siz bilirsiniz!
Cemre.Y.

27 Ekim 2020 Salı

Sabaha Selam Söyle Ey Yüreğim

...Sabaha Selam Söyle Ey Yüreğim...
Meğer ne çok yok'luk çekmişim ömrümde,
Ne de çok yoksun'luk!
Yıllar yılı...
Mısra mısra yazdığım yetmezmiş gibi,
Nicedir de...
Ağır bir romanın baş kahramanı olarak,
Anlatıp duruyordum, suya söyler gibi.
Üstelik...
Yıllar önce,
Yaşlı bir teyzenin bana söylediği gibi,
Zaman dönüp devran değişince,
Eskisi kadar kanatmaz oldu,
Eskisi gibi ağlatmaz oldu,
Canımın kırık canları.
Sabaha selam söyle ey yüreğim,
Gün doğunca ona yine gülümseyeceğim.
Cemre.Y.

2 Temmuz 2020 Perşembe

Patates Salatası


...Patates Salatası...
Az evvel elimde poşetlerle parkın köşesinden geçerken,
Parkın girişinde oturmuş iki genç kızdan biri,
Telefonda konuştuğu kişiye;
"Elindeki mavi poşetlerle sana doğru yürüyen,
Siyah tişörtlü, mavi kaprili, şişman,
Koca göbekli kadına doğru gelirsen beni bulursun,
Hatta hamile bile olabilir!"dedikten sonra
Bana bakarak kıkır kıkır gülmüş olabilir mi?
Evet!
Maalesef olabilir!
Hayatım boyunca her zaman,
Her şeyin olduğu gibi bu da olabilir.
Daha geçen gün kuzenlerinden birinin engelli çocuğu,
Salonda oyun oynarken kulağıma eğilip;
"Bu kadar kara olmasan ve gözlerin de doğru baksa,
Büyüyünce senlen evlenebilirdim." de demişti zaten!
Ömrü hayatım boyunca,
Bir tek kere olsun insanların kusurlarıyla,
Eksiklikleriyle, engelleriyle,
Yahut fiziki halleriyle dalga geçmedim.
Bir kez olsun böyle şeyleri,
Dedi kodu malzemesi veya alay bahsi etmedim.
Peki ne demeye zaman zaman
Böyle şeylere hem de tesadüfen tanık olup duruyordum?
İnsanların yarım yanını kovalayıp,
Onları oradan vurmak,
Ne zamandan beridir öğreti olmuştu çocuklara da
Ulu orta sokak ortasında bunlara maruz kalıyorduk!
Evet elbette ki doğru söylüyorlar lakin,
En çok da zaten kusuru olan bilmez mi ki
Kusurunun ne olduğunu da,
Bunu yaraya tuz ruhu basar gibi nefretle tükürmekteler!
En son, seksen kiloyu aşmama ramak kalmışken,
Sanırım on bir yıl önce falandı.
O zaman ki şirketimden eve doğru yürürken,
Yine sokakta oynayan çocuklardan biri,
Sanki hiç şişman görmemişler gibi;
"Aaa kadına baakkk!
Ne kadar güzel ama ne kadar da şişmaannn!" demişti.
Bütün çocuklar kıkır kıkır gülerken,
Hep beraber bir şarkı tutturmuşlardı ardımdan.
"Şişşmmaaannn, şiişşşkooo!" diye.
O günden sonra, yemeyi içmeyi kesmiş sürekli yürümüştüm.
Öyle ki bütün yiyecekleri sadece burcu burcu koklayıp,
Şöyle bir kaşığını ağzımda çiğneyip,
Yutkuna yutkuna yutmadan tükürür olmuştum.
İkinci ayın sonunda tam tamına otuz beş kilo vermiş,
Yine işimden evime aynı yoldan dönerken,
O çocuklara rastlamıştım işte!
Çocuk beni hemen tanıyıp;
"Aaa!
Bu geçen buradan geçen şişman abla,
Ama sanırım karnını matkapla delmişler,
Baksanıza kürdan olmuş bu, kürdaann!" demişti.
Yine bütün çocuklar kıkır kıkır gülüşürken,
Bir şarkı tutturmuşlardı ardımdan.
"Kürdaann, küüppkürrdaannn!" diye.
Oysa beni tanıdıklarında
"Vay be!" diyeceklerini sanmış içten içe de sevinmiştim.
Eve gittim, iki aydır yemediğim kadar çok ağladım.
İki aydır ağrıyan ayak bileklerime,
Ayağımın su toplamışlığına da ağladım.
Ertesi gün durduk yere hastanelik oldum.
Meğer yaptığım o ölüm orucu
Bütün bağışıklık sistemimi çökertmiş.
Üstüne gönül kırgınlığı da eklenince,
Hastane yolları ambulansla aşılmış!
Doktor "Bir tek mikrop alırsan ölebilirsin bile!" demişti.
Bu sefer ne birilerinin bana şişman demesi umurumda,
Ne de birilerinin bana kürdan demesi.
Ne birilerinin kusurlarımı yüzüme çalması umurumda
Ne de "Dünyada senden güzelini görmedim!" denmesi.
Bu sefer hiçbir şey umurumda değil!
Yarınım hariç!
Öyle psikoloji danışmanları,
Ya da entel dantel felsefecilerin dediği gibi,
Öyle kusurlarımı sevemiyorum ben!
Ya hep fazlayım ya da hep çok eksik.
İyi falan da değilim!
Tam depresyona gireyim diyorum,
Kendi depresyonumu çekecek mecalim de yok!
Ahvalimi soranlara selam ederim lakin
Corona var, ne sımsıkı sarılabilir ne de ellerinden öpebilirim!
Neyse patates haşlıyordum ben!
Gidip ona bir bakayım.
Hiç yoktan!
Sabah kahvaltısında patates salatası yiyeyim!
Cemre.Y.

2 Nisan 2020 Perşembe

Evde Kalmak

...Evde Kalmak...
Geçen ay iş yeri hekimimiz birer tane istediğim mide ilaçlarımı,
Mümkün olduğunca çoklu adet yazmıştı.
"Adamın kafası dağınık demek ki
Neyse bir kaç ay yazdırmam bari!" deyip mesai arkadaşımla gülüşmüştük.
Çünkü kim düzenli kullandığı ilacını yazdırsa,
Onlara da mümkün oldukça çokar tane yazmıştı.
Meğer adam geleceği görüyor da söyleyemiyormuş!
Meğer, bari, ilaçlarını almak için
Sokağa çıkmak zorunda kalmasınlar diye bizleri düşünüyormuş!
Güya yıllık iznime çıkıp işime geri dönecektim
Ama durumlar bu kadar vahim olunca,
Hepten parasız kalmayalım diye
Kısmi Süre'ye şirketimiz de başvurdu.
Lakin bizler zaten normal maaşlarımızla ancak geçinebiliyorken,
Şimdi %60 ile nasıl geçineceğiz?
Isınmak için elektrik sobasının derecesini arttırsam ay fatura kol gibi gelecek.
Evde yıkamadık yer bırakmadım, yorganlar, battaniyeler,
Örtüler falan derken su faturası da kol gibi gelecek.
Limonun tanesini 3,5-TL aldım dün.
Kafamda deli sorular!
Allah yardımcımız olsun.
Şirketimi özledim, masamı, sandalyemi, bilgisayarımı özledim.
Hadi TV seyredeyim de vakit geçsin desem
Ya birileri birilerini boğazlamış, ya da ötekinin saçının kurdelası uymamış.
Uzun insan bir de her yerde ortaya çıkıp 10-TL bağış yap deyip duruyor!
Elalemin memleketindeki gibi
"Vatandaşlarım düşünmesin,
Biz ne fatura yatırmanızı isteyeceğiz
Ne de kredi kartı borçlarınızı ödemenizi isteyeceğiz.
Çalıştığınız zamanlardaki kadar da geliriniz olacak,
Yeter ki hayatta ve sağlıkca kalın!" da denmiyor bize.
Evde oturacak biri olarak yaradılmamışım lakin
Şimdi zaman her yeni güne sağlıkla uyanabilmeye şükretme zamanı
Ve elimizden başka bir şey gelmiyor.
Cemre.Y.

6 Mart 2020 Cuma

Demir Tadı

…Demir Tadı…
Yardan uçmuş yaralarımı affedip bitirdikçe,
Yeni yeni duvarlar örmüşüm yüreğimin üzerine.
Halbuki "Affettikçe gelecek güzel günler." diyordu bütün literatürler!
Şimdi bütün o çok sevdiklerimi…
Taa ciğerimin içinden çoktan affettim lakin…
Bir daha da hiç kimsemi o kadar çok sevemedim.
Geçmişin labirentleriymiş meğer sevgiyi hatırlamamı hükmeden.
Oysa ne de çok ağuyu şerbet diye şeçmiştim.
Şimdilerde mi?
Şekersiz çayı dahi şekerli tat veriyor diye azalttım ömrümden.
Ha bir de nedeni nedir bilmem!
Sade su, Sade Türk Kahvesi dahi içsem…
Tuzla karışık demir tadı damağımda, hani her şey çok güzel olacaktı?
Cemre.Y.

15 Şubat 2020 Cumartesi

Çimen Kokusu

...Çimen Kokusu...
Ah nasıl da kalabalığım şimdi şu notaların içinde!
Nasıl da anıları güzel bütün renklerimin.
Misal, kahverenginin tonlarını sevmeyi öğrendim!
Koca bir çınar yaprağının ruhuma,
Kalbime, yüreğime,
Yarama, yareme, çileme,
Pes edişlerime, gencecik bir dokunuşla,
Tek bir cümleyle hem de!
Zamanı genişletip,
Ömrüme yeni atlaslar açtığına şahit oldum.
Artık biliyordum, emindim hatta,
Zemheri ayazının altında saklıydı yemyeşil çimenler.
Ki o, en tazesinden biçilmiş, o çimen kokusu...
Sanki burnumun direğinde derin bir nefes!
Sanki boğazımın ilmeğinde,
En sevdiğimin en güzel hikayesini duymuş da,
Küçük bir kız çocuğunun,
İlk kez atlı karıncaya binerken sevindiği gibi,
Zamansız, kocaman gülümsemeli, bir yutkunuş!
Ah nasıl da kalabalığım şimdi şu notaların içinde!
Nasıl da anıları güzel bütün renklerimin.
Meğerki, ne de güzel mutlu olunurmuş.
Cemre.Y.

2 Ocak 2020 Perşembe

Bana Güven

...Bana Güven...
Nicedir niceyim diye sordum da kendime şöyle bir...
Çok uzun zamandır güven sarsıntısı yaşamıyorum misal.
Çok uzun zamandır da eril dişil fark etmeksizin,
İnsan dahil etmiyorum ömrüme!
Nicedir heyecanlanmıyorum bir yerlere yetişmek için,
Nicedir de hayallenmiyorum,
Birilerine bir şeyler anlatabilmeye dair.
Ben bile hatırlayamıyorum ki,
Nicedir zamanımın zembereği durmuştu hayata dair.
En azından günde iki kez doğru zamandaydı o kesin.
Lakin...
Sırtımdaki görünmeyen yara izlerim kaşındıkça,
İdrak etmeye başladım ki...
Güven sarsıntılarının yaraları,
Üstlerine beton dökünce geçmiyormuş be azizim.
Her bir yaranın izini,
Yeni yeni, güvenlerle sarıp sarmalamak lazımmış meğer!
Yoksa...
Bunca yokluğa ve yalnızlığa rağmen,
Kaşınıp durmazdı olmayan izlerin yara yerleri!
Sen...
Her kimimsen...
Ne dersin?
Savuralım mı bütün kilitlerimizi,
Bütün o hiçbir yeri açamayan paslı anahtarlarımızı!
Denize asalım mı bütün o gelmeyenleri, gelemeyenleri.
Hiç gelmeyecekleri ve dahi gelmeyi hiç dilemeyenleri.
Böyle anası hariç dümdüz gelmişine, geçmişine...
Dümdüz sövelim mi en kelimelerin efendisinden taa!
Sana on yüz baloncukluk şefkat verebilirim,
Bana birkaç damla saf göz yaşını armağan edebilirsen eğer!
Çünkü bilirim ezberimden...
Güvendir bu!
Güveneyim sana.
Ve sen bana güven!
Cemre.Y.

3 Aralık 2019 Salı

Şimdi?

...Şimdi?...
Zaman...
Zamansızlığının dehlizlerinde kaybolmuş,
Geçmiş ile geleceği sarmış sarmalamış,
Öylece nefesini tutmuş,
Zembereği bozulmuşçasına akmakta!
Geçmişin hesaplarını sarı sandığa gömüp,
Topunu küle çevirip denize salmıştım ya en son!
Hani en son...
Gelecek kaygılarımdan sıtkımı sıyırıp,
Elimde kalan "Şimdi." m le mutlu mesut yaşayacaktım ya!
Hiç bilmediğim bir yerde...
Hiç olmayacak bir anda...
Yön duygumu kaybetmiş gibi,
Sonu güzel bir caddeye çıkar sanıp,
Uzun uzun yürüdüğüm o yolun sonu,
Çıkmaz sokağa çıkmış,
Geri dönmeye de takatim kalmamış gibi çaresizim.
Meğer bunca ömrüm boyunca,
Hiç "Şimdi." m olmamış benim.
Şimdi...
"An'ı yaşa!" diyenler kadar sanal bir kavram mıydı yoksa....
Bunca hayat yorgunluğuna rağmen,
En azından artık ömrü çoktan solmuş koltuğuna,
Bir minder daha ekleyip,
Mümkün olduğunca yumuşak oturup,
Kim bilir kaç yıllık sehpana yorgun ayaklarını uzatıp,
Kıvrım yeri kırılmış laptopuna bari aman bir şey olmasın diye,
Dizlerine yastıklı korumalarla yerleştirdiğinde,
Gün...
Zamansız...
Amansız...
Oradan, buradan nasıl sızıdıysa birkaç kelam eyleyip,
Durduk yere deriinnn bir nefes alıp,
Artık kalbine yetişemeyen ritmine es verip,
Yavaşça...
Nefes verip ayar tutturmaya çalışmak mıydı?
Doktorumun yeni direttiği ilaçtan mı bilinmez lakin,
Bu akşam evime yürürken...
Bildiğin huzur evi, gayri kaslarına hükmedemeyen insanları gibi,
Bildiğin altıma büyük abdestimi yaptım misal!
Hem de...
Tam da evime ulaşmaya ramak kalmışken!
Sonrası çile işte.
Sahi an'ı yaşamak neydi?
Ne vakittir ben yaşayamadan geçip gitti bu zamanlar!
Peki ya şimdi?
Şimdi!
Bana biçilmiş ömrün hangi sahnesindeyim?
Repliğim ne!
Yani...
Ne demeli, ne etmeli, ne eylemeliyim şimdi?
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...