engel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
engel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2024 Cuma

Neyse!

...Neyse!...
Kimileri,
Hayatı bir yerinden yakalamaya engel olan
Bütün sorun ve bahaneleri yok etmek için çabalar...
Çabalar...
Çabalar!
Kimileri ise...
Neyse!
Cemre.Y.

17 Aralık 2022 Cumartesi

Gitme!

…Gitme!...
"Gitme!"
Sadece bu cümle…
Değiştirebilirdi bütün bir hayatın devamını.
"Gitme, kadınınım,
Sana şimdiye kadar hissettiremediysem bunu, beni affet!
Gözlerimden gözlerine akmadıysa yüreğin,
Aktı da bende o yürek yoktu ise…
O bakış sende ve o yüreğim yerinde,
Fakat imkansızlıklar sebepse…
Mademki iki kelime kadar basit ve net!
"Seni seviyorum!"
"Gerek yoktu olanlara,
Olmak istemeyenlere, oldurmaya engel bahanelere.
Tek kelime yeterdi söyleyebilene.
"Gitme!"
Cemre.Y.

2 Temmuz 2020 Perşembe

Patates Salatası


...Patates Salatası...
Az evvel elimde poşetlerle parkın köşesinden geçerken,
Parkın girişinde oturmuş iki genç kızdan biri,
Telefonda konuştuğu kişiye;
"Elindeki mavi poşetlerle sana doğru yürüyen,
Siyah tişörtlü, mavi kaprili, şişman,
Koca göbekli kadına doğru gelirsen beni bulursun,
Hatta hamile bile olabilir!"dedikten sonra
Bana bakarak kıkır kıkır gülmüş olabilir mi?
Evet!
Maalesef olabilir!
Hayatım boyunca her zaman,
Her şeyin olduğu gibi bu da olabilir.
Daha geçen gün kuzenlerinden birinin engelli çocuğu,
Salonda oyun oynarken kulağıma eğilip;
"Bu kadar kara olmasan ve gözlerin de doğru baksa,
Büyüyünce senlen evlenebilirdim." de demişti zaten!
Ömrü hayatım boyunca,
Bir tek kere olsun insanların kusurlarıyla,
Eksiklikleriyle, engelleriyle,
Yahut fiziki halleriyle dalga geçmedim.
Bir kez olsun böyle şeyleri,
Dedi kodu malzemesi veya alay bahsi etmedim.
Peki ne demeye zaman zaman
Böyle şeylere hem de tesadüfen tanık olup duruyordum?
İnsanların yarım yanını kovalayıp,
Onları oradan vurmak,
Ne zamandan beridir öğreti olmuştu çocuklara da
Ulu orta sokak ortasında bunlara maruz kalıyorduk!
Evet elbette ki doğru söylüyorlar lakin,
En çok da zaten kusuru olan bilmez mi ki
Kusurunun ne olduğunu da,
Bunu yaraya tuz ruhu basar gibi nefretle tükürmekteler!
En son, seksen kiloyu aşmama ramak kalmışken,
Sanırım on bir yıl önce falandı.
O zaman ki şirketimden eve doğru yürürken,
Yine sokakta oynayan çocuklardan biri,
Sanki hiç şişman görmemişler gibi;
"Aaa kadına baakkk!
Ne kadar güzel ama ne kadar da şişmaannn!" demişti.
Bütün çocuklar kıkır kıkır gülerken,
Hep beraber bir şarkı tutturmuşlardı ardımdan.
"Şişşmmaaannn, şiişşşkooo!" diye.
O günden sonra, yemeyi içmeyi kesmiş sürekli yürümüştüm.
Öyle ki bütün yiyecekleri sadece burcu burcu koklayıp,
Şöyle bir kaşığını ağzımda çiğneyip,
Yutkuna yutkuna yutmadan tükürür olmuştum.
İkinci ayın sonunda tam tamına otuz beş kilo vermiş,
Yine işimden evime aynı yoldan dönerken,
O çocuklara rastlamıştım işte!
Çocuk beni hemen tanıyıp;
"Aaa!
Bu geçen buradan geçen şişman abla,
Ama sanırım karnını matkapla delmişler,
Baksanıza kürdan olmuş bu, kürdaann!" demişti.
Yine bütün çocuklar kıkır kıkır gülüşürken,
Bir şarkı tutturmuşlardı ardımdan.
"Kürdaann, küüppkürrdaannn!" diye.
Oysa beni tanıdıklarında
"Vay be!" diyeceklerini sanmış içten içe de sevinmiştim.
Eve gittim, iki aydır yemediğim kadar çok ağladım.
İki aydır ağrıyan ayak bileklerime,
Ayağımın su toplamışlığına da ağladım.
Ertesi gün durduk yere hastanelik oldum.
Meğer yaptığım o ölüm orucu
Bütün bağışıklık sistemimi çökertmiş.
Üstüne gönül kırgınlığı da eklenince,
Hastane yolları ambulansla aşılmış!
Doktor "Bir tek mikrop alırsan ölebilirsin bile!" demişti.
Bu sefer ne birilerinin bana şişman demesi umurumda,
Ne de birilerinin bana kürdan demesi.
Ne birilerinin kusurlarımı yüzüme çalması umurumda
Ne de "Dünyada senden güzelini görmedim!" denmesi.
Bu sefer hiçbir şey umurumda değil!
Yarınım hariç!
Öyle psikoloji danışmanları,
Ya da entel dantel felsefecilerin dediği gibi,
Öyle kusurlarımı sevemiyorum ben!
Ya hep fazlayım ya da hep çok eksik.
İyi falan da değilim!
Tam depresyona gireyim diyorum,
Kendi depresyonumu çekecek mecalim de yok!
Ahvalimi soranlara selam ederim lakin
Corona var, ne sımsıkı sarılabilir ne de ellerinden öpebilirim!
Neyse patates haşlıyordum ben!
Gidip ona bir bakayım.
Hiç yoktan!
Sabah kahvaltısında patates salatası yiyeyim!
Cemre.Y.

24 Nisan 2020 Cuma

Ömrüm

…Ömrüm…
Zor günlerden geçiyoruz ömrüm,
Üstelik bu görünmez kelepçelerin boğazımızı sıkması da ilk değil.
Sebebi değişip dursa da hayat yolumuzun önüne çıkan setlerin,
Bu saatten sonra yolu değiştiremeyeceğimize göre
Yine, yeniden ilmek ilmek aşmak gerek bütün engellerin dikenli tellerini.
Hani en vazgeçip, pes etmeye ramak kala zamanlarında,
Hayata dair o son gayretindeyken kendi kendine hep derdin ya;
"Hayat…
Hep kötü el gelse de,
Bir kez olsun iyi oynayacağına inanabilme meselesidir
Ve…
O, son tek atışlık elin kazanmasının tecrübesiyle sabittir."
Dar günlerden geçiyoruz ömrüm.
Şöyle ağız dolusu bir of çekip, bir kez daha savurmak gerek zarları.
Kim bilir gelecektir nihayet o güzel günler.
Cemre.Y.

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Beni Affet Miniğim

...Beni Affet Miniğim...
Sana...
Bütün hayallerinin gümrah ırmaklar gibi çağladığı,
Sana...
Önüne çıkacak bütün engellerin sefil kuşlar gibi dağıldığı,
Sana...
Ömrüne törpü olacak bütün insanların aciz kaldığı bir dünya diledim.
Lakin...
Ben dahil...
Bir sen edemedim.
Beni affet miniğim.
Cemre.Y.

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Cancağızım


...Cancağızım...
Cancağızım az önce inanılmaz bir olay yaşadım.
kusan gözlerine, dinlesen kulaklarına inanamazsın ama dur bir,
Öncesini de anlatayım sana ben!
Biliyorsun uzun zamandır yüreğimin çiziğini özleyip durmaktaydım,
Neredeyse bir ay olacaktı onu görmeyeli, sarılmayalı, koklamayalı,
Koskoca bir ay olacaktı neredeyse!
Artık adını andığımda burnumun direği sızlayıp,
İstemsiz gözyaşım akar olmuştu, yoksa beni özlemiyor mu ki diye!
Aslında benim iş çıkışlarım genelde,
Onun işinde olduğu zamanlara denk geldiği için,
Ya da dinlenmek için başka fırsatı olmadığından,
Bir türlü buluşup hasbıhal edemiyorduk.
Nihayet işinden çıkma saati benim iş çıkış saatimden,
Biraz öncesine denk gelince akşamüstü aradı beni.
"Anne'm birazdan işten çıkıyorum istersen,
B.Çekmeceye gel buluşalım." diye.
İstemem mi ki hiç!
Ki zaten çok aşırı yorgun değilse yüreğim,
Onun her "Gel." deyişine çoktan amadeydim ben!
Bugün, aynada kendimi gördüğümde,
En beğendiklerimden olan kıyafetlerimi giymiştim,
Yavru ağzı kolsuz, yakası krem rengi örgü dantelli tişörtüm ve altına da kloş kesimli,
Siyah üstüne yine yavru ağzı minik çiçekli, eteğinin ucu da siyah danteli diz üstü eteğim.
Ha bir de etek giydiğimde olmazsa olmazlarımdan içine de kısa tayt!
Hoş onun altına giydiğim kısa taytı yeni yıkamıştım kurumamıştı daha diye,
Siyah şort giymiştim de o da ha bire yukarı yukarı yuvarlanıp hep şikayetlendiğim,
İç bacak sürtünmelerini bir türlü engelleyememiştim gün boyu!
Üstüne gün boyu "Yok etek giymek artık yazlık işiymiş vs. bilmem ne!"
Sanki onlarca yıldır zoraki kapanmamaya onlar direndi benle!
Neyse şimdi ya asıl mesele,
Sanki sevgilimle buluşacakmışım gibi tuhaf bir heyecan,
Hafta sonu ya kaşım bıyığım almış yürümüş,
Bu sıfatla nasıl çıkayım ben kuzumun karşına diyerek,
İlk bulduğum kuaföre dalıp gereksiz kıllardan kurtuldum.
Bir yandan da biliyorum ya,
Biz onunla buluşunca uzun uzun konuşa konuşa upuzun bir yürürüz!
Kısa tayt satan yer arıyorum ama bulamıyorum!
Sırf bekleyen o olmasın diye birkaç zamandır olduğu üzere,
B.çekmeceye geldiğimde aradım onu!
"Geldim ben kuzum!" diye.
Onun gelmesine yakın zamana kadar,
Birkaç market ve dükkan da gezdim ama aradığımı bulamadım hala!
Her zamanki buluştuğumuz yerde buluştuk,
Onun babaannesinin evinden çıkıp sahile indiği o çay bahçesinin sokağında.
Onun gelişini sokağının başından görebileyim diye de,
Astigmatlı miyop gözlüğümü de takıverdim burnumun ucuna!
İyi ki de öyle yapmışım ya zaten her zamanki gibi taa evinden çıktığı,
Bize doğru gelen sokağın başında göründüğü andan itibaren belliydi,
Onca kalabalık içinde, öyle asil, öyle vakur,
Öyle acelesiz bir aceleyle geliyordu bana doğru!
Ama bu seferki tek fark ise o daha sokağın başında göründüğünde,
Saçlarının rüzgarda nasıl da salındığını, omuzu açık yeşil tişörtünün,
O güzelim yosun gözlerini nasıl da derinleştirdiğini,
İçine giydiği açık çimen yeşili atletinin onun bronz ve kemikli omuzlarında,
Nasıl da narin, nasıl da bensizken bile güçlü, nasıl da asil durduğunu görebilmiştim.
Meğer o daha sokağının başında beni gördüğü anda gülümsüyor muş!
Yani beni hep özlüyor muş!
Bunu da yeni gördüm.
Zira bana yaklaştıkça azıcık ciddileşmişti yüz ifadesi!
Bu kızın bazı huyları anneannesine benziyor o kesin!
"Evet, bende onu seviyorum ama o...
Bundan emin olursa şımarır kesin." diye bir desturları var bu cinslerin.
Nihayet buluştuk!
Özlemle öpüştük, koklaştık, yetmedi bir daha sarılıştık.
Bir yandan en son görüştüğümüz yerden başlarken,
Birbirimiz yokken olanları anlatmaya,
Bir yandan epeydir mekan tuttuğumuz,
Sahilin tee ebesinin nikahında olan yere doğru yola koyulduk!
İkimiz de seviyorduk orayı!
Hem bütün bir sahil boyu anlatacaklarımızın özetini,
Hem kendilerimize hem de rahmetli anamın dediği üzere denize de anlatıyor,
Diğer yandan da oturduğumuz dakika ve saatlerin sayılmadığı,
Her gidişimizde bize sadece müşteri gözüyle bakmayıp kaliteli sohbeti,
Kitaptı, müzikti ortak paydalarımızı bulabilen ve her gidişimizde,
Etkili bir fıkra ile bizi sonrasında düşündüren yere doğru gidiyorduk!
Hem giderken yolda derdime derman,
Siyah bir babaanne donu bile bulup anında geçirmiştim bacağıma!
E napalım, şişko olmak da kolay bir şey değil diyecektim ama,
Biraz fazla abartmışım kilo meselemi.
Bu sefer de eteklerimden sarkan taytımın uçlarını çekiştiriverdim hep,
Ya olsun iç bacaklarım sürtünmekten yara olmadı ya!
Her gittiğimiz seferinde biraya zam yapıyor olsalar da,
Nihayetinde patates ve soğandan cayarsak gayet de güzel bir akşam geçirebilirdik.
Caydık!
İşi, yaşadığı olumlu ve olumsuzlukları...
(Ki bu olumsuzluğun çoğunu çözmek için,
Sadece kızıl kafalı acındırık bir karıyı!
Katledebilecek kadar cani olabilmek yeterliydi.)
Güncel hayatı, olup bitenler ama hala kafasında ve yüreğinde yer teşkil edenler...
Kendinizi bir en yakın kitaplıktaki bir rafa kaldırıp sadece ona dair olursanız,
İnanın o olanca yüreğini açıyor size ama hep gizli öznelerle...
Ellerini, kollarını, yüzünü, saçını, dudaklarının şeklini,
Burnunun kemerlerini her oynatışında, alnını her çatışı,
Ya da öylece kahkaha atışında neler saklı bir hissedebilseydiniz!
"Boyundan küçük değil elbette,
Maşallah boylu ama yüreğinden büyük işler yükledik biz ona!
Bu sefer sesli söylemedim ama katrilyonlarca kere özür diledim yine ondan,
O yosun gözlerinin taaa en dibine bakarken!
Hele ki bir şarkıda yaşarmadı mı ki gözleri!
Zira o, asla aleni ağlamaz!
Zihnimden bir ninni uydurup yolladım ona...
Ne olduğunu bilmenize gerek yok şimdi!
"Çak!" yaptık sonra...
"Anne'm terasta değildim, balkondaydım!" dedi ya!
Anıra anıra ağlamak geçmişti içimden.
Oysa yan masa, ön masa, arka masa, her zaman olduğu gibi gibi şaşkındı
Bu ana-kız olduğu belli olan insanların anlamsızca konuşmalarına!
Ne gam!
Biz anlıyorduk birbirimize ne dediğimizi!
Bu sefer zaman her zamankinden fazlaca uzun aktı.
Yetmedik birbirimize!
Hadi deyin bakalım!
"Bu gece senin kollarında uyurdu yavru'n!" deyin!
Cancağızım!
Hani sen çok biliyorsun ya, sende de!
Ki zaten sana bütün bunları anlatma sebebim oradan doğmadı mı?
Kuzumun kalbi artık onarılamayacak kırıktı, hep kırıktı,
Her seferinde ne zaman baloncu geçse,
Alayım mı sana bir tane hee mutlu olursun belki!"diyordum da,
Her seferinde öteliyordu beni.
Bu sefer, anlık bir düşünülesini yakaladadım bakışlarında!
"Yok anneğ ya bu yaşta ne balonu!" falan,
Çığırmasına aldırmadan baloncuya seslendim,
En büyük balon, en büyük kalp'ti.
Yalan yok pazarlık ticarette mübahtır en büyüğünü istediğim fiyata aldım,
Çünkü param azdı.
Baloncu gayette mutlulukla kızımın koluna bağladı kocaman kalbi!
İşte o an bir şey fark ettim, ben yavruma kalbini ne vakit açmasını,
Ne vakit korumasını hiç mi hiç öğretememiştim,
Öyle ya ben bu konularda yenilgiliydim ama kör de değildim hani,
Literatür'ü ezber çekmiş hiç de kalbimi koruyamıştım.
Mekandan,
Ben çok sevgili Esenyurt denen sürgünüme tek araç dönemeyeceğim diye çıkıverdik.
Elbette onu bileğine bağlı kocaman bir kalple yer B.Çekmece bile olsa,
O saatte babaannesinin evine huzurla varamaz diye ve de en mühimi de,
Hala ayrılmak istemiyoruz diye yola koyulduk.
Şimdi bileğine bağlı koca bir kalple,
Ne zaman onu ağaç dalına takılıverir de patlamasın diye koruması gerektiğini,
Ne zaman gökyüzü özgürlükse,
Bileğindeki kalp de o, izin verdiğince uçabilir diye oynaya, öğrene yol aldık!
Evinin önüne geldik,
O kolunda koca bir kalple de olsa dışarıda gezide olan kedisine seslendi,
Sonra evde olacağına kanaat getirdik dış kapısını açtı, daire kapısını, içeri girdi.
Bekledim, belki camdan el sallar diye ama!
Bileğindeki kocaman kalp de onu çok yordu belli ki.,,
Eve dönerken şansım varsa muhitime minibüs bulacak 20 dk.da yol yürüyecektim.
Şanslıydım.
Aslıda parkın içinde yürümeyecektim gecenin bir yarısı.
Öyle ya iti var, kopuğu vardı!
Elinde yepis yeni bisikleti hiç binmeden yürüten o karı koca olmasaydı.
Belli ki iş çıkışı evladına verdiği sözü,
Nihayet tutabilen bir adam ve eşiydi önümde yürüyenler!
Onlarla beraber parka daldım.
Neden şimdi'yi merak ediyordum ya,
Adam yorgunluk seslerinden başka bir şey söylemiyordu!
O sırada, biri yaklaştı, sigarasını çıkartıp eşleri es geçip bana,
"Ateş var mı?" diye sordu!
"Bu saatte bu herif sigarasına ateş arasa hemen önümdeki adama sorarlardı." diye,
"Yok!" dedim.
Aradan 5 dk. geçti aynı adam!
Elinde 2 kornetto!
Birini uzatıp,
"Al, bunu sana aldım!" deyivermesin mi!
"Ne alaka yahu!
Ben kendi dondurmamı alamıyor muyum yani" diyorum,
Tam da çöp konteyner!inin yakınındayız!
"Almasan, çöpe atarım!" diyor,
"Sktir git lan orospu çocuğu, ben zaten tatlı şeyler sevmem,
Tut ki karşı komşu anana ısmarlamış" diyorum!
Bana aldığı dondurmayı çöpe atıp, kendi dondurmasını çoktan açmış ve yerken,
"Özürrr, dilerim hiç bööle düşünmemiştim." deyip gidiyor,
Ama belli ki parkı baştan dolanacak!
Yüreğimin hem lalesi, hem de kardeleni,
"Evim olsaydı, ya da buralarda bir evin…
Şimdi koyun koyuna koklardık birbirimizi,
Evlerde bir tam bulaşamadık hatun, yazlık alsana bize.!" dedi mi dedi.
Üstelik...
Okuduysanız tüm hikayeyi...
Bu sadece bizim fragmanımız idi...
Epeydir de bu anlattıklarıma,
"Cancağızım!"diye hitap etmediğim de farkındayım ayrıca!
Bu ömre dair kime,
"Cancağızım!" lafını ettiysem...
Hakkıyla son noktasına varamadı cümlemin.
Okuma!
Cemre.Y.

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Annesine Aşık Olmayan Bir Adam, Başka Bütün Kadınları Yarım Sever!

...Annesine Aşık Olmayan Bir Adam, Başka Bütün Kadınları Yarım Sever!...
Daha ilk cümlemi okur okumaz itiraz seslerinizi duyar gibiyim.
Zira kadın-erkek ayırdımına varmaksızın çoğunuzun
Beyin algısında aşk deyince tek bir çağrışım uyanıyor,
Cinsellik...
Ne büyük hata!
Oysa yazımın ilk kelimesi "Anne!" ile başlıyor ki
Bir kadın hamile olduğunu hissettiği andan itibaren annedir.
Bütün cinsel kimliklerin dışında çok farklı bir olgudur
Annenin evladına, evladın annesine duyduğu sevgisi ve aşkı.
Kaldı ki Dünyaca ünlü Merriam-Webster sözlüğünde bile
Aşk oldukça yalın bir tarif ile:
"Aşk, güçlü bir bağlılık hissi
Ve kişisel bağlanma duygusudur." diye tanımlanmaktadır.
Oğul annesi olmamakla birlikte kız annesi olarak,
Yani anne olmak olgusunun tüm aşamalarını doğru algılayıp,
Doğru yorumladığımı düşünüyorum.
Kız evlatlar ilk andan itibaren anneye daha yoğun ve yakın tutunurken,
Erkek evlatlar doğdukları andan itibaren,
Çevreye mal edilerek anneden uzaklaştırılmaktadır.
Oysa anne cinsiyetsiz sever ve sınırsız bağlıdır evladına.
Gelelim asıl meseleye;
Oğul, bebeklikten itibaren,
Bütün aile ve çevresinden ona en başından dikte edilen
Gurur ve yüceltilme duygusunu aşıp,
Annesine karşı sınırsız sevgi ve aşk beslerse işte o vakit,
Katıksız saf sevgiyi özümsüyor yüreğinde.
Zamanımız hatunlarının
"Ay, süt çocuğuyla uğraşamam,
Hele bu saatten sonra." dediğini duyar gibi oluyorum.
Oysa hangi yaşta olursa olsun annesine aşık olmayan bir adam,
Başka bütün kadınları yarım sever,
Çünkü sadece cinsi münasebet vardır beyninde.
Çünkü o doğduğu andan itibaren o yönde yüceltilmiştir.
Gururdur, ne yapsa, ne yapmasa tolore edilir.
Ergenliğe ulaştığı andan itibaren,
İlk deneyimi ile beraber bütün kadınlar onundur artık.
Biri giderse, diğeri gelir.
Çok az adam tanıdım,
Ergenlik yıllarında genelev kuyruklarını beklememiş olan!
Nadiren ilk deneyimini karşı cinsine duygusal hisler besleyerek yaşayan
Bu tip erkekler hayatları boyunca para karşılığı aşk yaşamamıştırlar.
Hayatlarına girip çıkan kadınlara karşı,
Mutlaka duygusal hisler beslemişlerdir.
İşte bu tip erkeklerdir annesine aşık adamlar.
Hayatlarının her döneminde birliktelik yaşadıkları kadınlarda
En ilk güven duygusunu yaşarlar, aşk ve sevgi sonrasında gelir.
Saygıyı her zaman baş tacı yaparlar.
Kadına kendisini mutlak surette değerli hissettirirler.
Oysa özellikle genç kızlarımız
“En çok beni sevsin, merkezi ben olayım.” derdindedir.
Annesine bağlı olan adamları,
"Süt kuzusu" tehdidiyle aşağılamaya çalışırlar.
Oysa bu tip adamları tercih edenler zamanla görürler ki
“Senin için annesinden bile vazgeçen,
Bir başkası için de ilk fırsatta senden vazgeçer.”
Dedim ya “Annesine aşık olmayan bir adam,
Başka bütün kadınları yarım sever."
Bu yazımı okuduktan sonra etrafınıza bir bakın.
Annesinden ve sevgisinden uzaklaşmış,
Ya da itina ile uzaklaştırılmış erkeklerinize,
Bu bakış açısıyla bir bakın.
Onları birbirlerinden uzaklaştırmadan,
Önceki adamla şimdiki adam aynı mı?
Aynı sevebiliyor mu sizi?
Şimdi diyeceksiniz ki; “Her anne de o kadar anne değil yani."
”Unutmayın ki bebek oğulun duyguları o kadar saf ve yücedir ki
Zaten her anneye, her oğul da aşık olarak yetişmiyor tabi.
Tekrar etrafınıza bakın karşınıza çıkan annesine aşık adamlara.
Hiçbir zaman bir kadını bilerek incitmemişlerdir.
Hiçbir zaman sevmedikleri bir kadınla beraberlik kurmamışlardır.
Hiçbir zaman kadınlarını aldatmamış,
Bir ilişkiyi tamamen sonlandırmadan,
Yeni bir ilişkiye adım bile atmamışlardır.
Hiçbir zaman kadınlarını aldatmamışlardır.
Şu zamanda rastlama olasılığınız çok az ama denk gelirseniz,
Şansınız yaver giderse böyle adamlara aşık olunuz.
Onu dünyaya getiren anneye saygı, sevgi ve şefkat duyunuz.
İşte o zaman, o adam sizi tam sever, katıksız sever.
Elbette annesinden sonra gelmeye gönülden razı olacaksınız.
Emin olun ki o anne bu dünyadan gittikten sonra,
Çok uzun bir zaman hep siz olacaksınız.
Çünkü siz aşkın tamamlayan kısmısınız.
Çünkü siz, bu aşk sürse de süremese de,
Sevgi daimdir ve siz artık onun yüreğinde bir imza'sınız!
Ne vakit Allah korusun!
Anasını kaybetme korkusu yaşasa, sizi hatırlayacak…
Hem de ona ilk gösterdiğiniz ana yaralarınızdan.
Herkesin ömrü daimi ve sağlıcakla olsun.
Şurada emekli olmama yüzyıl daha var…
Üstelik bir Türkiye'm dolusu arşınlamak hayalimle,
Pembe tosbağamla dünya turu hayalim ölesiye kapışırken!
Ben daha imkanlarımı olgunlaştıramadan!
Hiç olmayacak yerden menisküs yırtığı diz ağrısı engel teşkil ederken!.
Gerekse sürüne sürüne gezecem lan dünyayı!
"Seve seve yandıydı!" yazsınlar mezar taşıma gram gam değil.
Sıcak iklimleri oldum olası severim.
(Bu yazıyı yazmama vesile olan elli iki yaşındaki bir adamla,
Seksen beş yaşındaki bir ananın sevgi dolu bakışlarına şükranlarımla.)
Cemre.Y.

1 Mayıs 2018 Salı

Engelle Bitsin

…Engelle Bitsin…
Deli gönül;
"Arkadaşlık isteğini ilk yaparken
Titreyen elleri
Seni engellediğinde
Hiç titremediyse
Hayatından da
Engellemeyi bilmeliydin."diyor!
Engelle bitsin.
Cemre.Y.

22 Şubat 2018 Perşembe

Sarılmadan Gitme Bence

…Sarılmadan Gitme Bence…
Seviyorsan uzaklar engel değil
Ancak dönüşüne yetecek kadar,
Sıkı sarılmak lazım.
Son kez sarılmadan gitme bence...
Cemre.Y.

8 Ekim 2017 Pazar

İnadına!

...İnadına!...
Susmak gerek bazen...
Avazının çığlıklar dolusu susabildiği kadar!
Yorganını ısırarak
Bağır çağır
Hıçkırabildiğin kadar!
Susmak gerek bazen...
Geçmişinle yeni bir mizan kurabilene kadar!
Keşkelere bir set,
Olsaydılar'a engel,
İyi ki olmamışlar da da
Hala mutabık kalırsak eğer!
Pişman değilim!
Hatta!
Düşman da değilim bu hayata!
İnadına!
"Merhaba!"
Cemre.Y.

30 Eylül 2017 Cumartesi

Ve Ben Donuyorum

...Ve Ben Donuyorum...
Gökyüzüne bir merdiven dayayıp,
Güneşimi engelleyen bulutları süpürmek istiyorum!
Ucu görünüyor,
Orada bir Güneş var biliyorum
Ve ben donuyorum!
Cemre.Y.

17 Ağustos 2017 Perşembe

Ben Biliyorum Kimin Ruhu Kiminle

...Ben Biliyorum Kimin Ruhu Kiminle...
Başımı yasladığım omuza
Her yerde ve her zaman yaslayamayacaksam başımı,
Fotoğraf kareleri bile kırpık olacaksa hayatlarımız gibi,
Sanki engelimiz varmışcasına.. korkacaksak
Sokakta el ele sarmaş dolaş hallerden.
Bizim hayatımız değilse
Bu yaşadıklarımız ve sürekli başkalarına göre,
Rüzgarmışsın gibi yön değiştiriyorsan
Boşver be koçum
Sen kendi hayatını yaşa, ben de kendiminkini.
Senin küçük isyanlar sandığın
Bitişimizdi bizim anlayamadın...
Ya da anladın da hiçbir şey yapmadın.
Bir gün döndüğünde benim de yapmayacağım gibi.
Ben seni kendimde keşfettim ey sevgili!
Sana ihtiyacım yok artık.
Gözümü her kapattığımda,
Benimlesin ve benim cennetimde....
Sana ihtiyacım yok artık ey sevgili,
Cennet benim düşüncelerimde...
Artık telefonuma bakıp durmuyorum,
Neden aramıyor, nerede diye.
Bana ne kimle ve her neredeysen!
Umurumda değil senin tensel varlığın...
Ben biliyorum kimin ruhu kiminle...
Cemre.Y.

11 Ağustos 2017 Cuma

Eninde Sonunda

…Eninde Sonunda…
Bırak insanlar derinini görünce,
Dudağından dökülen sadece,
Koca bir avazlık hıçkırık olsa bile,
O hıçkırığı bile duyamadıklarına yansın.
Bırak insanlar sadece,
Koca bir çengel ucu olan,
Soru işaretinin o son noktasında kaçsın!
Bırak insanlar,
İçinde sen olmayan başka hayatlara bir dalsın.
Biliyorsun eninde sonunda sana gelecekler!
Eninde sonunda pişman olacaklar,
Sen...
Her gidip de geri dönmeye çalışanlara yaptığın gibi,
Öylece bakacaksın boşluğa,
Anlayacaklar artık onlara yoksun.
Sen artık geçmişinin hiçbir anısına,
Geçmişinden hiç kimseye, yoksun.
Cemre.Y.

10 Ağustos 2017 Perşembe

Kalbim yüreğine Bir Şiir Mesafesindeyken!

...Kalbim yüreğine Bir Şiir Mesafesindeyken!...
Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Benden sana, bir biz olmaz be güzelim.
Nasıl oluyorsa olamıyor işte o entrikalılardan,
Sevda denen o vuslat!
Hiç yoktan, merak ederim adamın ellerinin üzerini,
Hele de, ille de yüzük parmağını!
Daha taze sökülüp,
Çapkınlık anında, yan cebe koyulanından,
Kaç zamanlık alyans izi mi var?
Yoksa sıkıyor diye bir bahaneyle hiç mi takmazmış?
Yoksa aleni yalanlarla seni de, eşini de kandırır mıymış?
Öyle ya hayatıma dokunan hiçbir şeyi, öylesine yaşamadım ben!
Şimdi tutmuş "Sana kör kütük aşığım, anla beni!" diyorsun.
Elbette anlıyorum efendim, eski eşim beş yıllık evliliğin ardından,
O hatuna da aynı cümleleri söylemişti de
Kucağımda iki yaşında bir evlatla,
"Dönmem!" dediğim ana evine dönmüştüm.
Evliysen, o yuvanın üstüne aşık filan olma kardeşim,
Onu da, beni de aldatma!
Eski sevgiline de artık evliyken rastladıysan,
Boşanma sebebiniz senin uçkur ukden olmasın mesela!
Açık açık "Onun yokluğunu seninle kapatmıştım,
Ama o sana rağmen,
Kızımıza rağmen bana dönecek kadar kaşardı, kazandı." de!
Sonra ne "Uğruna ölürüm." dediğin karın umurun olsun,
Ne de bu hayattaki tek emelin kız babası olmak olmuş olsun,
Domino taşlarından kule yaptığın gibi,
Bir tekme at geçmişine, tek celsede boşan,
Hatta git eski sevgilinle evlen!
Ama beni...
Bu oyunun hiçbir hücresine dahil etmeye çalışma sakın ha!
Çünkü..
Ne vakit kızımın babasının karaktersizliğinde birine rastlayıp,
Bana kör kütük aşk mavalları anlatsa!
Hani bir de bendeki de yürek kösele değil ya!
Yanlışlıkla bile olsa dahi esecek olsa, o yalanın şehveti,
Dışımdan bu işi en başından tutkuya dönüştürmeden,
En hasarsız hallederken,
İçimden hepinizin yüreklerini de,
Beyinlerinizi de birer kazmayla çıkartıp,
Yorgan iğnesiyle taşşaklarınıza dikiyorum.
Sonra çüklerinizi kökünden kesip, kıymık kıymık çizik atıp,
Alınlarınızın tam ortasına dikiyorum,
Üstüne de "Aldatma!" yazıyorum.
Siz hala yaşıyorsunuz ama ben...
Her seferinde kendimi öldürüyorum.
Bende insanım ya akmasın yüreğim sana hiç boşuna!
Yani hikayem bu, şimdi bari anla be insan olasıca!
Bu saate kadar olmadıysa,
Bu saatten sonra da "O" olamam ben,
Kaşarın da hiçbir halini de sevemedim, zaten, tokum ben!
Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Bizden olmaz be güzelim.
Ne kendini, ne de beni eski bir romanın,
İki tane anaları hariç orospu çocuğu yapmana izin veremem ben!
Seninle ahlar üstüne kurulu hoş olacağıma, koyarım iki kadeh rakı,
Bir de yanında acılı şalgam,
Oyyy!
Şanslı günümdeysem hamsi tava, azıcık da güveçte kaşarlı kalamar!
Yani hayaller hep Venedik, Paris, Roma ama,
Evime giderken aldığım,
İki kırmızı tuborga bile harcarım seni bozuk para gibi.
Üç beş şiir demlerim eski yazdıklarımın üstüne,
Zaman geçince daha güzelleşir şiirlerim.
Misal bu şiir, beş mısraymış yazdığım o gün.
Değişmeyen tek cümlem,
"Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Bizden olmaz be güzelim." olmuş!
Halbuki bugün gayet de güzel bir gündü,
Ne çok sıcak, ne de soğuk!
Böyle ılıman ılıman seminere filan gitmiştik de
Eğitmene hep bilemediği yerlerden soruyordum,
Sorularım onlardı çünkü!
Hep "Iıı! Şeeyy!
Onu bilmem feşmekan'a sorarsanız cevap alırsınız!" diyordu.
Ne soracağım be!
Benim var oluş anımdan itibaren,
Bütün sorularım henüz evrende salınıyor!
Misal soruyorum Rabbime;
"Anam öldü, babam hala yaşıyor ve ben altı yaşımdaydım?"
Misal soruyorum Rabbime;
"Uğruna ölürüm diyen adam evliliğimizi yıkıp gitti,
Üstelik eski sevgilisiyle öç almak için buluşmuşken, onunla evlendi,
Ne kadar mutlular bu saatten sonra sorgulamak bana düşmez ama,
Allah işin kadın bütün hayatını da ona piç etti."
Misal soruyorum Rabbime;
Ben şöyle ömrümüzce ömür katabilecek birini bekleyip dururken,
Neden hep o anası hariç orospu çocuklarını çıkarttı karşıma!
Üçü, beşi geçemesin diye ömrüme dahil ettiklerim,
Demesinler diye,
Üzülmeye yerim yok diye denemedim de her karşıma çıkanı!
Yani daha sabaha kadar yazarım, daha bir çok şey hakkında ama...
Yorgunum be güzelim...
Kısasından keseyim,
Zaten buraya kadar okuduysan, yedi ceddimi öğrenmişsin,
Hamur meselesi bazı şeyler,
Kimine gıda boyası ve tutkal eklenmiş olup, oyun hamuru olur,
Kimine bildiğin yumurta, su, tuz, pakmaya, anca kol böreği olur!
Hah!
İşte o kol böreğiyim ben.
İçim acı, etrafım az içli, dışım çoktan kavrulmuş yendi bitti!
Ben her tabakta,
O kırılmadı diye çöpe atılan o yer fıstığının derdindeyim.
Oysa bilmiyorsun, belki de ben, ilk onu bulup, dişlerine kıyıp,
Muhabbetin ortalarında, tek engel, senin dişlerinle kırdığın,
O, taze dudak kokulu Antep fıstığını,
Dudaklarından yeyip yemeyeceğim olsun.
Elbette azıcık bende akıllandım,
Buraya ramak kalanlarla olduğu gibi,
Boy boy çocuklarımızın hayalini kurmayacağım,
Ama ben artık bir masadan bari sarhoş kalkabilmek istiyorum!
"Kusarsam kusura bakma!" diyeyim mesela, bakmasın o da!
Gece, öylece sızmış olsam bile,
Geçmişimden geçmek üzere olanlarıma!
Biri bari olsun "Ben toparlarım seni, geçiyor işte!" dese!
"Bundan sonra hep ben varım Cemre Sultan!" demesine gerek yok.
O kadar çok duydum ki,
Eş, dost, akraba, evlat, yar, yaren, tanıdıklardan!
Birileri artık hep var olsun.
Anladın mı şimdi beni, a cancağızım!
Anlayamadığın için de,
Bu anılara dahiliyetin hep tek bir cümleden ibaret zaten!
Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Benden sana, bir biz olmaz be güzelim.
Cemre.Y.

29 Haziran 2017 Perşembe

Sağlam Bedenli Engelliler

...Sağlam Bedenli Engelliler...
Duyarsız değilim de
Milyonlarca sağlam bedenli engellilerin
Sadece bir gün
Duyarlı olmaya çalışmaları yaralıyor beni!
Cemre.Y.

26 Haziran 2017 Pazartesi

Sevgili Günlük Değil...Cancağızım

…Sevgili Günlük Değil...Cancağızım…
Sevgili Günlük...
Hiç mi hiç sevmiyorum aslında,
Sana en özel, en derinimi,
Nadiren anlattığım şeylere böyle başlamayı,
Çünkü ne sevgilisin,
Ne de her gün yeni bir şeyler yazıyorum sana ama...
Bir başlık koymak gerekliymiş gibi.
Oysa ben bugün,
Yeşil bir salıncağın ardından,
Avazım çıktığı kadar sessizce ağladım!
Şimdi nasıl anlatayım ki bunu sana,
Öyle bir iki cümleyle...
Ne güzel şiir diye yutturuyordum acılı anılarımı,
Ama yetmedi kelimeler, acı, anı çookk derindi.
Dur önce bir sana bir başlık bulalım,
"Kankitom sana ihtiyacım var!" desem.
Cıkkss...olmadı di mi,
Bu sıcakta kim düşer de çıkar gelir bana.
Bir de ortalıkta o kadar kankito varken,
Starbucks'un plastik bardaklı macchiato'lu kahvelerini,
Mekanın beylerine giydirirkene,
Ne etsin dimi beni kankitoş!
Neyse....
Mektup gibi mi yazsam,
Hem uzun diye de kimse okumaz, bize kalır sırlar he!
"Bence hiç fena fikir diill."
Ayrıca, kendi kendine konuşabilmek ince zeka işiymiş,
Ne yazık ki tıbba göre hala deliremedim!
Buldum sıfatını, yuppiieee!
"Cancağızım!" diyeceğim sana ben,
Hem de olamayanların hepsinin yerine!
Böylece bazı anıları da,
Baştan hatırlatmam gerekmeyecek sana.
Cancağızım!
Kuzum, yosun gözleri yüreğime nakışlım,
Ciğerimin çiziği.
Biliyor musun bugün ben ne yaptım.
Yeşil...salıncağı...terastan...aşağı...attım lan.
Öyle acıdı ki canım,
Yine saç diplerimden, bağırsaklarıma kadar,
Yine bağırsaklarımdan ayak tırnağıma kadar acıdı ciğerim!
Oysa daha dün,
Kızımla paylaşmıştım onun bu durumsuzluğunu,
Biliyordu da.
Zaten nicedir,
Bir yerini diksem, diğer tarafından dikiş patlatıyor,
Kızımı, beni korkutuyordu.
Ona dair'li hayatlarımız artık,
Dikiş tutmuyordu bir türlü!
Benimkisi, anılara hürmet bir çabaydı.
Olmadı.
Eskiyince zamanlar, anıları da acıtıyordu artık.
Oysa o,
"Gerek yok, kasma, at madem!"diyordu.
O her dediğinde benim aklıma,
Onunla ilk kez yataklarımızı,
Ayıramayışım geliyordu.
Boşandığım günden itibaren,
Üstümde uyuyan yavrum,
Büyüdükçe sağıma, soluma,
Yamacıma, kenarıma konar olmuştu.
Bir tek ellerimi kapattırıp,
Yumruk boğumlarımı okşaması hala aynıydı da,
Bana göre eksik bir şeyler vardı,
Yarımdım ona hep!
Ana okulunun seminerine ünlüsünden bir psikolog gelecekti,
Danışmalı ve mutlaka tamamlanmalıydım ona!
Hatun kişi anlattı da anlattı.
Anlattıklarıysa,
Hep analı babalı çocuklaraydı, ezberlemiştim çoktan.
Ama biz ayrıydık!
Seminer bitti.
Ünlü psikolog, özel sorulara biraz zaman ayırdı nihayet!
Anlattım özetle durumumuzu,
Dedim ki sonra,
"Siz hep bireyin,
Birey olmasını engelliyorsunuz deyip duruyorsunuz da,
Kızım, çoğunlukla üzerimde uyuyor,
Acaba, yatağını ne zaman ayırmam gerekiyor!,
Kızım benden ayrılamıyor" dedim.
Demez olaydım!
Hatun baktı gözlerimin dikine dikine,
"Kızınız, çoktan beridir rahat yatağında uyumak istiyor,
Siz onsuz uyuyamıyorsunuz diye de,
Kendince kalp atışlarıyla size ninni söyleyip,
Sizi nihayet uyutuyor!
Yoksa sabah uyandığınızda,
Ayaklarının parmaklarını ağzınızda bulmazdınız değil mi?
Yani siz, ne vakit, hazırsanız onu özgür bırakmaya,
O çoktan hazırdır" dediydi!
O zamanlar birinci katta oturuyorduk!
İkiz yatağımı atmıştım yandaki boş arsaya da,
Nasıl da leş yiyiciler, hak bölüşüp, anında yok etmiştiler!
İyi hatırlıyorum, iki baza alıp, le pozisyonu döşemiştim.
Ola ki kızım, beni terk ettim sanıp uyuyamazsa diye,
Ellerimizin boğumları birlik uyumaya çalışmıştık aylarca....
O büyüdü ya artık,
Arada bir geçmişimize indiğimizde,
Varlığından emin olayım diye,
Okşamış meğer parmak boğumlarımı!
Ulan!
Gençliğimin uykusuna ettin diyebildim mi, diyemedim.
Dönelim anımıza!
Cancağızım...
Ben streslerimden kurtulmaya çalışıp,
Aldığım bütün gereksiz kiloları,
Bütün gereksiz yağları, ondan ve de benden azalsın diye,
Azalttıkça evimizdeki hamursal eşyaları,
O meğer, çocuk beyniyle, ihtiyaç da,
Onun yüzünden, alamıyorum sanıyor,
Bütün doğum günlerinde,
Saçma sapan, mutfak robotuydu, fırındı,
Ütüydü, hamur şekilleriydi, mikserdi gibi şeyler aldırıyor!
İlk defa bir doğum gününde,
Salıncak istediğinde ne çok sevinmiştim!
Alabilsin diye de,
Ona verebileceğimin üç katı bayram harçlığı vermiştim.
Yeşil salıncak!
Onun bayram harçlığıyla aldığı ilk kendisiydi.
Yeşil salıncak...
O zamanlar önü boş olan terasımızın ilk tacıydı!
Oysa bizden izinsiz ne çok gecelerde,
Çoluk çombalak sallanmışlardı,
Ne çok...
Çekirdek ötesi aileme değen göz vardı.
Dönelim!
Dün...
Sordum...
"Yoruldum, eskiyi dikmekten." dedim.
Hala iyileşememişim ben!
"Sen yine dikersin!" der diye de bir sus'luk bekledim.
Görüyordu, mecalim artık yoktu oysa!
Tuttu, sarı saksıyı bari onarabildiğime sevindi!
Ötesi, umuruydu veya değildi!
Ama açıkçası o an,
"E hadi savuralım,
Bu eski yeşil salıncağı madem!" demek isterken,
Ben arkasından onca ağlarken,
Ya o çok çağlarsa diye, sustu.
Ah be cancağızım!
Sen de hep deyip duruyorsun ya!
"Bu sene çok yaşa taktı bu hatun,
Ona acil aşk bulmalıyız!"
Duymadım sanma lan!
Bütün bayram el öpmelerinde,
"Yok mu şu hatuna bir eşsiz bir eş!" dediğini duydum!
Tıpkı...
Bir zamanlar, delirir bu, bu sevdadan,
Ama ne yapsak ki!"dediklerini, duyduğum gibi.
Bilmiyordun dimi!
Yeşil salıncak...
Benim de sen gibi,
Geçmişim,
Hayallerim,
Geleceğim,
Hiç gelemeyenimdi...
Artık...
Attım gitti!
Gelse ne!
Kalmak için ömrünü yese ne!
Hiç olmadı,
Mor sallanan koltuğumuzu koyarım o boşluğa!
Ya da...
Hiç olmadı...
Yeni bir...
Bambulu beyaz bir salıncak!
Ama hayal bu ya,
Hem sen evinin balkonunda,
Beyazlara karşı yangın söndürürken,
Hem ben evimin terasında. sana dilek ağacı bağlarken,
Haydi sallayalım mı dünya'yı!
Zira az evvel yeşil salıncağımızın izi kalmadı!
Yani o çoktan vazgeçmişti bizden,
Ama ben yine de ağladım bize,
Çoktu, susamadım uzunca bir zaman.
Cemre.Y.

21 Haziran 2017 Çarşamba

Kandilleri Yanıyordu Şehr-i İstanbul'umun

...Kandilleri Yanıyordu Şehr-i İstanbul'umun...
Ben, benden,
"Biz" olan,
Sizli gerçekler ise...
Yine bizden akar gider iken.
Zaman zaman, her zaman,
Çoğalarak gitmelere
Gittikçe ben…
Benden, senden, bizden...
Öylece sus pus!
Azalırken her şeyden
Şimdimi saymıyorum bile!
Yakın geçmişli yüzlerce yılımı ise
Yok sayıyorum.
Unuttum hepsini...
Asırlar öncesinden.
Dolambaçlı, çengel bulmacalarımın cevabınıysa!
Bir balıkçı sahili kasabasında,
Öylece buluverdiğimi var saydığımı,
Hayal bile etmiyorum artık!
Oysaki yine, her sarmalımın sonunun,
Sona daha da yaklaştığını,
Evvelimi bilir iken ahirimden cayan ben…
Varlığımın ruhundan sayenizde caydığımı,
Saymıyorum bile!
Şimdi yine, şehri İstanbul'umun,
Bütün mahyalarında, ışıl ışıl ışıldıyor bütün kandilleri.
Kandil simidinin bile kar'ına ve de kanına,
Doyuyor nasılsa birileri.
Oysa ben daha sabah kahvaltımı etmedim!
Ben daha doğmadan evvel,
Kalubeladayken bile
Ruhum bedenimi beklerken,
Kimlerden doğacağımı bilmezken bile...
Yalan yok, istemedin hiç!
Varlık bulmayı da, bu dünyada yaşamayı da.
Doğmazdan evvelimde,
Doğduktan ahirimi görmek şansım var ise...
Ne için isteyeydim ki?
Ben, benden,
Her gün doğumunda bile
Dahaca neşeyle gider iken...
Herkesim hep kör iken…
Kandilleri yanıyordu şehr-i İstanbul’umun.
Bütün mahyalarında, ışıl ışıl ışıldıyor bütün kandilleri.
Yitip gittim bir ışık huzmesinde.
Cemre.Y.

2 Haziran 2017 Cuma

Uğur Böceği

…Uğur Böceği…
Hoş geldin yalnızlığımın otağına
Ruhumun ikizi...
Eşini hala beklemekteyiz değil mi ya neyse!
Biliyorum çok suskun çağıldadım sana da,
Öyle ki, bi biz duyduk bizi!
Bakma sen bana yaparım arada bir doğru şeyler!
Sonbaharda uçuşan gazellere inat
Parmaklarımızda birer uç uç böceği!
(Bir kere biz onun,
Uğur böceği olduğunu bilmiyorduk o zamanlar!)
İki kız çocuğu bi masal tutturmuşuz
“Uç uççç böceğiimmm,
Annen sana terlik pabuş alacaaakkk!”
Uçardı da nasıl sevinirdik.
Seninle ne çok hayat sorumun
İşaretinin çengelini kaldırdım ben bir bilsen!
Meğer öyle neşeli,
Öyle hasretli kanadına kanadına,
Üfüre üfüre söylüyor muşuz ki biz o masalı,
Nefesimizden korkuyormuş da kaçıyormuş yavrucak!
Otuz beş yaş geçmiş ya anlayana kadar!
O zamanlar terliğimiz bile yokmuş demek ki!
Arnavut kaldırımlı sokaklarda
“Tıkır da tıkırt!” zarifliğinde,
Hafifsiz meşrepsiz, kıvıra kıvıra yürüyen bir kadının
O ince topuklarına hangimiz imrenmedik ki!
Şimdi ondan demek ki
Rahat etmiyor bir türlü hayatlarımız,
Sivri topuklarda sıkışık ayaklarla.
Yirmi iki yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Nasıl da arardık parmağımızın
Ucundan uçuşan o minnacık,
Kırmızılı siyahlı o şirin böceği,
Yine aynı masalla uçurmak için...
Sanki annelerimiz bize
İlk fırsatta o terliği, pabucu yamalı
Fistanlarından arttırmamış gibi,
Sanki o fistanların çiçekleri solalı
En üç yaz geçmemiş gibi!
Yirmi beş yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Sonra bahar gelirdi yeniden,
Bize yine hep gelirdi…
Ve hep en ilkti...
Elalem geçen bahardan ölmüş Cemreleri
Teker teker diriltip yeniden düşürmeye çalışırken...
Biz böceğimizi düşünürdük bu sefer!
Renkleri de pek güzeldi.
Ama masal buysa öykü de böyle sürmeliydi.
Yaz gelecek, sonra sonbahar!
Sonrası zemheri!
Daha ilkbahara çok vaar!
Sürdüremedik ya biz
O masalın öyküsünü a cancağızım!
Ne zaman masalın öyküsü bize manisiz kalsınistedik...
Dondu kaldı ya parmak uçlarımızda o uç uç böceğimiz
Otuz altı yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Artık böceklerden de, çiçeklerden de çoktan vazgeçmiştik
“Medet ya Rab!” dedikçe susmayı da öğretmiştik zaten.
Turna’nın ne menem bir hasret türküsü olduğunu,
Bilen bile kalmamıştı değil ki
Semada hüzünle kanat çırpışından
Tanıyacak da uzaklardaki sevdiceğine
Selam salacak!
Şiirler yazardık biz!
Onu da okumazdılar bile uzuuunnnn diye!
Zira onlar hala o ilk yalan masaldaydılar!
Hala ne de güzel kanıyordular!
Kırk yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Seninle ne çok hayat sorumun
İşaretinin çengelini kaldırdım ben bir bilsen!
“Hoş geldin yalnızlığımın otağına
Ruhumun ikizi... eşini hala
Beklemekteyiz değil mi ya neyse!”
İyisi mi bir cümle edelim biz yine
Kitab-ının falından
Önümüze çıkan her neyse!
Biraz daha beklersem
Donacak hayallerim.
Binlerce kelime dokundu
Gözlerimin rengine bu gece yine.
Sonbaharın eşsiz güzellikteki ebruli
Yaprak harmanı gibiydi her biri.
Kırmızı, sarı, yeşil, kahvemsi bir sürü renk.
Vivaldi’den daha muhteşem bir senfoniydi
Birbiri ardına sıralanışları.
Şiir sığmazdı sana
Romansa bir solukluk bazen...
“Uçma uçma sen uğur böceğiimmm!
Sonsuz ol, limitsiz ol, bana ol,
Ben ilk defa bunca bencilim!
Bak yalnızlığım
Arka fonda bizi
Fitne fücur kıskanırken diyorum
“Hoş geldin otağıma ruhum,
İkizim, huzuruuummm!”
Hadi şimdi aynı anda biraz susalım mı?
...ve perde kapanırken
Konuşsun o vakit
“Gözleeerrrr!
Uç uuçç böceğiimm!”
Cemre.Y.

21 Mayıs 2017 Pazar

Kendimden De Cayamam Ya

...Kendimden De Cayamam Ya...
Meğer sadece sevmekle...
Ne kadar da çok yarım, ne kadar da çok eksik bırakmışım seni.
Meğer sadece sen ne kadar da çok...
Aşk'a dair son çeyrek yarım, son şansıymışsın.
Demek ki,
Herkesimi,
Sevdiğim gibi sevmişim seni de....
Gizemlerime patikalar, şüphelerineyse yollar açmamışım.
Öğrenememişim hala demek ki!
Hiç merak bile etmemişsin,
Seni herkesinden başka seven beni?
Gerek kalmamış!
Öyle işkilli rüzgar hızı bir milyonu aşan,
Arşın arşın uzak sevdan olamamaşım senin de.
“Var mı?” yoksa...
“Yok mu?”lu
Çengel bulmacalar saramamışım sana da.
Ya “Var” mışım...
Ya da “Yok!”
Meğer konu aşk olduğunda...
En karasındanmışım hala cahilin,
Ya da en beyazından safın.
Hala ortam yokmuş!
Ya beyaz ya da siyah mışım.
Ben kendim kadar safi şeffaf mışım!
Meğer kanunmuş bu da!?
Hiçbir aşk...
Sadece ile,
Sadece karşılık bulmuyormuş!
Seni tamamen çözdüğünde...
Çözüldüğün an!
Gidiyormuş bütün aşka dair'li adamlar.
Senden, sadece sevdiğin için gidenlerdenmiş onlarda...
Meğer farkları yokmuş aslında diğer gidenlerinden!
Onlar da diğerleri gibi
Senden sonra,
Kurtuldum sayıyormuş bütün prangalarından.
Senden sonrasıysa...
Onlara senden başka her yer seyranmış meğer!
Gitsinler aga!
Benim karakterimden işgilim yoksa,
Onlar puzzlemin son karesi olmak istemiyorlarsa.
Kendimden de cayamam ya...
Cemre.Y.

Deli Cesareti?


…Deli Cesareti?...
Gece gece yine mide spazmım alevlenince
Reflüye dayanamayıp midedeki acı kanlı suyu boşaltır boşaltmaz
Kapıları bile açık bırakarak yandaki bakkala koştum.
Süt kutusunu "İnşallah bu bari işe yarar,
Dinimiz çok amin ama yaaa!" diye diye kafaya dikerken
Bizim binanın ödünde bir adam,
Kafasında kasa içinde bir çuvalla beraber
Paldır küldür yere düşmesin mi!
Bir fırt daha süt diktim kafama
"Hayırdır sen? Ne var o çuvalın içinde bakim?" dedim.
"Motor!"demesin mi?
"Ne motoruymuş bakalım bu gece gece,
Ne var o çuvalın içinde?" dedim diklenerek.
Adam yerden toparlanarak
Kırık kasaya ağır çuvalı yerleştirmeye çalışırken
"Buzdolabı motoru bu!
Git bak bakim senin dolap yerinde mi?
Motoru çalışıyo mu?
Sanki evden çalsam sade motoru çalcam,
Televizyonunu çalarlar be" dedi.
"Yav iyi olurdu, kaç aydır patlak duruyo evde
Çok ağır atamıyorum, sahi ya bi çalsanıza,
Ama sonuçlarına da katlancan
Terastan uçurulmak gibi" dedim.
Ama midem nasıl ağrıyo, sanki içinde ejderha var
Acımın bütün hınçlarını...
Hırsızlık malını götürmeye çalışan adamdan çıkartıyorum.
Adam bir bana baktı, bir elimdeki süt kutusuna,
"Çattık gece gece iyi mi!
Abla o sütü nereden aldın sen, bende ondan alayım bari.
Hırsız falan değilim ben hurdacıyım,
Burdan geçiyodum sadece" dedi.
Ama nası leş gibi bali kokuyo, bağımlılık bağımlılığının dibinde!
"La yürü bas git gözümün önünden
Binamın kapısı açık,
Sen de tam ben gelirken düşüyosun ya
Ne sancaktım çekil şurdan
Belanı benden bulma!"dedim ve hırsla
Daldım içeri kapıyı da çaatt diye kapattım.
Adam hala söyleniyodu arkamdan.
"Böyle karı mı olur be!
Ne sütü acaba o!
Nereden aldı acaba!"diyerek söyleniyorken o!
Hırsımı alamadım.
Beş katı çıkıp yine elimde süt şişesiyle
Kafama dike dike terasa çıktım.
Adam hala söylenerek,
Sendeleye sendeleye,
Yürümeye çalışıyor ağır çuvalıyla
"Sen hala buralarda mısın bak geliyor
Kap kaynar su!" diye bir bağırdım.
Kuş oldu korkudan.
Ohh beee!
Yaşasın deli cesareti!
Tabisi sütü kutusuyla kafaya dikince pek normal görünmüyodur oradan.
Hem de gecenin bu saati!
Sahi siz...
Kaçıncı engelimiz siniz!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...