…Sevgili Günlük Değil...Cancağızım…
Sevgili Günlük...
Hiç mi hiç sevmiyorum aslında,
Sana en özel, en derinimi,
Nadiren anlattığım şeylere böyle başlamayı,
Çünkü ne sevgilisin,
Ne de her gün yeni bir şeyler yazıyorum sana ama...
Bir başlık koymak gerekliymiş gibi.
Oysa ben bugün,
Yeşil bir salıncağın ardından,
Avazım çıktığı kadar sessizce ağladım!
Şimdi nasıl anlatayım ki bunu sana,
Öyle bir iki cümleyle...
Ne güzel şiir diye yutturuyordum acılı anılarımı,
Ama yetmedi kelimeler, acı, anı çookk derindi.
Dur önce bir sana bir başlık bulalım,
"Kankitom sana ihtiyacım var!" desem.
Cıkkss...olmadı di mi,
Bu sıcakta kim düşer de çıkar gelir bana.
Bir de ortalıkta o kadar kankito varken,
Starbucks'un plastik bardaklı macchiato'lu kahvelerini,
Mekanın beylerine giydirirkene,
Ne etsin dimi beni kankitoş!
Neyse....
Mektup gibi mi yazsam,
Hem uzun diye de kimse okumaz, bize kalır sırlar he!
"Bence hiç fena fikir diill."
Ayrıca, kendi kendine konuşabilmek ince zeka işiymiş,
Ne yazık ki tıbba göre hala deliremedim!
Buldum sıfatını, yuppiieee!
"Cancağızım!" diyeceğim sana ben,
Hem de olamayanların hepsinin yerine!
Böylece bazı anıları da,
Baştan hatırlatmam gerekmeyecek sana.
Cancağızım!
Kuzum, yosun gözleri yüreğime nakışlım,
Ciğerimin çiziği.
Biliyor musun bugün ben ne yaptım.
Yeşil...salıncağı...terastan...aşağı...attım lan.
Öyle acıdı ki canım,
Yine saç diplerimden, bağırsaklarıma kadar,
Yine bağırsaklarımdan ayak tırnağıma kadar acıdı ciğerim!
Oysa daha dün,
Kızımla paylaşmıştım onun bu durumsuzluğunu,
Biliyordu da.
Zaten nicedir,
Bir yerini diksem, diğer tarafından dikiş patlatıyor,
Kızımı, beni korkutuyordu.
Ona dair'li hayatlarımız artık,
Dikiş tutmuyordu bir türlü!
Benimkisi, anılara hürmet bir çabaydı.
Olmadı.
Eskiyince zamanlar, anıları da acıtıyordu artık.
Oysa o,
"Gerek yok, kasma, at madem!"diyordu.
O her dediğinde benim aklıma,
Onunla ilk kez yataklarımızı,
Ayıramayışım geliyordu.
Boşandığım günden itibaren,
Üstümde uyuyan yavrum,
Büyüdükçe sağıma, soluma,
Yamacıma, kenarıma konar olmuştu.
Bir tek ellerimi kapattırıp,
Yumruk boğumlarımı okşaması hala aynıydı da,
Bana göre eksik bir şeyler vardı,
Yarımdım ona hep!
Ana okulunun seminerine ünlüsünden bir psikolog gelecekti,
Danışmalı ve mutlaka tamamlanmalıydım ona!
Hatun kişi anlattı da anlattı.
Anlattıklarıysa,
Hep analı babalı çocuklaraydı, ezberlemiştim çoktan.
Ama biz ayrıydık!
Seminer bitti.
Ünlü psikolog, özel sorulara biraz zaman ayırdı nihayet!
Anlattım özetle durumumuzu,
Dedim ki sonra,
"Siz hep bireyin,
Birey olmasını engelliyorsunuz deyip duruyorsunuz da,
Kızım, çoğunlukla üzerimde uyuyor,
Acaba, yatağını ne zaman ayırmam gerekiyor!,
Kızım benden ayrılamıyor" dedim.
Demez olaydım!
Hatun baktı gözlerimin dikine dikine,
"Kızınız, çoktan beridir rahat yatağında uyumak istiyor,
Siz onsuz uyuyamıyorsunuz diye de,
Kendince kalp atışlarıyla size ninni söyleyip,
Sizi nihayet uyutuyor!
Yoksa sabah uyandığınızda,
Ayaklarının parmaklarını ağzınızda bulmazdınız değil mi?
Yani siz, ne vakit, hazırsanız onu özgür bırakmaya,
O çoktan hazırdır" dediydi!
O zamanlar birinci katta oturuyorduk!
İkiz yatağımı atmıştım yandaki boş arsaya da,
Nasıl da leş yiyiciler, hak bölüşüp, anında yok etmiştiler!
İyi hatırlıyorum, iki baza alıp, le pozisyonu döşemiştim.
Ola ki kızım, beni terk ettim sanıp uyuyamazsa diye,
Ellerimizin boğumları birlik uyumaya çalışmıştık aylarca....
O büyüdü ya artık,
Arada bir geçmişimize indiğimizde,
Varlığından emin olayım diye,
Okşamış meğer parmak boğumlarımı!
Ulan!
Gençliğimin uykusuna ettin diyebildim mi, diyemedim.
Dönelim anımıza!
Cancağızım...
Ben streslerimden kurtulmaya çalışıp,
Aldığım bütün gereksiz kiloları,
Bütün gereksiz yağları, ondan ve de benden azalsın diye,
Azalttıkça evimizdeki hamursal eşyaları,
O meğer, çocuk beyniyle, ihtiyaç da,
Onun yüzünden, alamıyorum sanıyor,
Bütün doğum günlerinde,
Saçma sapan, mutfak robotuydu, fırındı,
Ütüydü, hamur şekilleriydi, mikserdi gibi şeyler aldırıyor!
İlk defa bir doğum gününde,
Salıncak istediğinde ne çok sevinmiştim!
Alabilsin diye de,
Ona verebileceğimin üç katı bayram harçlığı vermiştim.
Yeşil salıncak!
Onun bayram harçlığıyla aldığı ilk kendisiydi.
Yeşil salıncak...
O zamanlar önü boş olan terasımızın ilk tacıydı!
Oysa bizden izinsiz ne çok gecelerde,
Çoluk çombalak sallanmışlardı,
Ne çok...
Çekirdek ötesi aileme değen göz vardı.
Dönelim!
Dün...
Sordum...
"Yoruldum, eskiyi dikmekten." dedim.
Hala iyileşememişim ben!
"Sen yine dikersin!" der diye de bir sus'luk bekledim.
Görüyordu, mecalim artık yoktu oysa!
Tuttu, sarı saksıyı bari onarabildiğime sevindi!
Ötesi, umuruydu veya değildi!
Ama açıkçası o an,
"E hadi savuralım,
Bu eski yeşil salıncağı madem!" demek isterken,
Ben arkasından onca ağlarken,
Ya o çok çağlarsa diye, sustu.
Ah be cancağızım!
Sen de hep deyip duruyorsun ya!
"Bu sene çok yaşa taktı bu hatun,
Ona acil aşk bulmalıyız!"
Duymadım sanma lan!
Bütün bayram el öpmelerinde,
"Yok mu şu hatuna bir eşsiz bir eş!" dediğini duydum!
Tıpkı...
Bir zamanlar, delirir bu, bu sevdadan,
Ama ne yapsak ki!"dediklerini, duyduğum gibi.
Bilmiyordun dimi!
Yeşil salıncak...
Benim de sen gibi,
Geçmişim,
Hayallerim,
Geleceğim,
Hiç gelemeyenimdi...
Artık...
Attım gitti!
Gelse ne!
Kalmak için ömrünü yese ne!
Hiç olmadı,
Mor sallanan koltuğumuzu koyarım o boşluğa!
Ya da...
Hiç olmadı...
Yeni bir...
Bambulu beyaz bir salıncak!
Ama hayal bu ya,
Hem sen evinin balkonunda,
Beyazlara karşı yangın söndürürken,
Hem ben evimin terasında. sana dilek ağacı bağlarken,
Haydi sallayalım mı dünya'yı!
Zira az evvel yeşil salıncağımızın izi kalmadı!
Yani o çoktan vazgeçmişti bizden,
Ama ben yine de ağladım bize,
Çoktu, susamadım uzunca bir zaman.
Cemre.Y.
Sevgili Günlük...
Hiç mi hiç sevmiyorum aslında,
Sana en özel, en derinimi,
Nadiren anlattığım şeylere böyle başlamayı,
Çünkü ne sevgilisin,
Ne de her gün yeni bir şeyler yazıyorum sana ama...
Bir başlık koymak gerekliymiş gibi.
Oysa ben bugün,
Yeşil bir salıncağın ardından,
Avazım çıktığı kadar sessizce ağladım!
Şimdi nasıl anlatayım ki bunu sana,
Öyle bir iki cümleyle...
Ne güzel şiir diye yutturuyordum acılı anılarımı,
Ama yetmedi kelimeler, acı, anı çookk derindi.
Dur önce bir sana bir başlık bulalım,
"Kankitom sana ihtiyacım var!" desem.
Cıkkss...olmadı di mi,
Bu sıcakta kim düşer de çıkar gelir bana.
Bir de ortalıkta o kadar kankito varken,
Starbucks'un plastik bardaklı macchiato'lu kahvelerini,
Mekanın beylerine giydirirkene,
Ne etsin dimi beni kankitoş!
Neyse....
Mektup gibi mi yazsam,
Hem uzun diye de kimse okumaz, bize kalır sırlar he!
"Bence hiç fena fikir diill."
Ayrıca, kendi kendine konuşabilmek ince zeka işiymiş,
Ne yazık ki tıbba göre hala deliremedim!
Buldum sıfatını, yuppiieee!
"Cancağızım!" diyeceğim sana ben,
Hem de olamayanların hepsinin yerine!
Böylece bazı anıları da,
Baştan hatırlatmam gerekmeyecek sana.
Cancağızım!
Kuzum, yosun gözleri yüreğime nakışlım,
Ciğerimin çiziği.
Biliyor musun bugün ben ne yaptım.
Yeşil...salıncağı...terastan...aşağı...attım lan.
Öyle acıdı ki canım,
Yine saç diplerimden, bağırsaklarıma kadar,
Yine bağırsaklarımdan ayak tırnağıma kadar acıdı ciğerim!
Oysa daha dün,
Kızımla paylaşmıştım onun bu durumsuzluğunu,
Biliyordu da.
Zaten nicedir,
Bir yerini diksem, diğer tarafından dikiş patlatıyor,
Kızımı, beni korkutuyordu.
Ona dair'li hayatlarımız artık,
Dikiş tutmuyordu bir türlü!
Benimkisi, anılara hürmet bir çabaydı.
Olmadı.
Eskiyince zamanlar, anıları da acıtıyordu artık.
Oysa o,
"Gerek yok, kasma, at madem!"diyordu.
O her dediğinde benim aklıma,
Onunla ilk kez yataklarımızı,
Ayıramayışım geliyordu.
Boşandığım günden itibaren,
Üstümde uyuyan yavrum,
Büyüdükçe sağıma, soluma,
Yamacıma, kenarıma konar olmuştu.
Bir tek ellerimi kapattırıp,
Yumruk boğumlarımı okşaması hala aynıydı da,
Bana göre eksik bir şeyler vardı,
Yarımdım ona hep!
Ana okulunun seminerine ünlüsünden bir psikolog gelecekti,
Danışmalı ve mutlaka tamamlanmalıydım ona!
Hatun kişi anlattı da anlattı.
Anlattıklarıysa,
Hep analı babalı çocuklaraydı, ezberlemiştim çoktan.
Ama biz ayrıydık!
Seminer bitti.
Ünlü psikolog, özel sorulara biraz zaman ayırdı nihayet!
Anlattım özetle durumumuzu,
Dedim ki sonra,
"Siz hep bireyin,
Birey olmasını engelliyorsunuz deyip duruyorsunuz da,
Kızım, çoğunlukla üzerimde uyuyor,
Acaba, yatağını ne zaman ayırmam gerekiyor!,
Kızım benden ayrılamıyor" dedim.
Demez olaydım!
Hatun baktı gözlerimin dikine dikine,
"Kızınız, çoktan beridir rahat yatağında uyumak istiyor,
Siz onsuz uyuyamıyorsunuz diye de,
Kendince kalp atışlarıyla size ninni söyleyip,
Sizi nihayet uyutuyor!
Yoksa sabah uyandığınızda,
Ayaklarının parmaklarını ağzınızda bulmazdınız değil mi?
Yani siz, ne vakit, hazırsanız onu özgür bırakmaya,
O çoktan hazırdır" dediydi!
O zamanlar birinci katta oturuyorduk!
İkiz yatağımı atmıştım yandaki boş arsaya da,
Nasıl da leş yiyiciler, hak bölüşüp, anında yok etmiştiler!
İyi hatırlıyorum, iki baza alıp, le pozisyonu döşemiştim.
Ola ki kızım, beni terk ettim sanıp uyuyamazsa diye,
Ellerimizin boğumları birlik uyumaya çalışmıştık aylarca....
O büyüdü ya artık,
Arada bir geçmişimize indiğimizde,
Varlığından emin olayım diye,
Okşamış meğer parmak boğumlarımı!
Ulan!
Gençliğimin uykusuna ettin diyebildim mi, diyemedim.
Dönelim anımıza!
Cancağızım...
Ben streslerimden kurtulmaya çalışıp,
Aldığım bütün gereksiz kiloları,
Bütün gereksiz yağları, ondan ve de benden azalsın diye,
Azalttıkça evimizdeki hamursal eşyaları,
O meğer, çocuk beyniyle, ihtiyaç da,
Onun yüzünden, alamıyorum sanıyor,
Bütün doğum günlerinde,
Saçma sapan, mutfak robotuydu, fırındı,
Ütüydü, hamur şekilleriydi, mikserdi gibi şeyler aldırıyor!
İlk defa bir doğum gününde,
Salıncak istediğinde ne çok sevinmiştim!
Alabilsin diye de,
Ona verebileceğimin üç katı bayram harçlığı vermiştim.
Yeşil salıncak!
Onun bayram harçlığıyla aldığı ilk kendisiydi.
Yeşil salıncak...
O zamanlar önü boş olan terasımızın ilk tacıydı!
Oysa bizden izinsiz ne çok gecelerde,
Çoluk çombalak sallanmışlardı,
Ne çok...
Çekirdek ötesi aileme değen göz vardı.
Dönelim!
Dün...
Sordum...
"Yoruldum, eskiyi dikmekten." dedim.
Hala iyileşememişim ben!
"Sen yine dikersin!" der diye de bir sus'luk bekledim.
Görüyordu, mecalim artık yoktu oysa!
Tuttu, sarı saksıyı bari onarabildiğime sevindi!
Ötesi, umuruydu veya değildi!
Ama açıkçası o an,
"E hadi savuralım,
Bu eski yeşil salıncağı madem!" demek isterken,
Ben arkasından onca ağlarken,
Ya o çok çağlarsa diye, sustu.
Ah be cancağızım!
Sen de hep deyip duruyorsun ya!
"Bu sene çok yaşa taktı bu hatun,
Ona acil aşk bulmalıyız!"
Duymadım sanma lan!
Bütün bayram el öpmelerinde,
"Yok mu şu hatuna bir eşsiz bir eş!" dediğini duydum!
Tıpkı...
Bir zamanlar, delirir bu, bu sevdadan,
Ama ne yapsak ki!"dediklerini, duyduğum gibi.
Bilmiyordun dimi!
Yeşil salıncak...
Benim de sen gibi,
Geçmişim,
Hayallerim,
Geleceğim,
Hiç gelemeyenimdi...
Artık...
Attım gitti!
Gelse ne!
Kalmak için ömrünü yese ne!
Hiç olmadı,
Mor sallanan koltuğumuzu koyarım o boşluğa!
Ya da...
Hiç olmadı...
Yeni bir...
Bambulu beyaz bir salıncak!
Ama hayal bu ya,
Hem sen evinin balkonunda,
Beyazlara karşı yangın söndürürken,
Hem ben evimin terasında. sana dilek ağacı bağlarken,
Haydi sallayalım mı dünya'yı!
Zira az evvel yeşil salıncağımızın izi kalmadı!
Yani o çoktan vazgeçmişti bizden,
Ama ben yine de ağladım bize,
Çoktu, susamadım uzunca bir zaman.
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder