valiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
valiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2019 Pazar

Artık Acıtmıyor Kayıplar

...Artık Acıtmıyor Kayıplar...
Eskiden olsa...
Dünyamın başıma yıkıldığını sanırdım oysa.
Üstelik sonu başından kara kaderime de,
Bolca küfürlü sitemler sayardım susana kadar!
Nicedir fark ettim ki,
Artık acıtmıyor kayıplarım!
Sonunda öğrendim nihayet.
Ömrümüze dahil olan her şeyin...
Birer raf ömrü var!
Kim bilir ki benim yüreğimin raf ömrü nicedir?
Nicedir ahvalim!
Bildiğim bir şey varsa o da...
Artık acıtmıyor kayıplar!
Ne vakit...
Bir şeyler gitse benden,
Ya da bir şeylerden gitsem ben.
Küçücük bir valiz hazırlarım yüreğime,
Zamanı ömürle değiştirmek vaktidir demek ki.
Cemre.Y.

16 Ağustos 2018 Perşembe

İstanbul

...İstanbul...
Tabii yaa!
Saçlar sarı, gözlük afili,
Çat-pat İngilizce ve Sultanahmet...
Oradan ver elini İstiklal Caddesi elde de bir küçük valiz...
İstanbul gibiyim bugün.
İstiklal Caddesinin orta yerinde,
Kim bilir hangi milletten!
İstanbul gibiyim işte.
Dersaadet'in önündeyim işte yine
Hem çok özünden,
Hem de hiç kimsesiz'inden.
Ne çok sokak varmış meğer,
Kimi çoklu caddelere çıkılan,
Keşfe doyulamayan.
Kimi sonu çıkmaza varıp gerisin geri dönülen.
Herkese sonsuz yabanıl
Ama bir o kadar da...
Gözlerine baktın mı yüreğinin içine dokunan.
İstesem, neler olamam!
Kim bilir elimdeki küçük valizin içinde,
Onlarca tahlil ve ilaçlar taşıyormuşum, kim görür?
Kim bilecek gözümdeki güneş gözlüğünün içine sakladığım acımı.
Dudaklarımdaki o acı tebessümümle ağladığımı kim bilecek!
Birazdan yine doktorla randevum var kimin umuru!
Amaannn...
Hepimiz ölmeyecek miyiz sonunda?
İstanbul gibiyim bugün.
Taksim tünel kapanmak üzere!
Yine de her şeye rağmen...
Yaşadığın şehre bir başka gözden bakabilmek güzel.
Seviyorum kendimi.
Ölmek üzere hastalıklar sirayet etmeye çalışırken bile.
Narsist'im ben.
Yoksa kendimden başkasına olan güvene dayansam
Ömrümün gücü yetmez!
İstanbul gibiyim bugün.
Çokça kederli,
Çokça sevinçli,
Oldukça gururlu,
Oldukça da mütevazi,
Epeyce aldatılmış,
Epeyce de sevdaya bulanmış.
Beni soracak olursan annem,
Evvela selam eder,
Ellerinden, ayaklarının altından öperim.
Sırf...
Beni biraz da sen özle diye...
Öyle hemen ölmeyeceğim.
Sana olan hasretim sonsuz,
Sevdamsa sınırsız.
Ama anacım sen de biraz beni özle be...
Cemre.Y.

1 Ağustos 2018 Çarşamba

Cancağızım

...Cancağızım...
Epeyce vakitler geçti sensiz...
Artık sormuyorum bile sana, nasılsın diye!
Nasılsa birazdan, beni bana dökeceksin.
Saçılacak içinin içi, canımın kırık canlarına.
Neyse ki varsın.
İyi'ki varsın!
Tam kırk beş saat!
Sen yokkenden beridir, bende yoktum aslında.
Şimdi geldim, valizimi boşaltmadan,
Kirlilerimi yıkamadan, nevresim takımlarımı değişmeden
Yatağıma doyamadan, sana geldim.
Parmak arası terliklerin,
Topuksuz sandaletlerin,
Özgür olduğu bir dünya vardı gittiğim yerlerde,
Biliyor musun?
Botokslu, suda bozulmayan makyajlı,
Mimiksiz kedi yüzlü kadınları gördükten sonra
Hele ki bacaklarını saran sımsıkı beyaz pantolanlardan,
Kalçalarını kıvırta kıvırta yürüyen tiki kılıklı,
Eril cinsli efeminemsi herif yıkıntılarından sonra,
Artık pek de umudum kalmamıştı öyle bir Dünya'ya dair.
Oraya en son gittiğimde,
Ne çok çocukluk düşürmüştüm ömrümden,
Ne çok geç kalınmış ergenlik,
Ne çok belki ucundan yakalarım hayatı diyerek,
Salak saçma dikte edilen öğretilik!
(Hani o da sadece hayal bab'ındaydı ya!)
Ne çok yenilgiyi kabullenmiş,
Ne çok pes etmiştim aynı ömrün,
Aynı hayat diliminde.
Yosun sarmıştı her yeri,
Ve umutsuzluk!
Ve çaresizlik.
Bir tişört, bir de şort'un,
Yeterli olduğu bir dünya vardı gittiğim yerlerde.
Oysa biliyor musun?
Kendilerinin yeni yapmış olduğu,
Ya da az biraz sonra yapacak olduğu ultra-lüks...
Ama sıfır mutlucuklu yüzlü kadınları gördükten sonra
Artık pek de umudum kalmamıştı öyle bir Dünya'ya dair.
Ve de çoktandır omuzlarına yük olacak,
Açık büfe yemeklere çoktan razı,
Yahut hiçbir şey'siz, hiçbir hayat yarını olayan insanların,
Benim hayatımı...
Benden çok kurtarmak istiyormuş gibi davranmalarından,
Eskiden olduğu gibi oldukça çok yorulmuştum!
Oraya en son gittiğimde,
Ne çok tokluk, ne çok haz...
(Artık ne neye göreyse!)
Yitirmiştim ömrümden.
Ne çok yaşlılık, ne çok hastalık, ne çok ölüm.
Ne çok vazgeçmişlik geçmiştim şu hayattan
Artık sadece nefes alıp vermekten yorulup!
Yahu ne çok akıllarınız var öyle sizin!
"Yok şunu şöyle yapsaydın da,
Yok şunda kanserojen var!"bilmem ne?
Hepi topu...
Tam tamına kırk beş saatti be!
Benim güneşim,
Benim denizim,
Benim kumsalım,
Ve yanımda benim yosun gözlü'm...
Tatil'se...
Kısacık da olsa bizimdi be!
Yok ama...
İlle de siz...
Arnavut kaldırımlı o sahil kasabasının sokağında...
Memeleri ağzına fırtlamış,
Saçları pahalı parfümler kokan,
Pahalı arabasıyla gelmişse ona bir gülümseyiş sırıtan,
Kaldırım yosmalarından etmeye çalışırsınız beni!
Kusura bakmayın be canım.
Dar alanlarda boğuluyorum ben!
Hani kendi egolarınızdan vazgeçip,
Artık insan olmaya karar verirseniz,
Kumsaldayız biz...
Ben kızım koruyorum, kızım benden çok beni.
Hepi topu...
Tam tamına kırk beş saatti be!
Neyinize çok geldik anlamadım ki.
Neyse...
Biraları kapıp gelin!
Hem siz geldiniz diye de ateş de yakar,
Bizi yakmaya çalıştıklarınızı da yakarız!
Daha da romantik olur öyle...
Zira ben kırmızı'yı,
En çok...
Giyebilirsem hani,
Siyah sivri topuklularımın altında severim.
Cemre.Y.

13 Mayıs 2018 Pazar

Gidelim Mi Buralardan

…Gidelim Mi Buralardan…
Hayallerimle, hayallerini,
Bir valize toplayıp gidelim mi buralardan.
Cemre.Y.

1 Ocak 2018 Pazartesi

Hazırız Annem!

…Hazırız Annem!...
Ben ve valizim hazırız annem!
Çocukluğumda olduğu gibi
Bize hiç de tatil olmayan
Köyümüze gitmeye hazırım.
Korkma tam istediğin gibi doldu içi!
Uzun etekler, kısa ve uzun kollular...
Bir de vasiyet edip durduğun
Şu gelin olduğun gün
Başına koydukları
O yeşil yazmayı bulabilseydim!
Lazım olunca kullanmak için
Senin tülbentini aldım yanıma
Kızmadın değil mi?
Lazım olunca kullanıcam yakında...
Çook yakında.
Cemre.Y.

28 Kasım 2017 Salı

Yetimhane Çocukları Gibi

…Yetimhane Çocukları Gibi…
Eline aceleyle tutuşturdukları,
Yalnızlık valiziyle kala kaldı kadın,
Öylece kaldı kaldırım kenarında,
Tek satır ağlamadı,
Oturdu, valizini açtı.
On sekizinden yeni gün almış,
Kim bilir kaçıncı yüzyıldan kalma,
Eski püskü delik deşik valizini…
Çocukluk arası, okul arası,
Ergenlik arası, gençlik arası,
Hayatının dönüm noktası arası,
Aşk arası…vs.vs. ile
Evlilik arası, aldatılmak arası,
Boşanma arası, ölme arası,
Yeniden doğma arası,
Yine güvenmek arası,
Yine yanılmak arası,
Yine, yeniden, doğmak arası…
İçinde birkaç hayatlık anıyla,
Kenarında köşesinde,
Her yerinde bolca gözyaşıyla,
Şefkatle öpüp öpüp koydu, yerli yerlerine.
Sonra bir şiir daha yağdı,
Gözlerinden, yüreğine…
"Kapı önüne konulmuş,
Yetimhane çocukları gibi artık şiirlerim.
İki kere sahipsiz, üç kere kimsesiz,
Bir kere daha bensiz
Yani yine sensiz!"
Yoktu ki başka çaresi.
Cemre.Y.

26 Haziran 2017 Pazartesi

Oysa Şimdi

...Oysa Şimdi...
Tam yalnızımsa ilk kere!
Neden büyük bavuldu?
Lazım oğlum, lazım, var mı diyeceğin?
Misal bu benim tek başıma ilk tatilim...
Kocaman büyük bavulumu yine hazırlamışım!
Şirketten eve,
Evden anlaştığım tur şirketinin anlaştığım yerden değil de
Şirketten eve, evden anlaştığım tur şirketinin
Anlaştığım yerden değil de biraz daha İstanbul içi
Bir yer belirlemesi üzerine oraya gidecektim,
Geçen yıl da kızımla giderken aynı şeyi yapmışlardı zaten!
Neyse ki büyük bavulumuz yanımızdaydı.
Neden büyük bavul ha?
Ulan ilk defa yalnız tatile çıkıyorum İstanbul'un dibi delindi!
Zor bela kavuştum tur otobüsüne,
Neyse ki valizi aldılar derken, acıkıverdim!
Ramazan ya kapatmışız buradaki her bir yeri bu sefer!
Neyse ki müdiremin bana verdiği krik kraklardan var!
Büyük bavulumuz..
Sana ihanet ettim sanma!
Bu sefer özgürüm ya!
Saatlerce yol yürüyüp,
Yine kendi midemi yalnız dolduramadım bi türlü.
Ulan insan açık bir bakkal da mı bulundurmaz!
Migros'a girdim, yemek yiyecek yer bulamadım diye,
Yemeğe yine küstüm ya gittim kendime,
Şöyle buz gibi, iki kırmızı tuborg ısmarladım!
Üç beş yoksa yedi miydi kraklarımı krankladım.
İstanbul'da yağmur hala ağlıyordu,
Beni bilirsin, böyle zamanlarda hep çişim gelir,
Hatta böyle anlarda hiç gelemeyisicelerim gelir!
Ama merak etme!
Buldum yine çarelerimi,
Az ötemde fena ötesi bir AVM tasarlamışlar
Ama belli ki burayı Katarlılara pazarlayamışlar hala!
Kaç saattir buradayım ve sadece yazıyorum,
Beni gören bir kaç çift,
(Eminim beleş sevişgen noktaları arıyordular)
Abla! Bu merdivenler çalışmıyor mu?
Burdan çıkış yok mu? diyorlar.
Diyemiyorum ki "Yok, götünü eşşek sikesice,
Ben çok aradım da o çıkışı bulamadım,
Çok çişin geldiyse bir deli cesareti,
Şu yapım aşaması bitmeyecek markanın,
En süslü kenar duvarına saplıycan,
Çok içesin geldiyse kadın başına ,
Lüplerken aç karnına kırmızı tuborglu yalnızlığı...
Adam gibi içicen!" diyemedim tabi.
Neyse gittiler de,
Ayakların üşüdü değil mi be cancağızım!
Nede olsa metruk bir binada hikaye yazmak kolay değil!
Asıl olay, İstanbul'da yıllardır olamayan bir AVM bulmakta!
Bu yazım sayesinde saatime, ramak kaldı.
Ve evet İstanbul ben, senin, ağzının, tam orta yerine,
Tıpkı senin hep bana yaptığın gibi...
İçtim de, sıçtım da...
Az sonra da öylece bırakıp gideceğim de...
Ama itiraf edeyim,
Rastlaştığım insanlarca hiç bu kadar saygı görmemiştim.
Yolum uzun ve hala yağmur ağlıyor İstanbul,
Ama artık neyse ki, kendime dairli büyük bavulum yanımda!
Ayaklarım üşüdü mesela!
Çıkarıp sandaletlerimi, evimin kış terliğini giyeceğim.
Zamana az kaldı, otobüsümüz birazdan kalkar!
Hadi size eyvallah!
Cemre.Y.

15 Haziran 2017 Perşembe

Olleeyy Sakar Oldum Sonunda

...Olleeyy, Sakar Oldum Sonunda...
Büyük bavullarımın,
Küçük tramvalarından bahsetmiştim daha önceki blog yazımda.
Hatırlarsanız en son,
İstanbul yağmur ağlıyordu ve ben, sımsıcak kumların,
Dupduru denizlerin hayaliyle tam bir kışı donarak geçirmişken hep,
İlkbahar geçer geçmez bir tatile niyetlenmiştim.
Ama ben o tatilime niyetlenirken de, taksit de taksit öderken de,
Nihayet günü geliyor o gün de,
Yalnız ben giderken ne güneş vardı ne de hayal!
Terk edilmiş, yarım kalmış bir AVM nin,
En klas marka reklamlı camekanlarının
İç cephelerinden birinde, yerde oturmuş,
Sanki ilk kez evini terk eden haşarı bir genç kız gibi,
Gelmişime, geçmişime,
Hiç gelemeyenime... saydırıyordum soldan sağdan çaprazdan!
Zaten karnımı doyuracak bir yer aramaktan,
Ve bulamamaktan ayak tabanlarım ağrımış!
Neyse ki bir yerden bari iki kırmızı tuborg bulmuşum,
Tenhalarda sigaramın dumanına sarmışım derken vakit geldi çattı.
Yolculuğum Şişli'den aktarmalı olacaktı ya neyse ki turumun
Fragman aracı süper lüks bir araçtı,
"Şişli'ye kadarı buysa,
Ötesi limuzin mi ki!" yi düşünürek tam sevinecekken
Ön koltuğumun iki yanındaki kadının kocası başladı dırlanmaya!
Yok koltuk ileri gitmiyomuş, yok onun bel sorunu varmış,
Yok o zaten demişmiş bu turla gitmeyelim diyeymiş!
Anaam!
Ben bu dırdırı 18 yıl önce eski eşime yapaydım beni beş daha aldatırdı.
Uyku modumu sergiledim,
Ama nafile susmadı çenesinin bağına sıçtığım herifi!
Neyse ki geldik nihayet Şişli'ye!
Ayaklarım üşüdü diye güya pofuduk ev terliğimi giymiştim
Tam ısınacaktım cumbur lomp su çukuruna daldım.
Turumuzun aktarma yerindeki WC'ler asma asma kilitli mi?
Yağmur, üşümüş ayaklar ve hayallerimin kırıkları,
Üst üste mesaneme mesaneme baskı yapıyo mu!
Turcu arkadaşlar WC nin kilitlerini yoklamaktayken,
Bir umut binanın köşesini dönünce
Bir sote yer buldum,
Allah ne verdiyse şaldır faş yolladım, kimse görmedi.
Büyük valiz koruması işte netcen!
Otobüsün oraya döndüm ki az önceki dırdırcı bey amca!
Bu sefer WC ye kafayı bozmuş,
Altı üstü kaç gram şeyi varsa çubukunla salamamış üresini!
Sonunda dürttüm, "Pardon beyefendi, siz nereye gidiyorsunuz?"
"Biz mi, biz Bodruma gidiyoruz." deyince,
Nasıl bir şükür çekmişsem, "Hayırdır?" dedi.
Buraya gelene kadar başıma gelen musibetleri
Anlatmadım elbette ve elbette onun dırdırlarıyla,
Andan nasıl nefret ettiğimi de söylemedim.
Sadece,
"O kadar negatif yüklüsünüz ki ruhum yoruldu sizden,
Halbuki tatile gidiyorsunuz birazcık bari relax lütfen!" deyince
Adamın sadece ve sadece,
Düzleşmeyen koltuğundan mütevellit bu durumda olduğunu,
Yoksa pambık gibi bir eş olduğunu öğrendim.
Ahh be bey amca bize hayatımız boyunca o koltuklar,
Doksan derece girdi bir yerlerimizden de diyemedim tabi.
Gülümseştik, adam ve eşi aynı anda;
"Tekrar görüşürüz diyecem ama,
Belli ki bir daha rastlaşmamış olmayı diliyorsunuz!" deyince
Kıyamadım onlara mutlusundan iyi tatiller diledim.
Hiç yoktan bizim otele gelmiyordular!
Fragman bitti, standart bir tur otobüsüne bindirildik.
En önde olması gereken koltuğum bir arkasına kaydırılmış!
Sebebi ziyaretiyse onların aile olmalarıymış.
Benim koltuğum sekiz numaraymış!
İyi de abicim benim yanımda bir abi oturuyo!
Nerede bu aile salonu!
Yok mevzu haremlik selamlık olayı değil bittabi de
Sen benim ön koltuğumu bir aileye verdiysen bu amca kim yani!
Zaten otobüs, minibüs, metrobüs,
Yolda görsek tanımayacağımız adamlarla mırç mırçız!
Ki iktidarın art niyetini görmesem,
Pembe metrobüs ve otobüslere de karşı olmayacağım zaten!
Ama bunlar hep art niyet!
Eğitmek yerine, ayırıp aşağılamaya yönelik fiiller.
Neyse konumuza dönelim.
Yan koltuğumdaki ailenin babasıymış bey abi,
Anne ve kızı yan yana oturmuş da
Yanına bir bey gelecek sanıyormuş!
Neyse karı ve kocası yan yana şimdi.
Çıtkırıldım tatliş genç kızları da benim yanımda.
Öyle anaç ki nerdeyse yüz milyon baloncukluk,
Sakarlık yaptım yolculuk sinirimden, gıkını çıkartmadı.
Gülümsedi gözlerinin içi ışıldayarak.
Bende büyük bavulumdan,
Yün hırkamı çıkarttım, ikimizin dizlerine örttüm.
Kendi kendimi tebrik ettim yuppie ömrümde ilk defa,
Birilerinin bir şeylerini toplamak yerine,
İstediğim kadar dağınık, rahat olduğum için sakar,
Özgür ve hür olduğum için.
Arkadaki ablam ya sende hakkını helal eyle he!
Tam beş kere telefonumu,
Tam üç kere kulaklığımı ve tam iki kere,
Yazı kalemimi koltuğun altından bulup verdin.
Yarın ola tatil ola, hadi eyvallah diyecekken yarın oldu.
Güya turla gidiyoruz otelin kapısına kadar sigortalısından ya!
Didim'in bir yerlerinde indirildik yine cümbür cemaat!
Büyük valiz elimde otobüsün önünü kapatmışım,
Zira yine aktarılacakmışız otele kadar!
Tam iki buçuk saat bekletilip,
Nihayet külüstürden bozma bir midibüse tıkıştırıldık!
Günler öncesinden sorup duruyordu ya arkadaşlar,
"Neden heyecanlı değilsin, mis gibi tatile gidiyorsun?" diye.
İşte benim tatillerim hep buna benzer yolculuklarla başlardı.
Sevinemezdim yeterince!
Benim tatilim odama girdiğim an başlayacaktı, anahtar cebimdeyken!
Neyse çok yorgunum, kaçtım ben, az sabredin tatilimi de yazacağım!
Ama bana bir daha tur derlerse hepsine tam tur saydırırım ona göre!
Cemre.Y.

9 Haziran 2017 Cuma

Büyük Bavullar...Küçük Tramvalar

...Büyük Bavullar...Küçük Tramvalar...
Bu yıl ilk defa yalnız tatile çıktım ya herkes soruyor,
Neden büyük bir bavulla yola çıkıp kendime işkence ettiğimi!
Bende dönüp kendime soruyorum tabi!
Sonra "Bilmiyorlar!" diyorum,
"Hakkımdaki hiçbir şeyi doğru anlayamıyorlar!"
Oysa 1999 yılından beridir,
Evimden nereye gitsem, büyük bavullarla gittim ben.
İlkinde, kucağımda iki yaşındaki kızımla
Yine büyük bavullarla koca evinden çıkıp, ana evine dönmüştüm.
İkincisinde, daha yerimi yurdumu çözemeden deprem olmuştu.
Ana evine döneli sadece iki ay olmuştu.
Deprem olduğunda yosun gözlüm sadece iki yaşındaydı.
Elbette yavrumu alıp kaçmayacaktım, çünkü "Ya sonra?" sı vardı.
Neyse ki artık büyük bavulum vardı.
Usulca toparladımdı yavruma lazım olacak her şeyle,
Kendime birkaç parça bir şeyleri tıktım büyük bavulumuza,
Öyle çıktım o evden.
Zira serde bir daha hiç dönememek de vardı.
Şimdi bunları yazarken fark ettim ki ben
Aldatılarak boşanılmak zorunda bırakıldığımdan beridir
Hep büyük bavullara sığdırmışım kendimi ve kızımı.
Ama benim gibi iç güveysinden hallice iseniz lazım be kardeşim.
Misal üçüncüsünde, yosun gözlümle ilk tatilimiz,
Kredi kartı gırtlağa dayanmış ama biz bu tatili çoktan hak etmişiz.
İlk tatilimiz lan...
Marmara Adası'nın Çınarlı'sından patron ve eşiyle,
Ortaklaşa bir villa kiralıyosun!
Patron ve karısı "Sen bir başına evlat büyütüp, yetiştiriyorsun,
Bir de senden para mı alıcaz?" ı çoktan es geçip,
Kendilerine ucuzundan tatile ortak bulmalarının
Eşsiz sevincindeydiler ki zaten ilk tatil deneyimimiz,
Onların tatillerine ortak arayışlarına sebepti!
Fakirden halliceyken patronun karısından ve hatta kızından,
Ne kadar zengin olduğumuzu öğrenişimizdi!
Tabi ki yine büyük bavulumuz hazırdı,
Hiç unutmuyorum…
Sabah olunca yosun gözlüme ellerimle yaptığım
O poğaçalardan verirken o gelmişti, elbette ona da vermiştim de
İştahla yerken, "Cemre teyse sakın anneme söyleme ama
Annem böyle şeyler yapamadığı için hep yasak diyor!" demişti.
Sonraki bütün tatillerimiz de,
O zamanlar kızıma güvenli olduğu için ve hâlâ nereye gitsem
Aynı organik kumu bulamadığım için Avşa' da geçmişti
Tabi yine pansiyon hayatının büyük bavullarıyla!
Bir keresinde ben ömrümde ilk defa,
Oraya yosun gözlüm olmadan küçük bir valizle gittimdi.
Sadece bir sene onsuz gittim yanımdakiyle…
Benim gözüm gönlüm ondayken,
O başka galaksilerin evrenine tur attırmanın derdindeydi.
Hani şarkıdaki gibi…
Pişman değildim amma göçmüştüm kederden.
Sonraki seneyse, oraya yine yosun gözlümle gittiğimizdeyse...
İçimizden kırıla kırıla büyük bavula sığamaz olmuştuk!
Ellerimizde iki orta boy valiz vardı ve herkesin hayatı,
Ondan sonra artık o valizlerde ayrıldı.
Sonra, ilk defa bir küfür ettim ona hakikaten gitti.
Tam yedi ay hiç görüşmedik!
Ufağından, küçüğünden, ortasından,
Hiçbir valize, hiçbir bavula ihtiyacım olmadı.
Tam evime habisliyim derken anamın kanseri depreşti.
İş hayatımdaki on bir yılımı anama feda ederken de
Büyük bavulum vardı yanımda, hatta anamın acısız eceline,
Bütün hayatımı feda ederken de!
Oysa şimdi...
Tam yalnızımsa ilk kere!
Neden büyük bavuldu, öyle meraklı sorup duruyorlar?
Lazım oğlum, lazım, var mı diyeceğin?
Misal bu benim tek başıma ilk tatilim...
Kocaman büyük bavulumu yine hazırlamışım!
Şirketten eve, evden tur şirketinin anlaştığım yerden değil de
Biraz daha İstanbul içi bir yer belirlemesi üzerine oraya gidecektim,
Geçen yıl da kızımla giderken aynı şeyi yapmışlardı zaten!
Neyse ki iki orta boyu üst üste koyunca
Yine büyük bavulumuz yanımızdaydı.
Neden büyük bavul ha?
Ulan ilk defa yalnız tatile çıkıyorum İstanbul'un dibi delindi!
Zor bela kavuştum tur otobüsüne,
Neyse ki valizi aldılar derken, acıkıverdim!
Ramazan ya kapatmışız buradaki her bir yeri bu sefer!
Neyse ki yeni müdiremin bana verdiği krik kraklardan var!
Büyük bavulumuz...
Sana ihanet ettim sanma!
Bu sefer özgürüm ya!
Saatlerce yol yürüyüp kendi midemi yalnız dolduramadım bir türlü.
Ulan insan açık bir bakkalda mı bulundurmaz!
Migros'a girdim, yemek yiyecek yer bulamadım diye
Yemeğe küstüm ya gittim kendime iki kırmızı Tuborg ısmarladım!
Üç beş yoksa yedi miydi krik kraklarımı krankladım.
İstanbul'da yağmur hala ağlıyordu, beni bilirsin,
Çişim gelir, hata böyle anlarda gelemeyisicelerim gelir!
Ama merak etme!
Fena ötesi bir AVM tasarlamışlar ama belli ki
Burayı Katarlılara pazarlayamamışlar hala!
Kaç saattir buradayım ve sadece yazıyorum.
Zaruri ihtiyaçlarımı tenhalarda giderdim,
Biralar da sinirlerimi gevşetti hani!
Beni gören birkaç çift bir an bakıp, sonra umarsızca,
(Eminim beleş sevişgen noktaları arıyordular!)
"Abla! Bu merdivenler çalışmıyor mu?
Buradan böyle gitsek çıkış yok mu?" diyorlar.
Diyemiyorum ki "Yok, götünü eşşek sikesice,
Ben çok aradım da bulamadım, çok çişim geldiyse,
Bir cesaret şu yapım aşaması bitmeyecek markanın
Kenar duvarına saplıycan, çok içesin geldiyse kadın başına,
Lüplerken aç karnına kırmızı tuborglu yalnızlığı...
Neyse anlamazsınız zaten girdiğiniz yerden çıkın lütfen!
Ah be kendi yalnızlığım…
Ayakların üşüdü değil mi be cancağızım!
Nede olsa metruk bir binada hikaye yazmak kolay değil!
Asıl olay, İstanbul'da yıllardır olamayan bir AVM bulmakta!
Bu yazım sayesinde saatime, ramak kaldı ve evet İstanbul ben…
Ben senin, ağzının, tam orta yerine,
Tıpkı senin hep bana yaptığın gibi..içtim de, sıçtım da…
Az sonra da öylece bırakıp gideceğim de...
Ama itiraf edeyim!
Rastlaştığım insanlarca hiç bu kadar saygı görmemiştim.
Yolum uzun ve hala yağmur ağlıyor İstanbul ama artık neyse ki,
Kendime dairli büyük bavulum yanımda!
Ayaklarım üşüdü mesela!
Çıkarıp sandaletlerimi, evimin kış terliğini giyeceğim.
Zamana az kaldı, otobüsümüz birazdan kalkar!
Hadi size eyvallah!
Cemre.Y.

7 Nisan 2017 Cuma

İstanbul'da Yıldız Yok!

...İstanbul'da Yıldız Yok...
Ve ben asla o kadar büyüyemiyorum...
Annem ilk defa bizi terk ettiğinde
Hem de kışını, hiç bilmediğimiz diyarlara
Her yaz ailece olduğu gibi
Tatile gidiyoruz sanıyorduk biz!
Kardeşimi dedemlere bıraktı,
Beni ise amcamlara.
Zemheri ayazı bir kış sabahında
Biz yarın, yaz gelecek sanıyorduk!
Yarın yaz gelecek ve biz kardeşimle yine
Köyümüzün merasında
Sırt üstü yatıp çimenler üstüne
“İstanbul’da neden bu kadar
Yıldız yok ki?” derdinde oluruz sanıyorduk!
Gerçi ben anlamıştım!
Annemin…
Hatırladığım…
Beni ilk kokulu öpüşüydü o!
Saçlarının üzerinde,
O zamanların
Nereden gelirsen gel ama o köye geldiysen
Olmazsa olmazı kara bürüğü,
Üstünde ödünç alınmış köy bluzu
Altında çiçekleri
Bahardan önce açmış basma eteği ile
Zaten beni terk eden o kadın annem değildi!
“Gitme Anne'm!” diye ağlarken ben ardından
Her adımında
Arkasına bakıyor ve öylece ağlıyordu!
Kumarbaz bir adamın bir çare karısıydı o!
Ve şehir…
Çocukları, hiç mi hiç sevmiyordu.
Çocuğun varsa çalışamıyordun!
Üç köyün bir okulu vardı,
Bir okulun,
Beşerli sırası olan tek sınıfı,
Ortada bir soba,
Her sıra, ayrı sınıf demekti.
Ben dörde gidiyordum,
Kardeşimse üçe!
Neyse ki orada bari sınıf ayrımı yoktu aramızda!
Annemizin ayda bir, çuvallar dolusu
Bütün sülaleye yolladıkları içinde,
Bize ayrılmış küçük bir valiz olurdu hep!
Nedense,
En ilk onlar kapışılırdı
Kendi akrabalarımız tarafından!
Üşürdü ellerimiz,
Parmak uçlarımız morarırdı bazen!
Erkek olmasına rağmen küçüktü kardeşim
Ağlardı ellerini üfleyerek!
Yan sıradan uzatırdım ellerimi
Ne kadarsa bütün sıcaklığımı yollardım ona
Dersi bırakıp delik ayakkabılarını çıkarıp
Öperken ayaklarını,
Parmak uçlarından.
Öğretmenimizin bile,
Gözleri yaşarırdı bazen de
Alırdı bizi soba yanına!
Şehirliye torpiliyle suçlanırdı haksız yere.
İşte o zaman
Zangır zangır titreyerek ve ağlayarak
Tahtaya çıkar ve İstiklal Marşını okur gibi
Bağırırdım hepsine sus pus olup dinlerlerdi.
“Söz” derdim onlara
“Yemin olsun, and olsun, ahdolsun ki size!
Annem bir gün bizi buradan alırsa!
Hepinizi bizim okuduğumuz
Kaloriferli sınıflarda okutucam ""Söz!""
Hiç üşümeyecek elleriniz, ayaklarınız!
Ayşee!
Hani bana sorup durduğun o kokulu silgi var ya
Bıkacaksın onlardan "Söz!"“
Evet!
Büyüdükçe kaçtım!
Şimdi de kaçıyorum
Bütün köy çocuklarından köşe bucak!
Tutamadığım ilk ve son “Söz” ümdür onlar!
Ne kadar ucundan tutmaya kalksam
O kadar çoklar!
Ve ben asla o kadar büyüyemiyorum!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...