elbette etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elbette etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2026 Cuma

Kaybettiğimiz Yerden Toplarız

...Kaybettiğimiz Yerden Toplarız...
Sonra...
Kaybettiğimiz yerden toplarız elbet
Kendimizden kalanlarımızı.
Sarsılırız, sendeleriz, düşeriz de...
Ama asla sürünmeyiz.
Hele!
Hançer yaraları dolu sırtımıza...
Asla ayak bastırmayız.
Yorgun dizlerimizden destek alarak
Yine, yeniden dimdik ayağa kalkarız.
Korkulu kabuslu geceler de bitince
"Günaydın lan yaşamak!" deriz.
Cemre.Y. 

29 Kasım 2025 Cumartesi

Güneşli Günlerin Mevsimi De Gelecek Elbet

...Güneşli Günlerin Mevsimi De Gelecek Elbet...
Ey benim çiy damlasından yansıyan çiçek bahçem.
Yasemin kokulu saçlarına yağmurlar mı yağdı?
Ellerin de üşümüştür şimdi senin!
Burnunun ucu gül pembesine dönüşmüştür çoktan.
Gül kıvrımlı dudağının kenarına rüzgar değmiştir.
Bu puslu gri günlere kanma sakın.
Hele bir mevsimi geçsin sonbaharla kış ayazının.
Sıkı giyin bu aralar, hayata sıkı sarıl.
Güneşli günlerin mevsimi de gelecek elbet.
Cemre.Y.

29 Eylül 2025 Pazartesi

Güzeldi Tabi

...Güzeldi Tabi...
Bir kalbin OD hali, AŞK hali gibi değil mi?
O ateşle kıvıl kıvıl yanmaktayken,
Nasıl da gezinirdi damarlarımızda hızlıca.
Rengarenk kelebek kanatları gibi,
Süzüm süzüm süzülürdük her tarafa.
Güzeldi tabi, hayata ışık saçmak elbette güzeldi.
Cemre.Y.

6 Eylül 2025 Cumartesi

Ölü Yapraklar

...Ölü Yapraklar...
Güneş bile, bize hiç de haber vermeden ansızın yüzünü dönüp,
Kim bilir hangi ülkenin, hangi şehrine yazı müjdelemeye gitmişken,
Bulutlar elbette yine ağlayacaklardı ardından.
Alışıklardı ta kalubeladan ama...
Onlar bile bu sefer, kırılan hayallerinin yerine
Yeni hayaller kurmaya meyillenmişlerdi belli ki
Ve sanki bu sefer, hiç de hazırlıklı değillerdi bu yeni gidişe.
Oysa nicedir ölü yapraklar hazırlıklıydı eylülün gelişine,
Öyle ki gelen geçen çatur çutur basıp geçiyordu üzerlerine.
Hiç, hem de hiç düşünmemişlerdi,
Onların her birinin, bir zamanlar taze çimen yeşili olduğunu.
Rüzgarlar bile acımamıştı, her fırsatta savurup durmuştu onları bir köşeye.
Amma velakin, güneş kandırıyordu hep bizi.
Bu sefer gitmemeye, bu sefer kalmaya meyilliydi sanki ama!
Eylüle hazırlamadan, sonbahara uyarmadan öylece gitti işte.
Hiç, hem de hiç, geride kalanları umursamadan.
Küçücük bir not bırakmış çıplak bir ağaç dalına,
"Bekle beni!" demiş, "Beni bekle!"
Oysa yağmur bile aynı yağmur değil artık,
Her yer bol köpüklü çamur kıvamında, artık beklesem ne, belemesem ne?
Cemre.Y.

24 Ağustos 2025 Pazar

Günaydın Yalnız Gönlümün Kırk Yaması

...Günaydın Yalnız Gönlümün Kırk Yaması...
Yaz sonu serinliğiyle,
Pazar sabahı mahmurluğu el ele tutuşmuş
Hafiften omuz başlarıma dokunmakta.
Çıplak ayaklarımsa üşüyüp üşümemek arası utangaçlıkta.
Nefessiz nem yapışığı günler bitti sevgilim.
Yakında soyunur bütün ağaçlar,
Yer, gök sararır solmuş yapraklarla.
Henüz kışı düşünmeye meyilli değilim.
Lakin mevsimler geçip gidiyor bize hiç sormadan.
Sen gelmedin.
Sen hala gelmedin.
Sen hiç gelmedin.
Oysa sana ne çok "Günaydın sevgilim!" biriktirmiştim.
Olsun.
Ben yine kendi kendime söylerim.
"Günaydın pazar sabahım,
Günaydın yalnız ömrümün kırk yaması
Günaydın ey sevgili kendim, elbette günaydın."
Cemre.Y.

25 Temmuz 2025 Cuma

Uyu... Yavrum... Uyu

...Uyu... Yavrum... Uyu...
Neredeyse aklıma düşecektin bu gün,
Neredeyse sızım sızım sızlayacaktı ciğerimin köşesi!
Durduk yere yine...
Özlemelerin iskelesinde tek başıma oturmayayım diye,
Yordum kendimi tüm gün!
Önce toz, kir ne varsa yudum, yıkadım, yok ettim evimden,
Sonra sanki misafir gelecekmiş gibi
Tencereler dolusu yemekler yaptım ne zaman yerim bilmem.
Tam nihayet yine gittin aklımdan da yüreğimden de derken.
Kalbimin notaları çook eskilere götürdü beni,
Sana rast makamı şarkılardan ninniler söylerdim ya hani!
Elbette bütün ninnilerinin hepsi,
Ahmet Kaya'dan şarkılar, Yusuf Hayaloğlu'ndan şiirler değildi.
Sana rast makamından sözünü içime yuttuğum,
Bir sürü şarkının nağmelerini sunardım her biri, birer ninni gibi.
"Vuslatından gayrı el çektim yeter ey bî-vefâ
Dilfigar ettin beni şimden geru eyle safâ"
Ne de güze söylerdi Muazzez Abacı!
Sonra Nesrin Sipahi ile Nihavent Makamından
"Biraz kül biraz duman, o benim işte..." diyerek devam ederdik.
Daha da olmadıysa,
Kürdili Hicazkara geçer Mediha Sen Sancakoğlu'n dan,
"Bu ateşi sen yaktın içime, gel de sen söndür." diyerek
Beraberce ağlardık sen kollarımdayken.
Ağlayınca herkesin uykusu gelirdi zaten,
Uyu...
Yavrum...
Uyu...
Cemre.Y.

11 Temmuz 2025 Cuma

Elbet Bir Gün Şöyle Ağız Dolusu Kahkahaların Da Zamanı Gelecek

...Elbet Bir Gün Şöyle Ağız Dolusu Kahkahaların Da Zamanı Gelecek...
Dudağımın kenarına izinsiz yerleşiveren uçuk yarası
Gülümsemelerimi acıtsa da,
Gelip konmalaranının zamanını aksatmadığı için
Her yıl aynı zamanlarda sadece onu ve kendimi affediyorum ben.
Ötesi hep...
Vakitsiz gelip geçen hayat kırığı zaten.
Durup durup yüreğimi incitmeye değmez diyerek
Sağ elimi de kalbimin üzerine koyarak
Acıtmadan, incitmeden, üzmeden,
Hafiften bir tebessüm yerleştiriveriyorum dudaklarıma.
Elbet bir gün şöyle ağız dolusu kahkahaların da zamanı gelecek.
Cemre.Y.

9 Mart 2025 Pazar

Geçecek Elbet!

...Geçecek Elbet!...
Bugünlerde nazlı bir çocuk gibi,
Usul usul okşuyorum, artık uzamaya başlayan saçlarımı.
İncecik olsa da iki belik yapıp yanlardan sarkıtıyorum.
Sevilmeyi özledikçe acıyan ciğerlerimiyse,
Battaniye altı buharlı tencerelere solutuyorum.
Nicedir kendimi önemsemeyi unutmuşum ki,
Durduk yere hastalanıp yataklara düştüğümü anlayınca da,
Gündüz vakti birkaç mum yakıp,
Radyodan en güzelinden sözsüz bir müzik açıp,
Yavaş yavaş okşuyorum yüreğimin yufkasını.
Geçecek elbet!
Bugünler de geçecek.
Cemre.Y.

28 Haziran 2024 Cuma

Olamadık, Gitti, Bitti!

...Olamadık, Gitti, Bitti!...
Hiç olmayacak bir vakitte,
Hiç yoktan,
Ayrık otu gibi birden ortaya çıkıvermiş de,
Yıllar yılı, hayata tutunmaya çalışan,
Asma yaprağının dalına asılmış kırmızı kurdelayım şimdi.
Tutunsak da, bırakmasak ya birbirimizi!
Biliyordum elbet...
Öyle, üç beş yeşil yaprak, iki dal ile,
Şarap falan olmazdı bizden de!
Ne bileyim, kim bilir?
Belki birer fincan sade kahve eşliğinde,
Üzüm üzüm, iki gözüm, akacaktık ömürlere.
Ya da yapraklarımızdan sarılan sarmalarla,
Mutlu boğaz ilmeklerinden geçerken,
Bayram gelmiş sanırlardı hayatlarına.
Öyle nakış nakış, ince ince,
Sarıla sarıla mutlu ederdik herkesi.
Zaman işte!
Suyum yetse, toprağım yetmedi.
Güneşim yetse, bağım yetmedi.
Olamadık gitti, bitti.
Cemre.Y.

23 Temmuz 2022 Cumartesi

Yara

...Yara...
Ben bu hayatta çok incindim,
Hiç incitmemeye de hep gayret ettim.
Lakin incitilmişler tarafından da,
Zulüm gibi incitilmelere de çok maruz kaldım.
Böyle zamanlarda bıkmadan, usanmadan,
Onlara eski yara izlerimi gösterdim.
Elbette aynı değildi yaralarımız,
Ama en azından…
Bütün içinin yağları erircesine,
Beni hiç acımadan incitenlere…
"Ben de bunca yara almamışken,
Sizi tek harf incitici laf etmedim!
Kırmadım, dökmedim,
Vazgeçmedim" i gösterdim sanırım.
Ve evet…
Hiç de öyle incilerim falan da dökülmedi.
Cemre.Y.

6 Haziran 2022 Pazartesi

Adı Üstünde Geçmiş!

…Adı Üstünde Geçmiş…
Sen her ne kadar, bütün geçmişlerini sarıp sarmalayıp,
Güzelce uğurlayıp, sarı sandıkların içine kilitlesen de…
Unuttuğun pencerelerden, sarı bir zarf gelir sana, isimsiz!
Anılarını, birer birer vurur, yüzüne, yüzüne.
Oysa bir düşünsenize!
O sarı zarfın içini açan her kimse,
Kim bilir, geçen yıl çok mutluydu,
Oysa şimdi, mutsuz ve yalnızsa,
O gününü hatırlamak çok mu hoşuna gider sizce?
Ya da tam tersi olsun,
Geçen yıl bugün,
O insan depresyonda olsun ama şimdiyse çok mutlu olsun.
Geçmişine baktığı anda solmayacak mı gülüşü?
Her halukarda,
Geçmiş buruk bir tebessümden başka bir şey midir ki?
Elbette geçmişi unutmayacağız ama
Her gün geçmişle yaşamayı alışkanlık haline getirirsek,
Şimdimiz de geçmiş olduğunda,
Gelecek mutsuzluklarla dolu olacaktır.
Adı üstünde, geçmiş!
Dünümüzü unutmadan, şimdiyi, ne kadar yaşayabilirsek,
Yarınımızdaki dünler, daha mutlu, daha sağlıklı, daha huzurlu,
Daha sevgi dolu olacaktır kanaatindeyim.
Son söz; Ben geçmişimi yeniden yaşamak istemiyorum.
Bugünüme dair, elinde ne var?
Cemre.Y.

18 Şubat 2022 Cuma

Toz Oldu, Bitti!

…Toz Oldu, Bitti!…
Sebepsiz öfkesine,
Gereksiz kibrini katık ederken,
Sabır taşının da,
Paramparça olabileceğini hesaba katmalı insan.
Üstüme yüklenen yüklerin ağırlığındaki
Feryatları “Kapris” olarak değerlendirirken ise,
O taş parçalarının da toz olabileceğini hesaba katmalı.
Elbette hiç kimse, bulunmaz hint kumaşı değildir.
Evlat bile vazgeçebiliyorken anasından!
Herkes herkesten ve her şeyden vazgeçebilir.
Sabır taşım sadece parçalanmadı, toz oldu!
Bitti!
Cemre.Y. 18.02.2014

24 Eylül 2021 Cuma

Mesele

…Mesele…
Her zaman bulutlu günlerde yaşanmadığı gibi,
Her anımız da, güneşli geçmiyor elbette!
Mesele...
Bulutla da, güneşle de,
Yağmurla da gülüşle de,
Kış ile, yaz ile de iyi geçinmekte.
Yoksa baharlar gelip geçiyor bir şekilde.
Her zaman zifiri gecelerde yaşanmadığı gibi,
Her anımız da, yıldızlı, yakamozlu geçmiyor elbette!
Mesele...
Akşamına vardığın her günün, her saatinin,
Her dakikasıyla, her salisesiyle iyi geçinmekte.
Yoksa zamanlar gelip geçiyor bir şekilde.
Cemre.Y.

24 Kasım 2020 Salı

Gönlümü Üzdün


...Gönlümü Üzdün...
Her ne kadar kin tutamasamda,
İçimden...
"Sen benim,
Gönlümü üzdün!" dediğim insanlar vardı elbette.
Cemre.Y.

9 Ekim 2020 Cuma

Günaydın, Kahve!


...Günaydın, Kahve!...
Gecesinde süslenip püslenmiş,
Zülüflerini yıldızlara takmış,
Yenilenmiş, gençleşmişti.
Bu gece onun için özeldi, önemliydi.
Etrafını saran kalabalıkta gözleri onu aradı.
Kadın, gelmemişti.
Kadının gözleri yaralıydı,
Beklendiğini bile hissetmemişti.
Sancılı geçen gecesi bitip gün doğunca,
Usulca çıktı sokağa!
Galata Kulesinin ihtişamlı açılışını,
Gazete manşetlerinde okumamıştı daha!
Gitmeden önce,
Eteğindeki kafeye oturdular kızıyla,
"Günaydın, kahve!" dedi kızı
Yosun gözleri, yorgunca gülümserken!
Geçecekti elbet bu yorgun gülümsemeler.
Eninde sonunda,
Sade kahveyle de güzelleşirdi hayat.
Vedalaşmadan ayrıldılar kulenin tepesiyle,
Nasılsa daha çok gelinirdi,
Şu gözlerin canı orada kaldıkça!
Hem kim bilir belki bir gün,
Balkonundan el sallarlardı sevdikleriyle.
Cemre.Y.

2 Temmuz 2020 Perşembe

Patates Salatası


...Patates Salatası...
Az evvel elimde poşetlerle parkın köşesinden geçerken,
Parkın girişinde oturmuş iki genç kızdan biri,
Telefonda konuştuğu kişiye;
"Elindeki mavi poşetlerle sana doğru yürüyen,
Siyah tişörtlü, mavi kaprili, şişman,
Koca göbekli kadına doğru gelirsen beni bulursun,
Hatta hamile bile olabilir!"dedikten sonra
Bana bakarak kıkır kıkır gülmüş olabilir mi?
Evet!
Maalesef olabilir!
Hayatım boyunca her zaman,
Her şeyin olduğu gibi bu da olabilir.
Daha geçen gün kuzenlerinden birinin engelli çocuğu,
Salonda oyun oynarken kulağıma eğilip;
"Bu kadar kara olmasan ve gözlerin de doğru baksa,
Büyüyünce senlen evlenebilirdim." de demişti zaten!
Ömrü hayatım boyunca,
Bir tek kere olsun insanların kusurlarıyla,
Eksiklikleriyle, engelleriyle,
Yahut fiziki halleriyle dalga geçmedim.
Bir kez olsun böyle şeyleri,
Dedi kodu malzemesi veya alay bahsi etmedim.
Peki ne demeye zaman zaman
Böyle şeylere hem de tesadüfen tanık olup duruyordum?
İnsanların yarım yanını kovalayıp,
Onları oradan vurmak,
Ne zamandan beridir öğreti olmuştu çocuklara da
Ulu orta sokak ortasında bunlara maruz kalıyorduk!
Evet elbette ki doğru söylüyorlar lakin,
En çok da zaten kusuru olan bilmez mi ki
Kusurunun ne olduğunu da,
Bunu yaraya tuz ruhu basar gibi nefretle tükürmekteler!
En son, seksen kiloyu aşmama ramak kalmışken,
Sanırım on bir yıl önce falandı.
O zaman ki şirketimden eve doğru yürürken,
Yine sokakta oynayan çocuklardan biri,
Sanki hiç şişman görmemişler gibi;
"Aaa kadına baakkk!
Ne kadar güzel ama ne kadar da şişmaannn!" demişti.
Bütün çocuklar kıkır kıkır gülerken,
Hep beraber bir şarkı tutturmuşlardı ardımdan.
"Şişşmmaaannn, şiişşşkooo!" diye.
O günden sonra, yemeyi içmeyi kesmiş sürekli yürümüştüm.
Öyle ki bütün yiyecekleri sadece burcu burcu koklayıp,
Şöyle bir kaşığını ağzımda çiğneyip,
Yutkuna yutkuna yutmadan tükürür olmuştum.
İkinci ayın sonunda tam tamına otuz beş kilo vermiş,
Yine işimden evime aynı yoldan dönerken,
O çocuklara rastlamıştım işte!
Çocuk beni hemen tanıyıp;
"Aaa!
Bu geçen buradan geçen şişman abla,
Ama sanırım karnını matkapla delmişler,
Baksanıza kürdan olmuş bu, kürdaann!" demişti.
Yine bütün çocuklar kıkır kıkır gülüşürken,
Bir şarkı tutturmuşlardı ardımdan.
"Kürdaann, küüppkürrdaannn!" diye.
Oysa beni tanıdıklarında
"Vay be!" diyeceklerini sanmış içten içe de sevinmiştim.
Eve gittim, iki aydır yemediğim kadar çok ağladım.
İki aydır ağrıyan ayak bileklerime,
Ayağımın su toplamışlığına da ağladım.
Ertesi gün durduk yere hastanelik oldum.
Meğer yaptığım o ölüm orucu
Bütün bağışıklık sistemimi çökertmiş.
Üstüne gönül kırgınlığı da eklenince,
Hastane yolları ambulansla aşılmış!
Doktor "Bir tek mikrop alırsan ölebilirsin bile!" demişti.
Bu sefer ne birilerinin bana şişman demesi umurumda,
Ne de birilerinin bana kürdan demesi.
Ne birilerinin kusurlarımı yüzüme çalması umurumda
Ne de "Dünyada senden güzelini görmedim!" denmesi.
Bu sefer hiçbir şey umurumda değil!
Yarınım hariç!
Öyle psikoloji danışmanları,
Ya da entel dantel felsefecilerin dediği gibi,
Öyle kusurlarımı sevemiyorum ben!
Ya hep fazlayım ya da hep çok eksik.
İyi falan da değilim!
Tam depresyona gireyim diyorum,
Kendi depresyonumu çekecek mecalim de yok!
Ahvalimi soranlara selam ederim lakin
Corona var, ne sımsıkı sarılabilir ne de ellerinden öpebilirim!
Neyse patates haşlıyordum ben!
Gidip ona bir bakayım.
Hiç yoktan!
Sabah kahvaltısında patates salatası yiyeyim!
Cemre.Y.

1 Ocak 2020 Çarşamba

Yosun Gözlüm

...Yosun Gözlüm...
Ey benim,
Gülüşünde gül demetleri kuruttuğum,
Ey benim,
Lale devri kağıttan kayıklarına dualar savurduğum.
Ey benim,
Koynumda hayallerini ısıttığım yosun gözlüm.
Elbet senin de gelecek,
Kaderini baştan yazacağın en güzel devrin.
Elbet senin de gelecek,
Rüyalarını baştan yaşayacağın en güzel günlerin.
Cemre.Y.

30 Aralık 2019 Pazartesi

Yaşlanmış

...Yaşlanmış...
Onu en son gördüğümde,
Geçmişinin ayıplarını silecek özürler arıyordu kendince.
Kelimelerce, cümlelerce bocalamaktaydı ömrü!
Pişmanlıklarına helallik alabilse rahatça yaşlanabilecek gibiydi.
Alamazsa da...
Bir yolunu bulamayacak arafında boğulacaktı sanki.
Çocukluğumu onun çocukluğuyla buluşturup,
İkisini de kimsesizlikleriyle sarıldıttırdığımdan beri!
Benim omuz başlarımdaki affetmeme ağrılarım geçti.
Onun kendi iç hesaplaşmaları prostat derdine gark oldu.
Lakin o, bu kadarına bile razıydı sanki.
Az önce dış kapımın zili çaldı, kapısı tıkladı.
Elbette ki buyur ettim içeri.
Gözlerinin içi sevinerek gelip koltuğumun ucuna yerleşiverdi.
Ne çay istedi, ne de kahve!
Merak etmiş beni, nicedir niceyim diye.
Çok da muhabbetle olamasa da,
Yine de eski bir ahbabımıza rastlamış gibi öptüm elini,
Sevindi.
Hapisteki hayırsız oğlundan,
Ondan olan torunlarından bahsetti.
Sülalesinde kim kimi boşamış,
Kim kimin üstüne kuma gitmiş,
Köydeki mahallesinde ne olmuş,
Ne bitmiş anlatıverdi bir çırpıda!
Şaşırdı hiçbirini kınamadan öylece kabullenip,
İyi olmuş demelerime.
Yaşlanmış...
Yaşlandığı yetmiyormuş gibi iyice de ihtiyarlamış.
"Ama sen,
Bize bunların hiçbirini etmedin!" dedi mahçupça yere bakarken.
"Evet baba, o yüzden sıra sıra altın madalyalar taktınız bana,
Bak, ilk torununuz orada kendi hayat mücadelesini vermekte,
Lakin hiçbiriniz ona bari el uzatmadınız, buna rağmen hem de,
Ne kimsenin dostu oldum, ne de kimsenin metresi!" dedim de...
"Bundan sonra ben varım torunumun yanında." demedi ya la!
Yaşlanmış...
Yaşlandığı yetmiyormuş gibi iyice de ihtiyarlamış.
Epeyce ağarmış uzatmaya başladığı sakalları,
Saçları seyrelmiş belli ki başına kasket takmış!
Usulca kalkıverdi yerinden,
Geldiği gibi çıplak ayaklarıyla usulca gidiverdi merdivenlerden!
"Çıplak ayakla gezme bu soğukta,
Hasta olacaksın bak!" diye seslenirken ardından,
Durdu, yüzüme baktı,
Utangaç çizgilerinin ardına sakladı gözlerinin sevincini,
Sanırım son kez sarıldık baba kız birbirimize,
Hiç dokunmadan, hem de sımsıkı!
Gözlerinin yaşını sildi,
İki alt katımdaki evin kapısından içeri süzüldü.
Binanın otomatik ışığı söndü.
Kapımı kapadım.
Rahmetli anam, oralardan bir yerlerden ikimize gülümsedi.
Evet, iyi geceler anne'm.
Cemre.Y.

21 Aralık 2019 Cumartesi

Mülteci Eylem

...Mülteci Eylem...
Benim de mülteci eylemlerim oldu elbette!
Seni sevmek gibi.
Ve benim de itirafçı hallerim oldu elbette!
Seni unuttuğumu hatırlamak gibi.
Cemre.Y.

13 Aralık 2019 Cuma

Severim Tabi


...Severim Tabi...
Ah be yürek boşluğum...
Hani hasbelkader olur ya aniden...
Senin adın geçse herhangi bir filmin repliğinde,
Benim yüreğimin telleri titrerdi.
Ah be ciğer çiziğim hani hissikablel vuku olur ya birden!
Senin kokun esse en seher yelinden,
Benim burnumun direği sızlardı.
Ah benim unuttuğumu unuttuğum...
Senin gülüşüne benzese küçücük bir çocuğun tebessümü,
Benim bedenim bahara yeşillenirdi.
Hani soruyorlar ya!
"Bir daha sevebilir misin?"
"Sevebilirim elbette!
Lakin...
Misal aynı misal değil!
Kışın sobayı seversin misal!
Yazın denizi!
Ne bileyim...
Sehpanı seversin misal,
Yahut yeni aldığın koltuk kılıfının rengini.
Velev ki bunlar yitip gittiğinde...
Yoklukları boşluk yaratmaz nefesinde!
Bilmem anlatabildim mi?
Neyse şimdi ömre kurumsallık katmak lazımsa madem!
Ahde vefa niyetine...
Derin bir nefes alıyoruz...
Yavaşça bırakıyoruz...
(İşe yaramıyor bilirim!)
Şöyle ağıza buruna yastık falan tıkamadan...
Ciğerin yettiği kadar,
İçinin boşluğu dolana kadar,
Lunaparkta hızlı trene yokuş aşağı salınmış,
Sonra aniden göğe uçurulmuş kadar avaz avaz...
Kaç sessizlik yuttuysan hepsini bağırıyoruz!
"Bir daha sevebilir miymişim!"
"Severim tabi, o sevdi ya hani!"
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...