radyo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
radyo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2025 Pazartesi

Bize Dair Ne Varsa Kırıldı Çoktan

...Bize Dair Ne Varsa Kırıldı Çoktan...
Yıllar öncesi bizden giderken,
Burnunun ucunu bıraktığın ayna izine,
Yıllar sonrası sana en son baktığım taraf olan yana
İki dudak arası kocaman bir öpücük konduramazsın.
Zaman izin vermez buna.
Zira çoktan alıştım ben yokluğuna.
Yine yakıp yıkıp, kırıp döküp gitsen ne fayda!
Çünkü çoktan yıktın sen bizim çekirdek ötesi ailemizi.
Yıkıldı evlerimiz, şehirlerimiz,
Bize dair ne varsa kırıldı çoktan.
Aynamızın sırrı bile döküldü görmedin mi?
Ben değiştirmeye kıyamadım,
Sen bizden kalan o son bakışları da paramparça etmeye.
Lakin biz hala orada kaldık sanma!
Bir kış ayazında sildim bütün izlerini.
Radyoda Fransızca şarkılar...
Yanımda sen..
Gidiyoruz işte uzaklara.
Yosunlu buz tuttu her yanımız.
Ben alıştım küllerimden yeniden doğmaya da,
Fakat kedi canlı da değilim ya hani.
Yaza kalır mıyız işte onu bilemem.
Belki bir tutam yıldız tozu olup, seriliveririm saçlarına.
Şimdi değilse de, elbet bir gün, ben, iyi hatırla!
Cemre.Y.

30 Ağustos 2025 Cumartesi

Olamaz Mıydı, Bence Olabilirdi

...Olamaz Mıydı, Bence Olabilirdi...
Sana kulak memesi kıvamında şefkatler biriktirmiştim oysa.
Hani böyle sarılınır ya en kocamanından,
Sanki kalpler yer değiştirmiş gibi birbirine atar ya
Öyle derin, öyle sıcak sevdalar biriktirmiştim oysa.
Akşam önü, ikindi vakitleri yavaştan yaklaşınca,
Sen mangalı yakardın hafiften,
Ben penceresi denize bakan mutfağımızda salata yapardım.
Şöyle acılı şalgamı da rakıya yakıştırdıktan sonra,
Günbatımını şereflerimize tokuştururduk misal.
Buselerimizden bizi, bize içerken,
Radyodan denizi dalgalandırırdı kanun taksimi.
Olamaz mıydı, bence olabilirdi.
Hayallerimizin hayalini bile bize, çok görmeselerdi,
Olabilirdi.
Cemre.Y.

9 Mart 2025 Pazar

Geçecek Elbet!

...Geçecek Elbet!...
Bugünlerde nazlı bir çocuk gibi,
Usul usul okşuyorum, artık uzamaya başlayan saçlarımı.
İncecik olsa da iki belik yapıp yanlardan sarkıtıyorum.
Sevilmeyi özledikçe acıyan ciğerlerimiyse,
Battaniye altı buharlı tencerelere solutuyorum.
Nicedir kendimi önemsemeyi unutmuşum ki,
Durduk yere hastalanıp yataklara düştüğümü anlayınca da,
Gündüz vakti birkaç mum yakıp,
Radyodan en güzelinden sözsüz bir müzik açıp,
Yavaş yavaş okşuyorum yüreğimin yufkasını.
Geçecek elbet!
Bugünler de geçecek.
Cemre.Y.

28 Ocak 2020 Salı

Yalnızlık Senfonisi

...Yalnızlık Senfonisi...
Sabah sabah...
Radyoda çıkan şarkıya burnunun direği sızlar mı insanın?
Tamam...
Hava aydınlanmamış daha,
Tamam yoldayım,
Tamam yağmur da yağıyor lakin!
Şarkıda...
"Hangi şehir bizi bağrına basar." diyor ya...
Nasıl akmasın şu gözyaşları,
Nasıl oluşmasın boğazının ilmeğinde bir yumru!
Hani hep diyorum ya,
Gün...
Bir şekilde geçiyor da...
Lakin üstüne bir de şu geceler olmasa!
Nasıl da omuz başlarına yükleniveriyor,
Bütün bir ömürlük gecelerin yırtıcı sensizliği.
Gayri sözlü şarkılar dinlemem diyorsun,
Bu sefer de o da şarkı olmuyor ki azizim.
Sesleniyorsun kimsesiz gramofona!
Çal oradan bize bir yalnızlık senfonisi.
Cemre.Y.

5 Eylül 2019 Perşembe

Ben Ve Yüreğim Ve Kalbim Yorgunuz Zaten

...Ben Ve Yüreğim Ve Kalbim Yorgunuz Zaten...
Evime giden yolları okumakta olduğum kitabımın
Şimdiye kadar ki en sevdiğim bölümüyle aşmışım.
On altışardan üç katı geçip kapımın kilidi açmış, 
Soyunup dökünüp ayaklarımı sehpaya uzatmışım.
Bir sigara yakıp voyage müzikleri eşiliğinde 
Yorgun ayaklarımı sonbahar meltemi okşuyorken hafiften açık pencereden.
Şimdi bir şiir yazsam dedim ya içimden!
Caydım sonra fikrimin zikrinden.
Durduk yere birileri çıkacak bir yerlerden, 
Sanki yanlışlıkla bir vakitte kendimi şair ilan etmişim gibi,
Sokağımda,
Yün yataklarının yünlerini kaldırıma döküp lime lime  eden yaşlı teyzeler gibi,
Yüreğimin süzgecinden geçip 
Kelimelere yazılmak için çırpınan onca cümlemi iğdiş edecek!
Ne gerek var dedim şimdi durduk yere şiir etmenin 
Ben ve yüreğim ve de kalbim yorgunuz zaten
Radyoda Voyage müzikleriyle kapattım gözlerimi, şiir içiyorum içimden.
Cemre.Y.

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Kadınla Adam

...Kadınla Adam...
Rahmetli annemin,
Polis radyosunu dinlediği zamanlardan birindeydik,
Anacığım kapı komşusuna akşam gezmesine gitmiş,
Baba desen her zamanki gibi kahvede pişpirik oynamakta,
Abla kardeş çocukluk canlarımız sıkılmış,
Ellerimize, her gün, türlü oyunlar oynadığımız,
Yandaki marangozhaneden aşırdığımız çekiçlerimizi almış,
Kararlıydık bu akşam,
Radyoda hiç usanmadan,
"Kimseye Etmem Şikayet" i söyleyen o kadınla,
"Bülbül Aşıkmış Güle"
Şarkısını söyleyen adamı çıkaracaktık içinden.
Vura kıra parçaladık pilli radyoyu lakin,
İçinden çıkaramadık bir türlü kadınla adamı.
Önce Zeki Müren gitti, epeyce sonra da anam!
Çok sürmedi gidiş araları ya,
Müzeyyen Senar'la,
İçli bir şarkının es notalarında kavuştular.
Cemre.Y.

28 Mayıs 2019 Salı

Kal İstersen

...Kal İstersen...
Pes etmedim lakin...
Vazgeçtim.
Gayri beklemekten,
Lime lime sandık lekesi olmuş,
Nice umudum, nice hayalim varsa,
Nice rüyam, nice nice olmayan neyim varsa...
Hepsinden vazgeçtim.
Bir sigara yaktım,
Radyo Voyage'ı açtım,
Kapattım gözlerimi,
Derin bir nefes aldım,
Sonra yavaşça bıraktım.
Sonra bir kez daha,
Bir kez daha derken,
Tam üç kez tevbe ettim,
Dün'ümün, bugün'ümün olmayanlarına
Bir kez daha hayıflanmayacağıma dair!
Pes etmedim lakin...
Vazgeçtim.
Şimdi an'lar var ciğerimde en derin nefesinden.
Gel istersen.
Sev istersen.
Kal istersen.
Her kim'imsen.
Cemre.Y.

27 Ocak 2019 Pazar

Geldin Mi?

…Geldin Mi?...
Hüma hanım ile Mahur bey eski bir radyo frekansında buluştular.
Yine yanık bir hüzzam kalmış masada.
Kol düğmelerine gerek kalmamış bir sevdanın en ayrıntısında.
Kırık kalpler durağında artık bekleyen kalmamış,
Kalmışsa da hiç uğramadım, acizlik kadar da zavallılığıma!
Avaz avaz bağıra çağıra haykırdım, yazdım evet de!
Hiçbir zaman diliminde kendime acımak aklıma gelmedi.
Seviyorum ben kendimi.
Hem de her yoksulluğuma,
Hem de her yoksunluğuma rağmen.
Öyle şarkıdaki gibi bitmiyor her şey…
Ne "O mahur beste çalar Müjganla ben ağlaşırız!"
Ne de "İki küçük, kol düğmesi…"buluşamadı birbirleriyle.
Geldin mi?
E hoş geldin efendim!
Sorgulamayacağım bundan gayrı!
Kim, kime geç kalmış,
Kim, kime erken!
Geldin mi?
E hoş geldin efendim!
Ama, sen bana bir, kal be!
Cemre.Y.

25 Aralık 2018 Salı

Soğuk

…Soğuk…
Bazı gecelerde de radyoyu açarsın,
Sana ve yalnızlığına ninni olsun diye.
Kendini uykuya ikna etmişken yumulursun yatağa!
Sonra birden bir şarkının sözleri çıkar gelir kulaklarına.
Darmaduman eder uykunun sıcaklığını.
Yüreğin kavrulurken acıdan,
Soğuktur...
Artık soğuktur her yer!
Cemre.Y.

16 Kasım 2018 Cuma

Veda

…Veda…
Rahmetli anamdan kalma antika radyonun içindeki ses,
"Ben seni unutmak için sevmedim." diyordu yine içli içli ağlayarak.
Ve ben dudağımda geçmişin acı zehirine benzeyen o buruk tebessümümle,
Yine, yeniden yanılmış olmanın, aldatılmışlığın gamlı kederiyle,
Daha dün gece zülüflerimi yüzüne döktüğüm adamla son kez vedalaşıyordum.
Cemre.Y.

21 Haziran 2018 Perşembe

Cancağızım

...Cancağızım...
Kadın verandada oturmuş okyanusa doğru derin derin bakıyordu.
Bütün kışları ruhunu dondururken,
Yalnız yağmurları evinin camlarını ağlatırken,
Sisli camların içinde boğulmaktan korkarak hemencecik bir kalp çizip
İçine koyacağı isimlerin
Baş harflerinden diğerinin ne olacağını bilemezken,
Hep bugünü beklemişti.
Nihayet yazın başladığı gündü o gün...
Kalktı, radyosunu açtı son ses...
Biliyordu ki sıradaki şarkı hangisiyse artık ona gelecekti.
Şansına Keiko Matsui-Steps Of Maya çıktı.
Kadın içinden coşan bir sevinçle gülümseyerek teşekkür etti evrene!
Mutfağa gitti, dolabı açtı,
Şöyle güzelce bol buzlu en sevdiği birasını kadehine doldurup
Verandasındaki yumuşak koltuğuna iyice kuruldu.
Bir sigara yaktı.
Astımına aldırmadan deriin bir nefes çekti.
Birasından içten bir yudum aldı.
Okyanusun dalgalarını seyretti,
Köpüklerin şehvetengiz bir şekilde kumlarla sevişişini...
Sonra gözlerini kapattı.
Yine gülümsedi.
Bu sefer tamamen içindendi, eksiksiz bir gülümsemeydi,
Nihayet tam'dı yani.
Gözlerini huzurla yeniden açtığındaysa
Daha yarım saat önce yemek sonrası yürüyüş için tatlı tatlı atıştığı
Birkaç yıllık kocası tam da burnunun dibindeydi.
Adam gülümseyerek
"N'oldu hatunum,
Yıllar önce bana verdiğin söz ile seninle koşarım bile deyip de
Yarım saat önce dizinin ağrısını bahane edip
Beni yalnız başıma,
Yürümeye yolladığını mı düşünüyorsun öyle hınzır hınzır!" dedi.
Şimdi de radyoda
"Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam!" çalınıyordu son ses.
Kadın adamının burnunun ucuna bir öpücük kondurarak radyoyu işaret etti.
Adam hemencecik anladı.
Yürüyecek mecali olsaydı kadını onu asla yollamazdı.
Üzülüverdi kadınının dizinin ağrısına!
"Aman be sultanım sabah yürüdük zaten,
Hem bu kısacık yalnızlıklar da iyi geliyor bize,
Ben giderken seni özlüyorum, sen kalırken beni.
E!
Fena mı yani!" diyerek,
Kadının kemiğinin içinden ağrıyan sağ dizinden öpüyor.
Kadının aklına annesi geliveriyor birden!
"Hala öpünce geçiyor muş be anne'm." diye geçerken içinden
Burnunun direği sızlayıveriyor.
Adam bir an utanıyor yaptığı hareketten,
Sanıyor ki yarasının yerini gösterdi diye üzüldü kadını!
Kadın usulca doğrulup öpüyor adamı yüreğinden.
Zamane hatunları gibi lafı eveleyip gevelemeden,
Türlü çeşit dolambaçlı dolaylı tümleçlerle adamının beynini yormadan
"Hakikaten saf sevgiyle, şefkatle öpünce geçiyormuş be adam,
Anam da böyle öperdi, çocukluğumdan öptün ya sen beni,
Hadi biraz yüzelim madem!" diyor.
Adam anlıyor!
Adam için,
Bir kadını anlayabilmek kadar daha büyük bir mutluluk yok dünyada!
"Şimdi bu ne demek istedi?" yok.
"Ya ben yine ne yanlış ya da doğru yaptım?" yok.
"Anam bu kaç yıl öncesinden bir gönderme acaba?" yok.
"Tüh ya!
Kadınımın dizi ağrıyor diye benle gelemedi ama
Ben az önce kumsalda tek başına koşan o genç hatunun
Löp löp atan sağ ve sol lobuna gözlerinin takıldığını mı hissetti acaba!
Yok yok o kadar da değil…"
Ama en azından anlık göz atışı olduğunu da hissetmiştir kadını.
Yani o genç hatun sadece savura savura koşuyordur.
Adamı zihninde onu o kumsala yatırıp
Gençliğinde olduğu gibi hayalinde sevişmemiştir en azından!
Kaldı ki hatununun da zaman zaman,
Yakışıklı bir bey'e gözleri takılıp kalmıyordu hani.
Neyse ki sadece birbirlerine bakıyorlardı uzun uzun,
Hatta bazen hiç göz kırpmadan!
Üstlerinde ne varsa soyunup el ele koşuverdiler okyanusa...
Artık eskisi kadar uzun süreli yüzemiyorlardı,
Hemen yoruluyorlardı zaten.
Durup, ufka baktılar, güneş batıyordu,
Göz göze geldiler, uzunca öpüştüler!
Kadının epeydir jöle gibi olan memeleri
Ne kadar da diri görünüyorlardı akşamın serin sularındayken.
Adamının epeydir uyuyan prensi nasıl da uyanabilmişti böyle birden!
Aylardır güvenli yataklarında birbirlerine sunamadıkları mahremlerini,
Mahremsizce sundular birbirlerine!
Zaman...
O anlar'da durmuştu sanki iki sevgiliye...
Mutluluk sarhoşuydular,
Sarılıp, öpüşüp kumsala, verandalarına baktılar uzun uzun...
Orası mutluluklarının ilk durağıydı, bu okyanus ise son durağı!
Neredeyse öleceklerdi hazzın doruğundan.
Sonra gözleri ışık oyunu oynadı onlara.
Verandalarına yaklaşan iki genç vardı, bir kız, bir oğlan!
Yüzlerini yeniden yıkadılar, yeniden baktılar ama hala oradaydılar!
Ah ne kadar da...
Oğlan adamının, kız da kadının gençlik fotoğraflarına benziyordular!
Kızla oğlan konuşa konuşa verandadan eve geçtiler!
Hırsız mı yoksa bunlar!
Odaları teker teker gezip tekrar verandaya çıktılar, kız endişelendi
"Bira kadehindeki buzları erimemiş daha!
Zaten sigarasını da hala tam söndürmeyi öğrenememiş!
Benim annem uzakta olamaz!"
"Oğlan endişelendi.
"Babam ancak uzun yürüyüşler sonrası bir puro yakar
Ve beyaz şarabının son yudumu da hala kadehte!
Benim de babam uzakta olamaz!"
E hani siz bu geceki rakı balık davetimizi
Biriniz babanıza gidecek,
Diğeriniz ananıza gidecek diyerek koalisyon kurup bizi reddetmiştiniz!
Hayır, o kadar endişeli bir sesle konuşuyorlar ki,
Neredeyse birbirlerini suçlayacaklar!
Ölmüş numarası da yapamayız yani!
Yani okyanusun kuytu bir köşesinde bile olsan,
Kaç yaşında olursan ol denize çıplak girmiycen anacım!
"Evlilik yıl dönümümüz kutlu olsun adam!
Sen şuraya yüz, ben şu köşeye...
Herkes kendi evladından istesin havlusunu,
Ayıp diye bir şey var bu dünyada!"
Ya bu geceden, ikimizin bir çocuğu olursa!
Cemre.Y.

30 Mart 2018 Cuma

Seni Ben Ellerin Olsun Diye Mi Sevdim

…Seni Ben Ellerin Olsun Diye Mi Sevdim…
İçinden şarkı söyleyen o kadın çıkacak diye
Kardeşimle kırdığımız o antika radyonun
Polis Radyo istasyonunda en son,
Müzeyyen Senar;
"Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim." diyordu.
Cemre.Y.

28 Aralık 2017 Perşembe

O Şarkı

...O Şarkı...
Ne enfes bir şarkıdır değil mi...
Sen uykuya yatarken
Yalnızlığına kısık da olsa bir ses olsun diye
Radyoyu açık bırakıp yattığın,
Nihayet uykuya dalabilip,
Rüyalara dalabileceğin gecenin üç otuzunda,
Seni uykundan uyandırıp,
Yüreğine hançer gibi saplanan
O şarkı.
Sanki...
Ona son yazdığın o şiir gibi.
İçin yarılır, ciğerinin can kırıkları etini kanırtır.
Sonra kalkar bir sigara yakar, radyoyu kapatırsın.
En soğuğundan bir bardak su içersin.
Lavaboya gidip ihtiyaç giderirsin,
Hayatına dokunan her yanlış şeyin,
Sadece birer kabus olduğunu söylenirsin.
Söylene söylene yatağına, yorganına sarılırsın.
Tam kendini her şeyin artık güzel olacağına ikna edecekken,
Alarmın zili çalar!
Ötesi mi, hep aynı hikaye işte!
Her sabah yeni bir güne, yeni bir umutla doğar,
Her gece kimsesizlikten ölürsün.
Cemre.Y.

16 Aralık 2017 Cumartesi

Pazar Kahvaltısı

…Pazar Kahvaltısı…
Eskiden...
Bana şimdi masal gibi gelecek kadar çok eskiden
Bizim Pazar Kahvaltılarımız vardı.
Belki üç kuruş daha az maaş alınırdı ama
Bizim evde pazar günü asla çalışılmazdı.
Uyanma alarmımız
Annemin mutfağından yayılan enfes kokulardı.
Sabah dokuz oldu mu annemin mutfağından
Misler gibi börek kokusu yayılırdı.
Günlerden Pazar ve sabahıysa
Hiçbir yere yetişmek için acelen olamazdı,
Hiç kimse ile randevun olamazdı.
O sofraya artabilir
Ama asla o sofradan azalamazdın.
Babanın bile kahvedeki sandelyesine
Kavuşması öğleyi bulurdu.
Öyle diğer babalar gibi gazete falan okumazdı,
Sohbet de etmezdi sadece ve sadece yerdi
Hem de her şeyi.
Kavgasız bir kahvaltı olsun,
Bizim haklarımızı da yemesin diye annem
Onun için ayrıca, üç kişilik menü hazırlardı.
Çok severdi annem
Kocaman mutlu bir aile gibi
Hep bir arada olmamızı.
Pazar kahvaltımızda sorunlar konuşulmazdı.
Varsa paylaşılacak mutlu cümleler
Uzata uzata paylaşılır
Yoksa herkes gülümseyerek kahvaltısını eder
Kendi hayallerine dalardı.
Öyle aşırı sevgili sözler de olmazdı hani ama
“Kızım şundan da yesene!” dediği an
İçimde milyonlarca sevgi tomurcukları açardı.
O zamanlar bir köy büyüklüğünde
Malikane hayalim vardı.
Bütün insanlarımı içinde yaşatıyor
Ne olursa olsun her pazar
Gittikçe büyüyüp uzayan masamızda
Pazar Kahvaltılarımızı ölene dek sürdürüyordum.
Sonra evlendik sıra sıra,
Sofradaki kişi sayısı azaldıkça azaldı.
Arada bir buluşur
Artık artan insanlarımızla beraber
Eski günleri yad ederdik ama hiçbiri
Çocukluğumuzdaki kadar neşeli olamazdı.
Biz evden gittikçe
İçimizden çocukluklarımızda gitmişti işte.
Annemin çocukluğu bile.
Arada bir torunlarına
“Pazar Kahvaltılarını sakın es geçmeyin yavrularım,
Bu ana babalarınız yapmıyorlar artık böyle şeyler
Ama siz bir araya gelirseniz
Yaşatırsınız belki yeniden içinizdeki çocukları.” derdi.
Eylül’le ben iki kişilik çekirdek ötesi ailemizde
Hep önem verdik Pazar Kahvaltılarımıza.
Sonra o da benden önce büyüdü işte.
Şimdi babaannesi ve kocaman ailesi ile
Arada yapıyorlar böyle kahvaltı fasılları
Nasıl mutlu oluyorum anlatamam!
Sanki ben Eylül’ün cebinde saklı
Bir cüceymişim ve arada bana
Mutluluk kırıntılı kurabiye veriyormuş kadar
Mutlu oluyorum işte.
Şimdi tek kişilik ailemle
Terasımda ve sehpa üzeri tepside,
Kucağımda dizüstü bilgisayarım,
Kulağımda
Radyo Voyage esintileri ile yapıyorum kahvaltımı.
Yalnız değilim ama özledim işte!
İçimde annesini ve
Kalabalık Pazar Kahvaltılarımızı özleyen
Küçük bir kız çocuğu ile
Sokağa çıkıp insanlara
“Ailem olur musun?” diye sorasım var.
Cemre.Y.

22 Eylül 2017 Cuma

Sen Bunları Boşver Güzelim Yüreğini Üzme

...Sen Bunları Boşver Güzelim Yüreğini Üzme...
Dün gecemi kulağımda bir radyonun nağmeleriyle
Hıçkıra hıçkıra ağlayarak geçirdim ki bu son vedamdı,
Ruhumla olsun destekleriydim.
Sesini de ta oralardan duydum sevgiyle.
Şimdiii...
Her kimim olur ise olsun mademki
Dostluk kisvemdeydiler o kadar güven
O kadar candılar yani
Canları yanıyor ise söyleyeceklerdi
Ki istemeden yakmışımdır, öperdim yaralarından.
Şimdi artık hiçbir şey lazım değil.
Dostluk doğruluktur!
Kaypak suskunluklarla,
Düşünülmüş kozlara karnım tok benim canım benim.
Bundan gayri ateş de benim, kül de benim.
Kol kırılır yen içinde kalır misali de
Dönen dolapları açık etmeye ar ederim.
Onun için sen bunları boşver güzelim yüreğini üzme,
Gelene de eyvallah deriz biz, gidene de...
Cemre.Y.

31 Ağustos 2017 Perşembe

Ağıt

...Ağıt...
Geçen gün anam durduk yere
Bana baktı baktı...
Baktı...
Sonra birdenbire;
Gözlerini yastığına dökmüş
Yorgun dudakları konuştu;
“Hani sen...
Şiirler çiziktirip duruyorsun ya hep,
Ben ölürsem,
Ağıt bile yakamazsın be sen bana!” dedi.
“Tövbe tövbe!
O da nereden çıktı şimdi anam ya” dedim.
“E öyle be kızım, şehir kızısın sen,
Şehirli gibi ağlarsın böyle sessiz sedasız,
Elalemmişim gibi, yanaklarından,
Üç beş damla akıtır, bırakırsın.” dedi.
Sonra da ilk gelinine dönerek;
"Sen bari ağla bana ha kızım,
Ağzım kur-anlı diye, günah diye susma ha sakın." dedi.
Ne deseydim ki bilemedim, aklım, dimağım şaştı.
Ben el aleme bile hıçkıra hıçkıra ağlardım.
Ama en çok;
"Ya ölen benim yakınım olsaydı ne yapardım" diyeydi.
“Ne ölmesi anam yaa!
Hep böyle şeyler düşünüyor,
Sonra daha çok hasta oluyorsun.” dedim.
Gülümsedi.
“Bak hiç yoktan iki üç cümle et arkamdan,
Hiç mi sevmedin beni.” dedi.
Ağlamaya başladım.
(Ben otuz dokuz yaşıma kadar,
Onun yokluğuna hep ağlıyordum oysa!
Sevgisizliğine... sessizce...
İçime içime...hıçkırarak...
Bazen de şiir ederek,
Çığlıklar dolusu çağlıyordum oysa!
Her saniyemi haber edenler,
Sevdamı...ona olanı...
Ona hep bi-haberdiler...
Haber vermemişlerdi hiç ona!)
Tam beni sevmeye başlamışken,
Gitmeye kalkışması yetmiyormuş gibi,
Tutmuş şimdi ağıt istiyordu benden.)
“Bağıra çağıra ağlamak günah derdin hep,
No'ldu şimdi?
Ölme be o zaman...
Madem ağıt bile yakamazmışım ardından,
Hem ben...
Seni sadece sevmedim, ben sana aşık oldum,
Sen benim en ilk ulaşamadığımdın,
Aşksın sen be anam!” dedim.
(Sonunda dedim. Biliyor artık.)
Yine ...sadece..gülümsedi yanakları kızararak.
“Bak... böyle ağlarsın işte ben ölünce de,
Sessiz... sedasız,
Bir ağıt bile yakamazsın ardımdan,
Ağıt yaz bana, ben ölmeden hazırla, ezberle!
Öldüğümde söyler söyler daha güzel ağlarsın,
Sevdiğin kadar ağlarsın ardımdan,
Ben sana yırtın demiyorum,
Kendini yerden yere savur demiyorum,
Ağıt yak bana!
Hem de ben ölmeden hazır olsun,
Düşün bakalım nasıl başlarsın ağıdına” dedi.
Köyünü çok özlediği geldi aklıma,
Her gelenden sümbüllerin,
Zambakların açıp açmadığını,
Kır çiçeklerin kokusunu…
Ormana salmaya başlayıp başlamadığını,
Koyunların kuzulayıp kuzulamadığını soruyordu.
Onlar da, olanca patavatsız düşüncesizlikleriyle,
Ona ballandıra ballandıra anlatıyorlardı,
Anamın oraya artık gidemeyeceğini,
Gidebileceği tek halinin
Yeşil yazmalı bir tabut içinde olacağını bile bile!
Kocaman birer kafa içindeki beyinsizlikleriyle!
Onlar anlatıyor,
Anacım yorgun kafasını suskunca sallayarak,
O günleri bir tek kere daha göremeyeceğine ağlıyordu.
Annem ağlamaya başlıyordu,
Onlar susuyordu, onlar da biliyordu anam,
Göremeyecekti bir daha oraları sağ salim gözüyle.
Hepsinden nefret ediyordum ama annem onları,
Oraların sağ halinin, hayalini bile seviyordu.
İçimden öldürüyordum hepsini teker teker.
Bu gidişle annem ölene kadar
Tek bir akrabam sağ çıkamayacaktı içimden.
Annem böldü düşüncelerimi,
“No'ldu hanfendi!
Şehir ağzı,
Aşk mavalları çiziktirmene benzemez ağıt yakmak.
Öyle acıyacak canın işte ve susmanı istemiyorum
Haydi bakalım.” dedi.
Sarıldım yataktaki hastalıktan
Her gün biraz daha bitmekte olan bedenine;
Uzun uzunnn... yutkundum önce...
Sonra yudumsayarak onun gül memelerinden
Konuştum yeniden...
“Hiçbir şey diyemezsem.” dedim.
(Ya hiçbir şey, diyemezseydim?)
“Hiçbir şey diyemezsem.” dedim
Yine ve daha çok sarıldım.
Yasladım başımı hala atan kalbine şükrederek;
“Anam, anam sevdiceğim anaamm!
Bak geldin hasretine, köyüne geldin be anam!
Kalk...
Yaylaya götüreyim seni,
Öyle, uzunca yatma be anam!
Sümbüllerine yetiştiremedim ya,
Zambakları bilirsin.
Tez solarlar anam!
Bak koyunlar kuzulamış da analarının ak sütlü memelerinde!
Kır çiçeklerini ezmişler yine yaban atlar,
Ama üzülme, seneye, hepsi ellerine doğacaklar!
Seneye, mor menevşeler dahi, sen kokacaklar hepsi."
Derken diyemedim daha fazla…
Ben yüzüne kapanmış hıçkırırken sarıldı bana sımsıkı.
Ömrümce hiç bu kadar sımsıkı sarılmamıştı.
Beraberce hıçkıra hıçkıra
Epeyce ağladık anamla, anamın ölüsüne!
Sonra baktı çok dağılıyorum...
Hemencecik toparladı görünmez parçalarımı okşayarak.
“Bak... oluyor işte yavaş yavaş!
Beni bile ağlattın ya olası cenazeme,
İlk seferde bu kadar ancak,
Her gün ölemem ya çocuk!
Çabuk bitir e mi sonunu.” dedi.
Hep beraber sustuk...
Sonra o daha çok hasta oldu,
Sonra ben de hasta oldum onla yarışırcasına.
Baktım ki daha çabuk ölüyor!
Erteledim kitlelerimi göğüslerimde üçer beşer!
Görünürde olmayan önemli hiçbir şeyim kaldı bi yerlerimde.
Görünmez parçalarımdan biri,
Annemin kalbinin üzerinde ve ben hala çok yorgunum!
Söz vermedim ama o gün bugündür,
Her yerde bakışları soruyor bitip bitmediğini,
Sesiyle soracak diye ödüm kopuyor.
“Sahi Rabbim bitirmezsem almazsın değil mi onu yanına!
Kandil ya bugün, dualarla yakardım ya sana!
Belki iyi bile edersin!
Sen "Ol!" dersin olur!
Bitmeyecek bu ağıt işte!”
Oysa...
Gidişinin üzerinden tam bir yıl otuz beş gün geçmişken,
Ağıdım da bitti sonunda...
Ucuna mendil diye bağladım türkümüzü..
Sahi... aynı türküyü
Ne çok sevdiğimi sen de bilmiyormuyordun değil mi ana!
Ne çok alaylandım oysa bu türküyü,
Dost bildiğim bir meclisin radyosunda,
Sana hasret bet sesime bile cesaret edip,
Hani olur ya belki radyodan bari beni duyarsın diye,
Sana seslendirdiğimde.
Oysa benim tek derdim…
Sana olan sesimi frekensımla bari belki beni duyabilmendi.
Oysa...
Onlar…
Profesyonellik peşindeydi…
Küstüm hepsine!
Hala seni özlediğimde…
Sesimi umuruma almadan!
Sana bu şiirimi okurken sonunda illa!
Bu türküyü de beynimden dinlerim.
("Gayrı dayanamam ben bu hasrete,
Ya beni de götür ya sen de gitme...
Ateş-i aşkınla canım canım canım yakma çıramı,
Ya beni de götür ya sen de gitme...
Sen gidersen kendim berdar ederim,
Bülbül gül dalına konmaz niderim,
Elif Kaddim büker kemed ederim,
Ya beni de götür ya sen de gitme!
Yar sineme vurdun kızgın dağları,
Viran koydun mor sümbüllü bağları,
Sevdiceğim geçiyor gençlik çağları,
Ya beni de götür ya sen de gitme…
Çorum Türküsü
Ali İhsan ERDOĞAN)'ı eklerdim.
Şimdilerdeyse...
"Kandilin mübarek ola anam,
Cennetin daim olsun öte dünyalarda" yı ekleyerek...
Cemre.Y.

24 Ağustos 2017 Perşembe

Bayram...Ve...Özlem

...Bayram...Ve...Özlem...
Madem bugün bayram!
Neden bütün radyolarda çalınan,
Bütün şarkılar üzgün.
Gökyüzü neden ağlıyor?
Yüreğim neden bu kadar üzgün?
Annem ellerin nerede?
Cemre.Y.

6 Haziran 2017 Salı

Dün... Benim Çocukluğum... Öldü!.. (Müzeyyen Senar'a ithafen)

...Dün... Benim Çocukluğum... Öldü!.. (Müzeyyen Senar'a ithafen)
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Mesela meyhanelerde,
Hiçbir şişenin dibi,
“Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim.” diyerek
Son bulmayacak bir duvara fırlatılıp.
Kırık camların her birinin,
Kırılmış canlar olduğunu anlayamayacak hiçbir meyhaneci.
Boynunu sağa sola büküp,
Suskunca temizlemeyecek kırık canları yerlerden.
Zaten, Agora Meyhanesi de
Sadri Alışık’la yerle yeksan olmuştu çoktan.
Sonra,
Sevdalısını karşılıksız seven hiç kimse,
Hıçkırıklara boğulmayacak artık!
Çünkü,
Hiç kimse...
Artık boşuna, bedavadan sevmeyecek!
Mesela hiçbir çocuğun,
Çocukluğunun çocuk hayallerine,
O güzelim anılarına geri döndüğünde,
Kardeşiyle radyoyu parçalayıp,
Lehimlenmiş vidaların arkasında,
Müzeyyen Senar’ı aramayacak hiç kimse!
Eve gelen annesince, tek sesi, tek nefesi,
Belki de hayallerinin tek gerçeği
Radyosu kırılmış diye...
Dayak da yemeyecek artık hiçbir çocuk
Geçmişinin o tatlı anılarında bile!
Oysa ben ne zaman antika bir radyo görsem,
Burnumun direği sızım sızım sızlardı.
Müzeyyen Senar’ın gençliği içinde hapis sanırdım hala!
“Biz çok küçüktük diye
Bulamadıkdı demek ki.” diye hayıflanırdım.
Dün...
“Müzeyyen Senar öldü.” dediler
Sustum!
İnanmam için,
Önce eski bir radyo bulmam gerekiyordu!
Çocukluğumun son mabedi öylece ölüp gidemezdi.
Anamdan kalanlardan, işe yaramadığına dahil edilen,
Ama atmaya da, satmaya da eli varılmayan kilerine daldım.
Küçücük bir radyo buldum.
Bizim kırdığımızdan farklıydı, biraz daha küçüktü.
Babamdan gizlice almıştı belli ki bunu!
Her yere saklayabilsin diyeydi küçüklüğü.
Biz bile bunca yıl bulamamıştık!
Şimdi, bunca işsizliğimle bunu satsam,
Eminim aylarca daha geçinirdim.
Ama satamazdım bi kere anamdan kaldı diye!
Üstelik çocukluğumun genç Müzeyyen Senar’ı hala
O lehimli vidaların, o tellerin arkasındaydı!
Ömrüm boyunca ilk defa
Bir suçu tek başıma işledim.
Yavaş yavaş parçaladım o radyoyu!
Sarı fonunun ardına baktım önce,
İlk oradan geliyordu onun sesi!
Yoktu...
Bütün düğmelerin çıkışlarına baktım yavaşça,
Bazen nefesi çoğalıyordu oralarından bir yerlerinden!
Yoktu...
Ara bağlantılarına,
Bütün lehimli vidalara, kablo çıkışlarına,
Radyonun pil yuvasındaki
Bütün artı ve eksilerine,
Her yere baktım işte yaaa!
"Yok" tu işte!
Ne gençliği, ne şimdiki hali.
"Yok!" tu.
Annem gibi işte...
Onu da,
Biz çocukken,
Babam dövdükçe ,
Bize söyleyerek saklandığı yerlerde bekliyordum hep!
En çok, kendi elleriyle diktiği,
Fasulye sırıklarının ardına saklanıyordu.
Öldüğünde de orada bulurum belki diye,
Bir sürü tarla gezmiştim oysa!
“Belki oradadır hala!” diye ama!
"Yok" tu...
Anamı nasıl aradıysam saklanabileceği her anıda
Onu da aradım.
"Yok!" tu işte.
Anam gibi...
Bari çocukluğumu bıraksalardı ya bana
Artık çocukluğum bile
"Hiç yok!"
Cemre.Y.

2 Haziran 2017 Cuma

MR (Manyetik Rezonans)

...MR (Manyetik Rezonans)...
"Mezara ilk girince neler hissedilir artık biliyorum!" dedikten
Ve de kısa özetle ana fikir hakkında
Genel bilgi verdikten sonra,
Gelelim dün geceki hikayemize...
Bu aleti hiç görmemiş olanlar için üstteki fotoğraf,
Cennete açılan sır kapısı gibi görünebilir de,
Hatta çoğu maceraperestler için,
Farklı bir deneyim dahi olabilir.
Ama benim için öyle değildi işte o işler!
Hele ki benim gibi klostrofobiniz var ise...
Hele ki rahmetli anacım gibi klostrofobiniz var ise...
İlk kere rahmetli anacımın,
Kanser teşhisi aşamasında tanışmıştım kendisiyle,
Epeyce de bir yıllar yüz yüze gelmemeye çabalamış,
Anacım her ona gireceğinde,
Kardeşcazımın götürmesini sağlamıştım.
Anacım, gençliğinden beri vasiyet ederdi.
"Aman ha yavrum, meğerki ölürsem,
Mezarımı, az geniş, biraz da yüksek yapın,
Ha bir de, kibritle mum koymayı unutmayın!
Bak ölene kadar ölürüm ben orada, sakın ha!" derdi.
Oysa bu meretin ne genişlik imkanı vardı,
Ne de alan yüksekliği!
Zavallı kardeşim anamın korkusunu bildiğinden
Defalarca annemle beraber uğrayacağı radyoslanları
Umursamadan ki neyse ki o vakitler her şeye
"Susun" dedirtecek parası da vardı.
Girerdi anacığımla el ele...
Hiçbir yerini tutamasa ayaklarının ucunu tutardı
"Korkma! Anam! Ben varım, yanındayım!" derdi de
Nihayetlenirdi anacımın MR çilesi...
Sonra kardeşim iflas etti, anacığımın hastalık yükü ağırlaştı.
Omuz sırası bendeydi,
On bir yıllık işimden bir kalemde ayrıldım.
Tazminatımı aldım...
Annem acı çekerek ölmeyecekti!
İlk randevumuz MR'dı.
Anacığım alışmış ya erkek kardeşimin koca yürekli,
Koca ellerine, pek büyüdüydü göz bebekleri!
"Sen beni çıkaramazsın ki be evladım o mezardan!" demişti.
Hiç unutmuyorum, söz vermiştim ona
"Çıkartırım be anam, ellerini öpemez isem,
Ayaklarının ucunu öperim,
Hissedersin beni demiştim."
Ah be kızım...deyip susmuştu.
Kocaman, ürkek gözleriyle girmişti o cihaza!
Cebimde kıdem tazminatımın güveniyle
"Size ne benim radyaslonlarımdan,
Annemle gireceğim!" deyip
Susturmuştum özel özel hastanelerin
Hiç bilinmeyen ara yüzlerini.
İlk anından, son saniyesine kadar,
Kardeşimden devir aldığım şefkati ve sevgiyi
Sonuna kadar sunmuştum her defasında.
Onu, en son...kere...
O gecenin üç otuzunda...Beyin MR'ına yolcularken,
Ellerinin tırnak uçlarını öpmüştüm,
Çıkana kadar da ayalarının parmak uçlarını teker teker...
Çıktığında bana çıkarabildiği o kısık sesiyle
"Eh be kızım, ne ettiysen bu sefer hiç üşümedim ki" dediydi.
Şimdilerde herkesim merak ediyor,
Nasıl olup da bunca ince sesleri duyabildiğimi;
Siz...
Hiç...
Artık acıdan hiç konuşamayan, tek bir tiz çığlık atamayan
Annenizin kanser acısının dinme vaktinin çoktan geldiğini
Ve + bir doz daha morfin yemesi gerektiğini duyabildiniz mi ki
Doktorları bile hayli şaşırırdı nokta atışlı zamanlamalarıma!
Anacığım son kere oraya girdiğinden aylar sonra
Bizi terk etti.
Yoruldu.
Bitti.
Gitti.
Ama biliyordum!
O dışarıdaki çırpınışımızı değil ama içerideyken ki halini
Hiç mi hiç yaşamamızı diliyordu!
Ama hayat bu be cancağızım!
Her elma, kendi ağacının dibine düşer!
Hikaye derin...
Bende masal çok, hem de en gerçeğinden.
Dün bütün günümü bu anıların anlarıyla geçirdim.
Kah ağladım, kah oturup yazı yazdım,
Kah uyudum, uyumaya çalıştım.
Randevu saatine bir saat kala, saat 22:00 de
(Çünkü gündüz çekinirsen bu meredi *2 fiyat,
Gece on ikiden sonra 1/2) kardeşcağızım aradı.
"Vardiyam müsait abla, seni ben götürebilirim!"
Ah ne sevinçti benim için,
Nihayetinde 20 dk.yürüsem hastanedeydim ama o
Korkulu klostfobi yok mu!
Yarım saat kala indim iki kat altımdaki kardeşimin evine,
Ortanca yeğen ayakta, bitmemiş bilgisayar oyunu,
Büyüğü uyumuş ya ölürse halası diye korkusundan,
Anaları uyumuş, oturma odasının orta yerinde,
Gelincağızımıza rahmetli kaynanasından kalmış bir anneanne!
Kurulmuş yatağına…
"Hastaymışın diyola be gızım!
Nassın, eyimisin!
"Sorma!
Şu şöyle oldu, şu şunu yaptı,
Son kızım yüzüme bakmadı vs.vs.vs."
Yaşlı tabi diyemedim.
"Hele ki sen değil miydin,
Kızın kanserden ölecek diye gelip
Bir ay geçince de ölmediğini görünce
Anacımın onca yalvarmalarına rağmen
Basıp köyüne dönen,
Senden sonraki bir buçuk ay sonra
Onun tabutunu sana getirdiğimizde,
Ah evladım doyamadım ki ben sana..."diyen...
Diyemedim!
Onun da gideceği yerin çapı, çupu,
Her cm'si aynı sonuçta.
(Anam gücenmesin diye) Sustum.
"Hı hıı! Hastay mış ım galiba bakacaklar işte!" dedim.
O sırada en küçük yeğenimi yanıma çağırdım,
Hayret nazlanmadı bu sefer!
"Sana çok ihtiyacım var, gel bir sarılayım!" dedim.
Kuruluverdi erkek yakışıklılığıyla kollarıma.
Farkında değilim ama bir damla göz yaşım düşmüş olabilir,
Ben onu öperken yanaklarına...
Saatimiz gelmişti.
Toparlanıverirken, birden,
"Bende geliyorum! İtiraz istemem!" deyiverdi.
Sanki cennet oldu bana da anamın küçük çocukları
Anamın o ellerini, ayaklarını öpüverdi.
Allah'ım bu nasıl sevinçti!
Neyse sıkıldıysanız da sıkılın...
Ama eğer hala buradaysanız...
Gece 24:00 de olan randevuya, acil vakalar vs.derken
Kardeşcazım yarı uyuklarken
(Yavrum zaten uykusuzluğa hiç dayanamazdı,
Annemli hikayelerimizde bile)
Nihayet 01:20 de sıra geldi.
İçeri girme sıram gelmişti.
Şükürler olsun ki yaradıma!
Yarın sabah 07:00'de okulunda olması gereken
İlköğretim ikinci sınıf öğrencisi yakışıklım ın gözleri
Fal taşı gibi açıktı.
İstemiyordu babaannesi gibi geçip gitmememi,
Seviyordu beni.
Adımı seslendiklerinde
"Öldü o!" dedim diye çok kızdı bakışlarıyla.
Neyse, eşyalarımı bırakıp ellerine, öylece dalarken içeri...
Evladım geliverdi aklıma;
Dönüp ardıma baktım...
"O da burada olsa mıydı?
Olsaydı beceremezdim ki oradan ölmeden kurtulmayı!
Hem biz değil miydik ki
Zincirlerin zayıf halkasını bulup onarmaya çalışan!
Benim kaderim her neydiyse ben memnun değilim!
O neden kahrını daha da çeksindi ki!
Günler önce, bugünü söyleyip, öylece de geçiştirmiştim.
Unutsun diye de elimden geleni yapıp,
Bu sefer bunu başarmıştım.
Hala "Anne'm" diye hitap ettiğim ve sonsuza kadar da
Bu hitabımı hak eden (Kızımın babaannesi...
Çok yabancı geldi bu kelime ya...
Eski kayınvalidem...
Enem bu daha beter...)
Ferhun'cum derdi ki bana
"Eh be kızım!
Sen herkesi senin yanında sanırken,
Doğarken yalnızsın aslında, doğururken yalnız,
Ölürken de yalnızsın aslında...
Sen sen ol...
Güzel hatırlar ve hatıralar bırak!"
Kızımın yaşadığı bunca yaşamaması gerekenler yanında
Bir de ona yeni bir zincir halkası ekleyemezdim ya!
Girdim odaya...
Annemin bu anlarını hissettim
Anacığımı yatırdılar!
Beynine mengeneleri sıkıştırdılar.
Kımıldama dediler, içeri sürdüler...
Nefes 1-2-3 deri nnefes,1-2-3
Hem çok soğuk burası zaten!
Üşüyorum!
Nefesss a-la-mı-yo-rum!
Gözlerini kapa!
1-2-3-3-2-1 nefesss çok üşüyorum.
Zaten ölmüş olsam üşümem de mi?
Burnumun dibine kadar da indirmişler!
Kızıma haber salsa mıydım?
Yoksa çırpınsam görürler zate beni...
Ama burası çok daarrr!
Hey ben bu beynimden,
Günlerce dinmeyen sesi seveyim yareppim!
Kaç çeşit, kaç cins ses acısı var...
Çığlık sesiyle insanları öldüren,
Çocukları koşullandıran bir kitap okumuştum!
Çırpınsam!
Klostrofobim vaarrr diye bağırsam!
Ama kapıda korkulu gözlerle beni bekleyen bi çocuk var!
Ya yine ona aynı zalım korkuyu yaşatıp ölmeli,
Ya pes eden beceriksiz bir hala olmalı,
Ya da zincirin zayıf halkasını
Kesmiş, atmış ve dönmüş cesur örnek olmalıydım.
Ama benim klostrofobim varr!
Nefes...
1-2-3-3-2-1
Hem çok soğuk bura!
Hem fena deli ses!
Annemin bana son seslerini silmeye çalışan,
O nefret ses!
Suss!
Ya aşk, ya sevda,
Ya yanılgı, ya aldatılmak...
Ya sevgi,
Bak küçücük daha kaybetsin mi seni yeğenin,
Ya evladın...
Bir zincirin halkasını kıracaksın diye çağırmadın zaten
Şimdi geberip gidersen şu kutuda...
Affeder mi ölünü...
Ya mutluluk, ya para, ya sağlık, ya aşk, ya sevda...
Kelime kelime öldüm, öldüm dirildim.
Nihayet bitti.
Yine ölmedim ya la!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...