2 Haziran 2017 Cuma

MR (Manyetik Rezonans)

...MR (Manyetik Rezonans)...
"Mezara ilk girince neler hissedilir artık biliyorum!" dedikten
Ve de kısa özetle ana fikir hakkında
Genel bilgi verdikten sonra,
Gelelim dün geceki hikayemize...
Bu aleti hiç görmemiş olanlar için üstteki fotoğraf,
Cennete açılan sır kapısı gibi görünebilir de,
Hatta çoğu maceraperestler için,
Farklı bir deneyim dahi olabilir.
Ama benim için öyle değildi işte o işler!
Hele ki benim gibi klostrofobiniz var ise...
Hele ki rahmetli anacım gibi klostrofobiniz var ise...
İlk kere rahmetli anacımın,
Kanser teşhisi aşamasında tanışmıştım kendisiyle,
Epeyce de bir yıllar yüz yüze gelmemeye çabalamış,
Anacım her ona gireceğinde,
Kardeşcazımın götürmesini sağlamıştım.
Anacım, gençliğinden beri vasiyet ederdi.
"Aman ha yavrum, meğerki ölürsem,
Mezarımı, az geniş, biraz da yüksek yapın,
Ha bir de, kibritle mum koymayı unutmayın!
Bak ölene kadar ölürüm ben orada, sakın ha!" derdi.
Oysa bu meretin ne genişlik imkanı vardı,
Ne de alan yüksekliği!
Zavallı kardeşim anamın korkusunu bildiğinden
Defalarca annemle beraber uğrayacağı radyoslanları
Umursamadan ki neyse ki o vakitler her şeye
"Susun" dedirtecek parası da vardı.
Girerdi anacığımla el ele...
Hiçbir yerini tutamasa ayaklarının ucunu tutardı
"Korkma! Anam! Ben varım, yanındayım!" derdi de
Nihayetlenirdi anacımın MR çilesi...
Sonra kardeşim iflas etti, anacığımın hastalık yükü ağırlaştı.
Omuz sırası bendeydi,
On bir yıllık işimden bir kalemde ayrıldım.
Tazminatımı aldım...
Annem acı çekerek ölmeyecekti!
İlk randevumuz MR'dı.
Anacığım alışmış ya erkek kardeşimin koca yürekli,
Koca ellerine, pek büyüdüydü göz bebekleri!
"Sen beni çıkaramazsın ki be evladım o mezardan!" demişti.
Hiç unutmuyorum, söz vermiştim ona
"Çıkartırım be anam, ellerini öpemez isem,
Ayaklarının ucunu öperim,
Hissedersin beni demiştim."
Ah be kızım...deyip susmuştu.
Kocaman, ürkek gözleriyle girmişti o cihaza!
Cebimde kıdem tazminatımın güveniyle
"Size ne benim radyaslonlarımdan,
Annemle gireceğim!" deyip
Susturmuştum özel özel hastanelerin
Hiç bilinmeyen ara yüzlerini.
İlk anından, son saniyesine kadar,
Kardeşimden devir aldığım şefkati ve sevgiyi
Sonuna kadar sunmuştum her defasında.
Onu, en son...kere...
O gecenin üç otuzunda...Beyin MR'ına yolcularken,
Ellerinin tırnak uçlarını öpmüştüm,
Çıkana kadar da ayalarının parmak uçlarını teker teker...
Çıktığında bana çıkarabildiği o kısık sesiyle
"Eh be kızım, ne ettiysen bu sefer hiç üşümedim ki" dediydi.
Şimdilerde herkesim merak ediyor,
Nasıl olup da bunca ince sesleri duyabildiğimi;
Siz...
Hiç...
Artık acıdan hiç konuşamayan, tek bir tiz çığlık atamayan
Annenizin kanser acısının dinme vaktinin çoktan geldiğini
Ve + bir doz daha morfin yemesi gerektiğini duyabildiniz mi ki
Doktorları bile hayli şaşırırdı nokta atışlı zamanlamalarıma!
Anacığım son kere oraya girdiğinden aylar sonra
Bizi terk etti.
Yoruldu.
Bitti.
Gitti.
Ama biliyordum!
O dışarıdaki çırpınışımızı değil ama içerideyken ki halini
Hiç mi hiç yaşamamızı diliyordu!
Ama hayat bu be cancağızım!
Her elma, kendi ağacının dibine düşer!
Hikaye derin...
Bende masal çok, hem de en gerçeğinden.
Dün bütün günümü bu anıların anlarıyla geçirdim.
Kah ağladım, kah oturup yazı yazdım,
Kah uyudum, uyumaya çalıştım.
Randevu saatine bir saat kala, saat 22:00 de
(Çünkü gündüz çekinirsen bu meredi *2 fiyat,
Gece on ikiden sonra 1/2) kardeşcağızım aradı.
"Vardiyam müsait abla, seni ben götürebilirim!"
Ah ne sevinçti benim için,
Nihayetinde 20 dk.yürüsem hastanedeydim ama o
Korkulu klostfobi yok mu!
Yarım saat kala indim iki kat altımdaki kardeşimin evine,
Ortanca yeğen ayakta, bitmemiş bilgisayar oyunu,
Büyüğü uyumuş ya ölürse halası diye korkusundan,
Anaları uyumuş, oturma odasının orta yerinde,
Gelincağızımıza rahmetli kaynanasından kalmış bir anneanne!
Kurulmuş yatağına…
"Hastaymışın diyola be gızım!
Nassın, eyimisin!
"Sorma!
Şu şöyle oldu, şu şunu yaptı,
Son kızım yüzüme bakmadı vs.vs.vs."
Yaşlı tabi diyemedim.
"Hele ki sen değil miydin,
Kızın kanserden ölecek diye gelip
Bir ay geçince de ölmediğini görünce
Anacımın onca yalvarmalarına rağmen
Basıp köyüne dönen,
Senden sonraki bir buçuk ay sonra
Onun tabutunu sana getirdiğimizde,
Ah evladım doyamadım ki ben sana..."diyen...
Diyemedim!
Onun da gideceği yerin çapı, çupu,
Her cm'si aynı sonuçta.
(Anam gücenmesin diye) Sustum.
"Hı hıı! Hastay mış ım galiba bakacaklar işte!" dedim.
O sırada en küçük yeğenimi yanıma çağırdım,
Hayret nazlanmadı bu sefer!
"Sana çok ihtiyacım var, gel bir sarılayım!" dedim.
Kuruluverdi erkek yakışıklılığıyla kollarıma.
Farkında değilim ama bir damla göz yaşım düşmüş olabilir,
Ben onu öperken yanaklarına...
Saatimiz gelmişti.
Toparlanıverirken, birden,
"Bende geliyorum! İtiraz istemem!" deyiverdi.
Sanki cennet oldu bana da anamın küçük çocukları
Anamın o ellerini, ayaklarını öpüverdi.
Allah'ım bu nasıl sevinçti!
Neyse sıkıldıysanız da sıkılın...
Ama eğer hala buradaysanız...
Gece 24:00 de olan randevuya, acil vakalar vs.derken
Kardeşcazım yarı uyuklarken
(Yavrum zaten uykusuzluğa hiç dayanamazdı,
Annemli hikayelerimizde bile)
Nihayet 01:20 de sıra geldi.
İçeri girme sıram gelmişti.
Şükürler olsun ki yaradıma!
Yarın sabah 07:00'de okulunda olması gereken
İlköğretim ikinci sınıf öğrencisi yakışıklım ın gözleri
Fal taşı gibi açıktı.
İstemiyordu babaannesi gibi geçip gitmememi,
Seviyordu beni.
Adımı seslendiklerinde
"Öldü o!" dedim diye çok kızdı bakışlarıyla.
Neyse, eşyalarımı bırakıp ellerine, öylece dalarken içeri...
Evladım geliverdi aklıma;
Dönüp ardıma baktım...
"O da burada olsa mıydı?
Olsaydı beceremezdim ki oradan ölmeden kurtulmayı!
Hem biz değil miydik ki
Zincirlerin zayıf halkasını bulup onarmaya çalışan!
Benim kaderim her neydiyse ben memnun değilim!
O neden kahrını daha da çeksindi ki!
Günler önce, bugünü söyleyip, öylece de geçiştirmiştim.
Unutsun diye de elimden geleni yapıp,
Bu sefer bunu başarmıştım.
Hala "Anne'm" diye hitap ettiğim ve sonsuza kadar da
Bu hitabımı hak eden (Kızımın babaannesi...
Çok yabancı geldi bu kelime ya...
Eski kayınvalidem...
Enem bu daha beter...)
Ferhun'cum derdi ki bana
"Eh be kızım!
Sen herkesi senin yanında sanırken,
Doğarken yalnızsın aslında, doğururken yalnız,
Ölürken de yalnızsın aslında...
Sen sen ol...
Güzel hatırlar ve hatıralar bırak!"
Kızımın yaşadığı bunca yaşamaması gerekenler yanında
Bir de ona yeni bir zincir halkası ekleyemezdim ya!
Girdim odaya...
Annemin bu anlarını hissettim
Anacığımı yatırdılar!
Beynine mengeneleri sıkıştırdılar.
Kımıldama dediler, içeri sürdüler...
Nefes 1-2-3 deri nnefes,1-2-3
Hem çok soğuk burası zaten!
Üşüyorum!
Nefesss a-la-mı-yo-rum!
Gözlerini kapa!
1-2-3-3-2-1 nefesss çok üşüyorum.
Zaten ölmüş olsam üşümem de mi?
Burnumun dibine kadar da indirmişler!
Kızıma haber salsa mıydım?
Yoksa çırpınsam görürler zate beni...
Ama burası çok daarrr!
Hey ben bu beynimden,
Günlerce dinmeyen sesi seveyim yareppim!
Kaç çeşit, kaç cins ses acısı var...
Çığlık sesiyle insanları öldüren,
Çocukları koşullandıran bir kitap okumuştum!
Çırpınsam!
Klostrofobim vaarrr diye bağırsam!
Ama kapıda korkulu gözlerle beni bekleyen bi çocuk var!
Ya yine ona aynı zalım korkuyu yaşatıp ölmeli,
Ya pes eden beceriksiz bir hala olmalı,
Ya da zincirin zayıf halkasını
Kesmiş, atmış ve dönmüş cesur örnek olmalıydım.
Ama benim klostrofobim varr!
Nefes...
1-2-3-3-2-1
Hem çok soğuk bura!
Hem fena deli ses!
Annemin bana son seslerini silmeye çalışan,
O nefret ses!
Suss!
Ya aşk, ya sevda,
Ya yanılgı, ya aldatılmak...
Ya sevgi,
Bak küçücük daha kaybetsin mi seni yeğenin,
Ya evladın...
Bir zincirin halkasını kıracaksın diye çağırmadın zaten
Şimdi geberip gidersen şu kutuda...
Affeder mi ölünü...
Ya mutluluk, ya para, ya sağlık, ya aşk, ya sevda...
Kelime kelime öldüm, öldüm dirildim.
Nihayet bitti.
Yine ölmedim ya la!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...