yargı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yargı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2019 Pazar

Kalabalık

...Kalabalık...
Gönlüm kalabalıklara karışmak istiyor lakin,
Ne zaman bir insan ordusuna karışsam...
Yani ne bileyim...
Nasıl cümle edilir sizin oralarda tam bilemiyorum ama!
Misal en basitinden bir mevlite gitmişim,
Elimdeki kuran ayetlerini pür dikkat okumaktayım!
Arapçasını unuttuğum harfleri hatırlamaktayım hazır!
Birkaç kötücül bakış bölüveriyor kalabalıklara hazırlığımı.
Kimi birinin baş örtüsünü beğenmiyor,
Kimi diğerinin eteğinin rengini.
Kimi hocalık taslayıp öbürünün kuran okuyuşunu düzeltiyor,
Kimi sanki gidip gelmiş de ahiret azabının cehennemini boylatıyor!
Gönlüm kalabalıklara karışmak istiyor lakin,
Ne zaman bir insan ordusuna karışsam...
Yani ne bileyim...
Nasıl cümle edilir sizin oralarda tam bilemiyorum ama!
Yüreğim kaçarcasına koşuyor kendi dört duvarına.
Dış kapısının kilidini açtığı anda sanki özgür oluyor yeniden.
Ah ne çok ön yargı var insan evlatlarında ah!
Kapalısı, açığı, inançlısı, inançsızı hiç fark etmiyor diğerini yermekte.
Sanırsın ki hepsi sanki birer Allah'lar!
Cemre.Y.

11 Ekim 2019 Cuma

Cümle

...Cümle...
Melek kanatlarını soyunma sevdiceğim, insanlık kötü!
Ağızlarında kekremsi, buruk, ağulu harfleri kelime edip,
Çabucak da ön yargılı oklarıyla cümle edip,
Hiç de düşünmeden...
Onlara sevecen bakan yüreğinin dibine dibeğine!
Hiç de acımadan paragraf paragraf üzerine savuruyorlar.
Yani fark etmiyor demesinler diye de ne kimliğinden,
Ne kişiliğinden, ne dişiliğinden, ne de insanlığından feda etmelerin.
Melek kanatlarını soyunma sevdiceğim, insanlık kötü!
Bilcümle gizli coğrafik toplantılar yapılıp kararlar veriliyor dünyada.
Birilerinin mültecileri ülkeme sığmazken,
Ve de en alasından keyif çatarken,
Kendi coğrafyasında çıkan savaşlara
Vatanımın has evlatları siper ettiriliyor sınırlarda!
Melek kanatlarını soyunma sevdiceğim, insanlık kötü!
Ağızlarında kekremsi, buruk, ağulu harfleri kelime edip,
Çabucak da ön yargılı oklarıyla cümle edip,
Hiç de düşünmeden...
Onlara sevecen bakan yüreğinin dibine dibeğine!
Sana mavili umutlar bulutlayamam belki bu sefer ama...
Şurada bir yerde tam da yüreğimin içinde bir tutam,
Sımsıkı sarılmak var, şefkat var, ne dersin ey omuz başlarım tekrar sarılalım mı?
Cemre.Y.

1 Ekim 2019 Salı

Karışma

...Karışma...
Kenarları el örgüsü dantel sırmalı,
Güllerden kaneviçeler işlemeli,
En ala Amerikan bezi yatak odamın dantelleri,
Ütü sarısı bile olmamıştı daha!
Kaneviçe işlemeleri çamaşır makinesi hasarı olmamıştı daha!
O...
Tam yirmi yıl önce kucağımda küçücük bir bebeyle,
Damat yastığımızı terk edip,
Çiftli küstüm yastıklarına geçtiğinde.
Geçen gün biri benim için,
Sanki bunca yıldır merakındaymışım gibi!
"Bununla kimse evlenmez!" dediğinde,
Ziyaret ettim yirmi yıl önce,
Sarı sandığıma terk ettiğim çeyizimi!
Onca göz nuru döktüğüm salon takımıma şeytanlar işemiş.
Onca hayal ektiğim fiskos masası örtüme küf değmiş.
Değişen mutfak dolaplarına göre,
"En çok örtü rengi değişir!" diye de,
Zamane model işlediğim dantellerin modası çoktan geçmiş.
Haklıydı benim için öyle diyen...
Eskiden, yeni olmazdı nice çabalasam da...
Ve yeniden...
Artık bana bile kalmayan
Gözümün nurunu dökemezdim hiç kimselere!
Varsın, gelen, gelecekse bir tastamam gelsin,
Kalan da öyle sandık yadigarı kalsındı,
Tam olması gerektiği yerde.
Daha tülbentleriyle buluşamamış oyalarım vardı benim!
Şimdilerde beğendiğim bütün desenlerde yazma ile buluşturup,
Sehpa örtüsü eylediğim!
Kime ne ki, varsa cebimizde üç beş kuruş,
Tam yerine denk geldiyse manzara koyma an'ımız...
Rakı da içeriz, balık da yeriz,
Acılı şalgama da iki çiçek yer ayırırız illa!
Mademki, iki çıtır, bir kıtır dertleşiyoruz şurada he ana...
Sakıncalı biliyorum lakin sigarama da sakın karışma ha!
Ters tepiyor bulduğum bütün izmaritleri,
Toplayasım geliyor alamazsam diye!
Ha bu arada...
Dün üç tüp kanım çekilirken cesurdum ama!
Hastaneden çıkarken,
Seni oradan son çıkardığımız an geldi aklıma ya!
Acil'in kapısıyla, başka bir hastanenin acilinde,
Gözlerinin yosunu solmak üzere olan kızımla,
İkiniz arasında kaldım da,
Hani...
Elsiz, ayaksız, kolsuz,
Bacaksız uçarcasına gittim ya hani anam!
Beni, yavrumu, o günü, affettin mi ki annem.
Bugün olsa yine ona koşardım diye!
Ben, yine sarıldım dün, hatırlayabildiğim en küçüklük,
En mutlu, en korkusuz, en umarsız o an'ıma!
Hani  senin iki ağaç dalına kurduğun,
Pembe basmalı salıncakta sallanan o kız çocuğuna!
Böyle sarılıp kucaklaştık ki bir görsen ne güzeldi o an.
Benim içim titredikçe kimsesizlikten o daha da sarıldı.
Meğer küçükken,
Ne kadar da sevimliymişim, şaşı gözlerime rağmen!
Ha bu arada sayın seyirciler...
Beni, onu, bizi bir önden sondan yargılamayı kesseniz diyorum!
Zira...
Ben tam kırk beş yaşımda öğrendim kendime bari nazlanmayı!
Bırakın da azıcık çocukluğumla hasret gidereyim korkusuzca!
Cemre.Y.

10 Eylül 2019 Salı

Gelişi Güzel

…Gelişi Güzel…
Kusursa, sen o kusuruma, iyi bak sevgili…
Hiç öyle aruz vezni kalıplarına sığdırmaya uğraşamam yürek dizelerimi!
Beyitlerimi ergenliğin verdiği platonik heyecanlarıma hediye ederken,
Akrostiş şiirlerimiyse kim bilir hangi lise defterinin arasında unuttum ben.
Hani şöyle ölçülü, vezin'li şiirlere kafa yormayıysa,
Edebiyat öğretmenimin, tam da rahmetli anam gibi…
"Sen buna şiir mi diyorsun yani,
Aç da, iki kelam Bediüzzaman Risale İ Nur oku!" dediğinde vazgeçmiştim!
Zira bütün çocukluğum, ergenliğim,
Genç kızlığım,
İki dudak arası kaderimin nedenini onlarla aramakla geçmişti.
Yani öyle keşke kalıplara sokmaya falan çalışmasaydın beni,
Önden önden yargılamasaydın bi!
Garipçiler gibi serbest ölçüde, gelişi güzel, severdim ben seni.
Yani öyle böyle de değil ha!
Allah ne verdiyse denilen cinsinden.
Hani olur da bir gün birini sevmeyi gerçekten denersen,
Geçmişinde bırak kafiyeleri, uyakları, redifleri.
Gelişi güzel sev yani.
Kışın can eriğine aşer misal, tatlı şeyler sevmediğim halde,
Şeker pudralı kreması bol çileğe misal.
Yazın, portakal,
Mandalina kabuğu kızart misal,
Kuzine sobanda ayağında yün çorapla yatarken.
İlkbaharda güz yaprakları savuştur ellerinde,
Böyle çıtır çıtır hayat geçsin ellerinden.
Sonbaharda da, yeni yağmur çiselemiş de,
Taze biçilmiş çimen kokusunu çek içine.
Kusursa sen o kusuruma iyi bak sevgili…
"Sevgili!"dediysek de hani lafın sana gelişiydi
Yoksa ben bütün o sanal sevişgenlerin ta ebesini.
Lakin, belli ki hiç olmamış,
Hiç de olmayacak bizden, senden önceki yalnızlığıma bir sal beni.
Cemre.Y.

5 Eylül 2019 Perşembe

Yargı

…Yargı…
Ben o anımın ruhunun moduna  denk gelmeyen,
Artık ne vakit paylaştıysam, 
O zamanımdaki ahvalime,
Meğerki kendime bile denk düşmediysem,
Kendim sosyal mecralarda bile,
Kendi kendimi bile arkadaşlıktan silen bir insanım,
Lütfen bütün ön ve son yargılarınızı,
Biraz da kendi silüetlerinize saplayın!
Cemre.Y.

3 Mayıs 2019 Cuma

Sadece Bir Saniyelik Düşünün

…Sadece Bir Saniyelik Düşünün…
İnsanları önden önden, yargılarken sadece bir saniyelik düşünün!
"Sizce bugün geri kalan ömrünüzün kaçıncı günü,
Ölüp gitmenize daha kaç gün kalmış olabilir?"
"Yok, ben zaten cehennem seviyorum." derseniz ona karışamam.
Cemre.Y.

3 Ağustos 2018 Cuma

Sevin Ulan Hayatı

...Sevin Ulan Hayatı...
Her gün...
En az bir tanecikden fazlaca
Yeni şeyler öğrenmeye ön yargısız açık olun.
Hiç duymadığınız bir kelimenin anlamını merak edin mesela!
İlk uygun cümlenizde de kullanın.
(Daha çok kitap okumanız gerek.)
Sevin ulan hayatı çabucak!
Ellerinizde oyuncak olan o akılı telefonlarınızın
Bir özelliğini daha merak edin mesela!
İlk uygun anınızda da kullanmaya başlayın.
(Teknolojiye açık olmanız gerek.)
Sevin ulan hayatı çabucak!
Ukalalığın sınırı yok elbette, merak etmeyin.
Her gün kendinize yeni bir ukalalık edinin mesela!
Ukalalığın, aslında yeterince bilmediğiniz bir konuda,
Hiç fikri olmayana çok bilmişlik taslamak değil de,
Bildiklerini öğretmenin hazzı olduğunu öğrenin mesela!
Ama öğretirken, öğreten kadar,
Tevazulu özenli ve heyecanla!
Sevin ulan hayatı çabucak!
Benim gibi görebilmeyi deneyin bir kerecik!
Pencerelerinin kapalı halinden, açık halinden içeriden.
Pencerenin kapalı halinden, açık halinden dışarıdan.
Sağından, solundan, köşesinden, perdelisinden,
Perdesizinden bakmayı öğrenin önce!
Elbet bir ya da birkaç açıdan görebilirsiniz hayatı!
Üstelik!
Yeterince uslu bir çocuk olursanız
Bütün bunları yalnız yapmayabilirsiniz!
Hatta tepenizdeki asma yapraklarının ardına saklanmış
Bir türlü olmayan üzümlere artık
"Ne üzüm oluyor, ne şarap,
Ne bağ, ne bahçe ne gereği vardıysa?" ya bile
Kızmaktan vazgeçip
Onların rüzgarla salınan yapraklarının altında
Hala sevinçle saklambaç oynayan salkımlarını görebilirsiniz.
Öyle ya!
Üzüm olsaydı, şarap olsaydı,
Bağ olsaydı, bahçe olsaydılar...
Yeterince uslu çocuk olup
Rüzgarda salınan yaprakların arasında
Heyecanla saklambaç oynayamayacaktılar!
Ne olmuş kimsenin midesine inmeden,
Onca zaman çocuklar gibi şen,
Hayata ne geç,
Ne de çok erken öylece salınıp duruyorduysalar!
Ne olmuş yani bir tek ben anladıysam onları sonunda!
Hem de bütün hayata,
İnadına,
İnatçı bir zaferle tebessüm ederek!
Sevin ulan hayatı çabucak!
Cemre.Y.

16 Şubat 2018 Cuma

Duvar

…Duvar…
Evet, ön yargılı olmak lazım azizim,
Sonradan üzülmemek için,
Oldukça gerekli bir duvardır bu...
Bile isteye kendi üstümüze ördüğümüz!
Cemre.Y.

22 Ocak 2018 Pazartesi

Artık Uyan

...Artık Uyan...
Durgun ve berrak bir göl...
Hele bir de içi dışı ayrı güzelse,
Çoğu insanoğlunun içindeki şeytan
Bulabildiği en büyük taşı atıp bulandırmak ister.
Ya da bulanıp, bulanmayacağına,
O güzelliğin ve berraklığın yok olup
Olmayacağına bakmak için atar o taşları.
Oysa bir gölün bulanıp bulanmayacağı,
Atılan taşın büyük veya küçüklüğüne göre değil,
Gölün sığ veya derin oluşuna bağlıdır.
Ön yargılarından artık kurtul insanoğlu,
"Derin" dersin sığ çıkar…
"Sığ" dersin derin çıkar!
Artık uyan.
Cemre.Y.

1 Aralık 2017 Cuma

Ön Yargısız İnfaz

…Ön Yargısız İnfaz..
Hiç tanımadın beni...
Hiç merak bile etmedin,
Kimdir, nedir, nasıl biridir diye...
Sen ve onun arkadaşları, hatta bütün çevresi,
Sevdiğinizi, karındaşınızı koruyordunuz güya
Acımasız sözlerinizle beni yargılarken,
Ben hep susuyordum,
Başım önde" Kendilerince haklıdırlar" diye.
Yaşadığım kaderi ben seçmedim,
Kadere inanıyorsan eğer,
Biliyorsundur, Ahzap suresi 38. ayetinin
2.cümlesi der ki "Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek
Yazılmış bir kaderdir."
Dedim ya ben seçmedim kaderimi,
Senin de, annenin de, babanın da seçemediği gibi…
Ben seçmedim anamı, babamı ailemi,
Hatta ilk eşimi, ilk sevdadır sandığımı da ben seçmedim.
Sevgiye acıkmıştım bir hayli, o geldi, ben cahildim,
Bilemedim onun beni aslında hiç sevmediğini.
Ve hatta yıllar sonra da yeniden
Evlenmek istediği için ayrıldığı kadını
Benimle aldatmak isteyecek kadar
Sonradan seveceğini.
Bilemedim anam sandım, babam olamayan baba sandım onu.
Ona sarıldım, onunla tutundum hayata.
İşte sırf o yüzden ve kızım için
O da pişmanlığım değildir benim.
Bir kez olsun merak etseydin anlatırdım sana hayatımı.
Belki bir film senaryosu yapardık.
Seçtiğim tek şey, bana yaşam pınarım olan kızımdı.
Onu ben seçtim işte,
Pişman da değilim asla!
Oysa ben seni hiç tanımadan sevdim,
Çünkü sen sevdiğimin sevdiğiydin,
Çünkü sen ve ailen onun değerlileriydi,
Zaten bana da bu yeterdi.
Çünkü benim sevdiceğim
Sizin daha iyi olabilmeniz için,
Sizin evlenebilmeniz için çırpınıyordu,
Çünkü benim sevdiğimin
Yüreği eziliyordu, size istediğiniz gibi
Bir hayatı sağlayamadığı için.
Benim sizi sevmemem demek ona ihanet olurdu.
Peki sen, sen neden ihanet ettin kardeşine.
O beni seviyordu ve sadece bir tek,
Ve belki de en önemlisi senin desteğini arıyordu.
Sen onu, onun seni sevdiği kadar
Sevmiyor muydun ki beni hiç sevemedin....
Hiç anlamaya çalışmadın belki bizi,
Belki sevgiye bile inanmıyordun sen!
Bizim de mantığımızın olmazları
Olamayacakları vardı elbet ki
Zaten oldurmadılar ya,
Şimdi biten bir sevdanın ardından yazıyorum sana.
Ben seni hiç yargılamadan,
Sen nasıl idam ettin ki beni,
Nasıl kıydın ki bana!
Ciğerimin çiziğine,
Kanayan kanaması durmak bilmeyen yarama,
Kardeşine nasıl kıydın...
Onu da ben seçmedim mesela....
Her şey öylesine, öyle çabucak gelişti ki!
Sanki kanserli bedenleriz,
Sanki bir buçuk sene biçilmiş
Ömrümüzden sadece.
Çok çok, çabucak yaşayıp
Öldüreceğiz yüreklerimizi.
O, sırf başkaları öyle uygun görüyor diye
Başka hayatlar yaşamaya gidecek,
Ben, belki unutabilirim diye
Başka ümitler yeşertmeye çalışacağım,
Yaradan yamalıklarla dolu yüreğime.
Hiç bir şey söyleme sakın bana
Ama istersen, kaldıysa hakaretin
Sevdama saygıdır, et, susarım ben!
Yine de ben sevdim işte seni,
Yüreğimin çiziğini hala sevdiğim için,
"Onun bütün sevdikleri benimdir" dediğim için.
Ne zamandır söylemek istedim sana bunları.
Ama öyle olmalıydı ki,
Senden yardım dilenen değil,
Belki yardım eden olmalıydım.
Belki bundan sonraki hayatında
Bir restorana gittiğinde ve yemek geldiğinde,
Tadına bakmadan tuz atmazsın.
Olur ya ön yargı duvarlarını aştığında,
Gereksiz yere belki de tam tadında bir yemeği,
Çok tuzlayarak ziyan etmezsin.
Biz bittik artık, kim olmak istiyorsa,
Varsın mutlu olsun.
Şimdi onun bir yanı yarım, benim her yanım.
Anlamadın değil mi?
Onu çok sevdim.
Bu çok kelimesi bile o kadar az ki.
Çünkü o benim ikinci ve en güzel doğrumdu.
Biri kızım, biri o....
Bu kadar yıllık hayatımda
Yüreğimin sadece iki çiziği oldu benim
Ve ne hikmettir ikisi de her daim kanamakta…
Çünkü artık yokluk duygularımı
Aramadım, bulmadım onda ve kızımda.
Çünkü ben, onda hesap kitap yapmadım,
Neyim varsa onundu, neyi yoksa, ortaktık.
Çünkü ben pazarlıklı bir aşk
Hiç yaşamadım ömrümde...
Çünkü ben, "Sana en lüksünden bir daire,
Araba ve bankada istediğin kadar para!" diyenlere inat,
Sırtımda taşıdım yirmi beş kiloluk kömür çuvalını,
Buzdan yuva olmuş evime yıllarca....
Ve öyle canım yandı ki...
Yaktım, yaktım da ısınamadım o kömürlerle.
Öyle canım yandı ki,
Önümde duran son model arabalara binmezken
Fırtına, boran altında saatlerce otobüs beklerken…
Ama her zaman başım dik, alnım ak oldum....
İstemedim mi sanıyorsun.
Herkes işten döndüğünde sıcacık çorbasıyla karşılanırken,
Kaynamış değil, ılık bir su bari bulabilmeyi...
Ama satmadım hiç kendimi üç kuruşluk rahatlık uğruna…
Sen bunun nasıl bir duygu olduğunu anlayabilir misin?
Ben onu, yoklarıyla, yokluklarıyla sevdim yani.
Belki sen eşini bile öyle sevemezdin,
Tınmazlar'ın ilk prensesi...
Dedim ya şimdi artık bitti.
Günümüz doldu on gün önce....
Yatırdılar bizi bir sal'a, benim cenaze namazımı kıldınız.
O gitti bilinmeyenler ülkesine....
Size göre namuslu,
Size göre dokunulmamış,
Size uygun birini bulmaya.....
Halbuki hiç kimse onun dokunduğu gibi dokunmamıştı bana.
Halbuki o kadar çok ilklerim vardı ki onunla.
Ama onun bilmesi yetmezdi,
Sizin kitaplarınıza uygun bir karakter değildim ben.
Halbuki ben başka bir kitaptım,
Bir merak edip alıp okumaya çalışsaydınız kesin severdiniz,
Ne fayda artık!
O gitti, sizin ona tam layık sanacağınız bir hayat bulmaya.
Dedim ya siz,
Aslında,
Onun sizi sevdiği kadar hiç sevmediniz onu.
Ben bile sevdim sizi de
"Gitme" diyemedim, yüreğimin atışına.
Şimdi tek cümle kaldı geriye....
Asillerden jüri üyesiydin amma
Hiç tanımadın beni,
Peki nasıl idam ettin?
Belki siz hiç sevmediniz onu
Onun sizi sevdiği kadar
Öyle ya sizin istediğinizi yapmaya gitti,
Yüreğinin değil.
Gitti...
Bittik...
Cemre.Y.

13 Kasım 2017 Pazartesi

Güvenmiştim Son Kere

...Güvenmiştim Son Kere...
“O iyi insanlar,
O güzel atlara binip, çekip gittiler.” demiş,
Artık bu dünyaya ait olmayan
İki saygıya değer üstadlarımdan biri ve ben
Sadece bu bir cümlelik, koca bir hayatın
Üzerine kurulu kelimelerin asıl sahibinden bile
Şüpheye düştüğümden öncesi,
Hayatıma dokunan her şeyden
Şüphe eder olmuştum çoktan.
Şimdiye dek elbette,
Her ikisinin de bütün kitaplarını okumamıştım
Ama okuduğum hiçbir kitabında da
Denk gelememiştim
Üstadlarımın birinin bu tek cümlesine!
Zaten beni,
Bu cümleye bir yerlerde denk geldiğim
Andan itibaren bütün ilgilendiren
“O iyi insanlar,
O güzel atlara binip, çekip gittiler.” iydi.
Öyle ya ben büyümeye başladıkça
Hepsi teker teker gitmişlerdi.
İlk büyüdüğümü anladığımda
Daha on sekizime bile erişememiştim oysa!
Sonrası sürekli büyüdüm elimde olmadan!
Oysa yazmak istediğim konu
Hayli farklı iken başlangıcında kalıverdim öylece.
Ne bunca okuduğum kitaplar,
Ne bunca yaşadığım hayatlar ne de aşklar!
Hiç biri, hiçbir şey değilmiş meğer!
Bir tek cümlenin anlamı önemliydi benim için,
Yazanı değil!
Hayatıma dair kocaman bir yanlış algılayış!
Sorguluyor, yargılıyor ve son’luyordum
Bütün olamayanlarımı
Tek bir cümlenin sonuna dayanarak!
Artık büyümüyor küçülüyordum.
Bana bile dar geliyordu bütün kalıplarım!
Hem de hiç daralmadığım kadar!
Son’uma doğru gidiyordum ve bunu
O dahil, kızım dahil, hiç kimsem bilmiyordu!
Bitiyordum!
Yine ansızın o cümle çıktı karşıma!
“O iyi insanlar, o güzel atlara binip, çekip gittiler.”
İyi ya madem öyle bende giderdim onlarla!
Sonra vicdanım soruverdi birden bana
“Ya asıl yazanı?
Asıl o kim?”
Üstelik yıllar yılı geçtikten sonra,
Bana göre bir ömür kadar zaman sonra,
Kendimle ilgili bir gerçeği daha algılamışken...
Meğer bunca zaman ki güvensizlik duvarlarım
Bana duvarımın içinde kalanlarımı sunacakmış!
Meğer kendime destur biçip
Kendimi hayattan kolladığım o cümle,
Hep de, herkes'ime öyle değilmiş!
Meğer “O iyi insanlar,
O güzel atlara binip çekip gittiler.” değilmiş
Ömrümün bütün desturu!
Seçerek, seçilerek
Yeniden güvenilebilirmiş insanlara!
“Kalan sağlar daima benimmiş!”
Hiçbir karşılık beklenmeden
Dost olunurmuş, kardeş olunurmuş,
Ağabey olunurmuş, yar ve yaren olunurmuş hala!
Eskiden kalan dostlarımı saymazsak,
Geçen günlerde bir ağabeyim oldu mesela!
Hayatımın her adımında bana destek olan
Her anımı koruyup kollayan!
Bu satırları bile
Onun sayesinde yazıyor olabilmemi hiçe sayan!
Daha neler yazardım onunla ilgili ya susuyorum,
Çünkü kesin fırçasını yerim sonradan.
“Sana beni yaz diye mi
Ettim ben onları der ya!
Susuyorum saygımdan.”
Geçen zamanlarda...
Bir aynamız oldu mesela!
Tam her şey bitti derken ona ve bana
Ayrı ayrı kendimizi ve yüreklerimizi sunan!
Adı bende saklı bir ahbabımız diyelim ona da!
Birbirimize akan bütün dereleri ve nehirleri
Ön ve son yargısız olduğumuzca görebilen
Tek şahsına münhasır huysuz ve tatlı o kadın!
Bir kadın daha var ya
Onu da bütün kırmızılar yasaklar.
Ayrı bir seviyorum onu da!
Hele ki geçen gecelerden birinde,
Şairimin, sevdiceğimin göğsüne yaslanmış
Hayatın bize sunduklarının
Başkalarınca ellerimizde olmayan
Müdahalesiyle hayatlarımızın
Sunumlarını kaçırdıklarımızı konuşurken
Kader’e ve alın yazgısına inanmayan yarim
Ansızın dönüp bana
“Boşver bütün olanları veya olamayanları,
Sen, hayıflandığın o yoldan
Gidebilseydin hayatına,
Şimdi yanımda olamayacaktın,
Kollarımda olamayacaktın bile,
Yetmez mi bu sana?” deyiverdi.
Sımsıkı sarıldım ona
Ölüm anında değilsem de
Hayatımı film şeridiyle
O an gözlerimden geçiriverdim.
O benim cennetimdi ve buna gerçekten değerdi.
Yani hayat “O iyi insanlar,
O güzel atlara binip,
Çekip gittiler.” kadar kısa değildi?
Güvenmeli, sevmeli, değer vermeli,
Değer etmeli, aşık olmalı
Yine sevmeliydi herhangi bir sıfatla,
Kimi , olursa olsun
Yüreğinin sunmalarına
Onu seve seve sevmelerine kadar
Birine bari sınırsız güvenmeli'ydi!
Güvenmiştim son kere...
O da gitmişti.
Cemre.Y.

12 Kasım 2017 Pazar

Sen Diye Bir Şey Olmadı Ki Hiç

...Sen Diye Bir Şey Olmadı Ki Hiç…
Sen şimdi, içinde sevda geçen her şarkı,
Sana bir namemdir sanacaksın ya,
Bundan sonraki her sözüm, her gülüşüm,
Sana bir inat, sana bir ima sanacaksın ya.
Her hüznüm, her suskunluğum,
Her damla gözyaşım sana sanacaksın ya.
İşin aslı öyle değil işte!
Sen diye bir şey hiç olmadı aslında.
Bütün suç kadehimde,
Sen yine sanacaksın ki suç,
Kadehin içindeki kırmızı şarapta.
"Bensizlikten yine kadehlere sarıldı." diyeceksin kim bilir...
Bütün düşüncen ve cümlen bu kadar sığ ve basit olacak.
Ah şu en öne bağdaş kurmuş,
Bitmek, gitmek bilmeyen yargılarınız!
Bilemediniz ki ben hiçbir zaman
O kadar yüzeysel olamadım.
Ben hep derin denizlerin karanlığındaki
Bir ışık sızıntısının peşindeydim.
Zaten o yüzden hep bir tek nefesine muhtaçtım.
O yüzden hep üşüyordum,
Sıcaklığına muhtaçtım.
Yalnızlığımın dehlizleri yokluk gibiydi.
Varlığına muhtaçtım.
Senin varlığına bir kez daha inanmak için kokuna muhtaçtım.
Sen anlayamadın ki bunları hiçbir zaman.
Zaten sen diye bir şey olmadı hiç.
Ben derin denizlerin karanlığındaki o rüyayı sen sandım.
Bir ömre yetecek sandığım derin bir nefes aldım dudaklarından.
Bir daha üşümem sandığım kadar ısındım kollarında.
Bir başkası olmayacak sandığım kadar doydum varlığına.
Kokladım, sarıldım, sevdim, çok sevdim.
Bak şimdi nefes alabiliyorum sensiz,
Uyandım yeni bir sabaha sen yoktun,
Sen diye bir şey hiç olmadı ki.
Bütün suç şarap kadehimin üzerindeki asma yapraklarında.
Bütün suç üzüm salkımlı kadehimin dökme demirli motifinde.
Bütün suç derinden gelen "Kara Sevda." şarkısının nağmelerinde.
Yoksa kim ağlar ardından.
Çoktan bitmiş bir daha görülmeyecek o son rüyanın.
Ağlarsam kaderime ağlarım, yoksa sen diye bir şey olmadı ki hiç!
Cemre.Y.

29 Ekim 2017 Pazar

Yüreğim Sevdi

...Yüreğim Sevdi...
Beni ön yargı mahkemelerinde
Müebbetlik mahkum edenlere soruyorum.
Hiç düşündünüz mü
Acaba siz farkında olmadan
Kaç kişi idama mahkum etti sizi...
Kaçınız bana yakıştırmadığınız sevdanın
Cenderesinden geçmediniz bir kez bile olsa!
Ben hanginize uygun olmalıydım?
Belki çoktan başıma bir tülbent geçirip,
Kahve köşelerinden hiç gelmeyen
Bir herifle evlenmiş olmalıydım.
Çünkü ben eşimden ayrıldım ya, dulum ya.
Çünkü ben istedim aldatılmayı,
Başka bir kadına tercih edilip terk edilmeyi.
Belki günümü gün etmeli,
Kim daha mutlu ederse kimin daha çok
Parası varsa onunla olmalıydım.
Ya da birilerinin kapatması,
Birilerinin ikinci karısı mı olmalıydım.
Çünkü ben tek başıma
Ev geçindiriyorum ve çocuğum var ya.
Belki benden kocasını
Kıskanmalıydı herkes ya alırsaydım ellerinden.
Ya da sırt çantamı alıp dünyayı mı dolaşsaydım.
Nerede akşam orada sabah mı olsaydı.
Tepelerden mi baksaydım herkese ve her şeye.
Ama sevmeseydim, bir daha yüzüm gülmeseydi,
Bir daha hiç mutlu olmasaydım.
Mutlu etmeseydim hiç kimsemi yeter ki,
Sizlerin hesaplarından kitaplarından,
Bambaşka bir hayat tercih ettiğiniz birine
Hiç dokunmasaydım,
Ben...
Hanginiz...
Olsaydım.
Yine de kızmıyorum hiç kimseye,
Herkes yetiştirebildiği kadardır kendini.
Sana gelince...
Şiirimsin, kelimelerimsin ey sevdiğim,
Ben sadece ben oldum diye mi
Bütün bu sessiz çağlayanlar.
Oysa seni aklım, fikrim,
Yüzüm, gözüm, ellerim, vücudum sevmedi.
Seni çıkar hesaplarım,
O giderse kim kalırlarım sevmedi.
Aynada sana yansıyan o kadın sevmedi seni.
Seni yüreğim sevdi ey sevgili.
Cemre.Y.

17 Ekim 2017 Salı

Meğer Sonmuş

...Meğer Sonmuş...
Hayatına ve yüreğine aldığın,
İnsan sayısının çok olması gerekmez ki bazen...
Bazen bir tek kişi, bütün mevsimleri gezdirir de sana…
Sen daha kış ayazındayken...
Derinin dibindeyken sen,
Hani zaten,
Ölüme çoktan razıyken,
Son nefeslere bir tek bahane arıyorken,
Hani o gelmişti de usulca fısıldamıştı kulağına inadına inadına.
O da biliyordu…
Savaş bir oyundur…
Hem de hayatta kalma oyunu…
Bu sefer senin hayatta kalmanı istemişti.
Önce kelimelerini fısıldadı sam yeli gibi,
Sonra,
Bir görünüp, bir kayboldu güneşin gibi…
Ay’ın gibi, yıldızların gibi…
Binbir gece masalı gibi, tüm hayatını anlattın da,
Yormadan, yargılamadan sadece sustu ve dinledi.
“Anlatmam.” diye diye de anlattı o da,
Kendi hayatının masalını, binbir gece daha.
En ilk hani sen,
Zemheri ayazı bir kış ayazındayken...
Derinin dibindeyken sen,
Hani zaten, ölüme çoktan razıyken,
Son nefeslere bir tek bahane arıyorken,
İlk kez sana, bir tek kardelen umuduyla,
İlkbaharı gösterdi diye,
Hep öyle olacak sanırsın.
Sen, onunla, artık, yaşama sarılırsın!
Oysa o,
Senin hayatta kalacağına inandığı an,
Bir bahar meltemi saçlarını savururken tel tel,
Bir zemheri kış yazında kalırsın öylece.
Derinin dibindeki yerinden
Daha da cehennem bir soğuk!
Bir bakmışsın tek başınasın öylece...
O, onsuz ve hiç kimsesiz yaşayacağını sanırken,
Sen, bir tek kokusu olmadan
Nefes bile alamazsın artık!
Bir bakmışsın!
Onun seni saran
Ama sana acıyan gözlerinin ayazında,
Önce parmak uçların donmuş,
Sızım sızım, sızlaya sızlaya,
Sonra sen o sana
Papatyalardan taç yapıyor sanıyorken...
Sana hayat buseleri kondururken
Bir kelebek narinliğinde,
Meğer son'muş!
Meğer son'unmuş...
Cemre.Y.

8 Ekim 2017 Pazar

Hükümsüz


...Hükümsüz...
Adı bölümü boş bırakılmış bir kimliğin,
Hükümsüz ilanlı iki kaybıydık biz!
Yüklemsizdik, hiçbir yargıya varılamazdı sonumuzda.
Öznesizdik, olmayan yüklemin gizlisi bile olamazdık.
Nesnesizdik, etkilenmelerin sınırsızlığında,
Cevaplanamayan sorguların cevapsızlığıydık.
Yüklemin, öznen ve nesnen yoksa,
Koca bir avazlık sessiz çığlıklarla,
Cümleye dökülemeyen kitaplar dolusu,
Uzuunnn noktalardan oluşan,
Sözsüz cümlelerimizin dolaylı tümleci bile yoktu.
Yükleyemediğimiz sevdanın,
Ölçüsüzlüğünü ölçecek,
Zamansızlığını zamanlayacak,
Bir zarf tümlecinden bile yoksunduk.
Nedensiz, amaçsız bir akışa,
Artık edat tümleci ne desindi ki!
Sustu harfler.
Adı bölümü boş bırakılmış bir kimliğin
Hükümsüz ilanlı iki kaybıydık biz,
Başlamadık ki bitelim.
Cemre.Y.

25 Ağustos 2017 Cuma

Zaman Dar

…Zaman Dar...
Oysa zaman dar!
Yürekler sağır, kör, vicdansız…
Birer kan pompasından ibaretler insanlıkta!
Benli cümlelerim hayli yorgun.
Dilersen sana bir masal anlatayım.
Bir varmış, hiç yokmuş….
Oysa ağır bıçak darbelerim vardı bu aralar...
Kendimi önlü önsüz yargılıyor,
Öylece hükümlüyordum
Her şeyimi her an paylaştığımı sananlara
Öylece gülümserken
Ben yine canımın canını kanatıyordum!
Sonra yine senin gözlerini görüyordum
Bir yıldız kayması gibi dua sonrasısın sanki...
Cemre.Y.

29 Haziran 2017 Perşembe

Hala Bilemedin!

…Hala Bilemedin!...
Bizim sonumuz…
Taaa..en başından belliydi!
Susma çocuk!
Sorgula...
Yargıla...
En azılı cellatlara herhangi bir bit pazarında
Haraç mezat sat beni!
Hatta fark etmez!
Ne kadar daha aza ölebileceğim!
Sana bir kere olsun emanet yakarışlı,
Yetim ve öksüz gözlerle bakarsam,
Sana bir tek kere daha konuşursam namerdim!
Sana bir kere olsun
“Sana sonsuz ve limitsiz güvenmiştim” dersem namerdim.”
"Sana sırlarımı, bire binli
En acımasız giyotinlerin başucuna sav diye mi verdim!
Sana bir kere olsun!
Neye sevdamı ele güne rezil ettin” dersem namerdim!
Hiç değilse sana veda bir sevdaya aylarımı ve günlerimi
Gözyaşımla kuruttum,
Bir kenarda ölse diye bekleyen
Leş kargaları hep hazırdayken!
Ölmedim be çocuk!
Senden sonra bile ölemedim!
Anladım ki bu dünya benim cehennemim!
Şeytan’ım sen olsan ne çıkar be çocuk!
Bizim sonumuz taaa..
En başından beliydi
Ama sadece şu son sözümü yaz kenara!
Sen bana hiçbir zaman üç dakika değildin amma
Üç hayatıma bedel, vefa idin, hala bilemedin!
Cemre.Y.

21 Haziran 2017 Çarşamba

Aşk Sensin İşte

...Aşk Sensin İşte...
Ben aslında "Aşk" a aşığım eeyyyy sevgili,
Bunun için senin gülüşünün
Gamzesinde yok olmak gerekiyorsa,
"Aşk" için yokluk yoktur.
Varsın bedenim yaşlansın
Çürüsün insanların vasıfsız beyinlerinde,
Unutma ruhum hep seninle.
İstanbul yağıyor,
Ben arınıyorum evimin huzurunda,
Bir başka yağmur daha yağsa,
Göğün gizeminden insanların ruhlarına,
Kirli, paslı beyinlerdeki yargı duvarlarını temizlese.
Yaşanmışlıkların, yaşanmamışlıkların hesaplarını
Basit bir toplama çıkarma işlemiyle
Anlatmaya çalışmasa.
Her şey iki beden bir insan olayına indirgenmese.
Bir anlasalar bendeki senin yoğunluğunu,
Bir anlasalar sendeki benin vazgeçilmezliğini...
Senin varlığına kavuşsam ne olur,
Kavuşmasam ne olur.
Seninle bir an, bir dakika, bir saat, bir tek gece
Ömürlük huzur, ömürlük mutluluk değil mi sanki.
Varsın kirletsinler namussuz düşünceleriyle
Namus denen kavramımızı
Ben aslında "Aşk" a aşığım ey sevgili,
Bunun için bir tek kelimen
Yetiyorsa sende kalmama
Kalırım bende sende
Aşk sensin işte.
Cemre.Y.

17 Nisan 2017 Pazartesi

Hayyam'la İftar

...Hayyam'la İftar...
Tabak, çatal, kaşık sesleri geliyor bir yerlerden
Bir tek de iftar vakitleri geliyor bu sesler...
Böyle hışımla, intikam alırcasına
Batırıyorlar tabağın böğrüne böğrüne!
Oysa nice boğaz manzaralı iftarlarımın yanında,
Dahasından ziyade de
Nice tek günlük öğünlerim oldu benim.
Herkeslerim beni çok zengin sanırlarken!
Tabağı da, kaşığı da, çatalı da bulamayıp,
Bir kuru ekmekle suya talim edişlerim oldu benim.
Ya anamın o an yediğim yemeğine
Ettiği bir kinayeli lafına küsmüştüm.
Ya da küsecek birini bile bulamamıştım.
Nice aylarımda da,
Yavruma mama parasını laf edemesinler diye,
Günde bir öğün, sabah kahvaltısından kalan
Bir tek poğaça ile geçmiştir günlerim.
"Daha kahvaltımı yeni yapmıştım oysa!"diye diye!
Yani hayatımın manzaraları öyle,
Çok da gıpta edilesi değildi benim!
Bir kaftanım vardı ki gururdan rengarenk!
Midem reflüyle, gastritle, ülserle savaşırken.
Kaftanım "Çok yedim de ondan!" derdi.
Sizler, hepiniz...
Arkadaşlar, dostlar, akrabalığına akrep kaçanlar!
Rabbime hamd-ü senalar edip,
Fırından yeni çıkmış, dumanı üstünde buram buram tüten,
Kokusu hala burnumun direğini sızlatan,
O susamlı pideleri yara yara,
Oruç açarken,
Kaç gündür oruçlu olduğumu bile unuturdum ben!
"İftar ettim de geldim!" derdim.
Gücenirdim ona, yaradanıma gücerdim!
Bir Hayyam bari olamadım diye!
Şimdi gücenmiyorum.
Hatta şükrediyorum.
Sonunda bana da sunduğu o üzümün soyuna!
Şimdi bütün oruç tutanlara bu dileğim!
"Allah tamamına erdirsin,
Afiyet olsun ama!
Vurmayın no'lur o tabağın yüreğine, böğrüne öyle!
Durduk yere ona boş boş baktığım günler geliyor aklıma.
Sizin yerinize af diliyorum onlardan da!
Bu şiirimi, sen sakın okuma, öte dünyalardan he ana!
Biliyorsun ben seni ayak parmaklarının,
Her bi tırnağını öpe öpe affettim.
Şükür aç, açık değilim!
Sahi anne!
Hayyam sence nerede?
Bence onu da ön-süz...
Son söz süz yargıladılar, böylece de, sen de hele!
Cemre.Y.

9 Nisan 2017 Pazar

Etek Altı Bacak Hassas Noktalarda Ön Yargıya Dikkat

…Etek Altı Bacak Hassas Noktalarda Ön Yargıya Dikkat!...
Okuyun bakalım...
Evlatlar ölür, yürekler yanar,
Beyinler böylece uyuşturulurken
Olanlardan sadece ikinci bir örnek!
Hassas noktalarda ön yargıya dikkat!
Akşam işimden evime dönerken
Sokağımızdaki inşaata 7-8 yaşlarındaki
İki kız çocuğunu girerken gördüm.
Gözleri haylice endişeliydiler.
İnşaatın içinin bir odası tıka basa
Suriyeli ve Türk olmayan doluydu.
Endişe alarm eşiğim
Ambulans sireni gibi çalıverdi hemen.
Sokağın başında onlarla konuşup
Onları oraya yönlendiren adama
Kaşlarım çatık, sinirim had safhada
Gerilmiş bir vaziyette sordum hemen!
"O çocuklar senin neyin oluyor bey amca
Neden inşaata giriyorlar?"
Hani kem küm etse
Dalacağım adama kafa göz!
Kim kimi öldürürse artık!
Sonra da koşup çocukları kurtaracağım!
Meğer inşaatın sahibi gelmiş
İnşaatının durumunu kontrol etmek için,
İçerideki adamlardan biri babalarıymış!
Meğer bey amcada o inşaatın bekçisi,
O çocukları tanıyamadığı için
Benim gibi endişelenmiş
Tanımadığı o kız çocukların
Akşamdan beri oraya girip çıkmalarından.
Meğer adamcağız onların
Ağzını arıyormuş
Ters bir durum var mı diye!
Uzun uzun baktım odanın içine
Taa ki çocuklar birinin eline yapışıp
"Baba yaa neredeydin
Az kalsın kayboluyorduk ya
Biz oynayalım derken?" diyene kadar!
Şimdi sorarım size!
Gerçi beyinleriniz hala
Acı eşiğini aşamamış uyuşuklukta ya!
Bir ana düşünün!
Sırf kız çocukları
Babalarının zengin arabasıyla
Gezmek istediler diye
Onları, kocasının dairelerini satıp satıp,
Paralarının çoğunu
Başka kadınlarla yiyeceği
Bir inşaata üstelik!
Artık o inşaat kaç ay sürecekse
O kadar süre orada
Bekar hayatı yaşayacak olan
Bir oda dolusu abazanın olduğu yere
Sırf babaları yanlarında diye
Biricik evlatlarını hiç düşünmeden
Oraya yollayabiliyor!
Bir de baba düşünün!
Kendisi bile, sadece
Etekten aşağısı görünen
İki bacak görse ağzı açık
Ayran budalası gibi
(O.çoçuğu ben onlara bakarken,
Bacaklarıma öyle bakıyordu)
Salyaları akıyorken minicik evlatlarına
Minicik etekler giydirip
O inşaatın içine düşüncesizce sokabiliyor!
Ulan mafya olsan kaç yazar!
O kadar abazanın faili meçhul sapkınlıklarını
Bu gece o minicik kızların hayaliyle süsleyecek!
Kaç saattir dikizliyorum terasımdan
Arabaya doluşup gittiler neyse ki.
Siz uyuşurken
Ben ön yargılarımı sonlandırdım çoktan!
O kız çocukları, o ana ve o babaya
Hiç ait olmamalıydılar!
Peki ya hayat!
Hepimize birden mi böyle olmalıydı?
Hepimiz birden mi layıktık liyakatlerimize!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...