gemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2025 Perşembe

Korkularım Korkuyor

...Korkularım Korkuyor...
Dünden beri yine,
Korkularım korkuyor sevdiğim.
Sanki koca bir yük gemisinin güvertesinden,
Marmara Denizinin tam ortasına,
Savrulmuşta,
Dalga dalga sallanmakta olan,
Kağıttan gemi gibi sallanıyor İstanbul'um!
Elim ayağımın canı çekilmiş gibiyim.
Kulaklarımda dinmeyen o uğultu geçmiyor.
En büyük depremim bu değildi lakin,
O gece koynumdaydı yavrucağım.
Sarıp sarmalayıp kucağımda dışarı çıkarırken,
O daha çok korkmasın diye korkamamıştım bile.
Kaç vakittir hiç yok ya, ahvalini ele güne sormak da yoruyor bu kalbi.
Cemre.Y.

26 Nisan 2021 Pazartesi

Kağıttan Gemiler

...Kağıttan Gemiler...
Ömürlerimizin...
Kendi ömrümüze yetemediği kadar uzunca bir süredir,
Mütemadiyen her gün...
Kağıttan gemiler yapıp yapıp, öylece suya bırakmıştık lakin!
Biz durgun nehir deltalarına saldıkça kağıttan gemilerimizi,
Ya hiç olmayacak anda bir tufana kapılıp alabora olmuştuk,
Ya da hiç olmayacak bir zamanda,
Koskocaman bir çağlayan kenarındaki kayaya ayağımız takılıp,
Öylece uçuvermiştik yar'larımızdan oluşan yaralarımızdan.
Şimdi durduk yere ona bari "El aman!" olur muyum diye düşünüp,
"Haydi şimdi el ele,
Gidelim madem uzak diyarlara!" diyecek olsak...
"Senin yukarı uçman lazımken, benim aşağı uçmam gerek!" derken,
Ki o esnada da, senin hangi anının,
Hangi salisesinde hayata dair,
Sana yeni bir hayat sunabileceğimi hesaplayabilmem gerek.
Seni, daha yaprağın kımıldamadan, dalından düşmeni kurtarmam gerek!
Ya da...
Şimdi...
Sezen Aksu'nun dediği gibi,
"Bi'lodos lazım şimdi, bana bi'kayık!"
Neyse...
Zamanında yeterince ölebilseydim!
Olamayacaktı zaten bütün, bütün bu olasılıksızlar,
Bari imkansızlıkları azaltmaya dahil edelim.
Unutturma sakın!
Yarın, sana, yine, aynı, gülümseyerek...
"Hayata, inadına günaydın!" diyeceğim.
Cemre.Y.

19 Nisan 2020 Pazar

Farkında Değilim

...Farkında Değilim...
Dünya denen bir kapsülün içindeyim,
Nicedir, gün ne zaman doğmuş, ne zaman batmış,
Günlerden hangi gün, aylardan hangi ay farkında değilim.
Sanki gemimiz su almış da ben, suya ilk atılan fazlalık gibiyim.
Cemre.Y.

12 Nisan 2020 Pazar

Kader Değil

...Kader Değil...
Sanki hiç Titanic'i seyretmemişler gibi,
"Hepimiz aynı gemideyiz."diye bir türkü tutturmuşlar!
Doğrudur bayım!
"Hepimiz aynı gemideyiz!"
Fakat günün sonunda,
Öncelik…
Filikaları çoktan satın almış olanların olacak.
Kazan dairesinin camlarından fışkıran,
Bi çare fakirleri ittire ittire yol alıp, onlar hayatta kalacak.
Tıpkı, zengin malikanelerinin birer odalarını,
Oksijen tüplü, yoğun bakım odası hazırlığı yapmış olanlar gibi.
Havada asılı kalmış Corona rüzgarı,
Sanki iki gün ekmek yemese ölecekmiş gibi!
Bir gecede bütün karantinaları piç eden bütün beyinsizler,
Sokakları yağma yağma yağmalarken,
Cahil cühala herkesin burnuna dolanmakta.
Bu Corona canavarı tümevarım bileşkesiyle ilerlemekte…
Çimen yeşili, çimen kokulu günlerimle,
İyot kokusunu özledim en çok!
Lakin benim denizim bu değil.
Kabuğumdan sıyrılıp kurtulamadığım bu yer,
Benim seçtiğim kader değil.
Cemre.Y.

12 Ocak 2020 Pazar

Sevgilim

...Sevgilim...
Yüreğinin gazellerini sakın savurma sevgilim!
Bırak kalsınlar, daha ne kadar dağınıksan.
Toparlanma öyle hemen, ben geldim diye.
Sende bilirsin ki ansızın zaten toparlanılmaz.
Neyini, nereye saklasan!
Bir yerleri görünür acıların ucundan, kenarından.
Ben sana nasıl dağınık geldiysem
Sende bana öylece kal!
Yüreğinin kasırgalarını sakın savurma sevgilim!
Bırak yağsınlar, daha ne kadar tufansa.
Sam yeline meyletme öyle hemen, ben geldim diye.
Sende bilirsin ki ansızın zemheriden sonra yaz olmaz.
Ne kadar bahar çiçekleri sunsan!
Kardeleni görünür uçurumlarının, ucundan, kenarından.
Sana nasıl yaz ortasında ayaz geldiysem ben
Sende bana öylece kal!
Yüreğinin yangınlarını sakın savurma sevgilim!
Bırak yansın daha ne kadar yanacaksa.
Küllerini savurma sağa sola öyle hemen, ben geldim diye
Sende bilirsin ki ansızın bir sevdanın yerine bir diğeri konamaz.
Ne kadar yaktım bütün gemileri desen de!
Biri hortlayıverir geçmişinden, ezelinden.
Sana nasıl ölüler denizinden geldiysem ben
Sende bana öylece kal!
Yüreğinin bütün hislerini sakın savurma sevgilim!
Bırak duysunlar kime ne duyuyorlarsa.
Aşık falanda olma sakın bana ha!
Sende bilirsin ki bütün aşklar sonunda
“Ben seni unutmak için sevmedim.”le biter.
Ne kadar duyuyorsan o kadar kal
Ne kadar seviyorsan o kadar!
Zaten, ben, seni de unutmak için sevmedimdi!
Sonra, yüreğimi, üzerimden kilitle ve çek git!
Bir gün, sen de gideceksin nasılsa…
Cemre.Y.
12/01/15

6 Ekim 2019 Pazar

Gri

...Gri...
Burası çıkmaz sokak sevdiğim, günlerden, gri.
Kim bilir ne vakit açar,
İlkbaharın çimen yeşili yaprakları.
Ve kim bilir ne zaman serpilir meyve çiçekleri.
Burası çıkmaz sokak a ciğerim,
Gün... gri...
Kim bilir ne vakit yaz gelir de,
Egenin mavisinde yüzer kağıttan gemilerimiz.
Ve kim bilir ne zaman bir gün batımında,
Rakı kadehine eşlik edip şarkılar söyler birkaç balık?
Cemre.Y.

25 Eylül 2019 Çarşamba

Çünkü Ağlamıyorum

...Çünkü Ağlamıyorum...
Hava tam da kara kıştan çalıntı bir sonbahar ayazı...
Çıkmaz sokak ortasını yeni geçip, kaldırım kenarında,
Kışlık hırkamın üzerine yazlık şalımı sarınmış tir tir titreyerek,
Koca mahallede yapa yalnızca yarı sönük ışığıyla ısınmaya çalışan,
O tek yanık sokak lambasının altında,
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum yine.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Otobüs durağı bile olmayan bir yerde,
Şehirler arası tren bekliyorum hala.
Yağmura inat göğün dibine bakıyorum çünkü ağlamıyorum!
Nimbus bulutlarını geçip,
Benim hayalimin pamuk şekeri bulutlarının üzerinden,
Okyanus rengini bulana kadar,
Atmosferi geçip starosfere takılıyor gözlerim,
Hadi gemiyi, tekneyi limanı, geçtim de,
İpini özgürlüğe koparmış bir takaya da mı rast gelmez insanın kaderi.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Saklambaç oyununda ebeyken, sen geriye doğru sayarken,
Gözlerini açtığında senin onları bulman için,
Hiç kimsenin, hiçbir yere saklanmamış olduğunu,
Arkadaşlarını ararken arka mahallede,
Onların sizi öylece kör bırakıp,
Gayet de sensiz ve mutlu,
Yakan top oynadıklarına hiç şahit oldun mu?
Ben oldum.
Hele büyüdükçe,
Daha çok koymaya başladı bu habersiz terk edilmeler!
Misal annem!
"Sen gelmeden...
Bir yere gitmem ama bir gitme be kızım!"demişti,
Biz ona, çok özlediği evinin hastane gereklerini almaya giderken.
Acelece her şeyini toparlayıp geldiğimizde termal evreydi.
Hayatımıza girip de artık gitmek isteyen herkes gibiydi yani.
Lakin ölüsünü dahi öpmek diye bir şey var!
Bencilce biraz belki ama sanki bir öpebilse geçecek sanıyor ya insan!
Son bir kez dokunabilmek ruhuna diye bir şey var ya hani?
İnsan istemiyor değil hani mezarına değil de içine bir girip çıkabilsem!
Ne bileyim bunca zaman geçti aradan tırnakların da erimiştir lakin,
Ne bileyim, dişinin teki olur, ne bileyim saçının bir teli olur,
Ölünce insan...
Geçince zaman...
Onlar da taşınmaktaysa bir yerlere, ora her neresiyse!
Yağmur olup yağamaz mı ki insan olan!
Usulca yere indirip kirpiklerimi...
İçindeki bütün yalnızlığımı damlatıyorum,
Ne de çok yağmur birikmiş gözlerime hayretle tebessüm ediyorum.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Çıkma madem öyle istiyorsan, çünkü ağlamıyorum.
Hala seni çok özlüyorum.
Ve hala da aynı seviyorum!
Ve çünkü...
Neyse!
Cemre.Y.

2 Eylül 2019 Pazartesi

Boşuna Eylül'ü Suçlamayın Ey Kendilerini Şair İlan Edenler

…Boşuna Eylül'ü Suçlamayın Ey Kendilerini Şair İlan Edenler...
Eskiden…
"Mutluluk nedir deseler;
Şubat'ta kurulmuş Temmuz hayali." derdim,
"Mart'ta bittiğini görmeseydim." i de ekleyerek.
Şimdilerde sabahları yüzümü yıkadıktan sonra,
Baktığım aynada değişmeyen tek şey de bu sanırım.
Her sabah inadına gülümseyerek,
Kendime,
"Günaydın." dediğim gözlerimin feri,
Gittikçe yabancılaşmaya başlamış,
Kenarlarındaki kaz ayaklarına yenileri eklenmiş.
Kaşımın kenarındaki inatçı,
Asi ve her daim arsız olan o tek kıl beyazlamış.
Dudaklarım incelmiş geçen yıllarda,
Göbek ve basen üst limitim gittikçe artarken.
Yüzüme güneş lekeleri konmuş misal,
Kılcal damarlarım yer yer sırıtmış.
Şimdi sana inanılmaz gelecek ama boyum da bir hayli kısalmış.
Durduk yere Eylül'e suç buluyorlar sonbaharın başı diye lakin…
Ağustos'tu öncesi göremedim bunca yıl hiçbir hayrını!
Hiç durmadan birileri ölüyor bir yerlerde uzak ya da yakın.
Daha kaç "Günaydın!"ım var bilmiyorum,
Ya da kendi kendime sarılarak uyuyacağım,
Kaç "İyi geceler!" im lakin…
Nadide Hayat filmindeki Nadide gibi,
"Bu gemiden mutsuz inmek istemiyorum ben!"
Kafa kağıdımda yaş almamla ilgili bir derdim yok benim.
Ya da arada bir kendi yaşımdan çok ihtiyar hissetmemle!
Benim derdim yaşamışlığımın onca günün hiçbirinde
"Oh be!" diyememiş olmak belki.
Hep bir şeyler eksik, hep bir şeyler yarım,
Hep bir şeyler, geç kalmış gibi.
Boşuna Eylül'e suç bulmayın ey kendilerini şair ilan edenler!
O sadece zemheri sonrası ilkbahara soyunuyor yapraklarını.
Cemre.Y.

16 Nisan 2019 Salı

Herkes Duydu Ama Hiç Kimse Duymadı

...Herkes Duydu Ama Hiç Kimse Duymadı...
Daha kundağımda susturulmuştu çığlıklarım,
Uzunca yıllar da her hazana sardığımda,
Ellerimle kapatıp başımı,
Tahta sıralara aktardım gözyaşlarımı,
Teneffüs saatleriydi misal!
Arka sıradaki kız,
Bu sene annesinin ona bu doğum gününde de,
Ne hediyeler aldığını ballandıra ballandıra anlatıyordu.
Ders esnasıydı misal!
Sıralar arası not kağıtlarının,
Uçak olup, oğlanlardan kızlara uçuştuğu zamanlardı.
Zamanlar anlatıyordu derslerde,
Türkçe'nin ardından gelen İngilizcede de!
Sıfatı öğretmenken, hoca'm denilen o insanlar,
Ne de çok nefes tüketiyordu be!
"Çok arayacaksınız bugünleri çok!" derlerdi her ders bitiminde.
Ben daha yılın başından yapardım bütün ödevlerimi!
Daha iyi, daha çalışkan,
Daha parmakla gösterilen o inek olayım diye değil ha!
Arayacağımı hiç sanmadığım o zamanlar bir an önce bitsin diye.
Türkçe ya da İngilizce öğretmeni olsun fark etmez,
Diğer bütün öğrenciler kendi güncel haylazlıklarındayken,
Durduk yere bölerlerdi,
Kağıttan gemiler yapıp,
Ellerimle kapatıp başımı,
İnce ince döktüğüm gözyaşlarımdan yaptığım okyanus'umun akışını!
Hiç unutmam aynı gün Türkçe öğretmenimle,
İngilizce öğretmenim bir olmuşlar gibi,
Aynı soruyu sormuşlardı,
"Zamanın hiç olmamış hali nedir?" dedi biri
"What is the state of time never existed!" gibi bir şey dedi öteki.
Herkes hep birden sustu.
Birine "Kağıttan gemilerin çözünüp suya karıştığı an!"
Çünkü bütün kağıttan gemilerim battı!" dedim
Diğerine;
"When the my ships from the paper dissolve,
Because all my paper ships have sunk!" gibi bir şeyler dedim.
Lakin yine de zamanı ömrümden aşıramadım!
Hayat bana azimli bir garezle
"Try again!" demeye devam ediyor derdi neyse benle!
Oysa daha...
Daha kundağımda susturulmuştu çığlıklarım,
Ne çığlık figan yorgunluklarımı gören oldu,
Ne de suskun cümlelerimin avazlarını hisseden!
Herkes Duydu Ama Hiç Kimse Duymadı!
Dün Notre Dame Kadetrali yandı,
İçinde kamburum da vardı!
Büsbütün zaman an'da dondu yani!
Fransız'a, ve de Fransızcaya dair hiçbir anım da yoktu oysa!
Daha kundağımda susturulmuştu çığlıklarım,
Herkes duydu ama, hiç kimse duymadı.
Cemre.Y.

1 Mart 2019 Cuma

Vakit Sensizliği Yalnızlık Geçiyor Be Sevgili

...Vakit Sensizliği Yalnızlık Geçiyor Be Sevgili...
Vakit sensizliği yalnızlık geçiyor be sevgili,
Birazdan gün kızıla keser yine,
Ardından gri kimsesizlikler kol kola sarılırlar geceye!
Merak etme beni.
Koca bir ömrü hiçlikle tükettiğim yerdeyim.
Üstüme yapışmış kadersizliğim terk etmiyor alnımın ortasını.
Vakit sensizliği yalnızlık geçiyor be sevgili,
Elim, ayağım, yüreğim buz kesmekte.
Ne zor şeydir bilir misin,
Hani limanı geçtim de iskelesi bile olmayan bir sahilde,
Gelme ihtimali, kalma ihtimali,
Sevme ihtimali hiç olmayan bir gemiyi öylece beklemek.
Cemre.Y.

8 Şubat 2019 Cuma

Nihayet Bitti

...Nihayet Bitti...
Uzun uzun mısralarıma şiir şiir dokudum,
Ömrümün son kırk dört yılını.
Geçmişimin çoğunluğu acı yazgılı anılarını da,
Can kırıklarımı, hayal kırıklarıyla bir araya getirip,
Kağıttan bir gemi yapıp içine doldurdum.
Kız Kulesine bir selam çakıp Salacaktan denize saldım.
Nihayet bitti, ne geçmiş kaldı ne de gelecek kaygısı,
Artık önemli olan "Şimdi."
Cemre.Y.

14 Ekim 2018 Pazar

Gelmediyse Hala

...Gelmediyse Hala...
Gelmediyse hala...
Beklemenin bir anlamı da kalmamış be kaptan...
Şimdi ister batır kayıkları, tekneleri, gemileri.
İster karaya vuralım ölü balıklar gibi...
Cemre.Y.

26 Temmuz 2018 Perşembe

Seviyorum Lan Seni, Sen Bana Bir, Kal

...Seviyorum Lan Seni, Sen Bana Bir, Kal...
Yılların içinden geçip, onca kasırgalar, onca fırtınalar,
Ve onca tusunamiler, onca aldatılmalar,
Onca kısa kalan kibrit çöpü kadar mutluluklar,
Onca rüyalar, onca gerçekler,
Onca yanılgılar,
Onca hayaller ve kırıklarını nihayet atlatmışken...
Birbirinden çoktan beridir yine,
Çok uzaklardaki o iki kocaman çocuk...
Yine ellerinde bembeyaz birer kağıtla, kala kalmışlardı.
Yine bir Temmuz akşamıydı işte,
Hem Ağustos kadar aşırı sıcak,
Hem zemheri aylarından biri kadar kararsız.
Denize mi koşulsa,
Yoksa en yakın battaniye altına mı sığınılsa!
Bütün şiirlerini yakıp yakıp yeniden yazıp bitirmişti kadın.
Bütün şiirlerini göle atıp atıp yeniden yazıp bitirmişti adam.
Hayatı sorgulayıp durmaktan yorulmuşlardı çoktan!
Öyle kararsız oturuyorlardı iki çocuk,
Apayrı rıhtımların kenarında,
Ellerinde iki ayrı bembeyaz birer kağıt!
Arkadaşlık çok uzaklardaydı,
Dostluksa daha yeni tatile çıkmıştı,
Anne çok yorgundu, çocuk çok aceleci.
Anlatmak gerekiyordu birilerine bir şeyleri,
Anlatabilmek ve anlaşılabilmek gerekiyordu.
Gereklerinde zaten canı cehenneme'y di!
Çocuk...
Elindeki kağıda baktı, baktı, baktı.
Farkında değildi bakarken yaptığı kağıttan gemi
Elinden kayıp çoktan gölün derinliklerine yol almıştı.
Çocuk...
Elindeki kağıda baktı, baktı, baktı.
Farkında değildi bakarken yaptığı kağıttan gemi
Elinden kayıp çoktan denizin derinliklerine yol almıştı.
Kağıttan gemiler birbiriyle çarpışırken,
Ellerindeki son anıyı da kaybedeceklerini sanmış,
Çokça da korkmuşlardı.
Göz göze geldiler bir an...
Taa uzaklardan!
Kağıttan gemilerin rengi değişti o an...
Karıştı ortalık rengarenk!
Kağıttan gemiler su almaktaydı.
Batmaya ramak kala
Kız olanın gözyaşları, köprücük kemiğine aktı.
Oğlan olan yüze yüze geldi kızın yanına.
Hiçbir söz söylemeden,
Kızın köprücük kemiğindeki o bir damla gözyaşını öptü.
Büyüdüklerinde ne de güzel,
Destansı aşk hikayesi çıkardı buradan!
Onlar büyümemeyi seçtiler!
Yaşlanıp ölmekten korktular belki.
Ya da geçmişleri yok olacak diye.
Oysa ölmek de bakiydi.
Geçmiş de baki.
Gelecek ise hiç gelmeyecek gibiydi.
Şimdi yine aynı yerdeler...
Kağıttan gemileri su almakta.
Ama artık ne kız ağlıyor,
Ne de oğlan o kadar geçmişinin iskeletine mahkum.
Zamane deyimleri gibi,
"Olursa olur, olmazsa temcit pilavı!" gibi değildi artık hayat!
Oturup hasbıhal ettiler,
Kimse kimsenin zayıf rengine takılmayacaktı bu sefer!
Sanki ne olurdu ki yok hükmünde sayılsa bazı ara renkler!
Çocukluk...
Yakalayabilirsen en acısız anısından güzeldi be azizim.
Kimse kimseye söylemedi ama...
Bir daha ki sefer!
Ellerinde olmayacaktı o eski buruşmaktan, düzelmekten
Çoktan yorulmuş yıpranık sayfalar...
Adam/çocuk giderken...
Kız/kadın bu yüzden tekrar son kez gülümsedi.
Nihayetinde tekrar görüştüklerinde...
Hala da birbirlerine,
"Seni seviyorum lan!" diyeceklerdi.
Bazen...
Sonları beklerken çürür ömür!
Gurur mu!
Ben ömrümce...
Ondan daha zebani bir mezar başlığı görmedim!
"Seni seviyorum lan!
Çok da elzem falan da değil yani,
Hiçbir şeyim olma bana ne!
Ki zaten ben de bir daha köprücük kemiğime ağlamam.
En son sen öpmüştün ya oradan!
Hey nereye kaçıyorsun?
Kal!
Ey hayat...
Sen...
Bana bir, kal!"
Cemre.Y.

23 Haziran 2018 Cumartesi

Cancağızım

…Cancağızım...
Herkesin bildiğinin aksine,
Benimsediği adı kafa kağıdında yer almamasına rağmen!
Yaşı da doğru yer almıyordu ki!
Bir tek doğduğu ay doğruydu,
Resmi kurumlarca benimsenen makamlarca!
Kadın tam 39 yıl önce çözmüştü aslında ruhunun kimyasını...
Hatırlamıştı daha portakal ağacında vitamin bile değilken
Tanrı ve melekleriyle yaptığı o son yakarışlı yalvarışlarını.
Tam tamına 45 yıl önce...
Ya da kalubela'da ona biçilen kader ona dikte edilmeden önce,
Alnına o görünmez mühürler,
Kader diye yazılmazdan önce itiraz etmişti halbuki
"Ama bu ben değilim,
Yapıştırmayın bana,
Bu kader dediğiniz sümük gibi saydam, o yapışkan o şeyi!
Lütfen!
N'olur...
Başka bir kurban bulun kendinize!
Ki zaten eminim,
Ömrüm etiketlerinizin yafta yırtıklarıyla savaşmakla geçecek,
Kıymayın bana ey tanrım!
Belki bir kızım olacak,
Bana biçtiğiniz bu evlilik mühürüyle, babasız büyüyecek belki,
Sırf babası anlık hevesi olan benden caydı diye!
Belki aşık olacağım yeniden,
Yeniden deneyeceğim güvenmeyi ama sırf alnımdaki bu mühür,
Benden başka herkese görünüyor diye o da mutsuz son'la bitecek!
Lütfen n'olur!
Bugün kime kızgınsınız, kim kırdı ruhunuzu bilmiyorum
Ama lütfen öcünüzü benden almayınız!" demedi mi, dedi.
Peki sen ne yaptın ey tanrı!
Belli ki çok meşguldün,
Marduk gezegeninden savrulan o son küllerle!
Belli ki Neptün'ü ihmal etmiş,
Dinmek bilmeyen rüzgarlara terk etmiş olabilirsin.
Mars'ın bitmek bilmeyen fırtınalarından sıkılıp,
Yeterince keşfedilemeyen kılıp,
Lazım olursa diye görünür bir kenara bırakmış olabilirsin.
Satürn'ün buzulluğunda kendi cehenneminden soğumuşcasına,
Etrafındaki halkalarında keyif çatmış,
Onu kendinin bile çözemediği altı genlerine gark etmişsin!
İçinden aşan alevlerle arada bir Jüpiter'de kırmızı noktalarının
Dünyanın üç katı büyüklüğünde olduğuna gözlerini kapayıp,
Koca bir kara kışı geçirmiş,
Uranüs'ün güneşten uzaklaştıkça,
Çoğalan uydularını kıskanmış da olabilirsin!
Ya da Dünya çapındaki başka bir uydu ile çarpışmamak,
Kendisiyle onu yok etmemek için,
Centilmen bir hareketle,
Ya da romantik bir kadının hiç kimsenin sezemeyeceği
Bir ayak hareketiyle,
Edilen bir tango ahenginde eğimini değiştirmesi!
Ama ey tanrı!
Mars'ın o ummanları aşan dağlarının sana ne zararı vardı?
Onun , sadece kendince güvenlik duvarları vardı!
Peki ya Merkür?
Gündüz sıcaklığı +450 iken ne diye gecesini -170 etsindi ki?
(Sırf gözetleyen komşularını,
Allah için Cemre hanım'ın bir kere bile kızı ve yeğenleri hariç
Hiç yabancı misafiri olmadı" yı duyabilsin diye mi?
Bence sen bu kadar adil olamazsın!
Artık şu Marduk hikayesini bir açsan diyorum ey tanrım!
Zira orada henüz,
Biz ruhların tecellisinin mizanı bize sorulup kuruluyor hala!
Ey tanrım!
Bana ve kızıma ne kötülük biçmişsen,
Senle beraber olan insanıl cinslerin olsun!
Biz...
Sizden de...
Bizden de çoktan gittik!
Arada bir buluşup,
Olmayan dünyamızı kurtarmanın yollarını arayıp bulmaya çalışıyoruz!
Valla tanrım seni bilemem ama
Ben acilen şehriyeli pilav yapmaya gidiyorum!
Kızım aradı.
Oy atacak lan!
İşini gücünü yarıp yarın oy atmak için gelecek az sonra!
Batsın senin gemilerin.
Cemre.Y.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Otur Haline Yan

...Otur Haline Yan...
Tren garında...
Gemi beklerken kaybettin sen beni,
Otur haline yan!
Zaten artık sayende kalmadı liman falan...
Cemre.Y.

1 Nisan 2018 Pazar

Dönmem Geri

...Dönmem Geri...
Son tren az önce kaçtı...
Uçak düştü...
O son gemi de battı...
Aracın trigel kayışı da patladı.
Artık dönsen de ben dönmem geri...
Cemre.Y.

27 Şubat 2018 Salı

Kağıttan Gemiler

...Kağıttan Gemiler...
Ben şiirli kağıtlarımı
Epeyce oldu ki yaktım!
Eskiden kağıttan gemiler yapardım
Çoktandır ondan da caydım!
Cemre.Y.

31 Aralık 2017 Pazar

Normal Ölmek

...Normal Ölmek...
Yorgunum kaptan...
Çek en yakın limana!
"Kaptaannn!!!"
Sen de mi çoktan yorgunluğa
Batırdın bu gemiyi?!
"Çoktan, öldüysek madem...
Neden hala acı çekiyor
Teker teker
Tüm hücrelerimizin
Tüm çekirdekleri!"
Neden biz de herkes gibi
Normal ölemiyoruz ki
Lanet olsun!
Cemre.Y.

23 Aralık 2017 Cumartesi

Olmamalı!

...Olmamalı!...
Adamının...
Her limanda ayrı bir sevgilisi
Olmasını kabullenen bir kadının...
Her gemiden kabullendiği bir kaptanı vardır.
Olmamalı!
Cemre.Y.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Titanic

...Titanic...
Hani o, en sevdalıların
Çok değilseler bile her bitişlerinin ardından
Dudaklarından o son kere, en son savrulan,
Bol hıçkırıklı harfler dolusu gözyaşını
Evrene susarak savurduğu son bir cümle hep vardır ya!
"Hiç kimse...
Seni...
Benim gibi,
Benim kadar
Sev-me-ye-cek!" diye...
İşte o son cümle...
Yıllar sonra bile...
Geri dönüyor o cümle terk edilene!
Valla bak!
Önce...
Öylece ansız, arsız dalıyor sohbete,
Her cümlesinin sonunda da,
Diyor ki adam sandığımızın biri;
"Bir de seni çok özledim."
Ne denir ki bunca ölü şiir sonrasında!
"Hadi yaa!
Çok geç kalmadın mı şimdi beni özlemek için!" den başka!
Basite, basit!
Yine o azlarımdan birinin hiç kimsesi kalmamış belli ki
Ben kimseye o son liman değildim ki!
Bence hala!
Gemimizde...
Şimdi hala...
Ummanımızda olmalıydık hani!
Olay yer, gök, güneşse zaten sorun yoktu da!
Fırtınalar bile çıksa!
Benim için ölümü göze almalıydı.
Ben o an onun için ölürdüm zaten!
Zira ne o, Jack Dawson' du
Ne de ben, Rose De Witt!
Kimsemiz bilemedi hem de hiç kimsemiz!
Ben sadece koskocaman bir gemi Titanic'tim.
Gözlerimi Güneşe kapayalı çok yıllar oldu ama!
Hala da bir Güneş sızıntısı görsem
Hayallenirim o ilk yaradılış anıma!
Aklımda son kalan anlar ise
Herkesim, her şeyim toz zerrelerim bile öldükten sonra,
Fırtınalar bitince...
Deniz durulunca...
Güneş yine doğunca...
Ben hala her seferime çıktığımda dibe vurunca bile
Kamaralarımın her odasından apayrı hayatlarıma çınlayan
O...Muhteşem keman sesleriydi...
Anamın rahmi gibi.
Anam benden çoktan pişman!
Titanic gibi yani hadi bulun beni!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...