ezan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ezan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2019 Perşembe

Kumdan Kale

...Kumdan Kale...
Çocukluğumun kumdan kalelerine uğradım bugün!
Hani ne vakit,
En güzel kumdan kalemi yapsam perisiyle padişahıyla,
Koca bir tsunami gibi dağıtırdı ya,
Kocaman adamların vicdansız ayakları!
Adımın üstüne bastılar dünden beri üstüne basa basa...
Bu sefer acımadı tenimin nuru!
Adımı ad koyanın,
Kulağıma ezanla seslendiği adımı duydum kaç kere!
Hala şu an ölsem ve Münker ile Nekir gelip seslense dahi!
Üzerime alınmayacak kadar yabancıyım ilk adıma lakin...
Adımın biyolojik babasını affettiğimden beridir hissizim.
Artık acıtmıyor yaralarımın kabuksuz hisleri.
Hani bir zamanlar demiştim ya...
"Hislerimi kaybettim, hükümsüzdür!" diye...
Acımıyor, üşümüyor, sevmiyor, sevilmiyor,
Artık hiçbir yaram hiçbir duygu yansıtmıyor.
Ha çocukluğumun kumdan kalelerine gelirsek!
Artık değil ki nerede bir kum görsem değil ki kale vs.
Artık tek bir kalp bile çizmiyorum buğulu camlara!
Hoşça kal sevgili yaşanmışlıklarım, hoşça kalın sevgili yaralarım.
Gayrı kimse acıtamayacak canımın ciğerinin taa içini!
Cemre.Y.

26 Ekim 2019 Cumartesi

Bugün İlk Defa İlk Adımı Affettim Ben Çocuk

...Bugün İlk Defa İlk Adımı Affettim Ben Çocuk...
Nicedir, ömrüme dair affetmeler kraliçesiydim güya!
Lakin tuzu sonradan eklenmiş pilav gibi tadı tuzu yoktu hala hiçbir şeyin.
Ya da ne bileyim, sıcak aşa katılmış soğuk su kokusu gitmiyordu burnumdan.
Bir türlü tadı damağımda kalamıyordu yaşadığım günün!
Bugün ilk defa...
İlk adımı affettim çocuk!
Çocukluğum boyunca gereksiz noktalarla söylenen gibi değil ha!
Bildiğin "Nurten!" olan adımı!
Yahut o komedi de yer alan, o manidar repliğiyle alay edildiğim gibi, değil yani.
Bildiğin...
Nurten!
Adımı...
O davudi ezan sesiyle okuyan babamı da affettim en nihayetinde!
Oysa o kadar kanıksamıştım ki,
Yeter ki onun adlandırdığı kaderi değiştirebilmek uğruna,
Kendime sunduğum Cemreyi.
Sonra vakitsiz öldüm ben bir yerlerde!
Acısız, ağusuz, anlamsız gömüldüm kabıma zor sığan tahta tabutumla!
Toprağın altı nefesti, sıcak, geniş ve rahat...
Lakin biçilen ömürler gibi sonu da böyle başlamalıydı ya hani!
Ellerinde birer altınlı, gümüşlü sırmalı defter...
Kanatları desen biri diğerine zıt rengarenk!
Gülümsedim...
Münker ve Nekirden başka...
Kim olacaktı ki bana öğretilen o öğretilerden!
Lakin ben yalan sevmezdim ya hani?
Adımı her sorduklarında...
Arama motorları kulağıma okunan o ezan sesleriyle eşleşmeyip,
"Hayır bu sen değilsin, adın ne?" diye başlıyorlardı yeniden!
Sorguya çekilmeye bile daha başlayamamıştım.
Sahi benim adım neydi?
Bugün ilk defa ilk adımı affettim ben çocuk!
Benim adım Nurten!
Ey Münker ve Nekir ve de bil cümle melekler!
Hani hatırlıyormusunuz?
O sizin hepinize birden yalvardığım o kara geceyi!
Sonra Cemre olup, od olup, yandım da, yaktım da lakin!
İman tahtamı bir okursanız...
"Namus!" yazar!
Ve...
"İlle de aşk!"...
Benim adım Nurten Cemre Yıldırım!
Var mı başka sorusu olan!
Zira...
Yoksa...
Şurada muhteşem bir ışık var güneşe ulaşacağım!
Melekli şeytanlı bütün kanatlı ve de kanatsızları ısıtır güneş.
Çünkü onun ruhu farklı.
Çoğu korkuyor ondan cehennemi anımsatıyor diye.
Oysa cehennem ve de cennet insanın içinde.
Hoş geldin ilk adımı dahi affettiğim yerden ey cennetliğim!
Cemre.Y.

9 Ağustos 2019 Cuma

Ezan


…Ezan…
Bu akşam...
"Yok artık, kat'a olmaz,
Bu yaşadığım zebani ilçesinde ezan bile zebani derken!"
İlçem'de onca yıllık sabah ezanlarına,
Her biri ayrı megafondan ayrı korkarak uyanıp,
Dua edecek yere küfürler savurduğum,
Her biri ayrı telden salak nağmeler çalan sabah ezanlarına inat
Öyle bir sela okudu ki yeni gelmiş bir hoca!
Her nağmesine, dilini hiç anlamadığım her kelamına,
Her hecesine ayrı gözüm yaşım aktı
"Elhamdülillah müslamanım!"diye!
Kim bilir kaç kere menkıbelerini okuduğum Hz.Ömer'in
İlk kur-an okunuşunu duyup müslüman olduğu o an...
Bence böyle bir sesti onu nefes eden!
Yoksa öte mahallelerde,
Arka planda hala karışık sesler, tonlar, megafonlar!
Lakin bu sefer teşekkür ettim yaradan'ıma!
Epeyce bir vakittir halime, hatırıma, ruhuma, meşguldü ya!
Varlığını nicedir şikayet dilekçemden belli etmek dilemiş!
"Sanırım bize,
Biz maaşımıza bakarız." diyen memur cemiyeti değil de...
"Yav kardeş!
Bu da böylece kalsın ciğer ve yürek silsilende,
Hele ben bir sesleneyim de,
Yani hiç de öyle çok da yalnız değilsin,
Ben varım!" kıvamında ya...
Meğerki sen,
Orkestrasının her biri ayrı teli kopmuş,
Staj zamanı tiyatrocu yorgunluğuyla değil de...
Yarın sabaha beni, aynı billur sesle,
Aynı özenle uyandırırsan,
Hiç üşenmeyip, ojelerimi silip,
Gusül ve namaz abdestimi alıp,
Sabah namazımı kılacağım nice vakit sonra.
Allah'ım!
Yatsı ezanlarını da bir düzene koyuyorsun sanırım!
Sen'i Sultanahmet'e gittiğimde ayrı,
Kabe-i imam ezanıyla,
Ayrı sevmek istemiyorum ben o kadar şanslı biri değilim.
Lakin bana çeyrek adım atsan da,
Milyon mil kaçsan da ben hep seni seviyorum bil istedim.
Cemre.Y.

4 Aralık 2018 Salı

Zaten Ömrüm Geçmiş Zemheri

…Zaten Ömrüm Geçmiş Zemheri...
Ruhumun çocuk yaralarının yükü ağırlaştıkça,
Taşıyamaz olduydu avuç içi kadar yüreğim.
Kime güvenip aleni anlattıysam,
Adımın, adını koyanımdan vurdu beni!
Şiire güvendim sonra sonra…
Yazdım da aleni!
Bütün sevdiceklerim de şiirlerimden asmıştır beni.
İnsanlar, ya çok unutmaya meyilli,
Ya da çok seviyorlar yaraların derinini kaşıyıp tuz ruhu dökmeyi.
Benimse bütün alemlerde affedemeyeceğim sadece iki melek var!
Münker ile Nekir.
Bana baba diye seçilen o adamın, kendi keyfince seçtiği adımı,
Bebek kulaklarıma,
Ezanla okuyamasıcanın o davudi sesiyle okuduğu o adımı,
Ölmüş kulaklarıma resmiyet buydu derler de,
Bana sorgu sual etmeye kalkarlar ise,
Allahıma kitabıma çok pis küfür ederim bak ona göre!
Zaten ömrüm geçmiş zemheri!
Zira henüz cennetlik yaşımda yüzü koyun yatırılmış,
Bilmem nerelerime yüklenmeye çalışırken,
Adımı ezan sesiyle bebek kulaklarıma okuyan o adam,
O gün dilinde bir türkü tutturmuştu adıma, oysa öz babamdı ya!
Meğerki gözlerimden birini ömür boyu tembel edecek kadar,
Kulaklarımı yırtan çığlıklarımı atamasaydım.
O gün bugündür biraz şehla, biraz astigmatlı miyop'um,
Geleceğimden hiçbir zaman emin olamadım,
Hayatım hep flu'ydu yani.
O gün bugündür herkesten keskin duyarım,
Ne geliyorsa başa an'dan sonra geliyor zira, duymak lazım!
Kabir zamanı gelince de,
Münker'le Nekir'e sorarım bir, o gün, neredeydiniz siz?
Cemre.Y.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Ninni

…Ninni…
Uzak diyarlardan birindeydim,
Kendime bile, kızıma bile çok uzak.
Bir tek anama yakındım güya...
O da artık acılarını hissetmesin diye
Kolunda, bileğinde damar kalmadığı için,
Kasıktan vurulacak morfin zamanlarına yakın
Yine acıdan ayılma an'larında.
Derin acılar konuşamaz derler ya bir de, hep yalan!
Anamın gözlerini gözlerime kilitleyip,
Dudaklarını titrete titrete,
Söylemeye çalıştıklarını duyabilmek için,
Gözlerimi dikkatimi dağıtan her şeye kör edip,
Kulaklarımın zarını patlatırcasına zorlardım benliğimi,
Acı yüreğimi deşip, beynimi delerdi.
Sonunda kim bilir kaçıncı kez duyabildiğim o tek cümle.
"Kızım, evladım, bırakın artık beni, salın, gideyim!"
Anacığımı kendimden iyi tanıyordum oysa.
O, bir kere gitmeyi kafasına koyduysa kesin giderdi.
Yok yere bana küsüp, yıllar yılı da benden gitmedi miydi?
Sonra gözlerimin derinine bakıp,
"Korkuyorum oralardan ama ben!" duruşlu,
Küçücük bir kız çocuğunun korkulu bakışlarındaki o acı,
Beynimi deşip, yüreğimi, bağırsaklarımı deşerdi.
Acı, dilsiz filan değil kardeşim!
İlk defa bayramlık alınmış, ilk defa kırmızı pabuç görmüş,
İlk defa insan sayılmış da
Gece boyu yarı uyur, yarı uyanık,
Sabah olsun da, ezan okunsun da
Başucuna serdiği bayramlıklarını giyip,
Sevinçler içinde bayram yerine koşma hayalindeyken,
Gece evde yangın çıkmış da bir tek,
O kız çocuğunun bayramlıklarını yakmış gibi feryat figan!
Diğerlerine hayat hep bir yerinden devam ediyordu.
Normal yiyorlar, normal içiyorlar,
Normal ziyaret ediyorlar, normal hüzünlenip,
Normal kederleniyorlardı.
Normal sevişiyorlardı mesela eşleriyle.
Ve normal bekliyorlardı artık sona doğru yaklaşan o günü!
Benim o günkü gazetelerimdeyse
Sürmanşet geçiyordu, onun eceline kaç gün kaldığı!
Bir yandan bencillik etmek istemiyor,
Normal yaşayanlar gibi, normal düşünüp,
Gitmesinin en doğrusu olduğunu düşünüyor,
Öte yandan...
Bir gün daha o güzelim ana kokusunu duysam,
Bir kerecik daha
"Sseviyorum ya seni be kıızzımmm!" desin,
Bir kere daha titreyen dudaklarıyla beni öpebilsin istiyordum!
Sonra vazgeçti o!
Pes etti.
Gitmeyi tercih etti.
Biliyordu ki onu sevmekten asla vazgeçmeyecektim.
Ama siz...
Hiç...
Anacığınızın, tam da en hasta zamanlarında,
Sizden isteyip de sizin söz verdiğiniz gibi,
Şöyle köpürte köpürte acıtmadan,
İncitmeden her yerlerini yeni yıkadığınız,
Misler gibi beyaz sabun kokan o halinin,
Alnından bile öpmeyi özlediniz mi?
Ya omuz başlarından,
Ya bebekliğinizde emdiğiniz o ak memelerinden,
Ya sizi taşıdığı bembeyaz çatlaksız göbeğinden,
Sizi sırtında taşıdığı o bacakların,
Hem sağından, hem solundan,
Siz terk edip gidemediği onca yıl,
Nasırlaşmaya yüz tutmuş topuklarının her birinden,
On parmağının onunu teker teker,
Ayaklarıyla yirmi eder,
Öpmeyi özlediniz mi sizden çoktan gitmiş bir cenazeyi!
Peki ya siz!
En son tırnaklar çürürmüş ya,
En son saçlar!
Teker teker öptünüz mü hepsini,
O ana bile günlerce gün, gecelerce gece,
Aylarca ay, yıllarca yıl, hasret kalıp.
Siz hiç annenizin ölüsünü dahi öpebilmeyi özlediniz mi?
Derin acılar konuşamaz derler ya bir de, hep yalan!
Ömrümde birkaç kere gerçekten mutlu oldum elbet!
Ama ne yazdımsa az kaldı, ne söyledimse yavan,
Ondandır belki fazla tutunamadılar bende.
Kızıl saçlı bir deniz kızının hayaline doğru yol aldılar.
Neyse ki anacığımın saçları da,
Gözleri gibi koyuydu en kestanesinden.
Ah benim sevgili sevdiceğim, anacığım,
Rüyalarımda gördüğüm gibiysen ne ala,
Ağarmamış hala saçların oralarda,
Biliyorum aralarda kızıyorsun bana,
Ama artık benden
Hepten gideceksin korkusu kadar çok içmiyorum,
Sigarayı hiç sorma!
Buhranlıydım yine o çıktı karşıma!
Saat 2'ye çeyrek vardı,
Senli bir Temmuz gecesinde o bana ilk yazdığında.
Bir daha da kimseyle metrobüs durağında öpüşmedim ama!
Bir daha da hiç kimseye acele etmedim,
Benden hızlı giden adımları için.
Zamanın bana çoktan durmuş olan akrebiyle yelkovanını,
Saat tam 12'ye kurup onları göle fırlattım,
Denize atsam fırtına kuşu falan çıkar yem sanır neme gerek!
Gölde durgun dursunlar birbirlerinde kavuşmuş,
Ölen ölmüş, giden gitmiş, bende sağ kalan yok,
Ama onlara hayat devam etsin.
Anam...
Öpüyorum ellerinden.
Rüyama gelsene bu gece...
Sana o hastane gecelerimizde dinlettiğim,
Müzeyyen Senar'lardan,
Zeki Müren'lerden,
Neşet Ertaş'lardan,
Musa Eroğlu'lardan,
Ve sen çok seviyordun diye,
Bediha Akartürk'lerden başka ninni hatırlayamıyorum ben!
Ah nasıl da sevinirdin onlara,
Arada bir açtığım Emma Shapplin'e
Chopin'e, Andrea Bocelli'ye
Loreena Mckennitt'e yüz bükerek!
O güzelim kaşların da büküldüğünde,
Behiye Aksoy'u açardım hemen,
"Artık Yeşerecek Bir Dalım Yok!" u severdin ondan,
Ardından da gelsin Muazzez Senar' dan
"Kimseye Etmem Şikayet!"
Nedendir bilmem.
En çok bu şarkıda ağlardık öyle usul usul,
Bakışa koklaşa...
Herkesin, herkesi yanlış anladığı bir yer vardı belli ki bir kader de!
Anam...
N'olur!
Rüyama gel bu gece!
Hatırlamıyorum ki ben sesinden bir tek ninni!
Kendi sesinden bana bir ninni söylesene n'olur!
Cemre.Y.

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?

...Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?...
Günün belirli saatlerinde,
Hele ki sabah vakitleri milletlerin vekillerinin,
Hatta gerekirse cumhur başkanlarının,
Gerekse de kraliyet saraylarının belirlediği zamanlarda,
İnsanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Ezan seslerini türlü güzel nidalı imamlarıyla beraber,
Hiçbir sesinin duyulamayası,
O iğrenç seslileri de imam yaptın diye!
Bangır bangır bağırtan'ım!
Yine insanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Allah'ı aynı ama peygamberi ayrı yaradan'ın emri ile,
Kimi bir piyanonun sanki bir lire dokunmuşçasına,
Öyle bir yumuşak dokunuşla çanlar çalınırken,
Kimi paslanmış oksidasyon'lu sesiyle,
Kulağımızda zangırdatır ve bizi korkuturken başka ülkelerde.
Üstelik bütün bilinmiş dinlerde
Yaradanın yarattığına ezası...
Hep buluğ çağını çoktan geçmiş'i tasvir edilirken,
Ve birçok dinlerde buluğ çağı geçmemişse,
Hiçbir insan evladına halvete meyl edilmezken!
Ben, her bana sorulduğunda,
"Müslümanım elhamdülillah" derken.
Ama içimden!
Baba'm bana ilk tacizde bulunduğunda,
Henüz altı yaşımdaydım,
Biz müslümanlar'a vaad edilen,
"Ölür isek cennet kesin!" zamanımızdaydım yani.
Şimdilerdeyse...
Neden herkes gibi vedalaş'amıyorum,
İçimdeki habis şeylerle de durduk yere,
Bana hemoroid teşhisi konuluyor artık anlıyorum!
Çünkü içimi dışıma açarsam, o girebilirdi!
Çırpındım ama ölmedim!
Yenilmedim de.
Bir sonraki yelteniş'indeyse,
Göğüslerim daha yeni bitmeye başlamıştı,
Arkadaşlarım,
Anaları, ergen arkadaşları öyle demiş diye
Koca koca taslar koydular memelerine,
Hani o kadar büyük olurmuş diye.
Ben küçücük kahve fincanlarını dayamış'tım memelerime.
Hani hiç kimse heves edemesin diye!
Yine de baba'm...
İlk onlara dokunmak istemişti nedense?
Şimdilerde...
İstediğim her an degajeli fotoğraf paylaşıyorum!
Artık kırklı yaşlarımdayım!
Hele bir dokunmaya meyl etsin!
Sikini keser, ağzına tıkar, ibreti alem olsun diye de,
Cümle aleme yayarım!
Gerçi,
Gerçeğimden geçtiğim onca zamanlar içinde de çığlık atmıştım!
Rahmetli anam beni o günden beri hasmı bellemişti,
Susmamıştı ama...
Sevgisi artık eksikti.
Şimdilerde rahmetli olmaya haylice yakın olan,
Zavallı prostat kanseri olan babamın babası bile,
O günlerde bu çığlığım ses getirmeye devam ettikçe...
"Canım, o da kız kısmı sonuçta,
Gecelik giymeseydi." demişti.
Öldüğünde dedemin mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da
Daha ölmedi.
Öldüğünde babamın mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da,
Daha ölmedi.
Daha dün,
En üst kattaki yatak odamın penceresinden bir nefes alayım derken,
Hani o sevdiğim, hani o en beni seven kardeşim,
Hani o, en mutlu olunası aile için anama bile cephe olduğum,
Kardeşim, karısı, ve çocukları...
Toplamışlar kendince sevdikleri akrabaları!
Maldı, mülkdü,
Baba'ydı...
Haksız yere konduğu mülkü nasıl onlara aktarma'lıydı,
"Hangi yolları denemeli" ydiyi konuşuyorlardı,
Kızımı ve ben'i unutarak!
Yani geçmiş...
Aradan 3-5 gün geçince unutulur azizim!
Hele ki 3-5 kuruş geliri varsa çoktan unutulur!
Onların bir kızı yok nasıl olsa...
Erkekleri'yse gaylerden korumak yeterliydi,
Oysa ben görmüştüm,
Rahmetli anamızın bizi her yaz Kur-an öğrenelim diye,
Gönderdiği o Yeşil Cami'de...
Kur-an kursundaki kızlar salınıverilirken,
Dileyen...
Erkek öğrencilere ek nizam verildiğini!
O vakitler baba kahve köşelerinde,
Arkadaşı olduğu eşlerinin...
Kocasını nasıl da tufaya getirip yendiklerini anlatan,
Kodaman kodaman godoşların,
"Ondan artık vazgeç de, bana gel!"li endekslemelerine,
Rahmetli anamın,
Eski nacağıyla savaş açma dönemlerindeyiz.
Özür dilerim senden anne'm...
Baba'm gibi bana dokunmak yerine,
Seni tercih ettiler de,
Sen kendini savunabildin diye!
Ve özür dilerim anne!
Sana bütün bu hayatlarımızın,
Dönüm noktalarını sana anlatıp,
Senle paylaşıp,
Benden korkmanı sağladığım için!
Ve artık sen de benden özür dile lütfen!
Artık ölmüş olsan bile...
Bekaretimi...
Sevdiğim adam' a feda ettiğim,
Ve bunun için bunca bedel...
Aşk, ihanet, çocuk, ayrılık,
Ayrılık...
Ayrılık...
Ayrılık...
Şimdi bana neden ömrüme ait,
Sadece kızım'dan daha değerli hiçbir şey yok diye soruyorlar ya!
Çünkü...
Hiç kimsenin...
Sadece...
Kız evladı yok!
Bilmiyorlar?
Hiçbir şey'i anlamak istediklerinden fazlaca da...
Bilmek istemiyorlar...
Sana bir sır vereyim ağa!
Bu hikaye...
Senin aile efradından birinin kumarhane yönettiğine,
Senin aile efradından birinin uyuşturucu içip,
Uyuşturucu satmasına,
Bu hikaye...
En çok güvendiğin kardeşinin,
Mevzu bahis konusu geçince...
Senin çoktan ona ve ailesine bila bedel feda ettiğine rağmen
"Zamanı gelince,
Şu, şu kadar!" dersin matahlığını sana dillendirmesine değmez!
Çünkü diyemezsin ki ona
"Ulan bezirgan evladı!
Hadi geçtim sonraki sana ihtiyacım olan günleri de...
Baba denen o adam beni yemek masamıza yatırdığında,
Götümü sikmeye çalışırken, sen çığlıklarımı duydun da,
Kulaklarını yastığa gömmüştün hani!
Komşular yetişip beni,
Hastalanmışım gibi karın ağrısından doktora götürülürken sen!
Yatağın altında titriyordun hani!
Hani seni sormuşlardı da ben,
Trakyanın, o Pınarhisar'ındaki,
Bitli arkadaşım Ayşe'ler de, olduğunu söylemiştim hani!
Onun abisi de senin arkadaşındı ya!
Geçen gün...
Kulaklarımla duydum benim için aslında ne hissettiğini!
Oysa...
Hep...
"Yeterince büyük olsa kurtarırdı beni." demiştim.
Yeterince büyüdüğünde de,
Bana oldurmaya çalışılanları öğrendin ses etmedin.
Öz yeğenini, öz kardeşinden kollamaya çalışırken ben,
Ona da ses etmedin!
Kızımı, evimden, içimden kovarken de,
İçimdeki korkuları tıpkı altı yaşımdaki,
O kocaman çığlıklarımı duyduğun halde ses etmedin!
Yıllar sonra da...
Anamın uğru diye açtığınız kuran kursunun,
O serin bahçesinde siz çekirdeklerinizi çitlerken mi duyacaktım!
Aslında size göre..
Hiçbir işe yaramayan bir insan olduğumu?
Size bir tek hele ki bu dönemde!
Bir kız evlat diliyorum kardeşim!
"Bakalım, erkek o!
Nasılsa atlatır, rahatlığı yerine,
Onu kara çarşaflara serseniz de,
Onun topuğundan,
Yok bilmem ne,
Kara çarşafının kenarından görünmüş olan bileğinden,
Yok bilmem ne,
Balkondayken kimse yok sanıp,
Etrafa bakınırken gerdanından!
Yok bilemem ne,
Sosyal medyalardan birinde,
Es kaza uzun görünen kirpiklerinden,
(Benim evladım açık diye bunlar onda da dahil değil mi sanırsın!)
Kork!
Senin bir değil beş kız evladın olup,
Her biri bambaşka karakterlerde ve de inanışlarda olsun!
Bakalım o zaman!
Size üç kuruş gelir sağlıyor diye o babaya hala acıyacak mısınız!
"Esselamu Aleykum Verahmetullah!" diyorsunuz
Her gün milyonlarca kere...
Peki cennet garantili evlatlar,
Cenneti açlıkla, tecavüzle, iğrenç ecellerle sınansın diye mi!
Bu nasıl bir yaradan egosu!?
Şimdi şükür mü etmeliyim sana,
Hiç değilse tecavüze uğramadım,
Hiç değilse ben de öldürülüp,
Bir dere kenarına atılmadım diye!
Sen söyle Allah'ım!
Bunca zulüm hangi yaradanın egosu?
Cemre.Y.

4 Mart 2018 Pazar

Amin

…Amin…
Hangi ezan saatlerindeki
Hangi dileğimdin ki
Bunca zaman sonra
Ben artık hayata pes etmişken,
Sen bana "Amin." im olu verdin?
Cemre.Y.

11 Aralık 2017 Pazartesi

Affetmek Seansı!

…Affetmek Seansı!...
Uzun süren affetmek seanslarım sonrasında,
Şükretmem gereken…
Tuhaf ama güzel şeyler oluyor şu sıralar.
Geçen gün dolabımı düzenlerken
Birkaç tişörte ihtiyacım olduğunu gördüm ve dün,
Bir melek bana,
Artık giymediği cillop gibi tişörtlerini hediye etti.
Ben de döndüm
Artık bana büyük gelen kıyafetlerimi
Başka birilerine hediye ettim.
Yazlık ayakkabım bir taneydi,
Bir iki daha olsa fena olmazdı derken
Yine bir melek internet sitesinden
İyi markaların süper ötesi
İndirimini gösterdi ve iki yazlık ayakkabım oldu.
Bende döndüm hemen kızımı aradım.
Onun da ihtiyacı vardı, baksındı.
Hemen alayımdı.
Dolabıma fare girse, küfredecekti bir şey yok diye,
Bu akşam %10 indirimli o markete gidip bütün ihtiyaçlarımı aldım.
(Ey evren, kredi kartımı ödeyebilmeyi onaylıyorum.
Bana bahşedeceğin bütün iyilikleri kabul ediyorum.)
Hatırlarsanız babamı affetmemin
Son seansı geçen gün nihayet bitmişti.
O günlerde okuduğum kitapta;
"Sizi üzen insanların 3-4 yaşlarını hayal edin
Onu o yaşlarında üzen her ne ise affederek
Ona şefkatle sarılın ve kalbinize alın." diyordu.
Çok zorlandım ama inat ettim başardım.
Babamın 3-4 yaşındaki korkmuş haline sarıldım ve kalbime aldım.
Ardından annemin 3-4 yaşındaki üvey anneli, üvey kardeşli
Çaresiz haline sarıldım, yine yeniden sevdim onu.
Yine sımsıkı sarıldım ama bu sefer o da bana sarıldı.
Onu da kalbime koydum.
Sonra ve asıl en zor olanı kendimdi ki
Ben uzak geçmişimi asla net hatırlayamazdım.
Soru/n/u/mu buldum.
Beş yaşımdaydım,
Bir kardeşim daha olacağını ve erkek çocuk olacağını!
Daha yeni öğrenmiştim ve fena içerlemiştim.
O andaki halimin gözlerinin içine bakarak
Sımsıkı,
Sonsuz şefkatle sarıldım o korkmuş kız çocuğuna,
Ve yerleştirdim kalbimin
Baba ve annemi ağırlayan odasına
Ama yetmedi sanki!
Hemen!
Acilen ilk hayal kırıklığımı buldum.
Doğduğum ve cinsiyetimin göründüğü o ilk ana!
Hem çok zayıftım, hem çok çirkin!
Hem de çüküm yoktu!
Ağa torununa hiç de yakışmıyordum!
Bütün hayatım boyunca
"Bu Dünya'ya gelmeyi ben istemedim ama
Madem nefes alıyorsak,
Yaşamalıyız da!" diyerek geçirmiştim.
Oysa okuduğum kitap;
"Bu Dünyaya gelmeyi siz seçtiniz.
Ailenizi siz seçtiniz.
Cinsiyetinizi bile siz seçtiniz
Yoksa siz sadece ruhtunuz." diyordu.
Şaşkındım.
Aslında afallamıştım o an.
Canımın canı çok fena yandı valla!
Tam bir saat aynaya bakarak ağlamışım!
Sonra aceleyle doğduğum anda bulundum kendimi.
İlk işim o anımda,
Anamın kayın validesinin
Ve onun da kayın validesinin
Cinsiyetimi görmemesini sağlamak oldu.
Kız velet olduğumu gösteren yerlerime
Kalbimi yapıştıra yapıştıra
Sımsıkı sarıldım kendime ve hemen kundakladım kendimi.
Doğruca babam, annem ve benim beş yaş halim olan odanın
Baş köşesindeki beşiğe koydum kendimi.
Kitapta evlatlardan bahsetmiyordu hiç!
Onlar daimi aflarımızdaydı zaten.
Her daim şefkate müebbetli olduklarından sebepti elbette.
Ben yine de...
Kızımın orta okullu ergen zamanlarına
Bir kere daha sımsıkı sarıldım.
Onu da aldım kundağımın yanı başına.
Böylece...
Birike birike,
Azalarak kendilerimizden
Hiç ayrılmamış olduk
On birinci sınıfında ondan tam yedi ay ayrı kaldığım için!
Kalbimin odasındaki kundaklı halimle ondan tekrar özür diledim,
Şu an ki sonuç;
Akşam elim kolum dolu marketten gelirken babama rastladım.
Halimi, hatırımı sordu mahçup bakışlarıyla!
Hatta hemencik aldı poşetlerimi elimden,
Yardım etti evime kadar!
Yolun yarısında durduk yere gömleğinin ön cebini göstererek,
"Aaa! Bak burda harçlığın varmış a kızım!
Baksana!
Seninmiş bu!" diyerek
On kuruş (10-KRŞ)' u tutuşturuverdi elime!
Tuhaf olan ne biliyor musunuz?
Babam bana en son harçlık verdiğinde
Ben beş yaşındaydım,
Verdiği harçlıkla bakkala koşarak cimcime sakızlardan almıştım.
Sanki o sakızı yine almışım da kocaman balon yapmışım sandım!
Öyle sevindim lan!
Artık cimcime sakız satılmıyordu elbette
Yoksa poşetleri babama bırakıp yine bakkala koşardım.
Zaten ağzımdaki üçlü köprülerden sebep!
Artık sakız filan da çiğneyemiyordum
Ama olsundu!
Çantama atıverdim gülümseyerek!
"Çantamın dibi olsun bu para, bana artık uğur ola!" dedim.
O ise hala anlatıyordu içli içli
Ona en küçüğümüzün oruç ağızlı yüklediği yeni yükleri.
Yok onu yap demiş, yok şunu hallet demiş vs.vs.
Konuşa konuşa evimin kapısına dek geldik,
İçeri buyur ettim elbet de.
Ama o nedense "Teşekkür ve şükür!" diyerek
Kalbimin odasındaki 3-4 yaşı haline dönmeyi tercih etti.
Uzun zamandır,
Evimde akşam yemeği yemediğim için,
Misafirim yoksa eğer!
Yemek de yapmıyordum.
Durduk yere kalbimdeki çocuklarıma,
Canımın çektiği bir yemeği yaptım
Hem de türküler söyleyerek!
Pişti de ama çok uzun zamandır da
Yemekleri yaparken kokusundan doyduğum için.
Şimdi öylece duruyorlar mutfakta!
Kalbimdeki çocukluklarımız
Ezan saatini bekliyorlar,
Üstelik hayli de heyecanlılar!
Şimdi tam zamanı işte...
"Şükürler Olsun Rabbim!"
Artık biliyorum ve ısrarla deniyorum
Bundan sonra bütün pişirdiğim yemekleri,
Yalnız da olsam afiyetle yiyeceğim
Ve bundan sonra bozduğum bütün oruçlarımı tutacağım!
Hatta sigarayı da bırakacak,
Ömrümün kalanında bütün kışlarımı oruçlu geçireceğim.
Tabi sen "Kün Fe Yekün!" dersen.
Şimdi gülümsüyorum kalbimin odasındaki küçümen çocuklara!
Kırk bir yaşlık mahcubum bende.
Konumuz,
Yine hayat elbette!
Ömrüm boyunca hep bir öğretmen edasıyla
"Şükredecek bir şey varsa
Zaten şükrediyoruz, karşımıza hep kötüler,
Hep kötülükler çıkıyorsa…
Bütün suç bizim mi!
Şimdi neyimize!
Şükredelim ki!" diyordum ya!
Mahçupluğum,
Yanılmışlığımdan!
Meğer...
Nice öğrensem de hiçbir şey bilmiyor muşum!
"Madem bu dünyaya gelmek, bu aileyi seçmek,
Bu aileyi seçmek, bu bedeni tercih etmek,
Yaşadıklarımızın müsebbi!
Hep...
Bizim seçimimiz miş!
Aldığımız her nefese şükürler olsun rabbim!
Amin."
Şimdilerde...
Geleceğe dair çok güzel meleklik hayallerim var!
Birçok öğrenciyi okutmak gibi.
Cemre.Y.
(Okuduğum kitabın yazarını ve adını merak edin ve okuyun bence!
DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ/ Louise Hay )

11 Kasım 2017 Cumartesi

Yitik Bir Sevdadan Geriye Kalan


...Yitik Bir Sevdadan Geriye Kalan…
Seni yatak odamın uykuya dalabildiğim
O en son anına asmıştım ben be “Adam!”
Her gece sensizliğe uzanırken
Kadehlerim dipsiz bucaksız!
Dilimin dönebildiği tek duamdın sen!
Kızım bile, onca küçük yaşıyla,
Acıyarak bakardı göz bebeklerime!
Son şefkatimle dönerdim onun yüreğine,
Susarak bakardım ona…
Suskunca odasına giderdi.
Gizlice ağlardı bilirim,
Artık bir kardeşi daha olamayacak diye!
Saatlerce bana verdiğin bir kağıt parçasıyla
Gülümsemelerini okşardım onlarca yüzünde senin.
Öylece dalardım yokluğunu bile sevmelere de
Sabah ezanları okunurdu aniden!
Aceleyle pür telaş işime doğru yol alırken
Sabaha ilk “Amin” im olurdun benim!
“Rabbim!
Senli hiçbir duamı kabul etmedi neyleyim?
Önceden yaşanmışlıklı bitmiş bir hayat
Ve vazgeçemediğim kızımdı benim sana kilidim!
Şimdi Allaha küssem bana günah!
Sana küssem
Sana daha ağır vebal!
Gayri ben senden sonra
Kimin bana ne ettiğine, ne edemediğine,
Daha ne diyeyim?
Cemre.Y.

2 Kasım 2017 Perşembe

Son Destan

...Son Destan...
Hani “Her duyduğum ezan sesinde ahım olacaksın,
Hiç kimse seni benim gibi sevmeyecek!" demiştim de,
Gözlerimin bebeğine bakıp,
Sadece bir buruk gülümsemeyle susarak cevap vermiştin de
Sadece parmak uçlarınla, dudaklarıma "Sus!" der gibi dokunmuştun ya!
Bilmiyorum ki…
Şimdilerde seni severken sevdiler mi ben gibi?
Bir koyunun kuzunu sevdiği gibi mesela.
Bilmiyorum ki…
Sana bakarken, baktılar mı sana,
Bir annenin, yeni doğmuş bebeğine baktığı gibi.
Bilmiyorum ki…
Sana dokunurken!
Dokundular mı sana,
İçleri sızlayarak bir yaranın kabuğunu kaldırır gibi.
Ahım kadar mı, ah ettiler mi be yarim, terk ettin mi onları da!
Senden sonra…
Her harabemin altından sen çıktın,
Ne kimseleri, seni sevdiğim kadar sevebildim!
Ne de kimseler beni sen gibi sevdi.
Senden sonra…
Her yıkık şehrimin viranesinden sen çıktın,
Duydum ki sen de hiç mutlu değilmişsin hani ama artık bizden olmaz.
Meğer!
Son destan, bizimkisiymiş hiçbir yerde bir daha yazılamayan.
Cemre.Y.

31 Ağustos 2017 Perşembe

Adım...Cemre

...Adım...Cemre...
Bugünlerde bana en çok...
Adımı neden değiştirdiğimi soruyorlar!
Sadece onlara yutkunuyorum.
Sadece o soruya susuyor hıçkırıklarım.
Hangi yürek anlayabilirdi ki
Kulağıma kendi koyduğu adımı
Kendi ezanıyla okuyan bir babanın sesini
Henüz kendimden küçücük yaşımda
Feryat figan unutmak istediğimi
Hangi din, hangi siyaset, hangi rahat görüş
Anlayabilirdi ki
Üzerime yapışmaya çalışan kirli ellerini
Adımla beraber silmek isteğimi?
Adım Cemre!
Kulağıma ezanla okuduğun Nurten'le
Sen kendini de öldürdün baba!
Günün kutlu olsun yine de.
Ne de olsa
Altı yaşımdan beri
Senin bile kirletemediğin
Namusumla hayattayım hala!
Ama artık...
Artık!
Adım Cemre!
Hadi yine öldürsene!
Cemre.Y.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Benimle Evlenir Misin

...Benimle Evlenir Misin...
Hani diyorum
Ezan saati olmayan zamanlarda sala okunuyor ya hep!
Bir gün de biri çıkıp
"Benimle evlenir misin" i okusa ya!
(Bence gayet farklı bir teklif olurdu.)
Cemre.Y.

14 Temmuz 2017 Cuma

Sonra Dedim Ki Kendime!

…Sonra Dedim Ki Kendime!...
Sonra dedim ki kendime;
Ezana bile, ruhun canı, o en güzel ses gerekirken,
Ses'i yırtıp, susmak ve dinlenmek gerek!
Geç kalınmış bir dua gibi.
Nihayet….
Tasavvufun her hali illa ki;
Bir ney eşliğinde okunup öğrenilmelidir!
Zira!
Ney=Ruh ise,
Ruh=Suskun çığlıklı kocaman birer "Es!"tir.
Cemre.Y.

20 Nisan 2017 Perşembe

Gidemem

...Gidemem...
Sen benim, sabah ezanlarımın,
Kuş seslerine karıştığı vakit kadar...
Duamda idin be adam.
Söyle bir hele bana!
Ben seni, nasıl terk ederdim.
Sen hala yüreğimin en dibindeyken.
Bir bilsen, hala ayak izlerin…
Yerinde sabit!
Bütün can kırıklarım da,
Hala kanayan, canlı birer cenaze iken,
Sen benden gitsen, gidebilsen bile,
Ben "Biz"den gidemem.
Burası iyi böyle,
Hem, her daim sımsıcacık,
Hem de ummanlar dolusu,
Koskocaman bir cehennem...
Zaten bütün kısa şiirler boşuna,
Bütün savaşlar boşuna!
Çünkü, nice çabalasan da,
Sonunda herkes susar sana,
Ama konusu sen olunca başkalarına…
"Ve perde!" derleeerrr nasıl olsa!
Cemre.Y.

4 Nisan 2017 Salı

Destanlar Vardı

…Destanlar Vardı...
Biz çocukken destanlar vardı,
Büyük sevdaların, kocaman aşkları,
Bembeyaz kağıtlara sonradan yazılıydı.
Ben daha küçücükken...
Sonu hep yokluk sancılı destanlar vardı.
Bazı akşamlar,
Yer sofrasında yemek yendikten hemen sonra,
Erkenden açılırdı yer yataklarımız.
Biz itiraz edemeden erkenden örtülürdü üzerlerimize,
Rengarenk kırk yama yorganlarımız.
Küçücük başlarımıza kadar örtülüyse o yorgan
Artık hemencecik uyunmalıydı.
Kardeşimle gizlice anlaşırdık önceden,
Bu sefer, bu masalın sonunu duyacaktık,
Hiç uyumayacaktık!
Sonra babam, gaz lambasının altındaki,
Minderde oturan anamın yamacına yanaşır,
Babam…
Kenardaki tel dolabın çekmecesinden,
Destan yazılı beyaz kağıtlardan birini özenle seçer,
Anamın yamacına iyice sokulur,
Bir zamanlar minarelerden ezan okuduğu o davudi sesiyle,
Anacımın gözlerine bakarak ezberinden okurdu destanı.
Kardeşim daha yarıya gelmeden uyurdu,
Yorganın altındaki karanlıktan korka korka.
Cesaret verirdim ona,
"Uyuma!" derdim,
"Sakın bu sefer de uyuma!"
Masalın sonunu nihayet duyacaktık ya!
Dayanamazdı yine, uyurdu korka korka.
Yanında hep ben vardım oysa!
O uyuyunca, ben korkmaya başlardım bu sefer,
Yorganı hiç kımıldatmadan aralardım köşesinden,
Anamın gözlerinin içinde ne çok yıldızlar vardı.
Sanki okunan destanlardaki,
Bütün o kadınlar hep anamdı.
Beyaz kağıdın son kıvrımına yanaşınca,
Babam anamı hep ama hep kandırırdı,
"Hadi yatağa geçelim nasılsa ezberimde" derdi.
İçimden sessizce çığlık çığlığa bağırırdım anama,
"Gitme be ana gitme, az kaldık sonuna!"
Anamın, zaten, başkacada şansı yoktu ki,
Hiç değilse sona az kalmıştı bu kez.
Oysa bu sefer de,
Bu destanın sonunu babam yazacaktı.
Anamsa kaderine çoktan razı,
Usulca kalkar gaz lambasını söndürürdü nefesiyle.
Zifiri karanlık olurdu oda,
Gözlerimin kapaklarında kırk yama yorganın,
Rengarenk yama cennetleri çakışırdı hep.
Anamın gözlerinin içinden çıkan yıldızlarla,
Dalardım kendi rüyalarıma.
Ne anam, o zamanlar bilebildi,
O destanların sonunun hep ayrılık olduğunu,
Ne de ben.
Sonradan öğrendik çok sonradan.
Işıklar gelince,
Anamın gözlerinin içinde artık yıldız kalmayınca,
Babam anamı, son kardeşe hamile bırakınca,
Oda teklikten çıkıp çoğalınca,
Biz başka odada yatırılıp,
Yorganlarımız yamasız kalınca,
Destanlar artık sokak gazeteleri gibi satılmaz olunca,
Babam hala meyhanelerden çıkmaz olup,
Arkadaşının sırtındaki küfeyle gelip,
Ona sitem eden anamı,
Son gücüyle dövmeye başlayınca,
Anam bizim odamıza taşınınca,
Anam işe başlayınca,
Siyah beyaz renkli o kocaman insanlar…
Koca bir kutunun içinde o destanları oynayınca,
Anam artık saçlarımızı okşamaz olunca,
Anam artık kendisini bile sevmez olunca!
...
Yüzyıllar sonra babam…
Anamın mezarı başında hıçkırarak ağlarken,
Aslında anamı hep sevdiğini,
Ama bu kahrolası kaderin,
Hepimize birden yanlış yazıldığını söyleyince,
Sonradan yani.
Çok sonradan.
...
Doğuşumuzu soranlara selam olsun!
Üç kardeşiz biz,
Her birimiz…
Yorganın dört köşesi yamalı ve hep kapalı olsa da!
Sonu hep mutlu biten hayalli,
Birer destanız!
Şimdi susma vakti…
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...