hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2025 Cuma

Özlemelerimiz De Geçecek Bir Gün

...Özlemelerimiz De Geçecek Bir Gün...
Ah nasıl da özlemişim,
Kadife gibi naif yumuşacık,
Kırmızıya meyyal sesinin tınısını.
Nasıl da özlemişim,
O derin nefesli özür dileyişli inceden iç çekişini.
Sesinin sessizlik içindeki özrüne de kabul.
Lakin eskisi gibi güvenemem ben sana.
Büyüdün be yavrucağım.
Hangi çocukluğuna sığdırayım beni yine hançerleyişini.
Özlemelerimiz de geçecek bir gün.
Herkes kendi masalının içinde kalacak sonunda.
Bizim hikayemiz çoktan bitti zira.
Hoşça kal ama!
Hoş kal.
Cemre.Y.

22 Kasım 2024 Cuma

Oysa Ben!

…Oysa Ben!…
Oysa ben!
Omuzuna yaslanıp,
Sessizce ağlamak isterim sevgilimin!
Neden?
Niçin?
Sorgulamasın gözümün yaşı bitene kadar!
Sadece sarılsın,
Sımsıkı sarılsın,
Yüreğinin çırpınışını hissedeyim o sarmalanışta.
Ben hıçkırırken o,
Saçlarımı okşasa usulca.
Ne ben bilsem,
Bütün erkeklerin duygusal devinimlerden nefret ettiğini!
Ne o aklından geçirse!
"Eeee!
Sevişme faslı ne zaman?" diye.
Bi dursa,
Bi dursak öylece,
Söz, anlatacaktım en kısasından hikayemi,
Oysa ben,
Ben bugünlük şehvetini değil!
Şefkatini isterdim sevgilimin!
Eksiklerimi tamamlasın,
Sadece dokunsun,
Dokunayım,
Sarsın,
Sarmalayayım!
Cemre.Y.

8 Kasım 2024 Cuma

Siz İki Kardeş

...Siz İki Kardeş...
Şimdi siz iki kardeşe nasılsınız diyemiyorum bile...
Şimdi belki de siz, iki kardeşi birbirinizden ayırmaya kalkacaklar bile olabilir!
Sizi seviyorum, bunu bilin yeterli.
İki kardeş her şartta ve nasıl olursa olsun asla ama asla ayrılmayın ve de sizi ayırmalarına,
Fikir ayrılıklarına düşürmelerine izin vermeyin.
Rahmetli eniştem en çok, kız ya da erkek evlat sahibi olmak yerine.
Kendisine destek olacak bir karındaşı olsun isterdi.
Bu maddiyat falan değildir yahut sınırsız sadakat da değildir.
Ama ufacık bir kırgınlık olsa dahi,
Bunu birbirinize başkalarını karıştırmadan yahut fikri dahi sorulmadan,
Kendi kendinize...
Misal sana ya da ona uygun olmasa bile yani ille de haklı olduğunu bildiğin halde
Başkalarının laf sokuşturmalarıyla haklılığını savunmak için
Kırıp dökmeye gerek duymadan azıcık bir nefes alın.
Durun, dinlenin, dinleyin, sadece birbirinize karşı duygu akışınızı sağlayın.
Siz iki kardeş büyüyene kadar bir başına sayılırdınız.
Tıpkı ben ve kızım gibi.
Hayat mücadelesi devam ederken, kim kimin evladı, kim kimin kardeşi,
Kim kimin annesi yahut ablası kesin çizgilerle belli değildi
Nasıl olsundu ki!
Önünüzde, önümüzde koskocaman bir hayatta ama sapasağlam kalabilme mücadelesi vardı.
Şimdilerde göreceksiniz ki meğer ne çok seveniniz varmış ki elbette var!
Ama bunların içinde maalesef ki...
Çokça da yıkılıp yenilmenizi görmek isteyen insanların da
Gerçekte insan bile olamadıklarını göreceksiniz!
Hepsi birer birer bu anları bekliyor ve geçmişte,
Sizin iki gülüşünüzü çok görmüş olduklarını ispatlıyor olduklarını kanıtlamak için
Gizli birer sansar gibi incitecekler!
Zaman gelecek birbirinizi suçluyor olacaksınız, sen beni doğru anlamadın, anlamalıydın diyerek.
Ya da biriniz diğerine diyecek ki, sen olmasaydın yeterdik biz birbirimize!
Bu esnada başkaları…
Hep sırtlan gibi sırıtıp kıskançlık yahut çekememezlik anlarının hüsran oluşunu zevkle izleyecekler!
Buna asla izin vermeyin!
Misal ben yıllar sonra kimliğimde baba adı yazan adamla beraber,
Çok sevdiğim eniştemi son yolculuğuna uğurlamak için aynı araçta bulunmaya mecbur kaldım.
Çünkü işsizdim, durumum yoktu.
Emekli maaşı desen anca ayı zor atlatıyor.
Benim canım kardeşim…
Arabanın arka koltuğunda ikimizin ortasında size gelirken ve giderken set oldu aramızda.
Onunla aynı havayı soluyamadığımı bildiğinden ama yine de,
Din'di, yok beddua ederdi korkusundan onu def edemediğindendi bu sabrı ve davranışı!
Bildiğin yeğenim arabayı kullandı, kardeşimin eşi ön koltukta çünkü karısı yani!
O, bütün bu çirkef kayınpederine katlamayı kocasının hatrına kabul etmek durumunda hissederken
Bir de tutup orta koltuğa alacak değildi ya!
En doğrusu böyleydi.
Yani demem o ki!
Bir şeyleri daha çok korumak için diğer şeylere katlanmak gerekir ve de bu şarttır bazen.
Eğer başka seçeneğin yoksa tabi!
Katlanacaksınız!
Ele güne karşı değil!
Biri birinizin hatırına iki karındaş olduğunuzu unutmayacaksınız!
Yoksa ne olur bilinmez ama!
En kötüsü olmaz en azından!
Benim son kardeş efendi sağa sola şov yapmak isterken kendini yaktığında!
O videoyu görünce…
Hiç canım yanmaz sanıyordum!
Ama onun, o meydanda çığlıklarını, acı içinde feryatlarını figanlarını duyunca!
Hemen, ömrümüze kaç yıldır ayrılık otu doğranmış evladımı arar,
Bak ben işte o sırada iş yerinde çalışıyor olduğum için suçlu değilmişim!
Çalışmak zorunda olduğum için,
Seni onun sana taciz etmesinden koruyamadığım için suçlu değilmişim,
Sonunda Allah beni, seni, bizi gördü de belasını verdi diye müjdelerim sanmıştım.
Hatta yıllar önce bana tacizde bulunan öz babamı boşamadan,
Yıllar yılı onu gözümün önünde gezdirip,
Beni sırf bu yüzden hiçbir zaman tam sevmeyen,
Sevemeyen annemin bile öcü alınır sanmıştım.
Oysa tam tersine ben durumum olmadığı için
Bu yolculuğa katlandığım için annem beni kabul etmedi.
Gidip mezarında bir yasin okumamı bile nasip etmedi.
Ne yani şimdi ben rahmetli anacığımın ölüsüne de mi küseyim?
Ahan da buradan, evimden yolluyorum dualarımı zaten her gece.
Benim yavruma gelince, herkes çok merak ediyor!
Nasıl olup da bunca yıl sonra tek bir ah etmeden, tek bir beddua etmeden,
En ufak bir küslük gütmeden nasıl olup da bu bitişe katlandım!
Diyeyim, anlatayım bari iki kardeş, iki karındaş olan size!
Benim yavrum...
Altı yaşımdan tam on sekiz yaşıma kadar,
Öz be öz babamın tacizlerde bulunup bana bir şekilde sahip olmaya çalışıp,
Hepsinden de çok şükür ölümü bile göze ala ala namusumla kurtulduğumu,
Hatta babasıyla bile ondan ve bu hayattan kurtulmak için ve dahi
O zamanlar sevildiğimi sandığım için evlendiğimi bildiğinden
Hep ve her zaman kendisini korumayı öğrendi.
Yıllar geçti neredeyse benim yaşadığımın aynı yaşlarında,
Ben işteyken ne anne annesi ne de yengesi yanlarında yokken
Öz dayısı tarafından tacize uğradı.
Neyse ki ona öğrettiklerim sayesinde hemen kaçıp komşumuza sığındı!
İş yerinde Tülaydan o telefonu alınca var ya öldüm!
Ölüm koştu yavruma!
Ama yine de, onu üvey baba eline güvenemedim!
Bir yanda rahmetli annemin onu bırak git başkasıyla evlen baskıları,
Bir yandan ben yanımdaki evladımı anca bu kadar koruyabiliyorum korkuları!
Sizin gördükleriniz,
Bayramlarda etin yağlısını yutamayıp annesine bunu ne yapayım diyen yavru şımarıklığıyken,
Benim yaşadıklarım
Yavrum bugün yağsızını alamadım ama misafirlerimize belli etme çaresizliğiydi.
Çünkü o bilmiyordu ki, ona zaten zar zor alabildiğim etin güzelini ona yedirirken
Ah ben yağı çok severim diye diye ekmeğin arasında zorla yutkunduğumu!
Zira etin kendisi yoksa, kokusu vardı o yağda!
Öyle öyle büyüdü benim yavrum!
Şimdi buraya kadar ki bu anlattıkların iyi güzel,
Biz bu kadarını bilemezdik falan filan bir sürü konu geçecek akılarınıza
Epeyce de bir giriş, gelişme, sonuç falan
İstediğiniz kadar geyikti, dedikoduydu konuşun birbirinizle,
Hatta acınızı hafifletecekse
Gazetelere bile manşet yapabilirsiniz konularımızı inan ki bence sorun yok!
Yeter ki iki kardeş, siz, ikinizi kimsenin, hiçbir şartta ve şekilde ayırmasına izin vermeyin.
Bizim yavrumla, ömrüme biçtiğim bütün sıfatları yakıştırdığım,
Ama bir türlü…
Beklediği anne performansını sergileyemediğimi düşündüğü evladımla
Yollarımız nasıl ayrıldı biliyor musun!
Bilmiyorsun!
Bunu sadece...
Kardeşim, kardeşimin karısı
Ve eski işyerimde annem gibi sevdiğim biri ve kızımın öz babası biliyor!
Ben bunca yıl her şeye rağmen, beni aldatıp giden bir adamla, kızım için görüşürken,
Kızımı ona ve ailesine gösterirken herkes beni hor görüyordu.
Eğer ki ben bu dengeyi sağlayamamış olsaydım
Şimdiye ölmüş, ya da öldürülmüş olurdum!
Haberlerde görürdünüz beni!
Sana, size aman ha denge, aman ha sabır,
Aman ha her kafanın sesini duymayın derken bunu anlatmaya çalışıyorum!
Benim yavrum dengeyi kaybetti bir ara!
Tabi ki benim de ona ayıracak dengem için sabrım kalmamıştı ki tam o aralar!
Çıldırdı!
Haklıydı!
Kafayı yemekte değil ha!
Benden başka kendisine,
Benim ona koyduğum sıfatları bulamadığında çaresiz kalıp sıyırdı!
Bunları bilmesem, hikayeler ayrı olsa da,
Hayatların sonucunun aynı ayrılığa yazıldığını bilmesem
İnan çok yorgunum, çok yorgunsunuz.
Ama sadece,
Sizin de bilmeniz gerektiğini ve ona göre ders almanız ya da almamanız gibi bir duygudayım şimdi.
Karar sizin.
Gün geldi, taa benim babasıyla evliyken,
Babasının edebiyat öğretmeniyle ortak arkadaşımızken olan zamandan olan kadının kızını,
Çünkü biz ayrıldıktan sonra yeni karısıyla samimi olup tatiller falan gittiler ya
Güya o kadının kızı, benim yavrumun babasındanmış bunu uydurdu kafasında.
Uydurmaya yetmedi bütün ana ve baba sülalesini
İspatlar bulmaya çalışarak neredeyse ikna edecekti.
Bahsettiği kızla benim yavrum neredeyse aynı yaşta!
Üstelik tesadüf o ki,
Kızımın babasının öğretmenin adı da aynı şimdi ki karısının adına aynı!
Yani ben öncesinde eski kocamın edebiyat öğretmeni tarafından aldatılmışım
Hala da yeni karısıyla beraber onu da aldatıyormuş gibi bir hikaye!
Anam bir görsen, baba annesi, amcası akrabaları vs. herkes duydu.
Kimi inandı, kimi inanmadı.
Bana sorsan ortadayım.
Ben, anama güvenememişim, babama güvenememişim,
Öz be öz küçük kardeşime güvenememişim,
Elin oğluna evladıma baba olur diye hiç güvenememişim!
Şimdi bu hikaye yalandır nasıl diyeyim.
Baktı ki olmuyor!
O ne zaman kimden hoşlansa, ne vakit ayrı bir gülse,
Ne vakit mutlu hani ayrı bir mutlu hissetse anlarım ben!
Bir tane orta okulda vardı biri.
Kızım bu çocuk hoşlanıyor senden dedim yok anne yav diyerek bana inanmadı.
Gitti çocuğu başka biriyle yaptı bir de yakınlaştırdı.
Sonra sonra anladı hislerini ama iş işten geçip
Bir de onları buluşmalarında ne giyseler yakışıra kadar halletti olayları evlendiler.
Ben, benim kızım üzülecek nasıl etsem de onu avutsam derken bana
Sırf haklıymışsın anne dememek için,
Evlatlarımı evlendirmiş gibi mutluyum aslında dedi.
Sonra üniversiteye başladı, yine bir platonik aşk!
Ondan hoşlanan, hatta işte veya okulda onunla evlenme isteyen onca insan varken.
Yok!
O çay sevmiyor, o bilmem ne hiç birine şans bile vermedi.
Sonra başka bir çocuk çıktı, dedim kızım bu çocuk senden hoşlanıyor bi bak!
Yok ben ona öyle dememişim gitti ona da bir arkadaşını ayarlayıp bir ton acısını çekti.
Sonra o çocuk karışık karışık davranınca,
Bir bunda gözü varmış gibi, bir yandan her haltı karıştırıyor,
Bir yandan en samimi ve de sevgilisi olan insanla
Böyle çapraşık bir ilişkilere girmiş mi girmemiş mi durumları!
Hepsi belki de yavrumun en yakın arkadaşının
Orospuluğundan dolayı onu da elde etme telaşından mı,
Ama elde edemeyince kuduruşundan mı bilemem.
Bak şimdi burası en heycanlı yeri!
Kızım babasına demiş ki!
Güya ben, onun platonik olduğu sevgilisiyle,
Güya taa o çocukla ilk tanıştıkları zamandan beri
Kızımın kendisiymişim gibi sosyal medyalardan konuşuyormuşum!
Bir de üstüne üstlük...
Kızımın çıplak fotoğraflarını falan da paylaşıp öyle yazışıyormuşum
Güya benim kızım bunca sene ne bana ne de o çocuğa
Konuştukları kişinin kendisi değil
Öz annesi yani ben olduğumu söylememiş ama ispatlarmış!
Kızımın babası ya buna bir çare bulsunmuş
Ya da o artık hayatına bensiz devam etmenin bir çaresini arayacakmış!
Kızımın babasına, ben böyle bir şey yapmış olsaydım,
Böyle bir oyun etseydim şimdiye evlenmiş olmaları gerekirdi demem yetti.
Çünkü o da biliyor ki ben evladımı ona göre öğrettim bunca yıl!
Benim yanımda yıkanırken dahi çırılçıplak olmadı o!
Öğrenmesi için her şeyi öğrettim.
Nasıl onun, yavrumun çıplak fotoğrafını paylaşıp,
Bir de onun platonik olarak aşık olduğu çocuğa oymuşum gibi konuşayım!
Babasına da dedim!
Bir tek kere daha bana iftira atsa!
Bilerek ya da bilmeyerek bana kötülük etmeye kalkarsa,
Ona uzaklaştırma davası açacağım dedim!
O gün, bugün uzağız!
Ha bütün bunları nasıl olup da kardeşin hariç, nasıl olup da kardeşinin eşi hariç,
Nasıl olup da kimselere anlatmadın,
Nasıl olup da bütün bunlar yüreğinde patlarken
Evladına tek bir ah bile etmeden dayanabildin diye sorma!
İnsan olan dişlerini teker teker ya da hiç bilemedin üçer beşer döker!
Öyle görmemiş gibi emeklilikten kalan bütün parayı sayıp
Beyaz, bembeyaz, apak gülmez değil mi?
Güler!
Çünkü kim, neden, nasıl, ne hadle hangi kıymete değer ile bilmeye hakkı var ki,
Yarın öbür gün iyi ki, çok şükür, anam hiç beklemezdik denilecek derinin derinini!
İşte!
Tam da bu yüzden!
Acının derinin dibini aynı hissetmek böyle bir şey diye paylaştım içimi.
Bir kardeşi olmalı insanın.
Ki canım kardeşim olmasaydı çok kolaydı bu hayattan vazgeçmek!
Ki yavrum bile senden kurulmak istiyorum ama başımı belaya sokmadan!
Bir mektup yaz, ahan da bu terastan aşağı atla!
Zaten hiç gün görmemişsin, ne şiş yanar, ne kebap!
Eh benim de iyi kötü bir evim de olur,
Zaten emekli de oldun ama merak etme arkandan epeyce ağlarım dedi ya!
İşte tam da o zaman anladım!
Terk edilmekten korkuyor o!
Sınırları zorluyor!
Onun, o güzel ömrü sağ olsun!
Tam üç sene oldu, kızgın değilim, kırgın olamayacağım kadar ağır bu yaşatılanlar.
Evet!
Beni yıllar sonra canlı ama eniştemin hüznüyle cenaze gibi görenlerim,
Bütün en yakın akrabalarım iyi ki varlar!
Yoksa, araya dereye sıkıştırılmış güzel gülüşlerimin arasında,
Aslında çoktan yaşlandığımı, yüzümdeki çizgilerimin,
İçimin içinden nasıl çekilmişliğini
Ben rahmetli eniştemin cenazesi vesileyle gün yüzüne sermesem,
Nasıl anlayıp, nasıl kendi eksikliklerinin üstünü kapayacaklar!
Ara da bir, siz iki kardeş sunun onlara!
Birkaç zaman eğlenirler lakin, kınadıkları kınam kınam başlarına gelince anca anlarlar!
Bana sorma!
Ben hiç kimseyi, hiçbir zaman kınamadım!
Annemin olmaması gereken, hiç doğmaması gereken birine bile
Geleceğine beddualarla ölemeyen çocuğuyum!
Kızıma tek bir güceniklik etmeyin lütfen!
Onun suçu değil!
Ha sadece sizinle paylaştığım bu sırrımı,
Sizi bir arada her şeye rağmen tutmak için uğraşımı umursamadan,
Otuz yılda bir çalışa çalışa anca koluma taktığım bir bilezik gibi
Dalga geçerek ifşa da etmeye kalkabilirsiniz
Yahut birer ders alıp iki kardeş, iki karındaş
Bir bilek, iki yumruk dünyaya gardınızı da alabilirsiniz.
Ben sadece rahmetli eniştemin son dileğine inanmanız için içimi açtım size!
Şu insanoğlu her şeyi unutup hep başkalarının hayatı hakkında konuşur durur!
Yani derleerrr hikayesi işte!
Dedirtmeyin!
Cemre.Y.

18 Kasım 2023 Cumartesi

Yeniden Doğarım Sevgilim

...Yeniden Doğarım Sevgilim...
Ben sana "Yar!" dedim...
Oysa "Yar!"dan büyük yaralarım vardı benim.
Kapattım, kilitledim de geldim.
Ben, senden önceki,
Sensizliklerle dolu bütün hayat hikayemin,
Cümlelerini, hecelerini ve harflerini,
Kapattım, kilitledim de sana geldim.
Sen olmaya geldim.
Sen diye biri olunca,
Ben...
Yeniden doğarım sevgilim!
Cemre.Y.

2 Ekim 2023 Pazartesi

Bugün Pazar

...Bugün Pazar...
Bugün pazar...
Oysa, akşamına, en sevindiğim gündü.
Ertesi, pazartesi diye!
Hatırlamıyorum, en son...
Ne vakit pes ettirildim,
Pazartesilerine kıvanç duymaktan.
En son ne zaman,
Pişman olduruldum,
Doğduğum günün adından.
En son ne zaman,
Pişman olduruldum,
Doğurduğum günün adından.
Ve en son ne vakit...
Susturuldum,
Her bitişin,
Yeni bir başlangıç olma hikayesi olduğu gerçeğini savunmaktan!
Öyle, öyle, vazgeçmeden pes ettirildim,
Bundan daha önceki hayatımdan.
Cemre.Y.

5 Kasım 2022 Cumartesi

Hiçbir Şey Yok!

...Hiçbir Şey Yok!...
Ama ben…
Daima, önce yüreğimi sevdim!
Sen gelince içimdeki sen’i sevdim!
Sen gidince gidişini bile sevdim!
Giderken beni, gittiğin yerlere
Hangi acımasız hikayelere satabileceğin,
Hangi cümlelere,
Bedelsiz savurabileceğin,
Hangi kelimelere,
Asi bir rüzgarla fırtınalara koyvereceğin,
Hangi harflerle,
Zemheri ayazında donduracağın mühim değil çocuk!
Ben sana susarım!
Seninle ilgili her şeye buruk bir tebessümüm olursun ancak!
Duyamazlar seninle ilgili tek bir acı bile!
Çünkü ben!
Daima önce yüreğimi sevdim.
Sen gelince içimdeki sen’i sevdim!
Sen gidince gidişini bile sevdim!
Dayanabilirdim!
Dayandım!
Dayanıyorum!
Dayanacağım!
Öyle ya geldiğin gün ki kadar, acı değildi gidişin.
Ne kadar çok insanıma bedelmişsin meğer çocuk!
Sen gittin sülalem oldu benim!
Artık seni hissetmiyorum...
Size göre isyan etmeliyim, ağlamalı, sızlamalı,
Kendimi yerden yere atmalıyım!
Şişeler dolusu kadehlere sığınmalıyım...
Hiç değilse seni bari haklı çıkarmalıyım,
Yok!
Acımıyor hiçbir yerim!
Sadece arada...
Beynimden bağırsaklarımın içine kadar bir acı doluyor,
Derin bir nefes veriyorum,
Almaya gerek hissetmiyorum,
Geçiyor!
Ya da öyle sanıyorum!
Ayaklarımı dayıyorum sobaya sıcağı hissetmiyorum!
Dışarı çıkıyorum soğuğu hissetmiyorum!
Hani bir an karşıma çıksan...
Seni bile hissetmem o derece çocuk!
Biz artık yaşamıyoruz çocuk!
Sen yoksun!
Ben yokum!
Hiçbir şey yok!
Cemre.Y.

26 Kasım 2021 Cuma

Sus Olur Kelimeler

…Sus Olur Kelimeler…
Bazen yazar da yazarsın,
"Sus!" olur kelimeler.
Görünmez raptiyelerle susturulduğun cümleler,
Konamaz asıl konması gereken yerlere.
Ya, yine, sessizce suskunluğunu giyinir…
Ya da yeniden yakarsın.
Sen en çok yakmalara alışıksın!
"Kül, toz gibi değildir a yavrucağım,
Yeniden hayat bulamaz." dediğimi ise hep hatırla!
Kelimeler…
Canlıdırlar…
Yazılırken acımışlarsa canlarının kırıkları,
Yanarlarken de hayallerinin kırıklarıyla beraber acırlar.
Sen gittin, beni yine yaktın,
Bense bütün hikayemi.
Güya bu sefer, bütün acı anı yüklerimin küllerini,
Denize atacaktım ya hani,
Martılar görürse,
Geçmişleri acır diye kıyamadım!
Sen, beni yaktın, ben kitabımı.
Ateşler göğünü sardığında,
Öldüm sanacaksın ya!
Korkma!
Doğdum, yeniden.
An'dan öncem yok artık!
Bazen, sonu harlı ateşler de olsa,
Yazar da yazarsın,
"Sus!" olur kelimeler de,
Dönüp tek bir cümle ses eylemezsin.
Öyle gerekir bazen.
Cemre.Y.

11 Şubat 2020 Salı

Konu Kapandı

...Konu Kapandı...
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu,
En son ne zaman şöyle el ele tutuşup,
En son ne zaman şöyle derin bir muhabbetle göz göze gelmişlerdi.
Bunca ömrü iyi kötü zamanları sabırla, fedakarlıklarla atlatmışken,
Küfeler içinde ayyaş kocasının kapılara konduğunu geçmiş,
Tüm gün beraberce künk döverek çalıştıklarını,
Umarsız kocasının kumar masasına serdiğini bile!
Sebepsiz ve de gereksiz yediği dayakları bile affetmişken,
En son hatırladığı zehirli guatrı yüzünden,
Bunca yıl vatanından ayrı yaşadığı bu şehirden,
Ameliyat yüzünden ayrılacağını yüreğinin sıkışmasından anladığıydı.
O gün ailecek çarşıya çıkmışlar ilk defa!
Doktor sonuçlarını öğrenmeden önce, böyle olsun dilemiş kadın.
Hastaneye varmazdan hemen önce...
Camekanlarında mutlu ellerin kavuştuğu,
O siyah beyaz fotoğraflara öykünüp,
"Bir tek kare olsun,
Bizim de bir aile fotoğrafımız olsun nolur be herif!" ricasıyla,
Dalmıştılar fotoğrafçıya.
Önce bir kız, iki erkek evlatlı aile fotoğrafları çekilmiş,
Sonra fotoğrafçı "Şöyle tek karede sizi çeksem!" deyince...
Kadın ürkek gözlerle yapışmış herifinin ellerine!
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf var işte.
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Ne ara bütün o yaşanmaması gereken bütün o acı anılar birikmişti ömürlerinde.
Ne ara bu kadar eziyet etmişti,
Ruhuna ruhundan şefkatli korunaklarla sarılması gereken evladına!
Ne ara başkalarına küsüp hıncını kızından alır olmuştu?
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Bunca yıl sonra yine yeniden başka yerleri de kesilmişken...
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf vardı işte.
İçinden dudakları kımıltılı mırıldandı kızına bakarak...
"Ah be yavrum bilemedim ki korkularını,
Yoksa ayan beyan belliymiş ne yana bakacağını şaşırmandan,
Ben göremedim!" derken,
İki koca yaş yuvarlandı yanaklarından.
Zemheri soğuğu bir ayazdı o gece,
Yirmi dokuz temmuz gecesinin saat tam da 03:40'ıydı.
Kızı koştu yamacına hemen kulağını dayadı anasının dudaklarına!
"Annem! Ne istiyorsun söyle!" dedi.
Kadın bir kez daha nefesi yettiğince tekrarladı lakin
Artık cümleye dönüşecek nefesi kalmamıştı ki.
"Sen de duymaz oldun ya beni!" deyip dudaklarını büzmüştü,
Ah nasıl da anlaşılamamaktan çok korkmuş küçümen bir kız çocuğuydu o an!
O an...
Göz göze geldiler işte...
Nice yıl sonra anasıyla kızı!
Uzun uzun bakıştılar dakikalarca...
Birbirlerinin gözlerinin harelerinden hasret giderdiler.
Ellerine sarıldı kızı, anacığının her bir elini,
Her bir parmağından, her boğumuna kadar,
Tırnaklarının uçlarına kadar öptü kızı anasının.
Göğsüne sarıldı, açtı öptü onları da teker teker.
Sonra bitti gözyaşları...
Baktı anası gözlerini kapayacak ve bir daha da açmayacak!
"Sana bir türkü açayım mı anam!" dedi kızı.
Yarım tebessümlü gözlerini iki kere kapatıp açtı anası.
Konuşacak mecali yoksa anasının ki genelde yoktu,
Kavilleri buydu.
Neşet Ertaş'tan "Cahildim Dünyanın Rengine Kandım" ı açtı kızı, kısık ses!
Öylece türkü bitene kadar buruk birer tebessümle dinlediler.
Türkü bittiğindeyse nöbetçi hemşirelerle doktorlar dahil,
Hasta bakıcılarla beraber hepsi kapılarında ve şefkatteydiler.
Kadın ve kızının ilk ve son en güzel anısıydı bu!
Hatırlayamıyordu kadının kızı...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu
Şimdi karşısındaki şu ihtiyar herif!
Tahlil sonuçları kanser değilmiş şükür de,
Ramazanda olsun kimseye hayrı dokunmasın,
O isterse, istediği lokantadan istediğini,
İstediği kadar yiyebiliyormuş diye,
Memlekete giden en yakın biletini almışmış!
"Çatım akıyor!" diyor kızı,
O da "He ben sağlam yaptırdım benimki akmaz!" diyor!
"Eşyalarımın ömrü bitti!" diyor kızı,
O da "Hee ben geçen sene yeniledim benimki daha eskimez!" diyor!
"Gayrı masal da, hikaye de, roman da, şiir de bitti.
Gökten üç elma düşmesine gerek yok ki elma falan da sevmem ben!
Fakat ben...
Bu ecdanın tarihinin tecellisini de s*ker geçerim!" dedi kadının kızı!"
Konu...
Kapandı.
Cemre.Y.

19 Aralık 2019 Perşembe

Yorgunum Be Üstadım

...Yorgunum Be Üstadım...
Nicedir sabahları uyanıp yüzümü yıkarken baktığım aynam küs bana!
Nicedir gözlerimin feri kaçmış, ışıldamıyor eskisi gibi.
Nicedir, her kimin, herhangi bir sebepten yükselse sesi...
Gittikçe çoğalıyor hayata daimliğime dair yetersiz bakiyem!
İç organlarımın kararsızlığı ayrı bir hikaye,
Ruhuma giydirilen tenimin gün be gün eskimesi ayrı bir roman!
Ömrümün seyrü seferi çocuk olmadan, ergen olmakla,
Ergen olmadan, orta yaşa seyirtilmiş çoktan!
Yarına dair hiçbir hayali bırakılmamış bir insan eskisiyim neticede.
Keşke diyorum şimdi...
Keşke!
Uyusam ve yarına bir daha uyanmasam!
Ha olur da ömrümün kum saati yeni güne uyanırsa...
Merak etmeyin...
Bütün iyi niyetlerimle...
Hepimize güler yüzlü günaydınlar dilerim, lakin!
Şimdi...
Çoktan...
Gönlüm gönünden sıyrılmış kadar...
Yorgunum be üstadım.
Gayrısını sen yaşasan da ben ufuktan sana melek olsam.
Cemre.Y.

2 Aralık 2019 Pazartesi

Hayat

...Hayat...
Nihayet...
Rahmetli anamın hastanede yattığı zamanlar hariç,
Bütün ömrüm boyunca...
"Taş olsaydın bari duvara koyardım!" dediği zamandayım sanırım.
O, kendince, sevmeye değersizliğimi dile getiriyordu çok da belliydi lakin!
Yine de yaşımca yaşayamadığım ömrüme inadına,
Dimdik direniyordum hayatın her gününe.
Bugün doktor...
Durduk yere yaşıma yakıştıramadığı,
Ve verdiği ilaçlara rağmen indiremediği,
Bende olmaması gereken değerleri değerlendirirken,
"Bunca doktorluk ömrümde tek vaka sensin!" dediğinde anladım.
Genetizm falan değil onun adı üstadım!
Ananın toprağı, kızına çeker bizde.
Rahmetli anama da hastalığı benzemesin öyle demişlerdi zira!
Öyle ya da böyle,
Çeşitli iklimlerle!
Öyle başlamıştı onun hikayesi de.
Neyse ki ben...
Yavrumun bütün zincirleri kırmıştım altı yıl öncesinde...
Ki iyi ki doğurmuşum onu!
Buyurunuz genetik hastalıklarınız sizin olsun.
Bana bir sade Türk kahvesi lütfen!
Zira, epeyce bir savaşacağız belli ki hayatla!
Cemre.Y.

20 Kasım 2019 Çarşamba

Kırmızılı

...Kırmızılı..
Kırmızılı bir kadın...
Kırkını beş geçe...
İlk defa...
Hiç olmayan bir fırtınada,
Basit bir işportacı şemsiyesine güvendi!
Yağmur yağmalıydı o kesin,
Ve hazırlıksız yakalanmalıydı afete lakin...
Aylardan kasım olmasına rağmen,
Ne yağmur vardı ortalıkta,
Ne de en ufak bir fırtına!
Kırmızılı bir kadın...
Altıncı yaşını beş geçe...
Henüz küçümen bir çocukken!
Geçmişinden yüz yıllarca vakit geçse bile...
Bazı şeylerin,
Esas hikayesini anlatamadı da!
Tuttu "Çünkü o'ndan nefret ediyorum!" demeyi seçti.
Çünkü diğerleri...
Bundan gayri sadece o nefretin sebep hikayesine asılacaktı.
Kırmızılı bir kadın...
Çoğu şiirinde...
Ömrünün en az otuz kilosunu verecekti her şiirinde...
Bırakmadı peşini hiç kimse!
Cemre.Y.

21 Ekim 2019 Pazartesi

Kim Bilir

...Kim Bilir
Öyle olur uzunca bir süre...
Amaçsız yürüdüğün yollarda bile,
Karşına çıkıverir adı,
Hiç dikkat etmediğin bir sokağa isim verilmiş halde.
Oysa kim bilir kaç vakit önce...
Çoktan konmuştur adı o sokağın sen onu görmeden önce.
Öyle olur uzunca bir süre...
Evine dönerken her zamanki yoldan gitmediğinde,
Bir pencereden, bir anne seslenir adını "Eve gel!"diye.
Ne bileyim durduk yere bir kedi dolanıverir ayaklarına!
Durduk yere rüyanda görürsün misal, sensizken mutsuzmuş diye.
Öyle olur uzunca bir süre...
Herhangi bir anda karşına çıkıverir iki sevgili el ele...
Biri senin adını seslenirken,
Diğeri onun adını fısıldayarak sırnaşırlar birbirlerine!
Ne bileyim doğduğu şehirler karşına çıkıverir hiç yoktan,
Ya da ne bileyim hiç olmadık anda güzel bir anınız!
Öyle olur uzunca bir süre...
Uzunca bir süre...
Boğazının ilmeğinde koca bir yumru kalır,
Ciğerinde avaz avaz hıçkırık kalır da geçmez zaman!
Onu, onunla damat ve gelinlikle gördüğün,
O ilk anın acı anısı donar kalbinde.
Sonra sokak adlarında kaybolur adı.
Sonra anneler o isimle hiç seslenmez evlatlarına, denk gelmez zira!
Sokak kedileri bile sana göre seçer de adını öyle severler seni.
Rüyaların silinir güncel basit dertlerinle.
Lakin ne vakit bir şiir daha yazacak olsan geçmişe dair.
Öyle olur uzunca bir süre...
Boğazının ilmeği olduğunu, 
O an, yutkunamadığında sana hatırlatır.
"Olsun..."dersin sonra burukça bir tebessüm savurarak geceye...
"O bari mutlu olsun, kendi hikayesinde!"
Kim bilir belki bir gün...
Kim bilir,
Belki,
Bir gün...
Sığarım ben de iki kişilik bir hikayeye!
Cemre.Y.

15 Eylül 2019 Pazar

Ihlamur Kokusu

...Ihlamur Kokusu...
Ah nasıl da büyüyüp serpiliyor gençliğinin ıhlamur kokuları...
Daha lale cennetine gidip,
Seyrine doyulası anları özümseyecekti doya doya!
Daha tazesinden hiç tatmadığı leylak kokularını ağacından nefeslenecekti.
Daha...
Gırtlağına takılıp kalan yumrunun sebebinin müsebbibini,
Rakımı bol kadehli kendi kendilerine sırdaşlı dost meclislerinde,
Küfür gibi savurmayacaktı ulu orta!
O da biliyordu zira!
Bir çocuk doğacak kadar hiç kimse...
Kendi kendisini s***iremezdi.
Yasal bir sevişmenin en organik hücresiyken,
Hayat ona hep inorganik uzaylı muamalesi yapmayı tercih etmişti.
Şimdilerde mi?
Kapatmış bütün şehrinin ışıklarını tek bir mum alevine dahi tahammülü yok.
Doya doya bir ciğer dolusu ferah bir tek nefesi yok, razı!
Zifiri karanlıksa onsuzluk razı!
Cennet şuasıysa ondan tek bir haber razı!
Tam dalacakken uykunun rehavetine...
Kapı tıkırtısını andıran o gecenin bütün seslerine de razı!
Yeter ki...
Kimse...
Hiçbir şeye karışmasın ve de kalkışmasındı.
O, ona razı...
Ne kadar tanıdık geliyordur bütün hikayeler değil mi?
Lakin herkes yer değiştiriyor zaman sonra ilk seçtiği karaktere!
O...
Razı.
Varsın yarın bir gün hiç ummadığı yerden,
Tohumunun meyvesinden yesin o en büyük tokadı.
Üstünden yıllar geçince bir hasret köprüsünden,
"Yine gel!" diye atar yürekleri nasıl olsa!
O, ona, o olmasa bile,
Ona dair hiçbir kırıntı kalamasa dahi, ondan kalana kadar razı!
Ah nasıl da büyüyüp serpiliyor gençliğinin ıhlamur kokuları...
Daha lale cennetine gidip seyrine doyulası anları özümseyecekti doya doya!
Daha tazesinden hiç tatmadığı leylak kokularını ağacından nefeslenecekti.
Cemre.Y.

15 Ağustos 2019 Perşembe

On'a O'n, Kala, Bir İhtimal




…On'a O'n, Kala, Bir İhtimal... 
Belki de... 
Bütün bize anlatılan hikayelerin başı ve sonu farklıdır! 
Belki de... 
Ne bileyim işte... 
"On'a o'n, kala, bir ihtimal!" diye... 
"Bir ihtimal!" li, bi şey vardır! 
Kim bilir…
Cemre.Y.

23 Nisan 2019 Salı

Ömrüme Hoş Geldin Baharım

...Ömrüme Hoş Geldin Baharım...
Ben seni bir yaprağın üzerindeki,
Küçücük çiy tanesine yıldırım düştüğünde,
Ve yaprak alev alıp ardından donduğu vakitte,
Tam da aşkın mevsiminde,
Asil bir duruşun aynası lale eyleyip doğurdum.
Ki bakarsan tarihine,
Bütün mitolojiler de bu hikayemi doğrular!
Ben seni, koynumdan uçurup kırlangıçları,
Boynuna doladığım gönül yakan çiçeğinin,
Sevinç ışığı mevsiminde doğurdum,
Ben senin gül cemalini her gördüğümde,
İçinde kelebekler uçuşurken,
Bir yandan yağmurları ağlayan nisan ayında doğurdum.
Ben seni, bana doğurdum.
Ömrüme hoş geldin baharım.
Ömrüme hoş geldin, iyi ki geldin.
Saçlarının kokusunu tel tel içime çektiğim her an,
Her mevsiminde bana ömürler bahşeden lale mevsimim.
Ömrüne lale mevsiminden başka bahar değmesin.
Cemre.Y.

20 Mart 2019 Çarşamba

Hiç Kimse De Fark Etmedi

.
...Hiç Kimse De Fark Etmedi...
Nicedir,
Yüreğimin buzdan duvarlarından yorulmuştum.
Durduk yere güneşten,
Bir ışık sızıntısı aktı damarlarıma,
Ağır aksak adımlarımla camlarını açtım canımın,
Tedirgin adımlarla da kapısını araladım ciğerimin.
Birer solukta,
Soyunduk hayatlarımızın acı dolu ağulu hikayelerini.
Zira masal bitince,
Bahar gelecek,
Gökten üç elma düşecek,
Yaz gelecek,
Sepet sepet erikle kiraz yağacak sanıyorduk!
Geçmişler dökülüp sönüp de
Küller rüzgara karışınca,
Anladık etrafımızda duvar falan kalmadığını!
Şimdi'ler ertelenince,
Yakın gelecekler filizlenemeyince anladık,
Tozdan karlar üzerinde,
Öylece çırılçıplak,
Bir çare ararken devasız kaldığımızı.
Üstelik...
Havva anamız ile Adem babamız kadar da şanslı değildik.
Mevsimlerden daha incir yaprağı değildi.
Çarçabuk kapatıverdik,
Elcağızımızlarla en avret yerlerimizi.
Şimdi yine...
Yeniden beklemekteyiz!
Artık biliyoruz bize baharlar hep sonbahar,
Kışlar ise en zemherisinden.
Ne onun mecali var bu sevdayı alevlendirmeye,
Ne de benim!
O duvarlar yeniden örülecek!
O çocuk büyüyecek.
Güneş mi?
Sinelerimize yumruğu vura vura öğretti hayat!
Çöl ortasında...
Serap niyetine gördüğünü vaha sanma,
Mevsimiyse her gün herkese güneş...
Ve ay...
Vakti saatiyse...
Bütün sevdalılara...
Yıldız yakamozlarla dolu birer mehtap.
Hangi bulut hangimizin?
Hangi kahvenin telvesi,
Bir sonraki fincanda aynı şekillenir?
Neyse en yakın zamanda rakı alayım ben.
Bir de yanına acılı şalgam!
Bulursam balık filan.
Rakı kadehine ve rakıya ihanet edemem lakin,
Hiç değilse...
Acılı şalgamı bari şarap kadehinden içmeyi denerim!
Fakat donarak ölmek en acısız ölüm şekli.
Yıllar önce deneyememiştim,
Ya gerçekten ölürsem diye!
Denedim.
Öldüm.
Bu sefer hiç kimse de fark etmedi öldüğümü!
Cemre.Y.

3 Mart 2019 Pazar

Kefen

…Kefen…
Ki senle bir şey daha öğrendim be sevgili!
Adının ismi ve de cinsi'nin geçmemesi gereken
Bütün o anlar'ı velhasıl kelam ki bütün anılar'ı…
Güya…
Yeni bir hikayeden roman yazacaktık biz bize
Hiç kimse…
Hiçbir şey…
Biz kadar gerçek değildi,
Tam da sarılacaktık koyun koyuna…
Selamız okundu durduk yere selamız!
Benim, kefenim, hala da yalnızdı!
Hak'sa helal çoktan vazgeçişli meyillerime!
Cemre.Y.

Hatırla Beni

...Hatırla Beni...
Bilmediğim bir şehrin havasını soluyorum sevdiğim.
Elimde çocukluğumdan kalma kırık hikayelerle öylece kala kaldım.
Halbuki sana baharlar biriktirmiştim.
Sana...
Bir sürü günaydınlar, bir sürü de iyi geceler biriktirmiştim oysa.
Yine de kendimi her terk ettiğimde
Seviyorum duvarları, çarşafları bembeyaz odaları.
Yeni yalnızlıklar yazıyor kaderimde ya, beyaz iyi geliyor ruhuma!
Hatırla beni sana gelen yollarda kayboluşumdan hatırla.
Cemre.Y.

30 Ocak 2019 Çarşamba

Zaman

...Zaman...
Baktım da şöyle bir geçmişime,
Zaman...
Ayarı bozulmuş bir sarkacın gölgesine saklanmış,
O yaramaz çocuğun bütün misketlerimi çalıp,
Kayışı kopmuş zemberek hali gibi hızla geçmekte.
Karşımdaki adamın artık uzayan sakalları,
Yer yer kırlaşmış çoktan!
Saçlarına kırağı yağmış ben görmeyeli.
Halil İbrahim sofrasını da yese
Hep incecik kalan bedeninde
İhtiyar göbeği oluşmuş ben görmeyeli.
Fakat ne vakit karşıma geçip bir hikaye anlatacak olsa!
Hala arsız bir deli kanlı gibi kahkahalarla sırıtmakta.
O güldükçe gözlerinin içi öbek öbek gülmekte umursuzca!
Kızmadım bu sefer, kırılmadım, gücenmedim de,
Meğerki divanına durup
El sürdüğü Kabe bile onu adam edip büyütemediyse.
Meğerki onun da olmayasıca mizacı böyle.
Saygıda kusur etmedim yine de,
Sırf Kabe'ye el sürmüş diye elinin içini de öptüm hani!
Artık gelenin de geçenin de benimle değil mizanı.
Gördüm ki yaradan da artık,
Her onun divanına yanaşıp şeytanı taşlayanın,
Öyle nur falan yağdırmıyor yüzüne.
Selamını yollamış bana aldım kabul ettim.
Zira adam,
Nuru pak cennetlik dönseydi ona daha çok gücenecektim.
Yüreğime sardım selamını ve de sevgisini,
Çok tatlı şeyler sevmiyorum diye,
Peygamber efendimizin diktiği
Hurma ağacının torunlarından yollamış bana,
Tam da ağzımın tadına göre, ne çok tatlı, ne de tatsız!
Teşekkür ve şükür ettim.
Doğduğum günden itibaren, tam da artık tam zamanıyken,
Kendim dahil her şeyi canı gönülden,
Tam ciğerimin içinden Allah'ımı bile affettim.
Cemre.Y.

2 Aralık 2018 Pazar

Neyse

...Neyse...
Doğunun kıraç topraklarından çıkıp
Antalya'daki o otele,
Aşçı yamağı olarak gelip yerleştiğinde daha yeni yetmeydi.
Sağ olsun kirvesi
"Çok işimize yarar ağam,
İşden de heç yorulmaz bu deliganlı." diyerek işe aldırmıştı onu.
İlk aylar epeyce gözyaşı dökmüştü,
Otelin mutfağında sabahlara kadar soğan doğrarken.
Arada bir eski dolabına bakıp,
Köyünü terk ettiği o gün sırtında olan yırtık ceketine,
Ütüsüz pantolununa sarılıp ağlardı anasının kokusunu özledikçe.
Sonra sonra garsonluğa terfi etti esmer adam.
Otelin yemek salonunda salınıp duran,
Yaşıtı hatunlara hayallenmeye başlarken
Hep yaşlı ve yalnız teyzeler denk geliyordu kısmetine.
Nihayet eli para tutup,
Köyüne köy evine yetecek kadar para yolladıktan sonra
Kalanları biriktirmeye başladı.
Şef garsonluğa terfi ederken,
Bir yandan da yemek kurslarına gitmeye başlamış,
Bir yandan da otelin çalışanlarına,
İndirimli diskolarına gidip birkaç bira içerken
Arkadaşlarıyla,
Gündüz yemek sunarken kesiştikleri hatunları tavlama derdine girdiler.
Bu gavurlar da pek özgürdü yahu!
Hem beleş içki ısmarlayıp,
Hem de hiç tanımadıkları kaytan bıyıklı herifleri hiç reddetmiyordular.
Nereden duydularsa duymuşlardı Türk erkeklerinin methini!
Bize sorsanız çoğu asparagas olan müthiş sevişmeler.
Kimini kızların, kadınların kendi odalarında seviyorlardı,
Kimileriyle barda, sahilde, kumsalda!
Neredeyse her gece başka bir hatunla sevişiyorlardı.
Memleketlerinin aksine epeyce sıcaktı Antalya.
Sonra bir yaz akşamı yemek salonunda rastladı ona.
Hiç duymadığı kadar güzel bir koku duymuştu onda.
Sanki memleketinin,
Sarp dağlarında nadiren açan ilkbahar çiçekleri gibi kokuyordu kız.
Bembeyaz yüzüne narince oturan hokka burnuyla,
Kestane rengi dalgalı saçlarıyla,
Gülerken görünen inci gibi dişleriyle,
Hiç benzemiyordu diğer gavur kızlarına.
Akşamında öğrenmişti çoktan gece hangi diskoda eğleneceklerini,
Çok şükür çat pat İngilizceyi de epeyce ilerletmişti.
Arkadaşından janti kıyafetler ödünç alıp,
Süslenip püslenip gittiler mekana
Kokusunu sevdiği kız arkadaşlarıyla gelmişti mekana.
Bu gavurlar da genelde kalabalık geliyorlardı tatillere.
Dans ederken tanışıp masaları birleştirmeye koyulmuşlardı çoktan.
Şakalaşırken koluna, omzuna dokunuyordu kızın, teni ipek gibiydi.
Fakat kız bir türlü diğerleri gibi rahat değildi.
Halbuki kızın arkadaşı çoktan beline dolanmıştı esmer adamın.
O geceyi mecbur kızın arkadaşıyla geçirdi.
Ertesi sabah da,
Kızın olduğu masaya otelin bahçesinden koparttığı birkaç çiçeği koydu.
Kızın arkadaşı uyanamamıştı daha öyleyse bu çiçekler kimeydi?
Sonra sonra açıldı esmer adam kıza,
Kız kesin bir yanıt vermeden İsviçre'nin eteklerine uçup gitti.
Ertesi yaz tekrar geldi, yakınlaştılar biraz daha!
Yazışmalar, konuşmalar sürüp giderken,
Eertesi sene geldiğindeyse evlenmeye karar verdiler.
Esmer adam sevdiğini beklerken,
Sevdiğini niceleriyle başka hatunlarla aldatırken
Her şeyi bir kenara bırakıp İsviçre de yaşamayı dahi kabul etmişti.
Esmer adam bir markette iş bulup reyon şefliğine kadar yükselirken
Günlerce defalarca da,
İsveç hatunları tarafından tacize uğramıştı ama o hepsini reddetmişti.
Sevdiğine söz vermişti zira!
Eline başka kadın eli değmeyecekti.
Yıllar geçmiş, iki de erkek evlatları olmuştu.
Derken esmer adam,
Küçücük bir kasaba kadar olan yeşil İsviçre'nin yeşilinden dahi sıkıldı.
Köyünün kıraç toprakları burnunda tütüyordu ya,
İstanbul'da dahi yaşamaya razıydı.
Öyle ya,
Arada bir değişiklik olsun diye,
Gidip durdukları Almanya bile aynı Almanya'ydı.
Yıllar İsviçre'yi de Almanya'yı da iyice tüketmeye başlamıştı.
Her şeyi geride bırakıp İstanbul'a yerleştiklerinde,
Hala kokusu kendisinden önce gidiyordu karısının,
Hala bir akraba ziyaretine gidilse onunla ilgili ilk hatırladıkları şey,
Şıklığı, güzelliği ve kokusuydu.
Fakat birkaç yıl daha geçince her şey eskimeye başladı.
Salondaki koltuklar bile eskidi, balkondaki çiçekler solmaya başlamıştı.
Üstelik nicedir esmer adam işten yorgun argın geldiğinde
Yıllar yılı, onu kapıda,
Hep mis kokusuyla karşılayan o kadın ona pejmürde görünmeye başlamıştı.
Sonra sonra kapıda karşılanmalar da bitti.
Kadında İsviçre vatan hasretine dönüşmüştü.
Oysa esmer adam yıllar önce sevdiği uğruna gittiği İsviçreye
Önce yaşadığı köyün kıraçlığından farklı olduğu için,
Sonra da parası tatlı olduğu için çok yıllarca katlanmıştı.
Dönülemez akşamların ufkuna doğru yol açmaya meyillilerdi.
Bu arada esmer adam yeğenin arkadaşından hoşlanmaya başlamıştı.
Neyse ki yeğenin arkadaşı dul olmasına rağmen,
Evli adamlara karşı saplantılı bir "Hayır!"ı vardı.
Tam dört yıl dolaştı etrafında.
Kadın "Nuh!"diyor, "Peygamber!"demiyordu.
Hoşlanmıyor değildi adamdan, komplimanlarından
Ama onun da yuvasını yıkan bir başka kadındı ya,
Tek derdi "O kadın." olmasındı.
Dördüncü yılın sonunda zaten bütün hikayelerini çoktan biliyordu da,
Esmer adamın karısının babasının ölümünden sonra
Bütün mirasa konduğunu öğrenince,
Toptan değiştiğini dertleşmişlerdi o masada!
Dört yıl geçerken,
Esmer adamın hoşlandığı kadın bekar birine sevdalanmış,
Konunun odak noktası evliliğe dayanınca yine aldatılmıştı.
Bekar adamın kız kardeşinden duyduğu hakaretler hala kulağının arkasındaydı
Oysa o kimseye yamanmak derdinde değildi.
Başta sorun sayılmayan yaş farkı, medeni durum,
Çocuk vs.hepsi önüne tek tek temcit pilavı olarak sunuldu.
Kadın vazgeçti!
Kadın her şeyden vazgeçti,
Esmer adama inanmıştı ya ona ilk ve son kez "Evet!"dedi.
Sonra sonra defalarca el ele girdikleri,
O kumları yumuşacık olan, denizi insanın içini saran,
Odası orta halli o eve son kez gittiklerinde ortalık lağım kokuyordu!
Kadın vazgeçti!
Aldatana karşılık olmak onun harcı değildi.
Aldatılana "O kadın!" olmak onun harcı değildi.
Öylece gitti.
Yıllar sonra esmer adam uzunca bir mesaj yazarak kadından helallik istedi.
Boşanmışlar beş yıl önce.
Suzi evdeki eski eşyalarını ve çocukları alıp memleketine gitmiş,
Esmer adam da çocuklarını her özlediğinde İsviçre'ye gidip,
Onların evlerinde kalıp,
Hep beraber biraz vakit geçirip dönecekmiş Türkiye'ye!
Sanki evlilik cüzdanı olunca kesinleşiyor beraberlikler!
Sonuçta o evin yatağında ayrı olsa dahi yatıyorsanız bu aldatmak değil midir?
O yatakların birleşmediğinden kim emin olabilir!
Eyvallah deyip gittim.
Arkama bile bakmadan gittim hem de.
"Neyse!"
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...