hata etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hata etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2023 Cuma

Biz Nereliyiz Şimdi?

...Biz Nereliyiz Şimdi?...
-"Peki!
O, bu, şu, öbürü neyse de...
Biz, nereliyiz şimdi?"
-"Ne yazık ki hala,
Dünya'lıyız yavrucağım!
Yıldızlarımız hala birbirinden uzak.
Lakin...
Ne vakit gökyüzüne baksak,
Bulutların şeklinin değişebileceğini var sayarak!
Ay...
Ve kutup yıldızı yönümüze hep ortak.
Evet, meraktasın nicedir biliyorum.
Seni, hala, her gece, uyumadan önce,
Her yeni güne uyandığım sabah da dahil,
Ki buna, zaman zaman, her zaman da dahil!
Seviyorum.
Sen benim zamanlar arasında
Eğip bükebileceğim bir kıvam da olmamalıydın,
Olmadın da!
Ne benim ben olmam suç.
Ne de senin, sen kalmana tam destek olmam hata.
Bunca bizsiz zamandır da...
İyiyimdir umarım ve iyisindir umarım."
Cemre.Y.

13 Mayıs 2020 Çarşamba

Acımasız


...Acımasız...
Her akşam, haberlerde açıklanan,
Ölüm sayılarının içinden birinin,
Kendi yakının olması kadar acımasızdı hayat!
Üstelik, defalarca,
Test sonuçları negatif çıkmış olmasına rağmen,
Geçirdiği kalp krizi neticesinde,
Nefes alamama halini,
İlk başta test falan yapmadan virüs şüphesi yazdıkları için
Corona ya dair hiçbir şeyi olmamasına rağmen,
Ölüm raporuna corona virüs yazıyorlar
Ve rahmeti bol olsun,
Ömrü boyunca, yüzü gülmemiş olan yengem,
Yapayalnız, tek başına,
Mezarı başında helallik alınıp verilmeden,
Kireçlenerek acelece gömülüyor!
Şimdi ben nasıl inanayım,
Her akşam haberlerde çıkan o rakamlara?
Virüslü olmayana virüs teşhisi yazan,
Virüsten ölene de,
Kalp krizi yazan bir sisteme nasıl güveneyim?
Beraber aynı binada yaşayan herkese test yapılmış
Ve çok şükür hiçbirinde virüs çıkmamış
Buna rağmen sırf teşhis hatalarını düzeltmedikleri için
Bütün bina halkı karantinaya alınmış,
Kimse gidemedi cenazeyi defnetmeye!
Hakkım yoktur ne haddime de var ise de helal olsun yengeme.
Rabbim dayıma ve evlatlarına sabır ve metanetler versin,
Mekanı cennet olsun.
Amin.
Cemre.Y.

2 Aralık 2018 Pazar

Giyotin

…Giyotin…
Belki de ben…
Zamanla ömür arası büyük bir hata etmişimdir!
Bu kadar uzun yaşayabilmeye de hiç mi hiç,
Niyetlensem de…
Hiç hayalinde değildim bu nihayete!
Her gece uykuya yatarken ben…
Sabahına, "Ölmüş uyanayım!" diye dualar ederken,
Sen nerelerdeydin be tanrım!
Kimseler de uğruma hicivlenmesin hani!
Ben bütün "Hayır!" larım için giyotine çoktan hazırım!
Cemre.Y.

8 Kasım 2018 Perşembe

Küfürsüz

...Küfürsüz...
Acıların anıları vardır,
Anıların acıları olduğu kadar!
Aşkların sevdaları vardır,
Sevdaların aşk olduğu kadar!
Ayrılıkların kavuşmaları vardır,
Kavuşmaların ayrılığı olduğu kadar!
Şimdi doktorlar çıkmışlar ekranlara çarşaf çarşaf;
"Bir aşkın veda acısını altı aya indirdik." diyorlar!
"Yerine yenisi konulursa unutuluyor." diyorlar.
Aşık olduğuna, sevdalandığına,
Bir kere bile "Sevdiceğim." dememiş bir insan evladına,
Sevdiceğini bir kere bile uyurken seyretmemiş bir insan evladına,
Nasıl küfürsüz anlatabilirsin ki aşkı, sevdayı, yanmayı,
Hele sonlar ebede varmamışsa,
Yıllar boyu aynı kaseti başa sarıp durmayı,
Tek bir hata oranı kendinde kalmayana kadar,
O yokken bile yeniden yeniden hatırlamayı nasıl anlatabilirsin ki küfürsüz!
"Ulan okuduğunuz kitapların bütün harflerini size diktiklerim!
Altı ayda yenisini yelken açınca aşk acısı unutulmuyor,
Olunsa olunsa orospu ya da pezevenk olunuyor!"
İyisi mi sen "Sevdiceğim" in ne demek olduğunu öğren önce.
Öyle ay bu da olmadı yerine yenisi gelsin deyince olmuyor o işler!
Bu oyunda ben yoktum, yokum, çünkü o, öyle kolay unutulmuyor!"
Cemre.Y.

14 Eylül 2018 Cuma

Kendimden Özür Dilerim

…Kendimden Özür Dilerim...
Hayat…
Ne garip şey değil mi anne'm!
Sen kendi cehenneminde boğulurken,
Meğer bütün dünya…
Kendi yok oluşuna ramak kalaya ağlıyormuş!
Ve bunu dinmeyen gözyaşlarının,
Evinin çatılarının,
Salonun koltuklarının,
Parkelerinin,
Halıların,
Ayaklarının artık...
Hep ıslağa basmasından anlıyor muşsun!
Halbuki kısır günleri yapılıyormuş bir yerlerde.
Herkes katılmayışını daha büyük zenginliklerine bağlıyormuş!
Evet...
Sigara içiyorum!
Bugün yıllardır hayal ettiğim topuğu yılanlı,
Tabanı kıpkırmızı…
Üstü hala gururlu simsiyah…
O ayakkabıya tekrar rastladım!
İki bira aldım akşamıma…
Üç paket sigara daha aldım…
Marifet değil ama!
Hayallerim…
Hatalarımdan daha büyük benim!
Kendimden özür dilerim.
Cemre.Y.

6 Ağustos 2018 Pazartesi

İnsanoğlu

…İnsanoğlu…
Ey insanoğlu sana kimse söylemedi mi?
Sendelerim, hatta bazen büyük hatalar yapar tökezlerim,
Yıkılırım, düşerim, acımı da dibine kadar çeker,
Yasımı da dibine kadar tutarım evet ama
Acıdan yere yığılsam bile zaman zaman,
Asla yerlerde sürünmem.
Kimse ayak basamaz yüzüme.
Kalkıp, kararlı adımlarla hayatıma devam ederim.
Güldüğüm kadar ağladığım gibi,
Ağladığım kadar da güleceğim elbet!
Cemre.Y.

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Annesine Aşık Olmayan Bir Adam, Başka Bütün Kadınları Yarım Sever!

...Annesine Aşık Olmayan Bir Adam, Başka Bütün Kadınları Yarım Sever!...
Daha ilk cümlemi okur okumaz itiraz seslerinizi duyar gibiyim.
Zira kadın-erkek ayırdımına varmaksızın çoğunuzun
Beyin algısında aşk deyince tek bir çağrışım uyanıyor,
Cinsellik...
Ne büyük hata!
Oysa yazımın ilk kelimesi "Anne!" ile başlıyor ki
Bir kadın hamile olduğunu hissettiği andan itibaren annedir.
Bütün cinsel kimliklerin dışında çok farklı bir olgudur
Annenin evladına, evladın annesine duyduğu sevgisi ve aşkı.
Kaldı ki Dünyaca ünlü Merriam-Webster sözlüğünde bile
Aşk oldukça yalın bir tarif ile:
"Aşk, güçlü bir bağlılık hissi
Ve kişisel bağlanma duygusudur." diye tanımlanmaktadır.
Oğul annesi olmamakla birlikte kız annesi olarak,
Yani anne olmak olgusunun tüm aşamalarını doğru algılayıp,
Doğru yorumladığımı düşünüyorum.
Kız evlatlar ilk andan itibaren anneye daha yoğun ve yakın tutunurken,
Erkek evlatlar doğdukları andan itibaren,
Çevreye mal edilerek anneden uzaklaştırılmaktadır.
Oysa anne cinsiyetsiz sever ve sınırsız bağlıdır evladına.
Gelelim asıl meseleye;
Oğul, bebeklikten itibaren,
Bütün aile ve çevresinden ona en başından dikte edilen
Gurur ve yüceltilme duygusunu aşıp,
Annesine karşı sınırsız sevgi ve aşk beslerse işte o vakit,
Katıksız saf sevgiyi özümsüyor yüreğinde.
Zamanımız hatunlarının
"Ay, süt çocuğuyla uğraşamam,
Hele bu saatten sonra." dediğini duyar gibi oluyorum.
Oysa hangi yaşta olursa olsun annesine aşık olmayan bir adam,
Başka bütün kadınları yarım sever,
Çünkü sadece cinsi münasebet vardır beyninde.
Çünkü o doğduğu andan itibaren o yönde yüceltilmiştir.
Gururdur, ne yapsa, ne yapmasa tolore edilir.
Ergenliğe ulaştığı andan itibaren,
İlk deneyimi ile beraber bütün kadınlar onundur artık.
Biri giderse, diğeri gelir.
Çok az adam tanıdım,
Ergenlik yıllarında genelev kuyruklarını beklememiş olan!
Nadiren ilk deneyimini karşı cinsine duygusal hisler besleyerek yaşayan
Bu tip erkekler hayatları boyunca para karşılığı aşk yaşamamıştırlar.
Hayatlarına girip çıkan kadınlara karşı,
Mutlaka duygusal hisler beslemişlerdir.
İşte bu tip erkeklerdir annesine aşık adamlar.
Hayatlarının her döneminde birliktelik yaşadıkları kadınlarda
En ilk güven duygusunu yaşarlar, aşk ve sevgi sonrasında gelir.
Saygıyı her zaman baş tacı yaparlar.
Kadına kendisini mutlak surette değerli hissettirirler.
Oysa özellikle genç kızlarımız
“En çok beni sevsin, merkezi ben olayım.” derdindedir.
Annesine bağlı olan adamları,
"Süt kuzusu" tehdidiyle aşağılamaya çalışırlar.
Oysa bu tip adamları tercih edenler zamanla görürler ki
“Senin için annesinden bile vazgeçen,
Bir başkası için de ilk fırsatta senden vazgeçer.”
Dedim ya “Annesine aşık olmayan bir adam,
Başka bütün kadınları yarım sever."
Bu yazımı okuduktan sonra etrafınıza bir bakın.
Annesinden ve sevgisinden uzaklaşmış,
Ya da itina ile uzaklaştırılmış erkeklerinize,
Bu bakış açısıyla bir bakın.
Onları birbirlerinden uzaklaştırmadan,
Önceki adamla şimdiki adam aynı mı?
Aynı sevebiliyor mu sizi?
Şimdi diyeceksiniz ki; “Her anne de o kadar anne değil yani."
”Unutmayın ki bebek oğulun duyguları o kadar saf ve yücedir ki
Zaten her anneye, her oğul da aşık olarak yetişmiyor tabi.
Tekrar etrafınıza bakın karşınıza çıkan annesine aşık adamlara.
Hiçbir zaman bir kadını bilerek incitmemişlerdir.
Hiçbir zaman sevmedikleri bir kadınla beraberlik kurmamışlardır.
Hiçbir zaman kadınlarını aldatmamış,
Bir ilişkiyi tamamen sonlandırmadan,
Yeni bir ilişkiye adım bile atmamışlardır.
Hiçbir zaman kadınlarını aldatmamışlardır.
Şu zamanda rastlama olasılığınız çok az ama denk gelirseniz,
Şansınız yaver giderse böyle adamlara aşık olunuz.
Onu dünyaya getiren anneye saygı, sevgi ve şefkat duyunuz.
İşte o zaman, o adam sizi tam sever, katıksız sever.
Elbette annesinden sonra gelmeye gönülden razı olacaksınız.
Emin olun ki o anne bu dünyadan gittikten sonra,
Çok uzun bir zaman hep siz olacaksınız.
Çünkü siz aşkın tamamlayan kısmısınız.
Çünkü siz, bu aşk sürse de süremese de,
Sevgi daimdir ve siz artık onun yüreğinde bir imza'sınız!
Ne vakit Allah korusun!
Anasını kaybetme korkusu yaşasa, sizi hatırlayacak…
Hem de ona ilk gösterdiğiniz ana yaralarınızdan.
Herkesin ömrü daimi ve sağlıcakla olsun.
Şurada emekli olmama yüzyıl daha var…
Üstelik bir Türkiye'm dolusu arşınlamak hayalimle,
Pembe tosbağamla dünya turu hayalim ölesiye kapışırken!
Ben daha imkanlarımı olgunlaştıramadan!
Hiç olmayacak yerden menisküs yırtığı diz ağrısı engel teşkil ederken!.
Gerekse sürüne sürüne gezecem lan dünyayı!
"Seve seve yandıydı!" yazsınlar mezar taşıma gram gam değil.
Sıcak iklimleri oldum olası severim.
(Bu yazıyı yazmama vesile olan elli iki yaşındaki bir adamla,
Seksen beş yaşındaki bir ananın sevgi dolu bakışlarına şükranlarımla.)
Cemre.Y.

1 Nisan 2018 Pazar

Mükemmel Hatalar

…Mükemmel Hatalar…
Senin şaşkınlığından,
Mükemmel hatalar yapmış olabilirim!
Kusura bakma sevgili,
Henüz varlığına hazırlıklı değildim.
Çok mu geç bir "Özür!" le yeni bir şans için.
Cemre.Y.

14 Aralık 2017 Perşembe

Etme Kendine

…Etme Kendine…
Sendelerim, yıkılıp düşebilirim,
Yeri gelir emeklerim ama asla sırtıma bastırmam aga!
Canımın hamuruna çamur atmaya çalışırken dikkat et bence!
Daha önce de denediler de
Şimdi kendi pisliklerinde kendi boklarını kurcalıyorlar!
Benimi hayatım boyunca olduğu gibi
Herkesin gözlerinin içine bakacak
Yüzüm de, gururum da var!
Ya senin?
Yaptığım yaşadığım hiçbir şeyden ki basit hatalar olsa bile!
Pişmanlık duymayacak kadar asil oldum hep!
Ya sen?
Attığın iftiralar…
Bir gün gelir seni paçalarından yakalar!
Benim evladım hayatımız boyunca olan biten her şeyimi bildi,
Kızıp annelik ettiği zamanlar olsa bile
Yüzüne bakabilecek kadar namus oldum ona!
Ya sen?
Şimdi istersen sen…
Ben her yerde konuşmaya başlamadan önce…
Sabrımın taşıp da senin bütün kırık yamalarını ortalara sermeden önce
Kapa çeneni de artık sus istersen ve siktir git hayatımdan.
Yazık etme, ettirme kendi kendine.
Cemre.Y.

12 Aralık 2017 Salı

Bir Yerlerde Terk Edildik Biz!

...Bir Yerlerde Terk Edildik Biz!...
Bilirdim elbet şiir'in kurallarını,
Türlerini, çeşitlerini, ölçülerini, rediflerini.
İlle de, uyaklarıyla, kafiyelerini,
Bilirdim elbet bende!
Hele koşma'larını, hele rubai'lerini.
İlle de semai'lerini, hele de gazel'lerini de!
Hiçbirinden, bir tek şiir yazamadım.
Sorunum şuydu ki...
Ben kendimle bile, bana hiçbir zaman denk düşemedim ki.
Aynı evrenin bir tek karesindeki,
Tek bir "Amin"ine!
Hani şiir etsem, es kaza birilerine!
Bana dair'li şiirler yazsa birileri es kaza!
O birine ben, bir tek kelam bile yazamadım mesela!
Uğraştım ama...valla bak!
Hiç değilse sevmiş diye çabaladım cevaplamaya,
Harflerini yazdım da,
Babamdan daha çok güvenemedim ki, hiç kimseye!
Kelimelerim dahi olamadılar ya la!
Şöyle yalandan olsun, isimlerinin baş harfleriyle,
Akrostişlerini bile yazamadım ya lan!
Hani, ömrümde es kaza da, olur ya ansızın,
Denk düşse de, bana şiir etse birilerim!
Şiirler dolusu cümlelerimi, kalbine hediye niyetine,
Sarf ederken ben ona!
O ne yaptı?
O, tek mısra'mdan sonrası, benden caydı!
Yıllar yılı, sevip de sevilmemek varken,
Aldatıla aldatıla sevmeyi seçti.
Benim sevdam, hep ona yaşından büyük geldi.
Bir türlü beni, bir tamam sevemedi.
Yoksa...
Bu sefer olacaktı.
Valla.
Yarım'dım, belki de çeyrek!
Ben...
Onunla tamamlanacaktım.
Belki de ilk defa,
Bir, lir eşliğinde söylenecekti şarkılarımız,
Biz, kim bilir nerede,
Hangi gecenin gündüzünden geçip,
Hangi ülkenin sabahının,
Hangi mehtabına dalarken.
Yarı uykulu… yarısından çok uykusuzlu,
Hayallerim vardı benim de!
Ama hep,
"Sus!" lu ilmeğim,
Kim bilir kaç seferdir,
Boynumun dar ağacında,
Boynumun son ümüğünün, o son ilmiğinde, asılı kaldı.
Mademki hep aynı sondu kaderim, bende tuttum...
Her seferimde kendimi,
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesinin,
Bahçesinde yüzyıldır başı önde oturup duran,
"Düşünen Adam" ının, sol göğsüne zincirledim!
Elbette öncesinde, çocukluğumuzda…
Sebebini ancak şu zamanlarımda,
Şimdi ki kırk yaşımda anlamlandırdığım,
O yetimhane ziyaretlerimizi de gezdim.
Anam, her seferinde nasıl da ağlardı bize sarılıp!
O yetim çocuklar, bize yapışıp yalvarırlarken!
Hele ki o son ranzadaki kız çocuğu bana yapışıp…
"Anne'm ol no'lur!" diye hıçkırırken.
Sonra bir küçüğüme tutunurlardı,
"Sen bari ha küçük adam...
Baba'm! Ol, Noo'luuur!"
O vakitler,
O zamanlar, çocukluğumuzun kilitlerine dar'dı.
Anlayamazdık!
Anam, anasız bebelere hediyelerini dağıtıp,
Apar topar bizi, küçük yetimlerin,
Ranzalarından koparıp,
Küçümen bizlerden sigara dilenen büyüklerden de aparıp…
Mazhar Osman Beyefendinin oraya,
Sağ ve de salim etekleri uçuşarak getirirdi.
Düşünen o amcaya bakıp bakıp, saatlerce susar, ağlardı.
Bizde susar, öylece beklerdik!
Konuşup, yorum yapmak ne haddimize!
Susardık!
Ama hiçbir zaman,
Hele ki hiçbir zaman.
Oraya aslında,
Terk edilmek üzere getirilip,
Sonra da, şu lanet kaderimize razı kıyılamayan olarak,
Geri dönüşümüze hazırlandığımızı bilemezdik.
Mesela benim, o anlardan kalan, en son hatırlarımda hep!
Zincirlerinde boğulmuş bir kadının,
"Son bir dal sigaraa!" diyerek, tıkanıp tükenen nefesidir ki…
Yıllar boyunca çok girmiştir rüyalarıma o da!
Halbuki, Elm Sokağı kabusumuz, mirimiz,
Freddy Krueger tarafından,
Çeşit çeşit yanmalara maruz kalmak!
Orada…
Bırakılmak korkusunun yanında neydi ki!
Ben hep...
Her seferimde...
Son bir dal sigara istedim ömrümden.
Redifsiz,
Uyaksız,
Kafiyesiz,
Kifayetsiz!
İçimden o an...
O an,
İçimden ne geçiyorsa o an lan!
Sadece onu yazdım!
Hep kuralsız,
Uyaksız, redifsiz, kafiyesiz,
Kifayetsiz!
Son bir dal sigara istedim hayattan.
Bu kadar çok, bu kadar derin,
Onca çığlıksız acıdan hemen sonra ölünüyordu nasılsa!
Oysa, yaradan'ımdın sen benim,
Her acının dibinde, son bir dal sigara sonrası,
Ağız dolusu kusmuğa bakıyordu hep hayat!
Her kusmuğun en dibindeyse,
Kanlı ciğer kokusuyla başlıyordu yeniden, hayat.
Ve sen hep, o son dal sigarayı bana verdin?
Vermeseydin ya!
Kırıp atsaydın ya beni bu hayattan.
Oysa ne güzel, en ilk ve son başarılı, o intiharımda, ölecektim.
Daha, henüz, on dokuzumdayken, yitip gidecek,
Yirmi üç yıl daha o anımı başa sarıp durmayacaktım!
Çok, çok, en çok...
O günün meşhur gazetelerinin,
Üçüncü sayfasında, babanın, taksir e hafif sebeplerinden biri olan,
"Babanın kızına şehvet duyması normaldir." li sunumuyla,
"Kızı, bu şehvetengiz dokunuşlardansa ölümü tercih etmiş" li,
"Kendisine, annesinin bütün iğne ve ilaçlarından iksir yapıp, içmiş!"li
Hala, geçmişten tek mutlu o an'a,
Sonsuzmuş gibi gülümseyen, tek bir vesikalık resmi olacaktım.
Sen, eğer...
O son sigarayı içtirip, beni kusturmasaydın.
Üç gün boyunca, beni evimde, yarı ölü yatırmasaydın.
Ne güzel ben, cayıp canımdan...
Ban dair olamayan bu hayattan, gidecektim ya Rab!
Neden aklıma izin verdin ki?
Ne diye yaşamama sebep verdin?
Hiç mi düşünmedin ki,
Günler sonra karnıma inen tekme ile uyanırken ben,
Elim, kolum, dilim çalışmıyorken ben,
O geldi ve bana sahip olacak diye çok korkacağımı!
Hiç mi düşünmedin, düşünseydin zaten bu mahalde olamazdım dimi?
Bence, o birkaç gün,
Hatta doğduğum andan itibaren hiçbir gün olsun!
Beni, sen korumadın,
Beni, annem de korumadı, hele, her şeyden, bir haber kardeşlerim hiç!
Tek bir şansım vardı bu hayatımda, o da...
Sadece...
O, orospu çocuğu, kendi evladına değil,
Ona karşı koyamayan, yarı ölüye tecavüz etmeyi sevmiyordu.
Altı yaşımdayken, komşular yetişemeden hemen önce de bayılmıştım!
Şükür ki hepsi buydu!
Yaşım on dokuzdu oysa!
Ölüme ramak kalmayı yeni öğrenmiştim.
Daha öncelerimdeyse, sadece çığlık atmayı,
Çığlığımla onu öldürebilmeyi hayal etmiştim, kıyamadım!
O günden beri, ne vakit canıma ölüm gerekse,
Son bir sigara daha içeceğim gelir aklıma,
Ölümle son dans gibi!
Sonra basar giderim Mazhar Osman amcaya...
Bu sefer de ben sorarım ona sessiz bütün sorularımı,
Ben susarım, o ağlar, gelir bana sessiz bütün cevaplar.
Ama, asla, yavrumu götürmedim oraya mesela!
Es kaza yolumuz düşse de, yolumu değiştirdim,
Zaten babası çoktan gitmiş,
Ne gerek vardı anasız kalma ihtimalinin tramvasını,
Onca yüzyıl boyu ruhunda taşıtmaya!
Düşünüp duran amcayla,
Cevapsız soruşmalarımız bitip de ikimiz de susuşunca!
Sonra da Zuhurat Baba'ya uğrarım.
Abdestime mazeretim yoksa da,
İki ya da dört rekat namazımı kılar,
Arapçasından, türkçesinden Kur an ı Kerim okurum.
En fısıltılı sesimle dua eder, sorarım,
Sen elçisin, ben kul, sorsana, bir Rab'bimize sor bir hele!
Mademki var etmiş bizi,
Neden hep bir yerlerde terk edildik biz?
Sakın bana yüzyıllık hazır cümleleri, hadisleri, söyleme!
Altı yaşımdaydım, ölseydim cenneti hak ettiğimde,
Neydi suçum, baba, benim götüme meyl eylediğinde!
Ya ben ecelden acılı, feryat figan çığlığı atamasaydım,
Ya komşular yine beni dövüyor sanıp,
Umursamasaydılar, yetişemeseydiler!
Ya bayılmasaydım, ya ambulans gelmeseydi?
Sor lütfen ona Zuhurat Baba!
Benim yaradanım, henüz ben cennet ile cehennemi bilmezken,
Neyimi sınadı o yaşımda?
Şimdi sorsam alimlere…
O gün komşular gelmeyebilirdi derler!
Zira on iki yaşındaki küçümen bir kız yavruyu
Altmış yaşındaki herife helal derler!
Bütün dinleri taradım,
Yok benim kaderime dair literatür falan!
Bir tek…
Arapların, bir zamanlar neden kız çocuklarını,
Canlı canlı toprağa gömdüğü zamanlar geliyor dimağıma!
Kendimce bir teori geliştirdim!
Bazıları, sapık olmamaya meyilliydi!
Kendilerine pek güvenemiyorlardı,
İyisi mi ,baştan çıkaramadan ölsündü o kız bebeler!
Kızgın kumlarda gömülmeyi tercih ederdim oysaki,
Anamın yorgun bir vazgeçişli,
Henüz altı ayımı dolduramamış,
O kış ayazında, baba'nın ilk yalanına rast gelişim olmamalıydı!
No'ldu şimdi?
Anamın ilk bebesi,
Üstelik ağa kızına yakışmaz bir kız doğmuş!
Anam, egoya tavan ırgat olunmuş!
Oysa o, eşkıyalara dahi...
At sırtında baş koymuş da,
Bir benden ötürü eksikli kalmış!
Detay veremesem de bir çoğuma,
Biliyor olmalarına müsaitlik verdim, bir çoğuma!
Oysa...
Hepsini biliyordulardı aslında,
Hayatımda, hep babadan daha güvenli bir liman arayacağımı,
Hayatıma da kim dahil olsa,
Eş, dost, akraba, yar, yaren...
İstisnasız herkesimin, bütün çaresizliklerime,
Çocukluğumun günahsızlığını,
Hata benimmiş gibi yüzüme vurup,
Ki namusumu, hep ben korudum!
Sırtımdan vurup benden giderken,
O yaradıma hep aynı soruyu soracağımı?
Tanrım!
Yokluğun sayesinde,
Bütün bir ömrümü, hiç bir an, hiç bir zaman,
Normalimden yaşamayamayacağımı bile bile,
Ben, altı yaşımda sana ne ettim ki,
Bana, bütün istemimsiz günahlar dahi cennetken,
Anamı bana nefret, beni sana cehennem eyledin ki!
Tanrım, bütün bir ömrümü hiç bir zaman,
Normalimden,yaşayamayacağımı bile bile,
Benden yana , Rab'bi niyazının hazzın neydi?
Yoksa yaratıp unuttun mu insanlığımı, nasıl kıydın bana?
Cemre.Y.

2 Aralık 2017 Cumartesi

Basit Hatalar


…Basit Hatalar…
Büyük hatalarımı, 
Tecrübesizliğime vererek affedebiliyorum da, 
Basit hatalarıma herkesten çok kızıyorum!
Cemre.Y.

25 Kasım 2017 Cumartesi

Muhteşem Hatalar

…Muhteşem Hatalar…
Mevzu sen olunca;
Muhteşem hatalar yaptığım doğrudur.
Tabi Orhan Babanın,
O şarkısını da sen bilmiyorsundur.
"Beni böyle sev seveceksen."
Cemre.Y.

12 Kasım 2017 Pazar

Hiç Kimse Bilmeyecek

...Hiç Kimse Bilmeyecek...
Birazdan çalacak kapımın zili.
Çok değil, birazdan...
Neyse ki çok kalmadı sana daha
Sadece birazdan!
Çalacak kapı zilim yine sabırsızca!
Sen, öylesine fütursuzca,
Her zamanki gibi yerleşirken sağıma, soluma!
Saracağım seni kollarıma!
“Off! Yine mi bu sarılmalar,
Yorgunum dur bir” diyeceksin.
Ellerimi senden çekerken gücenik ruhumla
Saçlarının güneş tellerine dokunacağım yine
Senin hiç haberin olmadan!
Sen, sadece ayakaltında dolaşıyorum sanırken beni,
Derin bir nefes daha çekeceğim terinin kokusundan.
Öylece, pür telaş anlatacaksın başından bensizken geçenleri,
Umurumda olup olmadığı,
Yine umurunda olmayacak!
Gençlik başkaca bir şey azizim!
Sen, sabırsızca dökeceksin içini,
Sırlı kumbarana yani bana!
Ben, her harfini sorgulayacağım
İçimden geçirirken seni oysa,
Sana dair…
Un ufak bir tek hatam olsun istemediğim için.
Ve sen bunu da öylece derinlere dalıp,
Seni dinlemedim sayacak
Yine tekrar edeceksin hem de hepsini...
Eleştirel ruhunla bana sonsuz kere sonsuz,
Erkek ruhuna bürünen sen
İçimden içerime dökülürken.
Hiç beceremediğim kadınlığım olacaksın oysa
Sihirli sır kumbaran seni özüne hapsederken.
Kendi geçmişine ait şimdiki kırılgan,
Nahif bir ipeğe dokunur gibi dokunacak,
Sana ve geçmişindeki kendine.
Hiç kimse bilmeyecek, ben bile!
Bir dua gibi mırıldanacak dudaklarım,
Duymanı istemediğim için,
Ya boşunaysa yine…
Ya yanlışsa diye korktuğum için hiç duymayacaksın...
“Artık on sekizine değdin,
Birine bari güvenmelisin!" dediğimi.
Sen...
Sana dair bütün şiirleri hep!
Papatyalarda ve lalelerde sanacaksın
Eyy minel Aşk!
Saçlarının güneş tellerinin,
Gülüşünün gül kıvrımlı gamzesinin,
Yüreğinin mengenelerinin,
Yosun gözlerinin, bana kaç şiir ettiğini
Çok daha sonra fark edeceksin.
Cemre.Y.

11 Kasım 2017 Cumartesi

Kazaydım Ben


…Kazaydım Ben…
Gereksiz bir eylemin aşk destanlarından,
İki evli çiftin balayı hatalarından,
Gözlem telaşsız ilkiydim yani! 
Kazaydım ben, hiç doğmamam gerekirdi.
Cemre.Y.

6 Ekim 2017 Cuma

Gitme Anam!

...Gitme Anam!...
Beni hep uzaktan...
Senden uzaktayken...
Benden uzaktayken,
Öylece...sevmelerine alışkınım ya!
Ben, hep sana bir dağ tepesi bir kardelen,
Sen, hep uçurum boyundan kaçak,
Hayattan yorgun ve bıkkın, o en son amazon!
Yakından bir tek gül kokuna,
Bir tek ipek teni sarılışına,
Bir tek şefkatli öpüşüne,
Bir tek sıcak nefesine,
Sözüne hep hasret bırakmışken.
Ben...senden...bana...
Bunca en uzaklardayken sevdin ya hep beni,
Hem de hayatıma
Senden sonra girmiş olan herkes gibi.
Ben senden gitmişken
Özledin, sevdin,
Gözünün yaşını sevdana ar edip yolladın!
Ruhum sana yok sanıyordun!
Hep vardı!
Ruhum sende...
Yok olsun diliyordun!
Tuttu da can buldu!
Sadece sana ve sayende
Herkese, hep kırgındı!
Sadece bir tek kere be kadın!
Sadece bir tek kere!
Dizlerinde susup öylece,
Hiç kimseyi atmadan,
Merak etmesene de,
Hiç kimsenizi de tutmadan!
Sadece bir tek kere!
Susup saçlarımı okşa istedim
Ömrüm boyunca sadece bir tek kez
Başım ömrüne ölüme razıyken
O, son bir tek kez!
Başım dizlerinde boyun eğmişken!
Yapmadın, yapmak aklına bile gelmedi,
Hiç kimsenin aklına gelmedi!
Sende kalan ve sana olan aşkımı,
Hasretimi çözebilseydim,
Hayatımın bütünü çözülmüş olacaktım oysa!
Oysa bu kadar yanlışı bir arada,
Ardı ardına...
Asla hiç yapmayacaktım!
Çözülmedin!
Herkese, her şeye, çiçeklerine,
Menekşelerine bile çözüldün de,
Bir tek bana...
Hiçbir zaman benimle ilgili,
Dost doğru tek bir...
Bir tek his için gelmedin!
O kadar da mı çok sevdin beni he?
Çözebilseydim,
Bu kadar sana yakın ama bu kadar senden uzak!
Kor ateşler gibi
Yanmayacak mıydım değil mi senin için?
“Annem, ölüyor.” dedim.
“Sen anneni sevmiyordun ki.” dediler.
“Ben annemi seviyordum,
O beni sevmiyordu.” dedim boyun büktüler!
O kadar da mı çok sevdin be beni?
Sevginden hep şüphe bıraktıracak kadar?
Oysa unuttun be annem!
Anneydim ben de nihayetimde,
İnsan evladını taş olsa,
Dağ başı bir kardelen olsa da!
Ona erişmeye gücü yetmese de,
Sözün dinlenmese de bazen!
Bazen biçtiğimiz kılıflara
Uymasa da hiç bir gelecek...
Bazen layık gördüğümüz hayatların
Olanaksızlığında boğulsak da,
Nankör bir kedi gibi hep
“Ne zaman ki?” diye sorsa da...
İnsan olan o, ilk teninde,
Karnında nefes alanı, koşulsuz sever,
Her şeye ve tüm hatalarına rağmen de.
Beni hep uzaktan...
Senden uzaktayken,
Benden uzaktayken sevmelerine alışkınım ya!
Bu sefer daha mı çok sevdin ki beni de,
O ennn uzağa gözü diktin be annem!
“Gitme” beni yakınında,
Yüreğinin dibindeyken doya doya sevmeden!
“Gitme anam n'olur! gitmee!”
"Bak menekşelerini de sevdim."
Beni hep uzaktan...
Senden uzaktayken,
Benden uzaktayken sevmelerine alışkınım ya!
Ben, hep sana bir dağ tepesi bir kardelen,
Sen, hep uçurum boyundan kaçak,
Hayattan yorgun ve bıkkın, o son amazon!
Yakından bir tek gül kokuna,
Bir tek ipek teni sarılışına,
Bir tek şefkatli öpüşüne,
Bir tek sıcak nefesine,
Sözüne hep hasret bırakmışken.
Ben senden uzaklardayken sevdin ya hep beni,
Hem de hayatıma
Senden sonra girmiş olan herkes gibi.
Ben senden gitmişken
Özledin, sevdin,
Gözünün yaşını sevda edip yolladın.
Ruhum sana yok sanıyordun!
Hep vardı!
Ruhum sende can buldu!
Sadece sana ve sayende
Herkese, hep kırgındı!
Sadece bir tek kere dizlerinde susup öylece,
Hiç kimseyi atmadan, hiç kimseyi tutmadan!
Sadece bir tek kere!
Susup saçlarımı okşa istedim bir tek kez
Başım dizlerinde boyun eğmişken!
Yapmadın, yapmak aklına bile gelmedi,
Hiç kimsenin gelmedi!
Sende kalan ve sana olan aşkımı,
Hasretimi çözebilseydim,
Hayatımın bütünü çözülmüş olacaktım oysa!
Oysa bu kadar yanlışı bir arada,
Ardı ardına yapmayacaktım!
Çözülmedin!
Herkese, her şeye, çiçeklerine,
Menekşelerine bile çözüldün de,
Bir tek bana, hiçbir zaman benimle ilgili,
Bir tek his için gelmedin!
O kadar da mı çok sevdin beni he?
Çözebilseydim,
Bu kadar sana yakın…
Ama bu kadar senden uzak!
Kor ateşler gibi
Yanmayacak mıydım değil mi senin için?
“Annem, ölüyor.” dedim.
“Sen anneni sevmiyordun ki.” dediler.
“Ben annemi seviyordum,
O beni sevmiyordu.” dedim boyun büktüler!
O kadar da mı çok sevdin be beni sen?
Sevginden hep, hiç...
Şüphe bıraktıracak kadar?
Oysa unuttun be annem!
Anneydim ben de,
İnsan evladını taş olsa,
Dağ başı bir kardelen olsa da!
Ona erişmeye gücü yetmese de,
Sözün dinlenmese de bazen!
Bazen biçtiğimiz kılıflara
Uymasa da hiçbir gelecek…
Bazen layık gördüğümüz hayatların
Olanaksızlığında boğulsak da,
Nankör bir kedi gibi hep
“Ne zaman ki?” diye sorsa da...
İnsan olan o, o ilk teninde,
Karnında nefes alanı, koşulsuz sever,
Her şeye ve tüm hatalarına rağmen de.
Beni hep uzaktan...
Senden uzaktayken,
Benden uzaktayken sevmelerine alışkınım ya!
Bu sefer daha mı çok sevdin ki beni de,
O ennn uzağa gözü diktin be annem!
“Gitme” beni yakınında,
Yüreğinin dibindeyken doya doya sevmeden!
“Gitme anam n'olur! gitme be!”
"Bak menekşelerin
Öksüz kalır sen gidersen!" demedim mi ben sana!
Şimdi hepsi kuytu kenarlarda
Solmuş birer angut kuşu kanadı!
Daha..
Kaç kere...
Neye bedel ölüp dirilebilir ki insan olan?
Cemre.Y.

27 Eylül 2017 Çarşamba

Fosil

...Fosil…
Tam kırk yıllık ömrümde
Muhteşem hatalar yaptım.
Buna sende dahilsin!
Şimdi sayelerinizde
Yorgun yüreğimi
Buz dağına fırlattım.
Bundan sonra
Yüreğim yok artık benim.
Gayba uğramış bir fosil’im!
Cemre.Y.

14 Eylül 2017 Perşembe

Zulasız Gittik

...Zulasız Gittik...
Biz üç kişiydik de
Rolleri doğru bölüşemedik belli ki
Belli ki en derin hatamız da buydu.
Nazlıcan'ı bizden birimiz sandık
Bedirhan'ı ikimizden teki
Oysa o
Sandığımızda saklı kalmış
"Hiç kimsemiz"di
Bilemedik zulasız gittik.
Cemre.Y.

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Yine Sevmeyi Seversin

…Yine Sevmeyi Seversin…
"Ben sana küserken annem...
Ben aslında,
Senden başka herkese çoktaann küsmüş oluyorum
Görmüyor musunuz artık!
Ben, merdiven dibinde, başkalarınca unutulmuş da
Sizler tarafından bulunmuş, ıslak bir kedi yavrusu değilim!
Ben bir insanım, insan!
Ve beni pervasızca hiç hesapsız,
Sınırsız, sonsuz seven tek insan,
Sevdasına acıma duygusu katmadan,
Şefkatle seven tek insan sensin...
E elbette, beni daima seveceğinden emin,
Senden alacağım,
Bütün hıncını bu pervasız hesaplı hayatın!
Yetmiyor, yetemiyorsan benim suçum ne!
Onlar zaten yoktular!
Not: Bu hayatının aşk diliminde de,
Ben kadar olamasalarda asla,
Sevdi mi fena seviyorsun be ana sen!
Akıllanmadın hayla!"
"Biliyorum kraliçeemmm!
Boşuna mı başıma kraliçe ettim seni beenn!
Son noktasına kadar yine haklısın ama unutma
Ben de bir insanım!
Senin bana kurduğun cümleleri,
Ben anama kurabilmek için neler vermezdim!
Sevgi, ilgi ve biraz fazlaca şefkati beklerken,
Oklavayı kafama yemeyeceğimi bilseydim.
"-Yediğin önünde yemediğin ardında,
Daha ne derdin bakim senin-" diye,
Bir ton dayak yemeyeceğimden de emin olsaydım da kesin ederdim.
Keşke beni o kadar sevseydi demiyorum ancak,
Keşke o kadar sevgisinden emin,
(Son ayları hariç) olabilseydim diyorum geçmişime bakınca,
Kim bilir bunca hatalar dizisi sığdırılmazdı hayatıma.
Gurur duyuyorum seninle ve kendimle!
Seninle gurur duyuyorum çünkü;
Sana hep öğrettiğim gibi,
Değerlerin ve inançların uğruna,
Beni bile feda edebiliyorsun.
Hiç'e çıkıyor adım suskunluğunca!
Kendimle gurur duyuyorum çünkü;
Asla yılmayacak, yıkılmayacak, ezilmeyecek, üzülmeyecek,
İstemediği hiçbir şeyi yapmayacak bir evlat yetiştirdim,
Bu yolda az isem sana, gerekirse beni bile ezip geçmesini ben öğrettim!
Eveettt!
Her daim sevgimi, şefkatimi sana emin ettim!
Bunca yalana inanmıyor, hayatına hala,
Henüz hiç kimseyi dahil etmiyorsan o suç da benim!
Elbet doğru kararlı, benden alalı zamanların gelecek be yosun gözlüm!
Seni herkes seviyooorrr!
Bakalım yeni hayatında, yeni çevrende neler olacak hee!
(İnsan hiç kendi yarattığı duyu gücü silahıyla vurulursa üzülür mü?)"
"Bu akşam gelsene sen bir sahile..."
"Yorgunum be kızım yarın buluşsak, yeni dönüyorum daha,
Hele bir eve gidip, bir nefes alayım hele!
Bir yıkanıp paklanayım!
Arınayım!"
"Gel dedim kadın hem yarın çok sıcak,
Hem bugün üniversite kaydı için resimler çektirmek için
Makyaj yaptı bana İnci ablam!
Hem saçlarıma fön çekti Dilşad yengem!
Şimdi de ööyle babaannem bildiğin gibi ve ben evde,
Makyajlı fönlü eşofmanlı oturuyoruz yani bil istedimdi."
"Akşamüstüne kadar öyle kaal!
Sahi kaçta buluşuyoruzdu biz!"
"Öff anne sanki kaçta işten çıktığını bilmiyormuşuz gibi!"
"...Peki!"
Yosun gözlüme ithafen en sevdiği şiirimle,
Dostça kalın ve biliyorum bugünlerde…
Hayli size zahmet ama sevgiyle kalın...
...Yine Seversin...
Belki bir gün ansızın
Güneş kokar burnuna,
Rüzgar okşar saçlarını,
Hatta belki,
Bir papatya düşüverir avuçlarına,
Söylenirsin kendi kendine yine
“Ama ben lale severim.”diye.
Yine seversin,
Yine sevmeyi seversin...
Cemre.Y.

28 Temmuz 2017 Cuma

Konu Sevdaysa!

...Konu Sevdaysa!...
Konu sevdaysa,
Yine hata yapmış olmak
Hele bunca yıl sonra...
Onurdur!
Daha ne olduğunu bilemeden ölen
Torun sahibi onca insan var!
Cemre.Y.

20 Temmuz 2017 Perşembe

Kanserin Son Evresi

…Kanserin Son Evresi…
Güzelim anacım,
Kanserinin en son evresini çoktan geçtiği zaman,
Zambakların açtığı zaman, koyunların kuzuladığı zaman,
Tam da söz verdiğim o zaman, köyüne götüremedim onu.
Onun yerine geçemedi elbette ama!
Bütün hastanenin hasta yatakları televizyona bakarken,
Sadece onun yatağının denize bakan tarafa döndürülmüş olması!
Oysa tam on dört gün yoğun bakımda kalmıştı,
On dört gün gündüzleri o hastanenin kantininde,
Geceleri yoğun bakım kapısının kirli sepetinde yaşamıştım.
Nihayet odasına çıkmıştı, nihayet hala çok umut vardı.
Günler geçiyor, umutlar jiletleniyor, kanserin evresi ilerliyordu.
Artık acısını sesli bile söyleyemiyordu!
Ben,
Onun,
Gözlerinin kıvılcımlarından acılarının her zerresini hissederken,
Hiçbir hasta bakıcı, hiçbir hemşire,
Hiçbir doktor onun acısını duyamazken,
"Ya ama nereden anlıyorsunuz acılarının başladığını,
Kadıncağızın hiç sesi bile çıkmıyor zaten!" derlerken,
Hepsine birden şöyle bir diklenip,
Boğazınızdaki o koca yumruyu yutup yutamayacağınızı
Artık hiç mi hiç umursamayıp,
"Sizin hiç annenizi kanserin dördüncü evresinden geçip,
Beşinci evresine ramak kala izlediniz mi?" diyorum, susuyorlar.
Yine özel hastanelerin faturalarına yansıtacakları morfinleri iğnelerlerken,
Bir yandan da canımın yongası anamın,
Sanki doymak onun çok umurundaymış gibi,
Sanki çektiği onca sessiz acılardan sonra acıktığını hissedecekmiş gibi,
Ki dün gece...
Son morfinden sonra burnundan midesine inen hortumu da aldılar!
O hortumu midesinden burnuna doğru çekerlerken,
Hani lazım olursa diye de bana da öğrettikleri o aspireyi,
Rahmetlimin burnunun direğinden inip ciğerinden çekerlerken,
Anacığımla göz göze geldik,
Yine yalvaran gözlerle bakıyordu gözlerime!
"Bırak beni gideyim be evladım,
Ben hortum falan istemiyorum!" diye.
Bu hastaneye geldiğimizden beri,
Hiç ağlamadığım kadar çok gözyaşımı içime akıttım,
Öyle kelam güzelliği, mecazen olsun diye değil ha!
Onun yüzüne gülümseyerek,
Yalandan nefret ede ede,
Ona hayatım boyunca yetecek kadar yalan söylemiştim,
Üstelik inanmaya çalışarak, yoksa anlardı.
"Bu son be annem, biliyorum nefret ediyorsun bu hortumlardan!"
Artık ağızdan beslenmesi gerekiyormuş ya,
İyileşebilme ihtimalini görebilmek için.
Karşılıklı gözyaşlarımızı genizden midelerimize akıta akıta,
"Bak artık sen bizim bebeğimiz oldun,
Biz seni doyuracağız kaşık kaşık,
Ama yut şu mamayı be annem!" diyorduk.
Bugün ikinci gün, kardeşlerim, gelinimiz, torunları…
Hiç yorulmadan, hiç yüksünmeden saat başı denedik durduk!
Hepimiz hemen ölmesin diliyorduk!
Duyup, algılayabildiği, yutkunabildiği halde inatla yemiyor…
Halbuki ona güzelce anlatmıştım bir seher vakti.
Onun da bildiği gibi yemeyerek ölünmediğini,
Gücümüzün son raddesine kadar yaşayabilmesi için savaşacağımızı,
Benim işten ayrılırken aldığım kıdem tazminatım bitene kadar da
Bu hastanede misler gibi bakılacağını, ama yemezse hala,
Onu serumlarla,
Olmadı, mideden delik açıp oradan doyuracağımızı anlattım ona!
Hiç mi hiç umursamıyor, gidip gidip geliyor!
Ağrıları çoğaldı, iğneler çoğaldı yine kendinde değil.
Böyle devam ederse yarın midesinden delik açılacak!
Nasıl bir eza olduğunu biliyorum gösterdiler bana,
Midenin dışına bir hortum sarkıtıyorlar,
Kocaman bir şırıngaya hasta maması dolduruyorsun,
Sanki iğne yapacakmış gibi hava kalmamasını sağlıyorsun,
Günde üç öğün o hortumun içine mama aktarıyorsun!
Kendine geldiğinde,
En son ben seviniyorum ve o beni hiç yanıltmıyor,
Yine en ilk üzülen ben oluyorum,
Görüyorum, duyuyorum, hissediyorum!
Ölmesin istiyorum lan çok mu!
Acıyı katre katre çektiğini hissettiğim halde, bensiz ölmesin!
Beni daha yeni sevmişken beni terk etmesin.
Siz hiç annenizin nefesinden ninni dinlediniz mi?
Ya sessiz gözyaşlarından kocaman bir hayat hikayesi!
Peki ya sizi hiçbir zaman sevmediğini sanarak onca yıl yaşamışken,
Sizin hayat boyu ne kadar acılar çekeceğinizi görebildiği için
"Seni doğuracağıma taş doğursaydım,
Hiç değilse bir duvara koyardım!" ın istenmemezlik değil de,
Yerini sadece onun bildiği bir yer olacağının korunaklılığı olduğunu!"
Günler kanserin son evresinin son günlerine yaklaşırken,
Ona, benim genç kızken nefret ettiğim ama onun çok sevdiği,
Bütün türküleri dinleterek, kalan o son birkaç saç telinden,
Ayaklarının parmak uçlarını teker teker öperek geçiyordu.
O her gün bilmediği adamlar tarafından kaçırılıyor,
Hiç görmediği hayaletler onu zorla götürüyordu.
Ne de olsa her anında, birimizden birimiz yalvarıyorduk ona.
"Ölme ennem no'lur, ölmee!" diyorduk,
Bizi bırakıp bir türlü ölemiyordu!
Onu son canlı gördüğümde,
Beş parasız kalmış, deniz gören hastaneden eve geçmiştik!
Biz kardeşimle ona doktorunun bize sıkı sıkı tembihlediği,
Elimize liste liste verdiği steril hastane odasını sağlamaya giderken,
Kardeşimle bana "Gitmeyin be evlatlarım, beni bırakmayın!" diyordu.
Oysa biz odasını hastanesi gibi yaparsak daha çok yaşar sanıyorduk!
Gittik…
Eczane eczane, medikal medikal gezip, el birliğiyle (Kredi kartları)
Ne lazımsa arabaya yüklenip geldik!
Yetiştik sanıyorduk!
Oysa konu komşu, onu o vakte kadar ziyarete gelememiş herkes,
Bütün mahalle, bütün mikroplarıyla, odasına dolmuştu,
Onu son bir kez daha görsünler de,
Helallik alsınlar diye!
O anlarda da bütün mikropları ve bütün son vedaları solumuştu!
Kardeşimle biz döndüğümüzde,
Bize son bir nefesini dahi bırakmamışlardı, hepsini sömürmüşlerdi!
Bir anacığıma bakıyorduk, bir de onca mamaya, alt bezine,
Türlü çeşit ilaçlara vesairelere….
Özel hastanedeki doktorunu aradım hemen!
"Biliyorum artık buraya getiremezsiniz, resmini çekip yollayın,
Hiç de böyle kanser yakını tanımamıştım ama,
Madem bütün evreleri ezber geçtiniz, fotoğrafını yollayın,
Size hangi evrede, hastaneye götürmeli misiniz'i söylerim" dedi.
Anacığımın al al yanaklarını, kapanmış gözlerini, uyanmayan halini,
İçimiz kanaya kanaya yolladık doktora!
Siz hiç kanser evrelerinden biri olmayan,
O cümle söylenir söylenmez kardeşinizle bakışıp anda dondunuz mu?
"Terminal evre! Ama hastaneye götürün yoksa!" dedi doktor!
Terminal evreyi biliyorduk!
Götürdük hemen artık yaşamayacağını bile bile…
O hastanenin yoğun bakımında da tam bir hafta yattı.
Onu sondan bir önceki gördüğümde…
Onda da, bende de bütün evreler yanmıştı,
Bir ramazan bayramının ilk sabahıydı.
Artık herkes onu gitmek istediği yere huzur içinde
Göndermediğim için içten içe bana çoktan kızıyorlardı.
O bayram sabahı,
Ona olan bağımlılığımın, benim kanserimin altıncı evresiydi.
Başını öptüm, yüzlerini, kirpiklerini öptüm tel tel,
Üstündeki beyaz çarşafını açtım,
Sinesini öptüm, hala apak memelerini öptüm teker teker,
Boynundaki guatr ameliyatının izini öptüm,
Safra kesesi ameliyatının izini,
Yedi yıl önce atlattığı ilk bağırsak kanseri ameliyatı izlerini,
Sonrası tekrarlayan duedonum tm ameliyatı izlerini,
Aklım başıma gelir gibi oldu,
Koltuk altlarına baktım, halbuki daha sekiz gün önce temizlemiştim ama!
Öyle ya ölsen bile kız kardeşler dahil, ilk önce kıllara bakarlardı.
Sonra hastaneye düşene kadar bana hiç göstermediği avret yerine baktım,
Şükürler olsun ki ter temizdi, ne o pis kadın,
Ne de ben kötü evlat olamayacaktım!
Öptüm doğduğum rahmi!
Bacakları incecik kalmış öperken gördüm!
Ah bir de sırtını çevirebilseydim.
İzin vermediler tabi…
Ayak bileklerini öptüm,
Parmaklarının, tırnaklarının uçlarını!
Hayret…
Tırnaklarını son kestiğim günden, onu son temizlediğim günden,
Yarım milim değişmemişti hiçbir şeyi!
Sonra mı?
Sonra benden beklenileni yaptım.
"Gideceğin yerler, buralardan güzelse madem, git be ana!" dedim.
O da o anı bekliyormuş çoktan,
O gecenin saat 02:30'unda gerçekten de gitti.
Hala farkında değilim onu benden sonra kim ziyaret etti.
Kimler ne elvedalar savurdu ona ama biliyorum,
O…
"Madem çok yoruldun bize kalmaktan,
artık git madem." dedim diye gitti.
Siz hiç kanserin evrelerinden, veda evresini yaşadınız mı peki!
Rahmetlim, hastalığında daha ölür ise, ölüsünü kim yıkasın,
Kim yıkamasın diye konuşurken,
Gelinimiz hoca diye, beni beceremez diye
Ona meyletmişti ki ben zaten,
"Yav ne ölüyon, hiç bile ölme ben yaşa derken
Sen öylece gidersen hiç bile yıkamam ölü falan" derken.
Bilemezdim gelinimizin ana bildiği o ilk kadın gidince,
Hocalığını bir kenara koyup, acemi evlat gibi anasızlığına yıkılacağını!
Onu son gördüğümde…
Ölü yıkayıcı hoca kadınlar "Hu Allah!" diye diye
Her zamanki ölülerden birini yıkıyordular da
Bir an kapı açıldı.
Hoca kadınlardan biri, "Bize en yakını kadın lazım!" dediler.
Anamın vasiyetini hatırladım,
Gelinimize baktım, benden bitikti garibim!
Bense "Madem kanserin son evresinin evresini de geçmişsek,
Hangi terminal evresinin hangi anındayız!"ı düşünmekteydim!
Nasıl bir cesaret o anki bende hala hayret etmekteyim.
Daldım kapıdan içeri…
Meğerse kanserin son evresi sana emanetmiş!
Hani anacığın sana hep hastanede derdi ya!
"Ah be kızım, hani sen hep yıkanıyosun ya gecenin bu vakti,
Hani kimseler görmeden, ben bir yerlerim kötü kokuyor dedikçe
Sen bu hastanenin odasını misler gibi kokutuyorsun ya hani,
Her yerim mis oluyor da sankim saçım tam yıkanmıyor gibi,
Bu sefer beni soksan o banyoya…
Beni de şöyle foşur foşur bir yıkasan ya suyun altında!
Ben kalkmaya çalışayım, sen taşımaya,
Söz kimseye de söylemem ölürsem bak,
Beni şöyle bir güzel yıka ha!
Ama gündüzleri yaptığın gibi bebe mendilleriyle,
Bebe kolonyalarıyla silme beni,
Şöyle başımdan aşağılara, şakır şakır suyla ha!"
Meğer kanserin son evresi, ona söylediğin son yalanı yaşamakmış!
Zaten hiç öyle hikayelerde anlatılan ölülerden değildi ki,
İstanbul'dan Erbaa'ya kadar,
O sıcakta çürümesin diye ilaçladıklarından mı,
Yoksa benim canım anam, ondan korkmayayım diye mi neydi,
Jöle kıvamındaydı, sanki yaşıyordu bütün etleri.
Hoca kadınlar sosyeteyim ya korkmayayım diye,
Hiç durmadan bana anlamadığım kelimelerden,
Anlamadığım duaları telkin edip duruyorlardı.
Onların ölü yıkamakta baş edemedikleri tek yer,
Zavallı anacığımın günler boyu, hiç kimsemize yük olmasın diye,
Hani es kaza kaçırsa bile ağlayarak, o minik sesiyle,
"Ben bir hata işledim,
Beni tuvalete niye götürmüyosunuz ki!" dedikçe,
"Ah be anacım, biz bebekken sen her birimizin,
En az ikişer yıl bokumuzu temizledin,
Yani üç kardeş en az altı yıl kimsenin gıkını da çıkarmaya niyeti yok!
Sen yeter ki geldikçe koyver de yaşadığını bilelim!" dediğimiz zamanlar,
Biz daha da fazla da umutlanmayalım diye içinde tuttuklarıydı.
Korkmak ne ki, keşke ömrüm boyunca salsaydı.
Aylardır ne yediydi ki ne salsın.
Hoca kadınların hocalıkları el, yüz, memeden ibaretti,
Ruhum en çok bu anları hatırladıkça gülümsüyor!
Onların hiçbiri, kanserden öleni böyle canlı canlı yıkamamışlardı.
Dillerinden düşürmedikleri Allah onları bu konuda aydınlatmamıştı.
Oysa biz özeldik, annem, ben ve kızım,
Allah'ın bizi nerede başka meşguliyetlere dalıp unuttuğunu biliyorduk.
Kanserin terminal evresi bitince…
Ona verdiğiniz bütün sözlerinizi tutun!
Bu, o günlerde ona teselli olsun diye söylediğiniz,
Sonrası keserseniz iyice ümitsizliğe kapılır diye sözünüzden caydığınız,
O sarı rapunzel saçlarınız olsa bile…
Çünkü kanser sadece altı evre…
Kanserliyi ölmesin diye çabalamak,
Gittiyse de, ölüsünün bile her zerresini öpebildiğin,
O son anı özlemek ömür boyu!
Sonrası kara toprak kokusu çünkü.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...