...Kırık...
"Sen de, artık, canını yakan her şeyine,
Kırılmış diyorsun!" demişti bir keresinde.
Kaburganı incitmişsin,
"Kırıldı." diyorsun!
Dizinde sadece bir yırtık var,
"Kırık." diyorsun!
Midende gastritli ülser var,
"Kenarı kırılmış." diyorsun!
Kalbini üzmüşler,
"Zaten hep kırıkmış." diyorsun!
"Sen de, her şeye kırık diyorsun." demişti.
Ona...
Bunca zaman sonra,
Bunca kırıklarım hakkında,
İlk kez, tek bir cevap vermiştim.
"Artık, canımın canını üzen her ne olsa da,
Çoktan kırılmıştır benim için,
Canımı yakan her yerim, kırıktır benim için,
Kırılmıştır yani, çoktan olanından!
Ve buna birilerini inandırabilmek için,
Ayrıca bir çabam yok!
Kırıksa bana kırık,
Acısını da ben çekiyorum yani!" demiştim.
Anlamamıştı...
Yine hiçbir şey anlamamıştı.
"Sen öyle mutlu oluyorsan,
Herkese hep öyle de madem." demişti.
Bir kere daha kırılmıştım.
Ama bu sefer...
Canımın yongası, ciğerimin çiziği,
Taa en dibinden kırılmıştı.
Elbette, ben, ondan,
Onun bebekliğinden ergenliğine kadar,
Ayağına taş değse,
Büyüme ağrılarından kemiklerine acı değse,
Yüreğine gam değse,
Onu şefkatimle zerre zerre öptüğüm gibi,
Her şeylerimin yerlerine koyduğum sevgilerim gibi,
Ne kaburgamın,
Ne dizimin, ne midemin,
Ne de kalbimin kırıklarını,
Teker teker öpsün de geçsindili,
En ufak bir şefkat belirtisi beklemiyordum ama!
Ama, bu kadarı da...
İnsan olan,
Anahtarı, hem elinde, hem de cebindeyken,
Girip çıkacağı bir kapıyı,
Koca bir hayatın intikamıyla, öylesine dolu,
Kocaman bir tekmeyle,
O yürek kapısını darmaduman eder mi?
Neyse ya neyse...
Cemre.Y.