durak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
durak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2025 Cuma

Yeniden Gülümse Hayata, İnadına!

...Yeniden Gülümse Hayata, İnadına!...
Ey benim canının içi ciğerinden kırılmış yüreğim,
En çok sen bilirsin halbuki, yeterince özlüyorsan özleneni,
Değiyorsa hani özlemelerin her haline,
Yeter ki yola çık
İmkansızlıklar durağını geçip,
Olasılıksızlıklar zincirini de aşınca
Gayri deniz de senin, kum da, kumsal da.
Hatta az daha kordon boyu sahil yanlarının hemen ötesinde
Sana gülümseyerek upuzun kulaç kulaç sarılır sana.
Tam da beklenilenlerin beklenmez olduğu son durakta
Razıysan gel sarıl koynuma der,
Güneş de benim, deniz de,
Hatta belki yeterince mutlu yolcularsam seni,
Yorgun geçmişini de geçmişine bırakırsın.
Hatta...
Belki evinin penceresinden ışıldayan ay olurum da
Bir yıldız düşürürüm sana, dilekler tutarsın gülümseyerek.
Öperim omuz başlarının mutlu güneş yanığından.
Hadi şimdi yeniden gülümse hayata, inadına!
Cemre.Y.

4 Temmuz 2024 Perşembe

Gel İstersen

...Gel İstersen..
Ey benim beklemelerimin son durağı!
Sana gün doğumu turunculuğundan sesleniyorum.
Hani denize yakın nehirler olur ya,
Yavaşça süzülsem derinine diyen,
Küçük mavi bir kayığım şimdi.
Bakma sen benim,
Bir yamacın kıyısındaki ağaca bağlanmış urganıma.
Bir tutam gülüşüne bakar sana süzülmem.
Bir demet kır çiçeğine bakar sana dökülmem.
Gel istersen.
Cemre.Y.

8 Ağustos 2020 Cumartesi

Cumartesi

...Cumartesi...
Güneş, sabah mahmurluğunu giyinmiş üzerine,
Sarı başak tarlası saçlarını savura savura doğmakta.
Cumartesiyse dökmüş zülüflerini,
Denizin mavisiyle yüzünü yıkamakta.
Kadınsa sade Türk kahvesini yudumlayıp,
Sigarasının dumanına dalıp gitmişti o an!
Nicedir günlerinin adları alınmıştı elinden,
Nicedir zamansız geçiyordu haftaları, ayları.
Tam ömrüne birkaç vakitlik ömür verilmişken,
Yine bekleme durağında,
Belki de hiç gelmeyecek,
O güzel günleri beklemekteydi işte.
Oysa birazdan uyanırdı dünya,
Sahildeki masalar hazırlanır,
Kahvaltı tabaklarının sesleri gelirdi.
Ağustos güzeli gülüşler çınlardı kordon boyunda.
Kadın, hiç yoktan gülümsedi.
Evet, evet, bugün cumartesiydi.
Cemre.Y.

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Labirent

…Labirent…
Dipteyim, ve…
Bir kuşun kanadından nasıl tutunulur bilmiyorum.
Kumdan kalelerimin zindanlarına atılmışım yine!
Dipteyim ve martının çığlığına nasıl tutunulur bilmiyorum.
Uçan balonumun ucunu tutan iplik boğumuna asılmışım yine!
Yine görünmez ellerin canı sıkılmış,
Dönmeye yakın kaderimin yazgısını,
Acımasız haramilere sildirmiş yine!
Daha, hala yaşasam…
Gereksiz birer boşluk doldurmalık yer kaplarım,
Ölsem…
"Kim bilir daha yaşanacak ne de güzel günlerim vardı!"
Yine kurtaramamışım üç kuruşluk dünyamı.
Yaşım, ergenliğimin orta yaşını çoktan geçeli beri...
İsyan durağını da göremez oldum, gayri bu labirent bitmez gibi!
Cemre.Y.

19 Şubat 2020 Çarşamba

Çocuk


...Çocuk...
Yüreğimin dehlizlerinde gezinirken rastladım sana çocuk!
Benim seni içimden uçurup, dünyaya akıttığım yaştasın şimdi.
Loş yıldız tozları parlarken kalbimin odalarının duvarlarında,
El yordamıyla bir yol bulmaya çalıştıkça kayboluyordum,
Tam da aldatılış durağında, öylece yersiz, yönsüz kalmıştım.
Sonra seni gördüm zemheri ayazı bir kar bahçesinde,
Çenesi dik, alnı apak, gözleri güneşe bakarken,
Kardelen olacakken bahara açmış o en taze lale mevsimiydin.
Adımı unutup Cemreler döşedim sanırken ömrüme,
Karabasanlar ayak tabanlarıyla ömrümü çiğnerken hem de!
Bir yüzün aydınlatıyordu dünyamı, bir nefesin, bir ruhun.
Yüreğimin dehlizlerinde gezinirken rastladım sana çocuk!
Benim seni içimden uçurup, dünyaya akıttığım yaştasın şimdi.
Loş yıldız tozları parlarken kalbinin odalarının duvarlarında,
El yordamıyla bir yol bulmaya çalıştıkça kayboluyordun,
Tam da aldatılış durağında, öylece yersiz, yönsüz kalmıştın.
Kabul etmek gerek ki sen benim ruhumun ta içiydin lakin,
Ben senin ruhunun yamacı dahi olamadım.
Sana başka bir yıldız tozu gerek!
Öyle meteor düşmelerini yıldız kayması sanıp,
Sevgiliyle,
El ele dilek tutulan hayalperestlerden de değilsin ki sen.
Sana, gökteki ahengine göre, 
Her gün yeri ve kaderi değişen yıldızlar değil ki çocuk,
Sana koca bir Venüs gerek!
Ve o ben değilim ne yazık ki lakin sana çok ırak da değilim,
Ne vakit,
Yüreğimin yamacına uğramak dilersen Güneş benim.
Öperim her daim, alnının kaş çatımından,
Ha bir de saçının en başak tarlasından.
Cemre.Y.

7 Ekim 2019 Pazartesi

Eminim

...Eminim...
Her yazdığımı,
Yazdığım kadar ve yazdığım anda yaşasaydım…
Sanırım bu dünya hiç yaşanmaz bir yer olurdu.
Servise binmişsin misal,
Ya da otobüs durağında...
Biri diğerine bir şey anlatırken empati kurma yeteneğin var diyelim,
O konu bile şiir olur.
Yeter ki kelimeleri cümle ile ilgilendir!
Yoksa...
Her sabah, istisnasız gülümserim gözlerimin lenssiz ve makyajsız haline.
Ve gerçekten severim kendimi ve yeni günü.
Yorgun akşamlarıysa, birlikte aynaya bakıp,
Birlikte birbirimizi severek bakacak biri olduğunda da.
Daha çok seveceğim bundan eminim!
Lakin...
Ucu yanık mektuplar bunlar,
Ne vakit ve kim tarafından okunacağı belli değil!
Cemre.Y.

25 Eylül 2019 Çarşamba

Çünkü Ağlamıyorum

...Çünkü Ağlamıyorum...
Hava tam da kara kıştan çalıntı bir sonbahar ayazı...
Çıkmaz sokak ortasını yeni geçip, kaldırım kenarında,
Kışlık hırkamın üzerine yazlık şalımı sarınmış tir tir titreyerek,
Koca mahallede yapa yalnızca yarı sönük ışığıyla ısınmaya çalışan,
O tek yanık sokak lambasının altında,
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum yine.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Otobüs durağı bile olmayan bir yerde,
Şehirler arası tren bekliyorum hala.
Yağmura inat göğün dibine bakıyorum çünkü ağlamıyorum!
Nimbus bulutlarını geçip,
Benim hayalimin pamuk şekeri bulutlarının üzerinden,
Okyanus rengini bulana kadar,
Atmosferi geçip starosfere takılıyor gözlerim,
Hadi gemiyi, tekneyi limanı, geçtim de,
İpini özgürlüğe koparmış bir takaya da mı rast gelmez insanın kaderi.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Saklambaç oyununda ebeyken, sen geriye doğru sayarken,
Gözlerini açtığında senin onları bulman için,
Hiç kimsenin, hiçbir yere saklanmamış olduğunu,
Arkadaşlarını ararken arka mahallede,
Onların sizi öylece kör bırakıp,
Gayet de sensiz ve mutlu,
Yakan top oynadıklarına hiç şahit oldun mu?
Ben oldum.
Hele büyüdükçe,
Daha çok koymaya başladı bu habersiz terk edilmeler!
Misal annem!
"Sen gelmeden...
Bir yere gitmem ama bir gitme be kızım!"demişti,
Biz ona, çok özlediği evinin hastane gereklerini almaya giderken.
Acelece her şeyini toparlayıp geldiğimizde termal evreydi.
Hayatımıza girip de artık gitmek isteyen herkes gibiydi yani.
Lakin ölüsünü dahi öpmek diye bir şey var!
Bencilce biraz belki ama sanki bir öpebilse geçecek sanıyor ya insan!
Son bir kez dokunabilmek ruhuna diye bir şey var ya hani?
İnsan istemiyor değil hani mezarına değil de içine bir girip çıkabilsem!
Ne bileyim bunca zaman geçti aradan tırnakların da erimiştir lakin,
Ne bileyim, dişinin teki olur, ne bileyim saçının bir teli olur,
Ölünce insan...
Geçince zaman...
Onlar da taşınmaktaysa bir yerlere, ora her neresiyse!
Yağmur olup yağamaz mı ki insan olan!
Usulca yere indirip kirpiklerimi...
İçindeki bütün yalnızlığımı damlatıyorum,
Ne de çok yağmur birikmiş gözlerime hayretle tebessüm ediyorum.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Çıkma madem öyle istiyorsan, çünkü ağlamıyorum.
Hala seni çok özlüyorum.
Ve hala da aynı seviyorum!
Ve çünkü...
Neyse!
Cemre.Y.

21 Eylül 2019 Cumartesi

Hayır Anne! Hala Hiçbir Şey Değişmedi Buralarda!

...Hayır Anne! Hala Hiçbir Şey Değişmedi Buralarda!...
Selam anne!
Annem, merhaba!..
Anam selam...
Öperim yorgun kirpiklerinden tabi duruyorlarsa hala!
Öperim ayak tırnaklarından kaldıysa tabi bir tek kırıntı bana!
Buralarda hayat hep aynı genellikte genelde, lakin...
Arada birileri geliyor ya yanına, hep, aynı sebepten!
Bilirsin beni hala aynıyım işte...
Kim giderse gitsin kanserden,
Adı kanser olunca gidişine sebep o illetin,
Hemen birinci dereceden akrabam sanıyorum o gideni de!
Yutkunamadığım her acının ardından iki gün sonra,
Yarım yudum nefes alabiliyorum hala!
Tam da sonbaharın götürdüklerini daha yeni affedip,
Yeni bir hayat hayal edip,
Tam da ilkbahara doğru öykünürken ideallerim,
Yine ciğerimden vuruldum.
Hayır anne!
Hala hiçbir şey değişmedi buralarda!
Dün...
Biri daha...
Kanserden öldü anam.
Hani onkoloji odalarında kemoterapi alırken sen,
Artık damar yolunu bulamayıp iğneyi kasıklarına sapladıklarında,
İçimden hüngür hüngür ağlarken ben,
Dışım istemsiz titrerken, tutmuştun ellerimi!
Yanındaki koltukları işaret edip,
"Şimdi çocuk gibi ağlamanın sırasımı a kızım,
Bak şu çocuklara, bak şu gençlere,
Bak şu...
Canı yandığı için sadece -Ah!-diyen şu yaşlı adamı azarlayan kızına!
Adamcağız nasıl da sessizce çekiyor acısını içinden içinden,
Kızına gülümseyerek ölüyor öylece içinden içinden.
Şimdi senin bu anasına aşık halin,
Bu ortama hiç, yakışık alır mı ha!" demiştin.
Misal o zaman da Yeşilay'cılar bangır bangır bağırıyordular,
"Sigara kansere davetiyedir!" diye.
Ben hiçbir yerde, otobüs durakları da dahil hiçbir yerde...
Onkoloji bölümün hastane kapısında içilen kadar sigara dumanı görmedim!
Ve içeridekilerden çoğu sigaradan kanser değildiler!
O apayrı gereksiz bir bağımlılık günü gelir, def edilir lakin!
Lakin...
Hala...
İnsanlar...
Birbirlerini en gereksiz sebeplerle...
En can damarından üzüyorlar be annem!
Hayır anne!
Hala hiçbir şey değişmedi buralarda!
Dün gece hiç yok yere hapisteki kardeşimi gördüm rüyamda,
Güya, iki kız çocuğunu, evlatlarını özlemiş, onlar için endişelenmiş,
Sicim sicim ağlıyordu kaderin şimdiki zincirlerini affetmem için!
Tam da birinin bari kanserden ölmeyeceğine inanarak yatmıştım oysa!
Sana yemin ederim ki...
Beni bile hayata umutlandıran, sağlam olan sol bacağımı değil de,
Dizi yırtık olan sağ bacağımın ağrısını bile bana sevdirebilen o can...
O, ölmeseydi!
O, öldü!
Eminim olmayan saçlarını okşuyorsundur bir yerlerde!
Eminim...
Şimdi bütün fitne fücur ruhlardan koruyorsundur onu!
Sana...
Onunla bir gülümseme yolladım anam!
Öp olur mu, onu dudağının gül kıvrımından,
Ha bir de...
Eylül'ümün bebek tarağını çıkardım sandıktan!
Senin saçlarını taradığım gibi tara olur mu onun saçlarını da!
Hatta o da, sana bir seferinde senin dediğin gibi desin ki...
"Ne çok taradın be anam saçlarımı, taa belime kadar!
Neredeyse, ben bile inanacağım aslında kel olmadığıma!" demiştin de,
Ben sana..
"Merak etme be anam!
Senin saçının beş teli yeter seni en avret yerine kadar örtmeye!" demiştim de...
Apayrı bir gülümseyiş belirmişti dudaklarından.
Sahi be anne'm!
Azıcık ucundan kırgın gittin bilirim de...
Adı eski de olsa en içten "Baba'm" dediğim adam olan
Sıfatı eski de olsa da, kayın babama da,
Bir bacak, bir kol, bir yürek kadar selamımı iletir misin lütfen!
Çünkü...
Neden bilmiyorum!
Onu da bugünlerde çok özledim!"
Ve bir gün ölürsem!
Muhtemelen kanserden ölmeyeceğim,
Muhtemelen yine kendi cennetimi kendim seçemeyeceğim!
"Ciğeri yarıldı!" diye bir hastalık çıkartacaklar kesin.
Zira...
Bu kadar...
Acı...
Çok fazla!
Ve ben...
Amip değilim!
Her yeni gün, hücrelerimden yeniden doğmaktan çok yoruldum!
Müsait bir yerde...
İklim kırılmasına karşı, paralel evrene çıkış kapısı elinde,
Yazılmış bütün kaderlerden sıyrılmış bir kaçak var!
Tabletlerinize yazın lan beni!
Bir gün...
Birileri okur nasıl olsa!
Neyse annem!
Lülücanımın bana anlattığı gibi işte durumlar,
Hepimiz, yeterince duyumsamışız belli ki,
Hep beraber iyiyiz biz...
"Hayır anne, hala hiçbir şey değişmedi buralarda!"
Ama merak etme, yeni şeyler gelişiyor!
Misal sebebi kanser olmayacak hiçbir ayrılığın!
Seri, sıralı üretiliyor artık insanın duyu yüklemi!
Promosyon talebinin çokluğuna bakılacak artık!
Cemre.Y.

7 Nisan 2019 Pazar

Portakal Çiçeği

...Portakal Çiçeği...
Turuncuya keserken gün batımları,
Saçlarım terasın balkon kenarından sarkarken,
Çiseleyen yağmur tanelerine karışıyordu,
Boynumdan savrulan portakal çiçeği kokuları!
Sana birikmiş "Günaydın" larım vardı oysa,
Yastık altına saklanmış bir sürü "İyi geceler" im.
Uzun bekleyişler durağında,
Sokağımın çocukları saklambaç oynuyordular.
Turuncuya kesen gün batımında, akşama hazırlanırken gün.
Bir kadın portakal çiçeği kokusunu, yasemin kokusuna terk edip,
Usulca evine girdi, kapadı yüreğinin kapısını.
Cemre.Y.

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Yarınım Ol

...Yarınım Ol...
Bırakmıyorsun ki salayım kendimi
Hiç bilmediğim evrenin uçurum boylarına…
Sende biliyorsun gidersem…
Varacağım durak hiç hayırlı olmayacak
Ve sen olmayacaksın o yolun ne başında ne sonunda.
Seziyorsun yüreğinin ince nağmelerinde bu gidiş
Sensizliğe giden son gidiş dönmem artık, dönmem ya
Bırakmıyorsun ki gideyim…
Öyleyse bir tek gün değil sevdiğim bırak kalayım,
Başım sol göğsünün üstünde,
Omuzum kollarının arasında,
Kokunu çekeyim ciğerlerime derin derin,
Nefesim doysun sana.
Dünümsün, bugünümsün zaten ya, yarınım ol.
Takma dişlerimizin yerini bulamayıncaya kadar,
Gözlüklerimizi şaşırana kadar,
Birbirimizi artık yeterince duyamayana kadar,
Birimizden birimiz ölene kadar yarınım ol.
Cemre.Y.

30 Kasım 2017 Perşembe

Ohhh…Bana Mis Uykular

…Ohhh…Bana Mis Uykular…
Korkma sevgili,
Endazesi bize hiç denk düşmeyen,
Bir darası hep bize ağır gelen,
Bütün o yalancı baharları da biliriz.
Tahterevallide havada da kalamayabiliriz,
Hatta, puşttur o çok...güvendiğin,
Yerin dibine çakılabiliriz,
Ne kadar acıyla batıp,
Ne kadar umursamaz yukarıya dip yapabildiğimize bakar!
Sonrası…
Anlık bir kalp duraksaması…
Sonrası nefes…
Sonrası…
Bütün hastanelerin anlam bulamadığı o,
Hayata dairsizler dolu epikriz raporu!
"Hasta, exit'di…
Geri döndü!
Kalp, nabız, tansiyon, şeker hepsi normal değerlerde!
Ama değişik bir şey var profum!
Kalp, ciğer, ruh normal de…
Yürek!
Yok…
Hastamız bir daha asla,
Geçmişindeki gibi aynı sevmeyecek!"
Bir… ki… üç….
Nefes!
Alamıyorum!
Bir daha asla beni yerin dibine gömmeyin,
Klostfobim var benim!
Ölürsem yakın beni,
Ve küllerimi, ne kadar gidemediğim ülke varsa…
Tane tane savurun, he mi!
Ohhh! Bana mis uykular!
Cemre.Y.

15 Ekim 2017 Pazar

Sade Bir Kahve

...Sade Bir Kahve...
Bütün kuşlar yağmurda da uçarlar mıydı?
Neden benim kanatlarım kırık peki.
Hep üç durak öncesindeki
Kahve kokusunda yapışmış!
Üstelik ben çay severdim iken?
Şimdi mi hiç sorma!
Allah aşkına diyeceğim...
Ona da inanmıyorsun.
Ama sorma!
Eşit dağıtıyorum ikisini yokluğuna!
Sabah aç karnıma sade bir kahve
Akşama kadar çay,
Akşam aç karnıma yine sade bir kahve.
Hep ama hep sade!
Cemre.Y.

11 Eylül 2017 Pazartesi

Sahi Mutlu Musun

...Sahi Mutlu Musun...
Biliyorum...
"Olmayacak Bir Hayal" i ne zaman paylaşsam,
Bu paylaşımımı görünce buruk bir tebessümle,
Geçmişlerimize gülümseyecek,
Bir tek dost var orada!
Şimdi taaa uzaklarda!
Çok uzaklarda.
Ama!
Bu şarkı, bizi yine, susarak ağlatacak.
Yine gelmişimize, geçmişimize,
Hiçbir zaman,
Bir tastamam gelememişimize!
İçimizden en destursuz küfürleri ettirecek.
Ey sığınılmış o son limandaki
Korunaklı dost gözlerim..
Acaba bir gün sencileyin mi olacak
Benim de son hallerim?
Oysa şimdilerde, bunca yıl sonra,
Yine bambaşka bir durakta!
Aynı ruh halimdeyim desem?
Anlarsın kesin!
Ve Benim gibi teker teker küfrederek
Gülümsersin geçmişlerimize!
Bize gelince savaş yorgunu olup,
Başkalarına gelince Zeus kesilen yorgunlarımıza.
Susacakmıydık sonunda?
Sahi mutlu musun ki sen oralarda?
Bütün hayallerinden çok uzaklarda,
Kolunda başka bir adamla.
Beni soracak olursan,
Uzun zamandır kapattım kendimi.
Takmadım koluma başka bir adam,
Beni bilirsin zaten yedekli sevemem.
İliklerime kadar yalnızım yani.
Cemre.Y.

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Mutluluk Son Durak

...Mutluluk Son Durak…
Bir zamanlar
Onun yollarından geçerken
Durağına yaklaşsam,
Kalbim kaburgalarımı zorlardı.
Bakınırdım etrafa, onu, yine,
Görebilme ihtimalim yüzde kaçsa!
Oysa şimdi…
Durak adlarını duymuyorum nicedir.
Gideceğim adresim artık belli,
Mutluluk son durak.
Cemre.Y.

1 Ağustos 2017 Salı

Mutluluk Son Durak Olsun Artık

…Mutluluk Son Durak Olsun Artık…
Bazen başkaları söyler
Senin bütün sustuklarını...
Bir şiirde, bir şarkıda,
Öyle esrarlı,
Öyle sakin,
Öyle sessiz...
Ama en ihtişamlı çığlıklarıyla
Ruhunuza dolar suskunluklarının hepsi...
"Yeter!" dersiniz...
"Mutluluk son durak olsun artık yeter!"
Cemre.Y.

23 Temmuz 2017 Pazar

Sokakta Öpüşmek

...Sokakta Öpüşmek...
Çeker öpersin ansızın!
Durakta öylece metrobüs beklerken
Hiç de toplum adabına uymayacak şekilde
En edepsizinden,
Enn arsızısından sevişmiş olursun.
Ennn orospusundan sevişmiş olursun.
Sevişmiş olursun!
Meydanlarda dövülen kadınlara
Hiçbir şey denmiyor oysa ama!
Öpüşünce...
"Sev"işilmiş oluyor nasılsa.
En günah...
En ayıpsın...
Cemre.Y.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Sanki Hiç!

...Sanki Hiç!...
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
Beynimde depremler oluşuyor,
Yığıntılar ardında buluyorum ölmemiş cesedimi.
Sanki...
Ben gibi sarhoşken bile güvenmişler ona!
Sanki, ciğerinin ortasına,
Yanardağ lavları püskürtülmüşken,
Ailesine göğüs gerip silmiş gözyaşlarını.
Sanki, uykusuz kalmış onunla sabaha kadar!
Sonra toparlayıp kendini işine gitmiş yine de!
Sokaklarda herkes ele ele tutuşur.
Herkes, sahil kenarında birer bira içebilir.
Sadece metrobüs duraklarında değil ha!
Herkes sarılabilir sevdiğine ilk fırsatta!
Ve herkes sevişebilir yatağı ilk bulduğu anda!
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
Yüreğimde yangınlar uçuşuyor!
Üstüme düşmüş yorganlar altında,
Buluyorum ölememiş cesedimi.
Sanki onunla, mavi fırtınalara yakalanmışlar yazlıkta!
Bütün bir günü, sadece beraber geçirmişler.
Deniz ve güneş ve televizyon bile olmadan!
Sanki, onunla aynı eve dönememek korkusunu yaşamış!
Hep, orada yaşlanmayı düşlerken.
Sanki onun evine, onunla el ele girmiş,
Koltuğunda oturmuş, televizyonunu seyretmiş,
Sehpasını düzeltmiş, ayaklarını uzatıp kaldırmış!
Mutfağında, kahve fincanlarını eşleştirmiş,
Haberlere, hatta bir şarkının klibine eleştiri yapmışlar birlikte,
Gün, ayana sevişmişler sanki onunla!
Tek başına!
Üstelik...
O artık, uykuya derin rüyalara dalmışken.
Gece yarılarında onun koynundayken artık,
Onun uykusunda kolunu, omzunu,
Sırtını her öperek örttüğü de!
Sevişmelerden sayılıyordu ya hani!
Sabahında, yine, onunla el ele çıkmış sanki o evden.
Sanki, evinin içini ezberlemiş, sokağı kadar.
Sanki, yağmur yağarken çise çise,
"Şemsiyesiz kalalım mı?" demiş o aniden.
Sanki, öpüşmüşler ansızca,
Öylece, arsızca, tam da onun sokağında!
Sinema salonlarında!
Filmin en afili sahnesinde...
Öpüştükten sonra,
Bütün sokak tabelalarında
Herkes o isme rastlar ya!
Sanki hiç onu son gördüğü gün...
Bunca zamansızlık sonrasında,
Onunla, ilk sinemaya gitmesi olmuş sanki hiç!
Belki sevmişler ama
Sanki yaşamışlar benim kadar ha!
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
Ruhumda tufanlar oluşuyor.
Ölü cesetler ormanında buluyorum
Kendime artık haylice cılız,
Ruhuma artık çığlıksız, dirilip duran bedenimi.
Sanki başlayarak bitmemişler de
Bizim gibi bitip, bizim gibi başlamışlar ha!
Sondan yaşamışlar geçmişin hiç olmayan ilklerini!
Sanki benim gibi özgürlüğüne,
Onunla beraber salıvermişler,
Gökyüzüne, son zamanlı uçurtmalarının ilk ipini.
Sanki...
Bütün haklarını helal edip geçmişlerine, ben gibi!
Bütün vazgeçişlere de veda etmişler.
Üstüne de "Pes!" ederek artık!
Yine de zamansız saymışken her şeyi,
Yok etmişken o devre ipoteksizliğe ait kendini
Sanki, hiç olmadık yerde...
Lahit olup çıkmış karşılarına,
Ölümlü mermer sütunların
Ölümsüz sevdaları...
Sanki...
Deriin bir nefes alıp,
Geçmişinden, şimdisizliğinden,
Geleceğinden,
Zaman'ında tam gelemeyeninden...
Öylece...
Buruk bir tebessümle
Kocaman harflerle, sessizce...
"Hakkım da,
Helaldir,
Sana da ha!"
Diyebiliyorlar sanki, ben gibi...
Hayatıma ömür saydığımın,
Bir elimin parmaklarına ramak kaldı.
Ben artık bana da dirilmekten yoruldum!
Sahi sayabiliyor mı!
Başkasının hayaliyle,
Hayalini aldattıklarının bile seceresini! ?
Ben artık dirilmekten yoruldum!
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
"Ulan!
Sevdiğim, sevildiğimden çok,
Acısını yaşadığım yıllar var!"
"Ulan!
Benim, en çok...
Onun yokluğuyla yaşadığım nice yıllar var!"
"Ulan!
Sizin üç güne kalmadan
Parmak uçlarınızda başka nice hayaller var!"
"Ulan!
Bu olmadı,
Üstüme başka gömlekler!" dediğinizi duyuyorum!
"Ulan!
Ben bile kendimle beraber...
O'nu da...
U nut tum!
Siz mi?
Onu unutamadınız ha?
Hangisini?
Hanginden önce?
Kimden sonra!?
Haa!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...