sokak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sokak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2026 Cumartesi

Bahar Geldi

...Bahar Geldi...
Dün Galata'nın eteklerinde gezdirdim kendimi.
Gümüşsuyundan çıktım yola,
Yürüye yürüye Galata'da buldum kendimi.
Sokaklar alabildiğince kalabalık,
İnsanlarda birer heyecan.
Masalarda tek bir boş sandalye yok.
Durduk yere içim sevinçlendi.
"Sonunda." dedim.
"Nihayet bahar geldi."
Cemre.Y.

30 Temmuz 2025 Çarşamba

Vicdan İşte!

...Vicdan İşte!...
Sanki bayrammış da,
Mahallenin hiç tanımadığı tüm zenginlerinin ellerini öpüp,
Tomar tomar paraları cebine indirmiş gibi,
Kaldırım kenarında durmuş
Paralarını döke saça saymaya çalışıyordu.
Sanırsın o, beş yaşındaki en küçük yaramaz kardeşim!
Sanırsın ben on bir yaşımdayım, bir küçüğüm on.
Tanımadığı insanların asla elini öpmeyen biz.
Eh haliyle de...
Şekerden başka bir şey toplayamamış olan bize sırtını dönmüş,
Yerden toplamaya çalışarak yeniden saymaya çalışıyor,
Sayamadıkça daha çok dökülüyordu paraları.
Etrafta onu kolaçan eden çingene çocukları
Ortalık sakinleşince doluşacaklar yere dökülenlerin üzerine!
Dayanamayıp yanına yaklaşıyorum,
Toparlayıp cebine sokuşturuyorum paralarını.
"Eve git!" diye kızıyorum ama nafile!
Ben kızdıkça o kahkahalar atıyor umursuzca.
"Çikolata alacağım ben!" diye bağırınıyor sokak ortasında.
"Sizin paranız yok diye kıskanıyorsunuz hep beni." diye çığırınıyor!
Kıyamıyorum yine de,
Sayamadığı paralarını toparlayıp bakkala götürüyorum,
Abur cubur ne isterse dolduruyor naylon poşete.
Kasadaki kızın gözleri parlıyor paraları görünce.
Ederini verip, kalanı cebine doldurup zorla eve götürüyorum.
Biz kardeşimle topladığımız bayat şekerleri anneme verirken,
O salonun ortasındaki halıya oturup bacaklarını açıyor kocaman,
Elindeki abur cubur poşetini boşaltıyor bacaklarının ortasına.
Bir onu açıyor ucundan bir ısırık,
Bir diğerini açıyor kenarından kocaman bir ısırık.
Hiç kimse de hiçbir şey demiyor ona.
Çünkü "Bar bar bağırıyor bunları ben kazandım kime ne!" diye!
Yalan yok, yutkunuyoruz ama!
Hiç de yeltenmiyoruz ondan bir ısırıkçık olsun istemeye!
Hiç kimse de bize bayram harçlığı falan da vermiyor zaten.
İşte bugün, tam da o günü yaşattı bana babam olmayasıca!
Kendine sigara almaya giderken,
Artık sayamadığı paraları sokağa saçarken,
Yerden toplayıp toplayıp tekrar yere dökerken o anı yaşattı bana.
Komşu dükkandaki insanlar pis pis ona sırıtırken
Tam da o duyguyu yaşattı bana.
Bakkala götürüp sigarasını aldım,
Parasını sayıp cebine doldurdum zar zor eve yolladım lakin,
Hala aklımın kenarında bir soru!
Yere döküp saçılan o paralar acaba kendi emeklisinden olanlar mıydı,
Yoksa onun yüzünden kanser olan,
Bir küçük kardeşimin ve eşinin çabasıyla malülen emekli olup,
Tek bir emekli maaşını bile doya doya yiyemeden ölen anamın hakkı mıydı?
Çifter çifter emekli maaşa konan o adamın
Gözümün içine soka soka,
Tekrar tekrar saymaya çalıştığı paralar saçılsa mıydı!
Birileri bir kenarda sümsüğü yapıştırıp,
Elinde belinde ne var ne yok soysa mıydı?
Lakin öyle hık diye ölmezdi ki böyleleri,
Yanarlar, yakarlar, hiç olmadı sakat kalırlar,
Canları sağ, yakınlarına sakat yaşar giderlerdi.
Bir de serde olmaz olasıca vicdan var tabi.
Onlar bilmezler.
Döke saça, yaka yıka yaşayıp giderler de.
Vicdan işte,
O da...
Kimlere konacağını biliyor demek ki!
Cemre.Y.

28 Mayıs 2025 Çarşamba

Güzeldi Hayallerim

...Güzeldi Hayallerim...
Sonu denize çıkan sokakları oldum olası sevmişimdir,
Lakin...
O sokakların darlığı da ayrıca boğar beni!
Neyse ki renkler var derim, neyse ki çiçekler.
Önünde bahar bahçe rengarenk çiçekleri olan,
Geniş bir sokağı olmalı evimin.
Penceremden upuzun ufka dalabileceğim,
Kocaman bir denizin kenarında olmalı yuvam.
Güzeldi hayallerim.
Benim hayallerimin hepsi çok güzeldi.
Sabahına uyanılmak istenmeyen rüyalar gibi güzeldi.
Cemre.Y.

2 Şubat 2025 Pazar

Öyle İşte

...Öyle İşte...
Bulutsuz griye boyanmış gökyüzüyle uyanılan bir pazar sabahında,
Durduk yere nergis kokusunu özlediğim aklıma geliverdi.
Tam da mevsimiydi oysa!
Lakin onları satan pamuk teyzenin sokağından geçmiyordum nicedir.
O köprünün altından geçen arabaları ne çok saymıştım oysa!
Beni sana getiren o otobüs gelene kadar,
Ne çok plaka saymıştım zamanında.
Hani böyle sebepsizce boğazının ilmeğine bir yumru konar,
Hani böyle burnunun direğine bir sızı konar ya,
Öyle işte, tam da öyle.
Cemre.Y.

25 Kasım 2023 Cumartesi

Hatıralarımı Çalıyorlar!

...Hatıralarımı Çalıyorlar!...
Sabah ayazı vurmuş gri sokakları geçip,
Denize kıyısı olan yerlerden birine gitti kadın.
Yün şapkasını iyice kaşlarının üzerine indirdi.
Kaşkolunu ensesinden soğuk girmesin diye düzeltti.
Paltosuna sımsıkı sarılarak usulca yanındaki banka oturdu.
Derin bir nefes vererek, yüreğindeki ayazı,
Denizin ayazıyla öpüştürdü.
Bir sigara yaktı en kaçağından,
Yanındaki kahvesinden yudumladı.
Sonra güneşin doğan yüzüne gülümsedi.
"Hatıralarımı çalıyorlar!" dedi kadın.
"Onları hatırlamana gerek kalmayacak." dedi adam.
Usulca süzülüp ufukta kaybolurken,
Kadına göz kırptı buluttan adam.
Gülümsedi kadın hem de yine hiç yoktan!
"Günaydın ömrüm, sana da günaydın."
Cemre.Y.

28 Haziran 2022 Salı

Özlersin


...Özlersin...
Bazen...
Özlersin.
Gençliğinin yürüdüğü yolları,
Anılarının geçtiği anları,
Şimdi adlarını es geçtiğin,
Sokak adlarını misal!
Sadece ve sade, özlersin.
Cemre.Y.

23 Ocak 2022 Pazar

Kar Sessizliği...

…Kar Sessizliği…
Kim bilir ne zamandır,
Güne gülümseyerek uyanmamıştı kadın.
Yüzüne yapışmış tebessümle yatağından kalktı.
Aç karnına içilecek ilaçlarını içti, bir sigara yaktı.
Nasıl olsa günlerden pazardı,
Telaşsız adımlarla sade kahvesini yapıp salona geçti.
Penceresini araladığında fark etti kar sessizliğini.
İstanbul, gelinliğini giymiş, çatılara duvaklarını asmıştı.
Terasındaki limon ağacının yapraklarına,
Lapa lapa karlar konmuştu.
Gül dalındaki goncayı da ihmal etmeden,
Hepsine teker, teker "Günaydın"lı bakışını sundu.
Hava ılımış, zemheri ayazı dinmişti.,
Koltuğuna yerleşip, ayaklarını sehpasına uzattı.
En kısığa aldığı elektrik sobasının karşısında,
Kendi kendisinin yüreğinin de ısıttığını hissetti.
Penceresinden gökyüzüne baktığında,
Gökyüzünden ahenkle süzülen,
Lapa lapa yağan karlara teşekkür etti.
Ne trafik sesi kalmıştı, ne korna sesi,
Ne de sinirli insanların öfkeli sesi,
Çok şükür kırılmıştı hepsinin kötücül sesi.
Sokağında sadece, çocukların sevinçli sesleri vardı.
İçindeki kavgalar da nihayet son bulmuştu.
Ne yetişemediği bir şey kalmıştı.
Ne de yetemediği herhangi biri!
Oturduğu yerden usulca kalktı,
Bir fincan çay daha koydu kendisine.
Daha kahvaltıya zamanı vardı.
Bugün pazardı.
Seyredilmesi gereken karlar vardı.
Duyulması gereken sessizliğin huzurlu sesi vardı.
Cemre.Y.

19 Kasım 2021 Cuma

Ah Be Ciğerimin Çiziği

…Ah Be Ciğerimin Çiziği…
Vaktiyle…
Kirpiklerinin ucundan tel tel öptüğüm,
Dudaklarım özledi buseleşmelerimizi.
Vaktiyle…
Saçlarının güneş tellerini,
Burnumun direğine hızmaladığım,
Burnum özledi sarılıp sarılıp koklaşmalarımızı.
Ah be ciğerimin çiziği…
Yine hangi çıkmaz sokak arasında,
Ansızın, sızı sızı kaybettik biz, bizi.
Cemre.Y.

1 Ağustos 2021 Pazar

Oysa Bugün Pazar

...Oysa Bugün Pazar
Yapış yapış,
Buhran dolu bir geceden geliyorum sevgili,
Sensizlik yetmiyormuş gibi,
Uykusuzluk da yoldaşım şimdi.
Kışı çok sessiz olan bir sahil kasabasındaki,
Gecekondu evinin pencere önüne dizilmiş,
İki küçük kırmızı tahta sandalyenin,
Kimsesiz başlarını okşayan fesleğen yaprakları gibiyim,
Kim bilir, belki birilerinden biri,
Yazları kalabalık olan bu yerde,
Yolumdan öylece geçip giderken,
Durup iki tutam şefkat sunarlar belki.
Oysa bugün pazar,
Ağzım, yüzüm, buram buram kahve kokusu şimdi.
Birazdan kahvaltı sesleri yankılanır sokaklardan,
Çay kaşığı tıngırtıları eşlik eder onlara.
Hiç yoktan, güneşe, buluta gülümsemeli.
Günaydın ömrüm demeli.
Cemre.Y.

22 Ocak 2021 Cuma

Mümkünse Sımsıkı Sarıl

...Mümkünse Sımsıkı Sarıl...
Sevgili, sevgilim,
Sensiz geçen,
İçinde senin olmadığın hayatımın,
Ömür törpüsü yıllarımı hiç sorma!
Hepsini ele güne şiir etmiştim zaten,
Üstüne, tam da yaralarım geçmişken,
Beni acı anılarımın izlerinden yorma!
Geçmişin, geçmişini de ta atasından affedip,
Doğmuşluğumun suçu olmadığını fark ettiğimde,
Sana dair yeni umutlarım oldu benim de!
Geçen gece misal...
Bunca zaman sokağa çıkamamış,
Farklı bir tek insana dahil olmamış olmama rağmen,
Rüyamda...
Dostlarım vardı, arkadaşlarım da yanımda,
Gitmişiz şöyle havuzlu bir restorana,
Yemişiz, içmişiz, gülmüşüz, eğlenmişiz,
Eşyalarımızı kaybetmiş,
El birliğiyle daha güzellerini bulmuşuz.
Ve sen...
Dostlarınla, arkadaşlarınla şakalaşırken,
Öylece uzaktan bakıp bakıp gülümsüyordun bana.
Hiç yoktan, yeniden sosyalleştim mesela!
Ertesi gün ve gecelerde de...
Hayatıma çökmeyince o eski karabasanlar,
Hepten umutlanır oldum ben!
Öyle eskisi gibi,
Her uyandığım günün sabahına,
Bin bir çeşit olumlamalar ekip,
Gecesinde çökertmemiştiler hayata dair filizlerimi.
Gelişine yaşıyordum hayatı.
Geçen hafta sonu aldığım yeşillikleri,
Kase kase suya salmıştım köklerinden.
Baktım ki daha da dayanamayacaklar,
Bu akşam, hiç yoktan....
Usul usul...
Aheste aheste temizledim her bir yaprağını!
Onca özenle her bir telini ayırdım dereotunun,
Dalsız yaprak ayırdım tek tek maydanozu,
Yeşil soğan, kıvırcık, sivri biber falan derken,
Oldu mu mutfağımda koca bir bahar havası!
Gönül hamsi tava dilerdi derken,
Patates haşladım mesela!
Sonra mı?
Hepsini öylece bıraktım mutfakta.
Sabah olunca yine baharı göreyim de,
Yaz gelmiş sanıp,
Ne bileyim...
Dereotunun yarısını haydari yapayım,
Yarısını da maydanozla, haşlanmış patatesle,
Şöyle acılı, acısız,
Salçalı soğanla kavuşturup buluşturayım.
Sonra ne mi oldu?
Tam da ben bu satırları yazarken zil çaldı!
Elbette sen değildin.
Yüzünde koskocaman bir gülümsemeyle,
Ortanca yeğen!
Bir elinde hamsi tava, diğerinde salata!
Sevinçle teşekkür edip,
Yaradanıma da şükredip,
Onlarını da koydum, mutfağımın bahar havasına.
Oysa dolapta da rakı vardı,
Yanında da acılı şalgam!
Gönül hoş olsa,
Rüyalar gerçek olsa,
Ne de güzel giderdi ya!
Sevgili sevgilim,
Sensiz geçen,
İçinde senin olmadığın hayatımın,
Ömür törpüsü yıllarımı hiç sorma!
Hepsini ele güne şiir etmiştim zaten.
Üstüne, tam da yaralarım geçmişken,
Beni acı anılarımın izlerinden yorma!
Durduk yere...
Kahvaltı etmek istemeyip,
Mutfağımın, bu geceden ısmarladığım,
O taze baharını yaz eyle yeter!
Misal...
Bu gece...
Kendi omuz başlarıma sarılıp,
Hep aynı olmayacak,
Hayalden düşlerle,
Teselli etmek istemiyorum kendimi,
Çünkü...
Kendi kaderimi...
Ben...
Tek başıma değiştiremiyorum!
Çünkü...
Ellerim, konu yokluk olunca,
İlkbahar, yaz, sonbahar, kış...
Hep soğuk!
Neyse ki bu zemheri ayazında,
Kendime hazırladığım,
Mutfağımda salınan taze baharlar var!
Sen...
Var mısın?
Yanaş yamacıma ve mümkünse sımsıkı sarıl!
Cemre.Y.

9 Ekim 2020 Cuma

Günaydın, Kahve!


...Günaydın, Kahve!...
Gecesinde süslenip püslenmiş,
Zülüflerini yıldızlara takmış,
Yenilenmiş, gençleşmişti.
Bu gece onun için özeldi, önemliydi.
Etrafını saran kalabalıkta gözleri onu aradı.
Kadın, gelmemişti.
Kadının gözleri yaralıydı,
Beklendiğini bile hissetmemişti.
Sancılı geçen gecesi bitip gün doğunca,
Usulca çıktı sokağa!
Galata Kulesinin ihtişamlı açılışını,
Gazete manşetlerinde okumamıştı daha!
Gitmeden önce,
Eteğindeki kafeye oturdular kızıyla,
"Günaydın, kahve!" dedi kızı
Yosun gözleri, yorgunca gülümserken!
Geçecekti elbet bu yorgun gülümsemeler.
Eninde sonunda,
Sade kahveyle de güzelleşirdi hayat.
Vedalaşmadan ayrıldılar kulenin tepesiyle,
Nasılsa daha çok gelinirdi,
Şu gözlerin canı orada kaldıkça!
Hem kim bilir belki bir gün,
Balkonundan el sallarlardı sevdikleriyle.
Cemre.Y.

28 Eylül 2020 Pazartesi

Bu Hiç Olmadı Şimdi

...Bu Hiç Olmadı Şimdi...
Birazdan, gün, geceye dönünce,
Çiçek Pasajının üstündeki mahyasını,
Üzgünce söndürüverir İstiklal Caddesi,
Beyoğlu'nun o gizemli Dersaadet sokağında,
Hiç olmadık yere kırılır bir çay bardağı,
Hiç olmadık yere çatlayıverir,
Nevizadenin tam orta yerinde bir rakı kadehi!
Hadi Galata Kulesinin gönlünü aldın,
Eminönünde nefeslendin ya hani!
Daha yıldızlar kurulmadan gökyüzüne,
Olanca gönül koymuşluğuyla,
Zülüflerini döküverir Kız Kulesi!
"Salacak merdivenlerinde, bana karşı,
Yarinin dudaklarından kahve bile içmeden gittin he mi?
Hani, en çok, İstanbuldun sen, bu hiç olmadı şimdi!"
Cemre.Y.

10 Temmuz 2020 Cuma

Yürek Yokluğu


...Yürek Yokluğu...
Çıkmaz sokakların birinde rastlaşsak misal,
Uzanıp, usulca tutuversen ellerimden,
Sana güvensem...
Sana sımsıkı sarılabilecek kadar,
Sağ yanımdaki yürek yokluğunu,
Senin kalbinle doldurabilecek kadar güvensem.
Cemre.Y.

2 Temmuz 2020 Perşembe

Patates Salatası


...Patates Salatası...
Az evvel elimde poşetlerle parkın köşesinden geçerken,
Parkın girişinde oturmuş iki genç kızdan biri,
Telefonda konuştuğu kişiye;
"Elindeki mavi poşetlerle sana doğru yürüyen,
Siyah tişörtlü, mavi kaprili, şişman,
Koca göbekli kadına doğru gelirsen beni bulursun,
Hatta hamile bile olabilir!"dedikten sonra
Bana bakarak kıkır kıkır gülmüş olabilir mi?
Evet!
Maalesef olabilir!
Hayatım boyunca her zaman,
Her şeyin olduğu gibi bu da olabilir.
Daha geçen gün kuzenlerinden birinin engelli çocuğu,
Salonda oyun oynarken kulağıma eğilip;
"Bu kadar kara olmasan ve gözlerin de doğru baksa,
Büyüyünce senlen evlenebilirdim." de demişti zaten!
Ömrü hayatım boyunca,
Bir tek kere olsun insanların kusurlarıyla,
Eksiklikleriyle, engelleriyle,
Yahut fiziki halleriyle dalga geçmedim.
Bir kez olsun böyle şeyleri,
Dedi kodu malzemesi veya alay bahsi etmedim.
Peki ne demeye zaman zaman
Böyle şeylere hem de tesadüfen tanık olup duruyordum?
İnsanların yarım yanını kovalayıp,
Onları oradan vurmak,
Ne zamandan beridir öğreti olmuştu çocuklara da
Ulu orta sokak ortasında bunlara maruz kalıyorduk!
Evet elbette ki doğru söylüyorlar lakin,
En çok da zaten kusuru olan bilmez mi ki
Kusurunun ne olduğunu da,
Bunu yaraya tuz ruhu basar gibi nefretle tükürmekteler!
En son, seksen kiloyu aşmama ramak kalmışken,
Sanırım on bir yıl önce falandı.
O zaman ki şirketimden eve doğru yürürken,
Yine sokakta oynayan çocuklardan biri,
Sanki hiç şişman görmemişler gibi;
"Aaa kadına baakkk!
Ne kadar güzel ama ne kadar da şişmaannn!" demişti.
Bütün çocuklar kıkır kıkır gülerken,
Hep beraber bir şarkı tutturmuşlardı ardımdan.
"Şişşmmaaannn, şiişşşkooo!" diye.
O günden sonra, yemeyi içmeyi kesmiş sürekli yürümüştüm.
Öyle ki bütün yiyecekleri sadece burcu burcu koklayıp,
Şöyle bir kaşığını ağzımda çiğneyip,
Yutkuna yutkuna yutmadan tükürür olmuştum.
İkinci ayın sonunda tam tamına otuz beş kilo vermiş,
Yine işimden evime aynı yoldan dönerken,
O çocuklara rastlamıştım işte!
Çocuk beni hemen tanıyıp;
"Aaa!
Bu geçen buradan geçen şişman abla,
Ama sanırım karnını matkapla delmişler,
Baksanıza kürdan olmuş bu, kürdaann!" demişti.
Yine bütün çocuklar kıkır kıkır gülüşürken,
Bir şarkı tutturmuşlardı ardımdan.
"Kürdaann, küüppkürrdaannn!" diye.
Oysa beni tanıdıklarında
"Vay be!" diyeceklerini sanmış içten içe de sevinmiştim.
Eve gittim, iki aydır yemediğim kadar çok ağladım.
İki aydır ağrıyan ayak bileklerime,
Ayağımın su toplamışlığına da ağladım.
Ertesi gün durduk yere hastanelik oldum.
Meğer yaptığım o ölüm orucu
Bütün bağışıklık sistemimi çökertmiş.
Üstüne gönül kırgınlığı da eklenince,
Hastane yolları ambulansla aşılmış!
Doktor "Bir tek mikrop alırsan ölebilirsin bile!" demişti.
Bu sefer ne birilerinin bana şişman demesi umurumda,
Ne de birilerinin bana kürdan demesi.
Ne birilerinin kusurlarımı yüzüme çalması umurumda
Ne de "Dünyada senden güzelini görmedim!" denmesi.
Bu sefer hiçbir şey umurumda değil!
Yarınım hariç!
Öyle psikoloji danışmanları,
Ya da entel dantel felsefecilerin dediği gibi,
Öyle kusurlarımı sevemiyorum ben!
Ya hep fazlayım ya da hep çok eksik.
İyi falan da değilim!
Tam depresyona gireyim diyorum,
Kendi depresyonumu çekecek mecalim de yok!
Ahvalimi soranlara selam ederim lakin
Corona var, ne sımsıkı sarılabilir ne de ellerinden öpebilirim!
Neyse patates haşlıyordum ben!
Gidip ona bir bakayım.
Hiç yoktan!
Sabah kahvaltısında patates salatası yiyeyim!
Cemre.Y.

1 Haziran 2020 Pazartesi

Gri

...Gri...
Nicedir...
Yer, gök griye kesmişti yine,
Yine beyaz, bembeyazlar toparlanıp,
Siyah, simsiyah poşetlere dolduruyorlardı hayallerimi!
Rengarenk misketlerimin,
En içindeki o tek gri olmaktan,
Başka şansımda yoktu ki hani!
Ki benim...
Renklerden onca renk,
Tonlardan onca palet seçeneğim varken,
Beyaz ve siyahın ortasıysa tek seçeneğim,
Her zaman griden en nefret edendim!
Kan kırmızı akardı şiirlerim.
Epeydir bilmiyorum,
Günlerden hangi ay,
Yıllardan hangi gün,
Ömrümü yiyen basamakların,
Kaçıncı salisesindeyim?
Bugün...
Dünyada görüş günüymüş,
Bir nevi normalleşme yani!
Ben daha mahallemin yarı sınırını aşamamışken,
Çocuklar top sektiriyordu mahallede,
Çoktandır beni dikiz alanına almış olan ihtiyar amca...
Bunca zamanımdaki çaresizliğimi de dikizlerken,
Ne kadar da çok kilo aldığımı yüzüme vurdu,
Sokağımın bakkalından su almaya giderken!
Nicedir...
Yer, gök griye kesmişti yine,
Yine beyaz, bembeyazlar toparlanıp,
Siyah, simsiyah poşetlere dolduruyorlardı hayallerimi!
Rengarenk misketlerimin,
En içindeki o tek gri olmaktan,
Başka şansımda yoktu ki hani!
Ki benim...
Renklerden onca renk,
Tonlardan onca palet seçeneğim varken,
Beyaz ve siyahın ortasıysa tek seçeneğim,
Her zaman griden en nefret edendim!
Kan kırmızı akardı şiirlerim.
Bu sefer!
İsyan etmedim, kızmadım, öfkelenmedim,
Sitem etmedim yaradınıma unuttuğu için falan!
Bu sefer...
Ne siyah umurumdaydı, ne beyaz, ne de gri!
Kan kırmızı şiirlerimle de çoktan vedalaşmıştım hani!
Hepsinin mezarlarına tekerli, çoklu korunaklı ziyaretteyim!
Bana ne kim...
"Bana bir şey olmaz yahu!"deyip,
Efelik taslamış da memleketi boylamış!
Bana ne kim...
Öylece bir çare bekleyişte kalmış da,
Ben bile olsam...
Bir çare,  el uzatılmamış!
Ben hala...
Siyahı soluyor da griye kesiyor diye sevmeyenlerdenim.
Ben hala...
Beyaza yağmur bulutu değiyorda,
Griye kesiyor diye sevmeyenlerdenim.
Bunca zaman sonra...
Ay sonuna yakın Galata'da nefesleneceğim,
Kırmızı, kıpkırmızı posta kutum orada duruyor hala!
En son gittiğimde dilek mendili bağlamıştım ona.
Hani olur ya "Görüldü, kabuldür!"cevabı alamazsam.
Malüllüğümün...
Siyah...
Beyaz...
Ve...
Gri hariç!
Rengarenk tesciline atacağım bütün resmi evraklarımı.
Ki eğer yine de emekli olamazsam!
Posta kutumu yeni boyadım şiir kırmızısı,
Corona illetinin kıçına sokarsınız!
Ben...
Yok'um!
Cemre.Y.

22 Mayıs 2020 Cuma

Yüreğim Bayram Yeri

...Yüreğim Bayram Yeri...
Az önce sokağımdan hayat geçti duydun mu?
Sanki yazlık mekanın açılışındaymış gibi,
Sonuna kadar açmış müziği,
Salına salına yavaşça ilerledi.
Terasımdan uzanıp el salladım ama,
Görmedi beni...
Beni burada bırakıp öylece geçip gitti.
Olsun ama...
Hiç yoktan ömre dair umutlandım.
Hiç yoktan, limon ağacımın yaprağından öptüm.
Hiç yoktan, filizlenen sebzelerime gülümsedim.
Hiç yoktan, yağmur tanelerine teşekkür ettim.
Yüreğim bayram yeri gibi sevinçlendi,
Hiç yoktan bugünüme de şükür ettim.
Cemre.Y.

12 Nisan 2020 Pazar

Kader Değil

...Kader Değil...
Sanki hiç Titanic'i seyretmemişler gibi,
"Hepimiz aynı gemideyiz."diye bir türkü tutturmuşlar!
Doğrudur bayım!
"Hepimiz aynı gemideyiz!"
Fakat günün sonunda,
Öncelik…
Filikaları çoktan satın almış olanların olacak.
Kazan dairesinin camlarından fışkıran,
Bi çare fakirleri ittire ittire yol alıp, onlar hayatta kalacak.
Tıpkı, zengin malikanelerinin birer odalarını,
Oksijen tüplü, yoğun bakım odası hazırlığı yapmış olanlar gibi.
Havada asılı kalmış Corona rüzgarı,
Sanki iki gün ekmek yemese ölecekmiş gibi!
Bir gecede bütün karantinaları piç eden bütün beyinsizler,
Sokakları yağma yağma yağmalarken,
Cahil cühala herkesin burnuna dolanmakta.
Bu Corona canavarı tümevarım bileşkesiyle ilerlemekte…
Çimen yeşili, çimen kokulu günlerimle,
İyot kokusunu özledim en çok!
Lakin benim denizim bu değil.
Kabuğumdan sıyrılıp kurtulamadığım bu yer,
Benim seçtiğim kader değil.
Cemre.Y.

1 Nisan 2020 Çarşamba

Çünkü Her Şey Tepetaklak


...Çünkü Her Şey Tepetaklak...
Kaç yaşımdaydım acaba!
İlk paramı kazandığımda!
İlk okul birinci sınıftaydım sanırım,
O vakitler Kırklareli'nin Pınarhisar ilçesinde yaşıyor,
Rahmetli anacığımın en gençlik zamanlarında,
Babama künk dövmekte yardım edip, ona harç kararken,
Bir yandan da...
Gün, güneşe yüzünü dönüp,
Babam kahvede pişpirik oynamaya giderken,
Küçücük derme çatma evimizin bahçesinde ektiği,
Fasulyeler, kıvırcıklar,
Domatesler, soğanlarla dolu tarlasından,
Kardeşimle beraber kıvırcık aşırıp,
Ertesi gün, kafalarımızda kıvırcık tepsisiyle,
Pazar yerlerine dalıp onları satışımız geldi aklıma!
Anama ilk kez hediye almış,
Bolca da dayak yemiştik bizi merak ettiği için!
O günden bugüne,
Bir daha da hiçbir kıvırcık öyle kokmadı burnuma.
İlk okul ikinci sınıftaydım ikinci paramı kazandığımda!
Bu sefer darbe olmuş, ortalık siyasal kangrene dönmüş diye,
İlimizin köylerinden birine çoban olarak taşınmıştık.
Yine rahmetli anacığımın en gençlik zamanlarında,
Babama koyun gütmekte yardım edip,
Elin çobanlarına eşlik ederken,
Bir yandan da,
Gün güneşe yüzünü dönüp,
Babam kahvede pişpirik oynamaya giderken,
Küçücük, derme çatma evimizin karşısındaki mezarlıkta,
Ziyaretçilerinin bütün o mezarların başlarına,
Nedendir hala bilemem!
Tuz, şeker,
Ve de bolca bozuk paralar bıraktığını keşfetmiştik kardeşimle!
Ertesi gün,
Dillerimizde bolca Subhaneke'lerle dalmıştık mezara!
Ne de çok paramız olmuştu o günün sonunda!
Anneme ilk kez fistan almıştık da,
Bir araba dayak yemiştik mezar soyuculuğundan!
Sonra terk etti annem bizi, babamla kol kola...
İstanbul diye bir yer varmış!
Toprağını sıksan altın çıkarmış!
Koskocaman apartımanlarda,
Ekmek derdi olmadan mis gibi yaşarmışsın,
Koca koca kalorifer kazanlı,
Koca koca kömürleri nar gibi yanarmış!
Ne varmış ki iki merdiven silip,
İki çöplerini toplayıp, iki kömürü de sen atsan,
Üstelik, elektrik, su, kira, vesaire hepsi bedavaymış!
Aralarda üst perdeleri çoktan yazdım.
Şimdi konumuz bu değil azizim, azizem!
Hala aklımın ilmeğindedir rahmetli anamı,
Kapıcı dairelerinde de olsa dahi,
Evlatlarıyla kavuşturan manevi annem!
Nicedir acep şimdi,
Londra'nın o puslu duvarlarında iki evladıyla halleri?
Orta biri geçemeyince...
Onca ilk okulu,
Onca farklı yerde okuyup,
İstanbul'lu olamayınca ben!
Zaten akrabalar vesaire,
"Kız kısmı okur muymuş!" lugatındayken.
Manevi annemin,
Veteriner kliniğinde ilk işçi oluvermiştim işte!
Kitap okumak varken,
Hasta kedi çişleri doluyordu burnuma,
Ya da gençlik hastalığından muzdarip,
Çaresiz sokağa atılmış minnak köpek kokuları!
Çaresiz çarelerle,
Kazandığım aylıkları,
Anamın ellerine saya döke bitirdim o sınıfı.
Nedenini bilmem kovulduk oradan.
Çıktık Bahçeli evlerin,
En bahçesiz bir kapıcı dairesine daha!
Üç ayda bir kanalizasyon basardı o evi de!
Güya anamı kurtaracaktım ya!
Okul araları,
Ben de gitmeye başlamıştım anamla evlere temizliğe!
Misal, hala arap sabunu kokusundan nefret ederim,
Ama o mermer taşların beyazlığını severim.
Siz bilmezsiniz!
Hele yaz akşamı topladıysanız o apartmanın çöplerini...
Beyaz beyaz kurtçuklar doluşur,
Apartmanın çöp atma yuvasında.
Hala kesif kokulu tuz ruhundan nefret ederim!
Neyse, konumuz,
Bizim üzerimizden kazanılmaya çalışılanlar değil azizim!
İyi kötü...
Yaz tatilleri bolca çalışmalı, üstelik sigortasız!
Lise ikinci sınıfa gelmiştim, staj zamanıydı.
01.10.1991 diyor E-Devlet başlama zamanımı.
Ne okulum, ne de o vakitler çalıştığım kurum bir,
On bir gün bari yatırmamış ki şimdi emekli olayım!
Haftada üç gün çalışır, iki günü okurduk!
Rahmetli anama ütüleyip ütüleyip verirdim o paraları ki,
Kardeşimin haftalığı kadar kıymetli sayılsın!
Sayılmadı tabi nasıl sayılsın?
Ustasının çırağına,
O zamanlar kendince BES yaptığı paraları bile öğrenip,
Onu bile topluca talep etmişti rahmetli anam!
Tomar tomar sayıp şimdiki evimizin arsasına yatırım yapmıştı.
Sonra sonra en iyi yaptığıma inandığım bir işim oldu.
Sonra sonra kendime güvenim geldi,
Ben oldum, bir oldum, birey oldum.
Epeyce çoğalıp, epeyce azaldım zaman zaman...
Tam..
Artık...
"Çok şükür gelecek kaygım kalmadı."derken!
Dünya alt üst oldu.
Bir kalbur saman çöp oldu.
Ah...
Bu satırları okuyamadığına,
Çok mu çok memnunum be hey anam!
Ve bu satırlarımı,
Yeterince de anlayamadığına da çok memnunum,
Şu birkaç zamandır affettiğim babam!
Lakin...
Ben...
Yaşamadan,
Yaşatmadan,
Kazanmadan,
Bir işe yaradığımı anlamadan,
Duramam!
Teşekkür ederim bana yaşatmadıklarınız için!
Yoksa şu an yaşayamazdım.
Malum kısmi süreli işsizlik var!
Öperim, olan olmayan ellerinizden tabi ki mesafeli.
Çünkü her şey tepetaklak!
Cemre.Y.

21 Mart 2020 Cumartesi

Corona Mı Ne Sokum Sa, Belki De Geçip Gitti De, Biz Ölemedik!

...Corona Mı Ne Sokum Sa, Belki De Geçip Gitti De, Biz Ölemedik!!...
"Corona mı ne sokumsa belki de geçip gitti de, biz ölemedik!"
Yok!...
Benim cümlem değil bu cümle.
Çok şükür herkes her şeyin farkında!
Güya Corona hakkında hiçbir şey yazmamaktı niyetim.
Kafalarına at gözlüğü takmış, at kadar beyni olmayan,
Yıllar yılı ezber ettikleri cümleleri tekrarlayan,
Toplumun asalak kesimi hariç,
Başka başka, bambaşka yaşlılarımızın da var olduğunu hatırlayana kadar!
Kulağımdan bahçedeki yaşlılara, tükürürcesine,
"Yaşlılar, ya yaşlılar, evlerinize gidin ya!" diye seslenen genç delikanlının sesi,
Dimağımdan yaşlı amcaların o çaresiz bakışı geçip gitmezken.
Öyle bizim millet gibi markette ne var ne yok evime stoklamadığımdan!
Zira kalbim şiir yürekli olsa da, beynim muhasebecidir benim.
Eğer, bu musibet bize de uğrar da, ölmez de sağ kalırsak,
Ay sonu o kredi kartının kaç para geleceğini hesap edenlerdenim.
Çok şükür temizliğimi bitirmiş, hem evimin ihtiyaçlarını almak,
Hem de şöyle insanlara uzak mesafe bir tutam nefes almak için dışarı çıktım.
Birkaç maskeli, birkaç da eldivenli insan dışında herkes normalindeydi.
Bu sefer ben uzak ara korunmasını tercih ettim.
Parkın sonuna doğru ilerlerken hayret ettim mangal sefalarına bari ara verilmiş!
En köşedeki kamelyada iki kasketli yaşlı amca vardı.
Tam "Eyvah, eyvah hala söz dinlemiyorlar bunlar!" diye söylenecekken,
Daha yaşlı olanın şu cümlesini duyduğum an donakaldım.
"Korona mı ne sokum sa, belki de geçip gitti de, biz ölemedik!"
"Ne biliyim aga! Sen tee Çinlerden gez dolaş, dünyayı kavur,
Bir bize uğrama! Olacak iş mi şimdi?" dedi diğeri!
Beynim yanmıştı duyduklarımdan gittim karşı kamelyaya oturdum.
Nasılsa iki kamelya arası ikişer metreydi.
"Sankim biz şinci çıktık sokaklara, sanki hep evde böyle torun torba,
Sanki böyle, gelin, oğul, damat, kız, iç içeydik de şimdi böyle diyolar" dedi biri.
"Sorma aga! Bu olaylar olmadan evvel duydum daha bizim oğlandan,
Emekli maaşım olmasa çoktan huzur evine atacaklarmış beni!" dedi öteki!
Diğerinin sesi çatallaştı öylece uzaklara bakarak konuşurken...
"Sanki dünden önce sarılmamıza izin veriyorlar mıydı torunlarımıza,
Ya da ne bileyim hatırlamıyorum en son ne vakit sarıldık biz oğlumla!"
Öteki burnunu kırıştırdı böyle direği sızlamış da ağlayacakmış gibi!
"Ben en son dört bayram önce sarılmıştım kızıma,
Sonra emekli maaşımı oğlana veriyorum diye gönül koyduydu bana!" dedi.
"Sanıyorlar ki, derdimiz onlara heder olmak!
Rabbim ömürlerimizden alıp onlara verse ya keşke!" derken bey amca...
Ah nasıl da koşup sarılmak istedim her ikisinin de boyunlarına!
Hiç benim babam gibi değildiler, ya ne biliyim gerçek baba gibiydiler işte.
Ortalıkta hastalık kol gezerken köyüne gideceği günü,
Kahvehane arkadaşlarıyla okey taşı yuvarlayarak geçirmiyorlardı misal.
Onlar, sadece, doya doya, sevip, sevmek ve sarılmak istiyorlardı emeklisiz!
"Önceden evlerimizde iğreti bakıyorlardı bize fazlalık diye,
Şimdi sokaklarda aynı bakışlar üzerimizde aga!" dedi kasketli amca.
"Hee, eskiden camilerde, meydanlarda dolanırdık da kimse görmezdi,
Hani bizde bu bacaklarla sokaklarda olmaya meraklı değildik lakin,
Ya gelin temizlik yapacaktır, ya oğlan evden çalışacaktır,
Ayakaltında olmamak içindi bütün gayretimiz." dedi diğeri.
"Şimdi her yerde fazlalık olduk mirim,
Şu Corona mı ne sokumsa belki de geçip gitti de, biz ölemedik!"
Şu insanlar ne kadar zenginler bir farkına varsalar!
Benim ne böyle bir babam oldu, ne de...
(Rahmetli anamın gücüne gitmesin)
Ne de böyle bir anam!
Ne dedelerimden gördüm bir tek sevgi dolu bakış,
Ne de anneanne ya da babaannemden!
Çocukluğunun hayli yerleşiverdi hülyalarıma,
Keşke kocaman cam fanustan bir dünyam olsa da,
Bütün sevgileri bir araya toplayıp koskocaman sarılsam!
Bütün sevgilere de ölmeyi yasaklasam.
Cemre.Y.

3 Aralık 2019 Salı

Şimdi?

...Şimdi?...
Zaman...
Zamansızlığının dehlizlerinde kaybolmuş,
Geçmiş ile geleceği sarmış sarmalamış,
Öylece nefesini tutmuş,
Zembereği bozulmuşçasına akmakta!
Geçmişin hesaplarını sarı sandığa gömüp,
Topunu küle çevirip denize salmıştım ya en son!
Hani en son...
Gelecek kaygılarımdan sıtkımı sıyırıp,
Elimde kalan "Şimdi." m le mutlu mesut yaşayacaktım ya!
Hiç bilmediğim bir yerde...
Hiç olmayacak bir anda...
Yön duygumu kaybetmiş gibi,
Sonu güzel bir caddeye çıkar sanıp,
Uzun uzun yürüdüğüm o yolun sonu,
Çıkmaz sokağa çıkmış,
Geri dönmeye de takatim kalmamış gibi çaresizim.
Meğer bunca ömrüm boyunca,
Hiç "Şimdi." m olmamış benim.
Şimdi...
"An'ı yaşa!" diyenler kadar sanal bir kavram mıydı yoksa....
Bunca hayat yorgunluğuna rağmen,
En azından artık ömrü çoktan solmuş koltuğuna,
Bir minder daha ekleyip,
Mümkün olduğunca yumuşak oturup,
Kim bilir kaç yıllık sehpana yorgun ayaklarını uzatıp,
Kıvrım yeri kırılmış laptopuna bari aman bir şey olmasın diye,
Dizlerine yastıklı korumalarla yerleştirdiğinde,
Gün...
Zamansız...
Amansız...
Oradan, buradan nasıl sızıdıysa birkaç kelam eyleyip,
Durduk yere deriinnn bir nefes alıp,
Artık kalbine yetişemeyen ritmine es verip,
Yavaşça...
Nefes verip ayar tutturmaya çalışmak mıydı?
Doktorumun yeni direttiği ilaçtan mı bilinmez lakin,
Bu akşam evime yürürken...
Bildiğin huzur evi, gayri kaslarına hükmedemeyen insanları gibi,
Bildiğin altıma büyük abdestimi yaptım misal!
Hem de...
Tam da evime ulaşmaya ramak kalmışken!
Sonrası çile işte.
Sahi an'ı yaşamak neydi?
Ne vakittir ben yaşayamadan geçip gitti bu zamanlar!
Peki ya şimdi?
Şimdi!
Bana biçilmiş ömrün hangi sahnesindeyim?
Repliğim ne!
Yani...
Ne demeli, ne etmeli, ne eylemeliyim şimdi?
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...