fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2025 Cumartesi

Yeter Ama!

...Yeter Ama!...
Bir tek güven kırıntısı bari bırakmış olsaydın bende!
Hadi yüreğini bıraktım, gözlerinde azıcık olsun pişmanlık olsaydı.
Belki dayanamazdı yüreğimin yufkası ama...
Sen, bunca yıl sonra,
Hala yakıp yıkmaya gelmişsin bendeki seni.
Aldıklarını aldın, kırdıklarını kırdın da,
Yeter ama!
Çıkma bir daha da karşıma.
Yoksa bir tek imdat çığlığıma bakar önümden yok olman.
Bana kıydın, sana kıydın, bize kıydın.
Ömrünü hiç uğruna harcadın da ne geçti eline be çocuk.
Şimdi sadece sararmış fotoğrafların kaldı elinde de değdi mi yani.
Cemre.Y.

8 Mart 2025 Cumartesi

Geçmiyor

...Geçmiyor...
Sana...
Ağır sabahlardan bahsetmiştim ya hani!
Birkaç gündür boğazımın ilmeğinde bir sancı,
Gülsem geçmiyor, ağlasam geçmiyor.
Hani böyle yutkunulamayan günler geçiyor ömrümden.
Bitki çaylarından hatta ilaçlardan bile medet umdum ama!
Yatsam geçmiyor, kalksam geçmiyor.
Hala gülümseyen fotoğraflar paylaşıyorum sayfalarımda
Lakin...
Boşuna nefes almaya çabalamak da yoruyor insanı, gitsem diyorum.
Cemre.Y.

12 Aralık 2024 Perşembe

Kaç Bakış Geçmiş Yüreğinden

...Kaç Bakış Geçmiş Yüreğinden...
Kim bilir,
Kaç bakış geçmiş yüreğinden!
Senden sonraki hangi fotoğrafına bakarsan bak,
Sana baktığı gibi bakmıyordur artık gözleri.
Cemre.Y.

9 Aralık 2024 Pazartesi

Cehennem Tasviri

...Cehennem Tasviri...
Hayat çoğu zaman,
Dante'nin "Cehennem Tasviri" gibi!
Cemre.Y.

17 Mart 2023 Cuma

Gidişim Sana Vurulmak Korkusu

…Gidişim Sana Vurulmak Korkusu…
Ansızın bir ses geliverdi uzaklardan,
Bunca zaman sonra…
Özlemine yenik düşmüş sesinin tınısıyla,
Konuyla hiç de alakası olmayan.
Koca bir yalan savurdu arayan,
Hiç yoktan bir fotoğrafım düşmüş önüne!
Sanki, gerçek sen değildin o sesin sahibi.
Keşke o, gerçek sen olsaydın da,
“Gidişim sana vurulmak korkusuydu,
Seni yüreğime sığdırırsam,
Senden asla cayamazdım,
İşte sırf bu yüzden kaçmıştım.” deseydin.
Böylesi bir kaçışla,
Hiç de özlenesi olmayan geçmişime,
Yeni bir buruk tebessüm ettirmeseydin.
Cemre.Y.

8 Ekim 2022 Cumartesi

Hayat Hep Heyhat

…Hayat Hep Heyhat…
Sonbaharın güneş yanığı bir sabahına,
Sade bir kahve eşliğinde,
Bir fotoğraf karesine gülümsedikten sonra,
Aniden fırtına çıkıp,
Terasındaki kahvaltına,
Yağmur yağdırması gibiydi hayat.
O fotoğrafına bakanlar,
Hayat sana güzel sanırken,
Sen ne var, ne yok, taşımaya çalışıyorsundur,
Evinin akan duvarlarının arasına.
Yani hayat hep heyhattır aslında.
Cemre.Y.

20 Şubat 2022 Pazar

İnsan Hiç Eskimez Mi?

…İnsan Hiç Eskimez Mi?...
Sırf mavili bir şiirime yakışır diye,
Mavili gülümsemelerle baktığım,
Eski fotoğraflarımdan birini koydum diye.
"İnsan hiç eskimez mi?" demişti biri!
İnsan olan...
Hiç eskimez mi?
Öyle bir eskir ki,
Yüzü eskir, ağzı, burnu, dudakları eskir.
Bakışlarındaki gülümsemeleri eskir bir kere!
Hele hele yaşından evvel eskimişse,
Nice yeni fotoğraflarını çekse de,
Nice yeni şiirler yazsa da,
Hadi yüreğini falan da es geçtim de,
Hiç yoktan, o şiirleri yazan elleri eskir.
Cemre.Y.

9 Nisan 2020 Perşembe

Zamanın Kelepçeleri Çınlıyor Zihnimde

...Zamanın Kelepçeleri Çınlıyor Zihnimde...
Cancağızım…
Uzunca bir süredir,
Benden haber alamadığının farkındayım.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Şu hayatta hiçbir şeyin,
Sanal yanılsamalardan ibaret olmadığını,
Sana az çok öğrettiğimi umuyorum.
Yoksa hala elinde bir telefon,
Hiç durmadan bütün sanal alemlerden insanları dikizleyip,
Onların anlık fotoğraf karelerine mi haset etmektesin?
Ya da asalak kocan evde yan gelip yatarken,
Sen bir mutfağın kilerinde, yine birileriyle mi flörtleşmektesin.
Bilmiyorum ki nihayet ondan kurtulup,
Kendine yeni ve düzenli bir hayat kurabildin mi?
Bizi bizden uzaklaştıran çalışkan hormonların,
Nihayet,
Yaşına uygun bir sevdaya tutundu mu misal bilmiyorum.
Sen benden güvenimi aldın,
Lakin umuyorum ki ben ömrüne çok şeyler kattım.
En azından tanıştığımızdan bu yana,
Geceleri yarasa gibi salon koltuğunda yaşayıp,
Gündüzleri fosil gibi uyuyup,
Başkalarının getirdiği yemeklerin tencere diplerini sıyırmıyorsun.
Hiç yoktan kendi yeteneğince,
Güzel bir işin, günün, güneşin, gecen ve uykun oldu sayemde.
Arada bir seni çok ama çok özlüyorum, hele bugünlerde,
Ama unutamıyorum ki, yalanlarının yükünü.
Ne bileyim bir arasam, yıllardır değil de,
Sanki birkaç gün geçmiş gibi saatlerce telefonda konuşsak!
Benim her saniyem sana dair safi yalansızken,
Kırk ayağının üstünde kırk yalan dolapların vazgeçiriyor beni.
Yine de benden önceki yıktığın dostların gibi,
Hala meraktasın ömrümün günlerini.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Bu covid19 belası Çinden aşıp ülkemizi sarmaya başladığında,
Atmış beş yaş üstü ve kronik hastalıkları olanlara,
Sokağa çıkma yasağı geldiğinde,
İlk önce yıllık izinlerimizi kullanalım dedik kronik hastalığı olanlarla,
Lakin bu Corona denen deccal başlı virüs,
Başı bozuk azgın birer canavar gibi şehrimize de çökünce,
Üç aylık kısa süreli çalışma ödeneğine karar verilmek zorunda kalındı şirketimizce.
İlk günler puslu, yağmurlu, karanlık ve kasvetliydi,
Güneş bile göstermiyordu yüzünü bana!
Saatlerce haberleri dinlerken,
Dinlenmeksizin sirkeli, çamaşır sulu, kolonyalı duvarları mı silmedim,
Koltukları, halıları, kapıları, pencereleri mi silmedim, sonra içime kuşku düşüp,
Ya birinden diğerine yapışmışsa korkusuyla,
Sondan başa yeniden mi yıkamadım derken,
Yoğun deterjan kokusu nefesi kesip,
Tırnaklarımı sayfalara ayırmaya başladığında bir durdum.
Sonra gittim kendime nakış ve oya ipleri aldım rengarenk!
Üç gün bekledim kutularından yeni açıldıkları halde virüsler geberip gitsin diye.
Aldığım sigara paketlerini bile köpürtüp yıkıyorum hala.
Bu gün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Mandra Filozofunu ilk seyrettiğimde, alarmsız, zamansız,
Öylece gelişine yaşanan hayata bir heveslenmemiştim desem yalan olur.
Lakin ne bir avuç toprağım, ne ineğim, ne tavuğum,
Ne ağacım, ormanım, derme çatma evimin önünde uzayan masmavi denizim,
Ne de darda kaldığımda bana hemencecik el uzatacak bir anam vardı.
Filmi izleyişimin üzerinden iki saat geçmeden savuşturmuştum bu hayalimi
Bütün olmayanlarımdan biri daha olması nedeniyle.
Çok şükür iki gündür güneş gösteriyor yüzünü de,
Elektrik faturam hafifleyecek sevincindeyim.
Çay posalarına yeşil soğan ve kıvırcık ektim,
Yakında domatesle salatalık da eklemek niyetim.
Kaçta yattığım, kaçta kalktığım hiç önemli değil,
Haberlere de şöyle bir bakıp geçiyorum.
Bu sabah internetten lokanta usulü Ezo Gelin çorbası öğrenip yaptım misal,
Yanında da bol soğanlı meyhane pilavı, biraz turşu kalmıştı dünden.
Neyi, ne zaman, kime göre,
Hangi usulde yapmam gerektiği umurumda olmadığından,
Yemeği yaparken mutfak penceresinin tozuna takıldı gözüm camları sildim yeniden.
Ki bilirsin yemeği ben yapmışsam o yemek kokuları gitmeden yemek yiyemem,
Bulaşıkları da yıkadım, bir güzel mutfağı havalandırdım.
Sade Türk Kahvemi uyanır uyanmaz içmiştim zaten,
Çayımı yudumlarken sana yazdım,
Yarıda bırakıp karnımı doyurdum,
Koca bir fincan çay eşliğinde, seninle tanıştığımız ilk günleri,
Birbirimize ne kadar da dost olduğumuz o güzelim zamanları özlediğimi hatırladım.
O günlerimizin hatırına lütfen artık iyi davran kendine,
Zira, ben, bir kere daha özlemeyeceğim seni!
Varsa yeni dostların onları da hançerleme yalan zincirleriyle.
Beni merak etme sakın…
Senden sonramda ömrüme değil yeni dost, sevgili, akraba, arkadaş,
Hayatıma yeni insan dahi almadım.
Şimdi teşekkür ediyorum sana,
Hiç yoktan, durduk yere onlar için de yarılacaktı ciğerim.
Evladıma dualar edip, onunla beraber
Kardeşime, yeğenlerime, yengeme, sevdiklerime hasretteyim.
İş yerimi, masamı, sandalyemi, bilgisayarımı
Ve dahi içinde ve etrafındaki insanlarımı çok özledim.
Birazdan güneş çıkar karşı apartmanın kiremit uçlarından,
Terasa çıkar, sokağa bakar,
Virüstü bilmem neydi umuru olmadan oynayan çocuklara bakıp,
Onları yaratıp yaratıp sokağa atan ana babalarına küfreder evime girerim.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
İyiyim sanırım, sanırım hiç yoktan iyiyim.
Cemre.Y.

11 Şubat 2020 Salı

Konu Kapandı

...Konu Kapandı...
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu,
En son ne zaman şöyle el ele tutuşup,
En son ne zaman şöyle derin bir muhabbetle göz göze gelmişlerdi.
Bunca ömrü iyi kötü zamanları sabırla, fedakarlıklarla atlatmışken,
Küfeler içinde ayyaş kocasının kapılara konduğunu geçmiş,
Tüm gün beraberce künk döverek çalıştıklarını,
Umarsız kocasının kumar masasına serdiğini bile!
Sebepsiz ve de gereksiz yediği dayakları bile affetmişken,
En son hatırladığı zehirli guatrı yüzünden,
Bunca yıl vatanından ayrı yaşadığı bu şehirden,
Ameliyat yüzünden ayrılacağını yüreğinin sıkışmasından anladığıydı.
O gün ailecek çarşıya çıkmışlar ilk defa!
Doktor sonuçlarını öğrenmeden önce, böyle olsun dilemiş kadın.
Hastaneye varmazdan hemen önce...
Camekanlarında mutlu ellerin kavuştuğu,
O siyah beyaz fotoğraflara öykünüp,
"Bir tek kare olsun,
Bizim de bir aile fotoğrafımız olsun nolur be herif!" ricasıyla,
Dalmıştılar fotoğrafçıya.
Önce bir kız, iki erkek evlatlı aile fotoğrafları çekilmiş,
Sonra fotoğrafçı "Şöyle tek karede sizi çeksem!" deyince...
Kadın ürkek gözlerle yapışmış herifinin ellerine!
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf var işte.
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Ne ara bütün o yaşanmaması gereken bütün o acı anılar birikmişti ömürlerinde.
Ne ara bu kadar eziyet etmişti,
Ruhuna ruhundan şefkatli korunaklarla sarılması gereken evladına!
Ne ara başkalarına küsüp hıncını kızından alır olmuştu?
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Bunca yıl sonra yine yeniden başka yerleri de kesilmişken...
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf vardı işte.
İçinden dudakları kımıltılı mırıldandı kızına bakarak...
"Ah be yavrum bilemedim ki korkularını,
Yoksa ayan beyan belliymiş ne yana bakacağını şaşırmandan,
Ben göremedim!" derken,
İki koca yaş yuvarlandı yanaklarından.
Zemheri soğuğu bir ayazdı o gece,
Yirmi dokuz temmuz gecesinin saat tam da 03:40'ıydı.
Kızı koştu yamacına hemen kulağını dayadı anasının dudaklarına!
"Annem! Ne istiyorsun söyle!" dedi.
Kadın bir kez daha nefesi yettiğince tekrarladı lakin
Artık cümleye dönüşecek nefesi kalmamıştı ki.
"Sen de duymaz oldun ya beni!" deyip dudaklarını büzmüştü,
Ah nasıl da anlaşılamamaktan çok korkmuş küçümen bir kız çocuğuydu o an!
O an...
Göz göze geldiler işte...
Nice yıl sonra anasıyla kızı!
Uzun uzun bakıştılar dakikalarca...
Birbirlerinin gözlerinin harelerinden hasret giderdiler.
Ellerine sarıldı kızı, anacığının her bir elini,
Her bir parmağından, her boğumuna kadar,
Tırnaklarının uçlarına kadar öptü kızı anasının.
Göğsüne sarıldı, açtı öptü onları da teker teker.
Sonra bitti gözyaşları...
Baktı anası gözlerini kapayacak ve bir daha da açmayacak!
"Sana bir türkü açayım mı anam!" dedi kızı.
Yarım tebessümlü gözlerini iki kere kapatıp açtı anası.
Konuşacak mecali yoksa anasının ki genelde yoktu,
Kavilleri buydu.
Neşet Ertaş'tan "Cahildim Dünyanın Rengine Kandım" ı açtı kızı, kısık ses!
Öylece türkü bitene kadar buruk birer tebessümle dinlediler.
Türkü bittiğindeyse nöbetçi hemşirelerle doktorlar dahil,
Hasta bakıcılarla beraber hepsi kapılarında ve şefkatteydiler.
Kadın ve kızının ilk ve son en güzel anısıydı bu!
Hatırlayamıyordu kadının kızı...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu
Şimdi karşısındaki şu ihtiyar herif!
Tahlil sonuçları kanser değilmiş şükür de,
Ramazanda olsun kimseye hayrı dokunmasın,
O isterse, istediği lokantadan istediğini,
İstediği kadar yiyebiliyormuş diye,
Memlekete giden en yakın biletini almışmış!
"Çatım akıyor!" diyor kızı,
O da "He ben sağlam yaptırdım benimki akmaz!" diyor!
"Eşyalarımın ömrü bitti!" diyor kızı,
O da "Hee ben geçen sene yeniledim benimki daha eskimez!" diyor!
"Gayrı masal da, hikaye de, roman da, şiir de bitti.
Gökten üç elma düşmesine gerek yok ki elma falan da sevmem ben!
Fakat ben...
Bu ecdanın tarihinin tecellisini de s*ker geçerim!" dedi kadının kızı!"
Konu...
Kapandı.
Cemre.Y.

9 Temmuz 2019 Salı

Yolda Yürürken Kitap Oku

...Yolda Yürürken Kitap Oku...
Evime doğru giden yolda serviste giderken veya
Yolda yürürken kitap okuyor olmama hala şaşıranlar var,
Ben de onlara şaşırıyorum!
Otobüste, minibüste, metrobüste ya da herhangi bir araçta,
Hatta yolda yürürken bik bik telefonlarıyla oynayabiliyor ama kitap okuyamıyorlarmış!
Bu akşam tam kitabımın son sayfalarının en heyecanlı yerine gelmişim,
Apartman girişinin merdivenlerine konuşlanmış mahalle gençlerini yarıp,
Tam yine okuyarak kapıyı açacağım...
Alt kat kiracı komşunun aylak kardeşi durduk yere,
"Abla bir şey sorabilir miyim?"dedi.
"Sor tabi, nedir derdin?"dedim.
"Abla sen bu kadar usanmadan ne okuyon yollarda,
Arabalara çarpmıyon, taşa çarpmıyon,
Öle dümdük gözün kitapta okuyon da okuyon ne okuyon, ne tarz okuyon!"dedi.
Gözüm kitapta doğru anahtarı bulup kilidi çevirirken,
"Kitap okuyorum gördüğün gibi."dedim.
"E tabi kitap da ne üzerine, konusu ne, hem nasıl düşmüyon yürürken."dedi.
"Birincisi; Yolda yürüyerek kitap okurken,
Telefonlardaki sanal sosyal medyalardaki gibi
Dikkat dağıtacak resim, fotoğraf vs. olmadığı için,
İnsanların kulakları çok daha keskin duyar.
İkincisi; Arada bir yürüyeceğin yol mesafesine,
Karşına çıkabilecek insan veya çocuk sayısına,
Hatta hiç olmadık anda yoluna çıkacak araç ihtimaline dikkat edersen,
Öle dümdük yürüyerek kitap okuyablirsin yürürken.
Üçüncüsü; Ne bulursam okuyorum, mesela bu bir roman,
Polisiye bir roman ve en güzel yerini de sen şimdi böldün."diyorum.
"Aa! Ben duymuşdum bu Polisiye Roman kitabını çok güzelmiş he"dedi.
İnsani bir sabırla içimden "La Havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim."çekip,
"Kardeşim roman okuyorum, tarzı da polisiye!
Yazarı; Jean Christophe Grange
Romanın Adı; Ölüler Diyarı"dedim.
Hay demez olaydım...
"Tamam abla ya bir şey demedik öyle ölü mölü oluyo mu şimdi
Ama onu da duymuştum çok güzel bir kitaptır ha!"dedi.
Saat bu saat oldu hala kendi kendime gülüyorum ağlanacak hallerimize!
Oysa öyle sıkı bir dindar olmasam da,
Hatta taa çocukluğumdan çoğunlukla yaradıma gücenip,
Çoğunlukla da "Eh o da ne yapsın ki insanların bu kadar üreyeceğini öngörememiştir,
Nasıl ki her yerimiz mobese kamerası doluyken ve herkes her şeyimizi,
Her anımızı gözlem altında tutuyorken bunca şiddete, cinayete,
Kimse öncesinden dahil olamıyorsa,
O neylesin bi dünya dolusu insanın kaderiyle"diyerek yeniden barışsam da.
Rabbimizin Peygamber efendimize ilk emridir "İkra!" "Oku!"
Neyse belli ki yine dünyayı biz kurtaramayacağız azizim,
Şiirimize bakalım biz.
Cemre.Y.

26 Nisan 2019 Cuma

Geç Kalmışım Çok Geç

…Geç Kalmışım Çok Geç…
Bazı güzel ömürlere geç kalmışım çok geç!
O his oluyor mu sizlere de?
Geçmişin gerçekten geçtiğini hissettiğin o an…
Teker teker silerken,
Ömründen çoktan azalmış olan bütün fotoğrafları,
İkinizin gözlerine baktın mı birer birer?
Misal sen severek, güvenerek, sevinçle bakmışsın
Fakat o sadece gülümsemiş!
Bir de silmeye kıyamadığın fotoğraflar da var misal,
O da seni hep sevmiş, ama sen yeterince sevememiş,
Kırılmasın diye sadece gülümsemişsin.
Bazı ömürlere geç kalmışım çok geç,
Eş, dost, akraba, sevgili, yar, yaren,
O fotoğrafta yanındayken,
Objektiflere gülümserken,
Senin gibi bakmamışsa zaten yalandır
Silmeye de, başlamaya da çok geç,
O his oluyor mu sizlere de?
Buruk bir tebessüm eyle de geçsin gitsin artık be!
Cemre.Y.

18 Nisan 2019 Perşembe

En Son Ne Vakit

...En Son Ne Vakit...
En son, ne vakit,
Bütün hayallerime kırılmıştım hatırlıyorum,
Akşamüzerini geçip,
Güneşin güne doğmaya değil de,
Geceye batmaya meyl ettiği,
Geceye hayallenen o an'ın,
Sabahı ile akşamı arası,
Doğuşuyla, batışının,
Aynı fotoğraf karelerinde,
Gün batımında yansıyan o objektif görüntüsünün,
Gün doğumu gibi sunulup aynı zaman gibi sunulması,
Ya da tam aksi seda bir görüntüyle,
Gün batımının zamanına zamansızlık atfedilmesi an'ıydı!
En son, ne vakit,
Bütün hayallerime kırılmıştım hatırlıyorum!
Gerçekleşeceğine kesin gözüyle inandığımız,
Üzerimize yorgan diye serip rüyalarımıza kardığımız,
Birer yıldız kayması sanıp, dilek mendillerimizden,
Rüyalar uçurduğumuz bütün o yıldızların,
Birer uydu parçalanması,
Ne bileyim birer meteor yanığı olarak,
Dünyamıza düştüğü zamandı.
Velev ki, senin bir ömür desturun var.
"Bu hayatta imkansız diye bir şey yoktur,
Olasılıksızlıkları azaltabilmeye bakar her şey!"
Yeter ki hayaller kırılmasın, kırdırtma!
Cemre.Y.

3 Ocak 2019 Perşembe

Unuttum Bence, Yoksa Unuttuğumu Hatırlayamazdım

...Unuttum Bence, Yoksa Unuttuğumu Hatırlayamazdım….
Hiç yoktan bir fotoğrafın düştü ömrümün pencerelerinden birine.
Tıpkı bana gülümsediğin gibi gülümsemişsin o bakışında da.
Ben yoktum yanında o kesin..
Ki bilirim, yanında olsaydım, kesin bana b/akardı gözlerin.
Kim bilir dokunmuş muydum o vakitler ömrüne,
Öpüşmüş müydük misal sokak ortasında ulu orta!
Kim bilir sevmiş miydin sen de?
Benim onca yıllık yokluğuna gözyaşı döktüğüm kadar!
Neyse işte...
Hayatının her gününü yaşıyordun hala!
Benim ruhumu,
Vücuduma gömdüğüm kadar ölü değildin nihayetinde.
Ama merak etme.
Ben de sonunda unuttum seni!
Yeni fotoğrafım yok kusuruma bakma ama!
Zira epeydir,
Aynalara bile gerçek gülümseyişlerle bakamıyorum ama!
Seni çok önceden beridir kesin, unuttum bence,
Yoksa unuttuğumu hatırlayamazdım.
Cemre.Y.

5 Aralık 2018 Çarşamba

Gülümse Kendine

...Gülümse Kendine...
Bazen şu sanal alemi,
Gelecekteki huzur evimdeki odam gibi hissediyorum!
Çok sıkılınca,
Odamdan dışarı kafamı uzatıp bakıyorum ve bir sürü yabancı,
Acılı, acısı kendinden gizli, gülen yüzleri soluk,
Profil resimleri kendilerine bile,
Yabancı sanal gülümseyişli onca insanlar!
Benim gibi,
Sadece birkaçı filtresiz çekiyor fotoğrafları!
Kaşının duruşunu,
Gözlerinin altındaki morlukları umursamadan,
Umutlu bir gülümseme tutuşturuyorlar gözleriyle dudaklarına,
Yani o an, ne kadarsa, o kadarlar.
Gerçeğimizi bulabilenler buralardan,
Bizlerden hemen kaçıyorlar!
Zira cesaretimizle,
Öz güven' imiz el ele verip korkutuyorlar onları.
Tıpkı bütün gerçek sandıklarımız gibi!
Ama neyse ki yarın en sevdiğim gün.
Sahi bugün günlerden neydi?
Ne fark eder ki,
Pazartesi, Salı, Çarşamba,
Perşembe, Cuma, Cumartesi'yle Pazar'ı
Ki bana sorsalardı,
O günlerin adını da öyle koymazdım hani!
Neyse ki,
Şu anda nefesini şöyle burnundan derince çekip,
Birkaç saniye içinde tutup sonra öylece koyuverebiliyorsan!
Sigaraydı bilmem neydi,
Şekerdi yok tansiyondu düşünmene gerek yok!
Gece yatarken yanında,
Yatağında biri olsa da olmasa da kendine sarıl bir hele.
Kendine geleceksiz,
Sadece bu geceyi güzel atlatacak güzel bir rüya dile.
Velev ki bütün gece,
Kabuslar görüp döndün durdun yatağında,
Ya da ne bileyim...
Yemyeşil kırlarda dolaşırken uyandın da sabahın karanlık çıktı!
Umursamaları kısa tut!
Misal her durumda uyandın nihayetinde ve ne yazık ki,
Kalbin atmaktan vazgeçene kadar da yaşamak zorundasın!
O halde...
Ya bütün günü ağlayıp, sızlayıp,
Feveran ederek yaşa,
Ya da uyanır uyanmaz,
Sade bir Türk Kahvesi yap kendine,
Giyinirken yeni umutlar dile.
Arada tıkanık öksürük nöbetleri olur takma,
Hem dün akşam da az içseydin sigarayı!
Öyle ya sıcacık yatağından çıktın,
Buz gibi salonunla,
Mutfağın arasında mekik dokumaktasın.
Üstelik mim gibi aklındadır o durum!
Şayet kahve makinen yok da,
O cezvenin gözünün içine bakıyorsan,
Ne vakit gözünü çevirsen,
O zaman köpürüp taşacaktır o!
Yanisi şu, artık uyandıysan yeni günün sabahına!
Akşamın zehirli zemheri çığlığı olsa da,
Gecen kabuslu canavarlarla dolsa da,
Sade Türk kahven,
Kısık ateşte ve cezvede,
Şimdi pişiyor ve de taşmaması gerek.
Sonuna kadar okuduysan,
Günün saatinin önemi de yok zaten!
Hiç kimseye,
Bir yorum da bulunmana dahi mahal yok.
Lavaboya git misal,
Her neredeysen şu anda mühim değil.
Oradaki aynaya bak bir,
Umursama aynı fotoğrafını biri görürse diye.
Bir bak!
Yüzüne, saçlarına, gözlerine,
Dudaklarının duruşuna iyice bir bak!
Beğendin...
Ya da beğenmedin oradaki silüeti ne mühim!
Gözlerinin öbeğine öbeğine,
İçinin içine bak iyice.
Saçının rengi, kaz ayakların,
Gıdın, gadan, kilogramın, kırışıklarına değil ha!
Gözlerinin öbeğine öbeğine, içinin içine bak iyice.
İşte onlar hayata umutla,
Işıltılı bakana kadar,
Kendi yansımana gülümse kendine, bir dene!
Cemre.Y.

4 Kasım 2018 Pazar

Sahi Siz Nasıl Seviyorsunuz?

…Sahi Siz Nasıl Seviyorsunuz…
Sahi siz nasıl seviyorsunuz?
Önünüze bir fotoğrafı düşünce
Piksel piksel büyütüp dudaklarından öpmeli mi yoksa...
O, yolunu seçti, varsın yolunda mutlu olsun diye iç geçirmeli mi?
Cemre.Y.

30 Eylül 2018 Pazar

Fotoğraf


…Fotoğraf…
Benim…
Pek aile fotoğrafım yoktur bayım!
Epeyce eksiğim yani.
Hatta boydan fotoğrafım da sayılıdır hani.
Ne kadar boydan fotoğrafı varsa dost dediklerimin,
Hepsini ben çektim zira!
Epeyce de yalnızım yani.
Cemre.Y.

19 Eylül 2018 Çarşamba

Kadın Yalnızdı

...Kadın Yalnızdı...
Bir buçuk yıl önce, sosyal denen mecrada tanıştıklarında
Adam eski eşiyle iki yıldır ayrı olduklarını,
Evliliklerinin sadece adına "Evlenme Cüzdanı" denen,
O kağıt üzerinde olduğunu ve bunu da hayatına
Yeni bir insan almayı,
Zaten istemediği için sürdürdüğünü söylemiş
Ve bunu anlatırken de gayet de inandırıcı olmuştu.
Zira kadına da,
Zaten sadece turşu muhabbetinden dolayı yazmıştı
Yoksa amacı herhangi bir yakınlık kurmak vesaire değildi.
Günlerce gecelerce yazışarak konuştular.
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Konuştuklarının farkında olmaksızın her fırsatta yazıştılar...
Derken yer ve durum bildirmeler,
Fotoğraflı ispatlamalar geldi durduk yere!
Öyle ki trafik sıkışıksa dahi,
Kadın ona hiç de sormadan o trafiğin sıkışıklığının
Fotoğrafı çekilip paylaşıldı.
Kadın farkında olmadan ona iyice inanıp iyice güvendi.
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Sonra birdenbire,
Twetter de paylaşımlara yorumlaşmalar kıskanıldı.
Sadece arkadaştan,
Bir tık ilerisine dost kisvesine doğru ilerlenirken
Adam birden kadına bir mesaj attı
"Meğer sen de fingirdekmiş sin!
Eski sevgilim de senin memleketindendi,
O da beni böyle böyle aldatmıştı!" yazmıştı
Son mesajında.
Kadın mesajı görür görmez,
Şaşkınlığını yutkunmaya çalışırken
Adam onu çoktan engellemişti bile!
Birincisi,
Ne zaman sevgili olmuşlardı da kadın farkında değildi.
İkincisi,
Bunca yıldır sadece,
Aynı insanların yorumlarına cevap yazardı
Ne zaman bu cevaplar fingirdeklik olmuştu?
Üçüncüsü,
Tek bir nokta cevap hakkı verilmeden ne diye engeli yesindi?
Kadın bu durumun şaşkınlığını en yakın dostuyla paylaşırken
"En çok,
Ona tek satır yazıp,
Cevabını yapıştıramam zoruma gitti." demişti.
Neyse ki en yakın dost,
Bir sosyal medya stalk'çısı olduğundan
"Amann dert ettiğin şeye bak!
Oradan engellediyse öbür sosyal medyada hesabı vardır,
Bul oradan, ver ağzının payını!" demişti.
Kadının sırdaşının dediği gibi,
Aynen de o mecrada da vardı herifçioğlu!
Hakikaten de en başta söylediği gibi bütün fotoğraflarında,
Bütün paylaşımlarında,
Ya yalnızdı,
Ya da yanında sadece kızı vardı ya neyse mevzu bu değil!
Kadın oradan uzunca bir mesaj yazdı.
Mesajında kendisi hariç,
Hiçbir memleketlisine kefil olmadığını
Zaten hemşehriciliğe de karşı olduğunu,
Aslen Türkiye'li olup,
Sadece ve sadece kendisine ve evladına kefil olduğunu belirtip,
Az önce sıraladığım bir, iki, üç...'leri sıralayıp;
"Daha sesini bile duymadığın, karşı karşıya görmediğin birine,
Bunca asılsız hakareti,
Nasıl oldu da dilin varıp, beynin düşünüp, ellerin yazdı!" dedi.
Adamın ikinci yarası taze ve derindi özür diledi kadından!
Kadının içinde dostluktan başka bir olay yok ya kadın…
"Gerçek bir aldatma değilse yani sen öyle sanmışsan
Eski sevgilinle barışırsınız" diye adamı teselli etmeye kalktı ya!
Meğer adam yeni sevgiliyi başka bir adamla basmış!
Kesin ayrılmışlar yani!
Sonra nikahlı eski eş mevzularına gelecek oldu konu,
Adam konusunu dahi açtırmadı.
O derece soğumuştu,
Bir zamanlar severek sevilerek evlendiği karısından!
Günler akıp geçiyorken kim hangi sosyal mecradaysa
Her yerden günaydınlar, iyi geceler,
Uzun uzun konuşmalar derken bir gün buluşuverdiler!
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Ne tuhaf,
Adam sanki her gün kadını evine bırakıyormuş da
Her gün o kapıdan alıyormuşçasına dakikası dakikasına yazmış;
"Aşağıdayım yavrum, kavuşmayalım mı hala!" demişti.
Kadın buram buram duş jeliyle,
Parfüm kokularını merdivenlerine saça saça,
Uçarcasına dış kapının önüne varmıştı.
Arabaya bindiğinde,
Karşısında gözlerinin içi bile gülümseyen o adam
Onun ellerini avuçlarının içine alıp öptüğündeyse
Sanki yıllardır aynı sahneyi yaşıyormuşlar gibiydiler.
Sonra hiç konuşmadan,
Yiyecek ve içecek bir şeyler alıp adamın evine gittiler!
Kadın ilk defa,
İlk kez karşılaştığı birinin,
Ama sanki yıllardır,
Yüzyıldır tanıdığı birinin evine,
İlk seferde gidiyordu!
Kapıyı açtıkları anda daha ayakkabılarını çıkartmadan
Sanki evin kadını,
İş seyahatindeymiş de günler sonra dönmüş gibi
Büyük bir hasretle sarıldılar birbirlerine!
Adam kadının yüzünü, burnunun ucunu,
Boynunu, alnını, dudaklarını öperken
"Hoş geldin hatunum, evimize huzur getirdin." demişti.
Sonra hemen sevişmediler tabisi.
Oturdular kanepeye bir film açtılar,
Adam mutfakta içecek ve atıştırmalıkları hazırlarken,
Kadın ortalığı inceledi.
Hatta eski kocasının ona yıllar önce oynadığı o oyun gibi
"Bu da, yoksa, yalnızım deyip de,
Yalnız değil mi yoksa!" diye de ayakkabılığa baktı,
Hiç de başka bir kadın ayakkabısı yoktu, onunkinde vardı!
Odayı, duvarları inceledi,
Hatta eski yara ya vitrinin arkasına baktı,
Yoksa,
Bir zamanlar kendisi ve kocasının fotoğrafına yapıldığı gibi,
Yoksa sonrasında,
Eski kocasının sevgilisiyle olan fotoğrafa yapıldığı gibi var mıydı
Vitrinin arkasına atılmış bir çiftin fotoğrafı diye ama yoktu!
Adam bildiğin yalnızdı ve burası da garsoniyer filan değil,
Adamın iki yıldır yaşadığı eviydi.
Öncelerinde kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
İçkilerini içerlerken öpüşüp öpüşüp film seyrettiler,
Sonra bildiğin balayındaki karı kocalar gibi seviştiler.
Beraberce sarmaş dolaş uyudular.
Kadın bir ara arkasını dönecek oldu…
Yalnızlığının, özgürlüğünün alışkanlığındandı bu hareketi.
Adam yüzü kadına bakacak yana yatıverdi.
Velhasıl kelam çok yıllık aşıklar gibi sarmaş dolaş uyandılar!
Kadın uyandığında adam onu gülümseyerek seyrediyordu!
Kadının yıllardır her gece yatarken ettiği dualar,
Sonunda kabul buyurulmuştu.
Kadın da, adam da artık yalnız değildi.
O eşsiz gecenin sabahında…
Resmi tatil olmasına rağmen adamın çok önemli bir toplantısı vardı,
Hemencik kahvaltı yaptılar
Adam kadının tarifine kalmadan kadını tam kapısının önüne bıraktı.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın yapayalnızdı artık.
Günler sonra kadın...
Başka bir sosyal mecradan adama yazdığında
İşlerin öyle tahmin ettiği gibi olmadığını,
Başına gelmedik kalmadığını,
Eski eşinin şehri terk edip,
Kızını da alıp başka bir şehre taşındığını
Ve nikahlı eski eşinin ailesinin,
Eski eşle barışması için baskı yaptığını vs. anlattı da anlattı.
Kadın günlerdir içinde biriktirdiği
"Bitti!" yi, madem bunca zaman sonra durum bu pozisyonda,
Çocuğun için bir şans daha vermelisin
Biz bir daha görüşmeyelim,
Seni asla etki altında bırakmak istemem ile noktayı koydu.
Adam aylar sonra kadına tekrar yazdı
"Sırf sen dedin diye,
Vicdanım rahat etsin diye denemeye çalıştım ama olmadı
Yine kendi evimde yine yalnızım,
Ama bu sefer son." dedikten sonra tekrar buluştular.
Kahrolasıca herif sevilmeyecek biri miydi ki!
Maksat sevişmek değildi ki, kadın da, o da,
İstese niceleriyle sevişirlerdi.
Ama o sabah uyanışları yok mu!
Birbirine aynı anda gülümseyerek uyanılan!
Böyle ağız, burun, yanak, kaş, göz öpülerek,
"Günaydın'ım" denilen ah o sabahlar!
O eşsiz gecenin sabahında yine tatil olmasına rağmen!
Adamın yine çok önemli bir toplantısı vardı,
Hemencecik kahvaltı yaptılar!
Adam, kadının alnının tam ortasından öperek,
Kadını yine kapısının önüne bıraktı.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın yapayalnızdı.
Adam aylar sonra kadına tekrar yazdı.
Yine denemiş yine olmamıştı.
Adam işini, evini bırakıp,
Nikahlı eski karısının memleketine taşınmış,
Hiç sevişmemiş, çok kavga etmiş,
Çocuğunun psikolojisi alt üst olmuş,
Pedagog,
"Ya ayrılın ya barışın!" demiş
Ama bütün sülale duruma karşıymış,
Ama o ayrılmayı tercih etmişmiş!
Sonra kadın yine gülümsedi.
Kadınının o gün önemli bir doktor randevusu vardı oysa!
Amma velakin mevzu bana oysa hayattı ya hani!
(Aslımda hiç olamayan)
Mamografi ve de tahlil sonuçları,
Kadını sonunda doğru bir adım daha attıracaktı
Ama adamın bunca derdi varken kadın,
Bunu ona hiçbir zaman söylememişti.
Ne diye seve okşaya öptüğü memelerin,
Bir gün yerinde olamayacağını öğrensindi,
Ne diye egosunu saldığı rahmin,
Bir gün alınmış olabileceğini öğrensindi.
Yeterince sevememiş, yeterince savaşamamış,
Yeterince yenilmeye çoktan razı olmuşken
Ne diye ağzını, burnunu, boynunu, göğsünü,
Kadınlığını öptüğüne bir kere daha öperken acısındı!
Kadın öğlene kadar süren bütün o tetkik ve tahlillerden sonra
Sonucuna bakmadan adama koşmuştu!
Bu sefer adamın evi yoktu!
Yine aynı sonsuz hasretle buluşup, yine film seyredip,
Yine bir şeyler atıştırıp, yine doyasıya seviştiler!
Sonra adam bir şeyler almaya çıktı...
Dakikalar saatlere ramak kalayken,
Kadın bir şiir daha yazıp paylaştı.
"…N'olur Bir Kere Daha Terk Etme beni...
Sen benden her gittiğinde
Gavur mahallesindeki
Cami avlusunda
Terk edilmiş gibi hissediyorum kendimi.
Senden başka hiç kimse de bulamaz ki beni.
N'olur bir kere daha terk etme beni." dedi.
Adam üç dakika sonra zile bastı, kadın ona sarıldı.
İlk defa ikinci kere aynı gün seviştiler.
Öyle ya maksat sevişmek değildi.
Sonra el ele, kol kola, sarmaş dolaş otoparka gittiler.
Giderlerken insanlar arkalarından
"Birbirlerine ne kadar da yakışan,
Ne güzel bir çift baksana!" bile dediler.
Aslında kadın da...
Adam da, birbirlerine gülerken,
"Bu son!" a ağlıyordular!
Kimse görmedi.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam da, kadın da ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın da, adam da artık yapayalnızdı.
Yılların ardından...
Kadın ilk rastlaştıkları yerde,
Üstelik kadının bütün paylaşımları herkese aleniyken,
Adamın onu takibe aldığını,
Sonra o en ilk tanıştıkları andan beriye
Her paylaşımına bakıp sonra da takipten çıktığını gördü.
Artık öğrenmişti...
Meğer derdi yakın akraba yarasıymış,
Kadının ilk yarasının başladığı yer gibi!
Ona son yazdığı sosyal medyadan,
Sadece bir anısını dostane yorumladı,
Yalan yok!
Bütün medyalardan bulabildiği bütün
"Benden Sonra!" larına o da bulabildiğince baktı,
Hatta öğrenmişti artık
"Milletin milletinden dalağının böbreğinin
Alyuvar tanesi nerede kim, kimlerleymiş bir bakalım!" ı baktı işte.
Kadın...
Adam arada bir hala onu hatırlayıp dursa da başarmıştı!
Adamın nikahlı eski eşi...
Nihayet eşe ve de çocuğunun anasına dönüşmüş,
Hatta ailecek dünyayı bile gezmeye başlamışlardı!
Kadın yapayalnızken evinin duvarlarına bakıp gülümsedi.
Koskoca kanser tehlikesini bile
Bu anıya inat yenmişti ve hiç kimsenin ruhu bile duymamıştı.
Artık geriye,
Kadının her sabah uyanırken dokunduğu memelerinin
Fibrokistiklerini kanserojene çevirmemesi gereken,
İnatla çoğalan o küçük yumrulara
"Göğüslerim hala genç ve diri!" sloganını,
Her gün kendine hatırlatmayı unutmaması kaldı.
Zira nicelerinin üstüne,
Çocuk doğurduğu aldanmışlık ve de aldatılmışları aştı.
Kadın artık,
Güven duvarının dikenli tellerinin üstüne, cam kırıklarını serpmiş,
Üstüne de can kırıklarıyla, ciğer çiziklerini,
Onun üstüne de kızıl saçlı bütün baharları serpmişti.
Dilinde epeyce evvel yazmış olduğu bir şiir...
"...Sardunyalar...
Bazı kadınlar, saçlarını, mutlu evlerin,
Mutlu balkonlarından sarkan
Sardunyaların yapraklarına astılar.
Bir daha asla!
Yaz ortasında, zemheri nakışlı,
Azrail efendi gelemesin diye..."
Zira kadın gün gibi hatırlıyordu eski bir kankasının
"Ama biz asla birlikte yatmıyoruz,
Yılan görüyorum sanki diyordu da
Bu hamile haberi nereden çıktı o zaman yaa!" diye diye ağlayışını.
Evet kadın yapayalnızdı.
Ama hazırdı, en azından,
Bütün yalanların maskelerinin çoktan düşmüşlüğüne!
Öyle ya!
Kadın bir gün ölse bile...
Ne kaybederdi ki asaletinden ve de Zümrüdüanka'lığından!
Ben her gece...
Ben her sabah...
Kendimi alnımın ortasından öpüyorum! Ya siz?
Cemre.Y.

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Olsun Gözüm

…Olsun Gözüm…
Benim de güzel gülüşlerim vardı hayata dair...
Sonra onlar hiç tükenmeyen bir azimle, 
Bütün hayallerimin kanatlarını kırdılar.
Şimdilerdeyse 
Küçük birer tebessümle onarıyorum canımın kırık canlarını. 
Olsun gözüm...
Varsın onlar da öyle mutlu olsunlar.
Bende daha çook eski fotoğraflara yeni şiirler var...
Cemre.Y.

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?

...Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?...
Günün belirli saatlerinde,
Hele ki sabah vakitleri milletlerin vekillerinin,
Hatta gerekirse cumhur başkanlarının,
Gerekse de kraliyet saraylarının belirlediği zamanlarda,
İnsanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Ezan seslerini türlü güzel nidalı imamlarıyla beraber,
Hiçbir sesinin duyulamayası,
O iğrenç seslileri de imam yaptın diye!
Bangır bangır bağırtan'ım!
Yine insanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Allah'ı aynı ama peygamberi ayrı yaradan'ın emri ile,
Kimi bir piyanonun sanki bir lire dokunmuşçasına,
Öyle bir yumuşak dokunuşla çanlar çalınırken,
Kimi paslanmış oksidasyon'lu sesiyle,
Kulağımızda zangırdatır ve bizi korkuturken başka ülkelerde.
Üstelik bütün bilinmiş dinlerde
Yaradanın yarattığına ezası...
Hep buluğ çağını çoktan geçmiş'i tasvir edilirken,
Ve birçok dinlerde buluğ çağı geçmemişse,
Hiçbir insan evladına halvete meyl edilmezken!
Ben, her bana sorulduğunda,
"Müslümanım elhamdülillah" derken.
Ama içimden!
Baba'm bana ilk tacizde bulunduğunda,
Henüz altı yaşımdaydım,
Biz müslümanlar'a vaad edilen,
"Ölür isek cennet kesin!" zamanımızdaydım yani.
Şimdilerdeyse...
Neden herkes gibi vedalaş'amıyorum,
İçimdeki habis şeylerle de durduk yere,
Bana hemoroid teşhisi konuluyor artık anlıyorum!
Çünkü içimi dışıma açarsam, o girebilirdi!
Çırpındım ama ölmedim!
Yenilmedim de.
Bir sonraki yelteniş'indeyse,
Göğüslerim daha yeni bitmeye başlamıştı,
Arkadaşlarım,
Anaları, ergen arkadaşları öyle demiş diye
Koca koca taslar koydular memelerine,
Hani o kadar büyük olurmuş diye.
Ben küçücük kahve fincanlarını dayamış'tım memelerime.
Hani hiç kimse heves edemesin diye!
Yine de baba'm...
İlk onlara dokunmak istemişti nedense?
Şimdilerde...
İstediğim her an degajeli fotoğraf paylaşıyorum!
Artık kırklı yaşlarımdayım!
Hele bir dokunmaya meyl etsin!
Sikini keser, ağzına tıkar, ibreti alem olsun diye de,
Cümle aleme yayarım!
Gerçi,
Gerçeğimden geçtiğim onca zamanlar içinde de çığlık atmıştım!
Rahmetli anam beni o günden beri hasmı bellemişti,
Susmamıştı ama...
Sevgisi artık eksikti.
Şimdilerde rahmetli olmaya haylice yakın olan,
Zavallı prostat kanseri olan babamın babası bile,
O günlerde bu çığlığım ses getirmeye devam ettikçe...
"Canım, o da kız kısmı sonuçta,
Gecelik giymeseydi." demişti.
Öldüğünde dedemin mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da
Daha ölmedi.
Öldüğünde babamın mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da,
Daha ölmedi.
Daha dün,
En üst kattaki yatak odamın penceresinden bir nefes alayım derken,
Hani o sevdiğim, hani o en beni seven kardeşim,
Hani o, en mutlu olunası aile için anama bile cephe olduğum,
Kardeşim, karısı, ve çocukları...
Toplamışlar kendince sevdikleri akrabaları!
Maldı, mülkdü,
Baba'ydı...
Haksız yere konduğu mülkü nasıl onlara aktarma'lıydı,
"Hangi yolları denemeli" ydiyi konuşuyorlardı,
Kızımı ve ben'i unutarak!
Yani geçmiş...
Aradan 3-5 gün geçince unutulur azizim!
Hele ki 3-5 kuruş geliri varsa çoktan unutulur!
Onların bir kızı yok nasıl olsa...
Erkekleri'yse gaylerden korumak yeterliydi,
Oysa ben görmüştüm,
Rahmetli anamızın bizi her yaz Kur-an öğrenelim diye,
Gönderdiği o Yeşil Cami'de...
Kur-an kursundaki kızlar salınıverilirken,
Dileyen...
Erkek öğrencilere ek nizam verildiğini!
O vakitler baba kahve köşelerinde,
Arkadaşı olduğu eşlerinin...
Kocasını nasıl da tufaya getirip yendiklerini anlatan,
Kodaman kodaman godoşların,
"Ondan artık vazgeç de, bana gel!"li endekslemelerine,
Rahmetli anamın,
Eski nacağıyla savaş açma dönemlerindeyiz.
Özür dilerim senden anne'm...
Baba'm gibi bana dokunmak yerine,
Seni tercih ettiler de,
Sen kendini savunabildin diye!
Ve özür dilerim anne!
Sana bütün bu hayatlarımızın,
Dönüm noktalarını sana anlatıp,
Senle paylaşıp,
Benden korkmanı sağladığım için!
Ve artık sen de benden özür dile lütfen!
Artık ölmüş olsan bile...
Bekaretimi...
Sevdiğim adam' a feda ettiğim,
Ve bunun için bunca bedel...
Aşk, ihanet, çocuk, ayrılık,
Ayrılık...
Ayrılık...
Ayrılık...
Şimdi bana neden ömrüme ait,
Sadece kızım'dan daha değerli hiçbir şey yok diye soruyorlar ya!
Çünkü...
Hiç kimsenin...
Sadece...
Kız evladı yok!
Bilmiyorlar?
Hiçbir şey'i anlamak istediklerinden fazlaca da...
Bilmek istemiyorlar...
Sana bir sır vereyim ağa!
Bu hikaye...
Senin aile efradından birinin kumarhane yönettiğine,
Senin aile efradından birinin uyuşturucu içip,
Uyuşturucu satmasına,
Bu hikaye...
En çok güvendiğin kardeşinin,
Mevzu bahis konusu geçince...
Senin çoktan ona ve ailesine bila bedel feda ettiğine rağmen
"Zamanı gelince,
Şu, şu kadar!" dersin matahlığını sana dillendirmesine değmez!
Çünkü diyemezsin ki ona
"Ulan bezirgan evladı!
Hadi geçtim sonraki sana ihtiyacım olan günleri de...
Baba denen o adam beni yemek masamıza yatırdığında,
Götümü sikmeye çalışırken, sen çığlıklarımı duydun da,
Kulaklarını yastığa gömmüştün hani!
Komşular yetişip beni,
Hastalanmışım gibi karın ağrısından doktora götürülürken sen!
Yatağın altında titriyordun hani!
Hani seni sormuşlardı da ben,
Trakyanın, o Pınarhisar'ındaki,
Bitli arkadaşım Ayşe'ler de, olduğunu söylemiştim hani!
Onun abisi de senin arkadaşındı ya!
Geçen gün...
Kulaklarımla duydum benim için aslında ne hissettiğini!
Oysa...
Hep...
"Yeterince büyük olsa kurtarırdı beni." demiştim.
Yeterince büyüdüğünde de,
Bana oldurmaya çalışılanları öğrendin ses etmedin.
Öz yeğenini, öz kardeşinden kollamaya çalışırken ben,
Ona da ses etmedin!
Kızımı, evimden, içimden kovarken de,
İçimdeki korkuları tıpkı altı yaşımdaki,
O kocaman çığlıklarımı duyduğun halde ses etmedin!
Yıllar sonra da...
Anamın uğru diye açtığınız kuran kursunun,
O serin bahçesinde siz çekirdeklerinizi çitlerken mi duyacaktım!
Aslında size göre..
Hiçbir işe yaramayan bir insan olduğumu?
Size bir tek hele ki bu dönemde!
Bir kız evlat diliyorum kardeşim!
"Bakalım, erkek o!
Nasılsa atlatır, rahatlığı yerine,
Onu kara çarşaflara serseniz de,
Onun topuğundan,
Yok bilmem ne,
Kara çarşafının kenarından görünmüş olan bileğinden,
Yok bilmem ne,
Balkondayken kimse yok sanıp,
Etrafa bakınırken gerdanından!
Yok bilemem ne,
Sosyal medyalardan birinde,
Es kaza uzun görünen kirpiklerinden,
(Benim evladım açık diye bunlar onda da dahil değil mi sanırsın!)
Kork!
Senin bir değil beş kız evladın olup,
Her biri bambaşka karakterlerde ve de inanışlarda olsun!
Bakalım o zaman!
Size üç kuruş gelir sağlıyor diye o babaya hala acıyacak mısınız!
"Esselamu Aleykum Verahmetullah!" diyorsunuz
Her gün milyonlarca kere...
Peki cennet garantili evlatlar,
Cenneti açlıkla, tecavüzle, iğrenç ecellerle sınansın diye mi!
Bu nasıl bir yaradan egosu!?
Şimdi şükür mü etmeliyim sana,
Hiç değilse tecavüze uğramadım,
Hiç değilse ben de öldürülüp,
Bir dere kenarına atılmadım diye!
Sen söyle Allah'ım!
Bunca zulüm hangi yaradanın egosu?
Cemre.Y.

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Yasaktı Yasak


…Yasaktı Yasak…
Fotoğraflar gördüm 
Gözler baksa, yürekler ırak...
Bedenler aksa,
Yüreğin biri bir taraf, 
Diğeri gözden ırak...
Her şey ama her şey
Bir sevdaya dair ne varsa
Her şey...
Yasaktı yasak!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...