küçücük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küçücük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2025 Perşembe

İnadına Gülümse

...İnadına Gülümse...
Sana küçücük bir bebeğin gözlerinden bakıyorum ey hayat.
Ne kadar da kocaman, ne kadar da korkutucuydun öyle.
Bakma sen aradan tam elli yıl geçtiğine,
Hala en ufak bir kırgınlığıma bakıyor o günün, o anına dönmem.
Yine de mademki uyanıyorsak her yeni güne,
Küçücük bir bebeğin gözleriyle bakmak lazım hayata.
Ama bu sefer hiç korkmadan
Ve evet her sefer,
İnadına gülümseyerek bakmak lazım hayata.
Cemre.Y.

9 Aralık 2024 Pazartesi

Yeter Ki Artık Sus!

...Yeter Ki Artık Sus!...
Sen daha küçükken,
Yaramaz bir laf ettiğinde,
"Ağzına acı biber sürerim." der idim!
Benden korkma diye de,
Sana ben sevdirdim acı biberi.
Şimdi ne diyeyim sana çocuk!
Kötü söz etmişsin benden yana!
Ağzını öpeyim çocuk senin.
Yine bebekliğinde olduğu gibi,
Yeter ki artık sus!
Cemre.Y.

8 Aralık 2024 Pazar

Kusura Bakmam Ben!

...Kusura Bakmam Ben!...
Hayat masalımdaki yolculuğumun
Kitabını yazdığım cümleleri,
Ezberden okuyor küçük beyinler!
Kusura bakmam ben yüreğini sevdiğim,
Yeter ki daha fazla üzülme sen.
Cemre.Y.

2 Şubat 2023 Perşembe

Bilemezdin

…Bilemezdin…
Senin yosun gözlerin yüreğime değdiğinde,
Hep yanardı, yine kanardı, yüreğim!
Cennete gidersem istedim ki son kokum ol!
Cehenneme gidersem son nefesim!
Bi-le-mez-din!
Kü-çü-cük-tün!
Cemre.Y.

30 Aralık 2022 Cuma

Hiç Kimse

...Hiç Kimse...
Ben...
Hep...
Çok...
Keşke o çok'un bi tarifi ve ederi olsa idi?
Çok...
Küçücük bir kızın,
Kollarını geriye gererek gösterdiği kadar çok.
Çok sevdim ya!
Eminim!
Büyüse bile,
Hiç kimsem'in kolları benimki kadar uzun değildi!
Ve...
Geriye gidemiyordular!
Çünkü...
Hiç kimsem...
Beni...
Asla...
Sevebildiğim kadar, sevemedi!
Cemre.Y.

8 Aralık 2022 Perşembe

Ah Etme Bana

…Ah Etme Bana…
Bu aralar çokça ince bir sevdaya hüküm giymiş gibi,
Veremli ve nefessiz öksürüyorum farkındayım!
Kimsem farkında değil!
Bir tek sen…
En olmaması gereken ve zamanda farkındasın!
Bir tek sen…
Görüyorsun kan kusuşlarımı!
Bir tek sen…
Diş biliyorsun bunu bana yapanlara!
Bir tek sen…
Sevdamın yarasının yanığını görüyorsun!
O yangınlar su topladıkça ben, bir bir iğne batırıyorum,
Sen ahhh!
Çekiyorsun?
Yapma!
Küçüğüm, beni bu kadar sevme!
Canın acır biliyorum ama,
Beklediğim sevmeler sana dair olmadı, olamaz da!
Sahi etmedin umarım da,
Yüreğim sana değmedi diye.
Hiç “Ahh!” ettin mi bana?
Etme!
Sakın ha!
Ah etme bana!
Cemre.Y.

28 Kasım 2022 Pazartesi

Yüreğini Gördüm

…Yüreğini Gördüm…
Sobe!
Yüreğini gördüm.
Küçücük,
Afacan bir çocuk var orada.
Hani dünya yansa,
Söndürecek bütün yangınları.
Cemre.Y.

25 Nisan 2021 Pazar

İnadına Gülümse

...İnadına Gülümse...
Olmak istemediğin yerden bir türlü gidemiyorsan,
Kaldığın yerde her gün ama her gün,
Kendine yeni küçük mutluluklar yaratıp,
Hayata, inadına gülümseyeceksin ki,
Karşı pencerelerden sana bakanlar,
"Vay be! Nasıl da yenilmedi!"diyerek iç geçirsinler.
Cemre.Y.

9 Nisan 2020 Perşembe

Ölmedim Hala, Lakin, Yaşamıyorum Da!...

...Ölmedim Hala, Lakin, Yaşamıyorum Da!...
Nicedir, "Neyin var?" diye soranım bile yok ki,
"Hiçbir şeyim yok!" diyeyim de...
Buna, sen de dahilsin'i, varsın da, yine, anlayamasınlar!
Haberler'in şefkatli bir anına denk geliyorum misal,
Aksi, nalet, huysuz, umursuz bir ihtiyar olacaktım güya,
İstemsiz akıveriyor gözyaşlarım,
Yine kötü kraliçe taç yapraklarının taçlarını takmış,
Hüzün zırhındaki kötücül hücrelerine.
Seveni sevdiğinden ayırmakta hala,
Ve haz almakta hayatı çürütmekten,
Sevenin ciğerini de yara yara.
Şimdi adı da konmuş üstelik Corona!
Nicedir, günde üç öğün gözüm yaşını içiyorum,
Epeydir öğün vakitlerimse, çok bilinmeyenli denklem zaten.
Ve eminim ki seni de çoktan unuttum epeydir,
Yani sebeb' i mazeretim değilsin.
Şimdi mi sormasınlar sakın diye de,
Ömrüme yeni insan dahi, dahil etmiyorum?
Hani es kaza biri soracak olsa...
Daha "Hiçbir şeyim yok!" un...
"Hiç!" faslında büzülüveriyor dudaklarım,
Titremeye başlıyor kirpiklerim,
Karanlıktan çoktan korkmuş,
Elbiseleri limelenmiş, saçları dağılmış,
Yırtık kırmızı pabucunun teki ayağının ucunda asılı kalmış,
O kız çocuğu hallerime dönüp,
Hemencecik, büzülüveriyorum olduğum yerde...
Çocuk olamadan büyümüşlüğümün,
Büyümeden küçülmüşlüğümün,
Hiç'liğimin neresine sığınacağımı şaşırıyorum,
Beynimin bütün kıvrımlarında şimşekler çakıyor,
Kalbimin ritmine yetişemiyorum!
Boğuluyormuyum diye kendimi sınarken,
Derin derin nefes alıyorum, alabiliyorum,
Hava, hala sekiz aylık halimdeki gibi zemheri!
Tahta beşiğimin üstünde hala beş karış kar, korkuyorum,
Ölmedim hala lakin, yaşamıyorum da!
Cemre.Y.

7 Nisan 2020 Salı

İç Ses

...İç Ses...
Belki de...
Bilim kurgusu iyi kurgulanmış bir fantastik filmin
Sadece küçücük bir iç sesiyiz.
Kim bilir?
Cemre.Y.

20 Şubat 2020 Perşembe

Yine Yeniden


...Yine Yeniden...
Sana henüz harfleri yazamadığın zamanlardan,
Henüz cümleleri okuyamadığın ömürlerden,
Zemheri ayazı vura vura,
Boyunu aşan karların yağdığı,
O akşamlardan birinden bir anı getirdim.
Hani evinin,
Küçücük camına kadar aşan kışları üflerken,
Buhara bulanan o cama,
Gülümseyen bir kalp çizmiştin.
Ertesi gün gazete kuponlarından topladığınız,
Kukla bezini almıştı annen.
İçini pamukla doldurup,
Gülümseyen ilk oyuncağını vermişti ellerine.
Bununla da yetinmeyip,
Bahçenizdeki iki dut ağacı arasına,
Toz pembe lastikli kumaştan sana hamak da yapmıştı.
Sana henüz harfleri yazamadığın zamanlardan,
Henüz cümleleri okuyamadığın ömürlerden,
Güneş yüzünden makas ala ala,
Ilık bir yaz rüzgarın estiği o günlerden bir anı getirdim.
Hani dut ağacının yaprakları bulutlarla sevişirken,
Kendine bulutlardan bir yatak çizmiştin.
Sevdiğin ne varsa çekip alıyordun buluttan dünyana,
Bütün kötülükler aşağıda kalıyordu hani!
Sana,
Büyümeyi öğretmedikleri zamanlardan bir hayal getirdim.
Ne önemi var artık,
Bulut öbeklerinin seni bile kurtaramayacağının.
Hayal ettin, sevdin, gülümsedin.
Hadi gel yine, yeniden gülümseyelim.
Cemre.Y.

13 Aralık 2019 Cuma

Severim Tabi


...Severim Tabi...
Ah be yürek boşluğum...
Hani hasbelkader olur ya aniden...
Senin adın geçse herhangi bir filmin repliğinde,
Benim yüreğimin telleri titrerdi.
Ah be ciğer çiziğim hani hissikablel vuku olur ya birden!
Senin kokun esse en seher yelinden,
Benim burnumun direği sızlardı.
Ah benim unuttuğumu unuttuğum...
Senin gülüşüne benzese küçücük bir çocuğun tebessümü,
Benim bedenim bahara yeşillenirdi.
Hani soruyorlar ya!
"Bir daha sevebilir misin?"
"Sevebilirim elbette!
Lakin...
Misal aynı misal değil!
Kışın sobayı seversin misal!
Yazın denizi!
Ne bileyim...
Sehpanı seversin misal,
Yahut yeni aldığın koltuk kılıfının rengini.
Velev ki bunlar yitip gittiğinde...
Yoklukları boşluk yaratmaz nefesinde!
Bilmem anlatabildim mi?
Neyse şimdi ömre kurumsallık katmak lazımsa madem!
Ahde vefa niyetine...
Derin bir nefes alıyoruz...
Yavaşça bırakıyoruz...
(İşe yaramıyor bilirim!)
Şöyle ağıza buruna yastık falan tıkamadan...
Ciğerin yettiği kadar,
İçinin boşluğu dolana kadar,
Lunaparkta hızlı trene yokuş aşağı salınmış,
Sonra aniden göğe uçurulmuş kadar avaz avaz...
Kaç sessizlik yuttuysan hepsini bağırıyoruz!
"Bir daha sevebilir miymişim!"
"Severim tabi, o sevdi ya hani!"
Cemre.Y.

1 Ekim 2019 Salı

Karışma

...Karışma...
Kenarları el örgüsü dantel sırmalı,
Güllerden kaneviçeler işlemeli,
En ala Amerikan bezi yatak odamın dantelleri,
Ütü sarısı bile olmamıştı daha!
Kaneviçe işlemeleri çamaşır makinesi hasarı olmamıştı daha!
O...
Tam yirmi yıl önce kucağımda küçücük bir bebeyle,
Damat yastığımızı terk edip,
Çiftli küstüm yastıklarına geçtiğinde.
Geçen gün biri benim için,
Sanki bunca yıldır merakındaymışım gibi!
"Bununla kimse evlenmez!" dediğinde,
Ziyaret ettim yirmi yıl önce,
Sarı sandığıma terk ettiğim çeyizimi!
Onca göz nuru döktüğüm salon takımıma şeytanlar işemiş.
Onca hayal ektiğim fiskos masası örtüme küf değmiş.
Değişen mutfak dolaplarına göre,
"En çok örtü rengi değişir!" diye de,
Zamane model işlediğim dantellerin modası çoktan geçmiş.
Haklıydı benim için öyle diyen...
Eskiden, yeni olmazdı nice çabalasam da...
Ve yeniden...
Artık bana bile kalmayan
Gözümün nurunu dökemezdim hiç kimselere!
Varsın, gelen, gelecekse bir tastamam gelsin,
Kalan da öyle sandık yadigarı kalsındı,
Tam olması gerektiği yerde.
Daha tülbentleriyle buluşamamış oyalarım vardı benim!
Şimdilerde beğendiğim bütün desenlerde yazma ile buluşturup,
Sehpa örtüsü eylediğim!
Kime ne ki, varsa cebimizde üç beş kuruş,
Tam yerine denk geldiyse manzara koyma an'ımız...
Rakı da içeriz, balık da yeriz,
Acılı şalgama da iki çiçek yer ayırırız illa!
Mademki, iki çıtır, bir kıtır dertleşiyoruz şurada he ana...
Sakıncalı biliyorum lakin sigarama da sakın karışma ha!
Ters tepiyor bulduğum bütün izmaritleri,
Toplayasım geliyor alamazsam diye!
Ha bu arada...
Dün üç tüp kanım çekilirken cesurdum ama!
Hastaneden çıkarken,
Seni oradan son çıkardığımız an geldi aklıma ya!
Acil'in kapısıyla, başka bir hastanenin acilinde,
Gözlerinin yosunu solmak üzere olan kızımla,
İkiniz arasında kaldım da,
Hani...
Elsiz, ayaksız, kolsuz,
Bacaksız uçarcasına gittim ya hani anam!
Beni, yavrumu, o günü, affettin mi ki annem.
Bugün olsa yine ona koşardım diye!
Ben, yine sarıldım dün, hatırlayabildiğim en küçüklük,
En mutlu, en korkusuz, en umarsız o an'ıma!
Hani  senin iki ağaç dalına kurduğun,
Pembe basmalı salıncakta sallanan o kız çocuğuna!
Böyle sarılıp kucaklaştık ki bir görsen ne güzeldi o an.
Benim içim titredikçe kimsesizlikten o daha da sarıldı.
Meğer küçükken,
Ne kadar da sevimliymişim, şaşı gözlerime rağmen!
Ha bu arada sayın seyirciler...
Beni, onu, bizi bir önden sondan yargılamayı kesseniz diyorum!
Zira...
Ben tam kırk beş yaşımda öğrendim kendime bari nazlanmayı!
Bırakın da azıcık çocukluğumla hasret gidereyim korkusuzca!
Cemre.Y.

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Hasta

...Hasta...
Günün nemi, gecenin nemine karışana kadar,
Tüm gün yataktan kalkamadı kadın…
Hiçbir şey yiyemedi sabahtan akşama.
Ayağa kalkabildiği zamanlardaysa,
Bol bol içinin hüznünü kustu.
Elini attığı her yerde küçücük bir kız çocuğu çığlığı!
Hiçbir şey yapamadı kadın.
Hiç yoktan çizgi film açtı kendine yarı baygın yatarken.
Üzerine sinen yaşlılık hastalığını silkelenmeliydi yeniden.
Yavaşça kalktı üzerine sokağa çıkmalık bir şeyler giyindi.
Mahallesindeki parkta tam üç tur attı yavaş adımlarla.
Ellerindeki mutlu dondurmalarını yiyen ailelere baktı.
Hiç yoktan umutlandı,
Burada bir yerlerde mutlu insanlar da vardı.
Sonra köşedeki bankta oturmuş,
Ucuz şarabını içen yaşlı amcaya takıldı gözleri.
Elinde Nuh Nebiden kalmış tuşlu telefonuyla oynamaktaydı.
Kim bilir kimin sesini özlemişti de arayamamıştı.
Dalıp gitti,
Kadının yüreği yufkalandı öyle değil miydi sanki
Ne de kolayca siliniveriyor rehberlerden,
O en baş tacı isimler ve numaralar ve ünlemler…
Böyle parmak uçların titriyor biraz...
Burnunun direği sızlıyor…
Ne toz zerresiyse o artık,
Bir de gözlerden iki damla yaş süzdüren!
Ama biliyorsundur artık,
O kristal bardak son üç damlayı da alıp taşmış…
Üstüne biri saçma sapan gelip,
Kum tanesi parçalarına ayırmıştır seni de
Çoktan tuzla buz etmiştir en güzel geçecek günleri…
An gelip sonsuz olmayı hayallenirken,
An'da kalır ve son olursun!
Elinde küçük kırmızı topla koşan çocuk,
Önünde duruverdi kadının.
Öylece gülümseyerek,
Gözlerinin içine baktı en tatlı haliyle,
Elindeki topu kadına uzattı bütün samimiyetiyle.
İşte o vakit gün boyu ilk defa gülümsedi kadın.
Çocuğun dalgalı kıvırcık saçlarını okşayarak teşekkür etti.
Hiç yoktan yeni bir filiz yeşerdi kadının yüreğinde.
Evine giden yolda şarkılar bile mırıldandı hatta.
Hala hastaydı, oldukça da halsiz lakin artık yaşlı değildi.
Cemre.Y.

14 Mayıs 2019 Salı

İftar

...İftar...
Nicedir, vakit iftar vakitlerine her yaklaştığında,
Elimde koca bir kapıcı kızı sepetiyle, burnumun direğine direğine,
Buram buram pide kokan fırın kuyruklarında bekleyişim gelir yanıma!
Rengarenk makyajlar yapmış oruçsuz teyzeler acıyarak bakarlardı oruçlu halime!
Ne de olsa onlar zevkten bekliyordular aynı kuyruğu, bense mecburiyetten.
Bazı günler, "Bize de bir pide al demezdi ya annem!"
O bir pidenin bile beşe bölündüğü umurumda olmazdı ya hani.
Çok gücenirdim anneme çok,
Madem öyle ne diye bu kokuyu burnuma burnuma diredi diye!
Çok gücenirdim Allah Babaya çok...
Ne diye bir kere olsun,
Diğer kardeşlerimi oruçluyken o pide kuyruğuna göndermedi ki?
Epeydir de en başına sarıyorum ömrümü,
"Neden?" lerimin...
Ve hani ölsem cennetlik olan yaşlarımın nasıl bir vicdanla,
Nasıl bir sınava tabi tutulduğunu bulmak derdindeyim!
Neyse yakalım mı bir sigara daha?
İftarınız sadist ruhundan arınmış yaradanınızla sevap ola!
Çünkü Allah en çok çocuk çığlıklarını duymalıydı.
Çünkü Allah küçücük bir yavruyu gen havuzu yüzünden,
Hiçbir sınava tabi tutacak kadar sadist olmamalıydı!
"Ol!"dese olurdu ya hani, olanı, olacağı o an oldurmalı,
Hiçbir intikamını,
Gelecek nesillerin suçsuz meleklerine cehennem etmemeliydi!
"Kontrol edemediğin şeylere fazla kafayı takma,
Hayatını yaşa!" diyor bir film repliğinde.
Yaşayacak bir hayat sunmadıysa yaradan insan olan neylesin!
Cemre.Y.

24 Nisan 2019 Çarşamba

Taciz... Don't Touch Me!

...Taciz... Don't Touch Me!...
Hani ülkemde olanlara şöyle bir bakıyorum da,
Milyonlarca duyarlı beyinlerin,
Sadece bir gün duyarlı olmaları ağır yaralıyor beni.
Misal çocuk bayramında,
Beş yaşında küçücük bir bebenin bağırsakları yırtılmış,
Büyüyüp evlenince sevdiğiyle sevişince,
Çocuğunun kurulup yerleşeceği rahimi parçalanmış!
Kaç gündür yoğun bakımda yatıyor türlü kabuslarla!
Ve ben...
Tek kelime şiir bile etmedim he mi?
Hangi yüzümle!
Her taciz ve tecavüz eylemi sonrası
Durup, düşünüp, soruyorum bu soruyu kendime!
Ve her seferinde de...
Annemin bizi guatr ameliyatı için bizi bırakıp gittiği,
Gündüzünde kırmızı pabuçlarımla sek sek oynadığım,
Ayaklarımın bağıra çağıra, tepine tepine,
Altı yaşımın kirlendirilmeye çalışılan bedenine dönüyorum!
"Önünü yaparsam seni alan olmaz,
Arkana yelteneyim!" diyen babamın sesi kulaklarımı tırmalıyor!
Korkudan altıma sıçışım,
Annemin ricası üzerine,
Komşunun bizi kolaçan etmek için kapıyı tıklatması,
Babamın acilen götümdeki bokları silip,
Beni kardeşimin yanına yatırması,
Söylersem, dilimi keseceğini söylemesi...
Hepsi ama hepsi an be an belleğimde!
Ben büyüyene kadar çok taciz edildim.
Ama ne zaman bir arkadaşımın evinde kalmaya kalksam,
Rahmetli annemin analığı tutardı da yollamazdı beni ya,
En çok o zaman gücüme giderdi.
"Sen düşmanı dışarıda değil ana,
Koynunda ara!" derdim de bana yine aylarca küserdi.
...Çocukluğumun Kırmızı Pabuçları...
Hani ülkemde olanlara şöyle bir bakıyorum da,
Milyonlarca duyarlı beyinlerin,
Sadece bir gün duyarlı olmaları ağır yaralıyor beni.
Misal bu akşam servisten indim,
Evime doğru yürürken,
Yaşlıca bir adamın,
Beş yaşlarında bir çocuğun burnunu silerken,
Onunla konuştuğunu gördüm de durdum!
Kanım dondu o an!
Çantamda bir şeyler arıyormuş gibi yapıp,
Epeyce dinledim onları!
Meğer çocuk gerçekten ihtiyarın torunuymuş,
Torununu parka götürüp,
Artık eve götürmek istiyormuş diye akıyormuş o sümükler!
Oysa babamın on sekiz yaşımdaki son tacizinde,
Hani o intihar eylemim olayında,
Ben odamın kapısını kililitlemiş,
Beşinci katın pencere pervazında korkudan titrerken,
"Napıyım anan vermiyor!" diyen bir babaydı o!
Yazmıştım epeyce o anları da!
Anam kurduğu pazardan gelmiş,
Epeyce bir arbede olmuş,
Ve yine anam bana küsmüştü!
Bende gece olunca anamın bütün ilaçlarından iksir yapıp içmiş,
Üç gün üç gece uyanamayınca,
Rahmetli anamın böğrüme indirdiği tekmelerle uyanmıştım.
Çok geçmedi zaten üzerinden onunla karşılaştım.
Yüreğime sevgi kırıntıları ekildi sandım,
Biri bari, uğruma ölümü göze alacak kadar beni sevdi sandım.
Öyle ya bir tek o demişti,
Ne anam, ne de babam,
Bir tek o demişti...
"Bundan sonra yanında ben varım Cemre Sultan!" diye.
İnandım, kandım, sevdim, sevdalandım.
Babamın yıllardır alamadığı bekaretimi ona hediye ettim.
Beni kucağımda iki yaşında bir bebeyle,
Eski sevgilisi için terk edip gideceğini de bilseydim,
Asla ama asla evlenmezdim.
Gider vesikalı orospu olurdum daha evla olurdu.
Zira o zamanlar ne anana, ne babana,
Ne de koynuna aldığın kocana güveniliyordu.
O vakitler düşman içerideydi zira!
Şimdi her yer ürkek birer korku.
Yani sizin sanki ilk defa yaşanıyormuşçasına,
Haber diye günlük tepkisel durumlarınızı,
Ben tam tamına otuz sekiz senedir,
Beynimde acı anı,
Yüreğinde hasarı telafisiz bir yara,
Bedenime sahip olmaya çalışan kirli eller olarak yaşıyorum.
O yüzden konuşup dillendirmeyelim bu konuları!
Siz...
Sadece empati yapmaya çalışırsınız,
Ben ya devamını getirebilseydi ne olurdu diye sonumu görürüm!
Üstelik rahmetli anamın gücüne gitmesin ama...
Sanmam ki beni doktora filan götürsün!
Ona da anlatırım diye korkardı zira.
"Anyway!
Please, go away!
Don't touch me!"
Cemre.Y.

23 Nisan 2019 Salı

Ömrüme Hoş Geldin Baharım

...Ömrüme Hoş Geldin Baharım...
Ben seni bir yaprağın üzerindeki,
Küçücük çiy tanesine yıldırım düştüğünde,
Ve yaprak alev alıp ardından donduğu vakitte,
Tam da aşkın mevsiminde,
Asil bir duruşun aynası lale eyleyip doğurdum.
Ki bakarsan tarihine,
Bütün mitolojiler de bu hikayemi doğrular!
Ben seni, koynumdan uçurup kırlangıçları,
Boynuna doladığım gönül yakan çiçeğinin,
Sevinç ışığı mevsiminde doğurdum,
Ben senin gül cemalini her gördüğümde,
İçinde kelebekler uçuşurken,
Bir yandan yağmurları ağlayan nisan ayında doğurdum.
Ben seni, bana doğurdum.
Ömrüme hoş geldin baharım.
Ömrüme hoş geldin, iyi ki geldin.
Saçlarının kokusunu tel tel içime çektiğim her an,
Her mevsiminde bana ömürler bahşeden lale mevsimim.
Ömrüne lale mevsiminden başka bahar değmesin.
Cemre.Y.

21 Şubat 2019 Perşembe

Kalubela'm

...Kalubela'm...
Oysa, nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
İşsiz günlerimden biriydi o gün yine.
"Annem...
Yıllar yılı beni sevmeye fırsat bulamamış annem,
Yüreğimin yongası, ciğerimin alevi annem,
Bunca yıl sonra...
Onkoloji kapılarında,
Onun kemoterapisinin bitmesini beklerken
Kahvaltısız evden çıktığımı hissedip,
Hiç yoktan çay içersem yanına katık olsun da
Aç kalmayayım diye plastik saklama kabı ile
Bana evinden kek getiren anneeemmm !
Çantasından çıkartıp elime tutuşturan annemm!
Ne diyeyim ben şimdi sana şimdi?
Hiç yoktan ilk okulumun ilk günlerini hatırlattın bana!
Hani teneffüs zili çalınca yavrularına koşan anneleri,
Ellerinde beslenme çantalarıyla,
Aman evladım,
Şunu sevmezsen şunu kesin ye diyen anneleri!
Babam olmayasıca beni bir yaş küçük yazdırmış ya!
Evveline çok aklım sarmıyor da.
Tam tamına altı yaşımdaydım o zaman.
Ve ben sana ilk okulumun ilk teneffüsünde gücenmiştim.
Beslenmesinde değildim hani,
Daha dün gece hiç yoktan bir ton dayağımı yemiştim de,
Bari o ilk gün,
Diğer anneler gibi olaydın ya!" demiştim sana.
Giriş çıkış yasağının,
Bitmesini ve benim gelmemi beklediğin gibi
Beni guatr illetinden ameliyat olmaya terk ettiğin,
O ilk, sensiz gecemizin, o lanet anların, o lanet dakikaların,
O lanet yağasıca saatlerin...
Baba tacizi yüklü, acılarımın,
Artık bitmesini dilediğim beklemişsin yine beni!
Bunca zamandır seni buraya getirip götürenlere soruyorum.
Gayet de cesur ve elinden geldiğince,
Güçlü ve dik duruyormuşsun!
Hiçbirine de öyle...
Gözlerinin ışığında yılların korkularını biriktirmiş,
Bir sarılsam dudakları çoktan ağlamaya hazır,
Küçücük bir kız çocuğu gibi çaresiz bakmıyormuşsun!
Ben ikinci defa, altı yaşımın ilk yarı tatilindeki o gece,
Ben üçüncü defa,
Ben giderken "Mutlu ol yavrum" demediğin gece,
Ben dördüncü defa,
"Gittin de dönmedin mi sanki!" deyişine...
Ben beşinci defa...
Hiç yok halimle,
"Tek bir toz tanesine kadar parasını sayarsan,
Anca bir dairem var dersin!" deyişine...
Ben altıncı defa...
"Seni doğuracağıma taş doğursaydım da,
Hiç değilse evime duvar olurdun!" deyişine...
Çok mu çok gücenmiştim be anne'm!
Lakin sevdamdın sen benim.
Uykuya daldığım gecelerin,
Sabahına varamamayı dilerdim en çok!
Olurdu ya,
Ölümü bari öper koklar, sarar sarmalardın diye.
Tam kırk beş yaşımın yirmi üç yılı,
Hep bunu diledim için için
Sonra yosun gözlüm doğdu işte...
Ölemedim.
Yıllara yıllar,
Aylar, haftalar, günler, saatler, dakikalar eklendi.
Sonra o gitti ölemedim,
Sen yaşamaktan yoruldun, ölemedim.
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
"Ah be yavrum,
Hiç yorulmasan da hiç gitmesen ya!" deyişine
Zaman ömre yenik düştükçe,
Anlamaya başlamıştım nihayet!
İlk okulumun, ilk teneffüsünde yanımda olsaydın,
Orta okulumun ilk teneffüsünde,
Bana gelebildiğin gibi olacaktı halin!
An gibi dimağımda hala!
Apak, pullu yazman kana bulanmış,
Dudağın kenarı kan sızımaktaydı sızım sızım,
Sınıftakilerin sana nasıl baktığı,
Umurumun dışıydı, gelmiştin ya!
Seni ilk ve son defa,
O vakit affettim seni anam, kusuruma kalma!
Ne de olsa sevdalıydım ben sana!
Geldiydin ya!
Ya sen ana'm...
İlk ne vakit,
Yanlış doğduğumu biliyorum,
Eril olamayan cinsiyetimden de!
Son ne vakit,
Doğru yer ve zaman da durduğumu da biliyorum da!
Niçin, neden ana!
Muhtaçsız, ihtiyaçsız, lazımsızken durduk yere hani!
Hangi an'ındı beni yürekten sevdiğin an!
Misal ben yosun gözlüme her an,
Özellikle her gece...
Mütemadiyen her gece!
Duysa da duymasa da,
Yüreğimin,
Ta ciğer yırtılışı kadar hiç usanmadan, yorulmadan,
"Seni seviyorum lülücanım!" derim ona...
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
Hayat, ne gariptir ki,
Unutmamak yemini etmiş herkes günümüzde!
Peki madem!
Kalubelamdan sorgulayalım bir,
Bu durumların vehametini!
Şimdi biz Hz.Süleyman'ın rüzgar olabilmesini...
Rüzgar olup, uçup gidecekken, neden onca çileyi çekmiş?
Hz.Yusuf'un rüya tabirlerinin hikmetlerini...
Kendisini kurtaracak,
Tek bir rüya göremeyeşinin efsanevi olmasını!
Hz.Musa'nın nehri ikiye bölebilmesini,
Ki asasını yere vurduğunda yılan olmasını...
Mademki nehri yarabiliyordu da neden ki,
Firavunu nehri yarmaya gerek kalmadan,
Yılanların onları helak etmesini sağlamamasını!
Hz.Muhammed'in "Sihir demesinler!" diye
En az mucizesi olsun diye kader konulan!
Ama çocukluğundan beri kafasının üstünde
Bulut gezen bir peygamber olmasını...
En mucizesi az olanın,
En çok inanılan olmasını okuyalım madem!
Geçen gün prens denilen herif!
Bunca müslüman'ın yüzüne tavaf eyleyip,
Etrafınca dua dilediği sonradan restore olsa da Kabe ya!
Çatır çatır gezip bastı üzerine!
Hani güya...
Bir umre ile geçecekti bütün hastalıklar!
Vallahi de tallahi de içlerinde yüce yürekler de vardılar!
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere…
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
Cemre.Y.

7 Şubat 2019 Perşembe

Güneş

...Güneş...
Dışarı çıktım,
Yüzümü güneşe dönüp,
Gözlerimi kapattım.
Güneşin, alnımın tam ortasından,
Beynimin sokaklarına dalmasını izledim.
Sonra kalbime kadar inip,
Küçücük bir buse ile,
Yüreğimden öpmesine izin verdim.
İçimde gezinirken,
Boynuma dolandı yumuşacık elleri,
Dudaklarımı ısıtmasına kıkırdadım haylazca,
Burnumun ucuna dokunup,
Yanaklarımı okşamasınaysa gülümsedim.
Nicedir,
"Her şey güzel olacak!" diye diye,
Sabaha umutla uyanıp,
Akşamına kalmadan mutsuz edildiğimin
Bütün hesaplarını soracaktım güya!
"Neden ben?" diyecek ve cevap bekleyecektim ki
Geldiği gibi alnımın ortasından öptü.
"Ben hep varım da...
Gündüz bulutlar giriyor araya,
Geceyse dünyanın öteki yüzü,
Bütün suç benim değil yani kuzum,
Bana gücenme.
Beni unutma demiyorum sana,
Varlığım bir ve tek,
Ama benim bir dünya dolusu çocuğum var
Ki bu seni sevmiyorum demek değil!
Sadece yetişemediğim zamanlarım oldu hayatında,
Hani nice zamandır sen de,
Hem ana ve hem de babasın ya,
Kimin kalıyor her daim sorgusuz sevdiğin!
Kızın değil mi?
İşte senin yavrun bir ve tek!
Ya ben neyleyim!
Ama kendimi sana affettireceğim" diyor ya!
Buruluyor içim o an.
İnşallah o da rahmetli anamın son günleri gibi olmaz.
Hani rahmetli anam da son günlerinde
Hiç sevmediği kadar sevmişti ya beni.
Şimdilik için gönlümde kalan,
Güneşimin içimin içinin,
Bütün kırılgan kanatlarını öpmüş olmasının,
İlk defa çikolata yemiş çocuk gibi,
Tarifi zor olan o sevinci.
En azından "Seviyorum!" dedi.
Cemre.Y.

3 Şubat 2019 Pazar

Artık Acıtmıyor Kayıplar

...Artık Acıtmıyor Kayıplar...
Eskiden olsa...
Dünyamın başıma yıkıldığını sanırdım oysa.
Üstelik sonu başından kara kaderime de,
Bolca küfürlü sitemler sayardım susana kadar!
Nicedir fark ettim ki,
Artık acıtmıyor kayıplarım!
Sonunda öğrendim nihayet.
Ömrümüze dahil olan her şeyin...
Birer raf ömrü var!
Kim bilir ki benim yüreğimin raf ömrü nicedir?
Nicedir ahvalim!
Bildiğim bir şey varsa o da...
Artık acıtmıyor kayıplar!
Ne vakit...
Bir şeyler gitse benden,
Ya da bir şeylerden gitsem ben.
Küçücük bir valiz hazırlarım yüreğime,
Zamanı ömürle değiştirmek vaktidir demek ki.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...