…Hakkım Helaldir…
Bana;
"Hayatına olumsuz dokunan herkesi ama herkesi,
Nasıl affedebildin ki yürekten?
Gerçekten mi affettin yani? diyorlar ya!
Gülümseyerek;
“Evet, hepsini yürekten affettim.” diyorum şaşırıyorlar,
Sonra da “Peki hayatına olumlu dokunup, yıkıp gidenleri?
Ya da tam tersi...
Onları da mı gerçekten, yürekten affettin ki?” diyorlar,
Daha da güzel gülümseyerek;
“En ilk onları affettim zaten.” diyorum,
Açık kalan ağızlarını kapamayı unutuyorlar.
Küçük bir hikayemi anlatıyorum onlara, başımdan geçtiği esnada,
Hiç de anlatırken ki gibi bakamadığım, oysa bunca yıl sonra,
Başka başka bakış açılarımdan
Gerçek hikayelerimden birini anlatıyorum.
Bir roman sayfasını,
Sesli okuyor muşum gibi hayretle dinliyorlar,
Sustuğum andaysa
Belki biraz olsun anlak zekaları çalışıyor ama sonunda yine de,
İlle de “Ben olsam affedemezdim.” diyorlar.
Bugünlerde ki affetmelerime dair, bir hikaye daha o zaman;
Yıllar yıllar önce, yüzyıllar öncesinde;
Aşklar, sevdalar, yanılıp şaşılmalar,
Es kazalar, bu kadar dile düşmezden,
Aldatma ve aldatılmalar bu kadar ayyuka çıkmazdan önce,
Henüz, her şeyler saman altından yürütülmekteyken,
Eşinden, sevdiceğinden henüz boşanmış bir kadın vardı,
Saman altında bile su yokken üstelik, ona göre çaresiz
Boşanmadan bir yıl öncesi,
Hatta ondan öncesi bir mazileri bile vardıydı!
Kadın, sonradan öğrenmiş hepsini çok sonradan.
İş işten geçip “Mademki bunca yıl savaşım bu,
Gerekse uğrunda recm etsinler beni,
Hiç değilse namus meselelerine değsindi.
Neyim var neyim yoksa sevdiceğim alsındı madem.” dediği günlerde,
İlk karanlıklarını almıştı aldatılmanın.
Pes etmedi.
Edemedi.
Mademki ölümü göze almıştı ona ait olmakla, ölümü tercih edebilirdi!
Ö-le-medi!
Bir kavanoz kan pıhtısı içinde,
Sabaha kadar çığlık atıp avazlamamak için,
Kollarını ısıra kanata banyolarında mavi bir leğene düşürdüğü
Henüz iki aylık bebeğini, artık ölü bir bebeyi,
Peri’sini (Doğsaydı adını Peri koyacaktı.),
Bembeyaz dantellerle dolu çeyizlerinin arasında sakladı ailesinden.
Sevdiceğinin ailesi zaten biliyordu,
Kadın da biliyordu başa gelecekleri.
Onu en son doktora götürdüklerinde,
Kadının hastaneye yatması gerektiği,
Bebeğin ana karnında ölüp,
Kadını zehirleyip öldürmeden alınması gerektiği söylenmiştiler zaten!
Kadın, ailesi duyacaksa o öldükten sonra duyulsun madem diyerek
Kabul etmedi hastanelerde ailesiz yatmayı.
Zaten nikahına da şunun şurasında sadece üç gün kalmıştı.
Varsın ilk bebesi, o, madem onlardan artık gitmeyi seçmiş bari,
Evliliğin ilk günlerinde onunla beraber yok olsundu.
O, anasına hep söz verdiği gibi o evden ak gelinliğiyle çıkacaktı.
O sabahı, bembeyaz gelinliğini giydi, içinden içeri kanlar fışkırır,
Hiç kimse görmezken, herkesine ayrı ayrı gülümsedi.
Bir bilseniz o veda anı...
Ömrü boyunca olacak tek en acı gülümsemeydi.
Daha önce ve daha sonra hiç kimsesi böyle ölmemişti.
O, izin vermemişti ve bir daha da asla izin vermeyecekti.
Vedalaştı ama ailesinden ayrılmıyordu.
Ailesi zaten bir kavanozun içinde çeyizleriyle arka bagajın içindeydi.
Herkesle vedalaştı.
Yanında olan, olmayan, olamayan, olmak istemeyen herkesle!
Sadece babasının elini öpmedi.
O, ana evinden
Öylece apak gelinliğiyle çıkarken, sadece tek eksiği vardı.
Belinde babaların taktığı kırmızı kurdelesi yoktu.
Söyleseler de taktırtmadı.
Kırmızı, o babaya inat, onca yıl saklamayı becerip de saklayıp,
Sevdiceğine sunduğu, kendine yaraşır bir namus kaybı biçtiği,
O evleneceği adamda ve apak gelinliğinin içindeydi.
Kırmızı, apak dantel çeyizlerinin içinde sarılı ölü bir kavanozdaydı.
Al kırmızı kurdeleliydi hepsi, hiç kimse de görmedi.
Son anda anası sarıverdi beline kızının namusu kan kırmızı kurdeleyi,
Anası kızına sarıldı,
Hiç tecavüze uğramamış kızı apak gelinliğiyle,
Anasını gururlandırarak evden çıkıyordu,
Keşke bilebilseydi anası o gün,
O kızın içinin camlarının hepsinin birden kırıldığını!
Keşke anlatabilseydi kızı,
Akrabasına tercih diye sevdim sandığını!
Kadın evinden sıyrıldı.
Gitti ve evlendi.
Oysa, o nikah memuruna,
O sabah “Hayır!” diyebilirdi.
Çekip gidebilirdi ya da ölebilirdi!
Susmak!
Kaderine razı gelmek kadının kendi tercihiydi.
Sonra objektiflere bilindik göz kırpışlı mutluluk fotoğrafı gülümseyip,
“Evet!” dedi.
Sevmeye devam etmek onun tercihiydi.
O gün Peri’yi affetti.
Eylül geldi sonra...
Sonra, öteki kadın, ilk kadın pişman oldu terklerinden,
Bizim zavallının yerine kadının biricik eşinin yamacına yine, yerleşiverdi.
Aylar sonrasında bir gece vakti aniden yuvalarına bile geldiler hatta el ele!
Konuştular...
Konuştular....
Konuştular ama en son
“Biz şimdi gideceğiz el ele.” dediler.
Kadın sustu.
Susmak kanının kendi tercihiydi,
Bu sefer de vazgeçişleri kadının kendi tercihiydi,
Bu sefer, kızına bedeldi.
Onları ve o gecenin bir yarısı el ele giderlerken,
O son balkonundan ağladığı anı affetti.
Başını bağlayıp kapanmadı ama
Tam beş yıl yüzük parmağında durdu o alyansı.
“Rahat bıraksınlar beni!”d iye.
Bir gün bir minibüs şoförü sarktı.
Kadın çıkışarak yüzüğünü gösterdi.
Adam daha da pişkin
“Nolmuş bende de var, daha iyi ya yapışmazsın bana!” dedi.
Kadın o gün sustu.
Susmak onun gideceği yere varabilmek için
Başka yol parası olmamasına bedel tercihiydi.
Minibüs şoförünü affetti.
Hatta ömrü boyunca bütün yollarına çıkıp
Ona sarkan bütün arabalı insanları da affetti.
Ertesi gün alyansını sattı.
Kızına en güzel elbiseleri, en güzel oyuncakları satın aldı.
Kızı büyüdüğünde hiçbiri nasılsa hiçbir yerde olmayacaktı.
Bir gün öylesine yoğun çalışırken
Bir yandan oradaki adamla dertleşirlerken.
Adam birden
“Ben artık hayatıma bir renk istiyorum arkadaşım.” dedi.
Kadın anladı.
Durdu.
“Peki rengin ne?” dedi.
Adam sustu.
Sonra aniden “Çok zor kadınsın çoookkk!
Ya aptalsın ya da fena zeki.” dedi.
Kadın sustu.
Susmak kadının işine tercihiydi, adamı affetti.
Aradan tam üç yıl daha geçmişti.
O yıllar boyunca, ömrü hayatı boyunca bir küçük kardeşi dışında
Ona sadece ve sadece bir tek insan gözlerinin içine bakıp
“Sahi nasılsın?” diyordu.
Kadının işi başından, derdi kederinden çoktu
Bazen onu bile kandırmaya çalışıyordu.
Mutsuzsa bile “İyiyim.” diyordu.
Kadın yalan söylemeyi hiç ama hiç beceremiyordu.
Adam yalan olduğunu anlıyordu hemencecik.
Kadın gözleri gülerek “Gerçekten iyiyim, ya sen?” diyene kadar
Her saat başı, hiç bıkmadan soruyordu.
Kadın bir gece bir rüya gördü.
Adam o rüyada kadının eline ilk defa dokunmuş
Ve kadının elinden alevler çıkmıştı.
Ertesi gün ve iki ay boyunca kadın kendini yeminine sadık kalıp
Yasaklara aşık olmadığını ikna etmekle geçirdi.
Eridi.
İki ayda tam otuz beş kilo vermişti.
Sonra bir gün, yine yoğun yoğun çalışıp dururken
Birdenbire öylece kaskatı donduğunda dört beş kişi,
Onu öylece kaskatı doktora götürdüler,
Doktorun ilk işi, kadının kalçasına diazem vurmak oldu,
Sonra diğer tetkikler derken
“Bağışıklık sisteminin sıfırlandığını,
En ufak bir mikropta ölebileceğini öğrendi.
Kadın sustu.
Ölmemeliydi.
Oysa itiraf etse ölmeyecekti.
Ölmemek için adama itiraf etmek
Ama adamı asla hayatına dahil etmemek,
Hayatından kovmak kadının tercihiydi.
O ara, başka bir adam kadının etrafında koşturmaktaydı.
Yasaksızdı.
Bir gün ansızın “Ben senle olmak istiyorum,
Ama olmaz dersen de dostluğunu kaybetmek istemiyorum.
Hemen düşün, çabuk karar ver ama sakın
Beni hayatından tamamen yok etme” deyivermişti.
Oysa o farkında olmadan, kendine olmazları diretip,
Planotikliğin dibini boylarken, en azından itiraf edemezken,
Ölümün eşiğine geldiği adam evliydi, olmaz, olamazdı,
Kadının lugatında ölüm daha evlaydı.
Kadın sustu.
Düşündü.
“Evet” dedi.
Evet demek onun, öteki kadın olmamak için tek tercihiydi.
Üç gün sürer sanılan sevdalığın üç yıl sonrasında,
Adamın ablasından haber gelmişti.
“Kardeşimi dul karıya yamatmam!” diye.
Kadın adama “İstersen sana ilk gün gibi olurum.” deyiverdi.
Adam durup iki saniye düşündükten sonra
“Ya yosun gözlüyü ne yapacağız?” dedi.
Kadın onu çıktığı yere geri sokamazdı, üstelik bütün bedellere,
Ömrüne bedeldi yavrusu.
Kadın sustu.
Susmak kadının evladına bedeldi.
Tek bir cümle kadına yetmişti.
Gitmişti kadın.
Gitmek kadının tercihiydi.
Onu da, ablasını da, onun yanında dost görünüp,
Ardından etmedik laf bırakmayan, sonradan da kendisi eşini,
Elli yaşındaki adamla aldatıp, baba ocağına dönen kız kardeşini de,
Bütün sülalesini de affetti.
Güvercin yuvasına kondu sonra, o da, olamayacak bir duaya amindi.
Yasaksızdı ama yasaksız olmak sevmelere yetmiyordu.
Güvercinler hep yemlerine sadık kalıyordu.
Adamın kendine ait tek buğday tanesi yoktu.
Zaten unutmaların sonu da unutulmak olmalıydı.
Sonu olamadı.
Olmayacak dualara amin demek kadının kendi tercihiydi.
Affetti güvercin yuvasını da.
Unuttu gitti.
Yıllar geçmişti, kadın artık her şeyin üzerine,
Adını yazacak kadar tozları birikmişken.
İlk sevdası, anası, artık zor zamanlarındaydı.
Sağlıcağa yakınken herkes elbette yanlarındaydı,
Hele en sevdiği kardeşi!
Onun için şirketini bile batırmıştı.
Artık güç kalmamıştı hiç kimsede.
Kadındaysa takat hiç yoktu!
Kime yüzünü ilk defa eskitip yardım dilense
Herkes lafa “Ah! Evladıımmm!” diyerek başlıyordu.
Bunalımın dibinde buhranlarının sonundaydı ki,
Biriciğini her gün uyarısına rağmen,
Yosun gözlü kendi ergenliğinin haklı hesaplarındaydı.
Kadın çıldırdı!
Bir gün, artık, ona yetemediğini düşündüğü anda
Fındık kabuğuna dolmayan bir sebeple, hem de sadece kızına,
Söz verip verip odasını toplamıyor diye bahaneyle,
Ömrünce ilk defa küfürlü bir tek cümle etti gözlerinin o yosununa ;
“Madem öyle siktir ol git evimden!” dedi.
Kızı çekip gitmezden önce son kez,
O güzelim yosun gözlerini yaşarttı kapıda.
Kadın onu döve pataklaya “Gel buraya kraliçeemmm!
Ama kraliçelerde azıcık iş yapmalı!” demedi.
Sustu.
Susmak kadının evladına artık yetememezliğine tek çaresiydi.
Kızını daha o anı da affetti.
(Rahmetlim! İlk sevdam, canım anam!
Sakın ha oralarda gücüne gitmesin!
Bilirim, seni, sen daha bana,
Sana aldığım hediyelere bile kendi istediğin renk olmamış diye
Aylarca küserdin de ben gitmezdim.
Bilirim sen en çok benim onu, beni en ilk terk ettiği,
O ilk günden affedişimi anlayamadın!
En çok, yosun gözlüme küsüp gittin beni öylece terk etti diye!
En çok, en son benim senin yanında oluşuma ezildin.
Etme!
Ezilme!
Hiç, et tırnaktan kopabilir mi?
Etimi tırnağımdan gerçekten söktükleri bir gün
Bunun ne demek olduğunu gayet iyi öğrendimdi ben çok önceden!
Sen topallamalarımı yine tırnak batmalarım sanıyordun üstelik!
Bir de bana üzül istemedim, hayalimde hep üzülürdün çünkü!
Çok sonradan öğrendim ki meğer sen daha aşıkmışsın ya bana!
Bana küs olduğun zamanlarda
Pencereden bakıp üstüme, başıma baktığını da çok sonradan öğrendim.
Bir bana bakıp, bir de gökyüzüne bakıp,
“Peh gene götü başı açık ..... donar bu kızın bu havalarda!
Sonra da hasta olur, minnet de etmez kimseye de,
Öylece aç susuz
Yatağında ölü gibi yatar!” cümlelerini de çok sonradan öğrendim ana!
Keşke ben ansız zamansız düşüp düşüp, olmadık yerlerde bayılıp,
Ağzım, yüzüm, çenem, kan revan içinde sana geldiklerimden birinde olsa bari
Artık pencereleri bırakıp yüzüme şefkatle baksaydın!
Senin analıktan anlayamadığın tek şey buydu ey ilk sevdam!
Ben kızıma siktir çekerken bile her anını saymak zorundaydım!
Yolu es kaza gitmesini istediğim yer değil de başka bir yer olsa
Anında dibinde olurdum ana!
Sana bir sır vereyim mi?
Saymalarım da da en çok, hayattan fazlaca yorulduğumda,
İstiklal Caddesi yürüyüşlerim kadar sapmış!
Gidişinde öyle bir bakış gitmişti ki!
Kendini benim beni bulduğum yerde bulmak isteyebileceği
Hiç mi hiç aklıma gelmemişti.
Sonradan öğrendim onu da!
Yani ana!
Yeterince sevebilirsen ve sevdiğini yeterince gösterebilirsen,
O puşt oğluna sevdi diye kanmıyor hiçbir genç kız,
Yeterince koruyabilirsen ve her anında arkasında durabilirsen de,
Mademki akrebim alacak namusumu kirleten,
Bari bu alsın da demiyor, üstelik...
Gerçekten bembeyaz oluyor
Bütün dantelalalı ceyizlerle o güzelim çocuklar!
Gerçi zaten hepsini artık doğru görüyosundur ya!
Yani ana!
Dur hele anlatacağım onu da!”)
Aylar geçiyor, kadının ilk sevdası gün geçtikçe soluyordu.
Canının son damlaları, kanının son damarları
Her gün daha çok patlıyor, çekiliyordu!
Kızı yoktu artık senden başka hiçbir şeye bila bedel,
Ona dair duyuyor, öğrenmesi gereken yerlerden her şeyi,
Onun cephesinden olmasa da öğreniyordu.
O, orada daha mutluydu.
Tam yedi ay, kızı, anasının ona ilk ettiği küfürlü cümleye bedel,
Sesini bile aramamıştı anasının!
Peri gittiğinden beridir özlemek daha nice kelimeydi!
Kadın sadece susmadı bu sefer!
Bildiğin anırdı hayata!
Bunu, bu gidişi öylece, affedebilmesini de hiç anlamadınız oysa!
Oysa kadın!
Onu karnında hissettiği o ilk anadan beridir,
Hemen her gün o kadar çok!
“O olmasa!” diyordu ki farkında olmadan!
Kızı hep yanlış anlıyordu bunu,
Yosun gözlüm olmasa ben yaşamayı tercih etmezdim bu kesindi.
Kızı bıkıyordu, anasının ona her gece usanmadan,
Kızı uyumadan önce daima ninni gibi,
“Hiç kimse, ben dahil, benim yosun gözlümü hayatından
Bila bedel yok sayamaz,
Bir gün sana siktir çeken anan bile olsa,
Ardına bile bakmadan olabileceğin en güzel,
Sana en yakışan hayata ak bebeğim!” diyordu.
Anası kızına ilk defa fütursuz bir küfür etti,
Kızı kapının önündeydi,
Ah nasıl yalvarıyordular o gözler,
Kızı anasına "Sarılsana!" diyordu.
Anası kızına "Sarılsana, ben seninim, gidemem bir yere!" diyordular.
Kızına gururu fazlaca zerk etmişti, belli ki gidecekti.
Kızının son bakışından itibaren affetti.
Elbette sustu kadın, bu kızının yeni geleceğine bedeldi.
Aylar sonra;
Silivri Anadolu Hastanesinin kamelyasında
Herkesin ötesinde biri çekti onu kenara!
O biri, sadece biri değildi!
İlk okul ikinci sınıfı anacığının diretmeleriyle okutmaya başlatılıp,
Beraberce denk geldiği,
İlk okulun ikinci sınıfına denk gelip okuduğu dayıcısıydı o.
Hani şu yılar sonra Bahçeli evlerin bahçesi bize yasak olan
Sadece iki göz kapıcı dairesinde ikinci göze sadece iki çekyat sığar,
Çek yatlardan birine iki erkek kardeşi yatar,
Diğerine dayıcısı yatar, aradaki boşluğaysa kız evladı ya o!
Bir süngerle sığmaya çalışır fedalarımız dayıcısı.
“Yeğenim! Tamam anladık her şeyden ablam için caydın,
Bütün paralarını bu gereksiz azmine harcayacaksın da eeee!
Buranın gecesi iki yüz elli lira!
Yani biz ne vakit köye gidelim?” dediği anda!
Kadının aslında parasının son anları, anasının son vakitleriydi.
Doktoruna danıştı, mademki ölüm bile pazarlıklıydı.
Onların hesabında olmayacaktı bu iş, acılarla ölmeyecekti ana’m!
Kadın hastanenin muhasebecisine gitti.
Bankasına ait hesabı ve şifreyi verdi.
“Bu para bitince son kuruşuna kadar,
Ancak o vakit, anam buradan evine gitmek isteyecek” dedi.
Şaşırdılar tabi, bu bütün hastane için,
Hemen her gün duydukları aile baskılarına,
Ecele acılı razı geliş değildi.
Bütün sülaleye inat ilk tek başına eylem ve bila bedel bir vazgeçişti.
Gecelik ücretin yarı parasına anamı yirmi gün daha yaşattılar.
Akrabalar anamın ormanlarında zambaklarını,
Yaylarında sümbüllerini koklaymayı bırak,
Çoktandır göremediği köylerinde mangallar bile yaptılar,
Ormanlardan kirmitler (mantar çeşidi) bile topladılar,
Akşam olunca köy odasının kuzine sobasında,
Tam da anamın sevdiği gibi,
Güzelce, suyu aka aka pişirip yediler,
Anamın o en sevdiği kaldırıklardan zıbıç turşusu bile yaptılar
Anamın artık olmayacağı kışa, bulgur pilavlarıyla yemek için.
Bunlar hep anamın ölmesine
Benim yüzümden sayılamayan günlerinde oluyordu,
Tam da anamın onlara her seferinde hasretle sorduğu gibi de,
Ballandıra ballandıra sanal alemlerde boy boy resmediliyordu!
Ama bir cenazeyi bile doğru anda doğru karşılayamadılar.
Ölmemesi için, son nefesini olsa huzuruna direnen biri vardı çünkü!
Sonra kadın bitti!
Tıpkı sekiz ay önce kızına yetemeyeceğini anladığı gün gibi!
Para bitti.
Hepsi!
Birden bitti!
Kadının ömrü hayatınca sigarasını ilk defa birileri aldı.
Ağılı gözyaşlarını ilk defa biri sildi, bedelsiz!
Bir bayram sabahıydı, son kere o gün ,
Yoğun bakımdaki anasının son kez,
Henüz damarlarında kan dolaşmaktayken.
Ellerinin parmak uçlarını öptü teker teker önce.
Sonra ayak parmaklarını teker teker, koklaya koklaya öptü her birini,
Sonra yine ellerine döndü.
Onların parmak uçlarını da öptü yine teker teker.
Bembeyaz çarşafı açtı, babasından sonra o ilk öptüğü o apak memelerini,
En ilk emdiği göğüsleri bu sefer açlıkla değil de
Doygunlukla öptü teker teker.
Öperken kirpiklerinden tek damla yaş akmıyor,
Yüreğinin bütün kepenklerinden kanlar sızıyordu.
Sanki o ilk çeyizi, bir kavanoz içinde,
Nikahının olacağı gece sessiz çığlıklıklarla,
Tuvalette mavi bir leğene düşürüp,
Ya bana inanmazlarsa diye,
Onca acı içinde,
Acı gözyaşlarının zehrini içine akıta akıta,
Elleriyle yakalayıp,
Henüz iki aylık bi ceninin ölü pıhtısını,
"Periimmm!" diye diye kimseler duymadan,
Bir konserve kavanozuna koyup,
Olur da dirilirse diye de
Bolca kan doldurup,
En kıymetli çeyizinin ortasına koymuş gibiydi,
Daha akşama, daha sabaha ne kalmıştı ki...
Bitecekti,
Hepsi dinecekti.
Evlendiği gün gibi,
Apak gelinliğiyle içinin içi kanarken,
Beline al kuşağın namusu!
Hiç değilse sevdiği adamdaydı!
Gururla, akşama kadar salınacaktı o gelinlikle cümle aleme!
En son...
Anasının belindeki o yatak yarasının apak teninden öptü kadın.
Bilseniz, peri kadar kırmızı, peri kadar gelindi anasının yatak yarası!
En son kendi elleri titreye titreye pansuman ettiği gazlı bezdeymiş gibi
Öylece kırmızı kurdelesi içinde duruyordu.
O Peri cenin halinde anasının kuyruk sokumunda öylece kanıyordu.
Hiç kimse görmedi.
Kadının mırıltıları sustu.
Dünya bir alem oldu.
Doktorlar geldi kadının yanına aniden, hemşireler...
Sanki anası değil de kadın ölüyordu.
Durdurdu kadın hepsini ve bir kere olsun konuştu.
“Rahat bırakın bizi annem köye gidecek bu gece!
Vedalaşıyoruz biz” dedi.
Doktorlar sustu.
Hemşireler sustu.
Kadın sustu.
Susmak, çırpınmamak kadının kendi mecburi tercihiydi.
Kadının ilk bebeği anasının kuyruk sokumunda öylece ölü gizliydi.
Kadın bütün doktorları, bütün hemşireleri affetti.
Sonrasını hatırlamıyordu, ne kadar yürüdüğünü de.
Bayrampaşa’dan oraya kadar yürümüştü işte.
Gelememişti kendine son vedanın o son ansızlıklarından.
En son hatırladığı soluğu Cankurtaranda aldığıydı.
Bayramın o ilk günü, ilk gördüğü tekelden bir poşet dolusu içki aldı.
Cankurtaranın arka sokaklarında içti...içti...içti...
Cancağızını baktı telefonundan
Son bir gayret beni toparlayıp alır mı buralardan diye.
Cancağızı bambaşka alemlerdeydi.
Kadın sustu.
Susmak kadının kendi tercihiydi.
Cancağızına o gün ilk defa en çok o gün kırıldı.
Susmak, ısrarla aramamak kadının tercihiydi o gün,
Ona ilk defa kırılmasına rağmen de onu da affetti.
Sonra yüreği yufkadan incecik bir adam vardı.
Tam da anasının öleceği gece böylece sokak aralarında
Kendinden geçmiş bir ayyaş gibi bulunmamalıydı.
Adamı aradı.
Adam “Nerede olduğunu söyle çabuk!” dedi sadece,
En hızlısından kadının yanına geldi,
Ellerini tuttu, düştüğü yerden kaldırdı.
Oysa kadın zaten ayaktaydı.
Ruhunu bile görmüştü adam.
Yere düşen kadının ruhuydu onu bile toparladı.
O gece bitmeden az önce kadının anası öldü.
Kadının son şefkatli omzunu öptüğü ana,
Adamın üzgün, kadını teselli eden sözler söyleyen anasının omzuydu.
Adam kadını uçurdu kadının anasının morguna!
Kadın anasının yüzü açılır açılmaz yüzüne kocaman bir öpücük kondurdu,
Zaten onun anası olduğundan hiç mi hiç şüphesi yoktu.
Henüz bütün burnundaki o kokular son öptüğü parmak uçlarıydılar.
Kadın sustu.
İçinden onunla vedalaştığına, bir daha gelemeyeceğini söylediğine,
“Gideceğin yer cennetse gidebilirsin artık anam!
Takatim tükendi benim.” dediğine özür dileyerek,
Henüz donmamış ellerin parmak uçlarını öptü teker teker,
Ayak uçlarını öptü yeniden teker teker.
Özür diledi tekrar anasından daha da parası kalmadığı için.
Hatta ona bir erkek evlat olarak doğamadığı için.
Hatta ona bütün o korkuları yaşattığı için.
Hatta onu doğuracağına duvarlara taş olamadığı için.
Adam kapının ötesinde kadının ilk ve son artık susamayışına ağladı.
Kadın sonunda sustu adam kirpiklerinden düşmeden gözyaşlarını
Parmak uçlarıyla yakalayıp sakladı onu,
Kadının ailesinden bile çok içi acırken.
Sabaha kadar yanında kaldı kadının hem de elleri ellerinde.
Hiç kimse görmüyordu.
Ya da görmeye cesaret edemiyordu!
Adam beklenmeyen bu sona hiç mi hiç hazır değildi...
Hepsi, her şey kadının tercihiydi.
Adam sıyrılınca bunca ona hiç de lazım ve gereği olmayan acıdan.
Gidiverdi.
İpotekli bir sevda ise zaten ona hiç lazım değildi, kadından sıyrılıverdi.
Adamı, o gün, o an aramak kadının tercihiydi.
Adamı öylece en yürekten ve en ilk affetti.
Sonra evlerine döndükleri bir gün kadın babasını gördü.
Yaşlanmış, çökmüş, ihtiyarlamış,
Sanki daha iki hafta önce,
Kanserin evrelerinden teker teker her gün çürüyen anası için
“Bu ne zaman ölecek şimdi,
Daha masraf edecekmiyiz ki?” diyen o baba değilmiş gibi!
Anası, o henüz altı yaşındayken guatr ameliyatına gittiğinde,
Kızına el sürmeye çalışan o baba değilmiş gibi!
Öz kızının namusunu söndürmeye,
Kendisi ezanla sağ ve sol kulağına okuduğu kızının kendi koyduğu adını,
Kızı bir daha hiçbir sesten duymak istetmeyecek kadar,
Kendini, o küçük kızda,
O geceki çığlıklarla öldürten o baba değilmiş gibi!
Yüzükoyun yatmış artık anasının orada olmadığı yatağına uzanmış öylece.
Hıçkıra hıçkıra ölmekteydi.
Kadın öylece susup seyretti.
Tek laf etmedi.
“Sen ölseydin.” bile demedi.
Babasına diyemem, kelime dimağıma ihanet gelir ancak!
İnsana acıdı kadın.
Sustu.
Susmak kadının tercihiydi.
Önce hayatına,
Hayatı boyunca bütün olanların sorumlusu olan kendini,
Sonra hayatına dokunan herkesi ve en son babasını.
Affetti.
Kimlikte yazgılı olan adını bile affetti.
Hikaye bitti.
Şimdi şiir kuşanıyor kimsesizliğime, çetrefilli, bol betimlemeli,
Afilli cümleli tüm silahlı cengaverler!
Yüreğimin yaman yanını arıyorlar.
Çelikten kanlarla alaşımladım oysa
O kalplerimin odalarını teker teker ben!
Artık öylece sızmak kolay mı!
Yolumu, yönümü es kaza şaşacak olsam;
En çok, en son....
O beyaz saçlı bir adamın ömrümden son gidişini hatırlarım.
Susarım.
Affederim hepsini daha bana dokundurmadan hem de.
Affettim.
Affetmek, elbette kolay değildi.
Adım Nurten, adımı affettim.
Bir kere daha biri yüreğimi üzecek olsa adını,
Türkiye Cumhuriyetinden silerim.
“Adı nüfusa meçhul bir ölüm kaydı olsun.” diyecek kadar
Affetmelere de son kertedeyim.
Üstelik artık çok şükür ki çok daha iyiyim.
Artık sadece sabahları gülümsemiyorum mesela
Gece yatmazdan önce bile
Aynaya son kez bakıyor,
Kirpiklerimin altındaki bütün sülaleme
Hayatıma yanlışlıkla olsa da dokunmuş bütün insanlara
İçimden, dışımdan, hepinizi affederek gülümsüyorum.
Hakkım....
(Bir kocaman essss! Üzgünüm küçük de bir yutkunma)
Hakkım helaldir herkesime!
Ama mümkünse de bir daha aynı hayatı yaşamayayım,
Şimdi son kez yakıyorum geçmişimi,
Daha yaşanacak yeni bir hayat var.
Cemre.Y.