...Kara İnci Tanem...
Geceden kara inci tanem...
Topraktan bir taş değil,
Candan bir parça olan en kıymetlim.
Ben bir sandala atlayıp,
Küçücük bir adada sana nefes almayı düşlerken,
Senden aldığım nefesleri artık geri vermeyi düşlerken.
Şimdi...
Hem de bu yağmurda...
Fırtınaya kürek çekesim var!
Sadece senin yüreğinin
Kalabalık atışlarında mutlu olabilecekken,
Şimdi en insan seli, en uzak,
En çıkmaz sokaklarda kayıp olasım var!
Öyle derin, öyle yoğun,
Öyle bencil bir nefes aldım ki senden,
Sana sen bırakmadım,
Yoksa ölecektim ve sen yaşamaya alışıktın.
Salonumun duvarında asılı duran,
Tablo kadar nettim sana aslında.
Sandalım,
Aceleyle öylesine bırakılmış,
Hemen gelip alınacakmış,
Ama bir kader çıkmazına rastlamış da
Orada yetim kalmış gibi,
Kimsesiz, sahipsiz ama hemen yola çıkmaya hazır,
Sahilim,
Rengarenk çakıl taşlarıyla dolu
Her renkten ayrı bir yaşam fışkıran,
Uzak köşelerde acı bir anı saklılığında ama
Sarıya meyyal ayrılık yoğunluğunda,
Her an ya tamamen siyaha
Ya beyaza dönüşmeye hazır.
Denizim,
Sanki yeni bir Nuh tufanını kopacakmış
Kopacaksa hiç başlamasınmış ,
Hiç oluşmasına gerek yokmuş gibi
Başlatamadan bitirmeye,
Her şeyi yok etmeye hazır ve amade.
Gökyüzüm...
Mavinin, parlement mavisinden, azur mavisine
Umuda, huzura uzanan bir yolculuktu her bir tonu,
Ben daha gece mavisindeyken
Bir tek güneş kıvılcımım oldun da.
Gri üstüne beyaz ışıltıları olan o tek yer...
Ufuk çizgisinin hemen üstündeki yerdeydi.
Ben daha senin renklerle
Savaşını ya da sana anlamının derinliğini bilmiyordum!
Ben o tablodayım ve renklerden biriyim
En başından beri
Sen hangisi olmak istersen çıkar gelirsin.
Ya da çekip gidersin.
Topraktan bir taş değil,
Candan bir parça olan en kıymetlim.
Ben bir sandala atlayıp,
Küçücük bir adada sana nefes almayı düşlerken,
Senden aldığım nefesleri artık geri vermeyi düşlerken.
Şimdi...
Hem de bu yağmurda...
Fırtınaya kürek çekesim var!
Sadece senin yüreğinin
Kalabalık atışlarında mutlu olabilecekken,
Şimdi en insan seli, en uzak,
En çıkmaz sokaklarda kayıp olasım var!
Öyle derin, öyle yoğun,
Öyle bencil bir nefes aldım ki senden,
Sana sen bırakmadım,
Yoksa ölecektim ve sen yaşamaya alışıktın.
Salonumun duvarında asılı duran,
Tablo kadar nettim sana aslında.
Sandalım,
Aceleyle öylesine bırakılmış,
Hemen gelip alınacakmış,
Ama bir kader çıkmazına rastlamış da
Orada yetim kalmış gibi,
Kimsesiz, sahipsiz ama hemen yola çıkmaya hazır,
Sahilim,
Rengarenk çakıl taşlarıyla dolu
Her renkten ayrı bir yaşam fışkıran,
Uzak köşelerde acı bir anı saklılığında ama
Sarıya meyyal ayrılık yoğunluğunda,
Her an ya tamamen siyaha
Ya beyaza dönüşmeye hazır.
Denizim,
Sanki yeni bir Nuh tufanını kopacakmış
Kopacaksa hiç başlamasınmış ,
Hiç oluşmasına gerek yokmuş gibi
Başlatamadan bitirmeye,
Her şeyi yok etmeye hazır ve amade.
Gökyüzüm...
Mavinin, parlement mavisinden, azur mavisine
Umuda, huzura uzanan bir yolculuktu her bir tonu,
Ben daha gece mavisindeyken
Bir tek güneş kıvılcımım oldun da.
Gri üstüne beyaz ışıltıları olan o tek yer...
Ufuk çizgisinin hemen üstündeki yerdeydi.
Ben daha senin renklerle
Savaşını ya da sana anlamının derinliğini bilmiyordum!
Ben o tablodayım ve renklerden biriyim
En başından beri
Sen hangisi olmak istersen çıkar gelirsin.
Ya da çekip gidersin.
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder