...Peki...
Güne gülümsemesinin içinde saklı,
“Keşke" ler den arınmış,
“Belki” ye sarınmış,
O tek umuduyla gözlerini açtı kadın.
Fırladı yatağından,
Yorganı bile şaştı bu telaşına!
Penceresinin kenarına yerleşip,
Perdelerini kaldırdı.
Daha yüzünü bile yıkamamıştı,
Daha çayını bile koymamıştı.
Vakit ya çok geç,
Ya da çok erkendi…
Ama ayrılığın hiç zamanı değildi!
Oysa “Ayrılık” hala durduğu yerdeydi.
Dudağının kenarındaki
Buruk tebessümlerinde,
Ancak görünen o tek gamzesine
Sessiz bir “Peki” yerleştiriverdi,
Bugün yüzünü yıkamasına gerek yoktu.
Gözleri yapacaktı nasılsa o işi…
Çaydanlığa su koydu,
Ocağın altını yaktı,
Çaydanlığı ocağa koydu,
Son kez mutfağının penceresinden
Uzaklara...
Çok uzaklara baktı.
Yüreğindeki iki kişinin
Ruhu çoktan anlamıştı,
Usulca kalktılar yerlerinden
İki küskün çocuk gibi,
Artık gitmek zamanıydı.
“O” ve “O”
El ele tutuşup,
Boyunlarını, suçsuzluklarına büküp,
Susarak,
Çayın buharına karışıverdiler.
Kadın arkalarından bakmadı bile bu sefer.
Vazgeçti çay içmekten!
Her zaman, sadece,
Sade kahveyi tercih ettiği halde,
Orta şekerli, bol köpüklü,
İki Türk Kahvesi yaptı kendine!
Buruk tebessümlerinde
Ancak görünen o tek gamzesinde sakladığı,
O tek ve son kelimeyle içti o iki kahveyi de.
“Peki!” dedi, yutkundu.
Nasılsa, başkaca,
Çok eski bir “Peki” daha yatıyordu orada!
Şimdi yine aynı mezardayız üçümüz!
Üçüncüler sana ve bana göre değişse de
Vakit de, hesap da tamam.
Bu sefer, herkes,
Kendi yalnızlığının mezarlarına,
Ey hayat,
Bir daha çıkarma sakın karşıma,
Sevda denen o yangınla,
Biz az önce ödeştik bence!
Cemre.Y.
Güne gülümsemesinin içinde saklı,
“Keşke" ler den arınmış,
“Belki” ye sarınmış,
O tek umuduyla gözlerini açtı kadın.
Fırladı yatağından,
Yorganı bile şaştı bu telaşına!
Penceresinin kenarına yerleşip,
Perdelerini kaldırdı.
Daha yüzünü bile yıkamamıştı,
Daha çayını bile koymamıştı.
Vakit ya çok geç,
Ya da çok erkendi…
Ama ayrılığın hiç zamanı değildi!
Oysa “Ayrılık” hala durduğu yerdeydi.
Dudağının kenarındaki
Buruk tebessümlerinde,
Ancak görünen o tek gamzesine
Sessiz bir “Peki” yerleştiriverdi,
Bugün yüzünü yıkamasına gerek yoktu.
Gözleri yapacaktı nasılsa o işi…
Çaydanlığa su koydu,
Ocağın altını yaktı,
Çaydanlığı ocağa koydu,
Son kez mutfağının penceresinden
Uzaklara...
Çok uzaklara baktı.
Yüreğindeki iki kişinin
Ruhu çoktan anlamıştı,
Usulca kalktılar yerlerinden
İki küskün çocuk gibi,
Artık gitmek zamanıydı.
“O” ve “O”
El ele tutuşup,
Boyunlarını, suçsuzluklarına büküp,
Susarak,
Çayın buharına karışıverdiler.
Kadın arkalarından bakmadı bile bu sefer.
Vazgeçti çay içmekten!
Her zaman, sadece,
Sade kahveyi tercih ettiği halde,
Orta şekerli, bol köpüklü,
İki Türk Kahvesi yaptı kendine!
Buruk tebessümlerinde
Ancak görünen o tek gamzesinde sakladığı,
O tek ve son kelimeyle içti o iki kahveyi de.
“Peki!” dedi, yutkundu.
Nasılsa, başkaca,
Çok eski bir “Peki” daha yatıyordu orada!
Şimdi yine aynı mezardayız üçümüz!
Üçüncüler sana ve bana göre değişse de
Vakit de, hesap da tamam.
Bu sefer, herkes,
Kendi yalnızlığının mezarlarına,
Ey hayat,
Bir daha çıkarma sakın karşıma,
Sevda denen o yangınla,
Biz az önce ödeştik bence!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder