...Aldatmış...
Kimilerine, anasının günahı yok,
Nasıl çizsin doğurduğunun kaderini,
"Anası hariç, orrospu çocuğu!"dersin ya hani.
Kimilerine de, çocuğun günahı yok,
Nasıl yazsın doğrultulmasının kaderini,
"Gavatın tohumu!"dersin ya hani!
Nicedir de nicelerimle boğuşmaktayım ya yani,
Anam rahmetli, ne yazık ki, dünyanın en namuslu kadıydı,
Ben ve de dünyaya getirdiğim kızım gibi!
Babam şerefsizi desen,
Trilyonlarca kere aldatmıştı rahmetliyi,
Yer, gök aldatılış dolu yani, doğduğum andan beri...
Şimdilerimdeyse...
Bütün renklerime es vermişim, öyle derin bir aldatılış!
Neyim var, neyim yok beyaza boyuyorum!
Olması gereken bir renk varsa, olsun varsın, yer, gök,
Antik beyaz...
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki Piri Reis haritası gibiyim.Dışım'la o kadar meşguller ki, içimi gören yok!
Cancağızım! Sana, her gün bakıp yüzünü çevirdiğin aynandan sesleniyorum, gözlerinin içine bakıyorum, buradayım, tam karşında, artık yalnız değilsin, artık yalnız değilim, artık dostuz. Sanki böyle bahçendeki erik ağacı çiçek açmış da sen karpuza aş eriyormuşsun gibi bi duygu bu... Hoş geldin madem! (Yazdıklarım bana aittir çalmayın, adımla beraber paylaşın olur mu canlarım.) Cemre.Y. #Tipinifavladığım
günah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Haziran 2021 Pazartesi
Aldatmış
Labels:
anam,
beyaz,
çocuk,
dünya,
günah,
kader,
kadın,
kızım,
namus,
nicedir,
rahmetli,
renk,
yazık
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
20 Mayıs 2019 Pazartesi
Ben Mi Seçtim
…Ben Mi Seçtim…
İçimde gizli saklı bir yaranın kor ateşlerinden çıkan
Bir tek kıvılcımlık ukdesi soruyor yaradanına!
Şu alemde yarattığın herkese, her şeye…
Ne bileyim doğumundan şu anlarına kadar.
Ne bileyim iyi kötü günlerinden bir aralıkta,
"Yaşıyorum çok şükür!"dedirttin de…
Beni neden es geçtin bütün ömrümce?
Hep mi günahtım, hep mi günahkardım sana göre!
Doğduğum günde bile.
Ben mi seçtim yaratılmayı sence?
Cemre.Y.
İçimde gizli saklı bir yaranın kor ateşlerinden çıkan
Bir tek kıvılcımlık ukdesi soruyor yaradanına!
Şu alemde yarattığın herkese, her şeye…
Ne bileyim doğumundan şu anlarına kadar.
Ne bileyim iyi kötü günlerinden bir aralıkta,
"Yaşıyorum çok şükür!"dedirttin de…
Beni neden es geçtin bütün ömrümce?
Hep mi günahtım, hep mi günahkardım sana göre!
Doğduğum günde bile.
Ben mi seçtim yaratılmayı sence?
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
7 Mayıs 2019 Salı
Ey Şefkat Neredesin?
...Ey Şefkat Neredesin?...
Ben seni en çok... Altı yaşımın, ilk ramazan ayında bekledim.
Sıcacık ekmek kokan bacalardan dumanlar süzülürken misal.
Annemle babam,
Gizlice ziyafete konuyorlardı gecenin üç otuzu.
Kardeşimi de uyandırıp zar zor,
Kafalarımıza sümsüğü yiye yiye,
"İyi madem, tekne orucu tutarsınız sizde!" diye diye,
Boğazımıza takılan o lokmalarda bekledim.
Lakin yine de tuttum orucumu,
İftarında da ilk duamı,
"Ey şefkat neredesin?" diye ederek!
Ben seni en çok...
On üç yaşımın ramazanında bekledim.
Oruçlu ağzımla, kapıcılık yaptığımız dairelere,
Sıcak pide yetiştirmeye çalışırken,
Süslü kokana teyzelerin başımı acıyarak okşadıkları anlarda,
Eve geldiğimde, sofrayı hala kurmadan gitmişim diye diye,
Ulu orta dayak yiyerek orucumu iftar ettiğim o zamanlarda.
Lakin yine de tuttum orucumu,
İftarında da..
Orucumu açarken...
İlk duam olan,
"Ey şefkat, ya şimdi neredesin?" diyerek açarken misal.
Ben seni en çok...
On dokuz yaşımın ramazanında bekledim.
Oruç ağzımla,
Sıfatına baba denen biyolojik kimyasalın oruç falan tutmayıp,
Yine memelerime ayrı bir dokunmaya çalıştığı zaman.
Ölüme razı atlatıp,
Lakin yine de orucumu bozmadım,
Hani iftarında hani!
"Ey şefkat,
Peki ya şimdi bari neredesin?" diye dua ederek açtım orucumu!
Ben seni en çok...
Yirmi üç yaşımın ramazanında bekledim!
Karnımda beklenen o yavrunun doğumuna üç ay kala,
Eniştemin arabasıyla,
Yavrumun babasının eski sevgilisiyle kaza yaptığı gün!
Hani ben suçlanmıştım akrabalarımca,
Akrabalık bağını kuran ben oldum diye!
Ne aldatıldığımın ispatına yanabildim,
Ne de kan bağım olan insanların akrepliğine!
Lakin yine orucumu bozmadım,
İftarında da...
"Ey şefkat, ey güven, ey sevda ,
Ey yürek, neredesin?" diye dua ederek açtım orucumu.
Ben seni en çok...
Tam her şeyin artık güzel olacağına inanarak, yeni bir adımla,
Hayata yeniden başladığım o son iftarımda bekledim!
Hani sabaha kadar sarmaş dolaş sevişmişsiniz de,
Evinizden an olup çıkıp gelmişken,
Dönüşünüz boşaltılmış gibi!
Elinize haberinizde de,
Şüphenizde de olmayan bir tebligat tutuşturuluyor!
Ve siz boşanıyorsunuz!
O gün bugündür iftarım filan yok benim.
Yaktım bir sigara!
Açtım bir bira!
İftarsız açtım orucumu!
Bütün atmış bir gün cezalarım hepinize ayrı bir girsin.
Günah mı?
Baştan okuyun, yaşadıklarımı,
Bana bu kaderi yazanın adaletinin ve dahi cevapsız sorularımın,
Cevaplarını eksik bırakan, ulaştıran, ulaştıramayan,
Sorgu ve şahit melekeliğinin,
Yetki ve melekelerinde eksiklik yapan her ne cins var ise...
Taaaaaaaaaaa!
Şefkat mevkat istemiyorum ben.
Sevgi, sevda, şehvet, aşk, güven vs. de istemem!
Üstü size kalsın.
Var mı öte aleme gidip de gelen!
Bana babamın da...
Anamın da anlattığı bütün gerçekler yalanken.
Tanıdığım eril veya dişil her kim varsa,
Hani es kaza ilk anda dahi sevdiğim olsa,
"Sevişmeyelim,
Bedenim tadilatta!" demek istiyorum her seferimde!
Yakalım mı bir sigara!
Çünkü şefkat falan yazmıyor,
Okunmuyor, hiçbir ramazan mukabelelerinde!
Zulamıza saklamış mıyızdır hani, var mıdır ki iki de bira!
Neyse,
Pide kokusunu özledim ben!
Cemre.Y.
Kardeşimi de uyandırıp zar zor,
Kafalarımıza sümsüğü yiye yiye,
"İyi madem, tekne orucu tutarsınız sizde!" diye diye,
Boğazımıza takılan o lokmalarda bekledim.
Lakin yine de tuttum orucumu,
İftarında da ilk duamı,
"Ey şefkat neredesin?" diye ederek!
Ben seni en çok...
On üç yaşımın ramazanında bekledim.
Oruçlu ağzımla, kapıcılık yaptığımız dairelere,
Sıcak pide yetiştirmeye çalışırken,
Süslü kokana teyzelerin başımı acıyarak okşadıkları anlarda,
Eve geldiğimde, sofrayı hala kurmadan gitmişim diye diye,
Ulu orta dayak yiyerek orucumu iftar ettiğim o zamanlarda.
Lakin yine de tuttum orucumu,
İftarında da..
Orucumu açarken...
İlk duam olan,
"Ey şefkat, ya şimdi neredesin?" diyerek açarken misal.
Ben seni en çok...
On dokuz yaşımın ramazanında bekledim.
Oruç ağzımla,
Sıfatına baba denen biyolojik kimyasalın oruç falan tutmayıp,
Yine memelerime ayrı bir dokunmaya çalıştığı zaman.
Ölüme razı atlatıp,
Lakin yine de orucumu bozmadım,
Hani iftarında hani!
"Ey şefkat,
Peki ya şimdi bari neredesin?" diye dua ederek açtım orucumu!
Ben seni en çok...
Yirmi üç yaşımın ramazanında bekledim!
Karnımda beklenen o yavrunun doğumuna üç ay kala,
Eniştemin arabasıyla,
Yavrumun babasının eski sevgilisiyle kaza yaptığı gün!
Hani ben suçlanmıştım akrabalarımca,
Akrabalık bağını kuran ben oldum diye!
Ne aldatıldığımın ispatına yanabildim,
Ne de kan bağım olan insanların akrepliğine!
Lakin yine orucumu bozmadım,
İftarında da...
"Ey şefkat, ey güven, ey sevda ,
Ey yürek, neredesin?" diye dua ederek açtım orucumu.
Ben seni en çok...
Tam her şeyin artık güzel olacağına inanarak, yeni bir adımla,
Hayata yeniden başladığım o son iftarımda bekledim!
Hani sabaha kadar sarmaş dolaş sevişmişsiniz de,
Evinizden an olup çıkıp gelmişken,
Dönüşünüz boşaltılmış gibi!
Elinize haberinizde de,
Şüphenizde de olmayan bir tebligat tutuşturuluyor!
Ve siz boşanıyorsunuz!
O gün bugündür iftarım filan yok benim.
Yaktım bir sigara!
Açtım bir bira!
İftarsız açtım orucumu!
Bütün atmış bir gün cezalarım hepinize ayrı bir girsin.
Günah mı?
Baştan okuyun, yaşadıklarımı,
Bana bu kaderi yazanın adaletinin ve dahi cevapsız sorularımın,
Cevaplarını eksik bırakan, ulaştıran, ulaştıramayan,
Sorgu ve şahit melekeliğinin,
Yetki ve melekelerinde eksiklik yapan her ne cins var ise...
Taaaaaaaaaaa!
Şefkat mevkat istemiyorum ben.
Sevgi, sevda, şehvet, aşk, güven vs. de istemem!
Üstü size kalsın.
Var mı öte aleme gidip de gelen!
Bana babamın da...
Anamın da anlattığı bütün gerçekler yalanken.
Tanıdığım eril veya dişil her kim varsa,
Hani es kaza ilk anda dahi sevdiğim olsa,
"Sevişmeyelim,
Bedenim tadilatta!" demek istiyorum her seferimde!
Yakalım mı bir sigara!
Çünkü şefkat falan yazmıyor,
Okunmuyor, hiçbir ramazan mukabelelerinde!
Zulamıza saklamış mıyızdır hani, var mıdır ki iki de bira!
Neyse,
Pide kokusunu özledim ben!
Cemre.Y.
Labels:
afet,
anne,
baba,
bekle,
cevap,
dua,
duman,
günah,
özledim,
ramazan,
sevda,
sigara,
şefkat,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
4 Nisan 2019 Perşembe
Seve Seve Sevelim
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
23 Ocak 2019 Çarşamba
Yorgun Kırgınlıklardan Geçiyorum Sevdiğim
...Yorgun Kırgınlıklardan Geçiyorum Sevdiğim...
Yorgun kırgınlıklarda geçiyorum sevdiğim,
Sana kavuşmama az daha dünya yılım kaldı.
Şimdilerde...
Bu dünyaya ait zamanıma gelecek mektupları bırakmaktayım.
Okuyacaklar merak etme!
Sen de okuyacaksın.
Bugün değilse de sonra!
Kesin, okuyacaklar!
Sen de okuyacaksın.
Sana kavuştuğum an olur kim bilir?
Delikli fötr şapkalarını önlerine koyup,
Düşünce çakıllarını çalıştırırlar mı, onu bilemem işte!
Hoş...
Sen kimsin onu bile bilemiyorum ki,
Bu dünyaya uyarlanmış beynimle!
Varlığından eminim!
Ama kim'sin o kesin değil işte!
Bence sen beni bul, bu saatten sonra.
Artık bize göre saat, vakit, ne demekse!
Şimdilerde...
Yorgun kırgınlıklardan geçiyorum sevdiğim...
Bu dünyaya ait zamanıma,
Gelecek mektupları bırakmaktayım.
Ey insan oğulları, ey ki insan evlatları!
Ben...
Hiç kimsenin...
Kurduğu aynı hayalin hayaleti olamadım!
Aynı oyunların girdabında savrulamadım bir türlü,
Beceremedim ben, insan bile olamayan o, milyonlarca siz'le,
Aynı kafesin içinde yoğrulmayı!
Ve de...
Türlü yalan dolanlarla elde ettiğiniz sanal sevinçlerle,
Gerçek olduğuna inandığınız o, mutluculuk oyunlarınızı oynamayı.
Pişman mıyım?
Asla!
Zira hangi kimliğinize bürünsem,
Aynaya bakan yüzüm ben olmayacaktı.
Olamadı.
Benim savaşım...
Bir dünya dolusu,
Kafesi hayallerce süslü insan maskesiyle değil!
Benim hesabım...
Sadece...
Kendimle ve de beni buraya sorgusuz gönderen
13.gezegenimin sahibiyle!
Çünkü biz...
Birkaç silüet...
İlk'in cezalısı bir dünyalı sanıyorduk kendimizi!
İlk...
Cennet'ti.
İkincisi genlerimizin suçlu oluşu sebebiyle,
Kovulduğumuz dünya!
Ama burası benim dünyam değil!
Çünkü asla anlamlandıramıyorum,
Size ait bu dünyaya neden sınav için geldiğimi!
Çok ama çok eminim ki ben...
Cehennemi hak edecek tek bir günah işlemedim!
Yaradan ki!
Beni ilk adam'a Adem'e meyl ettirip,
Meğerki,
"Ol!" emredip,
Beni de, ben oldurmaya üşenip ki,
Onun kaburga kemiğinden yaratmış madem,
Ulan!
Sormazlar mı insan oğlu/kızına!
Bir Adem,
Bir sen varsın, bir de Havva ana!
Şeytan senin neyine?
Ki...
Yaradan'ın "Ol!" deyince...
Hani yarattığı o şeytan'ı da yok edebilme hükmü var!
Neyse...
Benim savaşım...
Bir dünya dolusu,
Kafesi hayallerce süslü insan maskesiyle değil!
Benim hesabım...
Sadece...
Kendimle ve de beni buraya sorgusuz gönderen
13.gezegenimin sahibiyle!
Çünkü biz...
Birkaç silüet...
İlk'in cezalısı bir dünyalı sanıyorduk kendimizi!
İlk...
Cennet'ti.
İkincisi genlerimizin suçlu oluşu sebebiyle,
Kovulduğumuz dünya!
Ama burası benim dünyam değil!
Hele ki daha ölürsem mekanım cennet olacak diye,
Kur-an'ı Kerimde yazılı yaşım olan,
Günahsız cennet olan o yaşımda.
Daha altı yaşımda!
Kurtulmak için direndim de,
Bütün ömrüm boyunca kurtuldum diye miydi?
Bunca bela!
O yaşımda...
Bağırsak yırtılmasından ölemediğim için mi yani,
Bu dünyadaki bunca c/eza'm!
Yoksa!
Ömrüme dahil olanların kaderi cehennem olsun diye,
Neden onların ömrüne alet ve de dahil olan ben olaydım ki?
Misal onlardan biri,
Şimdi umrede!
Mekke'n, Medine'n arası af diliyor,
Bir tilkiyi...
Sırf aç kalmış da...
Tavuklarınından birkaçını yemiş diye,
Ağaca asıp,
Derisini diri diri soyup,
Öylece,
Çırılçıplak salıvermişliğinden!
Sonra, sonra sıra gelecek bendeki günah meyillerine daha!
Kabul mü?
Yorgun kırgınlıklardan geçiyorum sevdiğim...
Sana kavuşmama az daha dünya yılı kaldı.
Şimdilerde...
Bu dünyaya ait zamanıma gelecek mektupları bırakmaktayım.
Okuyacaklar merak etme!
Bugün değilse de sonra!
Kesin, okuyacaklar!
Sen de okuyacaksın!
Sana kavuştuğum an olur kim bilir?
Delikli fötr şapkalarını önlerine koyup,
Düşünce çakıllarını çalıştırırlar mı, onu bilemem işte!
Hoş...
Sen kimsin onu bile bilemiyorum ki,
Bu dünyaya uyarlanmış beynimle!
Varlığından eminim ama kim'sin o kesin değil işte!
Bence sen beni bul bu saatten sonra.
Artık bize göre saat, vakit, ne demekse!
Yıllar boyunca saçlarımın kesimiyle uğraştım
Ve yıllar boyunca da rengiyle!
Yıllar boyunca gözlerimin rengiyle uğraştım
Ve de yıllar boyunca da kapaklarındaki far renkleriyle!
Öyle farklı bakabilirim sanıyordum bütün aynalara.
Ama ne yapsam ne etsem değişmiyordu,
Her sabah aynaya gülümserken dahi baksam,
İçindeki o kız çocuğunun kırılgan kanatları aynıydı hep!
Ben...
Bendim işte...
Bu saatten sonra da değiştiremem!
Sizi...
Boğazıma bir yumru tıkandı şu an ama...
Evet...
Sizi...
Hepinizi...
Ait olduğunuz dünya normlarınızdaki kafesinize koyuyorum,
Ve ben gidiyorum toptan.
Affediyorum!
Fakat!
Siz de affedin beni lütfen!
Size dair değilim ben.
Yorgun kırgınlıklardan geçiyorum sevdiğim,
Sana kavuşmama az daha dünya yılım kaldı.
Şimdilerde...
Bu dünyaya ait zamanıma gelecek mektupları bırakmaktayım.
Okuyacaklar merak etme!
Sen de okuyacaksın.
Bugün değilse de sonra!
Kesin, okuyacaklar!
Sen de okuyacaksın.
Sana kavuştuğum an olur kim bilir?
Delikli fötr şapkalarını önlerine koyup,
Düşünce çakıllarını çalıştırırlar mı, onu bilemem işte!
Ama...
Hangi dünyada olursa olsun,
Geçmiş ise madem!
Geçmiştir be!
Bulmak istersen, beni bul!
Ve sakın kaybolma bir yere!
Yeter be!
Cemre.Y.
Yorgun kırgınlıklarda geçiyorum sevdiğim,
Sana kavuşmama az daha dünya yılım kaldı.
Şimdilerde...
Bu dünyaya ait zamanıma gelecek mektupları bırakmaktayım.
Okuyacaklar merak etme!
Sen de okuyacaksın.
Bugün değilse de sonra!
Kesin, okuyacaklar!
Sen de okuyacaksın.
Sana kavuştuğum an olur kim bilir?
Delikli fötr şapkalarını önlerine koyup,
Düşünce çakıllarını çalıştırırlar mı, onu bilemem işte!
Hoş...
Sen kimsin onu bile bilemiyorum ki,
Bu dünyaya uyarlanmış beynimle!
Varlığından eminim!
Ama kim'sin o kesin değil işte!
Bence sen beni bul, bu saatten sonra.
Artık bize göre saat, vakit, ne demekse!
Şimdilerde...
Yorgun kırgınlıklardan geçiyorum sevdiğim...
Bu dünyaya ait zamanıma,
Gelecek mektupları bırakmaktayım.
Ey insan oğulları, ey ki insan evlatları!
Ben...
Hiç kimsenin...
Kurduğu aynı hayalin hayaleti olamadım!
Aynı oyunların girdabında savrulamadım bir türlü,
Beceremedim ben, insan bile olamayan o, milyonlarca siz'le,
Aynı kafesin içinde yoğrulmayı!
Ve de...
Türlü yalan dolanlarla elde ettiğiniz sanal sevinçlerle,
Gerçek olduğuna inandığınız o, mutluculuk oyunlarınızı oynamayı.
Pişman mıyım?
Asla!
Zira hangi kimliğinize bürünsem,
Aynaya bakan yüzüm ben olmayacaktı.
Olamadı.
Benim savaşım...
Bir dünya dolusu,
Kafesi hayallerce süslü insan maskesiyle değil!
Benim hesabım...
Sadece...
Kendimle ve de beni buraya sorgusuz gönderen
13.gezegenimin sahibiyle!
Çünkü biz...
Birkaç silüet...
İlk'in cezalısı bir dünyalı sanıyorduk kendimizi!
İlk...
Cennet'ti.
İkincisi genlerimizin suçlu oluşu sebebiyle,
Kovulduğumuz dünya!
Ama burası benim dünyam değil!
Çünkü asla anlamlandıramıyorum,
Size ait bu dünyaya neden sınav için geldiğimi!
Çok ama çok eminim ki ben...
Cehennemi hak edecek tek bir günah işlemedim!
Yaradan ki!
Beni ilk adam'a Adem'e meyl ettirip,
Meğerki,
"Ol!" emredip,
Beni de, ben oldurmaya üşenip ki,
Onun kaburga kemiğinden yaratmış madem,
Ulan!
Sormazlar mı insan oğlu/kızına!
Bir Adem,
Bir sen varsın, bir de Havva ana!
Şeytan senin neyine?
Ki...
Yaradan'ın "Ol!" deyince...
Hani yarattığı o şeytan'ı da yok edebilme hükmü var!
Neyse...
Benim savaşım...
Bir dünya dolusu,
Kafesi hayallerce süslü insan maskesiyle değil!
Benim hesabım...
Sadece...
Kendimle ve de beni buraya sorgusuz gönderen
13.gezegenimin sahibiyle!
Çünkü biz...
Birkaç silüet...
İlk'in cezalısı bir dünyalı sanıyorduk kendimizi!
İlk...
Cennet'ti.
İkincisi genlerimizin suçlu oluşu sebebiyle,
Kovulduğumuz dünya!
Ama burası benim dünyam değil!
Hele ki daha ölürsem mekanım cennet olacak diye,
Kur-an'ı Kerimde yazılı yaşım olan,
Günahsız cennet olan o yaşımda.
Daha altı yaşımda!
Kurtulmak için direndim de,
Bütün ömrüm boyunca kurtuldum diye miydi?
Bunca bela!
O yaşımda...
Bağırsak yırtılmasından ölemediğim için mi yani,
Bu dünyadaki bunca c/eza'm!
Yoksa!
Ömrüme dahil olanların kaderi cehennem olsun diye,
Neden onların ömrüne alet ve de dahil olan ben olaydım ki?
Misal onlardan biri,
Şimdi umrede!
Mekke'n, Medine'n arası af diliyor,
Bir tilkiyi...
Sırf aç kalmış da...
Tavuklarınından birkaçını yemiş diye,
Ağaca asıp,
Derisini diri diri soyup,
Öylece,
Çırılçıplak salıvermişliğinden!
Sonra, sonra sıra gelecek bendeki günah meyillerine daha!
Kabul mü?
Yorgun kırgınlıklardan geçiyorum sevdiğim...
Sana kavuşmama az daha dünya yılı kaldı.
Şimdilerde...
Bu dünyaya ait zamanıma gelecek mektupları bırakmaktayım.
Okuyacaklar merak etme!
Bugün değilse de sonra!
Kesin, okuyacaklar!
Sen de okuyacaksın!
Sana kavuştuğum an olur kim bilir?
Delikli fötr şapkalarını önlerine koyup,
Düşünce çakıllarını çalıştırırlar mı, onu bilemem işte!
Hoş...
Sen kimsin onu bile bilemiyorum ki,
Bu dünyaya uyarlanmış beynimle!
Varlığından eminim ama kim'sin o kesin değil işte!
Bence sen beni bul bu saatten sonra.
Artık bize göre saat, vakit, ne demekse!
Yıllar boyunca saçlarımın kesimiyle uğraştım
Ve yıllar boyunca da rengiyle!
Yıllar boyunca gözlerimin rengiyle uğraştım
Ve de yıllar boyunca da kapaklarındaki far renkleriyle!
Öyle farklı bakabilirim sanıyordum bütün aynalara.
Ama ne yapsam ne etsem değişmiyordu,
Her sabah aynaya gülümserken dahi baksam,
İçindeki o kız çocuğunun kırılgan kanatları aynıydı hep!
Ben...
Bendim işte...
Bu saatten sonra da değiştiremem!
Sizi...
Boğazıma bir yumru tıkandı şu an ama...
Evet...
Sizi...
Hepinizi...
Ait olduğunuz dünya normlarınızdaki kafesinize koyuyorum,
Ve ben gidiyorum toptan.
Affediyorum!
Fakat!
Siz de affedin beni lütfen!
Size dair değilim ben.
Yorgun kırgınlıklardan geçiyorum sevdiğim,
Sana kavuşmama az daha dünya yılım kaldı.
Şimdilerde...
Bu dünyaya ait zamanıma gelecek mektupları bırakmaktayım.
Okuyacaklar merak etme!
Sen de okuyacaksın.
Bugün değilse de sonra!
Kesin, okuyacaklar!
Sen de okuyacaksın.
Sana kavuştuğum an olur kim bilir?
Delikli fötr şapkalarını önlerine koyup,
Düşünce çakıllarını çalıştırırlar mı, onu bilemem işte!
Ama...
Hangi dünyada olursa olsun,
Geçmiş ise madem!
Geçmiştir be!
Bulmak istersen, beni bul!
Ve sakın kaybolma bir yere!
Yeter be!
Cemre.Y.
Labels:
asla,
cehennem,
cennet,
dünya,
düşün,
günah,
hayal,
insan,
kırgın,
merak,
mey,
mutlu,
pişman,
saat,
sevgilim,
şeytan,
vakit,
yalan,
yorgun,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
19 Kasım 2018 Pazartesi
Kandil
...Kandil...
Benim kandillerimin mahyaları,
Sırf kız evlat doğdum diye
Daha doğduğum an söndürülmüştü ya çoktan!
O gün bugündür nice dualar ettim beni yaradana!
Küçücük kız çocukluğumla hıçkıra hıçkıra ağlayarak nice geceler
Yorganımı aralamaya çalışırken canavar cinler,
"Yanımda ol, beni kurtar!" diye yalvardım yakardım Allah'a da beni duymadı.
"Annem karanlıktan çok korktum!" diye ağlamasaydım,
Bir tek insan evladı da kurtaramayacaktı hani beni o çirkin ellerden!
Ergenlik çağlarıma yakın, en güvenilen eller bana dokundukça da
"Yanımda ol, beni kurtar!" diye yalvardım yakardım Allah'a da beni duymadı.
"Annem ben o akrabalarımızı hiç sevmiyorum!" diye isyan etmeseydim.
Bir tek insan evladı da kurtaramayacaktı hani beni o çirkin ellerden!
Kimsenin inanışına saygısızlık etmedim bunca ömrümde...
Varın siz kandillerinizi kutlayıp, şükür ve af niyazlı namazlarınızı kılın.
Allah gani gani sevap eylesin hepinize...
Böyle günlerde hazır güya bize epeyce yaklaşmış madem,
Sağ omuz ve de sol omuz melekleri de dahil,
Hazır kulların neylediğini hesap ve kalemdeyken!
Yıllar yılı sorup da bulamadığım o tek cümlenin cevabını bekliyorum ben.
"Sen ki yedi yaşına kadar ölen sabinin hükmünü cennet eylemişken,
Hiçbir günahı yoktur dediğini ne diye sahipsiz bıraktın da,
Oncacık çocuğa en yakını tarafından kirli kirli dokunmaya çalışan o elleri,
Kirli kirli sürtünmeye çalışan o vücudu taş kesmedin?"
Sahi uzaklardan öylece seyrediyor muydun tanrım!
Eminim bu gece namaz üstüne namaz kılıyordur sencileyin affolunmaya!
Şerefsiz bir insanın sana yaşlılığından kaynaklı pişmanlığının,
Çaresizliğinden kaynaklı nadanlığına sana yakarmasına ihtiyacın mı vardı da,
Benim küçücük yaşımı piç edip, kendine sınav saydın?
Gelmiş, geçmiş, gelecek bütün kandillerin mübarek olsun Allah'ım!
Hani daha hala vicdanın rahatsa ver öpeyim elini!
Baba denen o sıfatın elini de her bayramda öptüğüm gibi.
Cemre.Y.
Sırf kız evlat doğdum diye
Daha doğduğum an söndürülmüştü ya çoktan!
O gün bugündür nice dualar ettim beni yaradana!
Küçücük kız çocukluğumla hıçkıra hıçkıra ağlayarak nice geceler
Yorganımı aralamaya çalışırken canavar cinler,
"Yanımda ol, beni kurtar!" diye yalvardım yakardım Allah'a da beni duymadı.
"Annem karanlıktan çok korktum!" diye ağlamasaydım,
Bir tek insan evladı da kurtaramayacaktı hani beni o çirkin ellerden!
Ergenlik çağlarıma yakın, en güvenilen eller bana dokundukça da
"Yanımda ol, beni kurtar!" diye yalvardım yakardım Allah'a da beni duymadı.
"Annem ben o akrabalarımızı hiç sevmiyorum!" diye isyan etmeseydim.
Bir tek insan evladı da kurtaramayacaktı hani beni o çirkin ellerden!
Kimsenin inanışına saygısızlık etmedim bunca ömrümde...
Varın siz kandillerinizi kutlayıp, şükür ve af niyazlı namazlarınızı kılın.
Allah gani gani sevap eylesin hepinize...
Böyle günlerde hazır güya bize epeyce yaklaşmış madem,
Sağ omuz ve de sol omuz melekleri de dahil,
Hazır kulların neylediğini hesap ve kalemdeyken!
Yıllar yılı sorup da bulamadığım o tek cümlenin cevabını bekliyorum ben.
"Sen ki yedi yaşına kadar ölen sabinin hükmünü cennet eylemişken,
Hiçbir günahı yoktur dediğini ne diye sahipsiz bıraktın da,
Oncacık çocuğa en yakını tarafından kirli kirli dokunmaya çalışan o elleri,
Kirli kirli sürtünmeye çalışan o vücudu taş kesmedin?"
Sahi uzaklardan öylece seyrediyor muydun tanrım!
Eminim bu gece namaz üstüne namaz kılıyordur sencileyin affolunmaya!
Şerefsiz bir insanın sana yaşlılığından kaynaklı pişmanlığının,
Çaresizliğinden kaynaklı nadanlığına sana yakarmasına ihtiyacın mı vardı da,
Benim küçücük yaşımı piç edip, kendine sınav saydın?
Gelmiş, geçmiş, gelecek bütün kandillerin mübarek olsun Allah'ım!
Hani daha hala vicdanın rahatsa ver öpeyim elini!
Baba denen o sıfatın elini de her bayramda öptüğüm gibi.
Cemre.Y.
Labels:
Allah,
anne,
baba,
dua,
epeyce,
ergen,
etme,
gece,
geçmiş,
günah,
insan,
kalem,
karanlık,
kız çocuğu,
küçücük,
sol yanım,
tanrı
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
8 Eylül 2018 Cumartesi
Ne Bileyim
…Ne Bileyim…
Yoktu aslında…
Kimsenin hiç kimseden farkı…
Ne bileyim pencereler farklıydı,
Ne bileyim o gün perdeler daha yeni asılmıştı güneşe,
Ya da daha sabah olmamıştı.
Ne bileyim…
Belki…
Benim şehrime yağmur,
Benim yüreğime kar,
Benim ayaklarıma ilkbahar…
Erken ısınır, erkencikten de sonbahara ayaza doğardı.
Ne bileyim…
Anahtar'ım kimdeydi de...
Bunca şiir eylediğim halde.
Beni bir türlü çözüp…
Bana vurulamadı…
Ha diğerleri?
Renkleri belliydi bütün o renksizlerin.
Hepsini…
Lgbt'ye bağışladım gitti.
Alakam yoktu oysa,
Her şey kendilerinin kendi tercihiydi.
İzlediğim son filmin son repliği,
"Yaşamak istiyorsan acilen aşık ol birilerine,
Ya da bu kadar yıl güvenemediysen hala birilerine...
"Gönlünü resetle!" diyor…
Reset…
Geri dönüşüm gibi eskiyi hatırlatmak değil miydi?
Benden geleceğe mektup;
"Eğer ki geçmişle geleceği harmanlayıp,
Daha güçlü bir ben yapamadıysanız….
Topunuza…
Hepinize…
"Sizin vidalarınızı sıkan o ustanın…
Size akıllar yükleyen o en son yazılıma dokunan parmakların!
Sizden sıkılıp…
"E anca…
Bu bu kadar ama gelişecek diyen,
İnsan sızılarınızın…
Yoksa….
Robotun suçu yok!
Tıpkı…
İnsanın da aslında olmadığı gibi…
Ben söyleyince Allah'sız oluyorum!
Misal şahane bi şiir yazmışsın…
Ama şiirin romanını yazdıracak biri çıkmış karşına!
Ve sen Allah bile olsan…
Kadınına istediğin şekli ve nesili sadece " Ol!" emri ile
Bütün insanlığın ecrini dengede tutmak varken…
Sıkılıvermiş yaradan, yarattığından.
Saçma sapan işler eylemiş…
Ne bileyim 12 kardeşin dilini değişip,
Hepsini…
Bir sonrakine eş eylemiş!
İnsanım ya ben?
Ne şeytan önümde diz büksün derdindeyim,
Ne de mazlum melekler bana boyun eğsin!
Sahi rabbim açığım, falan filan ama…
Şeytana yeterince yetecek günahı da işleyemedim!
N'olacak bu memleketimin ahvali?
Yaradan yarattığından sıkılıp gitmiş
İnsan hala cennetti cehennemdi derdinde.
Cemre.Y.
Yoktu aslında…
Kimsenin hiç kimseden farkı…
Ne bileyim pencereler farklıydı,
Ne bileyim o gün perdeler daha yeni asılmıştı güneşe,
Ya da daha sabah olmamıştı.
Ne bileyim…
Belki…
Benim şehrime yağmur,
Benim yüreğime kar,
Benim ayaklarıma ilkbahar…
Erken ısınır, erkencikten de sonbahara ayaza doğardı.
Ne bileyim…
Anahtar'ım kimdeydi de...
Bunca şiir eylediğim halde.
Beni bir türlü çözüp…
Bana vurulamadı…
Ha diğerleri?
Renkleri belliydi bütün o renksizlerin.
Hepsini…
Lgbt'ye bağışladım gitti.
Alakam yoktu oysa,
Her şey kendilerinin kendi tercihiydi.
İzlediğim son filmin son repliği,
"Yaşamak istiyorsan acilen aşık ol birilerine,
Ya da bu kadar yıl güvenemediysen hala birilerine...
"Gönlünü resetle!" diyor…
Reset…
Geri dönüşüm gibi eskiyi hatırlatmak değil miydi?
Benden geleceğe mektup;
"Eğer ki geçmişle geleceği harmanlayıp,
Daha güçlü bir ben yapamadıysanız….
Topunuza…
Hepinize…
"Sizin vidalarınızı sıkan o ustanın…
Size akıllar yükleyen o en son yazılıma dokunan parmakların!
Sizden sıkılıp…
"E anca…
Bu bu kadar ama gelişecek diyen,
İnsan sızılarınızın…
Yoksa….
Robotun suçu yok!
Tıpkı…
İnsanın da aslında olmadığı gibi…
Ben söyleyince Allah'sız oluyorum!
Misal şahane bi şiir yazmışsın…
Ama şiirin romanını yazdıracak biri çıkmış karşına!
Ve sen Allah bile olsan…
Kadınına istediğin şekli ve nesili sadece " Ol!" emri ile
Bütün insanlığın ecrini dengede tutmak varken…
Sıkılıvermiş yaradan, yarattığından.
Saçma sapan işler eylemiş…
Ne bileyim 12 kardeşin dilini değişip,
Hepsini…
Bir sonrakine eş eylemiş!
İnsanım ya ben?
Ne şeytan önümde diz büksün derdindeyim,
Ne de mazlum melekler bana boyun eğsin!
Sahi rabbim açığım, falan filan ama…
Şeytana yeterince yetecek günahı da işleyemedim!
N'olacak bu memleketimin ahvali?
Yaradan yarattığından sıkılıp gitmiş
İnsan hala cennetti cehennemdi derdinde.
Cemre.Y.
Labels:
acil,
anahtar,
aslında,
aşık,
cehennem,
cennet,
fark,
film,
geçmiş,
günah,
güneş,
karşı,
perde,
renk,
sabah,
şeytan,
yağmur,
yeter
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
21 Temmuz 2018 Cumartesi
Adam Dediğin

…Adam Dediğin…
Gel sevdiğim,
Sarıl bana sımsıkı…
Öyle sarıl ki gitme bir daha,
Öyle sarıl ki gitmeyeyim bir daha,
İçinde "Biz" olmayan hiçbir yere.
Gel sevdiğim,
Sen yine sus bana sesiz avaz dolusu çığlıklarınla…
Öyle sus ki bilmeyeyim hala…
Beni unutmak için işlediğin o bütün günahları,
Sen de bilme ama seni unutmak için işlediğim o bütün suçları.
Gel sevdiğim,
Son kez bir daha affedelim biz "Biz!"i…
Son kez ağlaya ağlaya gülelim birbirimizden vazgeçemeyişlerimize.
Nasılsa ben bunca aldatılış yüzlü maskelerden boğulmuşken,
İntikam için dahi aldatamayacağım madem kendimi, yine!
Gel sevdiğim,
Sen kızıl saçlı baharlarını unut,
Ben yaz ortası zemheri ayazlarımı.
Vakit…
Ecele ramak kala!
Sevişmeye vakit yok zira.
Sarılıp sımsıkı…
Koklayalım mı madem birbirimizi!
Gerçi onu da unutmuşsundur sen!
Sanki egzotik bir kuş kanadının o son teleğine dokunmuş
Yasemin notalarından, zambak ile leylak arası ara tondum ben!
Sonraki hayatımı bilemem ama,
Sen zamanlarımdan öncesinde de,
Sakalı ve de bıyığı,
Hele kapalı mekanlarda güneş gözlüğünü,
Hele hele benden aceleci yürüyen,
Zamana geç kalmış gibi, ecele gider gibi,
Hızlı yürüyüşlerden hala, hep kıllanırım.
Bence adam dediğin'in adımları senle aynı adımı atmalı!
Cemre.Y.
Labels:
avaz,
ecel,
günah,
hayat,
intikam,
kadın,
leylak,
maske,
nota,
öyle,
sevdiğim,
sonra,
vakit,
yasemin,
zaman,
zambak
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
24 Şubat 2018 Cumartesi
Seni Sevmemek Günah Olurdu
...Seni Sevmemek Günah Olurdu...
Bayram yeriydi gözlerin.
Kahvesinde harelenen
Pamuk şekerlerinin hepsi senindi
Sen lunaparka koşarken,
Seni sevmemek günah olurdu...
Cemre.Y.
Bayram yeriydi gözlerin.
Kahvesinde harelenen
Pamuk şekerlerinin hepsi senindi
Sen lunaparka koşarken,
Seni sevmemek günah olurdu...
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
12 Ocak 2018 Cuma
Şiir Bitti
...Şiir Bitti...
Şiir bitti.
Artık roman yazmak vakti.
Artık romanıma başlamalıyım!
Yürek yine şiir isterdi lakin!
Artık...
O rüzgar,
Aynı meridyenden aynı esmez.
Artık bir daha da belli ki!
Belli ki şimdi...
İşte tam da şimdi!
Artık...
Müslümanım diyen ama yüreği,
Namüslim haçlı vicdansızları da
Affettim.
Kendimi de dahil,
O kadınları
Aşk-a meftun edip
Birer birer…
Hepli toplu mezarlarda,
Öldüredim elbet!
En azından…
Namusumu kurtarmış olmanın gururuyla
Yaşıyordum hala ama!
Sanki fazlası gerek.
Hissetmiyorlar zira.
Anlayamıyorlar!
Namus...
Sadece bacak arasından yitirilmiş bir hezimet değildi.
Namus beyinden geçen her ihanetli hayalin kabusuydu.
Siz...
Hepiniz hayallerinizle boğulunuz!
Oturup düşünce çakıllı şapkalarınızı önlerinize koyunuz!
Taşlarınıza iyi bakınız.
Hanginiz tam doğrusunuz?
Belki orada bir yerlerde bulursunuz cevapsız soruların,
Vicdana en huzurlu cevaplarını!
Yaradan yarattığını,
Daha cehennemlik olamayacağını ilan ettiği yaşta...
Ölürse cennetlik, günahsız yavrucak dediği yaşta.
O adamın o kirli ellerinin tacizine neden izin verdi?
Zira ben bu hayatta yoktum...
Yokum!
Hatta hiç doğmadım.
Şimdi zaman...
Roman yazmak vakti!
Cemre.Y.
Şiir bitti.
Artık roman yazmak vakti.
Artık romanıma başlamalıyım!
Yürek yine şiir isterdi lakin!
Artık...
O rüzgar,
Aynı meridyenden aynı esmez.
Artık bir daha da belli ki!
Belli ki şimdi...
İşte tam da şimdi!
Artık...
Müslümanım diyen ama yüreği,
Namüslim haçlı vicdansızları da
Affettim.
Kendimi de dahil,
O kadınları
Aşk-a meftun edip
Birer birer…
Hepli toplu mezarlarda,
Öldüredim elbet!
En azından…
Namusumu kurtarmış olmanın gururuyla
Yaşıyordum hala ama!
Sanki fazlası gerek.
Hissetmiyorlar zira.
Anlayamıyorlar!
Namus...
Sadece bacak arasından yitirilmiş bir hezimet değildi.
Namus beyinden geçen her ihanetli hayalin kabusuydu.
Siz...
Hepiniz hayallerinizle boğulunuz!
Oturup düşünce çakıllı şapkalarınızı önlerinize koyunuz!
Taşlarınıza iyi bakınız.
Hanginiz tam doğrusunuz?
Belki orada bir yerlerde bulursunuz cevapsız soruların,
Vicdana en huzurlu cevaplarını!
Yaradan yarattığını,
Daha cehennemlik olamayacağını ilan ettiği yaşta...
Ölürse cennetlik, günahsız yavrucak dediği yaşta.
O adamın o kirli ellerinin tacizine neden izin verdi?
Zira ben bu hayatta yoktum...
Yokum!
Hatta hiç doğmadım.
Şimdi zaman...
Roman yazmak vakti!
Cemre.Y.
Labels:
affet,
Allah,
bitti,
dans,
günah,
hayat,
ihanet,
kabus,
kadın,
meftun,
mezar,
namus,
roman,
rüzgar,
şiir,
vicdan,
yürek,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
7 Ocak 2018 Pazar
Ne Fark Eder
...Ne Fark Eder...
Biz hep aşk dedik!
Ve belki de aşkın bizi sırtımızdan vurmasını sevdik hep,
Biliyorduk bu kadar çok seversek
Nasılsa herhangi bir zamanın,
Herhangi bir anında
Sırtımızda hissedecektik o soğuk demirin sivri ucunu!
Daha önce de hissetmiştik, acımıştı kavrulmuştu yüreğimiz...
Bile bile her seferinde daha fazla umutla bağlandık aşk’a...
Hep "Bu sefer son.” dedik.
Hep her seferinde eskisinden daha çok verdik,
Hep eskisinden daha sınırsız, sonsuz sevdik.
Aslında tek derdimiz o yangının o kavurucu alevini hissetmekti belki...
Hele bir de karşılığı bir o kadar etseydi ya...
İşte o zaman yaşamak sonsuzluk...
Ölmek filan ne gam!
Ama bazen de öyle sever ki insanoğlu,
Hem, hemen ölmek ister, sonsuz mutluluk içinde...
Hem bazen hemen ölmek ister sonsuz ve tarifsiz acı içinde...
Bazen de öylece susup gider,
Artık ne olacaksa olsun ya da ne olmayacaksa olmasın diye...
Ve bazen...
Kalbinin bir küçük serçe misali çırpınışını,
Artık hissetmekten vazgeçer insan.
Susarak ve gülümseyerek...
Ama bütün duygularının,
Bütün hayallerinin...
Büyük bir çöp konteynerine öylece atılışını...
Buruk bir tebessümle gülümseyerek izler insan.
Cinnet geçirirken bütün hayatından vazgeçen
O seri katil gibi sadece boynunu sağa sola büker
Hiç kimse görmez bunu.
Onu o an ve sonrasında hep gülümserken görürler...
Çünkü hayatın bundan sonraki hiçbir anı fark etmiyordur artık!
Bütün kilitlerin anahtarları yerlere saçılmıştır,
Bütün tabuların canı cehennemedir...
Bütün günahlar sıradadır işlenmek için...
Ki zaten öyle sanılıyordu ise
Artık her şey "Ne fark eder!" dedir.
Fark ediyor muydu sahiden?
Cemre.Y.
Biz hep aşk dedik!
Ve belki de aşkın bizi sırtımızdan vurmasını sevdik hep,
Biliyorduk bu kadar çok seversek
Nasılsa herhangi bir zamanın,
Herhangi bir anında
Sırtımızda hissedecektik o soğuk demirin sivri ucunu!
Daha önce de hissetmiştik, acımıştı kavrulmuştu yüreğimiz...
Bile bile her seferinde daha fazla umutla bağlandık aşk’a...
Hep "Bu sefer son.” dedik.
Hep her seferinde eskisinden daha çok verdik,
Hep eskisinden daha sınırsız, sonsuz sevdik.
Aslında tek derdimiz o yangının o kavurucu alevini hissetmekti belki...
Hele bir de karşılığı bir o kadar etseydi ya...
İşte o zaman yaşamak sonsuzluk...
Ölmek filan ne gam!
Ama bazen de öyle sever ki insanoğlu,
Hem, hemen ölmek ister, sonsuz mutluluk içinde...
Hem bazen hemen ölmek ister sonsuz ve tarifsiz acı içinde...
Bazen de öylece susup gider,
Artık ne olacaksa olsun ya da ne olmayacaksa olmasın diye...
Ve bazen...
Kalbinin bir küçük serçe misali çırpınışını,
Artık hissetmekten vazgeçer insan.
Susarak ve gülümseyerek...
Ama bütün duygularının,
Bütün hayallerinin...
Büyük bir çöp konteynerine öylece atılışını...
Buruk bir tebessümle gülümseyerek izler insan.
Cinnet geçirirken bütün hayatından vazgeçen
O seri katil gibi sadece boynunu sağa sola büker
Hiç kimse görmez bunu.
Onu o an ve sonrasında hep gülümserken görürler...
Çünkü hayatın bundan sonraki hiçbir anı fark etmiyordur artık!
Bütün kilitlerin anahtarları yerlere saçılmıştır,
Bütün tabuların canı cehennemedir...
Bütün günahlar sıradadır işlenmek için...
Ki zaten öyle sanılıyordu ise
Artık her şey "Ne fark eder!" dedir.
Fark ediyor muydu sahiden?
Cemre.Y.
Labels:
anahtar,
aşk,
bazen,
bu sefer,
duygu,
etme,
fark,
günah,
hayal,
insan,
karşı,
kilit,
mutlu,
sonsuz,
tebessüm,
yangın,
yüreğim,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
12 Aralık 2017 Salı
Bir Yerlerde Terk Edildik Biz!
...Bir Yerlerde Terk Edildik Biz!...
Bilirdim elbet şiir'in kurallarını,
Türlerini, çeşitlerini, ölçülerini, rediflerini.
İlle de, uyaklarıyla, kafiyelerini,
Bilirdim elbet bende!
Hele koşma'larını, hele rubai'lerini.
İlle de semai'lerini, hele de gazel'lerini de!
Hiçbirinden, bir tek şiir yazamadım.
Sorunum şuydu ki...
Ben kendimle bile, bana hiçbir zaman denk düşemedim ki.
Aynı evrenin bir tek karesindeki,
Tek bir "Amin"ine!
Hani şiir etsem, es kaza birilerine!
Bana dair'li şiirler yazsa birileri es kaza!
O birine ben, bir tek kelam bile yazamadım mesela!
Uğraştım ama...valla bak!
Hiç değilse sevmiş diye çabaladım cevaplamaya,
Harflerini yazdım da,
Babamdan daha çok güvenemedim ki, hiç kimseye!
Kelimelerim dahi olamadılar ya la!
Şöyle yalandan olsun, isimlerinin baş harfleriyle,
Akrostişlerini bile yazamadım ya lan!
Hani, ömrümde es kaza da, olur ya ansızın,
Denk düşse de, bana şiir etse birilerim!
Şiirler dolusu cümlelerimi, kalbine hediye niyetine,
Sarf ederken ben ona!
O ne yaptı?
O, tek mısra'mdan sonrası, benden caydı!
Yıllar yılı, sevip de sevilmemek varken,
Aldatıla aldatıla sevmeyi seçti.
Benim sevdam, hep ona yaşından büyük geldi.
Bir türlü beni, bir tamam sevemedi.
Yoksa...
Bu sefer olacaktı.
Valla.
Yarım'dım, belki de çeyrek!
Ben...
Onunla tamamlanacaktım.
Belki de ilk defa,
Bir, lir eşliğinde söylenecekti şarkılarımız,
Biz, kim bilir nerede,
Hangi gecenin gündüzünden geçip,
Hangi ülkenin sabahının,
Hangi mehtabına dalarken.
Yarı uykulu… yarısından çok uykusuzlu,
Hayallerim vardı benim de!
Ama hep,
"Sus!" lu ilmeğim,
Kim bilir kaç seferdir,
Boynumun dar ağacında,
Boynumun son ümüğünün, o son ilmiğinde, asılı kaldı.
Mademki hep aynı sondu kaderim, bende tuttum...
Her seferimde kendimi,
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesinin,
Bahçesinde yüzyıldır başı önde oturup duran,
"Düşünen Adam" ının, sol göğsüne zincirledim!
Elbette öncesinde, çocukluğumuzda…
Sebebini ancak şu zamanlarımda,
Şimdi ki kırk yaşımda anlamlandırdığım,
O yetimhane ziyaretlerimizi de gezdim.
Anam, her seferinde nasıl da ağlardı bize sarılıp!
O yetim çocuklar, bize yapışıp yalvarırlarken!
Hele ki o son ranzadaki kız çocuğu bana yapışıp…
"Anne'm ol no'lur!" diye hıçkırırken.
Sonra bir küçüğüme tutunurlardı,
"Sen bari ha küçük adam...
Baba'm! Ol, Noo'luuur!"
O vakitler,
O zamanlar, çocukluğumuzun kilitlerine dar'dı.
Anlayamazdık!
Anam, anasız bebelere hediyelerini dağıtıp,
Apar topar bizi, küçük yetimlerin,
Ranzalarından koparıp,
Küçümen bizlerden sigara dilenen büyüklerden de aparıp…
Mazhar Osman Beyefendinin oraya,
Sağ ve de salim etekleri uçuşarak getirirdi.
Düşünen o amcaya bakıp bakıp, saatlerce susar, ağlardı.
Bizde susar, öylece beklerdik!
Konuşup, yorum yapmak ne haddimize!
Susardık!
Ama hiçbir zaman,
Hele ki hiçbir zaman.
Oraya aslında,
Terk edilmek üzere getirilip,
Sonra da, şu lanet kaderimize razı kıyılamayan olarak,
Geri dönüşümüze hazırlandığımızı bilemezdik.
Mesela benim, o anlardan kalan, en son hatırlarımda hep!
Zincirlerinde boğulmuş bir kadının,
"Son bir dal sigaraa!" diyerek, tıkanıp tükenen nefesidir ki…
Yıllar boyunca çok girmiştir rüyalarıma o da!
Halbuki, Elm Sokağı kabusumuz, mirimiz,
Freddy Krueger tarafından,
Çeşit çeşit yanmalara maruz kalmak!
Orada…
Bırakılmak korkusunun yanında neydi ki!
Ben hep...
Her seferimde...
Son bir dal sigara istedim ömrümden.
Redifsiz,
Uyaksız,
Kafiyesiz,
Kifayetsiz!
İçimden o an...
O an,
İçimden ne geçiyorsa o an lan!
Sadece onu yazdım!
Hep kuralsız,
Uyaksız, redifsiz, kafiyesiz,
Kifayetsiz!
Son bir dal sigara istedim hayattan.
Bu kadar çok, bu kadar derin,
Onca çığlıksız acıdan hemen sonra ölünüyordu nasılsa!
Oysa, yaradan'ımdın sen benim,
Her acının dibinde, son bir dal sigara sonrası,
Ağız dolusu kusmuğa bakıyordu hep hayat!
Her kusmuğun en dibindeyse,
Kanlı ciğer kokusuyla başlıyordu yeniden, hayat.
Ve sen hep, o son dal sigarayı bana verdin?
Vermeseydin ya!
Kırıp atsaydın ya beni bu hayattan.
Oysa ne güzel, en ilk ve son başarılı, o intiharımda, ölecektim.
Daha, henüz, on dokuzumdayken, yitip gidecek,
Yirmi üç yıl daha o anımı başa sarıp durmayacaktım!
Çok, çok, en çok...
O günün meşhur gazetelerinin,
Üçüncü sayfasında, babanın, taksir e hafif sebeplerinden biri olan,
"Babanın kızına şehvet duyması normaldir." li sunumuyla,
"Kızı, bu şehvetengiz dokunuşlardansa ölümü tercih etmiş" li,
"Kendisine, annesinin bütün iğne ve ilaçlarından iksir yapıp, içmiş!"li
Hala, geçmişten tek mutlu o an'a,
Sonsuzmuş gibi gülümseyen, tek bir vesikalık resmi olacaktım.
Sen, eğer...
O son sigarayı içtirip, beni kusturmasaydın.
Üç gün boyunca, beni evimde, yarı ölü yatırmasaydın.
Ne güzel ben, cayıp canımdan...
Ban dair olamayan bu hayattan, gidecektim ya Rab!
Neden aklıma izin verdin ki?
Ne diye yaşamama sebep verdin?
Hiç mi düşünmedin ki,
Günler sonra karnıma inen tekme ile uyanırken ben,
Elim, kolum, dilim çalışmıyorken ben,
O geldi ve bana sahip olacak diye çok korkacağımı!
Hiç mi düşünmedin, düşünseydin zaten bu mahalde olamazdım dimi?
Bence, o birkaç gün,
Hatta doğduğum andan itibaren hiçbir gün olsun!
Beni, sen korumadın,
Beni, annem de korumadı, hele, her şeyden, bir haber kardeşlerim hiç!
Tek bir şansım vardı bu hayatımda, o da...
Sadece...
O, orospu çocuğu, kendi evladına değil,
Ona karşı koyamayan, yarı ölüye tecavüz etmeyi sevmiyordu.
Altı yaşımdayken, komşular yetişemeden hemen önce de bayılmıştım!
Şükür ki hepsi buydu!
Yaşım on dokuzdu oysa!
Ölüme ramak kalmayı yeni öğrenmiştim.
Daha öncelerimdeyse, sadece çığlık atmayı,
Çığlığımla onu öldürebilmeyi hayal etmiştim, kıyamadım!
O günden beri, ne vakit canıma ölüm gerekse,
Son bir sigara daha içeceğim gelir aklıma,
Ölümle son dans gibi!
Sonra basar giderim Mazhar Osman amcaya...
Bu sefer de ben sorarım ona sessiz bütün sorularımı,
Ben susarım, o ağlar, gelir bana sessiz bütün cevaplar.
Ama, asla, yavrumu götürmedim oraya mesela!
Es kaza yolumuz düşse de, yolumu değiştirdim,
Zaten babası çoktan gitmiş,
Ne gerek vardı anasız kalma ihtimalinin tramvasını,
Onca yüzyıl boyu ruhunda taşıtmaya!
Düşünüp duran amcayla,
Cevapsız soruşmalarımız bitip de ikimiz de susuşunca!
Sonra da Zuhurat Baba'ya uğrarım.
Abdestime mazeretim yoksa da,
İki ya da dört rekat namazımı kılar,
Arapçasından, türkçesinden Kur an ı Kerim okurum.
En fısıltılı sesimle dua eder, sorarım,
Sen elçisin, ben kul, sorsana, bir Rab'bimize sor bir hele!
Mademki var etmiş bizi,
Neden hep bir yerlerde terk edildik biz?
Sakın bana yüzyıllık hazır cümleleri, hadisleri, söyleme!
Altı yaşımdaydım, ölseydim cenneti hak ettiğimde,
Neydi suçum, baba, benim götüme meyl eylediğinde!
Ya ben ecelden acılı, feryat figan çığlığı atamasaydım,
Ya komşular yine beni dövüyor sanıp,
Umursamasaydılar, yetişemeseydiler!
Ya bayılmasaydım, ya ambulans gelmeseydi?
Sor lütfen ona Zuhurat Baba!
Benim yaradanım, henüz ben cennet ile cehennemi bilmezken,
Neyimi sınadı o yaşımda?
Şimdi sorsam alimlere…
O gün komşular gelmeyebilirdi derler!
Zira on iki yaşındaki küçümen bir kız yavruyu
Altmış yaşındaki herife helal derler!
Bütün dinleri taradım,
Yok benim kaderime dair literatür falan!
Bir tek…
Arapların, bir zamanlar neden kız çocuklarını,
Canlı canlı toprağa gömdüğü zamanlar geliyor dimağıma!
Kendimce bir teori geliştirdim!
Bazıları, sapık olmamaya meyilliydi!
Kendilerine pek güvenemiyorlardı,
İyisi mi ,baştan çıkaramadan ölsündü o kız bebeler!
Kızgın kumlarda gömülmeyi tercih ederdim oysaki,
Anamın yorgun bir vazgeçişli,
Henüz altı ayımı dolduramamış,
O kış ayazında, baba'nın ilk yalanına rast gelişim olmamalıydı!
No'ldu şimdi?
Anamın ilk bebesi,
Üstelik ağa kızına yakışmaz bir kız doğmuş!
Anam, egoya tavan ırgat olunmuş!
Oysa o, eşkıyalara dahi...
At sırtında baş koymuş da,
Bir benden ötürü eksikli kalmış!
Detay veremesem de bir çoğuma,
Biliyor olmalarına müsaitlik verdim, bir çoğuma!
Oysa...
Hepsini biliyordulardı aslında,
Hayatımda, hep babadan daha güvenli bir liman arayacağımı,
Hayatıma da kim dahil olsa,
Eş, dost, akraba, yar, yaren...
İstisnasız herkesimin, bütün çaresizliklerime,
Çocukluğumun günahsızlığını,
Hata benimmiş gibi yüzüme vurup,
Ki namusumu, hep ben korudum!
Sırtımdan vurup benden giderken,
O yaradıma hep aynı soruyu soracağımı?
Tanrım!
Yokluğun sayesinde,
Bütün bir ömrümü, hiç bir an, hiç bir zaman,
Normalimden yaşamayamayacağımı bile bile,
Ben, altı yaşımda sana ne ettim ki,
Bana, bütün istemimsiz günahlar dahi cennetken,
Anamı bana nefret, beni sana cehennem eyledin ki!
Tanrım, bütün bir ömrümü hiç bir zaman,
Normalimden,yaşayamayacağımı bile bile,
Benden yana , Rab'bi niyazının hazzın neydi?
Yoksa yaratıp unuttun mu insanlığımı, nasıl kıydın bana?
Cemre.Y.
Bilirdim elbet şiir'in kurallarını,
Türlerini, çeşitlerini, ölçülerini, rediflerini.
İlle de, uyaklarıyla, kafiyelerini,
Bilirdim elbet bende!
Hele koşma'larını, hele rubai'lerini.
İlle de semai'lerini, hele de gazel'lerini de!
Hiçbirinden, bir tek şiir yazamadım.
Sorunum şuydu ki...
Ben kendimle bile, bana hiçbir zaman denk düşemedim ki.
Aynı evrenin bir tek karesindeki,
Tek bir "Amin"ine!
Hani şiir etsem, es kaza birilerine!
Bana dair'li şiirler yazsa birileri es kaza!
O birine ben, bir tek kelam bile yazamadım mesela!
Uğraştım ama...valla bak!
Hiç değilse sevmiş diye çabaladım cevaplamaya,
Harflerini yazdım da,
Babamdan daha çok güvenemedim ki, hiç kimseye!
Kelimelerim dahi olamadılar ya la!
Şöyle yalandan olsun, isimlerinin baş harfleriyle,
Akrostişlerini bile yazamadım ya lan!
Hani, ömrümde es kaza da, olur ya ansızın,
Denk düşse de, bana şiir etse birilerim!
Şiirler dolusu cümlelerimi, kalbine hediye niyetine,
Sarf ederken ben ona!
O ne yaptı?
O, tek mısra'mdan sonrası, benden caydı!
Yıllar yılı, sevip de sevilmemek varken,
Aldatıla aldatıla sevmeyi seçti.
Benim sevdam, hep ona yaşından büyük geldi.
Bir türlü beni, bir tamam sevemedi.
Yoksa...
Bu sefer olacaktı.
Valla.
Yarım'dım, belki de çeyrek!
Ben...
Onunla tamamlanacaktım.
Belki de ilk defa,
Bir, lir eşliğinde söylenecekti şarkılarımız,
Biz, kim bilir nerede,
Hangi gecenin gündüzünden geçip,
Hangi ülkenin sabahının,
Hangi mehtabına dalarken.
Yarı uykulu… yarısından çok uykusuzlu,
Hayallerim vardı benim de!
Ama hep,
"Sus!" lu ilmeğim,
Kim bilir kaç seferdir,
Boynumun dar ağacında,
Boynumun son ümüğünün, o son ilmiğinde, asılı kaldı.
Mademki hep aynı sondu kaderim, bende tuttum...
Her seferimde kendimi,
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesinin,
Bahçesinde yüzyıldır başı önde oturup duran,
"Düşünen Adam" ının, sol göğsüne zincirledim!
Elbette öncesinde, çocukluğumuzda…
Sebebini ancak şu zamanlarımda,
Şimdi ki kırk yaşımda anlamlandırdığım,
O yetimhane ziyaretlerimizi de gezdim.
Anam, her seferinde nasıl da ağlardı bize sarılıp!
O yetim çocuklar, bize yapışıp yalvarırlarken!
Hele ki o son ranzadaki kız çocuğu bana yapışıp…
"Anne'm ol no'lur!" diye hıçkırırken.
Sonra bir küçüğüme tutunurlardı,
"Sen bari ha küçük adam...
Baba'm! Ol, Noo'luuur!"
O vakitler,
O zamanlar, çocukluğumuzun kilitlerine dar'dı.
Anlayamazdık!
Anam, anasız bebelere hediyelerini dağıtıp,
Apar topar bizi, küçük yetimlerin,
Ranzalarından koparıp,
Küçümen bizlerden sigara dilenen büyüklerden de aparıp…
Mazhar Osman Beyefendinin oraya,
Sağ ve de salim etekleri uçuşarak getirirdi.
Düşünen o amcaya bakıp bakıp, saatlerce susar, ağlardı.
Bizde susar, öylece beklerdik!
Konuşup, yorum yapmak ne haddimize!
Susardık!
Ama hiçbir zaman,
Hele ki hiçbir zaman.
Oraya aslında,
Terk edilmek üzere getirilip,
Sonra da, şu lanet kaderimize razı kıyılamayan olarak,
Geri dönüşümüze hazırlandığımızı bilemezdik.
Mesela benim, o anlardan kalan, en son hatırlarımda hep!
Zincirlerinde boğulmuş bir kadının,
"Son bir dal sigaraa!" diyerek, tıkanıp tükenen nefesidir ki…
Yıllar boyunca çok girmiştir rüyalarıma o da!
Halbuki, Elm Sokağı kabusumuz, mirimiz,
Freddy Krueger tarafından,
Çeşit çeşit yanmalara maruz kalmak!
Orada…
Bırakılmak korkusunun yanında neydi ki!
Ben hep...
Her seferimde...
Son bir dal sigara istedim ömrümden.
Redifsiz,
Uyaksız,
Kafiyesiz,
Kifayetsiz!
İçimden o an...
O an,
İçimden ne geçiyorsa o an lan!
Sadece onu yazdım!
Hep kuralsız,
Uyaksız, redifsiz, kafiyesiz,
Kifayetsiz!
Son bir dal sigara istedim hayattan.
Bu kadar çok, bu kadar derin,
Onca çığlıksız acıdan hemen sonra ölünüyordu nasılsa!
Oysa, yaradan'ımdın sen benim,
Her acının dibinde, son bir dal sigara sonrası,
Ağız dolusu kusmuğa bakıyordu hep hayat!
Her kusmuğun en dibindeyse,
Kanlı ciğer kokusuyla başlıyordu yeniden, hayat.
Ve sen hep, o son dal sigarayı bana verdin?
Vermeseydin ya!
Kırıp atsaydın ya beni bu hayattan.
Oysa ne güzel, en ilk ve son başarılı, o intiharımda, ölecektim.
Daha, henüz, on dokuzumdayken, yitip gidecek,
Yirmi üç yıl daha o anımı başa sarıp durmayacaktım!
Çok, çok, en çok...
O günün meşhur gazetelerinin,
Üçüncü sayfasında, babanın, taksir e hafif sebeplerinden biri olan,
"Babanın kızına şehvet duyması normaldir." li sunumuyla,
"Kızı, bu şehvetengiz dokunuşlardansa ölümü tercih etmiş" li,
"Kendisine, annesinin bütün iğne ve ilaçlarından iksir yapıp, içmiş!"li
Hala, geçmişten tek mutlu o an'a,
Sonsuzmuş gibi gülümseyen, tek bir vesikalık resmi olacaktım.
Sen, eğer...
O son sigarayı içtirip, beni kusturmasaydın.
Üç gün boyunca, beni evimde, yarı ölü yatırmasaydın.
Ne güzel ben, cayıp canımdan...
Ban dair olamayan bu hayattan, gidecektim ya Rab!
Neden aklıma izin verdin ki?
Ne diye yaşamama sebep verdin?
Hiç mi düşünmedin ki,
Günler sonra karnıma inen tekme ile uyanırken ben,
Elim, kolum, dilim çalışmıyorken ben,
O geldi ve bana sahip olacak diye çok korkacağımı!
Hiç mi düşünmedin, düşünseydin zaten bu mahalde olamazdım dimi?
Bence, o birkaç gün,
Hatta doğduğum andan itibaren hiçbir gün olsun!
Beni, sen korumadın,
Beni, annem de korumadı, hele, her şeyden, bir haber kardeşlerim hiç!
Tek bir şansım vardı bu hayatımda, o da...
Sadece...
O, orospu çocuğu, kendi evladına değil,
Ona karşı koyamayan, yarı ölüye tecavüz etmeyi sevmiyordu.
Altı yaşımdayken, komşular yetişemeden hemen önce de bayılmıştım!
Şükür ki hepsi buydu!
Yaşım on dokuzdu oysa!
Ölüme ramak kalmayı yeni öğrenmiştim.
Daha öncelerimdeyse, sadece çığlık atmayı,
Çığlığımla onu öldürebilmeyi hayal etmiştim, kıyamadım!
O günden beri, ne vakit canıma ölüm gerekse,
Son bir sigara daha içeceğim gelir aklıma,
Ölümle son dans gibi!
Sonra basar giderim Mazhar Osman amcaya...
Bu sefer de ben sorarım ona sessiz bütün sorularımı,
Ben susarım, o ağlar, gelir bana sessiz bütün cevaplar.
Ama, asla, yavrumu götürmedim oraya mesela!
Es kaza yolumuz düşse de, yolumu değiştirdim,
Zaten babası çoktan gitmiş,
Ne gerek vardı anasız kalma ihtimalinin tramvasını,
Onca yüzyıl boyu ruhunda taşıtmaya!
Düşünüp duran amcayla,
Cevapsız soruşmalarımız bitip de ikimiz de susuşunca!
Sonra da Zuhurat Baba'ya uğrarım.
Abdestime mazeretim yoksa da,
İki ya da dört rekat namazımı kılar,
Arapçasından, türkçesinden Kur an ı Kerim okurum.
En fısıltılı sesimle dua eder, sorarım,
Sen elçisin, ben kul, sorsana, bir Rab'bimize sor bir hele!
Mademki var etmiş bizi,
Neden hep bir yerlerde terk edildik biz?
Sakın bana yüzyıllık hazır cümleleri, hadisleri, söyleme!
Altı yaşımdaydım, ölseydim cenneti hak ettiğimde,
Neydi suçum, baba, benim götüme meyl eylediğinde!
Ya ben ecelden acılı, feryat figan çığlığı atamasaydım,
Ya komşular yine beni dövüyor sanıp,
Umursamasaydılar, yetişemeseydiler!
Ya bayılmasaydım, ya ambulans gelmeseydi?
Sor lütfen ona Zuhurat Baba!
Benim yaradanım, henüz ben cennet ile cehennemi bilmezken,
Neyimi sınadı o yaşımda?
Şimdi sorsam alimlere…
O gün komşular gelmeyebilirdi derler!
Zira on iki yaşındaki küçümen bir kız yavruyu
Altmış yaşındaki herife helal derler!
Bütün dinleri taradım,
Yok benim kaderime dair literatür falan!
Bir tek…
Arapların, bir zamanlar neden kız çocuklarını,
Canlı canlı toprağa gömdüğü zamanlar geliyor dimağıma!
Kendimce bir teori geliştirdim!
Bazıları, sapık olmamaya meyilliydi!
Kendilerine pek güvenemiyorlardı,
İyisi mi ,baştan çıkaramadan ölsündü o kız bebeler!
Kızgın kumlarda gömülmeyi tercih ederdim oysaki,
Anamın yorgun bir vazgeçişli,
Henüz altı ayımı dolduramamış,
O kış ayazında, baba'nın ilk yalanına rast gelişim olmamalıydı!
No'ldu şimdi?
Anamın ilk bebesi,
Üstelik ağa kızına yakışmaz bir kız doğmuş!
Anam, egoya tavan ırgat olunmuş!
Oysa o, eşkıyalara dahi...
At sırtında baş koymuş da,
Bir benden ötürü eksikli kalmış!
Detay veremesem de bir çoğuma,
Biliyor olmalarına müsaitlik verdim, bir çoğuma!
Oysa...
Hepsini biliyordulardı aslında,
Hayatımda, hep babadan daha güvenli bir liman arayacağımı,
Hayatıma da kim dahil olsa,
Eş, dost, akraba, yar, yaren...
İstisnasız herkesimin, bütün çaresizliklerime,
Çocukluğumun günahsızlığını,
Hata benimmiş gibi yüzüme vurup,
Ki namusumu, hep ben korudum!
Sırtımdan vurup benden giderken,
O yaradıma hep aynı soruyu soracağımı?
Tanrım!
Yokluğun sayesinde,
Bütün bir ömrümü, hiç bir an, hiç bir zaman,
Normalimden yaşamayamayacağımı bile bile,
Ben, altı yaşımda sana ne ettim ki,
Bana, bütün istemimsiz günahlar dahi cennetken,
Anamı bana nefret, beni sana cehennem eyledin ki!
Tanrım, bütün bir ömrümü hiç bir zaman,
Normalimden,yaşayamayacağımı bile bile,
Benden yana , Rab'bi niyazının hazzın neydi?
Yoksa yaratıp unuttun mu insanlığımı, nasıl kıydın bana?
Cemre.Y.
Labels:
amin,
benim yolum,
bu sefer,
cehennem,
cennet,
çocuk,
evren,
günah,
hata,
kabus,
kara kış,
karşı,
kelime,
kilit,
liman,
mey,
mirim,
şiir,
tavan,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Salıların Ne Günahı Var
| …Salıların Ne Günahı Var… |
| Salıları da sevmeye karar verdim, |
| Adının salı olmasından, |
| Benim ona yüklediğim olumsuzluklardan başka, Ne günahı var. Günse hepsi aynı gün. |
| Cemre.Y. |
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
9 Aralık 2017 Cumartesi
Ne Mutlu Türküm Diyene!
...Ne Mutlu Türküm Diyene!...
Bazen çileleri anlata anlata
Artık geçmişliğine gülerek unutmak ve
Affetmek istersiniz en sevdiğiniz
Canlarla konuşa paylaşa!
Ne hayret ki en acısı sandığımız
Sevda yanıklarıyla dolu yaşanmışlıklarımızın
Acımasız arnavut kaldırımlı taşlarında
Hayatlarımız burkula burkula
Yürek kırılmalarımız olan o aşk,
Hep en sonra gelir ve özetle anlatıp geçilir.
Gelmiş geçmiş her şey ama her şey!
Kah, buruk bir tebessümle,
Kah, kahkahalarla,
Kah, da birkaç damla gözyaşıyla
Cümlelere dökülüp,
Mazilerine kül olup savrulurken
Yine de neredeyse
Aynı paralel çizgilerle dolu
Birbirine teğet geçen acımasız hayatın
Zorluklarını nihayet aşmışızdır işte.
Başarmışızdır yani!
Dudaklarımızda zaman zaman
Vazgeçmişliklerimiz olsa da
Hiç değilse!
Hiç pes etmemiş olmamanın
Gururlu buruk bir tebessümüyle
Evlerimize dağılırız iç seslerimiz
Hala tek bir soru işaretini
Ünleme çevirmek için
Çok çabaladığımızı söyleye söyleye.
Huzurluyuz-dur en azından,
Vicdanımızın her zerresi rahattır.
Bu gece olsun,
Omuzlarımızdaki yükleri
Yer değiştirip birbirimizle
Huzurlu bir güvene gülümseyemeyle uyuyup
Sabahına kalp ışığıyla uyanacaktık.
Çünkü bu hayatta...
Güvenecek birilerimiz bari hala vardı!
Ta ki...
Ayrı ayrı yerlerdeki
Evlerimize doğru ayrıldıktan
Tam yarım saat sonra
Kimimiz metroda, kimimiz metrobüste,
Kimimiz evine doğru yürümekteyken
Birbirimizi acil bir telaşla
Aramak zorunda kalana dek!
Oysaki ben,
Çok araç değiştirmem gereken
O uzun yollarımda kitabıma gömülmüştüm
O telefonlar gelene kadar!
Üstelik, ilçemin sınırlarına da
Hayli yaklaşmıştım.
Belli ki dostlarım da benden ayrılır ayrılmaz,
Kendi güvenli yeni omuzlarının varlığıyla
Hoş olmuşlar.
Azıcık lan sadece bir saatçik,
Kendilerine kalmışlar ve haberlere ara vermişlerdi.
Benim evim en uzaktı.
En geç öğrenen bendim.
O telefon geldiğinde,
Yaşamak zorunda olduğum
Ancak yaşamaktan her daim nefret ettiğim
İlçemin sınırlarına ulaşmama ramak kalmıştı.
"Ankara'nın göbeğinde yine bomba patlamış!
(Ülkemizin güveninin merkezinde yine!)
Sağ ve salimsek bir an önce etrafımıza bakmalıymışız.
Şüpheli şahıslardan uzak durmalıymışız!
Eve geçer geçmez haber etmeliyimişiz..........." der demez
Başımı kaldırıp
Son bindiğim araç olan mibüsün
Klostrofobi'mi anında tetikleyen
Nefret ettiğim buğulu camlarını
Kolumla sildim ve...
"İyiyim ben" dedim
"Sorun yok burada!"
Oysa yine aynı şeyler olmuştu işte!
Ankara'yı ve daha bir çok yeri bombalayan,
Silahları hiç susmayan
Adına insan denilen
Ama insanlıklarıyla hiç alakası olmayan
O yaratıklar çoktan maskelerini takıp
Dükkanların camlarını kırmaya başlamışlardı!
Gerçi esnaf artık akıllanmıştı.
Onlardan olan camlar şıkır şıkır
Açık ve güvenliyken
Onlardan olmayanlar
Kepenklerini indirmişlerdi bile!
Burası mı?
Esencılıs!
Yıllardır her olaylarında terasıma bayrağımı asıyorum,
Her seferinde meydan okuyorum!
"Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye...
En çok arada bir bayrağıma silah sıkıp ipini vuruyorlar,
Ben yenisini asıyorum
Ama beni öldürmüyorlar!
Neden!
Çünkü ben her provake olayı fırsat bilip "
Biji serok Apo" diye diye
Günahsız insanların
Günahsız evlerine atılan molotoflardan,
Ülkemin her neresinde olursa olsun
Ocakları sönen,
Ciğerleri kavrulan anaların, eşlerin,
Evlatların acılarını,
Ciğerimin kavrulmasından başka
Bedensel hiç hasar görmüyorum
Üstelik anlı şanlı bayrağım
Bangır bangır ben TÜRK'üm diye terasımın
Caddeye bakan tarafında dalgalanırken!
Biliyorlar çünkü
Bir Türk'ün deli damarını,
Kaybedeceği tek şey canıdır onun!
Yani öldürür, ölürken...
"Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"
Cemre.Y.
Bazen çileleri anlata anlata
Artık geçmişliğine gülerek unutmak ve
Affetmek istersiniz en sevdiğiniz
Canlarla konuşa paylaşa!
Ne hayret ki en acısı sandığımız
Sevda yanıklarıyla dolu yaşanmışlıklarımızın
Acımasız arnavut kaldırımlı taşlarında
Hayatlarımız burkula burkula
Yürek kırılmalarımız olan o aşk,
Hep en sonra gelir ve özetle anlatıp geçilir.
Gelmiş geçmiş her şey ama her şey!
Kah, buruk bir tebessümle,
Kah, kahkahalarla,
Kah, da birkaç damla gözyaşıyla
Cümlelere dökülüp,
Mazilerine kül olup savrulurken
Yine de neredeyse
Aynı paralel çizgilerle dolu
Birbirine teğet geçen acımasız hayatın
Zorluklarını nihayet aşmışızdır işte.
Başarmışızdır yani!
Dudaklarımızda zaman zaman
Vazgeçmişliklerimiz olsa da
Hiç değilse!
Hiç pes etmemiş olmamanın
Gururlu buruk bir tebessümüyle
Evlerimize dağılırız iç seslerimiz
Hala tek bir soru işaretini
Ünleme çevirmek için
Çok çabaladığımızı söyleye söyleye.
Huzurluyuz-dur en azından,
Vicdanımızın her zerresi rahattır.
Bu gece olsun,
Omuzlarımızdaki yükleri
Yer değiştirip birbirimizle
Huzurlu bir güvene gülümseyemeyle uyuyup
Sabahına kalp ışığıyla uyanacaktık.
Çünkü bu hayatta...
Güvenecek birilerimiz bari hala vardı!
Ta ki...
Ayrı ayrı yerlerdeki
Evlerimize doğru ayrıldıktan
Tam yarım saat sonra
Kimimiz metroda, kimimiz metrobüste,
Kimimiz evine doğru yürümekteyken
Birbirimizi acil bir telaşla
Aramak zorunda kalana dek!
Oysaki ben,
Çok araç değiştirmem gereken
O uzun yollarımda kitabıma gömülmüştüm
O telefonlar gelene kadar!
Üstelik, ilçemin sınırlarına da
Hayli yaklaşmıştım.
Belli ki dostlarım da benden ayrılır ayrılmaz,
Kendi güvenli yeni omuzlarının varlığıyla
Hoş olmuşlar.
Azıcık lan sadece bir saatçik,
Kendilerine kalmışlar ve haberlere ara vermişlerdi.
Benim evim en uzaktı.
En geç öğrenen bendim.
O telefon geldiğinde,
Yaşamak zorunda olduğum
Ancak yaşamaktan her daim nefret ettiğim
İlçemin sınırlarına ulaşmama ramak kalmıştı.
"Ankara'nın göbeğinde yine bomba patlamış!
(Ülkemizin güveninin merkezinde yine!)
Sağ ve salimsek bir an önce etrafımıza bakmalıymışız.
Şüpheli şahıslardan uzak durmalıymışız!
Eve geçer geçmez haber etmeliyimişiz..........." der demez
Başımı kaldırıp
Son bindiğim araç olan mibüsün
Klostrofobi'mi anında tetikleyen
Nefret ettiğim buğulu camlarını
Kolumla sildim ve...
"İyiyim ben" dedim
"Sorun yok burada!"
Oysa yine aynı şeyler olmuştu işte!
Ankara'yı ve daha bir çok yeri bombalayan,
Silahları hiç susmayan
Adına insan denilen
Ama insanlıklarıyla hiç alakası olmayan
O yaratıklar çoktan maskelerini takıp
Dükkanların camlarını kırmaya başlamışlardı!
Gerçi esnaf artık akıllanmıştı.
Onlardan olan camlar şıkır şıkır
Açık ve güvenliyken
Onlardan olmayanlar
Kepenklerini indirmişlerdi bile!
Burası mı?
Esencılıs!
Yıllardır her olaylarında terasıma bayrağımı asıyorum,
Her seferinde meydan okuyorum!
"Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye...
En çok arada bir bayrağıma silah sıkıp ipini vuruyorlar,
Ben yenisini asıyorum
Ama beni öldürmüyorlar!
Neden!
Çünkü ben her provake olayı fırsat bilip "
Biji serok Apo" diye diye
Günahsız insanların
Günahsız evlerine atılan molotoflardan,
Ülkemin her neresinde olursa olsun
Ocakları sönen,
Ciğerleri kavrulan anaların, eşlerin,
Evlatların acılarını,
Ciğerimin kavrulmasından başka
Bedensel hiç hasar görmüyorum
Üstelik anlı şanlı bayrağım
Bangır bangır ben TÜRK'üm diye terasımın
Caddeye bakan tarafında dalgalanırken!
Biliyorlar çünkü
Bir Türk'ün deli damarını,
Kaybedeceği tek şey canıdır onun!
Yani öldürür, ölürken...
"Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"
Cemre.Y.
Labels:
acı,
acil,
affet,
ayrı,
cadde,
dalga,
etme,
fırsat,
geçmiş,
günah,
hasar,
hayat,
mey,
mutlu,
nerede,
paralel,
şah damarı,
tebessüm,
Türk,
vicdan
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
11 Kasım 2017 Cumartesi
Yitik Bir Sevdadan Geriye Kalan

...Yitik Bir Sevdadan Geriye Kalan…
Seni yatak odamın uykuya dalabildiğim
O en son anına asmıştım ben be “Adam!”
Her gece sensizliğe uzanırken
Kadehlerim dipsiz bucaksız!
Dilimin dönebildiği tek duamdın sen!
Kızım bile, onca küçük yaşıyla,
Acıyarak bakardı göz bebeklerime!
Son şefkatimle dönerdim onun yüreğine,
Susarak bakardım ona…
Suskunca odasına giderdi.
Gizlice ağlardı bilirim,
Artık bir kardeşi daha olamayacak diye!
Saatlerce bana verdiğin bir kağıt parçasıyla
Gülümsemelerini okşardım onlarca yüzünde senin.
Öylece dalardım yokluğunu bile sevmelere de
Sabah ezanları okunurdu aniden!
Aceleyle pür telaş işime doğru yol alırken
Sabaha ilk “Amin” im olurdun benim!
“Rabbim!
Senli hiçbir duamı kabul etmedi neyleyim?
Önceden yaşanmışlıklı bitmiş bir hayat
Ve vazgeçemediğim kızımdı benim sana kilidim!
Şimdi Allaha küssem bana günah!
Sana küssem
Sana daha ağır vebal!
Gayri ben senden sonra
Kimin bana ne ettiğine, ne edemediğine,
Daha ne diyeyim?
Cemre.Y.
Labels:
adam,
ağır,
Allah,
amin,
bebek,
dua,
etme,
ezan,
gece,
günah,
kadeh,
kızım,
sensiz,
sevda,
sus,
yaşa
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
29 Ekim 2017 Pazar
Çok Sevmiştim Be
...Çok Sevmiştim Be...
Söyle, şimdi hangi günah?
Hangi suç?
Hangi, herhangi bir bilinçsiz bir eylem unutturur seni!
Hangi suçtan,
Hangi mapus köşelerinde sussam acizliğime!
Hangi demir parmakların ardında
Sansalar ki suçum cinayet!
Oysa benim tek cinayetim,
Artık “O” nun ölü bedenini beklemeyi
Terk etmeyi seçmekti seninle!
Şimdi ne yapsam günah bana!
Ne yapmasam yazık bir çare.
Başka çarem yoktu!
Güven veren omuzları çökmüştü, çürüyordu!
Çarem yoktu!
Ezberine doyamadığım alnı, çenesi,
Şakakları, yeni kırlaşmaya başlamış saçları
Yok oluyordu her gün an be an!
Her gün, bir kenarından,
Elimde kalıyordu bu ecelsiz aşkım!
Bir heykeltraşın çizdiği
Oylum oylum oyduğu kemikleri bile un ufaktı artık!
Çarem yoktu!
Ölüme ve yokluğa razıyken sen geldin!
Madem sende gidecektin neden geldin be adam!
Oysa senle bile
Ne uykum uykuydu
Onun geniş omuzlarında sabahlayan,
Ne uyanışım “Günaydınım,
Akşam bile yanımda olan hatunum” la başladı!
Seninle hiçbir şey,
Hiçbir zaman tam olmadı ki!
Hiçbir zaman gönül sayfanda olmadım senin ben!
Neden “Buradan çıkmazsan,
Bende orada kalırım” diyecek kadar
Hep yalan oldun ki bana!
Yoksa senin bu hayattaki tek amacın
Beni hayatta tutmak mıydı!
Yaşadım...
Onsuz da yaşadım...
İnanamadım!
Yaşadım...
Sensiz de yaşadım!
Cehennemimden sana sığındım!
Bu hayata derin bir nefesi seninle aldım,
Yoksan...
Söyle, şimdi hangi günah?
Hangi suç?
Hangi, herhangi bir bilinçsiz bir eylem unutturur seni!
Hangi suçtan,
Hangi mapus köşelerinde sussam acizliğime!
Hangi demir parmakların ardında
Sansalar ki suçum cinayet!
Oysa benim tek cinayetim,
Artık “O” nun ölü bedenini beklemeyi
Terk etmeyi seçmekti seninle!
Şimdi ne yapsam günah bana!
Ne yapmasam yazık bir çare.
Başka çarem yoktu!
Güven veren omuzları çökmüştü, çürüyordu!
Çarem yoktu!
Ezberine doyamadığım alnı, çenesi,
Şakakları, yeni kırlaşmaya başlamış saçları
Yok oluyordu her gün an be an!
Her gün, bir kenarından,
Elimde kalıyordu bu ecelsiz aşkım!
Bir heykeltraşın çizdiği
Oylum oylum oyduğu kemikleri bile un ufaktı artık!
Çarem yoktu!
Ölüme ve yokluğa razıyken sen geldin!
Madem sende gidecektin neden geldin be adam!
Oysa senle bile
Ne uykum uykuydu
Onun geniş omuzlarında sabahlayan,
Ne uyanışım “Günaydınım,
Akşam bile yanımda olan hatunum” la başladı!
Seninle hiçbir şey,
Hiçbir zaman tam olmadı ki!
Hiçbir zaman gönül sayfanda olmadım senin ben!
Neden “Buradan çıkmazsan,
Bende orada kalırım” diyecek kadar
Hep yalan oldun ki bana!
Yoksa senin bu hayattaki tek amacın
Beni hayatta tutmak mıydı!
Yaşadım...
Onsuz da yaşadım...
İnanamadım!
Yaşadım...
Sensiz de yaşadım!
Cehennemimden sana sığındım!
Bu hayata derin bir nefesi seninle aldım,
Yoksan...
O son nefesimdin,
Çaldım, kokladım ve aldım,
Ve sen buna hiç inanmadın!
Onunla hayallerim vardı hüsranla son bulan!
Seninle hayal bile kuramadım ki ben!
Akşam yatarken duam, gece uyurken rüyam,
Sabah uyandığımda güneşimdin sadece...
Başka hiçbir şeyim değildin.
Ben seni, senden başka her şeyden çok,
Herkesimin yerine de çok sevmiştim be!
Cemre.Y.
Çaldım, kokladım ve aldım,
Ve sen buna hiç inanmadın!
Onunla hayallerim vardı hüsranla son bulan!
Seninle hayal bile kuramadım ki ben!
Akşam yatarken duam, gece uyurken rüyam,
Sabah uyandığımda güneşimdin sadece...
Başka hiçbir şeyim değildin.
Ben seni, senden başka her şeyden çok,
Herkesimin yerine de çok sevmiştim be!
Cemre.Y.
Labels:
beden,
çare,
etme,
ezber,
günah,
hatun,
hayat,
her şey,
hiçbir şey,
kemik,
nefes,
oysa,
suç,
uyku,
yama,
yoksa,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
22 Ekim 2017 Pazar
Ölü Çocuk
...Ölü Çocuk...
Suçsuz kere suçsuz….
Ölü bir çocuğun
Küskün bakışlarını görüyorum profil resimlerinde
İçim buruluyor, hücrelerim bölünüyor
Ama bu hayata inadına
Başka renkler giydiriyorum hayat sayfama
Zira!
Düşünemiyorsunuz acıdan!
O çocuğun, en yakınlarına hatırlatıyorsunuz
Hala bakabilen gözlerini.
Günah değil mi?
Hangi ana…
Yerine koyabilir ki
Kendisi yerine
Evlat acısının o derin cehennemini!
Cemre.Y.
Suçsuz kere suçsuz….
Ölü bir çocuğun
Küskün bakışlarını görüyorum profil resimlerinde
İçim buruluyor, hücrelerim bölünüyor
Ama bu hayata inadına
Başka renkler giydiriyorum hayat sayfama
Zira!
Düşünemiyorsunuz acıdan!
O çocuğun, en yakınlarına hatırlatıyorsunuz
Hala bakabilen gözlerini.
Günah değil mi?
Hangi ana…
Yerine koyabilir ki
Kendisi yerine
Evlat acısının o derin cehennemini!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
19 Ekim 2017 Perşembe
Neredeyse Kapına Dayanacaktım

...Neredeyse Kapına Dayanacaktım...
Neredeyse özleyecektim seni,
Sızım sızım sızlayacaktı burnumun direği!
Gecenin kör saati,
İçip içip kapına dayanacaktım.
“Git” derken sana,
Suçsuz ve günahsızdım ya!
Neredeyse baştan sona günaha batıp,
Geçecektim karşına,
Bakacaktım göz bebeklerinin derinine
Af dileyecektim senden.
Olmasaydı mektupların,
Senin yazdıklarının rengi hep nefretti.
Sadece sustum!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
1 Ekim 2017 Pazar
Günah
...Günah...
Hem de üst üste!
İki kere işledim aynı günahı...
Belki de üç...
Ya da dört müydü?
Yoksa beş?
Sahi kaç kere seviştik biz
Aynı sahanda kavrula kavrula!
Sen daha iyi bilirsin ya!
Yarın görüşmemek üzere
Ama yarın sana yine
"Günaydın!" dersem
Yarın sabah yine hepinize
Suç benim değil!
Valla değil!
Cemre.Y.
Hem de üst üste!
İki kere işledim aynı günahı...
Belki de üç...
Ya da dört müydü?
Yoksa beş?
Sahi kaç kere seviştik biz
Aynı sahanda kavrula kavrula!
Sen daha iyi bilirsin ya!
Yarın görüşmemek üzere
Ama yarın sana yine
"Günaydın!" dersem
Yarın sabah yine hepinize
Suç benim değil!
Valla değil!
Cemre.Y.
Labels:
adam,
aşk,
belki,
günah,
Günaydın,
hayat,
insan,
kadın,
sabah,
sevda,
sevmek,
suç,
yarın,
yoksa
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
30 Eylül 2017 Cumartesi
Alıp Gitmişsin Ya Çocuk
...Alıp Gitmişsin Ya Çocuk…
Gitmekle, hayatların akışını değiştirdin çocuk!
Mevlüt dualarıyla günahlarından arınanların,
Sonrasındaki ritüellerini bozdun!
Oysa tam on altı yıldır ezberleriydi aynı cümleler,
“Kocan, nasıl olur da seni bırakıp başkasına gider.
Kızını görmeye geliyor mu?
Evlendi mi o herif?
Sen neden evlenmiyorsun kızım yaşın geçmeden!
Evlat için ömür törpülenmez ah evladım!
Babası gidenin kızı durmaz, o da bırakıp gider!
Evlen etin yenir,
Gönün giyilirken!” diye devam ederdi cümleler.
Bugün ilk defa, hepsi birden,
Aynı soruyu sordular dudakları titreyerek!
“Gitti mi?
Gitti ha!
Gelmez değil mi bir daha!”
Öyle yandı ki yürekleri kendi evlatları için
Hiçbirisi “Ben demiştim!” diyemediler.
Seninle ilgili sorulan cümlelere
Mantıklı birer cevabım yoktu!
Sustum ve kaçtım!
Sen benim
Mevlütlerimi ve düğünlerimi de
Alıp gitmişsin ya çocuk!
Uğramam artık kalabalıklara…
Cemre.Y.
Gitmekle, hayatların akışını değiştirdin çocuk!
Mevlüt dualarıyla günahlarından arınanların,
Sonrasındaki ritüellerini bozdun!
Oysa tam on altı yıldır ezberleriydi aynı cümleler,
“Kocan, nasıl olur da seni bırakıp başkasına gider.
Kızını görmeye geliyor mu?
Evlendi mi o herif?
Sen neden evlenmiyorsun kızım yaşın geçmeden!
Evlat için ömür törpülenmez ah evladım!
Babası gidenin kızı durmaz, o da bırakıp gider!
Evlen etin yenir,
Gönün giyilirken!” diye devam ederdi cümleler.
Bugün ilk defa, hepsi birden,
Aynı soruyu sordular dudakları titreyerek!
“Gitti mi?
Gitti ha!
Gelmez değil mi bir daha!”
Öyle yandı ki yürekleri kendi evlatları için
Hiçbirisi “Ben demiştim!” diyemediler.
Seninle ilgili sorulan cümlelere
Mantıklı birer cevabım yoktu!
Sustum ve kaçtım!
Sen benim
Mevlütlerimi ve düğünlerimi de
Alıp gitmişsin ya çocuk!
Uğramam artık kalabalıklara…
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Aşk Mı, O Ne Ki?
...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...
-
...Beni Soracak Olursan, İyiyim Ben... Ne zaman şiir kuşanacak olsam, Avuç içi kadar bir coğrafyaya, Şiir şiir iklimlerim geliverir aklıma! ...
-
...Öylece...Çekip Gitti... Biz! Birkaç güvercine mukabil razı olduk, "Sevdadandır." dedik. “İmkansızlıktan aşktandır” dedik. ...
-
…Gözlerin Diyorum Adam… Gözlerin diyorum adam gözlerin... Öyle b/akmasalardı yüreğime Şimdi böyle sana, Lal olabilir miydi dillerim... ...
-
...Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni... Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni; Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak. Yol'unmuş ...
-
...Gözlerin Diyorum Kadın... Gözlerin...diyorum kadın... İçi cehennem dışı cennetken! Gözlerin diyorum kadın! Annem gibi, kızım gibi, ...
-
...Lal-ü Aşk... Sevgilim... Lal-ü aşk yüklü, Bulutlar geçiyor ömrümüzden. Sanki hiç! Mey dolu ağzından, Dökülmemiş gibisin En ıssız,...
-
...Sevgilim... Yüreğinin gazellerini sakın savurma sevgilim! Bırak kalsınlar, daha ne kadar dağınıksan. Toparlanma öyle hemen, ben geldi...
-
…Misket… Çocukluğumun can kırıntılarında Benim bütün oyunlarda kazandığım misketlerim, Bir kavanozda doluydu Ve mahallenin bütün kö...
-
…Adını İfşa Etme Gizli Yarim… Adını ifşa etme gizli yarim, Ola ki seni, ben gibi sevemezlerse... Sana da, bana da kıyarlar! Etme sakı...
-
...Gelsin Artık... Hani ikindi sonrası vakitlerde, Çökmeye başlardı ya akşamın hüznü... Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü, Yür...
















