sigara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sigara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2026 Cuma

Özlersin

...Özlersin...
Serin gecelerin, serin sabahları olur bazen.
Fincandaki kaçak çayın çabuk soğur.
İçtiğin sigaran bile çabuk biter.
İşte o vakit, uzaklara dalıverir gözlerin.
Bazılarının gözlerinin içine bakarak gülüşünü özlersin.
Sadece sana özel o gülüşü, zamansız özlersin.
Hani durduk yere sevdaya acıkırsın ya!
Öyle aşka aşermek gibi bir his işte.
Cemre.Y.

23 Mayıs 2024 Perşembe

Sen Yine De Gülümse Hayata


...Sen Yine De Gülümse Hayata...
Hadi gel, bugün bir değişiklik yap!
Kimse-siz şiirlerimin, kimse-si ol mesela demek isterdim birine.
Sonra ne mi oldu?
Kız Kulesine karşı bir sigara daha yaktım.
İkimiz de kalabalığa yalnızız ne de olsa.
Dedim ki kendime...
Sen yine gülümse hayata,
Olursa olur, olmazsa kendisi bilir.
Cemre.Y.

26 Haziran 2023 Pazartesi

Günaydın Sevgili Kendim


...Günaydın Sevgili Kendim...
Kuş cıvıltılarının bulutlara karıştığı,
Sade kahvemin, sigaramın dumanına bulaştığı,
Limon ağacımın yapraklarıyla,
Sarmaşıklarımın, yapraklarıyla sırnaştığı,
Radyo Voyage müziklerinin,
Ruhumu okşadığı haziran sabahından günaydın.
Olmayanlarla, olduramadıkları mı da
Şöyle derin bir kirli sepetine doldurup,
Terastan aşağı fırlattıktan sonra,
Artık tamam'ım,
Günaydın sevgili kendim bana da günaydın.
Cemre.Y.

11 Ağustos 2022 Perşembe

Ay Dolunay

...Ay Dolunay...
En son...
Dün gece gördüm,
Zaman zaman,
Ruhumu ta...
Kendi cehennemine kadar çeken kabuslu rüyaları!
Sabaha kadar,
Kaç uykuyu uyuyamadan eskittim kimse bilemez!
Ama bu sefer kararlıydım...
Ertesi geceye taşımayacaktım,
Uykumu darağacına asan korkularımı.
Zira...
Artık...
Avutmuyordu sadece yastık yüzü değiştirmeler!
Güne...
Gözlerimi azıcık bir uyku arasıyla açmışken,
Sigaramı dudak arama sarıp,
Sade kahveme koşmada da,
Nasıl bir panik yaşadıysam?
Susuz döküldü kahve telvelerim mutfağıma!
Köşe, bucak, halı, saçak...
Ne varsa kahvelendi susuz!
Öylece bırakıp, yeni kahve yapıp,
Kapımın anahtarını üstüne kilitleyip,
Ardıma bile bakmadan evden çıkıp işime gitsem...
Gün aydın olmaz ki ruhuma.
Akşam mesaim bitip, işimden evime dönünce,
Kapımın anahtarını içime açtığımda,
Mutfağıma girerim en ilk!
Zira çamaşır makinam orada.
Daha sınırlarına ulaşamadan kalır ayaklarım,
En ilk, yerdeki fayans araları serzenişte bulunur,
Sonra çamaşır makinamın önündeki halım,
Köşe, bucak, halı, saçak...
Küskün boyunlarıyla geçit vermezler bana!
Bulaşıverirler en olmaz yerlerimin canına.
Daha ki fırına yol almaya çok var oysa.
Biliyorum.
Hem de ezberimden.
Bir keresinde, hani es kaza,
Bir kavanoz dolusu bilyelerim saçılmıştı etrafa!
Ay, dolunaydı.
Her biri de teker teker kırılmıştı,
Ta çocukluğumdan biliyorum.
Küçüktüm daha!
Sonra toparlarım sanıyordum,
Hani kurtulup sabah olunca!
Kurtuldum lakin...
Bir daha da...
Ne akşamım aynı akşam oldu,
Ne de sabahım aynı sabah.
Hiçbir mutfağın bulaşıksız fırınına yetişemedim.
O andan sonra da, asla!
Aynı yerde bırakamadım hiçbir kırığı döküğü!
Usulca yeni yapılmış kahvemi yudumlarken,
Sessiz süpürgemle,
Tertemiz ettim köşemi, bucağımı.
Bu sefer...
Bu akşam...
Sadece fırınıma koşup,
Sadece onun tozunu aldım,
Öptüm teker teker sac ayaklarını.
Değil mi ki onun bile!
Yalnızlıktan, kabuslardan korkup,
Şöyle bir sarılıp,
Saçlarından,
Yüzünden, gözünden, alnından,
Ucundan, kenarından hayatının,
Ne bileyim...
Belki de hayali değildir benim evime konmak da,
Ben zor koşup monte etmişimdir ömrüme!
En hayal kırıklığından öptüm onu,
Ta, en ilk onu hayal edip yaradılışından.
Bu gece bana kabus yok!
Ay, dolunay!
Çünkü ben...
Değil ki canımı canımdan kanırtanların!
Eşyalarımın, maddelerimin, nesnelerimin,
Zamirlerimin ve dahi sıfat koyduklarımın bile.
Ömürlerine ömür değeyim derdindeyim.
Yoksa, herkes ölür ömrü bittiğinde.
Ben de öleceğim misal.
Artık...
Tamamen pes edip,
Her şeyden vazgeçtiğimde çok ölmedim lakin.
Misal gün olur...
Kime küsüp küsmediğimi unutmayabilirim!
Ne bileyim kapımın koluyla,
Öbür odaya gitmeyeyim diye benle inatlaştı diye,
Gücenmeyi bırakabilirim.
Ne bileyim,
Aldığım kilolarca soğandan biri acı çıktı diye,
Soğana küsmeyebilirim,
Ne bileyim,
Yediğim bir kabak tatlısının kabağı göçük çıktı diye,
Ona bir ömürlük yokluk hapsetmek yerine,
Kabak tatlısıyla aramı düzeltebilirim.
Ne bileyim,
Bir komşunun getirdiği bamya yemeği,
Sümüklü sümüklü çıktı diye,
Yıllar yılı tadına dahi bakmayıp,
Yıllar sonra kendi ellerimle, usulünce yapınca,
Meğer, olunca oluyormuş dedirtmeyince...
Bamya yemeğine yeniden gülümseyebilirim.
Beni insan düsturuyla sınamayın Gök Tengrim!
Bir daha da,
Asla!
Hiçbirini...
Hiçbir zaman...
Affetmeyebilirim!
Gülümseyelim mi?
Zira ay dolunay!
Yine bizi çekiyor yıldızlar.
Onlar da sanıyorlar ki,
"Hayat, asıl bize güzel!"
Hayat...
Sadece kolay olduğu zamanlar herkese güzel.
Bu gece de...
Bundan sonraki bütün gecelerde de...
Artık, bize, kabus yok!
Cemre.Y.

16 Temmuz 2022 Cumartesi

Günaydın

...Günaydın...
Günaydın,
Uykusunu alamamışsa da,
Güne gözlerini açmış kirpiklerim.
Günaydın,
Yatağında,
Sağa sola dönmekten sıkılmış bedenim.
Günaydın,
Sade kahvem, ilk sigaram.
Terasta kahvaltım, şekersiz çayım,
Biber çiçeklerim, asma yapraklarım,
Meyve vermeyen limon ağacım,
Evet, evet, hepimize günaydın.
Cemre.Y.

18 Mart 2022 Cuma

Mart Karı

…Mart Karı…
Nasıl olmuşsa olmuş,
Mart ayazı yerleşmiş ciğerlerime,
Nazlı bir kedi gibi hırıl hırıl, hırıldamakta.
Penceremden karlı kiremitlere bakarken,
Öksürük nöbetleri kaburgamı zorlamakta!
Hiç değilse sigarayı azaltsam diyorum,
Fincanımdaki çayım soğumuş,
Mutfağa gitmek lazım ayakları sürüyerek.
Hiç yoktan birkaç lokma kahvaltı etmek lazım.
Halsizliğime gücenip,
Bir sigara daha yakıyorum.
"Mart karı ağulu olur!" derdi rahmetli anam.
"Mevsiminde yağan kar gibi değildir,
Hasta eder insanı, içinin içi acır!" derdi.
İçimin içi acıyor annem, çok özledim seni derinden.
Cemre.Y.

26 Aralık 2021 Pazar

Selam Olsun

…Selam Olsun…
Keyfim, rafadan yumurta istedi,
Kahyası, biraz peynir ve zeytin.
Bana taze demlenmiş çay yeterdi
Üçümüz kahvaltı ediyoruz...
Yalnız ve çaresiz kalacak,
Düşüp yıkılacak diyenlere selam olsun.
Ha ayrıca…
Gözünü sade Türk Kahvesiyle açanlara,
Sade Türk Kahvesinin yanında,
Derin bir nefes sigara çekenlere,
Ve tiroid ilaçlarına ve mide koruyuculara,
Ve kahvaltı sonrası kolestrolle birlikte,
Hiç sevemediği şekerinin ilaçlarına,
Eriyen kemiklerine, dizinin sıvı kaybına,
Ama en çok…
Ara ara vuran yürek yangısıyla,
Ertesi güne gözünü,
İnadına, gülümseyerek açana da selam olsun!
Cemre.Y.

20 Temmuz 2021 Salı

Bayram

...Bayram...
Uyandım...
İlk iş, her zamanki gibi,
Aç karnına içilecek ilaçlarımı içtim,
Yatağımın kenarında duran sehpamdan bir sigara yaktım,
Sade kahvemi ocağın üzerine koydum,
Pencere kenarındaki fesleğenlerimin başını okşadım,
Kahvemi fincana koyarken,
Bir yandan da çaydanlığa su koyup ocağa koydum.
Bir sigara daha yakıp,
Terasımdaki minderime kurulmadan önce,
Kenardan kenardan, bana bakan,
Kokulu güllerimin burunlarından öptüm.
Bayramımı kutlayıp, usulca elimi öptüler, sevindim.
Kahvaltı mı?
Yoook daha acıkmadım!
Kavurmasız kurban bayramı kahvaltısı mı olurmuş,
Acıkmadım o yüzden.
Aslında ben en çok sevgiye, şefkate acıktım.
Neyse bir çay daha içeyim en demlisinden.
Sevenin sevdiği tarafından incitilmediği,
Nice güzel bayramlar olsun.
Amin olsun.
Cemre.Y.

17 Şubat 2021 Çarşamba

Ne Gelen Vardı, Ne De Kalan

...Ne Gelen Vardı, Ne De Kalan...
Zemheri ayazının kabuslu gecelerinden sonra,
Güneşe hasret sabahlara uyanıyorduk.
Kalıcı baharlara hasretle geçti ömrümüz.
Baksana...
Yüzümüz, gözümüz, elimiz, ayağımız kış yanığı.
Biz "Her şey güzel olacak!" dedikçe,
Bilmeden belki de...
Hep geleceğe erteliyorduk geleceğimizi!
Oysa ne gelen vardı, ne de kalan.
Neyse çayımızın demiyle,
Kahvemizin telvesiyle,
Sigaramızın dumanıyla, dertleşmeye devam!
Cemre.Y.

6 Şubat 2021 Cumartesi

Sahi Sen Nasılsın?

...Sahi Sen Nasılsın?...
Ey benim sevgili sevgilim,
Zemheri ayazları olması gereken, kara kış ayında,
Tam da Şubat'ın altısındayız!
Günlerden cumartesi.
Tam da kendime söz verdiğim gibi,
Güneş yüzümden makas almadan uyanmadım.
Aç karnına içilen ilaçlarımı aldım,
İlk sigaramı yaktım, sade kahvemi içtim,
Sonra bir baktım günlerden yaz'mış!
Evimle dans ettim uzun uzun, sahi sen nasılsın?
Kaç zamandır yoluma düşmediğine göre iyisin sanırım.
Cemre.Y.

21 Kasım 2020 Cumartesi

Gri Günler


...Gri Günler...
Gri günler bunlar sevgilim,
Eskiden olsa...
Güneşim beni yine terk etti diye,
Üzüm üzüm üzülüp, kederlenir,
Gelmişime, geçmişime,
Şiir şiir, mısra mısra söverdim.
Yaşı kadar ihtiyarlamaya başlayınca insan,
Alıyor yüreğini yanı başına koyuyor,
Demli bir çay eşliğinde,
Sigaraya sarılıp,
Gri günlere gri dumanlar üflüyor.
Sonra usulca toparlanıp,
Mevsimi gelince,
Yaprakları dökülmeyecek,
Renkleri hiç solmayacak,
Onu hiç terk etmeyecek,
Rengarenk yapay çiçekleriyle oynuyor.
Hiç yoktan kalbini sevindiriyor.
Gri günler bunlar sevgilim,
Gerçek olmayan,
Kokusu olmayan,
Ruhu olmayan,
Hiçbir şeyi sevmediğini de
Böylece unutuyor insan.
Şöyle içi titreye titreye,
Sevmeyi de unutuyor zamanla.
Gerçek olsa yüreği sevinirdi ya,
Kalbini sevindirmesiyle yetiniyor.
Cemre.Y.

20 Eylül 2020 Pazar

Pazar

...Pazar...
Uyandım,
Güneş'im, gri bulutların ardına saklanmış.
Eylül rüzgarı,
Sararan yaprakları koparmış dalından.
Aç karnına içilen ilaçlarımı içip,
Sade bir kahve yaptım kendime.
Sigaramı tüttürürken demliği ocağa koydum,
Güzel bir müzik açtım.
Fesleğenimin başını okşadım şefkatle,
Çünkü bugün günlerden pazar'mış!
Cemre.Y.

8 Ağustos 2020 Cumartesi

Cumartesi

...Cumartesi...
Güneş, sabah mahmurluğunu giyinmiş üzerine,
Sarı başak tarlası saçlarını savura savura doğmakta.
Cumartesiyse dökmüş zülüflerini,
Denizin mavisiyle yüzünü yıkamakta.
Kadınsa sade Türk kahvesini yudumlayıp,
Sigarasının dumanına dalıp gitmişti o an!
Nicedir günlerinin adları alınmıştı elinden,
Nicedir zamansız geçiyordu haftaları, ayları.
Tam ömrüne birkaç vakitlik ömür verilmişken,
Yine bekleme durağında,
Belki de hiç gelmeyecek,
O güzel günleri beklemekteydi işte.
Oysa birazdan uyanırdı dünya,
Sahildeki masalar hazırlanır,
Kahvaltı tabaklarının sesleri gelirdi.
Ağustos güzeli gülüşler çınlardı kordon boyunda.
Kadın, hiç yoktan gülümsedi.
Evet, evet, bugün cumartesiydi.
Cemre.Y.

3 Mayıs 2020 Pazar

Yağmur Hüznü

...Yağmur Hüznü...
Yağmur hüznü sinmiş pazar sabahıma,
Hadi yalnızlık aynı yalnızlık da...
Ben şimdi bu corona belasına,
Karantinalı günlerimde,
Çaysız, kahvesiz,
Rakısız, şalgamsız, sigarasız,
Hüzün kokulu yağmuru,
Nasıl anlatayım bir şiirin mısrasında!
Kim, nasıl anlayacak,
Kaç zamandır tek başıma,
Okuduğum kitapları,
Yeniden okuyup bitirdiğimi.
Kim, cümlelerimi okudukça,
Hissini hissedecek,
Yüreğimin tellerinin kederini.
Cemre.Y.

28 Nisan 2020 Salı

Kendi Pisliğinizde Boğulun

...Kendi Pisliğinizde Boğulun...
E-Devletten #Maske ye baş vuralı 20 gün oluyor,
Hala mesaj bekliyorum derken,
SGK'lı çalışanlara #Maske verilmeyeceğini,
#İşveren in dağıtacağını bildirmişler!
Kendi vatandaşını kotarmadan,
ABDye gönderilen maskeler gibi hissediyorum şu an kendimi!
Neyse ki işverenim #covit19 belası yüzünden,
Kısmi Süreli'ye baş vurmazdan önce,
Daha en başından dağıtmıştı maskelerimizi,
Dezenfektanlar ve dahi kolonyalarımızı!
Allah razı olsun,
Hiç değilse,
Yıkayıp yıkayıp kullanıyorum markete gitmem gerektiğinde.
Geçen gün kardeşimin eşi, kendisine çıkan maskeleri bana verdi,
"Biz kardeşine iş yerinden verilenlerle idare ediyoruz." diyerek,
Ondan da, kardeşimden de Allah razı olsun.
Peki şimdi sorarım devlet büyüklerime!
Herkesin çalıştığı yer benim çalıştığım yer gibi,
Özellikle sağlık konularında hem kendilerine,
Hem de çalışanlarına karşı,
Bu kadar hassas ve özverili değilken nasıl olacak o iş?
Vatandaşına maske dağıtamayan devlet,
O vatandaşların çalıştığı şirket ve kurumlara nasıl ulaştıracak o maskeleri?
Daha daha söylenecek, sorulacak, kurulacak nice cümleler var da,
Bizim şirket sağ olsun sigaraya karşı...
Mapusa falan düşersem iyi kötü bakarlar bana da sigara yollamazlar işte!
Yoksa neler neler dönüyor fikrimden!
Lakin güzel ülkemde düşünmek, düşündüğünü dile getirmek yasak!
Cemre.Y.

1 Ekim 2019 Salı

Karışma

...Karışma...
Kenarları el örgüsü dantel sırmalı,
Güllerden kaneviçeler işlemeli,
En ala Amerikan bezi yatak odamın dantelleri,
Ütü sarısı bile olmamıştı daha!
Kaneviçe işlemeleri çamaşır makinesi hasarı olmamıştı daha!
O...
Tam yirmi yıl önce kucağımda küçücük bir bebeyle,
Damat yastığımızı terk edip,
Çiftli küstüm yastıklarına geçtiğinde.
Geçen gün biri benim için,
Sanki bunca yıldır merakındaymışım gibi!
"Bununla kimse evlenmez!" dediğinde,
Ziyaret ettim yirmi yıl önce,
Sarı sandığıma terk ettiğim çeyizimi!
Onca göz nuru döktüğüm salon takımıma şeytanlar işemiş.
Onca hayal ektiğim fiskos masası örtüme küf değmiş.
Değişen mutfak dolaplarına göre,
"En çok örtü rengi değişir!" diye de,
Zamane model işlediğim dantellerin modası çoktan geçmiş.
Haklıydı benim için öyle diyen...
Eskiden, yeni olmazdı nice çabalasam da...
Ve yeniden...
Artık bana bile kalmayan
Gözümün nurunu dökemezdim hiç kimselere!
Varsın, gelen, gelecekse bir tastamam gelsin,
Kalan da öyle sandık yadigarı kalsındı,
Tam olması gerektiği yerde.
Daha tülbentleriyle buluşamamış oyalarım vardı benim!
Şimdilerde beğendiğim bütün desenlerde yazma ile buluşturup,
Sehpa örtüsü eylediğim!
Kime ne ki, varsa cebimizde üç beş kuruş,
Tam yerine denk geldiyse manzara koyma an'ımız...
Rakı da içeriz, balık da yeriz,
Acılı şalgama da iki çiçek yer ayırırız illa!
Mademki, iki çıtır, bir kıtır dertleşiyoruz şurada he ana...
Sakıncalı biliyorum lakin sigarama da sakın karışma ha!
Ters tepiyor bulduğum bütün izmaritleri,
Toplayasım geliyor alamazsam diye!
Ha bu arada...
Dün üç tüp kanım çekilirken cesurdum ama!
Hastaneden çıkarken,
Seni oradan son çıkardığımız an geldi aklıma ya!
Acil'in kapısıyla, başka bir hastanenin acilinde,
Gözlerinin yosunu solmak üzere olan kızımla,
İkiniz arasında kaldım da,
Hani...
Elsiz, ayaksız, kolsuz,
Bacaksız uçarcasına gittim ya hani anam!
Beni, yavrumu, o günü, affettin mi ki annem.
Bugün olsa yine ona koşardım diye!
Ben, yine sarıldım dün, hatırlayabildiğim en küçüklük,
En mutlu, en korkusuz, en umarsız o an'ıma!
Hani  senin iki ağaç dalına kurduğun,
Pembe basmalı salıncakta sallanan o kız çocuğuna!
Böyle sarılıp kucaklaştık ki bir görsen ne güzeldi o an.
Benim içim titredikçe kimsesizlikten o daha da sarıldı.
Meğer küçükken,
Ne kadar da sevimliymişim, şaşı gözlerime rağmen!
Ha bu arada sayın seyirciler...
Beni, onu, bizi bir önden sondan yargılamayı kesseniz diyorum!
Zira...
Ben tam kırk beş yaşımda öğrendim kendime bari nazlanmayı!
Bırakın da azıcık çocukluğumla hasret gidereyim korkusuzca!
Cemre.Y.

6 Eylül 2019 Cuma

Günaydın O Zaman

…Günaydın O Zaman…
Bunca ömrümce
Kim bilir kaç yakamozunu bitirdim
Ömrümün sabahına artık aymamayı dileyerek…
Ve de…
Kaç güneşi doğurttum kim bilir kendi kendime dahi,
Bari dün gece sahilde sevişen çiftler mutlu uyansınlar diyerek!
Uyandık mı sahi!
Günaydın mı sahiden?
Yüzünü yıkadın, sade kahveni içtin,
Sakıncalı lakin tiryakisiysen sigaran yanıyor belki hala!
Aynaya bakmayı unuttun sanki bu sabah, gözlerinin içinin dibeğine!
Kendi kendine olsun gülümseyemiyorsa insan,
Nefes alsa ne almasa ne!
Uyandık mı sahi!
Günaydın o zaman.
Cemre.Y.

29 Ağustos 2019 Perşembe

Kadın

...Kadın...
Kim bilir kaç yüz yıldır,
O baharları bilmiyordu kadın, ne ilkini ne de sonunu.
Alarm çalıyor, kirpikleri aceleyle yeni güne açıyor,
Yine acele bir sigara yakıp, uyandığına kendini inandırıyor,
Ocağa en sadesinden Türk Kahvesini koyup,
Acele giyiniyor, aceleyle aynaya bakıyor...
Meğerki sabah olmuş da,
Güne uyanmışsa, bugüne de bir umut ışığı olmalı ya,
Kendi kendine derin bir nefes alıp,
"Günaydın ömrüm!" diyor,
Onun, dün gece kendisine,
"İyi geceler, gecem!" demeyi yine unuttuğunu hatırlayarak!
Aceleyle yorgunluk kokan göz kapaklarını,
Sağını solunu boyuyor, artık hiç de özenmeden.
Ne gerek vardı ki,
Şimdi sevgiliye,
Pürüzsüz görünmek ister gibi fondötene bulanmanın,
Rutin aynı rutindi işte.
Meğerki dün gece, ola ki yine es kaza...
Yeni bir şiire heves edip hayallenmişse
Onun üzerine eski şiirlerini,
Sabaha yeni umut niyeti paylaşıyor.
Neyse ki işi, günü, sevilmeyi, sevmeyi seven,
Ara sıra biraz uzaklaşsa da,
Çokça ruhuna yakın insan doluydu.
Akşam olup,
Evine giden o servise binince çöküyordu asıl yalnızlık.
Usulca son okuduğu kitabına gömülüyor
Oradaki dostlarıyla hasbıhal ediyordu bin bir umutla!
Evine giden yolda yürürken okuyarak giderken,
Sırnaşık kahvehane herifleri laf atıyordu ardından.
Kitabından alıp başını
Dimdik bakıyordu,
Gözlerinin en dibine lafından utandırana kadar!
Ya da ne bileyim bazen bir amca keser yolunu
"Eh be kızım her seferin de aferin çekiyorum sana" derdi.
"Teşekkür ederim amca!" deyip yoluna ve kitabına
Ve evinin son basamaklarına kadar dönerdi.
Dün akşam farklıydı,
Yine evine giden yolda yürürken okuyarak giderken,
Sırnaşık bir kadın seslenmişti ona...
Tam da o kitaptaki dostlarıyla dertleşmekteyken
Bölüvermişti kimsesizliğinin terk edilişini!
"Şşiitt!
Kızz!
Bi şi diğcem!
Sahiden okuyon mu sen o elindeki kitabı,
Yoksam dikkat çekmek için mi?
Yani anlıyon mu bi de içinde yazılanı he" diyerek
Yanındakinin koluna dokunup kahkahayı koyvermişti ya.
Kitabına ara verdi kadın, durdu,
En insaniyetli gülümsemesini yüzüne iyice maskeledi.
İçinden nice küfürler esiyordu o anlarda oysa!
Öyle ya...
Kırklı yaşlarına bastığı zamanlardı,
Kızının ağzından ilk küfrünü duyduğunda,
"Evladım ne bu erkek ağzı küfürler,
Hiç yakışıyor mu o kalp dudaklarına,
Ben seni böyle mi yetiştirdim."dediğinde,
"Annem!
Küfrün söz dizimi öyle görünse de aslında doğuran ana ile,
Ecdad ile, akraba olan bacı ile hiç de alakası yok,
Ben şimdi sana, bu derdimi anlatırken tam da bu anda,
Senin yok saymaya çalıştığın bu cümleyi etmesem!
Nasıl anlayacaktın ki,
Hüznümün kederinin derinini!" dedi ya susup kalmıştı hani kadın...
Bütün küfür güncellemelerini sundu o kadına gülümserken içinden!
Lakin cevap verebilmek ise asaletindendi…
"Evet ablacım, siz nasıl kocalarınız işten gelmeden önce son kere,
Yolda yürürken,
Kocalarınız olmayan adamlarla bik bik mesajlaşıyorsunuz ya!
Hani şu saatten sonra daha da size, siz yazana kadar yazmasın diye!"
Hiç de bir yere de çarpmıyorsunuz
Ve de yazdıklarınızda emin gülümseyip,
Eski mesajlarınızı silip eve yürüyorsunuz ya hani!
Tam da öyleye bir durum benimkisi...
Misal, bu elimde okuduğum kitap,
Azra Kohen'in -Gör Beni- romanı!
Ben tam da,
Orhan'ın İlmiye'ye filizlenen aşk ihtimalinde,
Tam da Selim'in Ülkü'ye olan,
Merak ve de gizli açlığının peşindeydim, okuyun bence!" dedim.
Yüzünün bütün aksamı,
Sırıtma doluydu kadının yanındakine dönüp işvelice,
"Ayyy kızzz biz de alıp okuyak heee yedeklerimize,
Kim bilir ne işveler döner orada!" diye fısıldadı yanındakine.
Herkes memnundu aydınlanmaktan
Ve de öğrenilesi merak içeriğinden de!
Değil mi ya, şimdi ne gereği vardı,
Kitabının aslında insanlık tarihine ışık tutan,
"Koskoca bir devrin yok oluş anlarıyla,
Koskoca bir devrin başlayış anlarına şahitlik sunduğunu,
Dahası iki tarafın nasıl da hassas olduğunu anlatıyor,
Sanki hepimizin,
Adem baba ile Havva anamızdan geldiğini unutuyormuşuz gibi,
Bütün dinlerin birbirine akraba olduğunu ama asıl...
Hepsinden öte bir şeylerin döndüğü o tarihin
Nefesini duymaya çalışıyorum" dese,
Durduk yere deliye çıkacaktı adı sustu.
Cemre.Y.

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Ben Kendi Şarkımı Kendim Söylerim Üstadım

...Ben Kendi Şarkımı Kendim Söylerim Be Üstadım...
Bu gece...
Onu tamamen unuttuğumun yedinci gecesi!
Ama sen...
Yine de ona bir şey deme!
Kırılmasın gönlü durduk yere.
Daha balığı kızgın tavada öldüreceğiz,
Mangal keyif işi bilirsin hiç de öyle keyifli falan değiliz.
Ekmek kesme tahtasında sıra sıra doğrayacağız soğanları,
Araya yumuşak birkaç yeşillik de ekleyerek!
Ne bileyim birkaç meze olacak masada,
Birkaç da...
Aynı dertten çoktan muzdarip ahbap ekledik mi bu iş tamam.
Ben hiçbir zaman sevemedim bir ölünün arkasından helva yeme işini ya!
Bilim insanları salık vermiş güya.
Belki biraz un helvası, biraz da irmik helvası koyarız soframıza!
Bana mı...
Bana meze falan gerekmez aga, rakı ile balık eşlik etmişse makama.
Hele yanıyorsa cigaramın dumanı baş köşemde...
Öyle buzlu su falan da lazım değil ha!
Lakin acılı şalgamı sakın unutma.
Ancak öyle idrak ediyor kalbim birinin daha beynime göç ettiğini!
Gayrı kim ne istiyorsa onu izlesin, onu seyretsin bu saatten sonra.
Ben kendi şarkımı kendim söylerim be üstadım!
Sesim hiçbir zaman güzel olmasa da, hem de bağıra çağıra söylerim.
Cemre.Y.

23 Ağustos 2019 Cuma

Sonra Ne Oluyordu Da Büyüsü Bozuluyordu Ki Bu Vuslata Dair Bütün Hasretlerin

...Sonra Ne Oluyordu Da Büyüsü Bozuluyordu Ki Bu Vuslata Dair Bütün Hasretlerin...
Akşamın günü ağarıp parkasını omuzuna vurup çekip giderken,
Gece selam eyledi bir ayağı kırık masanın ortasına!
Hepi topu iki tahta sandalye vardı zaten biri kırmızı, diğeri mavi.
Sahilin en ucundaki tek ağacın topraktan aşan damarlarına baktı kadın uzun uzun.
Belli ki toprak yetmemişti kökleştikçe köklenen ağacın yer altındaki dallarına.
Bir sigara daha yaktı derin bir nefes çekti ciğerlerine!
Sonra ufuktaki batmasına ramak kalan güneşe baktı usul usul,
İçinden ayak tırnağının ucunu duvara bodoslama dalıp kıran genç kızın acısı geçti.
Kendi kendine...
"Sonra ne oluyordu da büyüsü bozuluyordu ki bu vuslata dair bütün hasretlerin?" dedi.
Kelimeler yuvarlanırken ağzından koşarcasına kumsalı aşıp,
Koca denizi yarıp güneşi çekip çıkartmak istedi tam da boğulmak üzereyken.
Güneşin son kızıllığında bir adam görüverdi birden!
Dilinde Ahmet Kaya'nın en sevdiği "Doruklara Sevdalandım" şarkısı,
Elinde yemyeşil bir muhabbet kuşu, okşamaktaydı kanatlarını şefkatlice.
Vazgeçti kadın bütün anlardan, bütün zamanlardan ki zaten,
Belli ki gelmeyecekti beklenmeyen de karşısındaki o boş sandalyeye!
Şimdi mehtaba dalmalıydı.
Misal az ötede cıvıldaşan yakamozlara şiirler yakıştırmalıydı.
El ele sarmaş dolaş gezinen çiftlere,
Her zaman olduğu gibi gülümseyerek bakmalıydı yine.
Yaşlı ihtiyarlar gibi yetemediklerini ayıplayarak bakanlara da o ayıplayarak bakacaktı
"Size ne!" diye.
Sahi şimdi şöyle üç beş duble rakı da ne giderdi be!
Hani öyle balıkmış, mezeymiş de istemezdi şu an,
Lakin, acılı şalgam olsa fena olmazdı.
"Yazın yaz akşamları çoktan bitmiş sevgilim,
Gece sonbahara çoktan hazır ayazıyla pusuda beklemekte." diye mırıldandı kadın.
"İnsan incecik bir hırka olsun bari yanına alır!" diye de yalnızlığını azarladı.
Kıpkırmızı birasından son yudumlarını içerken,
Usulca bitmeye yakın sigara paketinin içine çakmağını attı.
Köklere, masaya, boş sandalyeye, ufukta batan güneşin yerine ve...
O adamın hayaline bir daha baktı, o uyurken usulca okşadı saçlarını.
Sonra ne oluyordu da büyüsü bozuluyordu ki bu vuslata dair bütün hasretlerin?
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...