mesafe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mesafe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2019 Salı

Yolda Yürürken Kitap Oku

...Yolda Yürürken Kitap Oku...
Evime doğru giden yolda serviste giderken veya
Yolda yürürken kitap okuyor olmama hala şaşıranlar var,
Ben de onlara şaşırıyorum!
Otobüste, minibüste, metrobüste ya da herhangi bir araçta,
Hatta yolda yürürken bik bik telefonlarıyla oynayabiliyor ama kitap okuyamıyorlarmış!
Bu akşam tam kitabımın son sayfalarının en heyecanlı yerine gelmişim,
Apartman girişinin merdivenlerine konuşlanmış mahalle gençlerini yarıp,
Tam yine okuyarak kapıyı açacağım...
Alt kat kiracı komşunun aylak kardeşi durduk yere,
"Abla bir şey sorabilir miyim?"dedi.
"Sor tabi, nedir derdin?"dedim.
"Abla sen bu kadar usanmadan ne okuyon yollarda,
Arabalara çarpmıyon, taşa çarpmıyon,
Öle dümdük gözün kitapta okuyon da okuyon ne okuyon, ne tarz okuyon!"dedi.
Gözüm kitapta doğru anahtarı bulup kilidi çevirirken,
"Kitap okuyorum gördüğün gibi."dedim.
"E tabi kitap da ne üzerine, konusu ne, hem nasıl düşmüyon yürürken."dedi.
"Birincisi; Yolda yürüyerek kitap okurken,
Telefonlardaki sanal sosyal medyalardaki gibi
Dikkat dağıtacak resim, fotoğraf vs. olmadığı için,
İnsanların kulakları çok daha keskin duyar.
İkincisi; Arada bir yürüyeceğin yol mesafesine,
Karşına çıkabilecek insan veya çocuk sayısına,
Hatta hiç olmadık anda yoluna çıkacak araç ihtimaline dikkat edersen,
Öle dümdük yürüyerek kitap okuyablirsin yürürken.
Üçüncüsü; Ne bulursam okuyorum, mesela bu bir roman,
Polisiye bir roman ve en güzel yerini de sen şimdi böldün."diyorum.
"Aa! Ben duymuşdum bu Polisiye Roman kitabını çok güzelmiş he"dedi.
İnsani bir sabırla içimden "La Havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim."çekip,
"Kardeşim roman okuyorum, tarzı da polisiye!
Yazarı; Jean Christophe Grange
Romanın Adı; Ölüler Diyarı"dedim.
Hay demez olaydım...
"Tamam abla ya bir şey demedik öyle ölü mölü oluyo mu şimdi
Ama onu da duymuştum çok güzel bir kitaptır ha!"dedi.
Saat bu saat oldu hala kendi kendime gülüyorum ağlanacak hallerimize!
Oysa öyle sıkı bir dindar olmasam da,
Hatta taa çocukluğumdan çoğunlukla yaradıma gücenip,
Çoğunlukla da "Eh o da ne yapsın ki insanların bu kadar üreyeceğini öngörememiştir,
Nasıl ki her yerimiz mobese kamerası doluyken ve herkes her şeyimizi,
Her anımızı gözlem altında tutuyorken bunca şiddete, cinayete,
Kimse öncesinden dahil olamıyorsa,
O neylesin bi dünya dolusu insanın kaderiyle"diyerek yeniden barışsam da.
Rabbimizin Peygamber efendimize ilk emridir "İkra!" "Oku!"
Neyse belli ki yine dünyayı biz kurtaramayacağız azizim,
Şiirimize bakalım biz.
Cemre.Y.

15 Mayıs 2019 Çarşamba

Sitem Etme

...Sitem Etme...
Senin ışıltılı gözlerinin derin denizinde boğulurdum
Ya da gökyüzü semasında uçardım da sen istedin sana karşı mesafelerimi.
Bundan gayri sakın ha sana yokluğuma sitem etme!
Halbuki bir de...
Sevdasına karşılık verecek bir yüreğim kalmadığı için,
Dostluklarını da kaybettiklerim var benim
Oysa ne de güzeldi şefkat ve ilgileri!
Sorun bendeydi yani bir türlü aşık gibi sevemedim.
Cemre.Y.

6 Ocak 2019 Pazar

Bugün Pazar

...Bugün Pazar...
Bugün pazar, bana vuslatı anlat sevgilim,
Kim bilir kaç vakit sonra dudaklarından vuslatı içeceğim.
Oysa ömür geçip gitmekte zaman dar.
Mesafe dediğin uzak iklimlerden ibaretken,
Kim bilir kaç mevsim sonra gözlerinden şefkati içeceğim.
Cemre.Y.

17 Ekim 2018 Çarşamba

Buğu

...Buğu...
Gözleri gözlerime değdiğinde,
Buğusundan büyülendiğimi fark etmiş miydi acaba!
Bunca cesur geçinirdim güya!
Benim söz eyleme sırası ona gelince,
Dilimin damağımın lal olduğunu,
Aklımın beynimin süzgecinden geçemeyip,
Bir tek fikir edemediğini,
Gözleri gözlerime değmesin de,
Yine yeniden yanmayayım diye sustuğumu,
Gülüşünün gül gamzelerinden,
Hülyalı hayaller topladığımı hissetmiş midir ki.
Elektrik yüklü kahverengi kasabalardan kaçıp kaçıp,
Yosun yeşili tenhalarına sığınmak istediğimi de,
Anlamış mıdır acaba!
Salaş bir meyhanede kadehleri yere atarken birlikte…
"Emrin olur, başım, gözüm üstüne." diyebilmeyi düşünürken,
Dilimin tutulduğunu bilmiş midir?
Misal bugün...
Ona bu kadar, bir yürek mesafesi kadar yakınken...
İçinin içinde,
Kopan bütün fırtınalarını gördüğümü duymuş mudur acaba?
Yüreğinin can kırıklarının,
Yüreğimin can kırıklarıma dokunduğunu hissetmiş midir ki!
İçimizde ne vardıysa,
Can kırıkları dolu gülümsemelerle doluydu,
Her şey birer buğu.
Öperim seni adam, yüreğinin en ezik yerinden,
Misal yosun gözlerinden, dizlerinden.
Cemre.Y.

3 Mart 2018 Cumartesi

Yol

…Yol…
Mesafeler...
Kalp ile beyin arasıdır.
Ya yolu uzatırsın,
Ya da uzatmazsın.
Hepsi bu!
Cemre.Y.

8 Eylül 2017 Cuma

Dost Kazığı=Aşk Kazığı Ne Fark Eder

…Dost Kazığı=Aşk Kazığı Ne Fark Eder…
Ben hiç kimsemin gözyaşını,
Yanağından süzülüp, çenesinin kenarına aktığı,
O son damladan toplamadım mesela!
Toplamasaydım zira, boğazının ilmeğine akacaktı,
Senin herkesin, mutlulukla salınırken hayat rüzgarında,
Yüreğin kan ağlıyordu, o son damla da neydi ki!
Kıyamadım sana.
Oysa benim de hayata dair umudum tükenmişti hani çoktan,
Söz vermiştim kendime,
Güya bir daha hiç kimseyi yüreğime yaren etmeyecektim.
Onca şaşalı kalabalık arasında, en az benim kadar yalnızdın.
Rahmetli anamın deyimiyle "Yakıldım sana!"
(Seni kendim bildim, öyle de sevdim, dost bildim.)
Ben senin yalnızlığını kendi yalnızlığımla buluşturdukça,
Sana hep kendinden daha çok değer yükledikçe,
Senin acını, senin yaranı, senin yasını, senin göçüğünü,
Kendime has yaralarımın üstüne sardıkça,
Yani sen hafifledikçe, ben ağırlaşıyordum,
Hiç farkına varmıyordum, bana yüklediğin onca yeni yaranın,
Beni de daha derinden kanattığını!
Sonra birden hatırlattı birileri,
Gözümün önünden bütün galaksiler geçti,
Bütün yıldızlar kayıp, meteor artığı oluverdiler.
Dostluk dediğin aşk gibi değildi!
O sevmese de olur diye bir dünya yoktu dostlukta.
En azından, sen beş geldiysen, o, bir gelebilmeliydi.
Dönüp bakıyorum da geçmişimize…
Sana hep öylece sınırsız gelen,
Elim, kolum, ayaklarım, yüreğim dolu gelen bendim.
Sen başlarda yıkıntılarındaydın da, hayata dahi yoktun,
Ortalarda, silkinip kendini bulmaya adım atıyordun.
Zira yeni çevreler, yeni dostlar, eskisinden cayarak geçiyordu.
Sonlardaysa, tanıştığımız zamandaki halinden beter yorgundum.
Elbette sırası yoktu acıyı paylaşmanın ama…
Anamı kaybettim, gittim memlekete gömdüm, yanımda yoktun!
Sen hiç sevmediğin kaynananı defnederken ben yanındaydım!
Senin kaşın yıkılsa ben yanındaydım da,
Ben nefes alamadım hastalıktan, sen yoktun.
Oysa ben sana bütün yara izlerimin o ilk yerini bile göstermiştim!
Hani çok kimse bilmez ama!
Küçücük bir kız çocuğuyken yaptığım o son yaramazlığımın,
Etime kazındığı o ilk yara izini dahi göstermiştim sana!
Beş yaşında küçük bir kız çocuğuydum,
Annem beni terk edip yine komşu gezmelerine gitmişti,
Baba yine eve vakitsiz gelmişti,
O sıralar sıkça olduğu gibi,
Baba, yine eve erken dönmüştü,
Eskiden olsa, olur olmadık zamanda eve gelir,
Zavallı anama, geldiğimde neden evde yoktun diye,
Onca dayak atan adam, annen nerede diye sormaz olmuştu?
Ne zaman baba vakitsiz eve gelip de,
Ben yine annemi bulmaya gitsem,
O köpek uyanıksa hav hav havlar, dişlerini çıkartır,
Beni eve annesiz yollardı, baba beni,
Babadan uzak ellerdi, kaçardım.
Ama o gün…
Hatırladığımca ilk defa,
Elbisemin üstünden mahremime dokunmuştu.
Koşa koşa çıkmıştım evden, artık hiçbir şeyden korkmuyordum!
Anneme söylemek için koşmuştum komşuya,
O sinsi köpek uyuyordu, onca seslenmeme rağmen uyanmamıştı.
Anneme ulaşacağım son eşikte öylece uyuyordu.
Sıkılmıştım, çokça da yorgundum yalnızlığımdan da,
Avaz avaz camdan seslenmiştim, annem duymamıştı,
Kapıdan seslenmiştim, annem duymamıştı.
Kapının eşiğindeyse evin o toraman köpeği hantalca uyumaktaydı,
Ödüm kopuyordu ya o köpekten!
Artık korkmuyordum,
Ayaklarımı uzatsam anama kavuşacaktım o uyanmadan,
Beş yaşında küçük bir kız çocuğuydum,
Yetemedi ayak mesafem, zaten ona oldukça öfkeliydim!
Basarsam kuyruğuna!
Uyku sersemi, anamı rüyalarından çığlıklarla uyandırdığım gibi,
Öte yana geçerdi de kapıdan bari kaçardım.
Bu sefer içeri!
Oysa köpek sahibine sadıktı,
Köpeğin kuyruğuna hışımla bastığım anda!
Beş yaşımın sağ ayağımın yarısı, onun ağzının içindeydi.
İstese o an kırt diye yerdi de neyse ki
Göz göze geldik o an…
Ona bütün hikayemi anlattım da,
Öylece bırakıverdi ağzında kanayan ayağımı.
Koşa koşa kanayan ayağımla sarılmıştım anama.
Soğan kavurduydu hemen, saçımı yola yola sarmıştı hemen!
Vay ben onun komşusunun köpeğini neden rahatsız etmişim de,
Uyuyan yılanı uyandırmışım diye hamurlu bir şeyler yapmıştı,
Yaralarım iyileşmedikçe…
O gün bugündür,
Bütün yaralarımı iyileştiriyorum, gereksiz dayak korkusundan.
Oysa o gün, bir kere olsun anam beni bir tek an dinleseydi,
Onu guatr ameliyatlarında boğazını boydan boya keserlerken,
Ben altı yaşımda götümün namusunu kurtarmak derdindeyken,
O gün bugündür, ne vakit insan olmayandan korksam,
Göz göze gelmeye çabalarım.
Başarabildiğimdeyse gülümseyerek vedalaşırız birbirimizle!
Suskunum sana da...
En son…
Senle bakıştığımızda…
İnsanı geçtim, sen hayvan dahi değildin.
Gülümseyerek vedalaşamadık senle!
Oysa…
Gözyaşının adedini dahi saydım ben senin kadın!
Öyle dost sandıkların gibi,
Gizliden gizliye acından zevk almadım ben.
O yüzden en çok sana kırgınım be cancağızım.
En az sen kadar da, son sevgilime de hala kırgınım.
Kızgınlık, nefret olsa geçer ya geçmiyor kırgınlık.
Nicedir olması gereğindeydim de, artık gerek kalmadı,
Ne vakit göz bebeklerime baksam,
Yüzümden çok sırtımı görüyorum, bütün yaralarımı,
Nihayet kabuk bağlamaya başlamış bazıları,
Ama dost kazığı hançerli sırtıma baktıkça kendime,,,
Hepinizden daha çok kendime kırgınım.
Sayenizde artık hiç kimseye güvenmiyorum.
Yalnızlığımın beş duvar halinden hep kanamaktayım!
Eş, dost, akraba, yar, yaren, sevgili, hiç kimse sızamıyor içeri,
Merak etmeyin doktorum bu sefer,
"Gözleriniz, içindeki onca acıya rağmen, bu sefer kurumamış,
Hücre sayılarınız da oldukça azalma var!
Bu…
Gözde bu kadarsa vakit kaybetmeyin derim,
Derhal bir ceheck up yaptırın,
Siz…
Resmen öl-ü-yor-su nuz!" dedi...
Gerek yokmuş damlaya da, yine bolca ağlayıp,
Sırtıma saplanan o zehri akıtmam gerekiyormuş.
Boynumu dar ağacından boğuyorum da nedense!
Bunca dost kazığına, ne yapsam, ne yapmasam ağlayamıyorum.
Cemre.Y.

10 Ağustos 2017 Perşembe

Kalbim yüreğine Bir Şiir Mesafesindeyken!

...Kalbim yüreğine Bir Şiir Mesafesindeyken!...
Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Benden sana, bir biz olmaz be güzelim.
Nasıl oluyorsa olamıyor işte o entrikalılardan,
Sevda denen o vuslat!
Hiç yoktan, merak ederim adamın ellerinin üzerini,
Hele de, ille de yüzük parmağını!
Daha taze sökülüp,
Çapkınlık anında, yan cebe koyulanından,
Kaç zamanlık alyans izi mi var?
Yoksa sıkıyor diye bir bahaneyle hiç mi takmazmış?
Yoksa aleni yalanlarla seni de, eşini de kandırır mıymış?
Öyle ya hayatıma dokunan hiçbir şeyi, öylesine yaşamadım ben!
Şimdi tutmuş "Sana kör kütük aşığım, anla beni!" diyorsun.
Elbette anlıyorum efendim, eski eşim beş yıllık evliliğin ardından,
O hatuna da aynı cümleleri söylemişti de
Kucağımda iki yaşında bir evlatla,
"Dönmem!" dediğim ana evine dönmüştüm.
Evliysen, o yuvanın üstüne aşık filan olma kardeşim,
Onu da, beni de aldatma!
Eski sevgiline de artık evliyken rastladıysan,
Boşanma sebebiniz senin uçkur ukden olmasın mesela!
Açık açık "Onun yokluğunu seninle kapatmıştım,
Ama o sana rağmen,
Kızımıza rağmen bana dönecek kadar kaşardı, kazandı." de!
Sonra ne "Uğruna ölürüm." dediğin karın umurun olsun,
Ne de bu hayattaki tek emelin kız babası olmak olmuş olsun,
Domino taşlarından kule yaptığın gibi,
Bir tekme at geçmişine, tek celsede boşan,
Hatta git eski sevgilinle evlen!
Ama beni...
Bu oyunun hiçbir hücresine dahil etmeye çalışma sakın ha!
Çünkü..
Ne vakit kızımın babasının karaktersizliğinde birine rastlayıp,
Bana kör kütük aşk mavalları anlatsa!
Hani bir de bendeki de yürek kösele değil ya!
Yanlışlıkla bile olsa dahi esecek olsa, o yalanın şehveti,
Dışımdan bu işi en başından tutkuya dönüştürmeden,
En hasarsız hallederken,
İçimden hepinizin yüreklerini de,
Beyinlerinizi de birer kazmayla çıkartıp,
Yorgan iğnesiyle taşşaklarınıza dikiyorum.
Sonra çüklerinizi kökünden kesip, kıymık kıymık çizik atıp,
Alınlarınızın tam ortasına dikiyorum,
Üstüne de "Aldatma!" yazıyorum.
Siz hala yaşıyorsunuz ama ben...
Her seferinde kendimi öldürüyorum.
Bende insanım ya akmasın yüreğim sana hiç boşuna!
Yani hikayem bu, şimdi bari anla be insan olasıca!
Bu saate kadar olmadıysa,
Bu saatten sonra da "O" olamam ben,
Kaşarın da hiçbir halini de sevemedim, zaten, tokum ben!
Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Bizden olmaz be güzelim.
Ne kendini, ne de beni eski bir romanın,
İki tane anaları hariç orospu çocuğu yapmana izin veremem ben!
Seninle ahlar üstüne kurulu hoş olacağıma, koyarım iki kadeh rakı,
Bir de yanında acılı şalgam,
Oyyy!
Şanslı günümdeysem hamsi tava, azıcık da güveçte kaşarlı kalamar!
Yani hayaller hep Venedik, Paris, Roma ama,
Evime giderken aldığım,
İki kırmızı tuborga bile harcarım seni bozuk para gibi.
Üç beş şiir demlerim eski yazdıklarımın üstüne,
Zaman geçince daha güzelleşir şiirlerim.
Misal bu şiir, beş mısraymış yazdığım o gün.
Değişmeyen tek cümlem,
"Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Bizden olmaz be güzelim." olmuş!
Halbuki bugün gayet de güzel bir gündü,
Ne çok sıcak, ne de soğuk!
Böyle ılıman ılıman seminere filan gitmiştik de
Eğitmene hep bilemediği yerlerden soruyordum,
Sorularım onlardı çünkü!
Hep "Iıı! Şeeyy!
Onu bilmem feşmekan'a sorarsanız cevap alırsınız!" diyordu.
Ne soracağım be!
Benim var oluş anımdan itibaren,
Bütün sorularım henüz evrende salınıyor!
Misal soruyorum Rabbime;
"Anam öldü, babam hala yaşıyor ve ben altı yaşımdaydım?"
Misal soruyorum Rabbime;
"Uğruna ölürüm diyen adam evliliğimizi yıkıp gitti,
Üstelik eski sevgilisiyle öç almak için buluşmuşken, onunla evlendi,
Ne kadar mutlular bu saatten sonra sorgulamak bana düşmez ama,
Allah işin kadın bütün hayatını da ona piç etti."
Misal soruyorum Rabbime;
Ben şöyle ömrümüzce ömür katabilecek birini bekleyip dururken,
Neden hep o anası hariç orospu çocuklarını çıkarttı karşıma!
Üçü, beşi geçemesin diye ömrüme dahil ettiklerim,
Demesinler diye,
Üzülmeye yerim yok diye denemedim de her karşıma çıkanı!
Yani daha sabaha kadar yazarım, daha bir çok şey hakkında ama...
Yorgunum be güzelim...
Kısasından keseyim,
Zaten buraya kadar okuduysan, yedi ceddimi öğrenmişsin,
Hamur meselesi bazı şeyler,
Kimine gıda boyası ve tutkal eklenmiş olup, oyun hamuru olur,
Kimine bildiğin yumurta, su, tuz, pakmaya, anca kol böreği olur!
Hah!
İşte o kol böreğiyim ben.
İçim acı, etrafım az içli, dışım çoktan kavrulmuş yendi bitti!
Ben her tabakta,
O kırılmadı diye çöpe atılan o yer fıstığının derdindeyim.
Oysa bilmiyorsun, belki de ben, ilk onu bulup, dişlerine kıyıp,
Muhabbetin ortalarında, tek engel, senin dişlerinle kırdığın,
O, taze dudak kokulu Antep fıstığını,
Dudaklarından yeyip yemeyeceğim olsun.
Elbette azıcık bende akıllandım,
Buraya ramak kalanlarla olduğu gibi,
Boy boy çocuklarımızın hayalini kurmayacağım,
Ama ben artık bir masadan bari sarhoş kalkabilmek istiyorum!
"Kusarsam kusura bakma!" diyeyim mesela, bakmasın o da!
Gece, öylece sızmış olsam bile,
Geçmişimden geçmek üzere olanlarıma!
Biri bari olsun "Ben toparlarım seni, geçiyor işte!" dese!
"Bundan sonra hep ben varım Cemre Sultan!" demesine gerek yok.
O kadar çok duydum ki,
Eş, dost, akraba, evlat, yar, yaren, tanıdıklardan!
Birileri artık hep var olsun.
Anladın mı şimdi beni, a cancağızım!
Anlayamadığın için de,
Bu anılara dahiliyetin hep tek bir cümleden ibaret zaten!
Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Benden sana, bir biz olmaz be güzelim.
Cemre.Y.

1 Ağustos 2017 Salı

Sevmekten Daha Çok Şeydik Ya Hani

…Sevmekten Daha Çok Şeydik Ya Hani…
Şiir bile, "Secdeye dur." diyordu özlem bulutlarımıza.
Çok özlemektendi bütün kavgalarımız,
Halbuki gittikçe uzamasaydı bu gelmeler, gitmeler,
Tenlerimiz çok uzaklarda olsa da
Ruhlarımız öpüşüyordu sonunda yine.
Sevda o dereceydi ki,
"Seni seviyorum." cümlesi bile kafi gelmiyordu bize.
Oysa tenlerin doyumuna kadardı,
Aşk pazarındaki o mesafelerin hiç önemsizliği,
Seviştik, seviştik, çok seviştik…bitti.
Bu sevda onun için, uzatmaları da bitirmişken bitti.
Oysa ben hala çaresizce bakıyordum gözlerine
"Belki." diyordum hani, "Belki."
Sevmekten daha çok şeydik ya hani, özletirsem kendimi,
Gitmemek için gelirdi bu sefer, gittim…o da bir daha hiç gelmedi.
Cemre.Y.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Aşka Mesafeler Uzadıkça

...Aşka Mesafeler Uzadıkça...
Aşk’a mesafeler uzadıkça,
Sanki sevmeden sevişilebiliyormuş gibi,
“Madem ki bu kadar uzaktan sevemiyorsak,
Sadece sevişelim o zaman” a döndü vuslatlar!
Cemre.Y.

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Her Şeyden Önce İnsan

...Her Şeyden Önce İnsan...
Yeni yılın son bir buçuk günü...
Hava kulak donduracak cinsinden aşırı soğuk!
Kar yağıyor lapa lapa!
Nedense hiçbir zaman romantik bir yağış olamadı bu bana!
İşine bağlı her çalışan gibi hastalıklarımı bile,
Tatillere denk getiren ben,
Hala bir işimin var olduğu geçen yıl başına mı özendim nedir!
Fena halsizim!
Gün boyu hapşırıp durdum.
Ama ben hasta olunca, hep uyurum!
Ola ki artık uyanmayım diye...
Evimde ekmek dahil eksikler varsa da almaya gidecek mecalim yok.
Üstelik yarın yeni umutların, yeni hayallerin günü!
Kimseye değilse bile,
Kendime güzel ve temiz olmalıyım.
Oysa halsizlikten iki kat altımdaki kardeşime bile gidemiyorum.
Bilmem ki, o cep telefonları,
Oyunlarla sosyal medyalar takipleri için mi var oldular!
Açmıyorlar telefonları!
Duymuyorlar!
Birden aklıma, yüksek binaların yanındaki,
Evime tam tamına beş dakikalık yürüme mesafesindeki,
Arada bir uğradığım o market geldi!
Son uğradığımda “Evlere servisimiz de var.”demişlerdi de
Elime reklamlarını yapan magnetlerinden birini tutuşturmuşlardı.
Buzdolabıma asmışım neyse ki!
Aradım siparişimi verdim, adresimi verdim,
En kolay yoldan yolu tarif ettim.
Marketlerine sırtlarını dönüp dümdüz yürüyecekler
Sonra o bilinen marketin karşından sağa sapacaklar,
Derenin köprüsüne varmadan üç bina öncesi bizim evdi zaten.
Normal şartlarda beş dakikada istediklerim kapımda olmalıydı.
Ama ben yine de!
İçimden de totemimi yaptım
Öyle ya ben, o yüksek binalarda oturmuyordum!
Totemim ;
“Eğer onlar bu adresi bulurlarsa;
*-O, beni, gerçekten seviyor" -du.
Yeni yıla yeni umut!
“Vazgeçmek gerekli ise de, asla pes etmek yok!" ya serde.
Totemim bari tutsaydı diye yarım saat sonra aradım.
"Abla bizim çocuk bulamamış o adresi!
Suriyeli, anlamıyor da dilimizden!
Ben gelsem elimle koymuş gibi bulurdum ya o tarifinizle
Ama buradan ayrılmam mümkün değil,
Hani siz sokağın başına kadar bari gelseniz?”
İki kat aşağı inemeyen ben!
Sırf Suriyeli o çocuk işinden kovulmasın da
Sırf totemim bari yarı tutsun diye
Paltomu giyinip indim aşağı,
Sokağın başına kadar yürüdüm ama!
Bana tarif edilen siyah hırkalı o çocuk yok!
Çocuk yok!
Bir sokak üste yürüdüm yok!
Hastaydım ve üşüyordum bir sokak daha yürüdüm ama yok!
Neredeyse markete varacaktım ki
Titreyerek, elinde poşetle sokaktan aşağı iniyordu bir çocuk.
Daha dokuz-on yaşlarında!
Tanıdım titreyen dudaklarından onu!
Karşıladım yol ayrımında...
Bir yanım “Alıp poşetini ver parasını,
Bas git evine, beter hasta olacaksın!”dedi.
Diğer yanım çocuğun
“Apla! Ben bu sokakların hepsini gezdim ben valla
Ama yüksek binalarda değil ya evin
Ondan olsa gerek bulamadım!
Anca bu kadar anlıyorum dilinizi!”
Cümlelerindeydi...
Morarmış dudaklarındaydı bir yanım.
Meslek hastalığıma göre, maliyet hesabı yapardım hep.
Anlık hesaplarıma göre,
Bu çocuk en çok iki ay daha bu markette çalışır,
Aklımdan geçen şeyi ona verdiğimde
En çok evine kadar onu sıcak tutmaktaydı.
Hesaplarım bana göre
“Evine gidene kadar bari sıcakta olsun’a
*–Tamam- oldum ve ona
“Haydi gel evimi göstereyim sana!
Meğerki bir daha gelirsen kolayca bulursun."deyiverdim.
O kadar küçüktü ki kıyamadım ellinden poşetimi de aldım.
Evime tam iki sokak kala,
Ben “Acaba o kızıma da, bana da artık olmayan kaban duruyorsa hala,
Bu çocuğa versem ki kaç saat ısınır ki?" diye düşünürken
Düşünüp hesap yaparken “Patt!” yerde buldum kendimi!
O dalgınlıkla, koca sokakta,
Bir mandalina kabuğuna basıp kayınca ayağımı burkmuştum.
Saçıldı yerlere bütün her şeyim!
Artık dizlerimin üzerindeydim!
Hemmen!
Değil alışveriş poşetlerimi inceleyen,
Çöpümü dahi “Acaba ne atıyor ki?” diye
İnceleyen mahalle komşularım!
“Anamın arkadaşları!” yetiştiler...
Zavallı çocuk!
Böylesi göz hapsini belli ki ülkesinde bile görmemişti!
Titreyerek toparladı her şeyimi kucağına da
"Abla ben sence artık gideyim mi?”dedi.
Gereksiz mahallime yan yan bakıp
Siz durun “Ben toparladım her şeyi sağ olun." dedikten sonra
Çocuğa “Ablam dur bir”dedim!
“Daha evimi göstereceğim sana!”
Kucağımda ekmek ve vesaireler darmadağın düştük yoluma!
Evime geldiğimde “Bu kamyonun önünde bekle beni”dedim.
“Ben sana az sonra git” diyeceğim!
O dilediğim kabanı bulamadım,
Kim bilir şimdi kimin sırtında!
Kim bilir yine kime vermişim.
Terasımdan baktım bekliyordu çocuk
“Git” diyeyim diye...
Ve titriyordu hala dudakları...
Öylece “Git” demek yine ağır geldi bana!
Uzun zamandır giymediğim içi polar dışı yağmurluk bir kaban vardı
Onu atıverdim aşağıya!
“Heyyy! Çocuk!
Bunu kimseye kaptırma sakın ha!”
“Elimden, dilimden geleni yaparım ablam!” dedikten sonra
Sevinçle uçup gitti.
Hastaydım ben lan?
Durduk yere, iyilik yapmaya giderken
Sağ ayağım burkuntuya sebep
Artık yürümeye de yastaydım!
Ben bunları yazarken
Hikayemi bilen dost yüreklimin biri dedi ki
“Madem öyle, sağ ayağına bari basma bir zaman!”
“Olur.” dedim.
Oysa evimde yapayalnızım üstelik elektrikler kesildi.
Elektrikle ısınan biri için bu bir felaket demekti.
Her zaman ve her koşulda ayağımın
Üzerine basmak zorundaydım ben.
Yine de o çocuğun artık üşümeyecek olması tek tesellimdi.
Sadece yukarıdakine sormak isterdim
“İyilik yapmaya giderken beni yere düşürüp
Ayağımı da sakatlatman neyin sınavı, neyin nesiydi!
Neyin öcüydü yarattığını yaratıp unutmak.
Hani her şeyden önce insan değil miydi?
Cemre.Y.

16 Mayıs 2017 Salı

Keşke

...Keşke...
Keşke hiç sevmeseydin sen şimdi beni!
Yıllar yılı düşlerimde yaşattığım özlemim kalsaydın.
Yine hasretim olsaydın burnumun direğini sızlatan.
Kavursaydı yokluğundaki isyanım, ciğerimin ta en içini.
Rüyalarını görseydim saçlarımı dizlerinde okşayışlarının.
Yüreğimi her yaktıklarında sana koşsaydım hayalimde.
Beni her terk ettiklerinde, terklerimdeki son durağım olsaydın.
Sarılsaydın sımsıkı, sarsaydın bedenini bedenime!
Keşke pişmanlıkların olmasaydı benli yanlışlarına dair.
Kızsaydım, kırılsaydım, öfkelenseydim, kinlenseydim.
Sonra yine çengel bulmacalarımın ucu tek sana çıksaydı.
Sevdalansaydım, aşık olsaydım,
Şefkatlenseydim, sevseydim yine.
Keşke hiç sevmeseydin sen şimdi beni!
Sen yokluğunda sonsuzdun,
Güneş kadar sıcak,
Ay kadar mesafeli,
Yakamozlardaki gördüğüm her aşkın sendin son çengeli.
Hayatım boyunca kayarken
Yakalayabildiğim tek yıldızın sendin son dileği!
Keşke...
Keşke...
Şimdi sevmeseydin sen beni.
Ya da sevmişken,
Hiç değilse yeterince, sevemediğin kadar kalsaydın.
Keşke...
Bizi cennete tercih etmeseydin be annem!
Cemre.Y.

2 Nisan 2017 Pazar

Bağımlılık...Onu Da Kuşlar Yesin

…Bağımlılık...Onu Da Kuşlar Yesin…
O, Aç olmasa!
Kafası beş milyona milyarderken
Eğilip o mısır tanelerine…
Tenezzül etmezdi.
Bugün güneş beni çok sevdi.
Her yeni güne umutla uyandığım her sabahımda olduğu gibi,
Sosyal medyalardaki şahsi sayfama ve şiir sayfama,
Mutlu ve umut yüklü bir "Günaydın." mesajı tutturdum.
Sonra standart iş arama işime başladım.
Bütün iş arama sitelerindeki, bütün ilanlara tek tek baktım
Ve bana uygun gördüklerime başvurumu yaptım.
Sonra Güneş hafif bir rüzgar yolladı perdelerimin arasından
"Kahveni yap, kitabını kap gel, tam salıncak zamanın." dedi.
İçime geçen yazdan çalıntı ergen bir sevinç zıpladı.
Hemen giydim şortumu, askılı bluzumu geçirdim üstüme.
Bol köpüklü sade bir Türk Kahvesi yaptım.
Tam terasıma çıkacakken bakmakla,
Görmek arasındaki o ince nüansla
İlgili musmutlu bir şiir daha tutturdum paylaşım sayfama.
Kapattım bilgisayarımı ve kahvem soğumadan dışarı koştum.
Aslında okumakta olduğum kitap biraz sıradan gelmişti bana.
Çok kısa ve net ve basit cümlelerle devam ediyordu.
Sıkıldım sıkılmaya da...
"Benim bilmediğim bir şeyler olmalı mutlaka!" diye
Kendimi ikna ederek devam ettim okumaya.
Zaten başladığım hiçbir kitabı yarım bırakmazdım ki ben.
Kitap alırken başını, ortasını ve sonunu okuyarak almayı ise
Özeti öğrenip, kitaba ihanet etmek saydığımdan
Sadece ön ve arka kapak sayfasını okuyup alırdım kitaplarımı.
Reklamlar hiçbir zaman doğruyu yansıtmaz zaten.
"Sofie'nin dünyasını" da
Normal ama kalın bir kişisel gelişim kitabı sanarak
Tatile giderken çantama koymuş ve bütün tatilimi
Denize karşı bütün felsefecilerin
Bakış açılarının özetlerini
Okuyarak geçirmiştim.
O değil de, kumsaldaki insanların
Bana uzaylıymışım gibi bakışları görülmeye değerdi.
Zaten sahilde kitap okuyan iki-üç insan var.
Onların ellerinde de
Yılın en trend kitaplarının kapakları gökyüzüne bakarken,
Benim kalın kitabım,
Şekilden şekle giriyordu ben onu okurken.
Bir onu unutmam,
Bir de uzun bir yolculuk esnasında
"Tolstoy" u okurken muavinin gelip
"Abam Kırk Haramilerde var mı o kitapta?" deyişini.
Neyse işte, ince bir kitap daha ne kadar sıkabilirdi ki beni,
Son sayfaya gelene kadar.
"Geldim. Bitti." diyordu son sayfanın son cümlesinde.
Zaten kitap uzun cümlelerden çok böyle kelimelerden oluşuyordu.
Tam Güneş yüzünü bulutlara gömerken aşağıdan kapı zilim çaldı.
En üst katta oturuyor olmama rağmen
Öyle kanıksamıştım ki alt kattakilere gelenlerin de
İlla benim kapı zilini de çalmalarını,
Kılımı bile kımıldatmadım.
Kapı zili tekrar öterken
Annemin arkadaşı adımı seslendi bu sefer!
Hemen fırladım yerimden
"Birine bir şey mi oldu acaba?" diye.
Öyle ya bana kimse gelmezdi mahalleden.
Annemin en sevdiği arkadaşlarından
Ayla!
(Ne olur, ne olmaz rumuz isimleri koyayım ben) abla!
Her zamanki gülen yüzüyle
"Haydi çay demledim, bugün komşu günlerimizden biri,
Yengen ve diğerleri de var,
Ama bak itiraz istemem." dedi.
Ne yalan söyleyeyim, her zaman,
Annemlerde olduğunda sıkıcı bulduğum
Bütün bu bu eylemler zinciri
Bu sefer çok ama çok mutlu etti beni.
Hemen duş aldım.
Ev hali ama özenli kıyafetlerimi
Geçirdim sırtıma uçarak gittim.
Öyle ki selam sabah faslında neyse ki
Altın günü tarzı yemeklerini yemeye
Yeni koyulmuşlardı hepsi!
Yoksa öpüşme faslında kalbimin gümbürtülerini duyabilirlerdi.
Zaten!...
Yemeğe başlanmışsa eğer,
Selam sabah faslı ve öpüşmeler
Yemek sonrası yapılırdı annem öğretmişti.
Ayla abla, sanki beş-altı hatuna değil de
Bütün mahalleye yapmıştı
Çeşit çeşit poğaçaları,
Börekleri, mercimek köfteleri, mayonezli salataları,
Yareppim yok yoktu sofrada.
Hemen koca bir tabak da bana hazırladı.
Yanında da çay.
Belkıs ablanın gelinleri
İlk defa beni öyle bir mecliste görmüşlerdi.
Şöyle bir baktılar bana.
Hep bir ağızdan "İyi ama Sırma abla yemez ki şimdi,
Kesin rejim yapıyordur o." dediler
Mercimek köftesini limonlayıp özenle marula sararken
Onlara dedim ki; "Hiiççç kusura bakmayın.
İnsanlar bunca emek edecek,
Maharetlerini bizlere sergilemek için
Canını dişine takıp sabahın körü kalkıp
Fırın fırın hamur işi yapacak ve biz
""Ah biz rejimdeyiz"" deyip ona hakaret mi edicez yani!
Hakaret mi edicez yani?
Öyle de bir yerim kiiii,
Rejimimi bu yemeklerden sonraki günlerde
Evimde yaparım ben." dedim ve yuttum köfteyi,
Sonra yumuldum böreklere.
"Aaa! Biz hiç böyle düşünmemiştik,
Hakikaten bize gelenler yemeyince nasıl da kuruyoruz,
Acaba beğenmediler mi?" diye
Bir avaz itiraf ettiler.
Esma olan "Ama yersek de
Bu sefer görgüsüz diyorlar ya Elif!" dedi.
Tatlı çöreği avucuma sarmışken
Ayla ablanın yüzüne baktım
O kadar mutluydu ki
Yaptıklarının lezzetini hissederek yiyen birini gördüğü için.
(Oysa en son yengemle üç ay önce Nesrin yengelere
Gittiğimizde görmüştüm böyle bir sofrayı ben.)
Afiyetle yemeye devam ederken
"O zaman şöyle yapacaksınız,
Birincisi sık sık bu tür eylemlerde bulunmayacaksınız.
Evine gittiğiniz ve evlerinize çağırdığınız insanlar
Sizi yargılamayacak insanlar olacak.
Seçecek ve seçileceksiniz.
İkincisi zaten yemeye, içmeye gideceğiniz bir yere
Sanki ultra lüks bir restoranda rezil olmak istemiyor muşsunuz gibi
Önceden karnınızı tıka basa doyurup
""Ay biz rejimdeyiiizzz!"" geyiği yapmayacaksınız!
Siz gidince sizi ağırlayan insan,
Onca yaptığı şeye bakıp bakıp ""Bu mu yani?"" demeyecek.
Rejim yapıyorsanız evlerinizde bol bol yapacaksınız.
Zaten gerçekten yediğine içtiğine dikkat eden
İki üç gün unlu mamüllerden uzak durarak bu işi kotaracağını bilir.
Üçüncüsü evlerinize gittiğinizde
""Ay perdeleri, ay koltuğun altı,
Ay yere bir şey düşmüş gibi yaptım
Halısının altı pis mi baktım demeyeceksiniz."" derken
Tiramisuya sıra gelmişti bile.
O sırada Ayla abla
"Valla kekini aşşağıdaki bakkaldan aldım,
Bildiğimiz markalardan değil ama!" derken
Elif "Hımmm! Belli olmuş zaten.
Bak Esma köstebek pastaya benziyor
Ama diil tiramisu" diyordu.
O anlık sinirle iki poğaça daha yemiş olabilirim,
Hatırlamıyorum ama sakinliğimi koruyup
"Gençler ben size ne diyorum?
O zaman size hiç gelmem ben,
Sizler de bana gelmeyin lütfen.
Zira benim fırınımın en sonuncusunu
Misafirim geleceği zaman kekimi pişirmemiş
İçini hamur bırakmış diye
Terasımdan attığımdan beri yok,
Küstüm bütün fırınlara,
Aslında bu aralar size ikram edicek
Bir paket bisküvim bile yok ama çay var,
Kahvem var, köstebek pastaya benzeyen
Tiramisuyu bile bulamazsınız bende
Ama sevgim var." deyince
Annemin bütün arkadaşları hep birden sustular!
Hepsi birden önlerine bakıp ellerini bağladılar.
Evet annemden bana sadece ve sadece,
O gün kıyafetleri dağıtılırken
Yengem "Kim neyi isterse alsın nolur?" diye ağlarken aldığım,
Son günlerinde hep taktığı baş örtüsüyle
İyiyken kendi elleriyle ördüğü pembe şalı kalmıştı.
Ben demedim.
Onlar ağladılar.
Annemden bana sadece ve sadece emeklisinden düşen
Dörtte bir payım üç yüz otuz lira kalmıştı öğrenmişler.
Ben demedim.
Onlar bir yıldır işsiz olduğumu hesapladılar.
Ocak ayından beri işsizlik maaşı bile almadığımı da hesapladılar,
Evden sadece iş görüşmesi için
Bir de en sevdiğim arkadaşıma gitmek için çıktığımı
Erkeklerle gezip oynaşmadığımı da hesapladılar.
Ağladılar içlerine içlerine.
Sonra torunlardan biri bir şeyleri döktü yere
Hep birlikte onu topladılar.
Belkıs abla, Ayla ablanın başında gördüğü oyayı çok beğendi,
El işi çantasından daha önceden iki kenarı örnekli mendilini çıkarttı,
Ayla ablanın baş örtüsündeki örneği işlemeye koyuldu.
Gelinler çocuklarını alıp sıvıştılar.
Söylediklerim henüz işlerine gelmedi.
Belkıs abla örneği işlerken de
Ağlamasına sebep göstermek için
En hakiki sebebini sundu.
Büyük gelin ilk çocuğundan sonra bir daha doğuramıyordu.
İlkinin de elleri sakat doğmuştu zaten.
Küçük gelin çocuğunu severken
Büyük gelin bir daha doğuramadığı için,
Sürekli düşük yaptığı için kahroluyordu.
Bu sırada ben yıllar öncesine gidip
Kulağıma en yakınım tarafından çalınan bir lafı düşünüyordum.
Güya Belkıs abla benim için demiş ki
"Madem eşi, dostu yok, madem hayatında biri yok!
Çocuğunu en iyi kreşlerde okutup,
En iyi makyaj malzemelerini nasıl alıyor,
Nasıl bu kadar güzel giyiniyor o üç kuruş maaşla!" demiş!
O böyle çaresiz ağlarken bir an aklıma bu anı geldi.
Oysa yirmi altı yaşımdaydım boşandığımda
Ha bire de annemin sıkı sıkıya
"Aman haa demesinler!
Derlese öl" kelimelerinin ağırlığıyla
Evimden işime, işimden evime gidiyordum sadece.
Kızımın kreş ve kıyafet paralarını
Babası keyfinde gezdiği için
Dedesiyle babaannesi karşılıyordu
Bunun karşılığında eğer onlar gelemezlerse
Torunlarını almaya ve görmeye
Hafta sonu ben onlara gitmek zorundaydım.
Zorundalığımı ise
Bir hafta sonu kendimi iyi hissetmediğimde
Annemi (Eski kayınvalidemi) arayıp
"Anne ben gelemeyeceğim, haftaya gelsem olur mu?"
Dediğimde öğrenmiştim.
O zamana dek seve isteye çağrıldığımı sandığım o eve
İlk kez bir yabancı olarak
Şu cümlenin sonunda gitmiştim.
"Kusura bakma ama biz olmasak o çocuğunun,
(Birden çocuk sadece benim oldu)
Masraflarını biz karşılıyoruz
Ne demek iyi değilmişsin" dediğinde,
İlk kez upuzun susmuştum anneme.
Beni doğuran annem üst kattan bana yine yırtınırken
"Onların ayaklarına gidiyorsun yine." diye
İlk defa haklı olduğunu görmüştüm.
Çok yaralıydım çookkk.
"Babam hemen fark etmişti durgunluğumu.
Kendi varlığıma sebep olan baba hiç yokken,
O babam "Kızım nen var?" diyordu.
Göz göze geldik annemle hemencik
"Aa! Kızın canı çıkıyor bütün hafta
Yorgundur İbrahim, ondandır
Başka ne olacak!" deyiverdiydi.
Sağ olsun hala da öyle.
Zamanımız politikatıcılara bakınca
"Pehhh!" diyorum hala,
"Ah bu hatun politikaya atılacaktı ki!" o kadar siyasetçi.
Yani, yaşamıyordum bile.
Belkıs abla bana veya anneme sorsaydı keşke.
O zamanlarki bu merakını sağa sola,
Hatta teyzeme bile yumurt yumurt yumurtlayacağına
Bize sorsaydı söylerdik.
Eski eşimin teyzesi (Süslü teyzemiz) verirdi kıyafetlerimi.
Bir şeyi beğendi mi her rengini alırdı.
Çoğunun etiketleri üzerindeydi hep
Ama en on yıl boyunca yaşımdan on yaş büyük giyindim,
Sağ olsun makyaj yapmayı da sevmez ama
Rengarenk farlar, rujlar alırdı.
Yeni evlendiğimde teyzemin
(Eşim askerde olduğu için kayınvalidemle aynı evde yaşıyorduk
Teyzemde eşinden ayrıldığından beri onlarla yaşıyordu.)
Odasını temizlerken
Etajerinin çekmecelerine varmıştı ellerim
O kadar şaşırmıştım ki annemi çağırmıştım hemen
Her çekmesinde atletler, donlar, çoraplar olması gerekirken
İncik, boncuk takı doluydu.
Annem yanıma geldiğinde,
"Anne! Ferhan teyzemin bijuteri dükkanı vardı da iflas mı etti." dediğimi,
Annemin katıla katıla güldüğünü hatırlıyorum.
Akşam yemeğinde Ferhan teyzeme de anlatırken
Hep beraber güldüğümüzü de.
Acaba alay da etmişler miydi benle?
Ah sahi Ferhan teyzem en güzel kokuları alırdı,
O bir yere girdi mi kokusu saatlerce odadan çıkmazdı
Yarısına gelmeden sıkılırdı hepsinden.
(Onun genç yaşında geçirdiği trafik kazasından sonra
Hiç koku alamadığını ise,
Çok yıllar sonra rahim ameliyatı olduğunda
"Ah bu hastane kokusu bayıyordur be seni teyzem." dediğimde,
Onun "Üzülme ben aslında
Yirmi iki yaşımdan beridir
Kokuyu duyamıyorum." dediğinde öğrenecektim
Evet en güzel kıyafetler, en güzel makyaj malzemeleri,
En güzel kokular sadece bendeydi
Hem de bu varoş beldede.
Sadece yaşımdan on yıl fazlaca.
Bunu sadece İstanbul'a, hele İstiklal'e gittiğimde
Beni görenler biliyordu.
Belkıs teyzeler bilmiyordu
Çünkü onlar zaten annemin arkadaşlarıydı,
Yani benden en az yirmi iki yaş büyüktüler.
Kızları da buraya özgü kızlarıydı,
Onlara göre "Kibirli sosyeteydim" ben.
Neyse işte tam da "Ne günah işledim ki ben?" derken
Yıllar yılı sabırla beklediğim,
En sevdiğim "Lafın gediği faslındaydık"
Aldım cümlemi, beynimden yüreğime yolladım,
Yüreğimden hızla çıkarttım,
Mideme erişti, ekşimsi bir tatla,
Tam reflü gibi dilime sirayet edecekti ki
O, gözlerime baktı.
Hiç kimsenin görmediği ne çok özür vardı.
Yuttum gerisin geri lafımı ilk defa!
Yaşlanıyorum galiba!
"Olsun be Belkıs abla!
Sınav sınav diyorsunuz ya bana!
Onlardan bir şeylerdir bu da
Olur elbet, nasılsa verir Rabbim,
Olmuş işte bir evladı, tekrar doğar inşallah,
Yeter ki anası babası birlik olsun daima!" deyiverdim.
Belkıs abla "İnşallah be yavrum,
İnan diğer torunumu sevemiyorum
Öbürü ikincisi olmadı diye üzülmesin diye,
Sende annenin sesiyle bilgeliği var" diyerek gitti.
Herkes evine giderken
Artık çok farklı bakıyordu bu hayata,
Hepsinin ardından baktım Ayla ablanın balkonundan.
Bu arada Ayla ablanın
Neden o kadar çok şey yaptığını
Yeniden hatırladım.
Annem de öyle yapardı.
Evine gelenin eline koca bir dolu tabak verip öyle yollardı.
Ayla abla da öyle yapmıştı hepsine.
Yine de bir sürü tepsi doluydu hala.
Sadece ben gidecekken
"Sırmacım, poğaça koyayım
Birkaç tanecik ha!
Valla onların tabakları gibi yapmıycam,
Böyle şeylere kızdığını biliyorum da
Birkaç tanecik he!
Hem belki Lülücan gelir." deyince kabul ettim.
Birkaç tane oldu, kocaman bir poşet!
Annemin arkadaşları
Nasıl ki sesimle ona biraz olsun doymuşlarsa
Bende doymuştum aslında,
Onunla olan anılarıyla.
Sonra sevinçli bir telaş yüklendim omzuma
Evimin yoluna koyuldum.
Yolda teyzeme rastladım.
Yürüyüşten geliyordu elinde ekmek poşetiyle.
Nereden geliyor nereye gidiyorsun muhabbetinden sonra
(Ki bu muhabbet geçmeden bu sokak asla ve asla bitmez,
Kesin kuraldır.
Birileri yolunu hep keser.)
Bir tur da ben yürüyeyim bari deyip
Evime girmekten vazgeçtim.
Öyle ya midem zaferini sindirmeliydi.
Tam parka girecekken…
Uzaktan sarsak adımlarla
Yemyeşil eşofman altı giymiş,
Üstünde kapüşonlu gri beyazlı
Eşofmanın şapkası da kafasında
Genç bir adam belirdi.
Tam kaldırımın ortasında çömeldiğinde
Aramızda üç adımlık mesafe kaldı.
Burnunu gördüm önce,
Sonra kirpiklerini...
Derin bir nefes aldım, en derininden.
Yok yahu daha da nelerdi.
O, bu olamazdı ama çok...çoook...
Benim küçücük kardeşimdi...mi?
Eğilip yüzüne baktım
Neredeyse seslenecektim.
"Kaan?" diye, ne de olsa bağımlılık kuyusunda yüzmekteydi.
O esnada gelip geçen hiç kimsenin
Fark etmediği bir şeyi fark ettim.
O, yere...öylesine eğilmemişti
Yanlışlıkla yere dökülmüş mısır tanelerini...
Üçer kere öpüp, başına koyup,
Ayak değmeyecek yere koymuyordu!
O, yere dökülmüş mısır tanelerinin bazılarını da
Teker teker toplayıp ağzına atıyordu.
O, benim küçük kardeşim gibi
Memleketinde o mısırları soslayıp ketçaplayıp satmıyor,
Yere dökülenleri yiyordu ama tıpkı oydu!
Sanki onun düşmelerinin son demleri gibiydi.
Onu gören herkes korkudan
Karşı kaldırıma geçerken,
Ben onlardan korkmamayı çok yıllar önce öğrenmiştim
En küçük kardeşimin bu hallerinden.
Zaten biz bütün kardeşlerin hayatı hep ya on yıl erkendi,
Ya da on yıl geç!
Yüzüne eğildiğimde
Bana gülümsedi ve usulca kalktı yerinden,
Zaten mısır tanelerinin bir kısmını yükseğe koyup,
Büyük tane olanlarını yemişti.
Gerisine bakıp bakıp, "Onu da kuşlar yesin." dedi.
Bir gülücük koyverdi,
Sokağın sonuna doğru yürümeye başladı.
Parka girmekten vazgeçtim.
Önce, halime, hemen bir şükür yolladım.
Ardından canı gönülden
"Allah'ım beni asla bu duruma düşürme
No'lur!" diye yalvardım.
Bu kadarı bana çok fazlaydı işte be!
"Keşke param olsaydı.
Yok yahu!
İyi ki yokmuş baksana haline!
Para versem bu sefer,
Bir beş milyonluk hap daha alacaktı!
Senin küçük kardeşinin en sefil hali bu muydu yani?
Paran olsaydı verecektin
O da gidip kafası bir poşet daha
Alacaktı yani ona kötülük edecektin!
Ama...ama...ama!
Aç olmasaydı yerden mısır tanelerini
Neden midesine doldurdu ki?
Senin miden bile bunca zaman sonra olsa bile
Böyle şişikken?
Keşke..." derken
Yönümü değiştirdim aniden.
Öyle ya çantamda
Ayla ablamın doldurduğu bii sürü poğaça vardı!
Korkmadım mı?
Yahu! Kamikazemiyim ben!
Altı üstü insanım işte
Ödüm bile kopardı olsaydı ama
"O aç olmasa,
Kafası beş milyona milyarderken
Eğilip o mısır tanelerine
Tenezzül etmezdi." dedim
Hemen onun daldığı sokağa daldım.
Bir bakkalın önünde durdu önce,
Uzuuunca düşündü gülerek,
Sonra vazgeçti içeri dalmaktan,
Etrafa korku salmaktan.
Yoluna devam ederken durdurdum onu.
"Afedersiniz!
Size poğaça versem yer misiniz?" dedim.
Şaşırdı, gözleri yoktu sanki.
Kardeşimin burnuyla kirpikleri vardı sadece onda!
Çantamdan çıkartıp
Poğaçaları eline tutuşturacakken
"Poağaça? Hıııı....yerim ya" dedi.
Elleri hep cebindeydi,
O an bir maket bıçağı kadarlık ömrüm vardı!
Ölürsem...
En küçük kardeşime tek mesajım vardı!
"Ben, senden, doğduğunda nefret etmedim!
Sadece, o mavi leğene düştüğünde,
Düşenin yanımda yatan güvenimi,
Ellerindeki o makaslarla kestiklerini zannettim!"
Öldürmedi beni,
O en küçük kardeşimin
Burnuyla kirpiklerini
Almış olan o genç adam!
Sadece elindeki poğaçayı okşayarak güldü.
Sokağın yarısına kadar hep güldü
Elindeki poğaçayı severek.
Kapı önlerinde çekirdek çitleyen hatunlar vardı.
Sanki bizi hiç görmediler.
"Bak! Hakkını helal et ama!" diye bağırdı sokağa.
Sessizce, onun duyabileceği kadar
"Helal olsun ve Allah seni
Islah etsin inşallah!" dedim ve hızla yürüdüm.
Sokağın sonuna geldiğimde
Arkamı döndüğümde
Başka ara sokak olmamasına rağmen.
Yoktu!
Sanki onu ve beni hiç kimse görmedi.
Ya da buranın halkı
Öylesine alışıklardı
Böylesi durumlara bilemedim.
Emindim, poğaçaları almıştı adam,
Sanıyordum ki açlıkla hepsini bir lokmada yutacak.
Tuttu elinde, okşadı, güldü sonra...
Upuzun güldü...emindim.
"Ben" dedi sustu.
Sindiydim karşı kaldırıma
Ne yapacak diye bekliyorum
Ölümden hiç korkmadan!
"Ben, kuşlar gibiyim aslında,
Farkımsa kuş gibiyim
Ama uçamadan yürüyorum!
Kuş'un dilini öğrenebilirsen
O başka tabi" dedi ve dediği anda
Topuksuz kaçtım oradan!
Sokağın sonundan baktığımdaysa
Yok olmuştu!
Öldürseydi daha iyiydi.
Sonra içim el vermedi
"Neydi ki bu kuş dili?" sormalıydım,
Peşine düştüm yine
İki sokak sonrama döndüm yok!
Bulduğum yere döndüm yok!
Ya önü, ya arkasıydı sokağın,
Yok işte yok!
Cadde boyu yoktu işte
Yok olmuştu, güle güle...
Neyse ki dönüş yolumda
Yarım mısır taneleri duruyordu
Yerli yerinde!
Yoksa aklımı oynatacaktım.
Bu sefer bir gülüş de ben savurdum onlara...
"Onu da kuşlar yesin!"
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...