heves etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
heves etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2025 Cumartesi

Çek Git Yoluna

...Çek Git Yoluna...
Yıllar önce dinlemiş olduğum sözsüz müziği,
Tam sekiz saat aralıksız araya araya sonunda bulmuş insanım ben.
Bana boşuna "İmkansızız!" deme istersen!
"Sevmiyorum." de mesela.
"Bi heveslenmiştim işte,
Şimdi de hevesim geçti!" de mesela.
Zira bu hayatta,
"İmkansız!" diye bir şey yoktur,
Olasılıksızlıkları,
Azaltabilmeye bakar her şey!
Şimdi çek git yoluna, bir daha da karşıma çıkma!
Cemre.Y.

5 Şubat 2021 Cuma

Yeter Ki Sen Sabret

...Yeter Ki Sen Sabret...
Ey benim...
Saçlarının her tanesine,
Teker teker mutlu hayaller ektiğim.
Ey benim...
Kaşlarının gün dizimine,
Birer birer umutlu rüyalar dizdiğim.
Ey Benim...
Kirpiklerinin her teline,
Tane tane hevesli akışlar ektiğim.
Ey benim...
Gözlerinin irisindeki her bir yosun haresine,
Çoğar çoğar bol ışıltılar dilediğim.
Ey benim...
Yanağındaki gül gamzesi çıkınca,
Ciğerimin baş köşesinin derin bir nefes alışı.
Ey benim...
Sevinçlenince dudaklarının kalp çizimine,
Ömrüme ömrü katanım.
Her kim ki...
Sen...
Bunca güçlü duvarların ve kalelerine rağmen,
İçindeki yangını görmeyip,
Ömrüne nazar ediyorsa,
Nazarıyla çatlasın da...
Artık,
Senin için, dışın, yoksun kalmasın.
Ey benim...
Bir damla gözyaşında boğulduğum,
Yüreğinin tek bir sevinçli atışına kurban olduğum.
Sakın sen de Zümrüdüankalığa soyunma ha!
Daha ben varım!
Sağında, solunda, önünde, arkanda!
Sen söylemesen de ben, yetişirim imdadına.
Ömrümüzün ara ara, aralıklarını da,
Törpü törpü törpületiriz elbet bizi yok sayanlara.
Yeter ki sen sabret, yılma, yıkılma, kanma!
Ömürlerimizin ömrümüzce borcu var bize
Gelecek o güzel günler daha!
Cemre.Y.

7 Ocak 2020 Salı

Oy Benim Hissiz Yüreğim

...Oy Benim Hissiz Yüreğim...
Ne vakit sevdaya meyl edip,
Bir sevgilinin gamzelerinde gül reçelleri yapmaya heves etsem,
Ya bir kıta kökten yanar hiç olmayacak bir zamanda,
Ya da bir ülke göçer en iktidarsızlığından!
Ne vakit canımın içini hissetmeye meyl edip,
Hiç yoktan ömrüme bir insan dahil etmeye meyletsem,
Ya bir şehir fırtınaya yakalanıverir ansızın,
Ya da bir ilçe çöker heyelandan.
Yüreğimin mahallesine dönerim ıssız, ıpıssızca!
Kapıma selam eyler, anahtarı çevirir girerim içimden içeri.
"Ey benim mülteci göçebeliklere meyilli yalnızlığım." derim kendi kendime...
"Yine geldim madem beş duvar ortasına, hoş geldim diyelim." derim.
Hava epeyce bir hayli ayaz...
Günlerden yine zemheri.
Şöminemizde yok ki şöyle odunları çıtır çıtır yanarken kuzu postuna uzanıp,
Sevgilinin kadehinden sıcak şarap içsek!
Neyse şiir yazıp, şiirsel ısınalım bari biz!
Oy benim hissiz yüreğim, donuyorsun, ölüyorsun, farkında değilsin!
Cemre.Y.

10 Aralık 2019 Salı

Derdi Olanı Ağlatmak Kolay Şey Azizim

...Derdi Olanı Ağlatmak Kolay Şey Azizim...
Ne vakit durduk yere gelecek güzel günlere hayallenip,
Azıcık heves edip neşelensek, azıcık gülüp, bir de kahkaha koyvermişsek!
Hiç yoktan hallenir birileri, hayalin hayalini dahi çekemezler de, en gamlısından,
En hazanından, en zemherisinden, en kanserinden açarlar bir uzun hava!
İçli içli sesli nefes ederler ya hani, ağlarsın ciğerine ciğerine.
Öyledir zira...
Derdi olanı ağlatmak kolay şeydir azizim, zor olan güldürmek!
Cemre.Y.

1 Mayıs 2019 Çarşamba

Günaydın, Kahve?

...Günaydın, Kahve?...
Sana kulak memesi kıvamında,
Yumuşacık vuslatlar biriktirip de gelmiştim oysaki,
İstesen...
Yıldız yakamoz kurabiyeler asardın karanlık gecelerimize,
İstesen yaz güneşinde,
Yağmur yağmış da,
Sanki ufkumuza gökkuşağı salınmış gibi eserdin.
Lakin ne sen vuslatı diledin,
Ne de ben gökkuşaklarının geçici hevesine kandım.
Biz bir sabaha doğduk lakin, sen bir geceyi bile biz edemedin.
Fakat yine de iyi olsun gecelerimiz sevdiğim.
Hiç yoktan,
Birimizden birimiz güzel ve gerçek olası rüyalar görsün mesela!
Zaman dilimlerimiz ayrı nasıl olsa,
Sen nereden bileceksin sana ne iyi dilekler dua eylediğimi?
Hayat!
Bana doğan bir an mı yoksa çoktan mı batmış ömrüm?
Neyse...
Günaydın, kahve?
Ben sade içerim de!
Cemre.Y.

23 Haziran 2018 Cumartesi

Cancağızım

…Cancağızım...
Herkesin bildiğinin aksine,
Benimsediği adı kafa kağıdında yer almamasına rağmen!
Yaşı da doğru yer almıyordu ki!
Bir tek doğduğu ay doğruydu,
Resmi kurumlarca benimsenen makamlarca!
Kadın tam 39 yıl önce çözmüştü aslında ruhunun kimyasını...
Hatırlamıştı daha portakal ağacında vitamin bile değilken
Tanrı ve melekleriyle yaptığı o son yakarışlı yalvarışlarını.
Tam tamına 45 yıl önce...
Ya da kalubela'da ona biçilen kader ona dikte edilmeden önce,
Alnına o görünmez mühürler,
Kader diye yazılmazdan önce itiraz etmişti halbuki
"Ama bu ben değilim,
Yapıştırmayın bana,
Bu kader dediğiniz sümük gibi saydam, o yapışkan o şeyi!
Lütfen!
N'olur...
Başka bir kurban bulun kendinize!
Ki zaten eminim,
Ömrüm etiketlerinizin yafta yırtıklarıyla savaşmakla geçecek,
Kıymayın bana ey tanrım!
Belki bir kızım olacak,
Bana biçtiğiniz bu evlilik mühürüyle, babasız büyüyecek belki,
Sırf babası anlık hevesi olan benden caydı diye!
Belki aşık olacağım yeniden,
Yeniden deneyeceğim güvenmeyi ama sırf alnımdaki bu mühür,
Benden başka herkese görünüyor diye o da mutsuz son'la bitecek!
Lütfen n'olur!
Bugün kime kızgınsınız, kim kırdı ruhunuzu bilmiyorum
Ama lütfen öcünüzü benden almayınız!" demedi mi, dedi.
Peki sen ne yaptın ey tanrı!
Belli ki çok meşguldün,
Marduk gezegeninden savrulan o son küllerle!
Belli ki Neptün'ü ihmal etmiş,
Dinmek bilmeyen rüzgarlara terk etmiş olabilirsin.
Mars'ın bitmek bilmeyen fırtınalarından sıkılıp,
Yeterince keşfedilemeyen kılıp,
Lazım olursa diye görünür bir kenara bırakmış olabilirsin.
Satürn'ün buzulluğunda kendi cehenneminden soğumuşcasına,
Etrafındaki halkalarında keyif çatmış,
Onu kendinin bile çözemediği altı genlerine gark etmişsin!
İçinden aşan alevlerle arada bir Jüpiter'de kırmızı noktalarının
Dünyanın üç katı büyüklüğünde olduğuna gözlerini kapayıp,
Koca bir kara kışı geçirmiş,
Uranüs'ün güneşten uzaklaştıkça,
Çoğalan uydularını kıskanmış da olabilirsin!
Ya da Dünya çapındaki başka bir uydu ile çarpışmamak,
Kendisiyle onu yok etmemek için,
Centilmen bir hareketle,
Ya da romantik bir kadının hiç kimsenin sezemeyeceği
Bir ayak hareketiyle,
Edilen bir tango ahenginde eğimini değiştirmesi!
Ama ey tanrı!
Mars'ın o ummanları aşan dağlarının sana ne zararı vardı?
Onun , sadece kendince güvenlik duvarları vardı!
Peki ya Merkür?
Gündüz sıcaklığı +450 iken ne diye gecesini -170 etsindi ki?
(Sırf gözetleyen komşularını,
Allah için Cemre hanım'ın bir kere bile kızı ve yeğenleri hariç
Hiç yabancı misafiri olmadı" yı duyabilsin diye mi?
Bence sen bu kadar adil olamazsın!
Artık şu Marduk hikayesini bir açsan diyorum ey tanrım!
Zira orada henüz,
Biz ruhların tecellisinin mizanı bize sorulup kuruluyor hala!
Ey tanrım!
Bana ve kızıma ne kötülük biçmişsen,
Senle beraber olan insanıl cinslerin olsun!
Biz...
Sizden de...
Bizden de çoktan gittik!
Arada bir buluşup,
Olmayan dünyamızı kurtarmanın yollarını arayıp bulmaya çalışıyoruz!
Valla tanrım seni bilemem ama
Ben acilen şehriyeli pilav yapmaya gidiyorum!
Kızım aradı.
Oy atacak lan!
İşini gücünü yarıp yarın oy atmak için gelecek az sonra!
Batsın senin gemilerin.
Cemre.Y.

27 Mayıs 2018 Pazar

Yarın Öbür Gün

...Yarın Öbür Gün...
Küçük küçük günaydınlar biriktirdim heybemde...
Mademki hala yoksun
Çok değil...
Yarın öbür gün...
Denize salarım hepsini.
Güven'imi,
Sabrım'ı,
Heves'i mi.
Elbette ki ömür sonlarına...
Çoktandır hazırdır, hepsi!
İşte en çok bu yüzden...
Hep bu yüzden...
Yaşanmıyor bu korkular!
Yoksa...
Hepsi birden...
Ne de güzel birer hayal'diler!
Cemre.Y.

26 Nisan 2018 Perşembe

Enstrüman

…Enstrüman…
Enstrümanlardan en çok…
Kanun çalmayı isterdim çocukken,
Bir de keman'ı, bir de ud'u…
"Piyanistlik zengin işi." derdi rahmetli annem,
Rahmet'ine haylice de daha kemali varken.
"Sakın ola ki he, elde edemeyeceğimiz şeyleri,
Öyle hayalince hayallenme sen, sakın ha!" derdi beni döverken.
Meğer, o kadar da çok zengin işi değilmiş!
Ne kanun çalmayı öğrenmek…
Ne de ud çalmayı,
Hiç olamadı bir saz'ın tellerine dokunup,
İçinden geçen melodileri aktarmak.
Kızım'ın gitar hevesi vardı bir ara!
Benim de vardı!
Kurslara yolladım onu,
Baktı ki önce notalar falan fistan…
Benim hayalimden önce sıkıldı…
Geçen sarhoş olmuştuk beraberce…
Benden önce duvara vura vura doğradı gitarı!
Gram kırılmadım ona!
Zira ondan öncemde
Maktuliyetlerimin meskunu belirsiz mesken ispatsızlıklarım vardı.
Ölümlerimin birinde…
Kimse cinayetime meskun mahal bulamadı!
En ihtiyacım olduğu an'da…
Gözlerini bana devirmişti çoktan yosun yüreklim.
Ve o bana her seferinde…
"Ben seni mutlu etmek için bu dünyaya gelmedim!
Beni içinden çıkartmak için ısrar eden sendin!" dedi.
Sanki, o içime tohum ekilmişken,
Kış gelmeyecek…
İlkbahar olamayacak…
Cinsiyeti uğruna bile hayal kurulamayacakmış gibi…
Yalan yok!
Ben gözlerinin uğruna bütün odaları
Mavi yeşil gözlü bebek renk yaptımdı,
O da bütün elbiseleri kız giydirdiydi.
Hatta...
Arada bir testler sonrası kandırırdım onu!
Ne diye bütün kalp atışlarında
Bütün akrabaların yanımızdayken!
O, işleri dolayısı ile yanımızda değilken,
Neden ki vakit ayıramıyordu ki diye
Kendimce cevaplar ararken!
Durduk yere kandırasım gelirdi onu!
"Erkek olacakmış bebişimiz" derdim.
Aman!
Ne keder bağlardı bir bilsen,
"Olsun ama sağlıklı olsun da!" derken!
Meğer!
Rahmetli deden'e karşı rövanş maçıymış sın sen!
Sülaleye ilk kız evlat!
Zira onu da başarabilmek…
Ayrı bir maharet!
Geçen gün bir piyano çıktı karşıma,
Kimsesiz, sessiz…
En sevdiğim melodiyi çalayım dedim…
Bütün salon çınladı çığlığımdan.
Başarabilmiştim ama…
Ona da çok geç kaldım, hiç yoktan!
Cemre.Y.

11 Nisan 2018 Çarşamba

Benden Başka Bir Ben Yok!


…Benden Başka Bir Ben Yok!...
Heves dediğin çölün ortasında bulunan vaha gibidir,
Susuzluğun bitince çöl de bitti sanırsın
Oysa çöl sınırsızdır,
Vaha tek…
Yani ben.
Benden başka bir ben yok, 
Hele ki sana, hiç yok!
Cemre.Y.

21 Mart 2018 Çarşamba

Gül Dibine Dilek


…Gül Dibine Dilek...
Her yıl heveslenip heveslenip
O gün geldiğindeyse
Gül dibine dilek koymayı unuttuğum için mi,
Her gece hep sadece ve sadece
Kendimle uyuyorum ben!
Cemre.Y.

6 Ocak 2018 Cumartesi

Küfür

...Küfür...
Yürürken kitap okuyabiliyorum evet ne olmuş!
Böylelikle bir saat yürüyüş yapmış ve bir saat kitap okumuş oluyorum da...
Yolun yarısında kaldırımı işgal etmiş bir sokak kına gecesi arefesinde
Sokakta kalmış ellerinde bira kutularıyla geyik yapan yedi sekiz gencin
Tam ortasından ve kaldırım hakkımdan yararlanarak, kitabımı da okuyarak
Onlara çarpmadan üstelik hayal ettiklerinin aksine hiç korkmadan
Geçip gidebiliyorum evet ne olmuş...da bu onlara
"Vay AMK... okumuyor lan bu, baksana çarpmadı,
Okuyo olsa bize çarpardı" demek hakkını tanımıyor.
Yoksa ben ne yaparım az ileride daha geçen gün
"Kızım sen böyle
Başın önde kitap okuyarak gidip durursan, kısmet bulamazsın ki” diye
Seslenen kahveci amcanın önünde durur...
“Bana küfür savuran o salağın taaa göz bebeklerinin içine bakar,
“Bana küfür ederek konuşma hakkını kim verdi sana” diye sorarım.
Her kes birbirine bakarken sanki hiç kimse bir şey söylememiş
Ya da yürekli biri çıkıp benden bir güzel şaşkınlık dayağı yemeye yürekli,
Şaşkaloz gibi birbirine bakınırken ben yine o cümleyi sarf edenin
Ta göz bebeklerinin içine bakarak
“Arkamızdan konuşuyorsunuz evet ama bana arkamdan da,
Yüzüme karşı da küfür edemezsin yoksa kul hakkımı helal etmem
Ve seni bir güzel döverim” der,
Kitabıma gömülür, yürümeye devam eder giderim arkadaş...
Size de yarım kalmış boğazınızda bir düğüm
Sokak ortası geyikleriniz daha nice o yoldan geçecek
Kadınları kızları rahatsız etme hevesi bırakırım.
Yolda yürüyerek kitap okurken duyularım bir tuhaf işliyor evet ne olmuş?
Sahi İstanbul’un bugün neden bu kadar toz bulutu,
Pis kokulu, keşmekeş ve yaşanılacak bir tadı yoktu hissedebilen var mı?
Yoksa her kese göre yine her şey aynı mı?
Değildi işte.
Cemre.Y.

10 Aralık 2017 Pazar

Yüzü Yok Maskesi Çok

...Yüzü Yok Maskesi Çok...
Kendisine ait sabit bir yüzü yoktu!
Herkes aşıkı,
Herkes maşuku,
Herkes sevdalısıydı onun.
O an yanında kim varsa
Ona uygun maskesini yerleştiriyordu
Yüzünün olması gereken yere.
Hayatına giren bütün kadınlar
Kendileri onda özel ve önemli sanıyordu.
Diğerleri ise gelip geçici hevesiydi.
Geçerdi…
Bir gün elbet geçerdi.
Sadece bir tek kadın,
Bir gece yarısı,
Tesadüfen buluverdi adamın yastığının altındaki
Yarınki kadına hazırlanmış maskeyi
Bu kadarı çok fazlaydı
Hazmedemezdi.
Çekip gitti.
Cemre.Y.

29 Kasım 2017 Çarşamba

Hevestir

...Hevestir...
Çabucak unutulan şeyler his değil,
Hevestir beyefendi.
Cemre.Y.

24 Kasım 2017 Cuma

Çöl Sınırsızdır, Vaha…Tek!



…Çöl Sınırsızdır, Vaha…Tek!...
Heves dediğin... 
O ıssız çölün ortasında bulunan vaha gibidir,
Susuzluğun bitince çöl de bitti sanırsın.
Oysa... çöl sınırsızdır, vaha tek...
Cemre.Y.

12 Kasım 2017 Pazar

Özenmeyin

...Özenmeyin...
Yıllardır söylüyorum oysa,
Anlamıyorlar!
“Bana ve kızıma ve dahi hayatımıza!
Özenmeyin no'lur!"
“Sonra…
Babasız kalır çocuklarınız!”
“Üstelik hiç kimseniz,
Benliğinizden ben kadar cayamazsınız!”
Suslu kaftanınını giydi yine göynüm
Ben, başımda beyaz şapkam,
Gerdanını kırıtmayı çoktan unutmuş göğsüm,
Altım da pembe şortum ile,
Bilmediğim, hiç de öğrenmeye heves etmediğim bir dilden,
Bangır bangır sokağımdan geçer iken seçim propagandaları.
Yarınlı günlerimiz olur ise'ye.
Salıncağımızı diker ve burnumun ucundan terler akar iken,
Karşı balkondan günlük ev temizliğini yapmış,
Akşam yemeği son deminde,
Başında beyaz çemberli bir teyze,
Balkonuna oturdu ve sustu öylece...
Ve inanmazsınız,
Benimle neredeyse aynı tebessümü gördüm gamzesinde!
En az ben kadar susarak
Gülümsüyordu aynı suskunluğumuzun dilinden.
Dedi ki;
“Benim çocuklarım her gün salıncak istiyor,
Hem de, tam da, senin kızının,
Akşam ayazlarında öylece sallandığından!
Dikme onu, bırak kalsın öylece.
Her gecenin bir vakti geldiğinde babaları
Gerçi ben, yüzyıl oldu ya ondan cayalı!
Şükretsinler ona yine bari evine geldi diye,
Ya no’lursun dikme!"
Sus’lu kaftanımın gizli elleri, gizli yaş tanelerini,
Gizli terlerine bulaştırır iken,
Ve ben hepsi burnumun ucundaymış gibi
Burnumun ucundaki terleri silerken,
Sus'lu kaftanım cevap verdi,
Dayanamadı yine işte;
“Ak yazmalı kaderine çoktan razı
Kenarları gözlerimi benden alan ışıltılı oyalı teyzem!
Ben bunu dikmesem,
Gelmez ki o bari, bana bir daha!”
Sonra daha çok seslenmek istercesine
Şimdiye dek öğrendiğim bütün litaretürlere
Ağzımı açtım da bin kere daha sustum.
Bir daha...
Dedim ki ona ;
Meğerki kocan akşam eve gelecekse sus!
Varsın salıncak olsun çocuklarının tek hayalleri
Hiç değilse ben gibi denk geldiğin hiçbir değişik pazarda
Baba arama evladına!
Bak salıncak onarıyorum,
Babası yatarken, tercihinin, koynunda,
Oysa bende,
Çiğ bir hamur olabilseydi bari midemde.
Ne çok yeni salıncak alırdım ona!
Ama ne yapsam, ne yapmasam da,
Satılmıyordu işte pazarlarda baba!
Bulamadım ne kızıma ne de bana bir baba!
Yoktu işte...
Satılmıyordu pazarlarda üstelik,
Hiçbir iğne ve iplik ile dikilemiyordu yerli yerine,
Kaderce sökülen hiçbir şey!
Şimdi gir evine,
Toparla sağa sola serpilen çocuklarını
Ve…
Sarıl onlara ve lütfen!
Bir tane dahaysa asla doğurma!
Sen kaderinin gelmişini geçmişini benden hesaplarken,
Ben senden kapattım hesabı çoktan.
Çatılardan taşıyordu
Eve hep geç gelecek babaya çocukların
Çoğunun belki adlarını bile hatırlamıyordun
Eve hiç gelmeyenin hariç...
Benimse burnumun tek direği var!
Tek alın yazım!
Tek yüreğimin çiziği!
Hani ölsem adımı o sanırlar!
Beni “Doktor hanımın anası diye tanırlar”
Onu Rabbim korusun!
Ben başımda beyaz şapkam
Altımda pembe şortum var iken
Salıncağını diktim onun terler akarken burnumdan buram buram.
Bugüne dek ölmedimse eğer!
Onun için ölmedim.
Adı mı?
Lülücan!
Siz yine de pek ona heveslenmeyin
Yıldızlı gecelerinde sallanırken boşluğuna
Her gece kederlerini kadersizliğine sarar.
Dayanabileceğinizi bilsem bunca kadere ve kedere
Şu an sallardım bu salıncağı da
Terasımızdan geçmişlerimize!
Sahi sen?
Belki sonuncunu hatırlarsın da ilk çocucuğunun adı neydi?
O benim ilkim ve sonumsa
Salıncağını dikmem bile size batıyorsa
Ona olan sevgim size ancak hayal olur ağa!
Cemre.Y.

26 Ekim 2017 Perşembe

Heves Denilen Şeyler

…Heves Denilen Şeyler…
Heves denilen şeyler,
Denizin kumu misali gelip geçtiğinde,
Onurun duruyorsa yerinde, kale gibi dimdik!
Vazgeçtim dediğin her şeye değmiştir.
Cemre.Y.

17 Ekim 2017 Salı

Mezar Üstüne Mezar Olmaz!

...Mezar Üstüne Mezar Olmaz!...
Bana, yüreğini açar mısın diyorlar!
Sevdamı ve yangınımı anlattıkça,
Kim bilir, orayı kendilerine,
Nasıl da bir Aden Cenneti sanıyorlar!
Bana değil be güzelim!
Hevesleri ve hayalleri bana değil!
Aslında ona olan sevdama hasretler hep.
Belki de bu hayatta bir kere,
Öyle sevilirim diye aldanıyorlar.
Bana, yüreğini açar mısın diyorlar!
“Onun gibi olmam.” diye yeminler ediyorlar...
Bilmiyorlar...
Hem de hiçbir şey bilmiyorlar!
Aşka dair,
“Sevda” ya dair,
Hem de hiçbir şey bilmiyorlar!
Ben yüreğimi, sorup sorup durana değil,
Ansızın, hiç ummadığım anda gelip,
Ciğerimin kanadına konana açtım hep!
Ben bile istemedim ki sevdayı.
Öylece gelip kondu,
Kendine en uygun baş köşeye.
Öylece ansız ve zamansız ve...
Hesapsız ve kitapsız ve sonsuz sevdim onu.
Sabırla nakış gibi işlendi yüreğime azar azar.
Ben bile, ben değilken,
Kime ne kadar aitlik duygusu vereceksem?
Sandım ki onunla kapanır gider. bütün eksiklerim.
Sandım ki onunla tamamlanırım.
Oysa o, kendine bile yarımdı,
Binbir parçaydı her yeri.
Bana, yüreğini açar mısın diyorlar!
Bilmiyorlar...
Benim artık yüreğim yok!
Şimdi orada, iki ölüm var.
Biri öylece olduğu gibi.
Teni soğumadan mumyalanmış,
Diğeri öldü mü, var mıydı, yoksa hiç mi olmadı?
Yüreğimin tamamını kaplamışlar.
Ben her gün hayata gülümserken siz,
Gülleri ve leylakları ve hanım ellerini ve...
Papatyaları gördükçe hep,
Orayı botanik bahçesi mi zannettiniz!
O yüreğimin her yerinden her an,
Sızım sızım, sızan kan damlalarını gördükçe siz!
Onları da, birer yaz hayali, birer gelincik mi sandınız!
Halbuki biraz daha dikkat etseydiniz.
Yeni kazılmış, o en taze toprağı görecektiniz!
Mezar üstüne mezar olmaz bilmez misiniz?
Cemre.Y.

16 Ekim 2017 Pazartesi

Fırtına Kuşu

...Fırtına Kuşu...
Senin bir suçun yoktu.
Hiç kimsenin suçu yoktu!
Rüzgara doğru inadına savrulan,
Bir fırtına kuşuydum ben.
Zaten...
Hiçbir zaman da başka bir şey olamadım ya!
Yansam, yansam...
Belki ona yanarım.
Ne ulu cami önlerinde,
Kendimle aynı cinsten,
Bir avuç yeme savrulan güvercin olabildim!
Ne vapur sefalarında,
Keyfe vicdan
Bir parça simide mest olan bir martı!
Hep “Tok” um!
Kanadı kırık yaralı serçe'liğimi ise!
Henüz yirmi birinde kaybetmiştim...
Geveze kargalardansa hep nefret ettim,
Hala da ederim!
Hiçbir sofrada,
Eğer etmiyorsa o sofra muhabbetime değer,
Muhabbet kuşu gibi şakımadım mesela!
Kanarya gibi rengarenk,
Sadece boş boş şakıyan
Basit bir gökkuşağı olmaya da
Hamurum yetmedi nedense!
Bazen turna olup yar’lara
Bir tel saçla selam iletsem de
Araları da ben bulamadım mesela!
Belki heves ettim ara sıra
Angut kuşu olmaya
Her sevdanın ardından,
Bir kere daha hep öldüm de...
Ben bir fırtına kuşuydum sonuçta!
Dirildim yeniden...
İnadına!
Sana doğru...
Sen bende, sana...
Ben sende, bana...
Ölene kadar!
Hak mısın?
Evla mısın?
Bela mısın?
Ne’sin ey yar!
Cemre.Y.

2 Temmuz 2017 Pazar

Dönemesin Hiç Kimse Diye

...Dönemesin Hiç Kimse Diye...
Bazen de bazı şarkılarla...
Çokça susardık biz!
Kimilerine göre mülteci bir eylemdi bu!
Kimilerine göreyse suskun bir esaret.
Bu bütün susan çığlıklı şarkılar...
Yüksek sessizlik yüzünden
Sağır ediyordu cümlemizi.
Kendi evlerimizin içinde bile!
Oysa.
O kadar kötü çocuklar ve gençler,
O kadar da kötü eylemcil kadınlar değildik biz!
Gece olunca...
Nihayet evine gelecek olan,
Aldatış yüzlü adamlara,
Hala pirinç taşı ayıklıyorduk,
Akşam pişecek pilavlarımıza!
Ve bile bile nereden geldiğini,
Öyle olmama ihtimaline karşı bile değil!
"Neyse ki sağ salim bir geldi." diye
"Canına bir şey oldu sandım!" lı
Gerçek sarılışlar savuruyorduk boyunlarına.
İçinde “Ya hiç gelmeseydi!” li korkularla!
Geliyordular da.
Başkaca gelecek yerleri yoktu o zamanlar.
Sonra yer buldular onlara!
Gittiler...
Gitti.
On yedi yıl oldu.
Geldiyse de...
Kalmadı hiç kimse!
Eski şafaklarına kaçıp,
Gittiler öylece...
İlki ilkimdi yani,
Sadece...
Artık pirinç taşı ayıklamıyorum
Pilav da yapmıyorum hiç kimseye!
Kaşığımı, hançer yaralarıma sapladım
Yüreğimin ortasına kırdım!
Dönemesin hiç kimse diye!
Sade bir heves olmayacağım artık kimseye.
Artık istifa ettim küllerimden doğmaktan, doğmayacağım!
Cemre.Y.

6 Haziran 2017 Salı

Namus Diyorlar Adına Bilemedin Mi? Sen De Mi?

...Namus Diyorlar Adına Bilemedin Mi? Sen De Mi?...
Bugün son kere denedim kendimi
O kendime çoktan yazılmış ilk helalimdi oysa.
Suslu son yar suskunluğumda denedim onu ve kendimi.
Ya benden sonra başkalarına nefs-i haram olmuşsa?
Oysa o benden giderken bile,
O benim enimde de sonum da haramdı ya!
Nefsim “He!” demedi mi?
Muhtaçlıklarım;
“Yaaaa.... öyle ise” demedi mi?
Çıldırdılar bütün intikamlı azalarım birden...
Susturdum ya hepsini bir tek cümle ile aniden.
Aferin bana!
O, bile kıyama durdu, selam ne ki?
“Ben... Onun gibi olmayacağım, olamam,
Beynim hükmedemiyor bana bu tecelliyi!” dedim.
“Olamamak zormuş,
Hemi de böylesi intikam öcüyle ama olmam, olamam!” dedim.
Kırılmış başka yerleriyle yüreği de ses verdi.
Alnımın ortasından öpüverdi beni.
“İşte...Merak edip duruyosun ya farkın bu!”dedi.
"O, ne ilk’im olabilirdi sen gibi,
Ne de sonum olabilirdi,
Senin bana hep Hayır!“ demen gibi...
Sen...baştan sona aklıma estiğinde hep,
Alın ortası bir busesin.”dedi mi?
Dedi.
Yoksa nefs ne ki, anlık hevesler ne ki?
Divan ne ki, düzen bozulacaksa tek suç benim miydi ki?
Yine de susturdum içimdeki bütün şeytanları ben.
Elimizde...
Hepsi elimizde ki...
Sordum oysaki, henüz altıncısına varmamış ayı,
Özgür olacakmış adı yavrusunun yavrusu, olsun!
Bizimkisinin de Eylül olacaktı adı, olsundu, oldu!
Din, iman, müslüman neydi ki?
Anayı, babayı...
Bebesinden ayrı koyan nefs-i muhabbetlere
Birileri “Hayır!” diyebilseydi.
Ben gibi...
Adı Eylül olan yürür giderdi bu cihanda.
Varsın olsun Özgür ederiz biz biz’i
Fark’ımız bu ve sen oraya asla gelemezsin.
Ve ben kadar erdemli olabileydin keşke!
Nice “Eylül” ler doğardı,
Nice “Özgür”ler...
Varsın babaları da aynı olmayaydı ne çıkardı?
Tutatardım ellerinden
Benim kadar sen de
“Hayır”lı erdemli olaydın keşki?
Ne ki, hep savaşını yaşadığım bir ömür…
“Namus diyorlar adına, bilemedin mi?
Sen de mi?"
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...