saki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2019 Pazar

Pazar Kahvesi

…Pazar Kahvesi…
Sade bir Pazar kahvesinin telvesinde,
Zamanın zembereği bozulmuşçasına akıp geçiyordu günler.
Artık yavaş yavaş,
Onu terk etmeye başlayan hayalinin peşinden baktı kadın.
Nasıl olmuşsa olmuştu işte,
Yalnızlığını sabitlemişti ömrüne bugün de yalnızdı.
Ne fark ederdi artık günlerden cumartesi ya da pazarsa
Bir kahve daha yaptı kendine en telvelisinden,
En sadesinden terasında yudumladı sakince.
Birazdan çayı demlenir, kahvaltısını yapar,
Kendi kendine "Günaydın" der güne kucak açardı.
Cemre.Y.

21 Temmuz 2019 Pazar

On'a Bilmem Kaç Kala

...On'a Bilmem Kaç Kala...
O, bu, şu, öbürü değil de...
Kahve!
Diyorum, kahve!
Nasıl da silip süpürüyor
Arkandan edilen onca yaftaları!
Sen söyle saki!
Mademki berduşluğu da baki'yken,
Ne diye,
Delilik gömleğine sarıp sarmalayıp
Ömrünü de içinden içeri hasbel kader.
Sarıp sarıp sarmalayıp
Terk edememiş kendini sahi?
Ne diye on'a bilmemem kaç kalada'sın hala?
Cemre.Y.

7 Ocak 2018 Pazar

Mutfak

...Mutfak...
Önce üzerini soydum hızla,
Yatırdım tahtaya en altta kalacak olanları,
Hırsla rast gele doğradım acımadan.
Yetmedi kırgınlıklarımı,
Boşa giden emeklerimi düşündüm,
İnce ince doğradım, rengi beyazdı.
Sonra sıra diğerlerine geldi,
Onları da bunca zamanın kinini kusarak
Başka bir bıçakla doğradım orta boyda,
İçindeki tanecikler fırladılar sağa sola
Umurumda bile olmadı, rengi yeşildi.
Birikmiş fitneleri, fesatları, kuyu kazmacaları,
Yalanları, riyayı düşünüp duruyor
Ve acele acele savuruyordum diğer parçaları.
Ben sapladıkça fışkırıyordu içinin suları, rengi kırmızıydı.
En son dört oval gülle indirdim bağrına bağrına,
Her birinin kenarları şeffaf, kaygan, tam ortası sarıydı.
Artık kendi psikanaliz raporum tamamlanmıştı,
Geçmişte ve bugünde ne varsa...
Nefretim, kinim, garezim susmuştu,
Sakinleşmişti fırtınam.
Bu gerekiyordu yarına gülümseyebilmek için.
Sonra gayet sakin ve sessizce oturup yedik kızımla.
Hep merak ederler halbuki
"Neden kadın mutfakta daha huzurludur" diye.
İşte size cevabı;
Ne eski kocamı doğradım,
Ne de fitne fesat kuyumu kazanları,
Onlar her seferinde defalarca doğradılar beni de
Ben sadece...
Sadece yemek yaptım.
Cemre.Y.

17 Aralık 2017 Pazar

Son Çığlık

…Son Çığlık…
Kimsem!
Duymadı ki benim o son çığlıklarımı.
Öylece bir sevdama daha…
Suskunca yitip gittim.
Öğrendim çok sonra.
Yaşından önce,
Benden de önce,
Hem yaşlanmış,
Hem…
İhtiyarlamış o da!
Benim, hala,
Bu hayattan alacağım,
O on yıl…
Baki…
"Doldur be saki!
Bakalım, kim gider, kim kalır baki!"
Cemre.Y.

10 Aralık 2017 Pazar

Sahi Neydi?

...Sahi Neydi?...
Biraz huzur,
Biraz umut,
Zaten sevgi dediğin biraz yeşil
Biraz da sarı değil miydi?
Harcı neydi? 
Biraz ateş,
Biraz su,
Zaten aşk dediğin...
Biraz kırmızı,
Biraz da mavi değil miydi?
Harcı neydi?
Sakiiinnnn!
Ruhum...
Vazgeçersen,
Senin olur.
Vazgeçmezsen,
Seni bulur.
Cemre.Y.

12 Kasım 2017 Pazar

Sen Hiç

...Sen Hiç...
Sen hiç!
Arkası sana dönük,
Yüzlerce uzun ve aynı renk liseli saçları arasından,
Bir tutam güneş ışıltısını aradın mı?
Sen hiç!
Göz pınarına birikmiş damlaları,
Bir tek kere kırpsan, bir damla aksa kirpiklerinden,
"Ağlarsan...
Buğulanır gözlerin de, o ardına döndüğünde bile,
Ya onu göremezsin, sakın ağlama." diye diye
Tehdit ettin mi kendi kendini.
Senin hiç!
Gözyaşların, kirpiklerinle bir olup,
Sana isyan ettiler mi?
Ya yine kirpiklerimin ucundan yanaklarıma
Akarlarken bütün yağmurlar!
Ya bir kerecik daha göremezsem
Onun bana o en son ihanetine pişman gözlerini…
Sakin olun okurken kapatmayın perdeleri lütfen!
Benim sen... Sen... diye diye,
Sen düştü kirpik ucumdan a ciğerimin çiziği!
Yine gördüm de…
Madem görülememek derdindesin
Görmedim var say seni, yüreğim sana hasret!
Senin kaç sol yanın varsa öpmelere kıyamam!
Bil istedim...
Cemre.Y.

5 Kasım 2017 Pazar

Susmak İstersin


...Susmak İstersin...
Sonra sakinlik istersin ve huzur...
Kahkahaların ardından gelen gözyaşı alışıldıktır da
Gözyaşının ardından gelen kahkahayı
Kaldıramaz bu bünye
Oturup sessizce susmak istersin...
Cemre.Y.

24 Ekim 2017 Salı

Affedemiyorum


…Affedemiyorum...
Mutlu değilim...de huzurluyum işte.
Okyanusun tam ortasında haftalar süren
Fırtına ve kasırga sonrası
Sütliman, durgun, sakin…
Beklemedeyim...
Evet ben boğulmadım,
Kendimi kaybettim bazen ama yok olamadım.
Ben nefes almakta zorlanırken sensizlikten
Bir nefese muhtaç olmamayı öğrendim.
Kendimi keşfettim yeniden,
Kendimden çok kimseyi sevmemeyi.
Yüreğimdeki aşkın,
Beni benden alamamasını öğrendim.
Ben, bana kalmalıyım ki ansızın
"Git" dediğinde birileri,
Yığılıp kalmayayım bir daha.
Üç kayıpla hayattayım işte yeniden...
Aşkım, güvenim ve delicesine seven ben.
Ben seni ve kendimi affedemiyorum be sevgili...
Hiç bir şey olmamış,
Hiç gururum kırılmamış gibi affedemiyorum.
Dedim ya beklemedeyim biraz zaman daha.
Ya yeni bir tufan olacak,
Ya da öylesine beyaz bir mutluluk.
Cemre.Y.

23 Ekim 2017 Pazartesi

Öylece…Çekip Gitti

...Öylece...Çekip Gitti...
Biz!
Birkaç güvercine mukabil razı olduk,
"Sevdadandır." dedik.
“İmkansızlıktan aşktandır” dedik.
Sadece susarak sevdik,
Başkaca, hiçbir şey düşünmedik!
Bize gri duvarlar, gri bekleyişler,
Her rengin içinde saklısı,
Güvercinler,
Her sevdanın gizli ve sadık aşk postacısıydı!
Öylesine derin sevdik!
O gitti, okyanuslara yelken açmayı tercih etti.
Rüzgarı da olurduk,
Fırtınasız ve sakin.
Denizi de olurduk,
Mavinin huzurunda öyle sessiz huzur.
Limanı olurduk başkaca gemiler geçemeyen,
Limandaki tek ve öyle ıssız ,
Han'ı da olurduk seve seve,
Tek bir yolcusu olup,
Başkaca yere gitmek istemeyen!
O, yine de gitmek istedi.
Öylece...
Gitti lan!
Cemre.Y.

9 Ekim 2017 Pazartesi

Uydular İyi Ki Doğdun Diyorlar, Ben Yine Ölüyorum

...Uydular İyi Ki Doğdun Diyorlar, Ben Yine Ölüyorum...
Jüpiter;
Annemin karnında, sıcaklığındaymışım sakin...
Mars;
Hücrelerim sesli sesli canlanıyorlar...
Neptün;
Kendimi fark ediyorum...
Annem her şey düzelecek diye
Beni ikna ediyor hala cenin'im...
Uranüs;
Geri dönüşümsüz bir yoldayım,
Büyümekle,
Yok olmak arasındayım...
Satürn;
Bir rüzgar savuruyor beni ötelere...
Soğuk mu, karanlık mı çözemedim yola yakın...
Ama istemsiz büyüyorum...
Camdan bir dünya;
Cennet diyorlar adına!
Kuşların uzak cıvıltılarını duyuyorum...
Gizemli...
Cehennem;
Annemin karnından ışığa gidiyorum.
"Hoş geldin bebek!" diyorlar
Uydular iyi ki doğdun diyorlar, ben yine ölüyorum.
Cemre.Y.

31 Ağustos 2017 Perşembe

Ne Zaman Sadece "Peki" Desem!


...Ne Zaman Sadece "Peki" Desem!...
Ben ne zaman,
Sadece "Peki" desem,
Tek bir damla gözyaşımı akıtmadan,
Kendime hiç kızmadan, kırılmadan, suçlamadan,
Sessiz çığlıklarıma bile gem vurabilsem,
Ben ne zaman hiçbir şeyi Allah'a bile havale etmesem,
Bir kez bile ardıma dönmemeyi becerebilerek,
Sessiz, sakin ve yorgun adımlarımla,
Öylece gitsem.
Günlük güneşlik, seyrine seyran havalarda bile
Gökyüzünde bir fırtına kopar.
Önce bulutlar pusuya dururlar,
Güneşi saklarlar benden bile.
Sonra hiç de gereksiz yere,
Bana bile sormadan
Biri öbürüne yok oluş azmiyle,
Neyse artık bölüşemedikleri,
Sincice bir ihtişamla bütün heybetleriyle çarpışarak,
İkiye bir kırılırlar.
Sonra ne kadar gözlerimden akamayan yağmur varsa,
Tam da o kadar yağmuru,
Gökyüzünden yere akıtırlar.
Şimşekler çakarkense gülümserim hep
Öyle ya mutsuz fotoğrafım azdır benim.
"Korkuyorum!"diyecek kimsemse, hiç yoktur.
Ben ne zaman
Sadece "Peki" desem,
Yıldırımlar düşer bir yerlere.
İşte sırf bu sebepten yağmuru sevmem.
Ben "Peki" dedikten sonra
Yaş tanelerimin nereden yağmur olup
Nereme yağdığı ne mühim!
Cemre.Y.

1 Ağustos 2017 Salı

Mutluluk Son Durak Olsun Artık

…Mutluluk Son Durak Olsun Artık…
Bazen başkaları söyler
Senin bütün sustuklarını...
Bir şiirde, bir şarkıda,
Öyle esrarlı,
Öyle sakin,
Öyle sessiz...
Ama en ihtişamlı çığlıklarıyla
Ruhunuza dolar suskunluklarının hepsi...
"Yeter!" dersiniz...
"Mutluluk son durak olsun artık yeter!"
Cemre.Y.

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Yok Mu Mahalli İradeye Sahip Bir Sakinin?


...Yok Mu Mahalli İradeye Sahip Bir Sakinin?...
Ruhum...
Yok mu mahalli iradeye sahip bi sakinin.
Kovukların karanlıklarına mı sakladın 
En karasını sevdanın
Papatya falı "Seviyor!"larını
Nerelere sakladın da ben bulamadım.
Cemre.Y.

6 Haziran 2017 Salı

Namus Diyorlar Adına Bilemedin Mi? Sen De Mi?

...Namus Diyorlar Adına Bilemedin Mi? Sen De Mi?...
Bugün son kere denedim kendimi
O kendime çoktan yazılmış ilk helalimdi oysa.
Suslu son yar suskunluğumda denedim onu ve kendimi.
Ya benden sonra başkalarına nefs-i haram olmuşsa?
Oysa o benden giderken bile,
O benim enimde de sonum da haramdı ya!
Nefsim “He!” demedi mi?
Muhtaçlıklarım;
“Yaaaa.... öyle ise” demedi mi?
Çıldırdılar bütün intikamlı azalarım birden...
Susturdum ya hepsini bir tek cümle ile aniden.
Aferin bana!
O, bile kıyama durdu, selam ne ki?
“Ben... Onun gibi olmayacağım, olamam,
Beynim hükmedemiyor bana bu tecelliyi!” dedim.
“Olamamak zormuş,
Hemi de böylesi intikam öcüyle ama olmam, olamam!” dedim.
Kırılmış başka yerleriyle yüreği de ses verdi.
Alnımın ortasından öpüverdi beni.
“İşte...Merak edip duruyosun ya farkın bu!”dedi.
"O, ne ilk’im olabilirdi sen gibi,
Ne de sonum olabilirdi,
Senin bana hep Hayır!“ demen gibi...
Sen...baştan sona aklıma estiğinde hep,
Alın ortası bir busesin.”dedi mi?
Dedi.
Yoksa nefs ne ki, anlık hevesler ne ki?
Divan ne ki, düzen bozulacaksa tek suç benim miydi ki?
Yine de susturdum içimdeki bütün şeytanları ben.
Elimizde...
Hepsi elimizde ki...
Sordum oysaki, henüz altıncısına varmamış ayı,
Özgür olacakmış adı yavrusunun yavrusu, olsun!
Bizimkisinin de Eylül olacaktı adı, olsundu, oldu!
Din, iman, müslüman neydi ki?
Anayı, babayı...
Bebesinden ayrı koyan nefs-i muhabbetlere
Birileri “Hayır!” diyebilseydi.
Ben gibi...
Adı Eylül olan yürür giderdi bu cihanda.
Varsın olsun Özgür ederiz biz biz’i
Fark’ımız bu ve sen oraya asla gelemezsin.
Ve ben kadar erdemli olabileydin keşke!
Nice “Eylül” ler doğardı,
Nice “Özgür”ler...
Varsın babaları da aynı olmayaydı ne çıkardı?
Tutatardım ellerinden
Benim kadar sen de
“Hayır”lı erdemli olaydın keşki?
Ne ki, hep savaşını yaşadığım bir ömür…
“Namus diyorlar adına, bilemedin mi?
Sen de mi?"
Cemre.Y.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Bir Anı…Kitap Ve Uzun Kuyruklar

...Bir Anı…Kitap Ve Uzun Kuyruklar…
Geçen gün postanede işim vardı,
Yağmur yağıyordu ama
Havalar iyice bozmadan, burkuk ayakla,
Birazcık daha daha yürüyebiliyorken
Gidip halletmeliydim.
Atladım minibüse gittim.
Ben gidene kadar kar fırtınası başladı,
Beş dakikalık yolu on beş dakikada
Yavaş yavaş yürüyebildiğim için
Sırılsıklam kardan kadın oldum.
Derken sonunda postaneye daldım.
Kapıdan içeri girer girmez
Sıra numaramı aldıktan sonra,
Baktım benden önce otuz dört kişi var,
Boş bir sandalyeye yerleştim.
Artık hiçbir şey hissetmeyen ellerime
“Yaşlı teyzeler gibi titreyip durmayın.” diye
İçimden emrederek
Şemsiyemi güzelce kapattım.
Yanımdaki kalorifer peteğine asarken
Yine içimden şemsiyeme;
“Bu sefer de burada unutulmak istiyorsan,
Sen bilirsin.” dedim.
Çünkü bütün hayatım boyunca,
Bir yerlerde itina ile
Unutmayı becerdiğim tek şey şemsiyelerimdi.
Çantamı kucağıma yerleştirdim,
Ellerimi güzelce kuruladım,
Minibüste okurken tam da,
En heyecanlı yerinde, durağa gelince indiğim,
Yarım kalan kitabımı elime aldım.
On sayfa kadar okuduktan sonra,
Yani kitabımın kahramanları
Fantastik aksiyondan,
Normale yakın durma geldiği anda birisi;
"Affedersiniz!" dedi.
Kafamı kitabımdan kaldırıp baktım.
Kırmızı paltosu neredeyse hiç ıslanmamış,
Sarı bukleleri şapkasından lüle lüle uzuyor,
Neredeyse yüzüme değdi değecek,
Önüme eğilmiş geç bir kız!
(Neyse ki kitabımdaki genç kızın tipinde değildi
Yoksa fena tırsardım.)
"Buyurun" dedim.
"Sizi, gözlerinizin içine bakarak
Tebrik etmek istedim." dedi.
Öyle dalmışım ki kitaba
Beynimde beliren ünlem baloncukları ile
"Niye ki?" dedim gülümseyerek.
"E! Kitap okuyorsunuz!
Üstelik dışarısı yağmurdan anında vazgeçip
Kar fırtınasına dönmüşken,
Yanınızda hiç ıslatmadan taşımakla kalmamış,
Bunca insan somurtarak,
Sinir harpleriyle,
Önceden belli sıralarını beklerken
Siz sakince kitap okuyorsunuz!
Suçlu hissettim kendimi
Kitabımı yanıma almaya üşendim diye,
Size teşekkür etmek istedim." dedi.
Bense kıkırdadım gencecik bir kız gibi, sonra;
"Kitabım olmadan yola çıkarsam,
Yolda yürürken bile kitap okumazsam,
Mandalina kabuğuna basıp,
Ayağımı burkuyorum ben.
Kitap okuru olmak,
Tebrik ya da teşekkür beklemez güzel kızım.
Bir kitabın en büyük kederi
*–Okumaya Zamanım Yok!- cümlesidir." dedim.
Cümlem biter bitmez,
Daha önce uğultu halinde olan postanenin
İçindeki bütün insanların,
Susmuş ve durmuş bize bakıyor,
Bizi dinliyor olduğunu gördüm.
Genç kız ise sevinçli bir gülümsemeyle,
Sıra numarasını kapıdan son girene vererek
İşini halletmeden usulca çıktı kapıdan,
Ben kitabıma daldım.
Postanedeki bütün insanlarsa
Az önceki uğultulu hallerinden
Daha azına daldılar!
Sıramın gelmesine beş kişi kala
Kitabımı kapatıp çantama yerleştirdim.
Elimdeki eşyaları tek elime sığdırdım,
Şemsiyemi aldım,
(Bir yerlerde unutulmayan
Tek şemsiye ünvanı onda hala)
Yeni gelen yaşlı teyzeye yer verdim.
Otururken;
*-“A evladım kitabını okumayı,
Bölmedin değil mi benim için?” dedi.
Kadıncağızı rahatlatıcı sözler söyledikten sonra
Nihayet işimi hallettim.
Dışarı çıktığımda kar fırtınası falan yoktu!
Yağmur bile yoktu!
Her şey iki saat içinde olup bitmiş,
Ya da hiçbir şey olmamıştı!
O günden bu yana düşünmekteyim,
Eskiden yaşlılar, beni orada burada
Kitap okurken görünce eğilip;
“Ah evladım biz okuyamadık,
Sizler bari hep okuyun.” diyerek
Tebrik ve teşekkür ederken,
Şimdi gençler ellerinde,
O an kitapları olmadığı için suçlu hissediyorlar!
Bence, ben,
Bu dünyaya iyi bir şeyler yapıyorum,
Zaman bana hep ileriye doğru ilerliyor!
Yaşayarak…
Öğrenmeye devam ederek yaşlanıyorum!
Cemre.Y.

26 Mayıs 2017 Cuma

Güvene Dair Hiçbir şey Yok! Kalmadı!

...Güvene Dair Hiçbir şey Yok! Kalmadı!...
En son...
İki dilenci kızın dilenen gözlü,
Sözlerine inandığımda,
Henüz on iki yaşındaydım.
Hiç unutmuyorum, birinin gözleri su yeşiliydi,
Diğerininkiyse,
Azur mavisi!
Kurban bayramının daha,
Birinci gününün öğle sonrasıydı ve ben...
İlk defa en küçük kardeşimizin,
Bütün bayramlarda nasıl olup da,
O kadar bayram parası topladığını öğrenmiş,
Üstelik ilk defa da, param çok olsun diye,
Dileyip yüzümü evde bırakmıştım.
Benden bir küçüğümüyse,
Benlen gelmesine ikna etmesi,
Tek kelimem kadar kolaydı.
“Gel!” demem yeterliydi.
Çünkü o bana,
“Öl!” dese an beklemezdim.
Sonunda zengin olacaktım!
Belki de annemi kurtaracaktım ve bizi.
Sonunda her yağmurda,
Kanalisazyondan taşan
Kapıcı dairesinden taşanlardan,
Kurtardıklarıyla girişin bir alt katına,
Üst üste dizilen yataklarımızın,
Üstünden düşme ihtimalimize artık üzülüp,
Elindeki leğeni doldur boşalt yapmayı,
Bırakacaktı annem!
Belki de artık nihayet benim evim...
Yağmurlanmayacaktı!
En küçük kardeşim elinde çikolatalarla,
Türlü cipslerle ağzı yüzü bulaşık,
Karşımızda sırıtıp, biz,
O uzun binalara gidip el öper iken,
Nasıl da evimize terk ettiğimiz yüzümüzün,
Kızardığını görür ve arsız zamparalar gibi,
Henüz küçümen yaşında bize gülerken,
Biz bir küçüğümle önünden geçiyorduk,
Evimizin bir bina ardındaki lunaparkın!
İkimiz de aynı anda aynı hesabı yapıyorduk,
Aynı salisede!
“Binsek ya şu çarpışan arabaya!
Çok azalır mıydı anamıza alacağımız,
Yağmurun kanalizasyon kokusunun,
Uğramadığı o evden!” derken...
Kapısındaydı ramağın o küçümen iki kız,
Başlarken unutuyorum hep de,
Yanılgılarımın bitimindeyse,
Hiç mi hiç unutmuyorum,
Birinin gözleri su yeşiliydi,
Diğerininkiyse...
Azur mavisi!
Benden bir küçüğüme dedim ki,
“Bütün topladığın harçlıkları da bana ver!”
Verdi!
Çünkü onu ikna etmesi,
Tek kelimem kadar kolaydı.
Gel!” demem yeterliydi.
Çünkü ben ona, bana,
“Öl!” dese...
An beklemezdim.
Sırıtık kardeşe de dedim!
“Geri kalan harçlıklarını ver!”
Vermedi.
Ben kaç el öptüm bunca para için,
Biliyomusunuz salaklar,
Size daha arka mahallenin,
Harçlık verenlerini söylemedimkiii!” dedi,
İçi para dolu poşetini toplayıp gitti.
Hiç unutmuyorum!
(Bak bu yalan!)
Şimdi hatırladım,
Poşetinin deliğinden,
Ülker Napaoliten düşmüştü kırmızı kırmızı...
Kendine, teker teker, tek özelliğiyle!
Birini bile, ikimizin bölüşmesine bırakmayıp,
Çamurdakini bile aldıydı!
(İşte şimdi sorasım geldi kızıma ahhh!
Ona, en çok aldığım,
En sona saklayabildiği tek şey olan,
O napolitenleri gerçekten mi çok severdi.
Yoksa ona aldığım ilk çikolata oydu da,
Hepsi bu muydu diye!?)
Ben ablaydım elbet,
Çantamla beraber verdim o suskun bakışlı,
Yalvarış gözlere, ne varsa!
Oysa iki küçüğümdü, meret...
Çikolatalarıysa fena severdi,
Erkek olmasına rağmen!
“Çamuru bile aldı ya abu!” diye,
Hayıflanmasaydı ilk küçüğüm,
Onun son kurşunu da alırdım elbet.
Bir kutu Napoliten’lik ayırdım ona,
Evdeki yüzüne utancımdan!
Gerisini hayatımızı kurtaracak,
Bütün paracıklarımızla beraber,
O iki küçük kıza öylece verdim!
Uçuşarak geçtiler yanımızdan,
Gözleriyle yüzleri gülerken.
Yüreği?
Daha bilmiyordum o zamanlar!
Son cümleyi...
Yutkunuyorum hala,
Her yanılgımın sonunda...
“İkiiii salaaakkk aslancık varmıışşş!
Lunaparkın önünden geçermişşş,
Daha içineeee bile girmedeeennn...
Fakir, fakir olup çıkar, çıkarmııışşş!”
O an...
Bir küçük karındaşımın,
Gözlerinin dibine baktım.
Yutkunmadım.
Ağlamadım.
Evdeki yüzümü, hep nefret ettiğim,
Yağmurların lağımına çoktan atmıştım.
“Onunkisini tertemis yıkadım kıymetlimiisss!
Alnıma astım!
Neden odur ki...
Bunca yıl sonra bile hala...
Alnım ak, başım dik, çenem yukarıda!,, diyebilişim.
Tabi eve gelince bir ton da dayak yedik!
Komşular görmüş ya bizi meğersem!
“Biz nasıl olur da anamız,
Bu binaya el öpmeye bile izin vermezken,
En küçük kardeşimiz, bahçede öylece,
Tek başına oynarken,
O yüksek binalara çıkıp,
Ellerin ellerine dudak sürermişiz!”
En küçük kardeş ak pak,
Güya bize üzgün divanda ayak sallarken,
Neremize gelirse gelsinli,
Bayram dayağımızı afiyesiz yerken biz,
Görüyordum gözlerini, yıldız ne ki,
Güneş ne ki,
Galaksiler sallanıyordu hazlarında!
Benden bir küçüğüm sadece bakardı.
Öyle mazlum gibi bir kedi,
Hiç sızlanmadan, bana, bize hiç hayıflanmadan!
Anlardım göz yüreğinden,
“Abumm! Şu an olsa, yine desen, yine yapardım!”
Şu an bu anıyla bile,
Bu evden gitmem gerektiğine,
Bir kez daha yemin ettim.
Yıllar sonra...
Ben aile binasının en üst katında,
Kendi ellerimle yaptığım evimin terasının,
Ortak meskenindeyim.
Hiç de öyle kocaman bir ilçeden,
Bir arsa parselleyip AVM'lerinden birinin gökdelenine,
Bütün sevdiklerimi dolduramadım.
Arap zengini bir baba da çıkmadı ki karşıma hiç!
Hay!
Ben anamın bana da mayaladığı şu hamura!
Zaten şimdi yokladım da o hayalimi,
Ulan kimse de kalmamış ki!
Avuç içi kadar yüreğimde bile,
Zamanı sonsuz sakin kaç kişi var!
Bir elin parmakları kadar!
Gerekse kaparım yüreğimi avucumla!
İşte bu yüzden o kadar, az sesli söylediğim,
“Orada, Kal!” lar!
Başını hatırlamadığım bir anı bu,
Sonunu belki de hiç toparlayamam,
Nereden doğduğunuysa çok iyi bildiğim!
“Gel!” demem!
Ama “Öl!” deseler, an,
Azıcık sürer bende yalan yok!
Zaten bir küçüğüm bile artık,
Suların akışına sızmaya meyilli!
En küçüğüm mü?
Yooo!
Cumhur-u reis olamadı o!
Masallar hep masaldı ya!
Kral da olamadı o da hükümranlığına!
Biz anamdan gidince,
Zulmedecek kimsesi kalamayınca,
Anam onun zulmünden yorulunca,
Baly çekmeye zaten çoktan başlamıştı!
Yıllar sonra öğrendiydik!
Yıllar sonra bırakmaya kalkmış,
Onu da yıllar sonra öğrendik!
Evlendi sonra,
Çocuk yaptı anamdan bir daire,
Fazla kapabilmek için!
Anam kanserdi, veremedi.
Karısı ikinciye hamile gitti, geldi, gitti...
En son baktı ki anam,
Hayata direniyor gelmedi.
Oysa şimdi öldü anam!
On iki yaşımdan beridir,
Ara da bir görüyorum ben o gözleri,
Rengarenk!
Herkeste, her birinde, kendimde bile!
Neden lens renklerimle iki de bir,
Oynuyorum sanıyordunuz!
Sevmiyor muydum,
Aynadaki gerçek kahverengilerimi!
Deniyorum lanet olsun!
O bakışlardan görebilmeyi!
O bakışlardan olabilmeyi!
Ama ille de akşam oluyor ya,
Ya göz yaşım çok geliyor arada bir,
Ya arada bir es kaza sevincim.
Umursuz çıkartıp koyuyorum,
Onları da kutularına!
Gözlüklerimle iyice görmek için...
Zaten renkleri gibi de,
Sahte göremiyor ki insan.
Karşıdan bakan yanılıyor belli ki,
Arada bir mavili/yeşilli yalana,
Oysa ben hepsini görüyorum.
Çünkü gözlerimin aslı kahverengi!
Bıkmıyordum,
Usanmıyordum kalbimi kendime kırdırmaktan.
İnanmak imandandı, sabretmek dinden.
Arada bir, evimi de seviyordum oysa,
Şimdi hiçbir şey kalmadı.
Cemre.Y.

19 Mayıs 2017 Cuma

Ben Hiç Böyle Sevilmedim

...Ben Hiç Böyle Sevilmedim...
Hayatımın en derin çizgili,
En koyu sarılı hüzün yaprakları,
Sağımı, solumu, “Sobe!” mi,
Yazımın ortasında dökmeye başlamışlardı çoktan.
Öyle görmek istemedim ki hiçbir şeyi,
Mademki bütün acılar,
Yalandan bir cennet için çekiliyordu,
Alıp alıp başımı gittim yalandan yazılı,
İki peçetelik beyaz güvercinli hayallere.
Oysa Alice harikalar diyarına gidecek yere,
Hazanlar diyarının,
Kasırgasına çekilip duruyordu eteklerinden hızlıca.
Neyse ki kalbimin kanatları vardı,
Yalnızlığımın Cankurtaran sokaklarına kaçmıştım.
Nefesim tıkanırken acımın sessizliğinde.
Sen geldin!
Yıllar yılı feryat figan haykırdığım vedalarımı.
Bembeyaz bir kefene sarıp ilk aşkımı, anamı!
İki damla sessizlikle yüzüme döktüğümde,
Sadece ve sadece susarak sen sildin.
Sevgilim!
Anam, babam, kardeşim,
Kızım dahil sen gibi sevmedi beni.
Hani hep sen derdin ya aslında
“Ben hiç böyle sevilmedim!”
Oysa hep sakin denizlerin tek limanı olmak isterdim.
İstemeden hırçın dalgalarının metcezirleri oldum.
Unutamadıklarının terk edişi olamadım ama,
Ben sadece ola ola senin fırtına kuşun oldum!
Hayli yordum, yıprattım seni hakkını helal et!
Bilemedin hiç nedenini değil mi?
Oysa senin yüreğin
Her kızıla boyandığında,
Teker teker kırılmıştı yüreğimin kemikleri.
Şimdi lütfen terk et beni.
Giderken kapıyı üzerime kilitlemeyi unutma emi!
Zira bu sefer kimsem silemesin yaş tanelerimi,
Yıllar yılı feryat figan haykırdığım vedalarımı,
Bembeyaz bir kefene sarıp,
İki damla sessizlikle yüzüme dökeceğim.
İlk defa doya doya ağlayacağım.
Kalemim kırıldı.
Şiirim sustu.
Benim annem asıl şimdi öldü!
Kimsenin suçu yoktu.
Cemre.Y.

7 Mayıs 2017 Pazar

İllegal Sevişmeler

...İllegal Sevişmeler…
Söz'süz şarkılar söylüyorum bu aralar...
Adı bende saklı,
Hüküm'süz nice küfürler ediyorum söz'süz!
Alayına sükunet.
Alayına sakin.
Alay’ına huzurlu.
İllegal sevişmelerimi hatırlıyorum durduk yere!
Gün ışığında Güneş'siz...
Ya da gecenin şavkında eş'siz...
Ama ille de...
Karanlığın gizemine mahkum edilen,
Ettirilmesine de haylice gönüllü olduğum.
Ay’sız, yıldız’sız, yakamoz'suz, dilek'siz...
Ama yürekten sevdalı.
Gözü kör mahkum.
İllegal sevişmelerim geliyor aklıma!
Gülümsüyorum.
Yoksa bende bilirdim!
Nazım üstadım gibi,
Önce Nüzhet’in
Sonra Piraye’nin ki "Aahh o Piraye'm" derdim.
Ardına kalmadan, yüksek perdeden attığım Piraye’mi,
Aldattığım Münevver’imin,
Ve sonunda…
Bana gelince hiç tam denk gelmeyen Vera’mın,
Bütün adam versiyonlarına
Şiirler yazmayı bende bilirdim!
Bende bilirdim.
Bir Tomris Uyar olup,
Üç üstad şairi birbirine katmayı
Turgut Uyar’ın ne suçu vardı sevmekten başka!
Ya Cemal Süreya’nın?
Ya Edip Cansever’in?
Meşrebi neredendi bunca sevmelerin?
Ya da Orhan Veli olmalıydım mesela!
Nahit hanıma aşıkken,
Bella’ya bitesiye meftun...
Tam da bugünlerde...
Şu sıralar...
Ne alakası varsa...
Memleketimin ahvali geliveriyor aklıma!
Elimde olmaksızın,
Sızı sızı...
Ona da gülümsüyorum!
Susuyorum!
Yoksa...
Bencileyin tek kalmış her insan oğluna/kızına
Derin sorular soruyorum!
Cevap bulamıyorum!
Deliriyorum!!!
Değil mi ki...
Ne işim vardı, ne alakam,
Görmüyordu ki zaten gözleri!
Ama...
Esma’ sın dan başkasına aynı hissetmeyen!
Mademki gidecekse,
Bari yolsuz kalmasın diye,
Ayakkabısının topuğuna,
Bütün hayatını koyan,
Garip bir Aşık Veysel’le
Ne işim vardı?
Oysa ne Esma olmaktı derdim
Ne de uğruna ozan olacak bir Veysel?
Benim topuğum,
Daha o ayakkabıyı giymeden acırdı!
Susuyorum sonra yine.
“Konuşan bunca hipnotize sabit beyinli,
Çoğunluk varken!” diyorum içimden avaz avaz!
“Sevişen…kimdi kiminle?
Hem de…nefes nefese!
Biri bendim o kesin” de.
Susup susup gülümsüyorum bu aralar!
İllegal sevişmelere
İllegal şiirler yazıp, yazdırdım bir kere
Üstelik, yasal olmayı hep dilerken,
Neşet Ertaş'tan,
"Cahildim Dünyanın Rengine Kandım." ını dinleye dinleye.
Memleket'im gibi, illegal sevişmelerim oldu benim de.
Bir fark vardı elbette,
Bütün şiirlerden, bütün sessiz çığlıklardan,
Ülkemde olanlardan, oldurulmaya çalışılanlardan.
Çünkü ben, hiçbir zaman,
Kendim hariç,
Hiç kimseyi, hiç öldürmedim.
Ve bütün şiirler, birer katildir, alayına gider!
Cemre.Y.

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Elma Çiçekleri

...Elma Çiçekleri...
Yıllardan hüsran,
Aylardan rüzgar,
Günlerden zemheri,
Saatlerden...se
Koca bir sessiz avazlık,
Eceldi.
Ay ışıl ışıl, göğün tam ortasına,
Kurum kurum yerleşmiş,
Misafire sunulacak tabak gibiydi.
Kadın,
Saçlarını balkona çoktan savurmuş,
Çoktan sisler içine gömülmüş,
El ele, güle oynaya giden,
Başka bir ebed bulmuş adamının,
Yeni ebedinin ardından öylece bakmaktaydı.
Kendisinin ve kızının geleceğine,
Paramparça, kırılmış bir cümleyi,
Öylece mırıldanmaktaydı,
“Bu son!” diye diye!
Artık meyve bahçelerinin,
O aşılmaz, o ulaşılmaz,
Yapayalnız tek bülbülüydü.
Son kez savurdu o uzun saçlarını.
Yandaki elma ağacının bembeyaz çiçekleri
Uçuşup kadının saçlarının tellerine kondular.
Bir çift meraksız, şüphesiz göz,
Onun gözlerinin derinini arıyordu.
Kadınsa, içeriden ağlayan bebesine,
Saçlarındaki elma çiçeklerini
Evinin her yerine salarak koşacakken,
Gözler konuştu;
“Sakın ha!
Bebe, belli etme derinini!
Sonra gel hele, diyeceklerim var sana” dedi.
Kadın unutuverdi unutulmuşluğunu.
Bütün odalarını hala aynıymış gibi aşıp.
Bebesine sağ memesinden süt emzirdi.
Göğüsleri hala aynıymış gibi yerlerine yerleştirdi!
Bebesini uyuttu.
Balkona koştu.
Sanki onları daha kapıdan çıkmadan
Bu yuvayı yıkmaktan caydırabilecekmiş gibi.
Yoktular!
Bir çift meraksız, şüphesiz, sabırlı göz,
Kadının saçlarından son elma çiçeği,
Göz pınarlarından son yaş damlası,
Öylece yerin dibine yuvarlanana kadar sabretti.
Sonra, sesi kendisine bile yabancı bir tınıyla,
“Bir gün, bu olanları anlatacaksın elbet,
Hem de birçok kişiye” dedi.
“Ne zaman ki son anlattığında,
Saçlarından elma çiçekleri düşmez,
Ne zaman ki, gözlerinden artık bir damla yaş akmaz,
Buruk bir tebessüm edersin geçmişini anlatırken!
İşte o zaman, anlattığın her şey,
Herkese olduğu gibi, sana da masal gelir.” dedi.
Kadın boşluğa bakındı, hiç kimse yoktu.
Az önce kocası ve sevgilisinin el ele sarmaş dolaş
Öylece evlerinden uzaklaştığı o yolda bile hiç kimse yoktu.
Yine de cevap verdi;
“O vakit gelirse, saçlarım bile,
Kendi keyfimce değil de, kederimce yolunmuş olur ancak!
Göz yaşımsa, çoktan kurumuş olur ancak!
Yani bana, ilk'imi hatırlatan, illa ki, hep olur,
Ben hep ecele selam dururum.” dedim.
“Sonuç değişmeyecek ki a kızım!
Sen de, onlar da masal sanacaklar anlattıklarını
Ve sen…
Yıllar sonra onlara hikayeni anlatırken.
Gülümseyeceksin işte!” dedi ve sis oldu.
Kadının öyle bir komşusu hiç yoktu!
Çok yıllar geçti üstünden,
Çokça da hayatlar.
Tam da kadın sisler içinden,
Sessizliğe ve ıssızlığa uçacakken,
Tam da o geceki gibi, hayattan haylice yorgunken,
Gün ortasında,
Bir çift göz gördü.
Meraksız, şüphesiz bir çift göz.
Zira nedense bu aralar sıklıkla,
Sadece ve sadece kadının gözlerinin derinini arıyordu.
Çünkü o gözler hiç durmadan soruyordular!
"Ne olacak be evladım senin bu halin?"
Kadının, zaten utanacağı hiçbir şeyi yoktu.
Sorusunca, sırasınca öylece sakince
Bütün cevapları denizin iyot kokusuna cevaplıyordu.
Sadece artık!
Saçları yoktu.
Elma çiçekleriyse çoktan solmuştu.
Tek bir damla bile ağlamıyordu.
Hayatını her sorana da, gülümseyerek anlatıyordu.
Kadın geçmişinde,
Ona geçirilenleri,
Ki bu bütün hayatının sadece ön sözü oluyordu.
Kadın her zaman olduğu gibi,
Hep kırılıyordu.
Zerrelerine ayrılıyordu.
Kimse bunu bilmiyor, anlamıyordu.
Çünkü, çok yıllardır,
Geçmişini anlatırken hep gülümsüyordu.
Nede olsa tarih hep tekerrürden ibaretti!
Sonunda her şey bitiyordu,
Hepsinin sonu,
"Son." du.
Elma çiçekleri bile artık tohumdan GDO'luydu!
Cemre.Y.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Hadi Gel!


…Hadi Gel!...
Eskiden kafamın atıp,
"Gidelim buralardan!"dediğim,
Bütün o yorgunluklarıma dahi,
Emekli zamanlarıma sakladığım,
Hayalden bi sahil kasabam vardı.
Geçen yıllar içinde,
Nelerim olamadıysa,
Artık tamamlayamıyorum o resmin hayalini dahi.
Şimdilerdeyse sık sık..
Ben, hep,
Hiç olamayasıca bir anda
O sahile vurmuş cesedim sanki.
Hadi gel!
Yine...
O sahile vurmuş cesedim sanki.
Hadi gel!
Yine...
Sessiz ve sakince...
Ölelim mi?
Doğalım mı yine he!
İnadımıza hayata!
Doğalım mı bir kerecik, bir daha!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...