acil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2020 Salı

Sarılmamız Gereken Acil Durumlar Var


...Sarılmamız Gereken Acil Durumlar Var...
Sana eksik kalmış bir şiirimin,
Derin özleminden sesleniyorum biriciğim.
"Sarılmamız gereken acil durumlar var...
Ki ayak izlerinden topluyordum,
Bütün uykusuzluklarını ben.
Sarılmamız gereken acil durumlar var sevgili...
Belli ki...
İkimizin de bir yanı boşlukta..."demişim yıllar önce!
Kim bilir ayrılığımızın, kaçıncı gününde, kaçıncı haftasında,
Kaçıncı ayındaydık,
Özlemin uykularımı kaçırmayı abarttığında.
Sonra sonra çok sarıldık yüreklerimizin atışıyla.
Çok çok öptük birbirimizi koklaya koklaya!
Şimdi yeniden gönül koymuşsun bana...
Olmayacak dualara,
"Amin!" demekten yorulmadın mı dedim diye.
Bilmiyorum ki kaç nefeslik ömrüm kaldı şu dünyada!
Fakat artık cesedime bile sarılamayacak olman,
Uykularımı bölüyor, yüreğimi yarıyor,
Ciğerimi söküyor yerinden.
Sen sesini bile yoksun bırakıyorken benden,
Gülüşün solmasın diye fotoğraflarını bile öpemiyorum ben.
Bu devran geçip giderse sağ salim kalırsak şu hayatta.
Bana epeyce bir sarılmak borcun var bil istedim.
Cemre.Y.

15 Mayıs 2019 Çarşamba

Orada Da Kaldı

…Orada Da Kaldı…
"Bence sarılmamız gereken,
Acil nedenler var!
Ama yine de sen bilirsin!"demek isterdim 
Tipini FAV'ladığıma...
Lakin sabahı varsa "İyi geceler!"i yoktu,
"İyi geceler!"i varsa da ertesinde"Günaydın!"ı…
Ben yürümedim, o zaten taştan bir duvardı, orada da, kaldı.
Cemre.Y.

24 Nisan 2019 Çarşamba

Taciz... Don't Touch Me!

...Taciz... Don't Touch Me!...
Hani ülkemde olanlara şöyle bir bakıyorum da,
Milyonlarca duyarlı beyinlerin,
Sadece bir gün duyarlı olmaları ağır yaralıyor beni.
Misal çocuk bayramında,
Beş yaşında küçücük bir bebenin bağırsakları yırtılmış,
Büyüyüp evlenince sevdiğiyle sevişince,
Çocuğunun kurulup yerleşeceği rahimi parçalanmış!
Kaç gündür yoğun bakımda yatıyor türlü kabuslarla!
Ve ben...
Tek kelime şiir bile etmedim he mi?
Hangi yüzümle!
Her taciz ve tecavüz eylemi sonrası
Durup, düşünüp, soruyorum bu soruyu kendime!
Ve her seferinde de...
Annemin bizi guatr ameliyatı için bizi bırakıp gittiği,
Gündüzünde kırmızı pabuçlarımla sek sek oynadığım,
Ayaklarımın bağıra çağıra, tepine tepine,
Altı yaşımın kirlendirilmeye çalışılan bedenine dönüyorum!
"Önünü yaparsam seni alan olmaz,
Arkana yelteneyim!" diyen babamın sesi kulaklarımı tırmalıyor!
Korkudan altıma sıçışım,
Annemin ricası üzerine,
Komşunun bizi kolaçan etmek için kapıyı tıklatması,
Babamın acilen götümdeki bokları silip,
Beni kardeşimin yanına yatırması,
Söylersem, dilimi keseceğini söylemesi...
Hepsi ama hepsi an be an belleğimde!
Ben büyüyene kadar çok taciz edildim.
Ama ne zaman bir arkadaşımın evinde kalmaya kalksam,
Rahmetli annemin analığı tutardı da yollamazdı beni ya,
En çok o zaman gücüme giderdi.
"Sen düşmanı dışarıda değil ana,
Koynunda ara!" derdim de bana yine aylarca küserdi.
...Çocukluğumun Kırmızı Pabuçları...
Hani ülkemde olanlara şöyle bir bakıyorum da,
Milyonlarca duyarlı beyinlerin,
Sadece bir gün duyarlı olmaları ağır yaralıyor beni.
Misal bu akşam servisten indim,
Evime doğru yürürken,
Yaşlıca bir adamın,
Beş yaşlarında bir çocuğun burnunu silerken,
Onunla konuştuğunu gördüm de durdum!
Kanım dondu o an!
Çantamda bir şeyler arıyormuş gibi yapıp,
Epeyce dinledim onları!
Meğer çocuk gerçekten ihtiyarın torunuymuş,
Torununu parka götürüp,
Artık eve götürmek istiyormuş diye akıyormuş o sümükler!
Oysa babamın on sekiz yaşımdaki son tacizinde,
Hani o intihar eylemim olayında,
Ben odamın kapısını kililitlemiş,
Beşinci katın pencere pervazında korkudan titrerken,
"Napıyım anan vermiyor!" diyen bir babaydı o!
Yazmıştım epeyce o anları da!
Anam kurduğu pazardan gelmiş,
Epeyce bir arbede olmuş,
Ve yine anam bana küsmüştü!
Bende gece olunca anamın bütün ilaçlarından iksir yapıp içmiş,
Üç gün üç gece uyanamayınca,
Rahmetli anamın böğrüme indirdiği tekmelerle uyanmıştım.
Çok geçmedi zaten üzerinden onunla karşılaştım.
Yüreğime sevgi kırıntıları ekildi sandım,
Biri bari, uğruma ölümü göze alacak kadar beni sevdi sandım.
Öyle ya bir tek o demişti,
Ne anam, ne de babam,
Bir tek o demişti...
"Bundan sonra yanında ben varım Cemre Sultan!" diye.
İnandım, kandım, sevdim, sevdalandım.
Babamın yıllardır alamadığı bekaretimi ona hediye ettim.
Beni kucağımda iki yaşında bir bebeyle,
Eski sevgilisi için terk edip gideceğini de bilseydim,
Asla ama asla evlenmezdim.
Gider vesikalı orospu olurdum daha evla olurdu.
Zira o zamanlar ne anana, ne babana,
Ne de koynuna aldığın kocana güveniliyordu.
O vakitler düşman içerideydi zira!
Şimdi her yer ürkek birer korku.
Yani sizin sanki ilk defa yaşanıyormuşçasına,
Haber diye günlük tepkisel durumlarınızı,
Ben tam tamına otuz sekiz senedir,
Beynimde acı anı,
Yüreğinde hasarı telafisiz bir yara,
Bedenime sahip olmaya çalışan kirli eller olarak yaşıyorum.
O yüzden konuşup dillendirmeyelim bu konuları!
Siz...
Sadece empati yapmaya çalışırsınız,
Ben ya devamını getirebilseydi ne olurdu diye sonumu görürüm!
Üstelik rahmetli anamın gücüne gitmesin ama...
Sanmam ki beni doktora filan götürsün!
Ona da anlatırım diye korkardı zira.
"Anyway!
Please, go away!
Don't touch me!"
Cemre.Y.

10 Mart 2019 Pazar

Sevin Lan Hayatı Hem De Acilen!

...Sevin Lan Hayatı Hem De Acilen!...
Günün güzelliği bir kamp ateşi gibi içinde ışıldarken,
Güneş…
Pılını pırtısını toplayıp ufukta kaybolur aniden.
Sonra sandalyeler katlanır çimenlerin üzerinden,
Yollara düşülür bir ayrılık için daha.
Kim bilir kaç veda daha yaşayacak ömrün ey kadın.
Ve kim bilir kaç vuslata gün sayacaksın şimdiden.
Çoktan vardığın koltuğuna kurul şöyle
Yorgun ayaklarını uzat şimdi sehpaya,
Pencerenden karanlığa bak,
Ay bir hilal gibi süzüm süzüm süzülmekte.
Bugünlük boşver yalnızlık şarkılarını dinleyip,
Yalnızlık şiirleri yazmayı.
Göz kırp sabahtan beri haber alamadığın yarine.
Artık ne gam görmüş görmemiş, sevmiş sevmemiş.
Günün güzelliğine selam edip geceye gülümse.
O da yıldızlarla ay'ı konuk edip duruyor nihayetinde.
Üstelik koca bir evren dolusu uydu var ömür yükünde.
Kim bilir o da yüzyıllar boyu günün hasretinde.
Tan yeri, şafak vakti, gün batımı derken ayrılıp durmuş yolları.
Sevin lan hayatı hem de acilen!
Öyle ya da böyle.
Cemre.Y.

6 Şubat 2019 Çarşamba

Bekleriz

...Bekleriz...
Uyanmış tipini FAV'ladığım...
Her sabah, hiç usanmadan…
Burnunun ucundan öptüğümü hissediyor mudur acaba?
Zira haberi yok nicedir ona meftun olduğumdan
Ama mademki ben...
Bana aidim hala!
Ki mademki ben senin...
Senin saçma hayallerine rüya olmayacağım!
Yarın...
Uyanırsam!
Bambaşka bir sabaha uyanacağım!
Çünkü orada...
Ekstra ihtimamlar'a,
Ekstra indirimler de yok...
Bindirimler de!
Ben hiçbir şeye mecbur değil olacağım bu sefer!
Benim limanım bambaşka olacak zira.
Üstelik...
Bu sefer kıyısı filan, hayale bile dahil değil ha ha!
Ve teşekkür ederim.
Örümün çizgisine yeni bir hayal dahi eklemediğiniz için!
Öyle ya...
Had-di sınır istihap'ım ne?
Anam mı var?
Babam mı!
Yoksa ki...
Bir kere bile olsun "Yoruldum." diyecek olsam...
"Ömrüne ömür katarım, elimden geldiğince!" diyen
Tek bir...
Akraba'm mı?
Ben...
Çocukluğumda bile, o gün yeterince doymamışım diye,
Bir kap daha yemek isteyince...
"B.komu yiyesiceler!" diyerek,
Evimizde beslediği kardeşine üç kaplık yemek arttırılıp,
Ocağın altına sürülen...
Ev dar diye...
Çekyatlı kütüphanelerin, çekyatında asla yatamayan,
Yerden süngerli yataklarında o bodrum katlarının,
En dibinden soluk almaya çalışandım!
Şimdi...
Ölenler öldü, kalanlarıysa kalsın istediği gibi ziyafette!
Ben mi?
Ben hala aynıyım!
Henüz sekiz aylıkken bronşit olduğumu otuz üçümde öğrendim,
Altı yaşımdan önce astıma döndüğümüyse kırk'ımda!
Koah!
Şüphesiyle acile gönderildiğimdeyse kırk üç yaşımdaydım,
Aynı zamanda gelişmişti hepsi'yle her şey...
Menepoz sendromlarıyla,
Birleşiyordu bütün sendrom ve septomlar...
Göğüs kanseri riskiyle kıyasıya savaşıyordu o yıllarım,
Rahim ağzı kitlesiyle başa baş...
Ben mi...
Ben hiç durmadan sigarama sarıyordum!
Misal...
Son maaş zamlarımda da değerlendirilmiş bu durumum!
Nefsimi körleyip acilen geri döndüğüm işim kaale alınmamış,
Kimsenin ne yapıp ne yapmadığı mühim değil ama!
Misal...
Ben çişimin bile yarısını işedim zamanları kaçmasın diye!
Misal...
Yavrucağımı dahi aramadım,
Elzem bir durum değilse de arayışına dahi cevap eylemedim!
Ne bileyim?
Özel bir işim hiç olmadı,
Epeyce bir zaman süren özel çözümlemem gereken sebeplerim!
Akrabalarım falan öldü bunca zamandır!
Kabul ki kan bağı'm değil de gerçek akraba'm olsaydılar...
Kendilerince tatil planları yok olamasın diye,
Ana'n sence ne zaman ölür diye sormazdılar da,
Ben de onlara...
Gidin, varın siz vardığınız yere...
Ana'm zaten ölünce...
Sizin olduğunuz yere gelecek derim.
Ben de dahil...
Hepimiz gitmeyeceğiz mi nasıl olsa!
Bekleriz!
Cemre.Y.

5 Kasım 2018 Pazartesi

Ömür Dağı

...Ömür Dağı...
Şöyle bir durup düşündü kadın,
Yürüdüğü onca yollar boyunca,
Çoğu patikadan bozma, diken çiziği ayaklarına baktı,
Elleri, kolları orman kuytusu çalılık sıyrıklarıyla doluydu.
Yoruldu, durdu, dinlendi, nefeslendi.
Ömür denen o koca dağın etrafını dolanırken,
Ardına dönüp baktığında artık kanamıyordu yaraları.
Ne kadar yol alabildiğini görebilmeyi ne çok dilerdi oysa.
Halbuki yeşilleri sararıp dökülen,
Kurumaya başlamış yapraklardan başka bir şey görememişti.
Ne kadar yolu kaldığını görebilmeyi de ne çok dilerdi oysa.
Şimdiye değin alamadığı kadar derin bir nefes çekti içine,
Yüreğinin gözyaşları,
Genzinden nefes borusunu geçip, ciğerine süzülürken,
Hiç korkmadı,
Nefes borusuna kaçan o gözyaşlarıyla boğulup ölmekten.
Şöyle bir göğsünü gerip başını ve çenesini dikleştirdi.
Uzun uzun, yolunu da, sonunu da göremediği,
Ömür dağının tepesine baktı.
Ama sanki şimdi bulutlar daha bir pamuk şekeriydi,
Sanki güneş, elini uzatsa tutacak kadar yaklaşmıştı yüzüne.
Kendisine kestirme bir yol daha çizmeliydi hem de acilen.
Öyle ya ömür dağının tepesinde,
Onu masmavi bir hayal beklemekteydi.
Şimdiye değin ateşi çoktan harlamış olmalıydı sevdiceği,
Közün özünün bir yanında çay çoktan demini almış,
Şefkatini çoktan karmış,
Diğer özünde, telvesi cezvesine çoktan konmuş,
Suyu eklenecek bir sevda beklemekteydi.
Artık emindi kadın,
Deniz çok uzaklardaydı ama,
Küçücük bir göl de mavi ya da yeşil olamaz mıydı.
Şimdi daha bir emindi,
Yıllar boyunca kendisine tekrarladığı
O, "Güzel şeyler olacak!" ların hepsi,
Orada, onu beklemekteydi.
Dudağında biriken tebessümlerin,
Bütün burukluklarını temizledi,
Kenarlarına bol bol hayal ekti.
Gözlerine,
Sonbaharın bütün renklerini ışıklandırıp yoluna devam etti.
Ki zaten şimdiye değin,
Hayat ormanının sapalarında, ömür dağının eteklerinde,
Ardına dönüp dönüp bakmaktan,
Ulaşacağı ömre haylice de gecikmişti.
Artık ekimleri,
Kasımları, aralıkları geçip gitme vaktiydi.
Artık emindi kadın,
Deniz çok uzaklardaydı ama,
Küçücük bir göl de, mavi ya da yeşil olamaz mıydı?
Cemre.Y.

16 Ekim 2018 Salı

Artık Ne Mühim

…Artık Ne Mühim…
Yıllar boyunca kalbimin kırık canlarıyla,
Nefes almamaya meyilli günlerim oldu elbette.
Ve elbette,
Ertesi sabaha,
Uyanamamış olmak için dualar savurarak yattığım gecelerim.
Yine de her akşam saatimin alarmını kurdum,
Benim duamın geç uyanıp,
Gereksiz yere işime geç kalmakla ilgisi yoktu zira!
Ben çalar saatimin,
Alarmını dahi duyamacak kadar ölmüş olmayı diliyordum.
Sonra baktım ki dualar,
Evrene savrulurken atomlarca bölünmüş,
Katrilyonlarca dualarla karışıyordu
Baktım ki öyle,
"Yarına uyanamayayım!"demekle olmuyor bu hayat,
Mecbur nefes alınıyordu…
Ve gelecek,
Ben daha gelip geçtiğini anlayamadan hemencecik bitiyordu.
Saatimin alarmı çalar çalmaz yataktan fırlayıp,
Aceleyle giyinirken iki kişilik sade Türk Kahvemi yapıp,
Şöyle aynada bana bakıp duran kadını,
Beğenecek kadar acil bir makyaj yapıp,
Kaldıysa eskilerden bir iki şiirim sosyal medyalarda paylaşıp,
Servisimin gelmesine ramak kala,
Hayal penceremde iki üç dakika bir deryaya dalarım.
Tam da teknem batacakken bulabildiğim herhangi bir şişeye,
Bulabildiğim herhangi bir kağıda,
Bulabildiğim herhangi bir kalemle,
"Bu hayatta imkansız diye bir şey yoktur,
Olasılıksızlıkları azaltabilmeye bakar her şey!"derim.
Yine de şişenin kapağını,
Birileri,
Onu açabilene kadar zaman dayanacak bir mantar saklarım rüyama!
Rüyamdan ödünç aldığım mantarla şişemin kapağını kapatırım.
Artık ne mühim!
Durgun denizde durduk yere fırtına çıkmış,
Durduk yere alabora olmuş hayatım!
Ya da durduk yere kalp çarpıntılarıyla geleceğe bir ışık yakmışım.
Geçmişimi sorma sakın, romanlarla dolu hayatım.
Yazdım bitti.
Vaktim varsa biraz da "şimdi"yi, biraz da "yarın"ı…
Ne bileyim yahu!
Açtıysan o şişenin mantarını,
Sildiysen dışındaki buharları, gördüysen içindeki tekneyi,
Teknenin içini de merak edip baktıysan çalışma masasına,
Üstündedir belki hala geleceğe mektubum!
Ya da onca yüz yıl gezdi durdu ya ummanlarca!
Dalgalara yenik düşüp, sarsıntıya uğramıştır ama iyi bak…
Şayet içine tuz ruhu kaçıp yazıları silinmediyse hala,
Oralarda bir yerlerde sana dair yazılmış bir mektup var!
Yıllar boyunca kalbimin kırık canlarıyla,
Nefes almamaya meyilli günlerim oldu elbette.
Ve elbette ertesi sabaha uyanamamış olmak için,
Dualar savurarak yattığım gecelerim.
Yine de her akşam saatimin alarmını kurdum,
Benim duamın geç uyanıp,
Gereksiz yere işime geç kalmakla ilgisi yoktu zira!
Ben çalar saatimin,
Alarmını dahi duyamacak kadar ölmüş olmayı diliyordum.
Sonra baktım ki dualar evrene savrulurken,
Atomlarca bölünmüş katrilyonlarca dualarla karışıyordu
Baktım ki öyle,
"Yarına uyanamayayım!" demekle olmuyor bu hayat,
Mecbur nefes alınıyordu…
Ve gelecek,
Ben daha gelip geçtiğini anlayamadan hemencecik bitiyordu.
Saatimin alarmı çalar çalmaz yataktan fırlayıp,
Aceleyle giyinirken iki kişilik sade Türk Kahvemi yapıp,
Şöyle aynada,
Bana bakıp duran kadını beğenecek kadar acil bir makyaj yapıp,
Kaldıysa eskilerden bir iki şiirim sosyal medyalarda paylaşıp,
Servisimin gelmesine ramak kala,
Hayal penceremde iki üç dakika bir deryaya dalarım.
Tam da teknem batacakken bulabildiğim herhangi bir şişeye,
Bulabildiğim herhangi bir kağıda,
Bulabildiğim herhangi bir kalemle,
"Bu hayatta imkansız diye bir şey yoktur,
Olasılıksızlıkları azaltabilmeye bakar her şey!"derim.
Yine de şişenin kapağını,
Birileri onu açabilene kadar zaman dayanacak bir mantar saklarım rüyama!
Rüyamdan ödünç aldığım mantarla şişemin kapağını kapatırım.
Artık ne mühim!
Cemre.Y.

8 Eylül 2018 Cumartesi

Ne Bileyim

…Ne Bileyim…
Yoktu aslında…
Kimsenin hiç kimseden farkı…
Ne bileyim pencereler farklıydı,
Ne bileyim o gün perdeler daha yeni asılmıştı güneşe,
Ya da daha sabah olmamıştı.
Ne bileyim…
Belki…
Benim şehrime yağmur,
Benim yüreğime kar,
Benim ayaklarıma ilkbahar…
Erken ısınır, erkencikten de sonbahara ayaza doğardı.
Ne bileyim…
Anahtar'ım kimdeydi de...
Bunca şiir eylediğim halde.
Beni bir türlü çözüp…
Bana vurulamadı…
Ha diğerleri?
Renkleri belliydi bütün o renksizlerin.
Hepsini…
Lgbt'ye bağışladım gitti.
Alakam yoktu oysa,
Her şey kendilerinin kendi tercihiydi.
İzlediğim son filmin son repliği,
"Yaşamak istiyorsan acilen aşık ol birilerine,
Ya da bu kadar yıl güvenemediysen hala birilerine...
"Gönlünü resetle!" diyor…
Reset…
Geri dönüşüm gibi eskiyi hatırlatmak değil miydi?
Benden geleceğe mektup;
"Eğer ki geçmişle geleceği harmanlayıp,
Daha güçlü bir ben yapamadıysanız….
Topunuza…
Hepinize…
"Sizin vidalarınızı sıkan o ustanın…
Size akıllar yükleyen o en son yazılıma dokunan parmakların!
Sizden sıkılıp…
"E anca…
Bu bu kadar ama gelişecek diyen,
İnsan sızılarınızın…
Yoksa….
Robotun suçu yok!
Tıpkı…
İnsanın da aslında olmadığı gibi…
Ben söyleyince Allah'sız oluyorum!
Misal şahane bi şiir yazmışsın…
Ama şiirin romanını yazdıracak biri çıkmış karşına!
Ve sen Allah bile olsan…
Kadınına istediğin şekli ve nesili sadece " Ol!" emri ile
Bütün insanlığın ecrini dengede tutmak varken…
Sıkılıvermiş yaradan, yarattığından.
Saçma sapan işler eylemiş…
Ne bileyim 12 kardeşin dilini değişip,
Hepsini…
Bir sonrakine eş eylemiş!
İnsanım ya ben?
Ne şeytan önümde diz büksün derdindeyim,
Ne de mazlum melekler bana boyun eğsin!
Sahi rabbim açığım, falan filan ama…
Şeytana yeterince yetecek günahı da işleyemedim!
N'olacak bu memleketimin ahvali?
Yaradan yarattığından sıkılıp gitmiş
İnsan hala cennetti cehennemdi derdinde.
Cemre.Y.

23 Haziran 2018 Cumartesi

Cancağızım

…Cancağızım...
Herkesin bildiğinin aksine,
Benimsediği adı kafa kağıdında yer almamasına rağmen!
Yaşı da doğru yer almıyordu ki!
Bir tek doğduğu ay doğruydu,
Resmi kurumlarca benimsenen makamlarca!
Kadın tam 39 yıl önce çözmüştü aslında ruhunun kimyasını...
Hatırlamıştı daha portakal ağacında vitamin bile değilken
Tanrı ve melekleriyle yaptığı o son yakarışlı yalvarışlarını.
Tam tamına 45 yıl önce...
Ya da kalubela'da ona biçilen kader ona dikte edilmeden önce,
Alnına o görünmez mühürler,
Kader diye yazılmazdan önce itiraz etmişti halbuki
"Ama bu ben değilim,
Yapıştırmayın bana,
Bu kader dediğiniz sümük gibi saydam, o yapışkan o şeyi!
Lütfen!
N'olur...
Başka bir kurban bulun kendinize!
Ki zaten eminim,
Ömrüm etiketlerinizin yafta yırtıklarıyla savaşmakla geçecek,
Kıymayın bana ey tanrım!
Belki bir kızım olacak,
Bana biçtiğiniz bu evlilik mühürüyle, babasız büyüyecek belki,
Sırf babası anlık hevesi olan benden caydı diye!
Belki aşık olacağım yeniden,
Yeniden deneyeceğim güvenmeyi ama sırf alnımdaki bu mühür,
Benden başka herkese görünüyor diye o da mutsuz son'la bitecek!
Lütfen n'olur!
Bugün kime kızgınsınız, kim kırdı ruhunuzu bilmiyorum
Ama lütfen öcünüzü benden almayınız!" demedi mi, dedi.
Peki sen ne yaptın ey tanrı!
Belli ki çok meşguldün,
Marduk gezegeninden savrulan o son küllerle!
Belli ki Neptün'ü ihmal etmiş,
Dinmek bilmeyen rüzgarlara terk etmiş olabilirsin.
Mars'ın bitmek bilmeyen fırtınalarından sıkılıp,
Yeterince keşfedilemeyen kılıp,
Lazım olursa diye görünür bir kenara bırakmış olabilirsin.
Satürn'ün buzulluğunda kendi cehenneminden soğumuşcasına,
Etrafındaki halkalarında keyif çatmış,
Onu kendinin bile çözemediği altı genlerine gark etmişsin!
İçinden aşan alevlerle arada bir Jüpiter'de kırmızı noktalarının
Dünyanın üç katı büyüklüğünde olduğuna gözlerini kapayıp,
Koca bir kara kışı geçirmiş,
Uranüs'ün güneşten uzaklaştıkça,
Çoğalan uydularını kıskanmış da olabilirsin!
Ya da Dünya çapındaki başka bir uydu ile çarpışmamak,
Kendisiyle onu yok etmemek için,
Centilmen bir hareketle,
Ya da romantik bir kadının hiç kimsenin sezemeyeceği
Bir ayak hareketiyle,
Edilen bir tango ahenginde eğimini değiştirmesi!
Ama ey tanrı!
Mars'ın o ummanları aşan dağlarının sana ne zararı vardı?
Onun , sadece kendince güvenlik duvarları vardı!
Peki ya Merkür?
Gündüz sıcaklığı +450 iken ne diye gecesini -170 etsindi ki?
(Sırf gözetleyen komşularını,
Allah için Cemre hanım'ın bir kere bile kızı ve yeğenleri hariç
Hiç yabancı misafiri olmadı" yı duyabilsin diye mi?
Bence sen bu kadar adil olamazsın!
Artık şu Marduk hikayesini bir açsan diyorum ey tanrım!
Zira orada henüz,
Biz ruhların tecellisinin mizanı bize sorulup kuruluyor hala!
Ey tanrım!
Bana ve kızıma ne kötülük biçmişsen,
Senle beraber olan insanıl cinslerin olsun!
Biz...
Sizden de...
Bizden de çoktan gittik!
Arada bir buluşup,
Olmayan dünyamızı kurtarmanın yollarını arayıp bulmaya çalışıyoruz!
Valla tanrım seni bilemem ama
Ben acilen şehriyeli pilav yapmaya gidiyorum!
Kızım aradı.
Oy atacak lan!
İşini gücünü yarıp yarın oy atmak için gelecek az sonra!
Batsın senin gemilerin.
Cemre.Y.

1 Haziran 2018 Cuma

Onkoloji

…Onkoloji…
Yanıma yaklaşınca,
Hatta biriniz diğerinin kolunu hafifçe dürtüp diğerinize beni gösterip,
Aniden önüme çıkan arkadaşınız ve benim başımı,
Okumakta olduğum kitaptan kaldırmadan
Hiç tereddütsüz bir refleksle sağa çekilmem ve yoluma
Yüzünüze bile bakmadan devam edebilmem karşısında,
Birbirlerine aynı anda...
"Nasıl yaa!
Bu nasıl bir şey böyle!" cümlesini söyleyen iki kadın stajyer doktor!
Sayfanın en heyecanlı yerinden geçtikten sonra size cevap veriyorum;
"Artık ritüel olmuşsa herhangi bir yere gidiş gelişleriniz,
""Gözüm kapalı bulurum.""cümlesi deyim olmaktan çıkar.
Onkoloji koridorlarında geçtiyse epeyce bir süreniz…
En acil hastanın hangi anda, hangi kapıdan karşınıza çıkacağını,
En heyecanlı doktorun,
Hangi koridordan karşınıza çıkacağını hissedersiniz.
Onkoloji kuralları kesindir içeride ilaç alan hastanın yanına
Kemoterapi işlemleri bitene kadar giremezsiniz.
Çoktan beridir,
Mermerlerinin sayısını bile ezber ettiğim bir hastanenin,
Bir kat altına gidip,
Uzun dönemeçli koridorunu geçip, karşıdan karşıya geçip,
Kendime demli bir çay alıp
Kitabımı hâlâ başımı kaldırmadan
Ve hiç kimse ile çarpışmadan okuyabiliyorum.
Bir telefon gelmeseydi daha da devam edecektim.
Annem kanserden ölüyor, siz duymuyor, görmüyorsunuz,
Buraya her geliş gidişimizde biraz daha ölüyor annem.
Çabalıyoruz zamanı akıtmamak uğruna ama…
Annemin ömrü azalıyor ben onkoloji köşelerinde kitap okumayınca!
Çünkü o zamanlar,
Çok korkuyorum onun kemoterapi aldığı bütün saatlerden.
Daha çok ağlıyor içim kim bilir ne kadar vakti kaldı diye!
Annem hücrelerinden bölünüyor siz hiç hissetmiyorsunuz!
Şimdi beni o köşeden izlemeyi bırakınız lütfen!"
Cemre.Y.

1 Ocak 2018 Pazartesi

Hepsi Bu

...Hepsi Bu...
Ataç değilim!
Sadece iliştirilip çıkarılan.
Zımba değilim!
Ya durdukça paslanan
Ya da çıkartılmaya kalkışınca iki tarafta delik bırakan.
Zamk değilim!
Yapışınca kurtulunamayan.
Bant değilim!
En acil durumda ilk akla gelen ama çıkartırken iki tarafa hasar veren.
Ben...
Sadece...
Sevda dosyasının altında ezilip kalmış,
Rengarenk not kağıtlarıydım.
Her yeni gün aynı aşkla yazılacak!
Ne kullanmaya kıyılan, ne de dokunmaya doyulan.
Kimse içimi göremedi hepsi bu!
Cemre.Y.

17 Aralık 2017 Pazar

Ciğer Alevi


…Ciğer Alevi…
Ki ben...
Güneşimin...
Benden gittiği bütün günlerde,
Hayli bir çok üşürüm.
Tercihim belliydi de...
Bundan gayrı, üşümekten de,
Haylice hicap duyacağım!
Zira, gün zemheri olsa da!
Her taraf...
Gazeteden çocuk yanığı!
Her taraf...
Ciğer alevi!
Yan, kül, yan.
Kal, git, kal!
Ömür-ül sefer bu,
Ötesi yok!
"Bana sade bir, Eylül getirin acilen!
Lütfen!"
Ne o öncesini sorsun,
Ne ben sonrasını söyleyeyim.
Susalım öylece.
Her taraf zifiri duman zira!
Yanıyorlar!
Cemre.Y.

15 Aralık 2017 Cuma

Pazartesi

...Pazartesi...
Kadın, yine telefonun alarmıyla
Uyanır uyanmaz fırladı yatağından,
Zaten yıllar yılı hiçbir zaman,
Hafta sonu dahi,
Hep hayalini kurduğu gibi
Şöyle gerine gerine uyanmayı,
Bir türlü beceremedi.
Öyle ya kime gerinip, kime esneyip,
Şöyle kütür, kütür kime gevşeyecekti.
Her zaman olduğu gibi,
Koşarak bir yandan yüzünü yıkadı,
Bir yandan gözlerinin,
Anne rengi, kahvesinden,
Hayata buruk bir tebessüm etti.
Burnunun direği sızladı yine,
Kendini bildiğinden beridir,
Hemen hemen, her sabahki gibiydi.
Anacığının gözlerinin kahvesiyle bakıyordu onun gençliğine!
Acilen yüzünü kuruladı,
Renkli numaralı lenslerini takıp tekrar baktı aynaya!
Zaten saçlarını da yeni boyatmıştı,
Anne rengi, hiç solmayan, koyu kestane aslından.
Anne renginden apayrı, kenarı lacili bir sarıya!
Hah işte!
Şimdi tam olmuştu, artık asla,
Annesi gibi bakmıyordu hayata gözleri ve saçları.
Belki artık, onun hayallerinin,
Piç olmuş savruk spermleri gibi,
Hiç, olmayabilirdi bu hayatta ha!
Ya da madem gelinmiş bu dünyaya!
Hayalleri onunkiler gibi üstelik
Tam da kadını daha yeni sevmişken,
Kansere yenik düşmeyebilirdi de!
Kadın kendi kendisine söylendi;
"Eh be annem, anam!
Beni, daha yeni sevmişken,
Sahici saçlarımı ve gözlerimi
Öyle, ilk kez, şefkatle,
Daha yeni okşamış ve de daha yeni
Bana öylece sarılıp beni sımsıkı,
Kabul edip öpmüşken, daha yeni!
Bir pazartesi günü ölmeye meyledip
Seni evine getireceğime söz verip
Evine getirince de salıya sabredip!
Günler sonrası yine bir pazartesi gecesini bitirip,
Ecelini salıya denk getirip,
Ölmeseydin sende be anne!
Sayende bütün pazartesilerden nefret edebilirdim!
Neden yapmadın?" dedi kadın.
Hiç kimse duymadı onu sesinin içi içinden yankılanıyordu!
İki damla çiy tanesi düştü yanaklarına.
Çünkü kadın...
Hep pazartesi günleri başlardı yeni hayatına
Mademki yaşıyordu hala Pazartesi günleri başlardı
Bu hayat dair yeni umut deneyişlerine.
Yeni başlayan haftanın ilk gününe,
Daha bir şükrederdi şükredilmesi gereken nesi kaldıysa!
Daha bir severdi en sevilmeyesi her şeyi bile.
Umut işte!
Kadının yüreğinin çiziğini bile
Onca gün ve hafta bekleyip bekleyip
Bir pazartesi günü akşam saat 22:10’da
Dünyaya getirmiş olmanın
Bir anlamı olmuş olmalıydı!
Hala hayattaysa onunla çünkü!
Öyle ya!
Pazartesi günleri!
İşine başlamış olmanın,
Bu başlayışlarının sonunda
Evine ekmek alıp, faturalarını ödeyebildiği,
Masraflarını yetebildiğince de
El aleme muhtaç olmadan
Karşılayabilmesinin bi gururu da olmalıydı!
Hala bir gurur varsa emeğiyle çünkü!
Hala üç kuruşa on kuruşluk hayatını geçindirip,
Kendini basit hayatlara terk etmediyse!
Gururu ve işinin yettiği kadar maaşıylaydı çünkü!
Sonra, sonra kadın bunları
Kimselere anlatmadıkça daha bir meraka boğuldular!
Bunca zenginlikler seriliyor ömrüne!
Ama neden?
Lan kadın aptal çünkü!
Kızından yıllar sonrası merak etmiş!
Pazartesileri sevmesinin en başlangıcını,
Meğer!
O da!
Bir pazartesi günü,
Kim bilir hangi renk leğene doğmuş muş!
Öyle ya!
Yaz sıcağı Ağustos ayında onca günler varken
Bir Pazartesi günü kim bilir akşamın hangi saatinde
Dünyaya gelmiş olmasının bir anlamı olmuş olmalıydı!
Bu hayatta en azından bir duvara taş olmalıydı.
Oysa şimdilerdeyse
Kadının o sabahki ilk kahvesi
Bugünler de hep geç kalıyordu
Halbuki en erken bu sabah uyanıyordu!
Otobüsler!
Otoban gözler doluydu
Ve ilk vardiyanın servisi
Hep 06:40 da başlıyordu!
Kimse ona
“Neden vaktinde gelmedin." demiyorduysa da
Vakit onun müsebbibi kadar önemliydi hep!
Geç kalamazdı.
Ya hiç gidemezseydi?
"Hiç yoluna gitti." derlerseydi!
Zamanında varlığından
Hiç utanmamış olması için
En çok çaba sarf eden kadının ardından
Böyle bir cümle
Ne acı cümle olurdu bir düşünsenize!
Dedirtemezdi,
Dedirtmedi.
Her pazartesinin sabahında
Bunca neşe, bunca pür umut!
Bunca hayal Polyanna'ya öykünmek değildi.
Sonra ne oluyorsa gün batınca oluyordu,
Gece yatsıya yakın oluyordu,
Kadının omuzlarına çöküveriyordu o en zifiri umutsuz yalnızlık!
Çünkü ertesi gün Salı…
Çünkü daha pazartesiye çok zifiri yalnızlıklı geceler var!
Çünkü Polyanna o günün sonunda
Boşluğa düşüyordu gecenin yalnız koynunda.
Zaten epeydir İstanbul'da hiç yıldız yoktu.
Cemre.Y.

13 Aralık 2017 Çarşamba

İyi Ki Varsın

…İyi Ki Varsın…
Uzak...
Upuzak diyarların,
Herkesten farklı yüreklerinin
Otağında kuruluydu en dost köşemiz... 
Hani birimizden birimiz kaçacak olsa, 
Diğerlerinin hepsi teyakkuza geçerdi de
"Biz hepimiz, birbirimiz için ne günlereyiz ki!" diye diye
Son bulurdu sanki çaresizliklerimiz.
"İyi ki var ve ömrümdesiniz!" diyebilmek isterdim birilerine.
Şöyle avaz avaz, ciğerimi yara yara, bangır bangır
En içtenlikli güvenlerimin soldurulmayacağından eminken
"İyi ki var ve ömrümdesiniz!" diyebilmek isterdim birilerine.
Sevgili sen...
Beni doğuran anam.
Harflerimin gerçek nefesi! 
"İyi ki varsın."
Sevgili sen...
Hayatımın en doğru adamı.
"İyi ki varsın."
Arada bir acil buton'um olsan da 
İçisin kalbimin ve bana rağmen!
Bana "İyi ki varsın."
Sevgili sen...
Pazartesilerimi sevmemin sebebi, yosun gözlüm,
Ah benim ciğerimin köşesinin ilk ve son çiziği!
Sen benim çoğunlukla acil buton'um olsan da 
Ben senin arada bir acil buton'un olsam da
Küstüğüm bütün her şeyle
Senin bir tek gülüşünün,
Gül gamzesinden öperken barıştım ben!
Küstüğün şeylerle barışmanı 
Artık sabırla beklemekten çok yorgunum!
Bilirsin çok nadir görülür benim gül gamzem,
Çok da nadirdir o kadar içimden öyle gülümsemem ki hiç öpmedin zaten!
Ömrümüzün çoğunda bana dairliğinden 
Hiç emin olamamı sağlayan en gerçek yalanım!
"İyi ki varsın."
Cemre.Y.

11 Aralık 2017 Pazartesi

Affetmek Seansı!

…Affetmek Seansı!...
Uzun süren affetmek seanslarım sonrasında,
Şükretmem gereken…
Tuhaf ama güzel şeyler oluyor şu sıralar.
Geçen gün dolabımı düzenlerken
Birkaç tişörte ihtiyacım olduğunu gördüm ve dün,
Bir melek bana,
Artık giymediği cillop gibi tişörtlerini hediye etti.
Ben de döndüm
Artık bana büyük gelen kıyafetlerimi
Başka birilerine hediye ettim.
Yazlık ayakkabım bir taneydi,
Bir iki daha olsa fena olmazdı derken
Yine bir melek internet sitesinden
İyi markaların süper ötesi
İndirimini gösterdi ve iki yazlık ayakkabım oldu.
Bende döndüm hemen kızımı aradım.
Onun da ihtiyacı vardı, baksındı.
Hemen alayımdı.
Dolabıma fare girse, küfredecekti bir şey yok diye,
Bu akşam %10 indirimli o markete gidip bütün ihtiyaçlarımı aldım.
(Ey evren, kredi kartımı ödeyebilmeyi onaylıyorum.
Bana bahşedeceğin bütün iyilikleri kabul ediyorum.)
Hatırlarsanız babamı affetmemin
Son seansı geçen gün nihayet bitmişti.
O günlerde okuduğum kitapta;
"Sizi üzen insanların 3-4 yaşlarını hayal edin
Onu o yaşlarında üzen her ne ise affederek
Ona şefkatle sarılın ve kalbinize alın." diyordu.
Çok zorlandım ama inat ettim başardım.
Babamın 3-4 yaşındaki korkmuş haline sarıldım ve kalbime aldım.
Ardından annemin 3-4 yaşındaki üvey anneli, üvey kardeşli
Çaresiz haline sarıldım, yine yeniden sevdim onu.
Yine sımsıkı sarıldım ama bu sefer o da bana sarıldı.
Onu da kalbime koydum.
Sonra ve asıl en zor olanı kendimdi ki
Ben uzak geçmişimi asla net hatırlayamazdım.
Soru/n/u/mu buldum.
Beş yaşımdaydım,
Bir kardeşim daha olacağını ve erkek çocuk olacağını!
Daha yeni öğrenmiştim ve fena içerlemiştim.
O andaki halimin gözlerinin içine bakarak
Sımsıkı,
Sonsuz şefkatle sarıldım o korkmuş kız çocuğuna,
Ve yerleştirdim kalbimin
Baba ve annemi ağırlayan odasına
Ama yetmedi sanki!
Hemen!
Acilen ilk hayal kırıklığımı buldum.
Doğduğum ve cinsiyetimin göründüğü o ilk ana!
Hem çok zayıftım, hem çok çirkin!
Hem de çüküm yoktu!
Ağa torununa hiç de yakışmıyordum!
Bütün hayatım boyunca
"Bu Dünya'ya gelmeyi ben istemedim ama
Madem nefes alıyorsak,
Yaşamalıyız da!" diyerek geçirmiştim.
Oysa okuduğum kitap;
"Bu Dünyaya gelmeyi siz seçtiniz.
Ailenizi siz seçtiniz.
Cinsiyetinizi bile siz seçtiniz
Yoksa siz sadece ruhtunuz." diyordu.
Şaşkındım.
Aslında afallamıştım o an.
Canımın canı çok fena yandı valla!
Tam bir saat aynaya bakarak ağlamışım!
Sonra aceleyle doğduğum anda bulundum kendimi.
İlk işim o anımda,
Anamın kayın validesinin
Ve onun da kayın validesinin
Cinsiyetimi görmemesini sağlamak oldu.
Kız velet olduğumu gösteren yerlerime
Kalbimi yapıştıra yapıştıra
Sımsıkı sarıldım kendime ve hemen kundakladım kendimi.
Doğruca babam, annem ve benim beş yaş halim olan odanın
Baş köşesindeki beşiğe koydum kendimi.
Kitapta evlatlardan bahsetmiyordu hiç!
Onlar daimi aflarımızdaydı zaten.
Her daim şefkate müebbetli olduklarından sebepti elbette.
Ben yine de...
Kızımın orta okullu ergen zamanlarına
Bir kere daha sımsıkı sarıldım.
Onu da aldım kundağımın yanı başına.
Böylece...
Birike birike,
Azalarak kendilerimizden
Hiç ayrılmamış olduk
On birinci sınıfında ondan tam yedi ay ayrı kaldığım için!
Kalbimin odasındaki kundaklı halimle ondan tekrar özür diledim,
Şu an ki sonuç;
Akşam elim kolum dolu marketten gelirken babama rastladım.
Halimi, hatırımı sordu mahçup bakışlarıyla!
Hatta hemencik aldı poşetlerimi elimden,
Yardım etti evime kadar!
Yolun yarısında durduk yere gömleğinin ön cebini göstererek,
"Aaa! Bak burda harçlığın varmış a kızım!
Baksana!
Seninmiş bu!" diyerek
On kuruş (10-KRŞ)' u tutuşturuverdi elime!
Tuhaf olan ne biliyor musunuz?
Babam bana en son harçlık verdiğinde
Ben beş yaşındaydım,
Verdiği harçlıkla bakkala koşarak cimcime sakızlardan almıştım.
Sanki o sakızı yine almışım da kocaman balon yapmışım sandım!
Öyle sevindim lan!
Artık cimcime sakız satılmıyordu elbette
Yoksa poşetleri babama bırakıp yine bakkala koşardım.
Zaten ağzımdaki üçlü köprülerden sebep!
Artık sakız filan da çiğneyemiyordum
Ama olsundu!
Çantama atıverdim gülümseyerek!
"Çantamın dibi olsun bu para, bana artık uğur ola!" dedim.
O ise hala anlatıyordu içli içli
Ona en küçüğümüzün oruç ağızlı yüklediği yeni yükleri.
Yok onu yap demiş, yok şunu hallet demiş vs.vs.
Konuşa konuşa evimin kapısına dek geldik,
İçeri buyur ettim elbet de.
Ama o nedense "Teşekkür ve şükür!" diyerek
Kalbimin odasındaki 3-4 yaşı haline dönmeyi tercih etti.
Uzun zamandır,
Evimde akşam yemeği yemediğim için,
Misafirim yoksa eğer!
Yemek de yapmıyordum.
Durduk yere kalbimdeki çocuklarıma,
Canımın çektiği bir yemeği yaptım
Hem de türküler söyleyerek!
Pişti de ama çok uzun zamandır da
Yemekleri yaparken kokusundan doyduğum için.
Şimdi öylece duruyorlar mutfakta!
Kalbimdeki çocukluklarımız
Ezan saatini bekliyorlar,
Üstelik hayli de heyecanlılar!
Şimdi tam zamanı işte...
"Şükürler Olsun Rabbim!"
Artık biliyorum ve ısrarla deniyorum
Bundan sonra bütün pişirdiğim yemekleri,
Yalnız da olsam afiyetle yiyeceğim
Ve bundan sonra bozduğum bütün oruçlarımı tutacağım!
Hatta sigarayı da bırakacak,
Ömrümün kalanında bütün kışlarımı oruçlu geçireceğim.
Tabi sen "Kün Fe Yekün!" dersen.
Şimdi gülümsüyorum kalbimin odasındaki küçümen çocuklara!
Kırk bir yaşlık mahcubum bende.
Konumuz,
Yine hayat elbette!
Ömrüm boyunca hep bir öğretmen edasıyla
"Şükredecek bir şey varsa
Zaten şükrediyoruz, karşımıza hep kötüler,
Hep kötülükler çıkıyorsa…
Bütün suç bizim mi!
Şimdi neyimize!
Şükredelim ki!" diyordum ya!
Mahçupluğum,
Yanılmışlığımdan!
Meğer...
Nice öğrensem de hiçbir şey bilmiyor muşum!
"Madem bu dünyaya gelmek, bu aileyi seçmek,
Bu aileyi seçmek, bu bedeni tercih etmek,
Yaşadıklarımızın müsebbi!
Hep...
Bizim seçimimiz miş!
Aldığımız her nefese şükürler olsun rabbim!
Amin."
Şimdilerde...
Geleceğe dair çok güzel meleklik hayallerim var!
Birçok öğrenciyi okutmak gibi.
Cemre.Y.
(Okuduğum kitabın yazarını ve adını merak edin ve okuyun bence!
DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ/ Louise Hay )

9 Aralık 2017 Cumartesi

Ne Mutlu Türküm Diyene!

...Ne Mutlu Türküm Diyene!...
Bazen çileleri anlata anlata
Artık geçmişliğine gülerek unutmak ve
Affetmek istersiniz en sevdiğiniz
Canlarla konuşa paylaşa!
Ne hayret ki en acısı sandığımız
Sevda yanıklarıyla dolu yaşanmışlıklarımızın
Acımasız arnavut kaldırımlı taşlarında
Hayatlarımız burkula burkula
Yürek kırılmalarımız olan o aşk,
Hep en sonra gelir ve özetle anlatıp geçilir.
Gelmiş geçmiş her şey ama her şey!
Kah, buruk bir tebessümle,
Kah, kahkahalarla,
Kah, da birkaç damla gözyaşıyla
Cümlelere dökülüp,
Mazilerine kül olup savrulurken
Yine de neredeyse
Aynı paralel çizgilerle dolu
Birbirine teğet geçen acımasız hayatın
Zorluklarını nihayet aşmışızdır işte.
Başarmışızdır yani!
Dudaklarımızda zaman zaman
Vazgeçmişliklerimiz olsa da
Hiç değilse!
Hiç pes etmemiş olmamanın
Gururlu buruk bir tebessümüyle
Evlerimize dağılırız iç seslerimiz
Hala tek bir soru işaretini
Ünleme çevirmek için
Çok çabaladığımızı söyleye söyleye.
Huzurluyuz-dur en azından,
Vicdanımızın her zerresi rahattır.
Bu gece olsun,
Omuzlarımızdaki yükleri
Yer değiştirip birbirimizle
Huzurlu bir güvene gülümseyemeyle uyuyup
Sabahına kalp ışığıyla uyanacaktık.
Çünkü bu hayatta...
Güvenecek birilerimiz bari hala vardı!
Ta ki...
Ayrı ayrı yerlerdeki
Evlerimize doğru ayrıldıktan
Tam yarım saat sonra
Kimimiz metroda, kimimiz metrobüste,
Kimimiz evine doğru yürümekteyken
Birbirimizi acil bir telaşla
Aramak zorunda kalana dek!
Oysaki ben,
Çok araç değiştirmem gereken
O uzun yollarımda kitabıma gömülmüştüm
O telefonlar gelene kadar!
Üstelik, ilçemin sınırlarına da
Hayli yaklaşmıştım.
Belli ki dostlarım da benden ayrılır ayrılmaz,
Kendi güvenli yeni omuzlarının varlığıyla
Hoş olmuşlar.
Azıcık lan sadece bir saatçik,
Kendilerine kalmışlar ve haberlere ara vermişlerdi.
Benim evim en uzaktı.
En geç öğrenen bendim.
O telefon geldiğinde,
Yaşamak zorunda olduğum
Ancak yaşamaktan her daim nefret ettiğim
İlçemin sınırlarına ulaşmama ramak kalmıştı.
"Ankara'nın göbeğinde yine bomba patlamış!
(Ülkemizin güveninin merkezinde yine!)
Sağ ve salimsek bir an önce etrafımıza bakmalıymışız.
Şüpheli şahıslardan uzak durmalıymışız!
Eve geçer geçmez haber etmeliyimişiz..........." der demez
Başımı kaldırıp
Son bindiğim araç olan mibüsün
Klostrofobi'mi anında tetikleyen
Nefret ettiğim buğulu camlarını
Kolumla sildim ve...
"İyiyim ben" dedim
"Sorun yok burada!"
Oysa yine aynı şeyler olmuştu işte!
Ankara'yı ve daha bir çok yeri bombalayan,
Silahları hiç susmayan
Adına insan denilen
Ama insanlıklarıyla hiç alakası olmayan
O yaratıklar çoktan maskelerini takıp
Dükkanların camlarını kırmaya başlamışlardı!
Gerçi esnaf artık akıllanmıştı.
Onlardan olan camlar şıkır şıkır
Açık ve güvenliyken
Onlardan olmayanlar
Kepenklerini indirmişlerdi bile!
Burası mı?
Esencılıs!
Yıllardır her olaylarında terasıma bayrağımı asıyorum,
Her seferinde meydan okuyorum!
"Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye...
En çok arada bir bayrağıma silah sıkıp ipini vuruyorlar,
Ben yenisini asıyorum
Ama beni öldürmüyorlar!
Neden!
Çünkü ben her provake olayı fırsat bilip "
Biji serok Apo" diye diye
Günahsız insanların
Günahsız evlerine atılan molotoflardan,
Ülkemin her neresinde olursa olsun
Ocakları sönen,
Ciğerleri kavrulan anaların, eşlerin,
Evlatların acılarını,
Ciğerimin kavrulmasından başka
Bedensel hiç hasar görmüyorum
Üstelik anlı şanlı bayrağım
Bangır bangır ben TÜRK'üm diye terasımın
Caddeye bakan tarafında dalgalanırken!
Biliyorlar çünkü
Bir Türk'ün deli damarını,
Kaybedeceği tek şey canıdır onun!
Yani öldürür, ölürken...
"Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"
Cemre.Y.

1 Aralık 2017 Cuma

Tam Depresyona Gireceğim

...Tam Depresyona Gireceğim...
Tam depresyona gireceğim bir gülme tutuyo!
Doktor arkadaşlarım var ise,
Sonuna dek okumalarını ehemmiyetle rica ediyorum!
Bu aralar bana bir şeyler oluyor!
Yirmi Şubat'ta birkaç gündür vücudumda eskisine oranla daha çok
Büyüyüp genişleyen mor lekeler,
Ayrıca ayak bileklerimde oluşan ve kaşıntılı olan kırmızı gözenekler,
Birden gelen ama sürekli beyin çınlaması, aşırı mide bulantısı,
Dikkat dağınıklığı, hafıza kaybı, denge kaybı,
Genital organlarda gereksiz kanama ve gaita'da siyahlıkla "Acil" e gittim.
Semptomları söyler söylemez beni "Kırmızı" kapıya yolladılar,
Derhal kan testleri ve idrar testi alıp sonuçlara baktılar,
Protein ve sodyum azar miktarda düşük olmakla beraber
Total IEG orantısızca yüksek çıkmıştı.
Ertesi gün mutlaka randevusuz Dahiliyeye gitmemi,
Gece o saatte olmadığı için,
Gaita testine de bakılmasını söyleyip evime sepetlediler.
Ertesi gün Dahiliye bölümüne gittiğimde elimdeki testleri gösterip,
Şikayetlerimi söyleyince de
"Bu Cildiye'lik bana ne diye yollamışlar seni." deyip Cildiye'ye sevk etti.
Cildiye de tüplerce kan alıp, idrar ve gaita testi yapıp,
Ki bunlar çat çat çat olmuyor, birinin sonucunu ertesi gün,
Diğerinin sonucunu birkaç gün sonra alıyorsun.
"Senin Cildiye'lik işin yok,
Senin acilen Alerji Testi yaptırman gerekiyor!" deyip
"Alerjik Hastalıklar ve İmmünoloji bölümüne sevkini yaptım,
Derhal randevu alıp oraya git." diyor ki
En yakın randevu tarihini,
Haydarpaşa Abdülhamit Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bulabilmiştim.
Dün gittim, tam on sekiz çeşitten oluşan cilt alerji testi yaptılar,
Alerjim yok görünüyordu, doktor
"Cilt testinde çıkmadı kan tahlili yapmamız gerekiyor." dedi.
Saatlerce kan vermeyi bekledim iki tüp de orada kan aldılar,
"Sonucu ertesi gün doktora sorarsın." demezler mi!
Koşar adım doktora çıktım. "Doktor Bey etme eyleme,
Ben taa Esenyurt'tan geliyorum, buraya tekrar gelmek hem ağır külfet,
Hem de işimden bir gün daha olmak demek, etmeyin bir çare!" dedim.
"İyi madem telefonumu al yarın beni ara,
Bizlik bir şey varsa tıpış tıpış geleceksin,
Ama bizlik bir şey yoksa gelmene gerek bırakmam." dedi.
Rica minnet başarmıştım da ancak akşam evime ulaşmıştım.
Bugün öğleden sonra aradım doktorumu, yoğunmuş
"Bir saat sonra ara." dediler.
Bir saat sonra aradım yine aynı şeyi dediler derken
Akşamüstü ulaşabildim doktoruma!
TC filan derken zaten e-devletten görmüş olduğum sonucu,
Bana telefonda söyledi,
"Alerjik reaksiyonunuz yok fakat Total İGE çok fazla yüksek!
Daha önce 556 idi orada 450 çıkmış ve bunun nedenin bulunması gerekiyor,
Bizlik bir durum yok! Stresten bile olabilir,
Sizin Cildiye'ye gitmeniz ve "Alerji testlerimi yaptırdım alerjim yokmuş deyip,
Bu durumun gerçek nedenini bir an önce bulması gerekiyor,
O bulamaz ise de Dahiliye'ye gitmeniz lazım acil
Ama sorun kesin alerjik değil" demesin mi!
Yutkundum bir...teşekkür edip kapattım.
Ne de olsa koskoca doktordu karşımdaki,
"Lan AMK'nın çocuğuuu ben zaten sırasıyla oralardan geldim,
Bulamadılar da sana yolladılar,
Şimdi aynı yolu gerisin geri neden gideyim? Deli miyim?" diyemedim.
Sözün Özü: Anlaşmalı olduğunuz firmaların
Kimyagerlerince halka karşı etki ve tepkisinin ne olacağını henüz bilmediğiniz,
Yeni virüs'ler yayıyorsunuz!
Sonra da onları stresten bile olabilir diye bulamaya bulamaya,
Yeni bir hastalık icat edecek ve ona da yeni bir ilaç telkin edeceksiniz!
Hani hatırlıyor musunuz!
Biz daha antibiyotiğin A'sını bilmezken
Aksırsak, tıksırsak, başımız ağrısa, grip olsak,
Sizler bizlere antibiyotikli ilaçları reçete ediyordunuz!
Sadece biz büyüklere değil,
Küçücük bebelerimize dahi hiç düşünmeden yazıyordunuz!
Şimdilerdeyse çarşaf çarşaf,
"Doktorunuz yazmasa bile siz istemeyin,
Çok tehlikeli bağışıklık sistemini çökertiyor!" diyorsunuz!
Bilincine varalı yıllar oldu ne çocuğuma ne de kendime,
Çok zorda kalmadıkça içmeyi reddettim ama içmişliğim vardır ille de!
Peki sizce ben antibiyotikli miyim?
Yoksa yolladığınız virüslerden birinden
Bana uygun bir hastalık icat edemediniz mi?
Havuzunuz o kadar genişlemedi mi!
Başından sonuna geldiğim onca bölümün,
Sonundan başına gidip,
Farklı farklı araştırmalarınıza örnek olmak zorunda mıyım?
Gitmiyorum kardeşim yine Cildiye ve dahasına ve vs.sine!
Tam depresyona gireceğim, bir gülme geliyo...
Selam eder, saygılarımı sunarım.
Bir daha kimse bana hasta olduğumda doktora git filan demesin!
On altı gündür haftada bir kere farklı hastanelere gitmekten,
Her gittiğimde türlü çeşit şeylerle beraber ikişer üçer tüp kanımı vermekten,
Kollarımın iğne delikleri ile dolmasından...
Daha bugün alerji testi için on sekiz delik açtılar ve dahası
Neyim olduğunu bulamamalarından yoruldum.
Devlet hastanelerinin beni pinpon topu gibi oradan oraya sevk etmesinden
Ki biri de taaa ebesinin nikahıydı yoruldum!
Bundan sonra bir şeyim olduğunda bir daha doktora filan gitmiycem,
İşimden bir gün izin alıp yatıp dinlenip ertesi gün işime gidicem.
Nasıl olsa neyim olduğunu bir tamam bulamıyolar!
Ben kendi kendime teşhisimi koyup "Strestendir." der geçerim.
Cemre.Y.

30 Kasım 2017 Perşembe

Sevgülü Kaderimi Baştan Değiştiren Gutup Ayusu Büyücüsü

…Sevgülü Kaderimi Baştan Değiştiren Gutup Ayusu Büyücüsü…
Sevgülü, kaderimi baştan değiştiren gutup ayusu büyücüsü....
Nassın görüşmeyeli, epeyce de zamanlar oldu,
Evvela selam eder, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden,
En derin hasretlerimle, öperim.
Beni de soracak olursan…
Şimdilerde iç güveysinden bile hallice değilim!
Ömrümün kırk iki yılı boyunca bu anı,
Bila husus, sabırla ve inatla beklediğini biliyorum,
Merak etme ezberimde…
Doğduğum ana her küfrün, an gibi hala ezberimde!
Yok, bu sefer, bende sana küfretmiycem üzülme,
Allah'a da isyan etmiycem bu sefer söz!
Sen ki ömrüm boyunca, her gece uyurken,
Her sabaha uyanamamayı dilememi sağladın,
Sen ki,
Bütün şanslarıma ramak kala beni illa ki şanssızlıklara erdirdin.
Tebrik ediyorum seni, evet benden daha çok sabırlısın.
Şimdi sana dair bu son mektubumu okuyanlar varsa,
Tebessümle merak edecekler,
"Bu kızın başına yine ne geldi." diye ya...
Biliyorum, sen hiç merak etmiyorsun.
Zira zaman zaman,
Her zaman zaten gülerek kulağıma fısıldıyorsun.
Hiç umurunda değil ama, dün gece,
İlk kez beynimdeki uğultuya uyandım,
Halbuki, ne güzel geceleri bari,
Uykuya dalabilince susuyordu ve kimsem anlamıyordu,
Vücudumdaki bütün kanyuvarların,
Bütün damarlarımdan zorla ilerleyişini hissedebilişimi.
Cevap çok, sonuç yoklar ise beni hayli yoruyordu.
Başına gelmeyincelerin akılları da çok oluyordu hani ya!
Eskiden başka bir yerlerimde,
Bir şeylerim olduğunda bana değer verenlerim,
"Kafaya takma, fazla da kurma!" diyordu.
Şimdilerde ise kulaklarımı tıkadığım halde sesler sinmiyordu.
Susmuyordular!
Nasıl anlatsam!
Eskiden tek TV'li kanallarda pazar günleri,
Öğlende senfoni orkestrası çalardı bir saat filan...
Öncesi,
Renksiz televizyonda bir sürü siyahlı beyazlı kar taneleri,
O güzelim senfoni bitincesinin hemen sonrası,
Bir sürü siyahlı beyazlı kar taneleri...
O da bitecek diye ödüm kopardı, sesini son ses açardım,
Çünkü gerisi siyah ekrandı!
Hah işte!
Yaşıtım olan varsa ve o zamanlarda da bu kadar yapayalnız olan,
Onlar anlar ancak beynimdeki o seslerin tarifini!
Biliyorsun zaten ya!
Tekrar geçeyim.
Devlet Hastanelerinin sağlık kurumlarının,
Sevgülü bütün doctorları hala bir boktan çakmıyorlar!
Tabi ki bize...özeline gitsek prof kesilir hepisi.
Onlara, bize ayrılan zamanlardan,
Bir tekimize dahi ayrılan bir an, o kadar yok ki!
Ama buna rağmen, daha üç gün önce…
Beylikdüzü Devlet Hastanesi'nden aldığım bir randevuya gittiğimde,
O günlerde, doktora gitmekten usanıp doktorumun,
"Tahliller yapmalıyız ama sen, on beş gün sonra randevusuz gel."
Uyarısına dahi, gitmemiş olmama rağmen bir mesaj geliyor,
"SGK'dan otuz TL kesilmiştir!"
Ve bugün, daha kahvaltımı yaparken bir mesaj daha geliyor,
"Haydarpaşa Gata'da olduğunuz muayeneden,
Doksan dokuz nokta elli dört TL daha...kesilmiştir!"
Gülüyorum yazımın bu kısmında!
Zira Esenyurt Devlet Hastanesi'neyse acilden giriş yapmıştım da,
Bir ton tahlilde orada yapılmış, bu macera orada başlamıştı.
Artık nasıl bir "Kesilmiştir!" mesajı döşeyecekse,
Sevgülü dövlet dayın ona da...
"Peki."
Sonrası, seminerdi, şuydu, buydu derken,
Metrobüsle uzun saat, git...gel arası,
Sevdiğim ve kıymetlim şiirler ve makaleler...
Sonrası, bir an önce şirkete koşmalar ki sağ olsunlar,
Ömrümde ilk defa,
Yarım kalmış bir şey yok, her şey yolunda, rayında!
Üstelik var olsun,
Hep aynı saatte bana da yapılır en sevdiğim fincanda,
En sevdiğim sade Türk Kahvesinden...
Saat beş civarıysa…
O bilmiyor ama huyları pek bir benzeşiyor,
Artık diyet doktoru o gününe ne verdiyse,
Ki Rabbim hepisinide gönlüne göre versin!
Paylaşır mutlaka üçümüzle…
Halbuki ceviz sevmem ben, kış meyvesi sevmem!
Ama onun elinden olunca...
Bir ağlayasım geliyo sevinçten...
Bugün ilk defa itiraf ettim!
Rahmetli anam, bana bir şey sununca pek bir sevinirdim.
Yaşıma da yakışmazdı hani çocukça…
"Annem beni seviyooo!"deyişim.
Deyiverdim adıyla, sanıyla...
Şaşırma!
Benim yüreğim ne vakit yanıldı ki!
"Hıııı! Hiç de bilee!"deyiverdi hatun...
"Seviyordu, kesindi!"
Tabi...
Deyip yutkundum şu an...
Sen onu da elimden almazsan.
Ki zaten sevgülü gutup ayum hemencik akşam oldu.
Belli ki azıcık mutluluğuma, bir hayli kin beslemişsin.
Akşam oldu.
Hava karardı.
Evime geldim.
Halbuki ilk defa,
Bütün raporlarımı inceleyen şirket doktorumdan,
Nihayetine ramak kaldığım olayımı öğrenecektim.
"Kanın aşırı sulanmış olması ne demek?
K vitaminine neden bir an önce başlamamışlar ki nedir?
Kandaki hemoglabin değerleri bana da annem kadar önemli midir?
Kan değerlerim bu kadar düşükse,
Ne kadar arayla takip etmeliyimdir?
Total IGE bu kadar yüksekse!
Neden hiçbir alerji testinde alerjim yoktur da bu nedir?
Lan sevgülü gutup ayum!
Bula bula benim bunca değişikli günlerimde ve sürekli,
Süreksiz hep beynimde zıplayan ekran sonrası,
Karların sesinin yüksekliğine tıbbi merakıma,
Ve ilk anıma annemden başlayacağıma mı sardın?
Merak etme, biriktirmediysem, yazamayacağım.
Zira tam evime geldim, internetim yok!
"Peki."
Valla bu sefer hiç kızmadım, zira hatırlarsanız aynı kazığı,
Türk Telekom'dan,
Vodafonenet'ten....vs.vs.den defalarca yemiştim zaten!
Ha bu arada!
Otomatik ödeme talimatımı bir bankadan ötekine,
Üstelik zamanında diğerine geçmeme rağmen,
Eskisinden oluşmaması gereken o faturayı da,
Yine bana ödetmiş olmana da kızmadım!
Saat: 20:21 de, senin şen kahkahalarına inat nihayet,
Turkcell Wifi'nin canlı müşteri hizmetlerine ulaştım,
Data karttaki sim kartımı onun dediği gibi cep telefonuma taktım,
Sonra çıkarttım, sonra geri taktım...
Sinsice orada gülerek beklediğini biliyorum!
Bekle!
O, bu, şu...derken bu saat oldu.
Şimdiyse sana bu mektubu yazmaktayım!
Zira sen okurken, biliyorum ki ben, yarın yine doğacağım.
Üstelik yapacağım dediğim şeyleri,
Yapamamaktan nefret ederim biliyorsun!
Sen mektubumu okur iken ben birkaç şey daha araştıracağım,
Ama sana söz…
Bitsin gayrı bu nefretlik efsunun, gel madem…
Sana, ilk ve son, söz…
"Bu gece kirpik diplerim ağrımayacak, gel gelebirsen!
Hayatımda, bir z*kmediğin bi kulak arkam kaldı,
O da sana ömründe,
Mükremin hikayelerine bile kuramadığın bir fentezin olur"
Zira beynimin hiçbir zerresi sana "Evet!"demiyor!
Sen istediğin virüsü yay!
İstediğin hipnotizmayı say nüfus çoğunluğuna!
Ben tekil'im!
Sevgülü Gutup Ayum...
Yazık sana…
"Gulağımın arkası hazır, bağh yoksa seni bu sefer ben seni biiiii …
Neeeyyyseee!" dedim de ona dahi gelemedin.
Kuzum…
Kendine yeni bir kutuplar bul bence…
Zira Dünya eriyor!
Cemre.Y.

29 Kasım 2017 Çarşamba

Sen Yokluğu Sendromu

…Sen Yokluğu Sendromu…
Günlerdir,
Ağzım,
Burnum,
Yüzüm,
Kolum,
Bacağım kan haritası ya...
Kan revanlarına alerjin var dediler.
Ki acilen sebebiyeti bulunmalıymış!
Hani ben, sen yokluğu sendromu diyorum ya
Bakalım doktor testleri,
Sensizliği neye tekabül ettirecek!
Zaman aşsın hele!
Uzlaşır, uzaklaşırız
Sonu ecel'eyse elbet!
Cemre.Y.

8 Kasım 2017 Çarşamba

Seni Bekliyorum Yağmur Ortasında

...Seni Bekliyorum Yağmur Ortasında...
Yağmur yağıyor yine olanca haşmetiyle...
Kaçılamayan tek şey olduğunun bilinciyle
Bu sefer de saçaksızım.
Çil yavrusu gibi dağılıveren insanları gördükçe
İstem içi gülümsüyorum hallerine!
Nasıl da kalkansızlar,
Nasıl da kınsız kılıçsız biçareler!
Hele içlerinden bazılarının
Akıyor maskeleri kirpiklerinden
Delinin teki bakışları yönüme siper
Ağır adımlarla arşınlıyorum
Nihayet boşalan bana kalan sokakları.
Onlar saçak altlarında yağmura küfrederken
Usulca yürüyorum neredeyse
Her damlayı içe içe.
Bu sefer hazırlıksız değildim ama
Dünden biliyordum haberler söylemişti.
Marmarayı sağanak basacaktı.
Bile bile şemsiyesiz çıktım sabahtan evden.
Ipıslak bir kedi yavrusu masumiyetiyle
Sen-i bekliyorum.
Kim bilir kaç yüz milyon kere
Koltuğuna oturduğun o kafede.
Yooo erken gelmedim hiç de!
Çünkü...
Ama önce...
Kendimi hatırlamalıydım.
Buz gibi bir bira söyledim
Yanında da elma dilim patates
Hardal sosları yokmuş ya neyse!
Yağmurdan kaçak insanlarla
Çoktandır buraya ortak insanların
Tam ortasındayım.
Sen-i bekliyorum yağmur ortasında.
Kırkımı geçmeye azimli geçen yıllar içinde
Kim bilir kaç defalar
Bekledim ben seni, beni, bizi?
Her seferinde buldum da kendimi.
Yalnız kalkmışlığım çoktur
Böylesi masalardan
Ya işi çıkar, ya acil bir şeyi...
Bu sefer hazırlıksız değilim ama
Bu sefer bile isteye unuttum evde şemsiyemi.
Bilirsin nadiren tarih düşerim yazdıklarıma.
Seni bekliyorum
Bugün günlerden sen olması gereken seni.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...