misk-i amber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
misk-i amber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2025 Pazar

Olmadı Tabi

...Olmadı Tabi...
Ayaz vurmuş gonca gül'üme.
Oysa ömrünün solmasına daha çok vardı.
Daha kadife gibi olacaktı yaprakları,
Hayata gülümserken mis-i amber gibi kokacaktı.
Olmadı tabi, bu sefer de olmadı.
Cemre.Y.

24 Mayıs 2025 Cumartesi

Koku

...Koku...
Misal...
Yıllar önce terasımdaki saksıma ektiğim,
Hiçbir zaman, hiçbir çiçeğinden de,
Özlediğim o zambak kokusunu bana hiç sunmayan
Ki buna rağmen sırf hiç yoktan çiçekleri açıyor diye
Onlardan vazgeçemediğim o kökleri,
An gelince yine çiçekler açmaya meyillenince,
Saksısını ne yana çevirirsem çevireyim,
İlle de akşam güneşine döndürüyorlar ya yapraklarını,
Gayri çiçek açsa ne, açmasa ne!
O güzel çiçeklerinin kokusu,
Misk-i amber kokusu olsa ne, olmasa ne!
Hayata her daim umutla tutunmaktan da yoruluyor insan.
Hem ben güneşi seviyorum diye
Güneşinde beni sevip
Mis kokulu çiçekler açtırması
Ya da...
Sadece yapay bir çiçekmişim gibi
Çiçek yapraklarımı kokusuz bırakması
Artık umurum dışı oluyor ya!
İşte ben tam ondan vazgeçtiğimde,
Onun bu mevsimde yeni çiçekleri açtığında
Artık misler gibi alıyorum o kokularını.
Sorsan sanki anamın köyünden
Doğduğum eve giderken rastladığımız
Sadece annemle ikimizin görüp bildiği
Doya doya doyumsuz kokladığımız
O dağ zambağının kokusuymuş gibi,
Sanki bir özür ve sanki,
Elden bu kadar gelir,
Ne sana ait kalabilirim, ne de sana dair!
Ama seni seviyorum gibi bir şey bu.
Cemre.Y.

23 Ocak 2021 Cumartesi

Can Parem

...Can Parem...
Ey benim sesinin heyecanından öptüğüm.
Gülüşünde güneş ışıltıları saklayanım.
Kokusunda misk-i amber rüyalar saçanım.
Günüm, gecem, can parem.
Cemre.Y.

16 Ocak 2021 Cumartesi

Kardan Kadın

...Kardan Kadın...
Ne vakit kar yağsa, şöyle lapa lapa!
Çocukluğumdan beridir,
Evlerin çatılarına bakarım en ilk.
Çatıların bacalarından uzanan dumanlara!
Mutlu evleri hayal ederdim sonra...
Mutlu evlerin, mutlu aileleri,
Mutlu mutlu, soba başında kestane pişirirlerdi.
Kuzinenin gözünden börekler çıkardı mis gibi!
Çocukların gözlerinde, yıldızlar uçardı sevinçten.
Sonra anneyle baba birbirine aşk ile bakardı yeniden.
Sözleşirlerdi gizlice, mutlu bir çocuk daha yapmak için.
Yemekler yenilip, sıcacık çaylar içilirken,
Kar sessizliğine mutlu cümleler karışırken,
Gözleri mayışırdı çocukların uykuya,
Anneleri pek masal bilmezdi lakin!
Yorganlarını örterken,
İlla ki burunlarının ucundan öperdi çocuklarının.
Sonra mı?
Sonra yağmur yağdı işte!
Çocukluk, ergenlik, gençlik, evlilik, bekarlık...
Her yer çamur çamur!
Bir tek yıldız var işte şurada, tam göğsümün ortasında,
Mevsimsiz açmış, her mevsimi ayrı bahar, tek bir lale!
Kar sessizliğinde, yüreğimin çağlayanını duyduğumdur o!
Sonrası yağmur yağmadan geçsin dileğim.
Çünkü dışarıda evlerin çatılarına bakan o kardan kadın benim.
Cemre.Y.

16 Ekim 2020 Cuma

Eksik


...Eksik...
Ucuza harcanmasın diye ömrümün gururu...
Pahalı gün batımlarının çok yıllık kadehlerini,
Yüzlerine döküp, arkama dahi bakmadan,
Çekip gitmişliğim çoktur da!
Hani es kaza...
Salaş bir balıkçı masasının,
Rengarenk masalarından birinde,
Hayata..
Yeni bir şans vermişçesine eğmişsem başımı,
Fesleğen yalnızlığımın tam ortasındaysam hani!
İzin vermişliğimde vardır hani,
Yüreğimin usulca okşanmasına.
Kalbimde çiçek bahçeleri açarken,
Misk-i amber kokularımı da salmışımdır ya hani!
Şimdi...
Şöyle bir bakınıyorum da yüreğimin kıyılarına,
O, onca yüze dökülen kadehlerin mi ahı vardı acaba!
Zira...
Nicedir masaların rengi solmuş,
Sandalyelerin hep bir ayağı aksak!
Bir tek fesleğen çiçeği bile yok, eksik!
Hadi insanı geçtim de...
Mavi eksik, yeşil eksik, sarı eksik,
Gururumun koca çınarının kahverengisi eksik!
Hani şöyle namus timsali falan da seçilmemişim,
Şu hayattan bir "Aferin!" bile bana hep eksik!
Daha denizi, yıldızı, yakamozu, mehtabı, ay'ı...
Daha...
Rakıyı, şalgamı, eşliğinde balığı saymıyorum bile!
Ulan özlenmeyi falan geçtim de,
"Sen bende eksik kaldın." diyenim bile olmamış hiç!
Eksik işte.
Her şey...
Herkes...
Fesleğen yalnızlığına bürünmüş ömrümde...
Ömrüm...
En başından terk edilmişçesine,
Hala, hep eksik!
Cemre.Y.

17 Ekim 2019 Perşembe

Sevgili

...Sevgili...
Sana kırılgan kelebek kanatlarımı sunacağım sevgilim.
Sana, hayatımın en uzun feryat figan çığlıklı suskunluklarımı.
Sana, tebessümlerimi sunacağım sevgilim.
Sana, gülüşümü,
Sana, katıla katıla kahkahamı!
Sana, durgunluğumu, misk-i amber kokumu.
Sana itirazsız anlayışımı sunacağım misal!
Buruk hatıralarımı hiç yaşanmamış sanacaksın kusuruma bakma!
Zira ömrümün kitabının ön sözünü bile kim'ime aleni sunsam,
İlk o yaramdan sapladılar zalim hançerlerini.
Varsın biri bari şiir sever görünüp,
Hayat romanıma dahil olmadan ön söz'den...
Son söz'e kirli çarşaflara bulanma derdinde olmasın değil mi?
Yoksa ömre bir haz daha katmak ne ki sanal olduktan sonra.
Sana...
Bir ben sunarım sevgili,
Senden geçersin,
Ama geçme!
Biz'de kal uzun bir süre...
Cemre.Y.

9 Temmuz 2019 Salı

Yolda Yürürken Kitap Oku

...Yolda Yürürken Kitap Oku...
Evime doğru giden yolda serviste giderken veya
Yolda yürürken kitap okuyor olmama hala şaşıranlar var,
Ben de onlara şaşırıyorum!
Otobüste, minibüste, metrobüste ya da herhangi bir araçta,
Hatta yolda yürürken bik bik telefonlarıyla oynayabiliyor ama kitap okuyamıyorlarmış!
Bu akşam tam kitabımın son sayfalarının en heyecanlı yerine gelmişim,
Apartman girişinin merdivenlerine konuşlanmış mahalle gençlerini yarıp,
Tam yine okuyarak kapıyı açacağım...
Alt kat kiracı komşunun aylak kardeşi durduk yere,
"Abla bir şey sorabilir miyim?"dedi.
"Sor tabi, nedir derdin?"dedim.
"Abla sen bu kadar usanmadan ne okuyon yollarda,
Arabalara çarpmıyon, taşa çarpmıyon,
Öle dümdük gözün kitapta okuyon da okuyon ne okuyon, ne tarz okuyon!"dedi.
Gözüm kitapta doğru anahtarı bulup kilidi çevirirken,
"Kitap okuyorum gördüğün gibi."dedim.
"E tabi kitap da ne üzerine, konusu ne, hem nasıl düşmüyon yürürken."dedi.
"Birincisi; Yolda yürüyerek kitap okurken,
Telefonlardaki sanal sosyal medyalardaki gibi
Dikkat dağıtacak resim, fotoğraf vs. olmadığı için,
İnsanların kulakları çok daha keskin duyar.
İkincisi; Arada bir yürüyeceğin yol mesafesine,
Karşına çıkabilecek insan veya çocuk sayısına,
Hatta hiç olmadık anda yoluna çıkacak araç ihtimaline dikkat edersen,
Öle dümdük yürüyerek kitap okuyablirsin yürürken.
Üçüncüsü; Ne bulursam okuyorum, mesela bu bir roman,
Polisiye bir roman ve en güzel yerini de sen şimdi böldün."diyorum.
"Aa! Ben duymuşdum bu Polisiye Roman kitabını çok güzelmiş he"dedi.
İnsani bir sabırla içimden "La Havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim."çekip,
"Kardeşim roman okuyorum, tarzı da polisiye!
Yazarı; Jean Christophe Grange
Romanın Adı; Ölüler Diyarı"dedim.
Hay demez olaydım...
"Tamam abla ya bir şey demedik öyle ölü mölü oluyo mu şimdi
Ama onu da duymuştum çok güzel bir kitaptır ha!"dedi.
Saat bu saat oldu hala kendi kendime gülüyorum ağlanacak hallerimize!
Oysa öyle sıkı bir dindar olmasam da,
Hatta taa çocukluğumdan çoğunlukla yaradıma gücenip,
Çoğunlukla da "Eh o da ne yapsın ki insanların bu kadar üreyeceğini öngörememiştir,
Nasıl ki her yerimiz mobese kamerası doluyken ve herkes her şeyimizi,
Her anımızı gözlem altında tutuyorken bunca şiddete, cinayete,
Kimse öncesinden dahil olamıyorsa,
O neylesin bi dünya dolusu insanın kaderiyle"diyerek yeniden barışsam da.
Rabbimizin Peygamber efendimize ilk emridir "İkra!" "Oku!"
Neyse belli ki yine dünyayı biz kurtaramayacağız azizim,
Şiirimize bakalım biz.
Cemre.Y.

21 Şubat 2019 Perşembe

Kalubela'm

...Kalubela'm...
Oysa, nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
İşsiz günlerimden biriydi o gün yine.
"Annem...
Yıllar yılı beni sevmeye fırsat bulamamış annem,
Yüreğimin yongası, ciğerimin alevi annem,
Bunca yıl sonra...
Onkoloji kapılarında,
Onun kemoterapisinin bitmesini beklerken
Kahvaltısız evden çıktığımı hissedip,
Hiç yoktan çay içersem yanına katık olsun da
Aç kalmayayım diye plastik saklama kabı ile
Bana evinden kek getiren anneeemmm !
Çantasından çıkartıp elime tutuşturan annemm!
Ne diyeyim ben şimdi sana şimdi?
Hiç yoktan ilk okulumun ilk günlerini hatırlattın bana!
Hani teneffüs zili çalınca yavrularına koşan anneleri,
Ellerinde beslenme çantalarıyla,
Aman evladım,
Şunu sevmezsen şunu kesin ye diyen anneleri!
Babam olmayasıca beni bir yaş küçük yazdırmış ya!
Evveline çok aklım sarmıyor da.
Tam tamına altı yaşımdaydım o zaman.
Ve ben sana ilk okulumun ilk teneffüsünde gücenmiştim.
Beslenmesinde değildim hani,
Daha dün gece hiç yoktan bir ton dayağımı yemiştim de,
Bari o ilk gün,
Diğer anneler gibi olaydın ya!" demiştim sana.
Giriş çıkış yasağının,
Bitmesini ve benim gelmemi beklediğin gibi
Beni guatr illetinden ameliyat olmaya terk ettiğin,
O ilk, sensiz gecemizin, o lanet anların, o lanet dakikaların,
O lanet yağasıca saatlerin...
Baba tacizi yüklü, acılarımın,
Artık bitmesini dilediğim beklemişsin yine beni!
Bunca zamandır seni buraya getirip götürenlere soruyorum.
Gayet de cesur ve elinden geldiğince,
Güçlü ve dik duruyormuşsun!
Hiçbirine de öyle...
Gözlerinin ışığında yılların korkularını biriktirmiş,
Bir sarılsam dudakları çoktan ağlamaya hazır,
Küçücük bir kız çocuğu gibi çaresiz bakmıyormuşsun!
Ben ikinci defa, altı yaşımın ilk yarı tatilindeki o gece,
Ben üçüncü defa,
Ben giderken "Mutlu ol yavrum" demediğin gece,
Ben dördüncü defa,
"Gittin de dönmedin mi sanki!" deyişine...
Ben beşinci defa...
Hiç yok halimle,
"Tek bir toz tanesine kadar parasını sayarsan,
Anca bir dairem var dersin!" deyişine...
Ben altıncı defa...
"Seni doğuracağıma taş doğursaydım da,
Hiç değilse evime duvar olurdun!" deyişine...
Çok mu çok gücenmiştim be anne'm!
Lakin sevdamdın sen benim.
Uykuya daldığım gecelerin,
Sabahına varamamayı dilerdim en çok!
Olurdu ya,
Ölümü bari öper koklar, sarar sarmalardın diye.
Tam kırk beş yaşımın yirmi üç yılı,
Hep bunu diledim için için
Sonra yosun gözlüm doğdu işte...
Ölemedim.
Yıllara yıllar,
Aylar, haftalar, günler, saatler, dakikalar eklendi.
Sonra o gitti ölemedim,
Sen yaşamaktan yoruldun, ölemedim.
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
"Ah be yavrum,
Hiç yorulmasan da hiç gitmesen ya!" deyişine
Zaman ömre yenik düştükçe,
Anlamaya başlamıştım nihayet!
İlk okulumun, ilk teneffüsünde yanımda olsaydın,
Orta okulumun ilk teneffüsünde,
Bana gelebildiğin gibi olacaktı halin!
An gibi dimağımda hala!
Apak, pullu yazman kana bulanmış,
Dudağın kenarı kan sızımaktaydı sızım sızım,
Sınıftakilerin sana nasıl baktığı,
Umurumun dışıydı, gelmiştin ya!
Seni ilk ve son defa,
O vakit affettim seni anam, kusuruma kalma!
Ne de olsa sevdalıydım ben sana!
Geldiydin ya!
Ya sen ana'm...
İlk ne vakit,
Yanlış doğduğumu biliyorum,
Eril olamayan cinsiyetimden de!
Son ne vakit,
Doğru yer ve zaman da durduğumu da biliyorum da!
Niçin, neden ana!
Muhtaçsız, ihtiyaçsız, lazımsızken durduk yere hani!
Hangi an'ındı beni yürekten sevdiğin an!
Misal ben yosun gözlüme her an,
Özellikle her gece...
Mütemadiyen her gece!
Duysa da duymasa da,
Yüreğimin,
Ta ciğer yırtılışı kadar hiç usanmadan, yorulmadan,
"Seni seviyorum lülücanım!" derim ona...
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere...
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
Hayat, ne gariptir ki,
Unutmamak yemini etmiş herkes günümüzde!
Peki madem!
Kalubelamdan sorgulayalım bir,
Bu durumların vehametini!
Şimdi biz Hz.Süleyman'ın rüzgar olabilmesini...
Rüzgar olup, uçup gidecekken, neden onca çileyi çekmiş?
Hz.Yusuf'un rüya tabirlerinin hikmetlerini...
Kendisini kurtaracak,
Tek bir rüya göremeyeşinin efsanevi olmasını!
Hz.Musa'nın nehri ikiye bölebilmesini,
Ki asasını yere vurduğunda yılan olmasını...
Mademki nehri yarabiliyordu da neden ki,
Firavunu nehri yarmaya gerek kalmadan,
Yılanların onları helak etmesini sağlamamasını!
Hz.Muhammed'in "Sihir demesinler!" diye
En az mucizesi olsun diye kader konulan!
Ama çocukluğundan beri kafasının üstünde
Bulut gezen bir peygamber olmasını...
En mucizesi az olanın,
En çok inanılan olmasını okuyalım madem!
Geçen gün prens denilen herif!
Bunca müslüman'ın yüzüne tavaf eyleyip,
Etrafınca dua dilediği sonradan restore olsa da Kabe ya!
Çatır çatır gezip bastı üzerine!
Hani güya...
Bir umre ile geçecekti bütün hastalıklar!
Vallahi de tallahi de içlerinde yüce yürekler de vardılar!
Oysa nicedir sıfatı fark etmeksizin,
Yanıma, yöreme insan biriktirmiyordum güya!
Nicedir de sokaklarda gördüğüm,
Kedilerin, köpeklerin başlarını da okşamaz olmuştum.
Ölüp giderler de, beni onlar da hepten terk ederler diye!
Ama, insansın işte...
İnsanlarla haşır neşirsin hayatın mecburiyeti bu!
Hiç yoktan birinin boynu bükülüyor da kadere…
"Kanser olmuş!" demiyorlar mı?
Ciğerim yırtılıyor ömründen!
Sanki unutabiliyor muşum gibi,
Rahmetli anam gelip oturuyor boğazımın ilmeğine!
Cemre.Y.

30 Ocak 2019 Çarşamba

Zaman

...Zaman...
Baktım da şöyle bir geçmişime,
Zaman...
Ayarı bozulmuş bir sarkacın gölgesine saklanmış,
O yaramaz çocuğun bütün misketlerimi çalıp,
Kayışı kopmuş zemberek hali gibi hızla geçmekte.
Karşımdaki adamın artık uzayan sakalları,
Yer yer kırlaşmış çoktan!
Saçlarına kırağı yağmış ben görmeyeli.
Halil İbrahim sofrasını da yese
Hep incecik kalan bedeninde
İhtiyar göbeği oluşmuş ben görmeyeli.
Fakat ne vakit karşıma geçip bir hikaye anlatacak olsa!
Hala arsız bir deli kanlı gibi kahkahalarla sırıtmakta.
O güldükçe gözlerinin içi öbek öbek gülmekte umursuzca!
Kızmadım bu sefer, kırılmadım, gücenmedim de,
Meğerki divanına durup
El sürdüğü Kabe bile onu adam edip büyütemediyse.
Meğerki onun da olmayasıca mizacı böyle.
Saygıda kusur etmedim yine de,
Sırf Kabe'ye el sürmüş diye elinin içini de öptüm hani!
Artık gelenin de geçenin de benimle değil mizanı.
Gördüm ki yaradan da artık,
Her onun divanına yanaşıp şeytanı taşlayanın,
Öyle nur falan yağdırmıyor yüzüne.
Selamını yollamış bana aldım kabul ettim.
Zira adam,
Nuru pak cennetlik dönseydi ona daha çok gücenecektim.
Yüreğime sardım selamını ve de sevgisini,
Çok tatlı şeyler sevmiyorum diye,
Peygamber efendimizin diktiği
Hurma ağacının torunlarından yollamış bana,
Tam da ağzımın tadına göre, ne çok tatlı, ne de tatsız!
Teşekkür ve şükür ettim.
Doğduğum günden itibaren, tam da artık tam zamanıyken,
Kendim dahil her şeyi canı gönülden,
Tam ciğerimin içinden Allah'ımı bile affettim.
Cemre.Y.

2 Aralık 2018 Pazar

Neyse

...Neyse...
Doğunun kıraç topraklarından çıkıp
Antalya'daki o otele,
Aşçı yamağı olarak gelip yerleştiğinde daha yeni yetmeydi.
Sağ olsun kirvesi
"Çok işimize yarar ağam,
İşden de heç yorulmaz bu deliganlı." diyerek işe aldırmıştı onu.
İlk aylar epeyce gözyaşı dökmüştü,
Otelin mutfağında sabahlara kadar soğan doğrarken.
Arada bir eski dolabına bakıp,
Köyünü terk ettiği o gün sırtında olan yırtık ceketine,
Ütüsüz pantolununa sarılıp ağlardı anasının kokusunu özledikçe.
Sonra sonra garsonluğa terfi etti esmer adam.
Otelin yemek salonunda salınıp duran,
Yaşıtı hatunlara hayallenmeye başlarken
Hep yaşlı ve yalnız teyzeler denk geliyordu kısmetine.
Nihayet eli para tutup,
Köyüne köy evine yetecek kadar para yolladıktan sonra
Kalanları biriktirmeye başladı.
Şef garsonluğa terfi ederken,
Bir yandan da yemek kurslarına gitmeye başlamış,
Bir yandan da otelin çalışanlarına,
İndirimli diskolarına gidip birkaç bira içerken
Arkadaşlarıyla,
Gündüz yemek sunarken kesiştikleri hatunları tavlama derdine girdiler.
Bu gavurlar da pek özgürdü yahu!
Hem beleş içki ısmarlayıp,
Hem de hiç tanımadıkları kaytan bıyıklı herifleri hiç reddetmiyordular.
Nereden duydularsa duymuşlardı Türk erkeklerinin methini!
Bize sorsanız çoğu asparagas olan müthiş sevişmeler.
Kimini kızların, kadınların kendi odalarında seviyorlardı,
Kimileriyle barda, sahilde, kumsalda!
Neredeyse her gece başka bir hatunla sevişiyorlardı.
Memleketlerinin aksine epeyce sıcaktı Antalya.
Sonra bir yaz akşamı yemek salonunda rastladı ona.
Hiç duymadığı kadar güzel bir koku duymuştu onda.
Sanki memleketinin,
Sarp dağlarında nadiren açan ilkbahar çiçekleri gibi kokuyordu kız.
Bembeyaz yüzüne narince oturan hokka burnuyla,
Kestane rengi dalgalı saçlarıyla,
Gülerken görünen inci gibi dişleriyle,
Hiç benzemiyordu diğer gavur kızlarına.
Akşamında öğrenmişti çoktan gece hangi diskoda eğleneceklerini,
Çok şükür çat pat İngilizceyi de epeyce ilerletmişti.
Arkadaşından janti kıyafetler ödünç alıp,
Süslenip püslenip gittiler mekana
Kokusunu sevdiği kız arkadaşlarıyla gelmişti mekana.
Bu gavurlar da genelde kalabalık geliyorlardı tatillere.
Dans ederken tanışıp masaları birleştirmeye koyulmuşlardı çoktan.
Şakalaşırken koluna, omzuna dokunuyordu kızın, teni ipek gibiydi.
Fakat kız bir türlü diğerleri gibi rahat değildi.
Halbuki kızın arkadaşı çoktan beline dolanmıştı esmer adamın.
O geceyi mecbur kızın arkadaşıyla geçirdi.
Ertesi sabah da,
Kızın olduğu masaya otelin bahçesinden koparttığı birkaç çiçeği koydu.
Kızın arkadaşı uyanamamıştı daha öyleyse bu çiçekler kimeydi?
Sonra sonra açıldı esmer adam kıza,
Kız kesin bir yanıt vermeden İsviçre'nin eteklerine uçup gitti.
Ertesi yaz tekrar geldi, yakınlaştılar biraz daha!
Yazışmalar, konuşmalar sürüp giderken,
Eertesi sene geldiğindeyse evlenmeye karar verdiler.
Esmer adam sevdiğini beklerken,
Sevdiğini niceleriyle başka hatunlarla aldatırken
Her şeyi bir kenara bırakıp İsviçre de yaşamayı dahi kabul etmişti.
Esmer adam bir markette iş bulup reyon şefliğine kadar yükselirken
Günlerce defalarca da,
İsveç hatunları tarafından tacize uğramıştı ama o hepsini reddetmişti.
Sevdiğine söz vermişti zira!
Eline başka kadın eli değmeyecekti.
Yıllar geçmiş, iki de erkek evlatları olmuştu.
Derken esmer adam,
Küçücük bir kasaba kadar olan yeşil İsviçre'nin yeşilinden dahi sıkıldı.
Köyünün kıraç toprakları burnunda tütüyordu ya,
İstanbul'da dahi yaşamaya razıydı.
Öyle ya,
Arada bir değişiklik olsun diye,
Gidip durdukları Almanya bile aynı Almanya'ydı.
Yıllar İsviçre'yi de Almanya'yı da iyice tüketmeye başlamıştı.
Her şeyi geride bırakıp İstanbul'a yerleştiklerinde,
Hala kokusu kendisinden önce gidiyordu karısının,
Hala bir akraba ziyaretine gidilse onunla ilgili ilk hatırladıkları şey,
Şıklığı, güzelliği ve kokusuydu.
Fakat birkaç yıl daha geçince her şey eskimeye başladı.
Salondaki koltuklar bile eskidi, balkondaki çiçekler solmaya başlamıştı.
Üstelik nicedir esmer adam işten yorgun argın geldiğinde
Yıllar yılı, onu kapıda,
Hep mis kokusuyla karşılayan o kadın ona pejmürde görünmeye başlamıştı.
Sonra sonra kapıda karşılanmalar da bitti.
Kadında İsviçre vatan hasretine dönüşmüştü.
Oysa esmer adam yıllar önce sevdiği uğruna gittiği İsviçreye
Önce yaşadığı köyün kıraçlığından farklı olduğu için,
Sonra da parası tatlı olduğu için çok yıllarca katlanmıştı.
Dönülemez akşamların ufkuna doğru yol açmaya meyillilerdi.
Bu arada esmer adam yeğenin arkadaşından hoşlanmaya başlamıştı.
Neyse ki yeğenin arkadaşı dul olmasına rağmen,
Evli adamlara karşı saplantılı bir "Hayır!"ı vardı.
Tam dört yıl dolaştı etrafında.
Kadın "Nuh!"diyor, "Peygamber!"demiyordu.
Hoşlanmıyor değildi adamdan, komplimanlarından
Ama onun da yuvasını yıkan bir başka kadındı ya,
Tek derdi "O kadın." olmasındı.
Dördüncü yılın sonunda zaten bütün hikayelerini çoktan biliyordu da,
Esmer adamın karısının babasının ölümünden sonra
Bütün mirasa konduğunu öğrenince,
Toptan değiştiğini dertleşmişlerdi o masada!
Dört yıl geçerken,
Esmer adamın hoşlandığı kadın bekar birine sevdalanmış,
Konunun odak noktası evliliğe dayanınca yine aldatılmıştı.
Bekar adamın kız kardeşinden duyduğu hakaretler hala kulağının arkasındaydı
Oysa o kimseye yamanmak derdinde değildi.
Başta sorun sayılmayan yaş farkı, medeni durum,
Çocuk vs.hepsi önüne tek tek temcit pilavı olarak sunuldu.
Kadın vazgeçti!
Kadın her şeyden vazgeçti,
Esmer adama inanmıştı ya ona ilk ve son kez "Evet!"dedi.
Sonra sonra defalarca el ele girdikleri,
O kumları yumuşacık olan, denizi insanın içini saran,
Odası orta halli o eve son kez gittiklerinde ortalık lağım kokuyordu!
Kadın vazgeçti!
Aldatana karşılık olmak onun harcı değildi.
Aldatılana "O kadın!" olmak onun harcı değildi.
Öylece gitti.
Yıllar sonra esmer adam uzunca bir mesaj yazarak kadından helallik istedi.
Boşanmışlar beş yıl önce.
Suzi evdeki eski eşyalarını ve çocukları alıp memleketine gitmiş,
Esmer adam da çocuklarını her özlediğinde İsviçre'ye gidip,
Onların evlerinde kalıp,
Hep beraber biraz vakit geçirip dönecekmiş Türkiye'ye!
Sanki evlilik cüzdanı olunca kesinleşiyor beraberlikler!
Sonuçta o evin yatağında ayrı olsa dahi yatıyorsanız bu aldatmak değil midir?
O yatakların birleşmediğinden kim emin olabilir!
Eyvallah deyip gittim.
Arkama bile bakmadan gittim hem de.
"Neyse!"
Cemre.Y.

24 Kasım 2018 Cumartesi

Sevdiğim


...Sevdiğim...
Ey benim sesinden vurgun yediğim.
Gözlerinde yıkık yüreğimi mühürlediğim.
Ey benim kalbi kırık mülteci sevdam.
Nefesini nefesime değdirdiğim,
Misk-i amber kokulu yarim.
Sevdiğim, sevdiceğim, ömrüm dediğim.
Söyle ne vakit dolacak sana olan hasretliğim.
Cemre.Y.

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?

...Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?...
Günün belirli saatlerinde,
Hele ki sabah vakitleri milletlerin vekillerinin,
Hatta gerekirse cumhur başkanlarının,
Gerekse de kraliyet saraylarının belirlediği zamanlarda,
İnsanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Ezan seslerini türlü güzel nidalı imamlarıyla beraber,
Hiçbir sesinin duyulamayası,
O iğrenç seslileri de imam yaptın diye!
Bangır bangır bağırtan'ım!
Yine insanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Allah'ı aynı ama peygamberi ayrı yaradan'ın emri ile,
Kimi bir piyanonun sanki bir lire dokunmuşçasına,
Öyle bir yumuşak dokunuşla çanlar çalınırken,
Kimi paslanmış oksidasyon'lu sesiyle,
Kulağımızda zangırdatır ve bizi korkuturken başka ülkelerde.
Üstelik bütün bilinmiş dinlerde
Yaradanın yarattığına ezası...
Hep buluğ çağını çoktan geçmiş'i tasvir edilirken,
Ve birçok dinlerde buluğ çağı geçmemişse,
Hiçbir insan evladına halvete meyl edilmezken!
Ben, her bana sorulduğunda,
"Müslümanım elhamdülillah" derken.
Ama içimden!
Baba'm bana ilk tacizde bulunduğunda,
Henüz altı yaşımdaydım,
Biz müslümanlar'a vaad edilen,
"Ölür isek cennet kesin!" zamanımızdaydım yani.
Şimdilerdeyse...
Neden herkes gibi vedalaş'amıyorum,
İçimdeki habis şeylerle de durduk yere,
Bana hemoroid teşhisi konuluyor artık anlıyorum!
Çünkü içimi dışıma açarsam, o girebilirdi!
Çırpındım ama ölmedim!
Yenilmedim de.
Bir sonraki yelteniş'indeyse,
Göğüslerim daha yeni bitmeye başlamıştı,
Arkadaşlarım,
Anaları, ergen arkadaşları öyle demiş diye
Koca koca taslar koydular memelerine,
Hani o kadar büyük olurmuş diye.
Ben küçücük kahve fincanlarını dayamış'tım memelerime.
Hani hiç kimse heves edemesin diye!
Yine de baba'm...
İlk onlara dokunmak istemişti nedense?
Şimdilerde...
İstediğim her an degajeli fotoğraf paylaşıyorum!
Artık kırklı yaşlarımdayım!
Hele bir dokunmaya meyl etsin!
Sikini keser, ağzına tıkar, ibreti alem olsun diye de,
Cümle aleme yayarım!
Gerçi,
Gerçeğimden geçtiğim onca zamanlar içinde de çığlık atmıştım!
Rahmetli anam beni o günden beri hasmı bellemişti,
Susmamıştı ama...
Sevgisi artık eksikti.
Şimdilerde rahmetli olmaya haylice yakın olan,
Zavallı prostat kanseri olan babamın babası bile,
O günlerde bu çığlığım ses getirmeye devam ettikçe...
"Canım, o da kız kısmı sonuçta,
Gecelik giymeseydi." demişti.
Öldüğünde dedemin mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da
Daha ölmedi.
Öldüğünde babamın mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da,
Daha ölmedi.
Daha dün,
En üst kattaki yatak odamın penceresinden bir nefes alayım derken,
Hani o sevdiğim, hani o en beni seven kardeşim,
Hani o, en mutlu olunası aile için anama bile cephe olduğum,
Kardeşim, karısı, ve çocukları...
Toplamışlar kendince sevdikleri akrabaları!
Maldı, mülkdü,
Baba'ydı...
Haksız yere konduğu mülkü nasıl onlara aktarma'lıydı,
"Hangi yolları denemeli" ydiyi konuşuyorlardı,
Kızımı ve ben'i unutarak!
Yani geçmiş...
Aradan 3-5 gün geçince unutulur azizim!
Hele ki 3-5 kuruş geliri varsa çoktan unutulur!
Onların bir kızı yok nasıl olsa...
Erkekleri'yse gaylerden korumak yeterliydi,
Oysa ben görmüştüm,
Rahmetli anamızın bizi her yaz Kur-an öğrenelim diye,
Gönderdiği o Yeşil Cami'de...
Kur-an kursundaki kızlar salınıverilirken,
Dileyen...
Erkek öğrencilere ek nizam verildiğini!
O vakitler baba kahve köşelerinde,
Arkadaşı olduğu eşlerinin...
Kocasını nasıl da tufaya getirip yendiklerini anlatan,
Kodaman kodaman godoşların,
"Ondan artık vazgeç de, bana gel!"li endekslemelerine,
Rahmetli anamın,
Eski nacağıyla savaş açma dönemlerindeyiz.
Özür dilerim senden anne'm...
Baba'm gibi bana dokunmak yerine,
Seni tercih ettiler de,
Sen kendini savunabildin diye!
Ve özür dilerim anne!
Sana bütün bu hayatlarımızın,
Dönüm noktalarını sana anlatıp,
Senle paylaşıp,
Benden korkmanı sağladığım için!
Ve artık sen de benden özür dile lütfen!
Artık ölmüş olsan bile...
Bekaretimi...
Sevdiğim adam' a feda ettiğim,
Ve bunun için bunca bedel...
Aşk, ihanet, çocuk, ayrılık,
Ayrılık...
Ayrılık...
Ayrılık...
Şimdi bana neden ömrüme ait,
Sadece kızım'dan daha değerli hiçbir şey yok diye soruyorlar ya!
Çünkü...
Hiç kimsenin...
Sadece...
Kız evladı yok!
Bilmiyorlar?
Hiçbir şey'i anlamak istediklerinden fazlaca da...
Bilmek istemiyorlar...
Sana bir sır vereyim ağa!
Bu hikaye...
Senin aile efradından birinin kumarhane yönettiğine,
Senin aile efradından birinin uyuşturucu içip,
Uyuşturucu satmasına,
Bu hikaye...
En çok güvendiğin kardeşinin,
Mevzu bahis konusu geçince...
Senin çoktan ona ve ailesine bila bedel feda ettiğine rağmen
"Zamanı gelince,
Şu, şu kadar!" dersin matahlığını sana dillendirmesine değmez!
Çünkü diyemezsin ki ona
"Ulan bezirgan evladı!
Hadi geçtim sonraki sana ihtiyacım olan günleri de...
Baba denen o adam beni yemek masamıza yatırdığında,
Götümü sikmeye çalışırken, sen çığlıklarımı duydun da,
Kulaklarını yastığa gömmüştün hani!
Komşular yetişip beni,
Hastalanmışım gibi karın ağrısından doktora götürülürken sen!
Yatağın altında titriyordun hani!
Hani seni sormuşlardı da ben,
Trakyanın, o Pınarhisar'ındaki,
Bitli arkadaşım Ayşe'ler de, olduğunu söylemiştim hani!
Onun abisi de senin arkadaşındı ya!
Geçen gün...
Kulaklarımla duydum benim için aslında ne hissettiğini!
Oysa...
Hep...
"Yeterince büyük olsa kurtarırdı beni." demiştim.
Yeterince büyüdüğünde de,
Bana oldurmaya çalışılanları öğrendin ses etmedin.
Öz yeğenini, öz kardeşinden kollamaya çalışırken ben,
Ona da ses etmedin!
Kızımı, evimden, içimden kovarken de,
İçimdeki korkuları tıpkı altı yaşımdaki,
O kocaman çığlıklarımı duyduğun halde ses etmedin!
Yıllar sonra da...
Anamın uğru diye açtığınız kuran kursunun,
O serin bahçesinde siz çekirdeklerinizi çitlerken mi duyacaktım!
Aslında size göre..
Hiçbir işe yaramayan bir insan olduğumu?
Size bir tek hele ki bu dönemde!
Bir kız evlat diliyorum kardeşim!
"Bakalım, erkek o!
Nasılsa atlatır, rahatlığı yerine,
Onu kara çarşaflara serseniz de,
Onun topuğundan,
Yok bilmem ne,
Kara çarşafının kenarından görünmüş olan bileğinden,
Yok bilmem ne,
Balkondayken kimse yok sanıp,
Etrafa bakınırken gerdanından!
Yok bilemem ne,
Sosyal medyalardan birinde,
Es kaza uzun görünen kirpiklerinden,
(Benim evladım açık diye bunlar onda da dahil değil mi sanırsın!)
Kork!
Senin bir değil beş kız evladın olup,
Her biri bambaşka karakterlerde ve de inanışlarda olsun!
Bakalım o zaman!
Size üç kuruş gelir sağlıyor diye o babaya hala acıyacak mısınız!
"Esselamu Aleykum Verahmetullah!" diyorsunuz
Her gün milyonlarca kere...
Peki cennet garantili evlatlar,
Cenneti açlıkla, tecavüzle, iğrenç ecellerle sınansın diye mi!
Bu nasıl bir yaradan egosu!?
Şimdi şükür mü etmeliyim sana,
Hiç değilse tecavüze uğramadım,
Hiç değilse ben de öldürülüp,
Bir dere kenarına atılmadım diye!
Sen söyle Allah'ım!
Bunca zulüm hangi yaradanın egosu?
Cemre.Y.

10 Haziran 2018 Pazar

Oysa

…Oysa…
Oysa...
Terinin kokusu, misk-i amber'im...
Teninin dokusu, cennet yatağım...
Gözyaşının damlasını yuttuğumdaysa,
Zemzemimdin be yarim.
Ben artık cennette değilim!
Dünyaya hiç hoş gelmedim.
Cemre.Y.

15 Aralık 2017 Cuma

Oysa Sen Bana Hep

...Oysa Sen Bana Hep...
Bir kızıl olasım var da...
Sonra sarı'ya dönmek çok zor be usta'm!
Bir de bunun
Ah'larıyla
Vah'ları...
Üstüne de
Eyvah'larıyla
Eyvallah'ları var.
Bir de bunun...
En sonunda yanan saçları.
Acının dibi'neyse...
Verilmiş o bütün o sözleri hatırlatması var!
Oysa sen bana hep misk-i amberdin.
Sahi anne!
Saçlarımı kaç kere daha
Sana yok'sa silerim demiştim?
Sahi annem
Senin bedenin cennet kokuyordu
Gözlerin cennete kapalıyken!
Ama kalbinin odaları, öyle demiyorlar ama!
Ölü beden...
Neyse kötü kokarmış işte...
Sen bana hep misk-i amber'din.
Sen bana hep cennet kal...
Ve kimseye söylemeyeceğim söz!
Rüyama gel bu gece...
Hatta mümkünse...
Benden ilk soğuduğun an'dan gel...
Hayalinmişim gibi gel he anam, çok özledim.
Saçlarım hiç yokmuş, cinsim daha hiç belli olmamış gibi gel.
Cemre.Y.

7 Aralık 2017 Perşembe

Affedemiyordum

…Affedemiyordum…
On sekizimi doldurmama sadece bir gün kalmıştı,
Ertesi günse uçağım Lodra'ya uçacaktı!
Cambridge Universirty'de bir sınıfım...
Bana ait odam olsun diye
Yeni alınmış bir evim, uçak biletim,
Vizem, pasaportum hazırdı...
Ailemle aylardır verilen savaş ve nihayet
Yurt dışına gidiş iznim hazırdı!
Tek şartları aydan aya belli bir miktar sterlin yollayacaktım!
Bu sefer ki satılışım benim için kocaman bir hayata garantiydi.
Sadece güneş doğup yarın olacaktı!
Güneş battığında,
Şimdi adını bile hatırlayamadığım bir kadın geldi evimize.
Benim yurt dışına gideceğimi öğrenince anemle babama
"Kızınızı gavur ellerine yollayıp, gavur mu edeceksiniz." dedi.
Babam olacak o adamın,
Bana yapmaya kalkıştıklarını,
Hala hatırladığımı bile bile hiddetlendiğini,
"Bu gidince size para mara yollamaz da, adınızı da, dinimizi de
Unutur da hıristiyan olur." dediğindeyse daha çok öfkelenip,
Baba denen o adam sabaha kadar
Nuh dedi de Peygamber demedi.
Anneminse tek terdi ya hakikaten de gavur olursam,
Gidip bir gavur adama varırsamdı!
Soruyorum şimdi?
Kaçsam ne olurdu?
Ne bok yiyebilirdiniz?
Kaçmadım…
Geceler gündüzler boyu ağladım ve bekledim.
Gitmedim diye bari belki bir babam olurdu
Ya da beni çok seven bir annem olurdu belki!
Oysa on sekiz yıldır ilk defa dün
İnatsız, nazsız öptürdün yanacıklarını bana!
Bilmiyordun ki artık bana hiçbir şey lazım değildi…
Hiçbir sevgi ya da kırıntısı, artık lazım değildi.
Belki de gördün bunu gözlerimde.
Kim bilir?
Ama ben seni sevdim çok sevdim de
Hiç tam affedemedim be anne!
Ne beni koruyamadığın için babamdan!
Ne de tamamen değişebilecek
Kader çizgimde yanımda olmadığın için.
Hayatımı kurtaracak olan o insanlar giderken sana ne demişlerdi hatırla!
"Biz Cemre'ye yaptıklarımızın,
Masraflarımızın bedelini size ödetmeye kalksak, ömrünüz yetmez.
Çünkü o kadar parayı asla kazanamazsınız!
Ama biz bu evladı çok sevdik, varsın dediğiniz gibi olsun,
İnşallah bundan sonraki hayatı daha iyi olsun."
Kazandın mı anne!
Yine de çok ama çok sevdim seni.
Gittim bir müslümanla evlendim
Bak bir çocukla kapına koydu beni!
Elin gavuru koymazdı belki...
Seni affedemiyordum anne!
Hele bunca yılımı senin gibi sevgisiz,
Soğuk bir anne olmamak için harcamışken,
Sonuç yine bana ihanet olmuşken...
Seni de affedemiyordum kızım!
Şimdi bakıyorum da geçmişime buğulu pencerelerden,
Artık biçilmiş kadere de razı olmak lazım demek ki.
Bu sabah aynaya baktığımda tekrar özür diledim kendimden.
Kendimi affettim.
Affettim yürekten hepimizi.
Siz de beni affedin e mi!
Cemre.Y.

18 Ekim 2017 Çarşamba

Teşekkür Ederim

…Teşekkür Ederim…
Kuşlar uçuşuyordu şah damarından
Ömrüme ömürlük küçücük bir buse,
Misk-i amber cennet kokusundan
Dünyama cennetlik
Deriinnn... bir nefes çekiverdim.
Teşekkür ederim...
Cemre.Y.

27 Ağustos 2017 Pazar

Sahi Kaç Alem Kaldı Sana?

...Sahi Kaç Alem Kaldı Sana?...
Yok be anam ne alakası var
Magma ile kutupları birbirine karıştırmamla
Genel yaşadığım alan bu!
Arada çok arada bir...
Adamın biri bilmiyor dünyanın sınırını demek ki
O adamın birinin yüzünden
Yüreğim alev ateş yanıyor
Perdenin ardını aşıyor
Peygamber kılıcımı yakıyor
Magma feleğini şaşıyor hepsi bu!
Korkma ama,
Tarihim, aslında çok olmasalar da
"Birçok giden memnun ki yerinden..."lerle dolu.
Üstelik dünya batmadan öğrendim hep!
Yeniden doğurulmayı...
Sahi kaç alem kaldı daha sana!
Cemre.Y.

26 Ağustos 2017 Cumartesi

İçinden Kırılıyordu Bazı Çocuklar

...İçinden Kırılıyordu Bazı Çocuklar…
Duvarlarımızı hiç karalamadı,
Sehpalarımızı hiç dağıtmadı,
Koltuklarımızda hiç zıplamadı,
Yastıklarımızın yünlerini hiç dağıtmadı,
O, hiçbir oyuncağını kırmadı,
Yaz-çiz boyamadı,
Üstlerini, başlarını parçalamadı.
Bıyık çizmedi mesela kız bebeklerine!
Ne bizimdi o!
Ne de kimsesiz oyuncaklarına öfkeliydi.
Misafirliğe gitsek
Tek bir kırıntı çöp bile etmedi
Bir tekini!
Eteğine dizdi kırıntılarını.
Ne hepimizindi ne de hiç kimsenin!
Biliyordu zira,
Hepsi parayla halledilecek şeylerdi.
Hala da yoktuysa suç bizim miydi!
Sadece bir kerecik...
Gözlerimin öbeğine baka baka
Halımızın orta yerine sıçtıydı...
"Olsun be evladım,
Meğer dayanamadıysan!" diyecek kadar da
Peygamber misaliydi zira o aralar sabrım.
Oysa onun sabrı daha o gün taşmıştı...
Biliyordu o çocuk yaşında...
Bu kadar acı
Hepimize birden çok fazlaydı...
Bilemedimse suç benim!
İçinden kırılıyordu bazı çocuklar!
Cemre.Y.

29 Haziran 2017 Perşembe

Haklısınız Baylar Bayanlar

…Haklısınız Baylar Bayanlar!....
Haklısınız baylar bayanlar!
Sevgili Günlüükkk...
Iyyy!
Yine banal geldi bu cümleden bana!
Neydi şu herifin adı?
Her yerde sanal gündemi değiştirmek için
Ha bire bir yerlerde olur olmaz çıkıp çıkıp,
"Ççikitaaa muz muuz muuuzz!" diye diye
Meşhur olmaya çalışıyordu!
Bir de bir herif vardı hani,
Bütün magazin programlarında bir ünlünün arkasından,
Birdenbire flaş çaktığı an, flaş çakılanın,
Burnunun dibine çiçek direyen baliciler gibin,
Gaytan bıyıklı o herif, o geliyor aklıma!
(Sahi ne oldu ona?
Ölmüştüyse Allah onu da bildiği gibi yapsın!
O kadar uyuz oluyordum herife!)
Ben epeydir ne vakit kendimle ilgili bir şey yazacak olsam,
Ne vakit bir cümleye de
"Sevgili Günlük!" diye başlamaya meyletsem,
O kadar üstüme bütün dünya sıçsa da
Üstüme sifonu çekmeyi unutmasa hissediyorum!
Neyse!
İçimden esen gibi anlatayım sana ben,
Yoğsama anlatamıycam ilk anlatmak istediğimi!
Hıççkkk!
Konu neydi?
He taammm.
"Cancağızım..."
En son bugün duydum bu lafı, yine ondan!
"Ya var ya!
Her şeyde bir hinlik arıyosun ve her şeyden
Kendine bir pay seçiyosun ya!"
Oysa, ondan önce nice erkek muhabbeti dostluklarımızda,
O şah demeden daha, o şahın vezir-i azam-ının ergen halini,
Hatta ilk ergenliğinin libodosunu nerede,
Hangi tramvaylan çözebildiğim için de nice
"Bravo" da duymuşluğum vardı!
Halbuki şimdilerde bi yandan GDO'lu bütün replikleri
Ex'lerken ömrümün geçmişinden, birileri çıkıyor karşıma!
"Ama bunlar onlardan diil efenim!
Davuklarımız serbest gezen türden, her bir şeyimiz orkanik!
Yımırta yeyin ye yeaağ!
Acıkmazsınız billa!" diyip duruyo bana!
Neresinden dalmaya çalışsan sohbetin ortasına,
Tam da orasında terliği ağzının ortasına yiyorsun şimdi.
Diyemiyosun tabi...
Ağbi, biz çocukken tatil diye köylerimize giderdik,
Bizim köyün evi, yani benim doğduğum o ev,
Tam bir ahşap köy eviydi, tuvaleti evin dışında,
Geceye ışık yoktu,
Neyse ki yıldızlar apaydınlıktı da hela yolunu buluyorduk!
(Bizim çocukluğumuzda,
Öyle WC'ye gitmekten korkmak gibi bir lüx...yoktu!)
Evin dışından diğer ahşap dama çıkıp,
"İnşallah bu sefer bari, naylon ibrikte,
No'lusun su dolu olsun" dulu "Aminn!" lerle
Koyun kokulu yorganlarımızdan nihayet sıyrılıp
Gecenin bir ayazı...
Ahşap köy evlerinin, ahşap koca deliklerinden korka korka...
Üç kat alta sıçıyorduk biz o koca delikten!
Ertesi sabah...
Daha gözlerimizin çapakları, son bulamamışken,
Köy evinin, o köy ocağına...
(Baktımdı çünkü...
O kerpiçten yapılmış köy ocağının ucu,
Hep cehennem kadar karanlıktı, korkardım hep!)
Bakır tava konulur, bi gün öncesinden
Bize özel, bize bile yaydırılmış
Yayık ayranından ve sonrasından artan
En bil-hakiki tereyağı salınmış...
Caldır cooosss!
Misk-i amber kokuları bütün köyün ormanını sarmış!
Üstüne de, dedemin önceden tembihlediği o kınalı davuğun,
Tene tene sıralanmış gıymatlı dorunlarına!
Rahmetli babaannem aynısını da yaptıydı dedemin,
Emri vaki bütün dediklerini de...
Yer sofrasına kurulup sıra sıra,
Tam biz...
Kardeşimle ekmeğe banacak da
Midemize sıra sıra yağda yumurtaları indirecekken,
Rahmetli babaannem!
Köy ekmeğinin yarısını aparıp,
O bir yarımla üç yumurtayı sarmıştı ekmeğine!
Biz İstanbullular'da ya bok yesindi.
Ya da kalan tereyağının yanmış kokusuna ekmek bansındı.
Anamıza, babamıza, dedemize söylesek günahtı o zamanlar!
Neyse ki unutmadıkdı!
Gece gece, ya da günün herhangi bir saatinde,
O üç kat aşağı pat! pat! pat!
Korka korka sıçtığımız boklarımızı yiyen tavukların,
Yumurtlayınca o tertemis mis yımırta dedikleri organikleri bile
Afiyetlen yiyemediğimizi!
Sözün özü;
Ben kendime bile ne vakit yok olduğumu bilemiyorum ki,
İğrendiğim sinekten yağ çıkarmaya çalışayım!
Hadiyin, size organik uykular cancağızlarım,
Şükür ki rahmetli anacım sayesinde
"Kızım bee, ömrünü tükettin bu iş için,
Bari kendine sırtını artık ağrıtmayacak bir yatak al" demişti ya!
Sırtım, belim!
Onsuzluktan, bir tek sevgi kırıntısı hasretimden,
Sebepli kaburlaşmasın diye, en rahat,
En organik yatağımda dört dönüyorum çoktandır!
Ki neyse ki hastalık adı bile bulmuşlar bu duruma!
Benim, kimsemle derdim yok azizim!
Hepi topu çaresiz bir
"Huzursuz ayak sendromu!" ydu.
Adam/Kadın Haklı Beyler/Bayanlar...
Buyurunuz!
Artık geceye, güne güveniniz!
Ki daha "Evliyken aldatmayı seviyorum!" sendromları var
Çoğu insanların!
Yoruldum be cancağızım.
Hala çok fakiriz biliyorum ama cancağızım!
Yarına rakı'ya ne dersin!
Rakı senden.
Yanına acılı şalgam,
Hele bir de balığı yüzdürebilirsek midelerimizde!
Değmeyin keyfimize.
Bu sefer benden olsun,
Şalgam, balık, meze vesaire!
Hep de rakı bana girecek değil a!
Her nasıl olursa olsun,
"Şeref" i mi ze!
Cemre.Y.

25 Haziran 2017 Pazar

Sen Benden Gittin Ya Be Anam

...Sen Benden Gittin Ya Be Anam...
Gittin ya...
Bu sefer gerçekten de gittin ya!
Bu Ağıdı da bana böylece bitirttin ya!
Bir bayram sabahının ikinci günüydü sana
Daha ikinci günüydüm senden azalışıma!
“Gideceğin yerler cennetse be anam,
Artı bize kalma madem be git!” diyeli
Henüz saatler geçmişti.
Dediler ki anan ölmüş!
Yol demedim yardan uçtum hemmen!
Ellerini öptüm,
Parmak uçlarını hele teker teker!
Çıplak göğüslerini öptüm.
Uzun zamandır artık olmayan
Saçlarının diplerini öptüm birer birer!
Var sanıyordun değil mi
Sana söz verdim diye ama hala
Ben sözümü tutup, kazıtmadım diye
Var sanıyordun hala saçında üç beş tel!
Ayaklarının altını kokladım be anam!
Parmakların aralarını yokladım.
Uçlarına dokundu dudaklarım.
Sanırsın morgda son görüş değil de
Her biri birer cennet misali misk-i amber!
İnat ettin bu sefer
Dirilmedin ya be ana!
Oysa çocukluğumda
Kaç kez ölmüştüm bana yalandan!
Çünkü en ilk sana hep
İlk ben inanırdım.
Hep mi sen mi beni kandıracaktın
Sevmiyorum diye!
Ben seni
Ömrümce bir sefer kandırdım anam!
Saçların tükendiğinde
Bütün yoklukları siyaha boyadım.
"Varlar!
Saydım!
Korkma ama
Asla sözümden sonsuz caymadım!
Tuttum sana son "Söz!" ümü şimdilerde
Bak...
Kazıttım saçlarımı
Sanma ki sana olan ilk ve son sözümü tutmadım!
Sen yine de gelmedin ya!
Bu sefer...
Çok küstüm ben sana be ana!
Adını cennet koyulan masallara kanıp
Öylece koyuverip gittin bizi...
Kızımın deyişine göre
Zaten hiç gelmedikdi!
Oysa ben
Kızım uğruna
Daha bu Dünya da
Nice cenneti elim tersiyle öteledimdi
Sanır mısın ki hala
Gamzesinin gül goncasından bir tek busecik için
Kanamıyor dikenleriyle ellerim!
Bilemezsin...
Bilseydin ölmezdin!
Sen hiç kendinle kan kardeş olmak için
Tatmadın ki canının kanını...
Oysa ben biliyorum
Hepimizin ayrı ayrı kanlı can tadını...
Nefes alıyorum hala bazen kesikleşiyor ya!
Artık
"Öl-sem-mi!" diyorum...
Taaa oralardan hıçkırığını duyuyorum
Uyanıyorum!
Dilimde aynı cümle
“Ağıdın bitti anam
Gelmedin inadına...
Ama
Bu sefer...
Hele bu sefer!
Çok küstüm ben sana be ana!
Bazı sırları olsun o'na
Anlatabilmeliydin, bari rüyasında!"
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...