30 Ağustos 2019 Cuma

Şimdi Gelme Zaten

...Şimdi Gelme Zaten...
Daha yeni...
Bütün hayallerimin enfesliği,
Sarımsak döveceğinde dövülmüştü dün gece,
Kötü bir adam tarafından fethedilmişliğim kızımın rüyasından.
Üstü kapalı misafire sunulacak şişmiş poğaçalar gibi belliydi,
Tadı, namı beğenilse de bünyeler tarafından,
İlle de bir kusurun aranıp bulunacaktı ille ki!
Nicedir bir alt katının kapısına konuşlanmış,
Sahipsiz o valizden şüpheliydi aslında!
Gelmişlerdi belli ki gelmesi,
Geldim denilen ümit edilesi o nefesler!
Kaç gün geçmiş, kapısını kimsecikler çalmamış,
O da çalmalara alışık değildi oysaki.
Mademki deniz soğuk ve kirliydi tam da bugün!
Evinde değiştirmeliydi iklimlerini!
Evladıyla, özgül ağırlığı,
Hayatına bolca iksirli lülüsüyle, iki kelam hasbıhal etti!
Karşılıklı kapanan telefonun bile sessizliğine gülümsedi.
Mademki bugün tatildi,
Sokağının tekeline yollanmaya karar verdi kadın!
Zınk diye önünde durdu bir oğulun kocaman gülümseyen yüzü!
Her iklimde,
Onu cennete yollayası duaları savurduğu onu doğuran anasının
Bu sefer selam bile durmadı ona ya, ona da aldırmadı,
Belki de o da geldiğinin anlaşılmasını umuyordu!
Zira, onun da kendince derdi başına buyruk ve çoktu.
En çok...
Sokağının sonuna kadar gidebildi kadın!
Döndüğünde…
Az önceki hayaline yeni bir roman yazarcasına bir delikanlı!
Derin'ini içine çekiyordu,
Bütün anlayamadıklarıyla, anlatamadıklarını.
Kavuştular!
"Özlemişsin beni hem de çoook!" dedi genç!
Sımsıkı sarılıp hıçkırıklarını susturmaya çalışan kadın...
Derin bir nefes çekerken bütün yokluklardan...
"Oğlu'm benim!
Kaç tane evladım var ki,
Biri kraliçe çıktı, doğurduğum,
Diğeri sen olan sanal anneliğim!"
"Gel ama! Bize gel!" dedi lakin...
Eminim...
O da, onca akraba yorgunluğuyla bana sarılınca...
İyi gelmiştir...
Çünkü benim,
"Senden başka oğlum olabilir mi ki benim evlat,
Elbette ki seni de özlerim!
Yavrucağım karnımdayken geldin sen...
Deprem deprem lülücanıma sarılırken ben,
Ömrüne en erkenden hayata fırlayıverdin anacığından!
Misal...
Vaktinde doğabilsen,
Tıpkı kızçem gibi burcun dahi hayatına ramak kala fark atacaktı.
Elbette özledim hepinizi..." dedi ve uzun uzun sustu kadın.
"Sadece...
Sanmalardan artık durulun, yorulun, vazgeçin!
Emin olun ki,
Ömrüme yeni bir mühür basabilecek kadar ömür edeni,
En çok, ben ifşa ederim!
Hoş geldin oğlum!
Hoş geldin...
Kapı önlerinde sigaraya sarmana gerek yok,
Merak etme, yine, ben, bendeyim!
Amma velakin değecek olsaydı son kere gitmelerime neden?
Yine...
Bir şiir önceki gibi hayallenir ve de uçar giderdim ben."
"Geleceğim halam!" dedin diye kapılarımı açık bıraktım ya ben...
Sen de gelmedin ki...
Gelme zaten...
Ama...
Anahtarımın yerini biliyorsun!
"Canının, yüreğini,
Bunca hissiyatla yüklediysem, şimdi gelme zaten!"
Cemre.Y.

Gelecek De Bir Gün Gelecek

...Gelecek De Bir Gün Gelecek...
Vazgeçmelerin zirvesindeydi kadın adamla karşılaştığında,
Tam da, durgun bir su misali,
Sehpa örtüsü yaptığı,
Kırmızı yazmanın üzerindeki unutma çiçeklerine dalmıştı gözü,
Kulağında Buika'nın
"No habrá nadie en el mundo" şarkısı nağmelenirken.
Kim bilir kaçıncı gidemeyişini düşünüyordu adamdan haber aldığında.
Sorgusuz sualsiz beklendiğinden eminmiş gibi "Ben geldim!" demişti de.
Uçarcasına merdivenleri inmişti kadın,
Öyle her zaman ağrıyan dizi falan da hiç ağrımadan.
Adam az önce arabasından inmiş,
Ayakta ve gülümsüyordu kadın sokağına çıktığında.
Sanki gurbetten gelmiş kocasını karşılar gibi,
Karşıladı kadın adama sımsıkı sarılırken.
Aparman girişlerindeki,
Çekirdek çitleyip dedikodu kazanlarının altlarını harlayan teyzeler,
Hızlıca dirsek attılar birbirlerine gözler bize sabitlensin diye!
Sanki çok da umurlarındaydı kadınla adamın,
Kadınını yan koltuğuna aldı adam,
Ellerini de vites kolundaki avucunun arasına.
"Be svendsen & Ayawake - Scarecrow" sos ses çalıyordu video player'de.
Yaşlı teyzeler çekirdek tuzu sinmiş ellerini,
Üste başa silerek temizlerken koştular evdeki komşulara.
Haber dumanı hala tütecek kadar taze ve yeniydi a dostlar!
Bir kadın ve bir adam…
Makus yalnızlıklarına delilik gömleğini giydirip kaçmışlardı bu ıssızlıktan.
"Nereye gidiyoruz?" diye sormadılar bile birbirlerine!
Ne mühimdi ki daha sokağın sonunda arabanın benzini bitse!
Yine iki ihtimal vardı önlerinde ya el ele yola devam edecekler,
Ya da burunlarına sinmiş tenlerinin kokusuyla evlerine döneceklerdi.
Ne fark ederdi vuslat vuslattı işte!
Her halükarda bundan gayri her sabah,
Her öğlen, her akşam, her gece, her an gülümseyeceklerdi.
Sonra kadın gözlerini ayırdı unutma beni çiçeklerinden...
Haline tebessüm eyledi, gelecek de bir gün gelecekti.
Cemre.Y.

29 Ağustos 2019 Perşembe

Neyse

…Neyse…
Yaz…
Yorgundu bu akşam ve de bütün gece…
Daha üç gün vardı oysa yitip, gidip bitmesine!
Oysa ne de umutla dolmuştu çırak garsonun yüreği.
Ağustos'un son masalını birlikte toplayacaklardı yorgun masadan.
Ne fark ederdi ki gayri!
Yaz maviye öykünen tüllerini toparlayıp gitmiş en özel localardan,
Gayri baharın sonbaharı gelip çatmış da sarı yaprakları süpürmekteymiş!
İşi, gücü bitince köyünün zemherisine dönecekmiş ne fark ederdi ki!
Hele!
Yüreğinde ilkbahar'ın yine filizleneceğine,
Hele!
Kendisiyle beraber mutlu gerçek vuslat'lı o sarılmayalara kavuşabilektiyse…
Yaz…
Yorgundu bu akşam ve de bütün gece…
Daha üç gün vardı oysa yitip, gidip bitmesine!
Gitti mi hakikaten sence!
Ulan!
Daha karşılıklı rakı içip,
O son yakamoza vuran o teknede baygın yatanlarla dala geçecektik.
Neyse.
Cemre.Y.

Kadın

...Kadın...
Kim bilir kaç yüz yıldır,
O baharları bilmiyordu kadın, ne ilkini ne de sonunu.
Alarm çalıyor, kirpikleri aceleyle yeni güne açıyor,
Yine acele bir sigara yakıp, uyandığına kendini inandırıyor,
Ocağa en sadesinden Türk Kahvesini koyup,
Acele giyiniyor, aceleyle aynaya bakıyor...
Meğerki sabah olmuş da,
Güne uyanmışsa, bugüne de bir umut ışığı olmalı ya,
Kendi kendine derin bir nefes alıp,
"Günaydın ömrüm!" diyor,
Onun, dün gece kendisine,
"İyi geceler, gecem!" demeyi yine unuttuğunu hatırlayarak!
Aceleyle yorgunluk kokan göz kapaklarını,
Sağını solunu boyuyor, artık hiç de özenmeden.
Ne gerek vardı ki,
Şimdi sevgiliye,
Pürüzsüz görünmek ister gibi fondötene bulanmanın,
Rutin aynı rutindi işte.
Meğerki dün gece, ola ki yine es kaza...
Yeni bir şiire heves edip hayallenmişse
Onun üzerine eski şiirlerini,
Sabaha yeni umut niyeti paylaşıyor.
Neyse ki işi, günü, sevilmeyi, sevmeyi seven,
Ara sıra biraz uzaklaşsa da,
Çokça ruhuna yakın insan doluydu.
Akşam olup,
Evine giden o servise binince çöküyordu asıl yalnızlık.
Usulca son okuduğu kitabına gömülüyor
Oradaki dostlarıyla hasbıhal ediyordu bin bir umutla!
Evine giden yolda yürürken okuyarak giderken,
Sırnaşık kahvehane herifleri laf atıyordu ardından.
Kitabından alıp başını
Dimdik bakıyordu,
Gözlerinin en dibine lafından utandırana kadar!
Ya da ne bileyim bazen bir amca keser yolunu
"Eh be kızım her seferin de aferin çekiyorum sana" derdi.
"Teşekkür ederim amca!" deyip yoluna ve kitabına
Ve evinin son basamaklarına kadar dönerdi.
Dün akşam farklıydı,
Yine evine giden yolda yürürken okuyarak giderken,
Sırnaşık bir kadın seslenmişti ona...
Tam da o kitaptaki dostlarıyla dertleşmekteyken
Bölüvermişti kimsesizliğinin terk edilişini!
"Şşiitt!
Kızz!
Bi şi diğcem!
Sahiden okuyon mu sen o elindeki kitabı,
Yoksam dikkat çekmek için mi?
Yani anlıyon mu bi de içinde yazılanı he" diyerek
Yanındakinin koluna dokunup kahkahayı koyvermişti ya.
Kitabına ara verdi kadın, durdu,
En insaniyetli gülümsemesini yüzüne iyice maskeledi.
İçinden nice küfürler esiyordu o anlarda oysa!
Öyle ya...
Kırklı yaşlarına bastığı zamanlardı,
Kızının ağzından ilk küfrünü duyduğunda,
"Evladım ne bu erkek ağzı küfürler,
Hiç yakışıyor mu o kalp dudaklarına,
Ben seni böyle mi yetiştirdim."dediğinde,
"Annem!
Küfrün söz dizimi öyle görünse de aslında doğuran ana ile,
Ecdad ile, akraba olan bacı ile hiç de alakası yok,
Ben şimdi sana, bu derdimi anlatırken tam da bu anda,
Senin yok saymaya çalıştığın bu cümleyi etmesem!
Nasıl anlayacaktın ki,
Hüznümün kederinin derinini!" dedi ya susup kalmıştı hani kadın...
Bütün küfür güncellemelerini sundu o kadına gülümserken içinden!
Lakin cevap verebilmek ise asaletindendi…
"Evet ablacım, siz nasıl kocalarınız işten gelmeden önce son kere,
Yolda yürürken,
Kocalarınız olmayan adamlarla bik bik mesajlaşıyorsunuz ya!
Hani şu saatten sonra daha da size, siz yazana kadar yazmasın diye!"
Hiç de bir yere de çarpmıyorsunuz
Ve de yazdıklarınızda emin gülümseyip,
Eski mesajlarınızı silip eve yürüyorsunuz ya hani!
Tam da öyleye bir durum benimkisi...
Misal, bu elimde okuduğum kitap,
Azra Kohen'in -Gör Beni- romanı!
Ben tam da,
Orhan'ın İlmiye'ye filizlenen aşk ihtimalinde,
Tam da Selim'in Ülkü'ye olan,
Merak ve de gizli açlığının peşindeydim, okuyun bence!" dedim.
Yüzünün bütün aksamı,
Sırıtma doluydu kadının yanındakine dönüp işvelice,
"Ayyy kızzz biz de alıp okuyak heee yedeklerimize,
Kim bilir ne işveler döner orada!" diye fısıldadı yanındakine.
Herkes memnundu aydınlanmaktan
Ve de öğrenilesi merak içeriğinden de!
Değil mi ya, şimdi ne gereği vardı,
Kitabının aslında insanlık tarihine ışık tutan,
"Koskoca bir devrin yok oluş anlarıyla,
Koskoca bir devrin başlayış anlarına şahitlik sunduğunu,
Dahası iki tarafın nasıl da hassas olduğunu anlatıyor,
Sanki hepimizin,
Adem baba ile Havva anamızdan geldiğini unutuyormuşuz gibi,
Bütün dinlerin birbirine akraba olduğunu ama asıl...
Hepsinden öte bir şeylerin döndüğü o tarihin
Nefesini duymaya çalışıyorum" dese,
Durduk yere deliye çıkacaktı adı sustu.
Cemre.Y.

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Umudu Yıldızlara Astık Ay Tutuldu

...Umudu Yıldızlara Astık Ay Tutuldu...
"Alıp başımı gitsem!" diyordu kadın,
Nicedir kendi kendine…
Kimliği, hiçbir hüviyette ifşa edilmemiş
Ve de edilmeyecek olan kişiliğini de yanına alarak!
Kim bilir kaç yüzyıldır,
Denemeyi deniyordu umudu yıldızlara asıp,
Ertesi gün, ruhuna,
Dalga dalga rengarenk gök kuşağı konacak diye…
İstisnasız her zaman da,
O en kısa şiirlerinden biri hatırlatıveriyordu kendini.
"Umudu yıldızlara astık,
Ay tutuldu." diyordu hep,
Tanışmaların yüzleşme kısmına geçememişliği!
Bir şey vardı bir şey?
Kaderinin ağını örerken,
Bir ilmek atlanmışcasına örneğinin,
En güzel deseninde boşluk kalan anasının yeleği gibi.
İlk hayal kırıklığından sonra,
Örgü örmeyi öğrenmişti rahmetli anası!
Daha tomurcuğu açılmamış,
Tazecik bir zambak kokusuydu oysa nişanlıyken.
Şimdi yiğidi öldür hakkını yeme
Bakınca bir daha dönüp bakılası yakışıklılıktaydı babası,
İstanbul gibi giyiniyor, İstanbul gibi davranıyordu lakin,
Söz konusu köyün en güzeli olunca,
Dili damağı kuruyor,
Saçma sapan köylü lafları geveleyip kaçıp gidiyordu.
Daha o zaman karar vermişti aslında anası!
Bu adamla hiçbir kaderin ilmeği atılmazdı ya,
Verilmiş bir söz duruyordu köy meydanında,
Değil mi ki darağacı gibi de başlık parası en ederinden!
Bir daha da bir araya gelmemeye çabalamamış anası!
Geçmişi yad ederken,
Onca kırgınlığı hamal eylemişken kendine,
"Değil mi ki biz darıları çatıdaki ambara taşırken,
Bir kez olsun elimi tutmadıydı biliyordum o günden!" derdi.
Şu "Söz!" gelmiş ve de geleceği düşünülmeden edilmişse
İnsanoğlunun başına ne de büyük vebaldi.
Oysa her aşk,
En hakikisinden iki yakasından tutulmayı hak ederdi,
Ki üstelik en karşılıklı olanından be üstad!
Hani hiç değilse sonradan olsun tutulsaydı o sözler
Kim bilir ne de güzel örülürdü o bütün kaderlerin yelekleri.
Tutulmamış…
Eceline yakın itiraf etmişti ya anası kızına!
"Tabi ki aşk'tı ya...
Yoksa nasıl olurdu da,
En affedilememesi şeylere af gibi boyun eğerdi!"
Tutulmamış aşk kalmış adı, ara sıra bakılası sarı sandukalardan…
Alıp başımı gitsem diyordu kadın nicedir kendi kendine…
Kimliği, hiçbir hüviyette ifşa edilmemiş
Ve de edilmeyecek olan kişiliğini de yanına alarak!
Kim bilir kaç yüz yıldır denemeyi deniyordu umudu yıldızlara asıp,
Ertesi gün, ruhuna,
Dalga dalga rengarenk gök kuşağı konacak diye…
İstisnasız her zaman da,
O en kısa şiirlerinden biri hatırlatıveriyordu kendini.
"Umudu yıldızlara astık,
Ay tutuldu." diyordu hep,
Tanışmaların yüzleşme kısmına geçememişliği!
Bir şey vardı bir şey...
"Çok dil bilmem, yürekçe severim" şiirini aşan bir şey,
Yeterince olamamış bir şey...
Hani hiç kimsesi?
Kaderinin ağını örerken bir ilmek atlanmışcasına örneğinin
En güzel deseninde boşluk kalan ilk yazma oyasının deseni gibi.
Oysa o vakitlerde de el oğlu/el kızı
Kağıttan havluya lunapark kafesi atma derdindeydi!
Ki atmaları tutturamadıysa da üstünden esip geçmekteydi.
Dün gece sokağında yangın çıktı kadının misal,
Doksan yedide deprem olmuştu onun gibi!
Adına yakışırcasına Eylül'ü, lülüsü aradı bir tek,
O vakit de o daha koynunda küçümen bir bebekti…
Çok şükür kadına bir şey olmamışa
Sevinerek sıra sıra sıraladı ömrünün törpülerini tek tek!
Neyse ki büyümüştü o da!
Diyemedi ki ona bir cümle edip, bir şey vardı bir şey!
"Kaderimizin bozuk zincirinin daha geçmişli ilk halkasındayım!
Daha kaç yıldız var kim bilir umutlarını yıldızlara asıp,
Bütün hayallerini mehtaba asılmış bulan,
Kaç ana öncesi hayal kırıklığımız?
Lakin alnının,
Tam da kaş çatımından gururla öpüyorum seni." diyemedi.
İçinden sadece
"Birkaç gün sal beni ey kaderim,
Dönersem, dönebilirsem, döndüğüm de
Kalbimize de yüreğimize denk gelen de
E artık hoş gelsin e mi?" diye en içinden fısıldadı o kadar!
Cemre.Y.

27 Ağustos 2019 Salı

Lakin İmkansız

…Lakin İmkansız…
"Bu hayatta imkansız! diye bir şey yoktur!
Olasılıksızlıkları, azaltabilmeye bakar her şey!"demişim yıllar önce.
Öyle de umut ekmişim her güne de,
Şimdi kırklı yaşlarımı da beş geçerken,
Hayallerimin çoğu çoktan hayalet olmuşken,
Şöyle bir dönüp baktım da ömür dağımın ötesine!
Ben bir şekilde sanki kazara sağ kalmışım da,
Birileri inat etmişcesine bozmuş oyunu da,
İğne oyası işler gibi ömrüme dizdiğim
Bütün o domino taşlarını yıkarken bütün gizli olasılıksızlıklar!
"Lakin imkansız!"diye fısıldamış kaderime,
"Boşa kürek çekme!" diye de eklemiş sessizce.
Cemre.Y.

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Ben Kendi Şarkımı Kendim Söylerim Üstadım

...Ben Kendi Şarkımı Kendim Söylerim Be Üstadım...
Bu gece...
Onu tamamen unuttuğumun yedinci gecesi!
Ama sen...
Yine de ona bir şey deme!
Kırılmasın gönlü durduk yere.
Daha balığı kızgın tavada öldüreceğiz,
Mangal keyif işi bilirsin hiç de öyle keyifli falan değiliz.
Ekmek kesme tahtasında sıra sıra doğrayacağız soğanları,
Araya yumuşak birkaç yeşillik de ekleyerek!
Ne bileyim birkaç meze olacak masada,
Birkaç da...
Aynı dertten çoktan muzdarip ahbap ekledik mi bu iş tamam.
Ben hiçbir zaman sevemedim bir ölünün arkasından helva yeme işini ya!
Bilim insanları salık vermiş güya.
Belki biraz un helvası, biraz da irmik helvası koyarız soframıza!
Bana mı...
Bana meze falan gerekmez aga, rakı ile balık eşlik etmişse makama.
Hele yanıyorsa cigaramın dumanı baş köşemde...
Öyle buzlu su falan da lazım değil ha!
Lakin acılı şalgamı sakın unutma.
Ancak öyle idrak ediyor kalbim birinin daha beynime göç ettiğini!
Gayrı kim ne istiyorsa onu izlesin, onu seyretsin bu saatten sonra.
Ben kendi şarkımı kendim söylerim be üstadım!
Sesim hiçbir zaman güzel olmasa da, hem de bağıra çağıra söylerim.
Cemre.Y.

25 Ağustos 2019 Pazar

Unutayım Diyorum Kelimeleri

...Unutayım Diyorum Kelimeleri...
Ona dair bütün şiirlerimi yakıp gideyim diyorum ardıma bakmadan,
Unutayım diyorum kelimeleri,
Şimdiye kadar ona söylenmiş bütün cümleleri 
Ucu yanık mektuplar gibi savurayım diyorum denize.
Sonra hiç yoktan gülüşü geliyor aklıma,
Hiç yoktan sesinin nefesindeki güzelliği,
Elleri, kolları, ağzı, burnu, kirpikleri geliveriyor aklıma!
"Otur oturduğun yerde sev gitsin işte." diyorum kendime.
Şurada ne kaldı kavuşulamadan gitmelerin mevsimine!
Serin bir Eylül akşamında koca kanatlarını açar nasılsa adam uçuran.
Geçen sefer olduğu gibi bulutlara veda şiirleri söyler birileri.
Ayrılır iki sevgili daha hiç kavuşamadan lakin.
Şimdilik "Otur oturduğun yerde sev gitsin işte."
Sonbahara ertele bütün elvedaları.
Her sevilen gider nasıl olsa.
Cemre.Y.

Pazar Kahvesi

…Pazar Kahvesi…
Sade bir Pazar kahvesinin telvesinde,
Zamanın zembereği bozulmuşçasına akıp geçiyordu günler.
Artık yavaş yavaş,
Onu terk etmeye başlayan hayalinin peşinden baktı kadın.
Nasıl olmuşsa olmuştu işte,
Yalnızlığını sabitlemişti ömrüne bugün de yalnızdı.
Ne fark ederdi artık günlerden cumartesi ya da pazarsa
Bir kahve daha yaptı kendine en telvelisinden,
En sadesinden terasında yudumladı sakince.
Birazdan çayı demlenir, kahvaltısını yapar,
Kendi kendine "Günaydın" der güne kucak açardı.
Cemre.Y.

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Hasta

...Hasta...
Günün nemi, gecenin nemine karışana kadar,
Tüm gün yataktan kalkamadı kadın…
Hiçbir şey yiyemedi sabahtan akşama.
Ayağa kalkabildiği zamanlardaysa,
Bol bol içinin hüznünü kustu.
Elini attığı her yerde küçücük bir kız çocuğu çığlığı!
Hiçbir şey yapamadı kadın.
Hiç yoktan çizgi film açtı kendine yarı baygın yatarken.
Üzerine sinen yaşlılık hastalığını silkelenmeliydi yeniden.
Yavaşça kalktı üzerine sokağa çıkmalık bir şeyler giyindi.
Mahallesindeki parkta tam üç tur attı yavaş adımlarla.
Ellerindeki mutlu dondurmalarını yiyen ailelere baktı.
Hiç yoktan umutlandı,
Burada bir yerlerde mutlu insanlar da vardı.
Sonra köşedeki bankta oturmuş,
Ucuz şarabını içen yaşlı amcaya takıldı gözleri.
Elinde Nuh Nebiden kalmış tuşlu telefonuyla oynamaktaydı.
Kim bilir kimin sesini özlemişti de arayamamıştı.
Dalıp gitti,
Kadının yüreği yufkalandı öyle değil miydi sanki
Ne de kolayca siliniveriyor rehberlerden,
O en baş tacı isimler ve numaralar ve ünlemler…
Böyle parmak uçların titriyor biraz...
Burnunun direği sızlıyor…
Ne toz zerresiyse o artık,
Bir de gözlerden iki damla yaş süzdüren!
Ama biliyorsundur artık,
O kristal bardak son üç damlayı da alıp taşmış…
Üstüne biri saçma sapan gelip,
Kum tanesi parçalarına ayırmıştır seni de
Çoktan tuzla buz etmiştir en güzel geçecek günleri…
An gelip sonsuz olmayı hayallenirken,
An'da kalır ve son olursun!
Elinde küçük kırmızı topla koşan çocuk,
Önünde duruverdi kadının.
Öylece gülümseyerek,
Gözlerinin içine baktı en tatlı haliyle,
Elindeki topu kadına uzattı bütün samimiyetiyle.
İşte o vakit gün boyu ilk defa gülümsedi kadın.
Çocuğun dalgalı kıvırcık saçlarını okşayarak teşekkür etti.
Hiç yoktan yeni bir filiz yeşerdi kadının yüreğinde.
Evine giden yolda şarkılar bile mırıldandı hatta.
Hala hastaydı, oldukça da halsiz lakin artık yaşlı değildi.
Cemre.Y.

23 Ağustos 2019 Cuma

Sonra Ne Oluyordu Da Büyüsü Bozuluyordu Ki Bu Vuslata Dair Bütün Hasretlerin

...Sonra Ne Oluyordu Da Büyüsü Bozuluyordu Ki Bu Vuslata Dair Bütün Hasretlerin...
Akşamın günü ağarıp parkasını omuzuna vurup çekip giderken,
Gece selam eyledi bir ayağı kırık masanın ortasına!
Hepi topu iki tahta sandalye vardı zaten biri kırmızı, diğeri mavi.
Sahilin en ucundaki tek ağacın topraktan aşan damarlarına baktı kadın uzun uzun.
Belli ki toprak yetmemişti kökleştikçe köklenen ağacın yer altındaki dallarına.
Bir sigara daha yaktı derin bir nefes çekti ciğerlerine!
Sonra ufuktaki batmasına ramak kalan güneşe baktı usul usul,
İçinden ayak tırnağının ucunu duvara bodoslama dalıp kıran genç kızın acısı geçti.
Kendi kendine...
"Sonra ne oluyordu da büyüsü bozuluyordu ki bu vuslata dair bütün hasretlerin?" dedi.
Kelimeler yuvarlanırken ağzından koşarcasına kumsalı aşıp,
Koca denizi yarıp güneşi çekip çıkartmak istedi tam da boğulmak üzereyken.
Güneşin son kızıllığında bir adam görüverdi birden!
Dilinde Ahmet Kaya'nın en sevdiği "Doruklara Sevdalandım" şarkısı,
Elinde yemyeşil bir muhabbet kuşu, okşamaktaydı kanatlarını şefkatlice.
Vazgeçti kadın bütün anlardan, bütün zamanlardan ki zaten,
Belli ki gelmeyecekti beklenmeyen de karşısındaki o boş sandalyeye!
Şimdi mehtaba dalmalıydı.
Misal az ötede cıvıldaşan yakamozlara şiirler yakıştırmalıydı.
El ele sarmaş dolaş gezinen çiftlere,
Her zaman olduğu gibi gülümseyerek bakmalıydı yine.
Yaşlı ihtiyarlar gibi yetemediklerini ayıplayarak bakanlara da o ayıplayarak bakacaktı
"Size ne!" diye.
Sahi şimdi şöyle üç beş duble rakı da ne giderdi be!
Hani öyle balıkmış, mezeymiş de istemezdi şu an,
Lakin, acılı şalgam olsa fena olmazdı.
"Yazın yaz akşamları çoktan bitmiş sevgilim,
Gece sonbahara çoktan hazır ayazıyla pusuda beklemekte." diye mırıldandı kadın.
"İnsan incecik bir hırka olsun bari yanına alır!" diye de yalnızlığını azarladı.
Kıpkırmızı birasından son yudumlarını içerken,
Usulca bitmeye yakın sigara paketinin içine çakmağını attı.
Köklere, masaya, boş sandalyeye, ufukta batan güneşin yerine ve...
O adamın hayaline bir daha baktı, o uyurken usulca okşadı saçlarını.
Sonra ne oluyordu da büyüsü bozuluyordu ki bu vuslata dair bütün hasretlerin?
Cemre.Y.

22 Ağustos 2019 Perşembe

Ey Minel Aşk Sen Bunca Vakittir Hala Neredesin?

...Ey Minel Aşk Sen Bunca Vakittir Hala Neredesin?...
Yorgundu kadın, kadını yoran kendisiydi bu sefer!
İlk önce öylece kıpırtısız, suskun, sakin durdu, duruldu.
Yeni okumaya başladığı kitabının sayfalarındaki müzik önerilerine baktı.
Halbuki belli ki yazar onu "Bu satırları okurken dinle.."diye eklemişti,
Üstelik kitabın ana teması, iki devrin ve asıl tarihimizin coğrafyasıydı ya,
Kadın o sayfaları okurken işinden servisine binmiş, okuyarak semtine varmış,
O sayfaları okuyarak mahallesinin köşesinde bırakılmış ve yine o sayfaları okuya okuya,
On altışar basamaktan üç merdiven boyu çıkıp, evine varmıştı.
"Neyse işte!" dinleme listesinin ve artık,
Ona dairli dahiliyesizliğinin ikinci günündeydi.
Açtı müziği son ses...
Bekledi...bekledi...
Bekledi ne çok sessizlikle başlıyordu kaç es bekledi saymadı ama bekledi...
Sonunda ses geldi, müzik de.
Yutkundu kadın,
Ağlamadı da ama bir türlü de gitmedi boğazının ilmeğine takılan o yumru.
Anlamsız bir doymuşluk hissi uyandırdı midesinde.
Hani böyle beklenmeyen anda böğrüne savrulmuş bir yumruk gibi!
Hoparlörü taktı, sesi sonuna kadar açtı.
Sonra bütün yapraklarını soyundu kadın...
Yalancı baharlar çoktan gitmiş, durduk yere sevdaya filizlenen yüreği,
Ağustos sıcağının serin beklentileriyle çoktan solmaya yüz tutmuştu.
Halbuki ne de güzeldi mavi bir gitarın sade bir kahveyle,
Aynı yatakta tatlı tatlı birbirlerine en sevdikleri kitaplarını okurken,
Çok beğendikleri paragrafları birbirlerine baştan sona okuyuşlarının hayali.
Alabildiğince derin bir nefes aldı hayattan yüreği yorula yorula.
Sonra omuzlarını ve göğüslerini ve çenesini dikleştirdi kadın.
Dinlediği müziğin tam ortasına...
Kırmızı bir gitarla solo resital yapan bir adamın videosunu kolaj yaptı.
Yorumlara aldırmadan usulca adamın görünen sağ omzuna bir buse kondurdu.
Sonraki hayalinde kirpiklerini yere devirmiş adamın,
Biraz mağrur, biraz da utangaç,
Dudakları anason kokan gülümsemesinden hafifçe öptü.
Alabildiğince derin bir nefes aldı hayattan yüreği yorula yorula.
Sonra omuzlarını ve göğüslerini ve çenesini dikleştirdi kadın.
Siyah topuklu ayakkabılarını omuzuna aldı
Kıpkırmızı elbisesinin ensesinden,
Beline kadar uzanan swarovski kolyesi de salındı rüzgarla...
Ezberindeydi artık, zemheriler hep kasvetliydi de!
Ve üstelik de kaç baharı, kaç yazı da mevsimsiz geçmişti, bundan gayri her yer...
"Eylül de geldi geçti!" ve lakin,
"Kasımda Aşk Başkadır!" mavallarından geçilmez zaten.
Kulaklarını tıkadı, yüreğine bir düğüm attı.
Geceye ve sadık dostu yalnızlığına ve dahi beş duvarına birer selam çaktı.
"Eyvallah!"tı gayrı.
Hem zaten kim yazılmamış ve yazılmayacak olan bir şiiri sevişe sevişe sarılıp yaşardı ki.
Eğer ummanları aşacak kadar yüreğine sindiremediyse!
Kaç şiir etmişliğim vardır kim bilir, hepsinden teker teker özür dilerim lakin.
Ortalık yeterince sanal sevişgenlerle doluyken ki ben
Özel mesajlardaki sade kelimelerle sevişemiyorken,
Sana dokunmak, sana ortak olmak, sana dahil olmak isterken sen...
Ey minel aşk sen bunca vakittir hala neredesin?
Cemre.Y.

21 Ağustos 2019 Çarşamba

Keşke Giderken

...Keşke Giderken...
"Çiçekleri fazla sulamayacaksın!" derdi rahmetli anam,
En sevdiği menekşesinin yaprağına değdirmeden su koyarken.
"Ne çok güneşte bırakacaksın, ne de çok gölgede koyacaksın.
Her çiçeğin tabiatı da farklı elbette!" derken fısıltılarla bir şeyler derdi onlara!
"Evinde canlı bir çiçek beslemek istiyorsan eğer,
Kökünü bir yerden çalman gerek önce,
Ve sonra kendinle aşılamalısın onu ille de." derken muzipçe gülümserdi.
Halbuki çalıntı şeylerden hiç de haz etmezdi annem!
Bir çiçek merakı vardı işte.
Doğurduğu bizlerden bile çok sever, çok ilgilenirdi onlarla.
Kıskanırdım onların her bir taç yaprağını,
Sadece anneme gülümseyen her bir çiçek bakışlarını.
O gün, onca çocukluğumun kıskançlığıyla...
Bütün çiçeklerinin saksılarına tek tek işedim ya anne!
Şimdilerde nerede, saksıda bir çiçek görsem hepsinden özür diliyorum.
Sahi anne!
Ben seni çoktan affettim de, sen beni...
Affedebildin mi oralardan?
"Uykumda,
Ciğerimden vuruluyorum bazı bazı sen yokluğundan!" derdim sana da,
Sen, "Ayetel-Kürsi oku öyle zamansız anlarında korur seni" derdin ya hani,
Ben içimden sessiz çığlıklarla hep...
"Neden ki sen sarılıp yaşatmıyorsun ki beni!" diye gözüm yaşını durduramazken,
"E hadi madem boş durma öyle,
Su koy çaydanlığa bir çay içelim şöyle..." der susardın.
Konu komşu gelir, bolca muhabbetle içerdiniz çaylarınızı,
Ben köşede öylece sensizliği yutkunurken.
Şimdi kan bağın olsun olmasın,
Seni tanıyan herkeste var mutlaka bir saksı çiçeği hakkın.
Hepsi de maşallah neredeyse hiç solmuyorlar!
Ben mi?
Sadece bir kere denedim senin çiçeklerinden bir kök olsun çalabilmeyi!
Yaprak bana baktı, çiçek bana, kök bana baktı, toprak bana.
"Sen kıvamında sevemezsin ki bizi,
Ya öldürürsün sevmekten, biz sıkılırız öyle fazla ilgiden.
Ya öldürürsün ilgisizlikten biz yoruluruz beklemekten,
Bari günahımıza girme e mi!
Ha sahi rahmetli anacığının o bize fısıltılarını da çok merak edersen,
Aslında onu, canımın yongası kadar seviyorum lakin,
Bunu ona dersem sevdası soğur benden!" demekteydi.
İnsan olan...
Bunca zaman geçmiş eti sıyrılmıştır gönünden toprak altındaki bedeninin...
Diri kalmış tek tırnağını dahi öpebilmeyi özler mi?
Çünkü beceremedim hala...
Ben doğduğum andan, sevdiğim andan,
Evlenip çocuk doğurduğum andan,
Aldatılıp ayrıldığım andan itibaren,
Kucağımda senin hislerinden eserli yavrumla kalıp,
Onu da hayatıma bir tastamam mevsiminde lale,
Mevsiminde gül, mevsiminde yasemin, ya da zambak misal!
Her mevsim, mevsimine göre rüyalarının hülyası olamadım misal.
Affetsin artık beni o da beni en gül gamzesinin gül kıvrımından.
"Sahici duran sanal ve naylon bir ton çiçek var oysa,
Şöyle salonumun şu köşesine begonviller koysam,
Yatak odamın duvarlarına sarmaşıklar dolasam!" diyorum bazı bazı...
Naylon kokuyor ya onlar!
Alamıyor astımlı nefesim, kabulüme!
Yani olmuyor be anne!
Keşke giderken,
Rahmine gömseydin beni de!
Ki zaten...
Yanlış zamanın, yanlış mekanın, yanlış cinsiyetiydim,
Hani, bana hiç yokluğun, bu kadar da koymazdı bana be!
Keşke gelirken olsun bari!
Kulağıma fısıldamasaydın o ilk ve son ninniyi!
Cemre.Y.

20 Ağustos 2019 Salı

Sonra Dedim Ki Kendime

...Sonra Dedim Ki Kendime...
Yüreğinin kıyılarıyla, yüreğimin kıyıları metcezirlerle boğuşurken,
Hiç yoktan bir gülüşüne rastladım bir yerlerde.
Sonra dedim ki kendime...
Hiç, gülüşü, yüzü, ağzı, burnu, ayrı bir güzel olan birinin,
Hiç, duruşu, bakışı, oturuşu, kalkışı, ayrı bir güzel olan birinin,
Hiç, yazısı, kelamı, harfi, cümlesi, ayrı bir güzel olan birinin,
Hiç, sesi, şarkısı, sözü, ayrı bir güzel olan birinin...
Yüreği karabasan karası kadar kötürüm olabilir mi?
Lavaboya gittim, yüzümü yıkadım, bütün makyajımı akıttım.
Sonra aynaya baktım.
Uzun...
Upuzun baktım gözlerimin içine.
Sonra dedim ki kendime...
Ulan seveceksen sev, söveceksen de söv gitsin!
Ama hayata dair, hele, bir derin, nefes al bir be, he!
Cemre.Y.

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Senin Haberin Yok Be Sevgili

...Senin Haberin Yok Be Sevgili...
Senin haberin yok be sevgili.
Yıllar yılı ilmek ilmek işlediğim güven duvarımı söktüm de estim sana.
Cümle olup uçarcasına milyon parça ben dağıttım zerrelerine,
İklimi değişirken kuraklığımın,
Sana ılıman coğrafyalarımı sundum kavurmadan.
Bundan gayri ne vakit bir gülümseme belirse dudaklarında,
Ben rüzgar olup konacağım gülüşünün kıvrımına.
Hiç sarılmasak ya da hiç sarılamayacaksak da ne olur sanki,
Teninin, terinin kokusu burnumda hızma.
Senin haberin yok be sevgili.
Hani sitem ettin ya hiç sormadık birbirimize,
"Biz bunca zamandır bizsizken, neler yaptık, nasıl geçti onca zaman?" diye...
Ben kim bilir kaç ay, kaç hafta, kaç gün, kaç saat, kaç dakika, kaç saniyedir,
Güne gözlerimi açtığım her "Günaydın!" ımda,
Ben her "İyi Geceler" imde öpüyordum seni kaburga kemiklerinden, hala da öperim.
Cemre.Y.

18 Ağustos 2019 Pazar

Son Dakikaya Dair, O, Son, Seçim, Senin

...Son Dakikaya Dair, O, Son, Seçim, Senin...
Hayat aslında ne biliyor musun?
Yıllardır beklediğin indirimi bulmuşsun,
Ama...
Artık...
Kaşının kılları bile ağarmaya başlamış gibi bir durum!
Ya birkaç beyaza diğer siyahları feda edeceksin,
Ya da...
Mademki beyazlara doğru gidiyoruz deyip vazgeçeceksin!
Ömür bu, her son dakikaya dair, o, son, seçim, senin.
Cemre.Y.

Uzun Suskunluklar Yorar Adamı

...Uzun Suskunluklar Yorar Adamı...
Üç beş hülyalı cümleden sonra,
Kendi fırtınalarına dalıyordu adam.
Sessiz bekleyişlerin sonundaysa...
El ve ayak tırnaklarına parlement mavisi ojeler sürüyordu kadın.
Uzun suskunluklar yorar adamı ya!
Fark etmiyor erkeğin adamlığıyla, kadının adamlığı!
Adam kendi okyanusunda boğulurken,
Kadın kavanozlar dolusu kelebek renkli misketleri salıyordu havaya.
Sessiz cümlelerin içinde iki kelime yoktu sadece sevilmeyen.
"Eyvallah!" ile "Neyse!" mutludur umarım bi yerlerde.
Zira...
Uzun suskunluklar yorar adamı.
Cemre.Y.

Keşke



…Keşke…
Keşke aynı dilde sevebilseydik birbirimizi,
Belki de hiç vazgeçmezdik…
Cemre.Y.

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Carpe Diem

…Carpe Diem…
Tabi ki "Carpe Diem" dersin, kaş, bıyık, ağda derdin hiç yok!
Ay saç diplerim çıkmış mı?
Yoksa PMS dönemime mi denk gelir,
"Ay iş yerinden izin alabilir miyim!" derdin yok!
"Yav he he!"
Hayat hep beylere "Carpe Diem!" zaten.
Bazen "Neyse!"mle "Eyvallah"ım ölesiye kapışıyor ya,
En elemi de bu bence...
Çünkü her sabah baktığım aynam,
Artık bana bile, hiç mutlu değil.
Neyse size her an "Carpe Diem!" zaten.
Cemre.Y.

16 Ağustos 2019 Cuma

Güneşte Unutulmuş Atlas Kumaş

...Güneşte Unutulmuş Atlas Kumaş...
Hoş geldin yalnızlığımızın beş duvar hali!
Yabancılama bizi,
Gel buyur, derin bir nefes al,
Bir soluklan hele,
Yol yorgunu ayaklarına,
Tuzlu su hazırlayayım dilersen.
Bu saatte sen,
Sade kahve de içmezsin, demli çay da!
Rakı desen...
Bir dünya para!
Ama ben varım bir de tuzlu su,
İstersen...
Serum fizyolojik verdireyim en yakın hastaneden.
Bolca muhabbetin demine de vururuz,
Kan beynine giderken.
Ne çok vakit geçti değil mi bizsiz!
Nicedir hayatlarımızın,
Güneşte unutulmuş atlas kumaş gibi,
Neresinden tutunmaya kalkışsak,
Lime lime elimizde kalan,
Ya sağlam yamalık sunacak,
Ya da elimizde kalacak ihtiyacına,
Deva olmaya çabalıyorduk.
Şimdi durduk yere...
Yeni bir derde de gam eyleme sakın ha!
Merak etme, öyle hiç de...
"Ben demiştim sana,
O hayat, öyle, atlas kumaş erimişse,
Yamalık tutmaz" demeyeceğim.
Sen bensizken neler ettin bilemem,
Hele anlatacaksın nasılsa da...
Ben sensizken...
Nice salise, nice saniye, nice dakika,
Nice saat, nice gün, nice hafta...
Nice ay...
Ve de nice sensiz yıldızlarca seninle yüzleştim.
Evet haklısın!
Ara sıra, bazı bazı,
Hatta sık sık gecelerimi yokladığını fark ettim.
Ve affet!
Sadece o geceler evimin dış kapısını kilitledim,
Anahtarı da yan çevirerek içimize girmeni istemedim.
Öyle ya herkes kendi yolunu,
Bir şekilde artık bizsiz çizmeli,
Ya da gelecekse de artık bir tastamam gelmeliydi.
O "Tastamam!" da milyonlarca kişiye göre,
Epeyce de göreceli bir kavramdı elbette ki!
En azından bütün psikoloji, bütün hiyerarşi
Ve en azından,
Bizsiz yazılan...
O bütün şiirlerimizin etiminoloji kitapları...
Yalnızlık ve kurtulmanın çarelerini,
Saydırıyordu sıradan!
Sensizken!
Milyon tane şiir yazmışım doğumumdan itibaren,
Bazılarının harflerini düzenledim,
Bazılarının kelimelerini.
Bazılarının...
Cümleleri yeterince devrik değildi iyice devirdim.
Bazıları anlamlarının özünden uzaktı,
Eklenti şiirler yazdım.
Hoş geldin yalnızlığımızın beş duvar hali!
Yabancılama bizi,
Gel buyur, bir derin nefes al,
Bir soluklan hele,
Yol yorgunu ayaklarına tuzlu su hazırlayayım dilersen.
Bu saatte sen,
Sade kahve de içmezsin, demli çay da!
Rakı desen...
Bir dünya para ama ben varım bir de tuzlu su,
İstersen,
Serum fizyolojik verdireyim en yakın hastaneden.
Bolca muhabbetin,
Demine de vururuz kan beynine giderken.
Ne çok vakit geçti değil mi bizsiz!
Nicedir hayatlarımızın,
Güneşte unutulmuş atlas kumaş gibi,
Neresinden tutunmaya kalkışsak,
Lime lime elimizde kalan,
Ya sağlam yamalık sunacak,
Ya da...
Elimizde kalacak ihtiyacına deva olmaya çabalıyorduk.
Şimdi durduk yere,
Yeni bir derde de gam eyleme sakın ha!
Merak etme, öyle hiç de...
"Ben demiştim sana,
O hayat öyle,
Atlas kumaş erimişse yamalık tutmaz" demeyeceğim.
Haklıymışsın be yalnızlığımın beş duvar hali!
Güneşte ve de zemheri ayazlarında,
Fazlaca kalmış hayatımın ömrü!
Nice altına...
Bembeyaz bulutlar gibi pazen basmalar diksem de,
Nice de üstüne...
İğne oyası nakışlar işlemeye çalışsam da olmadı yani!
Hani tabiri caiz ise...
Kalbim doğduğum andan kırık lakin,
Yüreğim çok üzüldü be!
Eee!
Sen nasılsın, nicedir ahvalin.
Ne bileyim, şöyle...
Kasıklarındaki damarlar atar atmaz,
Kirli çarşaflara koşan herifler değil de,
Kasık sancısıyla yürek yarasını,
Bir teraziye koyan kadınlar tanıdın mı misal!
Ya da ne bileyim şöyle...
Kasıklarındaki sancılar...
Yüreğinin yarasına karışınca,
Farkını fark edemeyen adamlar!
Misal iki kelam arası karşılaşmışsınız,
Senin eril dişil olduğun fark etmeden,
Sen yürekçe anlatıyorsun, o kasıkça...
Yahut tam tersi diyelim insanın hayvani dürtülerinden.
Anlat bakalım karşındaki şiire!
Yürekçe bilmeyene,
Nasıl beyaz sabun kokulu tenler sunabilirim ben.
Gece uzun...
Sustum ben!
Yeter dinlediğin, dinlendiğin lakin...
Bu sefer de sen anlatacaksan...
Rakı olmasa da şuradan iki üç beş bira söyle bari.
O da yoksa...
Uyuyalım mı safi!
He şimdi sen fotoğraftaki o şarap kadehini,
O mumu, o şarabı ve dahi,
Çıplak kadınlı o kül tablamı soracaksan!
Onlar...
Sensizliği aşmaya çalışırken çoktan kırıldılar...
Sitem değil, lakin,
Ey güneşte unutulmuş atlas kumaşım!
Ben senin her solan,
Her solacak, her son olacak an'ına razıydım.
Peki ya sen?
Yarın mı başlarsın yoksa hep mi susarsın.
Biliyorum senin de çok kolay olmadı ömrü hayatın.
Cemre.Y.

15 Ağustos 2019 Perşembe

On'a O'n, Kala, Bir İhtimal




…On'a O'n, Kala, Bir İhtimal... 
Belki de... 
Bütün bize anlatılan hikayelerin başı ve sonu farklıdır! 
Belki de... 
Ne bileyim işte... 
"On'a o'n, kala, bir ihtimal!" diye... 
"Bir ihtimal!" li, bi şey vardır! 
Kim bilir…
Cemre.Y.

Düş



...Düş...
Kim bilir sen, kaç mevsimsizliğimin düşüydün de,
Ben sana, ayazlı bir zemheri gecesinin ertesinde,
Kalabalıkların içindeki yalnızlığından sarındım.
Gelseydin, kalsaydın, sevseydin daha o yumuşacık saçlarını,
Daha o gül yüzünü, daha kirli sakallarını okşayacaktım.
Öpecektim daha hece hece, bütün o sessiz çığlıklı şiirlerinin harflerini.
Kim bilir sen, kaç mevsimsizliğin düşüydün de,
Ben sana, yaz bitip, bahar sonbaharın ilklerine düştüğünde,
Yıldızlı, yakamozlu, bolca mehtaplı gecelerimizde içinin dibi olacaktım.
Cemre.Y.

14 Ağustos 2019 Çarşamba

Bayram

...Bayram...
Sana...
Küçük bir kız çocuğunun bayram harçlıklarıyla,
Atlı karıncaya bindiği andaki kadar gülüşler biriktirmiştim oysa.
Sana...
Ergenlik çağındaki o genç kızın ilk flörtüyle,
Göz göze bakıştığı andaki kadar süzgün bakışlar biriktirmiştim.
Sana...
Gelinlik çağındaki o genç kadının,
Sevdiceğiyle ilk öpüşü kadar öpüşler biriktirmiştim oysa.
Sana...
Yılların yorgunluğunu sırtından savurmuş o kadının,
Aşka dair son inancı kadar sevdalar biriktirmiştim oysa.
Neyse bayramlar da bitti zaten,
Misketler de sende kalsın madem!
Cemre.Y.

13 Ağustos 2019 Salı

Sen Yokluğu

...Sen Yokluğu...
Şurada bir acı var!
Tam sol göğsümün üzerinde.
Ağrı ya da sızı değil eminim bundan.
Şurada...
Kocaman bir boşluk acısı var!
Herkes,
"Soğuk duş alıp ayaza çıkmışsındır,
Yel vurması bu!" diyor.
Ben diyorum;
Nicedir unutmuşum ya kalbimin yerini,
O, olsa olsa "Sen yokluğudur."
Şurada bir acı var!
Tam sol göğsümün üzerinde.
Ağrı ya da sızı değil eminim bundan.
Geçer ama!
Gelsen de geçer,
Gelmesen de geçer,
Diğer bütün geçenlerim gibi.
Cemre.Y.

12 Ağustos 2019 Pazartesi

Bugün Pazartesi

...Bugün Pazartesi...
Bir yaprak daha eksildi hayat defterimizden
Bir sayfa daha hayal eklenirken.
Kırk beş yıllık geçmişi saymazsak
Bugün Pazartesi ve ben doğdum yeniden.
Cemre.Y.


10 Ağustos 2019 Cumartesi

Ama Yarın Bayram

...Ama Yarın Bayram...
Boşuna uğraştı biliyordu kadın, ama en azından, uğraştı.
Tek bir harf yazılmamış o defterin,
Bütün yapraklarının tozunu aldı.
Şöyle derin bir bayramlık, havalandırdı.
Çoktandır...
Artık sararmaya yüz tutmuş yapraklarını iyice havalandırdı.
Boşuna bir uğraştı biliyordu kadın!
Ama, en azından, uğraş-tı.
"Olsun!" dedi kadın kendi kendine gülümserken!
Hiçbir harf yazılmamışsa da, artık çoktan sararmış,
Tek bir harf yazılmamış kader defterine gülümserken.
"Olsun" dedi kadın.
"Yarın bayram, temizlenmek senin de hakkın elbette!"
Cemre.Y.

9 Ağustos 2019 Cuma

Kıvam

...Kıvam...
Nedenini bilmiyorum ama bu aralar her şeye karşı,
Rahmetli anacımın;
"Çekerim, çekerim,
Çeki'me gelmezse çeker giderim!" anasözünün,
Anlamını idrak edip,
Uygulama kıvamına gelmiş gibi hissediyorum kendimi.
Benim yüküm, ömrümün başından çeki'me ağır zati!
Cemre.Y.
Çeki= Odun, kömür, kireç gibi,
Kaba ve ağır şeyleri tartmakta kullanılan
Ve iki yüz elli kiloya eşit olan bir ağırlık ölçüsü.

Ey Hayat

…Ey Hayat…
Kadının artık size dair,
Tek bir an'ı kalmadı bayım.
Eminim bundan!
Çünkü kadın saçlarında dahi vazgeçti.
Kadının…
Artık sana dair,
Tek bir an'ı kalmadı ey hayat…
Eminim bundan!
Çünkü kadın…
Kırıklarını aldırdı kalbinin.
Cemre.Y.

Ezan


…Ezan…
Bu akşam...
"Yok artık, kat'a olmaz,
Bu yaşadığım zebani ilçesinde ezan bile zebani derken!"
İlçem'de onca yıllık sabah ezanlarına,
Her biri ayrı megafondan ayrı korkarak uyanıp,
Dua edecek yere küfürler savurduğum,
Her biri ayrı telden salak nağmeler çalan sabah ezanlarına inat
Öyle bir sela okudu ki yeni gelmiş bir hoca!
Her nağmesine, dilini hiç anlamadığım her kelamına,
Her hecesine ayrı gözüm yaşım aktı
"Elhamdülillah müslamanım!"diye!
Kim bilir kaç kere menkıbelerini okuduğum Hz.Ömer'in
İlk kur-an okunuşunu duyup müslüman olduğu o an...
Bence böyle bir sesti onu nefes eden!
Yoksa öte mahallelerde,
Arka planda hala karışık sesler, tonlar, megafonlar!
Lakin bu sefer teşekkür ettim yaradan'ıma!
Epeyce bir vakittir halime, hatırıma, ruhuma, meşguldü ya!
Varlığını nicedir şikayet dilekçemden belli etmek dilemiş!
"Sanırım bize,
Biz maaşımıza bakarız." diyen memur cemiyeti değil de...
"Yav kardeş!
Bu da böylece kalsın ciğer ve yürek silsilende,
Hele ben bir sesleneyim de,
Yani hiç de öyle çok da yalnız değilsin,
Ben varım!" kıvamında ya...
Meğerki sen,
Orkestrasının her biri ayrı teli kopmuş,
Staj zamanı tiyatrocu yorgunluğuyla değil de...
Yarın sabaha beni, aynı billur sesle,
Aynı özenle uyandırırsan,
Hiç üşenmeyip, ojelerimi silip,
Gusül ve namaz abdestimi alıp,
Sabah namazımı kılacağım nice vakit sonra.
Allah'ım!
Yatsı ezanlarını da bir düzene koyuyorsun sanırım!
Sen'i Sultanahmet'e gittiğimde ayrı,
Kabe-i imam ezanıyla,
Ayrı sevmek istemiyorum ben o kadar şanslı biri değilim.
Lakin bana çeyrek adım atsan da,
Milyon mil kaçsan da ben hep seni seviyorum bil istedim.
Cemre.Y.

8 Ağustos 2019 Perşembe

Kestik

...Kestik...
O, bu, değil de...
Sen hiç...
Bir tek kadının bari!
Saçlarını dizlerine kadar olmasa da,
Hani öldüğünde bari,
Çırılçıplak kalacak göğüslerini,
En namusundan örtecek kadar uzatmasını sağladın mı?
Misal bir kere olsun, bir an bile,
Saçlarına kadar canı yanmasın bir kadının içi!
Aynalara her baktığında
"Artık değişsem mi acaba yine?" diye düşünemesin mutluluktan.
Senin onları taradığın anlara kıyamasın misal!
"Yok!" değil mi?
"Hiç yok!"
Öylesi bir mutluluk yok bu dünyada.
"Kestik!"
...
Cemre.Y.

7 Ağustos 2019 Çarşamba

Yorulursun

...Yorulursun....
Bazen yorulursun,
Kırgınlıklarının dehlizlerinde dolanıp durmaktan,
An gelir,
An'a ve sonrasına yetişmeye çalışmaktan,
Tıkanıp kalırsın da...
Aynanın sırrının arkasındakileri merak edersin!
Alırsın eline...
Hala yüreği kırık serçe kanatlı,
Kalbinin içi...
Can, cam ve hayal kırıklıkları dolu,
Kırk yama renkleri solmuş heybeni!
Vurursun da vurursun,
Vurursun da vurursun duvardan duvara!
Ta ki geçmişine dair,
Tek bir çivi izi kalmayana kadar.
Yorulursun...
Pes etmemekten de,
Vazgeçememekten de, savaşmaktan da,
Geçilmeden geçmeye çalışmaktan da.
"Hislerimi kaybettim,
Hükümsüzdür!
Birkaç zamandır şarkıların anlamı yok!
Kalbim yok!
Yüreğim yok.
Ruhum yok.
Sevincim yok!
Acım yok!" demiştim ya yıllar önce...
Siz ona...
"Artık kaybedecek...
Başka can'ım yok!" u da ekleyin lütfen.
Cemre.Y.

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Kadınla Adam

...Kadınla Adam...
Rahmetli annemin,
Polis radyosunu dinlediği zamanlardan birindeydik,
Anacığım kapı komşusuna akşam gezmesine gitmiş,
Baba desen her zamanki gibi kahvede pişpirik oynamakta,
Abla kardeş çocukluk canlarımız sıkılmış,
Ellerimize, her gün, türlü oyunlar oynadığımız,
Yandaki marangozhaneden aşırdığımız çekiçlerimizi almış,
Kararlıydık bu akşam,
Radyoda hiç usanmadan,
"Kimseye Etmem Şikayet" i söyleyen o kadınla,
"Bülbül Aşıkmış Güle"
Şarkısını söyleyen adamı çıkaracaktık içinden.
Vura kıra parçaladık pilli radyoyu lakin,
İçinden çıkaramadık bir türlü kadınla adamı.
Önce Zeki Müren gitti, epeyce sonra da anam!
Çok sürmedi gidiş araları ya,
Müzeyyen Senar'la,
İçli bir şarkının es notalarında kavuştular.
Cemre.Y.

2 Ağustos 2019 Cuma

Nefes


…Nefes...
Yazlığının verandasından uzun uzun denize baktı kadın,
Üstündeki tişörtü çıkartıp kumsala doğru yürüdü...
Tam denize kulaç açmaya ramak kalmışken durdu.
"Ne çok hayallerimi erteleye erteleye, vazgeçmişim ah ne çok!
Hem de hepsinden birden!" dedi kendi, kendine.
Ağrıyan sağ dizinin kapağını okşadı usul usul…
Omuz başlarına sarıldı, öptü teker teker sağlı sollu.
Şimdi yeni bir hayat bekliyordu onu!
Ya öylece, okyanusa, nefessiz teslim olacak, boğulacaktı,
Ya da orada çoktandır onu bekleyen yeni bir nefese kulaç açacaktı.
Cemre.Y.

Misket


…Misket…
Çocukluğumun can kırıntılarında
Benim bütün oyunlarda kazandığım misketlerim,
Bir kavanozda doluydu
Ve mahallenin bütün kötü çocuklarını hep ben yeniyordum.
Günün birinde bir çocuk taşındı mahalleye,
Hiç oynamadı benimle ama bir gün durduk yere
Elinde bir çekiçle kırıverdi misket dolu kavanozumu!
Bir hafta ağladım o bulamadığım kayıp misketlere.
Sonra çok misketim oldu çok!
Ama hiçbiri kırık kayıp misketlerim kadar güzel değildi.
Dün senin mahallenden dönerken o kız çocuğu,
O kırık kayıp misketlerine yeniden ağladı bil istedim.
Yani sevdiceğim iki kavanoz renkli misket borçlusun bana!
Seni ancak öyle affederim.
Cemre.Y.

1 Ağustos 2019 Perşembe

Ahın Olmasın

...Ahın Olmasın...
Ahh be deniz gözlüm!
Seninle her konuştuğumda, aklıma her geldiğinde,
Acıyor yüreğimin şefkat yarası.
Ben bile çağlayan misali coşarak sevdim de,
Durgun bir göl gibi,
Yani senin beni sevdiğin gibi susarak sevemedim hiç kimseyi.
Gayrı ahın olmasın nolur üzerimde
Yoksa sittin sene daha da karşılık bulamaz
Bu yüreğinin bir ucu hep yanık sevdalı Cemre'nin karşılığı.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...