merdiven etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
merdiven etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2025 Cumartesi

Oysa

...Oysa...
Dalgaların sahile vurduğu bir rüyaya öykünerek yatmıştım oysa,
Hani gece sırt üstü yüzerken yıldızların seyrine dalarsın ya,
Sonra kulağında o şarkının nağmeleriyle,
Yavaş yavaş evinin verandasından yatak odana süzülüp,
Öyle mutlu, hafifçe yorgun uzanmışım yatağına da,
Sabaha kadar sandaki meyhanenin müzikleriyle
Dans ediyormuşsun gibi bir rüyaya öykünerek yatmıştım oysa.
Gece boyu çıkamadığım merdivenlerin basamaklarından kayarak
Beni kovalayanların eline düşmekten son anda kurtuldum uyanarak.
Cemre.Y.

28 Eylül 2020 Pazartesi

Bu Hiç Olmadı Şimdi

...Bu Hiç Olmadı Şimdi...
Birazdan, gün, geceye dönünce,
Çiçek Pasajının üstündeki mahyasını,
Üzgünce söndürüverir İstiklal Caddesi,
Beyoğlu'nun o gizemli Dersaadet sokağında,
Hiç olmadık yere kırılır bir çay bardağı,
Hiç olmadık yere çatlayıverir,
Nevizadenin tam orta yerinde bir rakı kadehi!
Hadi Galata Kulesinin gönlünü aldın,
Eminönünde nefeslendin ya hani!
Daha yıldızlar kurulmadan gökyüzüne,
Olanca gönül koymuşluğuyla,
Zülüflerini döküverir Kız Kulesi!
"Salacak merdivenlerinde, bana karşı,
Yarinin dudaklarından kahve bile içmeden gittin he mi?
Hani, en çok, İstanbuldun sen, bu hiç olmadı şimdi!"
Cemre.Y.

19 Şubat 2019 Salı

Benim Adım Kız Kulesi

...Benim Adım Kız Kulesi...
Uzun uzun tanışmasak olur mu bu sefer!
Misal benim adım Kız Kulesi olsun,
İçimin dibini merak edersen,
Tavanındaki Piri Reis haritasına bir bakış atıver desem!
Ve sen artık,
Salacak merdivenleri yerine içimin derinini duy desem!
Cemre.Y.

16 Aralık 2018 Pazar

Pazar Sabahı

...Pazar Sabahı...
Seninle, bir pazar sabahı,
Salacak'ın merdivenlerine oturup,
Kız Kulesine karşı çay içmek vardı sevgili.
Yoldan geçen simitçiden iki simit alıp,
Boğaza karşı,
Pazar kahvaltısının hasını yaşamak vardı sevgili.
Cemre.Y.

30 Aralık 2017 Cumartesi

Yorgun Adam

...Yorgun Adam...
Hayatı boyunca
Attığı üç adımdan biri
Kırılıyorsa o basamağın,
Yorulduysa
Sonsuzluk kadar
Uzayan merdivenlerinden ömrünün
Yine de bu sefer,
Senin için iki basamağını daha
Çıkıyorsa "Adam!"
Durup,
"Ya kırılırsa!" düşüncesine,
Dalmasından kırılma
"Kadın!" ol da tutun sol koluna,
Güven ol üçüncü adımına.
Cemre.Y.

17 Ekim 2017 Salı

Meğer Ne Çok Hayalmiş

…Meğer Ne Çok Hayalmiş…
Meğer ne çok hayal kurmuştu onunla,
Sessiz gecelerde yalnızlığına sarılırken
Kendinden bile gizlice.
Meğer ne çok yaşamayı ummuştu onunla,
Kimsesiz sabahlarda kendisine sarınırken
Herkeslerden bile gizlice.
Bütün gelmişi, geçmişi, gelememişi
Onunla son bulacaktı nihayet!
Çocukluğu,
Büyüklüğü,
Büyüyememişliği,
Yaraları,
Yaşadıkları,
Yaşayamadıkları,
Unuttukları,
Unutamadıkları neredeyse eşitti.
Sadece o,
Biraz daha erken gelmişti işte dünyaya
Biraz daha büyümemişti hayata!
İkisinin de “Mutlu Son” la bitmeyen birer evliliği
İkisinin de…
“Sevgisizlikten” boğulmuş birer sevdiği olmuştu.
Bitmişti işte varsın bir kenarlarında dursundu.
Meğer ne çok sıfat koymuştu ona onunla,
Kimseler onu anlamazken, hırçınlaşırken
Ondan bile gizlice.
Aşıktı işte kör kütük değilse bile
Seviyordu ama hem de çok!
Onunla mutlu bir yuva dileyecek kadar.
Onun bir kızı vardı,
Diğerinin bir oğlu,
Bir de dünyanın yükünü yüklenmiş bir annesi.
Zaten çok sürmezdi ki kendi yuvalarındaki varlıkları
Uçup giderlerdi kuş misali kendi hayatlarına.
İkisi de kendi evlerinde,
Evlatları başka yuvalar kurmuşken
Bir anne ile kalıverdiklerinde
Belki olurdu minicik bir bebekleri
İkisi çalışıp evlerine ekmeklerini getirirken
Bakardı, bakmaz mıydı o bebeciğe anneleri.
O büyüyene kadar ölmemek gibi
Bir gayretleri olurdu hiç değilse!
Nihayet yaşlanmayı hayal edebilirlerdi birlikte.
Sonra el ele çekip giderlerdi
Bu keşmekeş vazgeçilmez İstanbul’dan
Rengarenk balıkçı kasabalardan birinin
Biraz uzağında olurdu belki derme çatma evleri,
Küçük bir tekneleri ve bir deniz dolusu yiyecekleri.
Diğeri balıkları pişirirken mangalda,
O salata yapar, rakılarını doldururdu mesela
Sonra uzanıp hamağa birlikte sallarlardı dünyayı
O-la-maz-mıydı?
Meğer ne çok hayal kurmuştu onunla,
Sessiz gecelerde yalnızlığına sarılırken
Kendinden bile gizlice.
Meğer ne çok yaşamayı ummuştu onunla.
Meğer, ne çok hayalmiş.
Cemre.Y.

30 Eylül 2017 Cumartesi

Ve Ben Donuyorum

...Ve Ben Donuyorum...
Gökyüzüne bir merdiven dayayıp,
Güneşimi engelleyen bulutları süpürmek istiyorum!
Ucu görünüyor,
Orada bir Güneş var biliyorum
Ve ben donuyorum!
Cemre.Y.

13 Eylül 2017 Çarşamba

Sen Hiç Aşık Oldun Mu?

…Sen Hiç Aşık Oldun Mu?...
Bana; "Sen hiç aşık oldun mu?" diye sorma be adam!
Belki de aşk; Salacak merdivenlerinde,
Onun dudaklarından,
Sade bir Türk Kahvesi içmekti.
Ve buna sadece...
Kız Kulesi Şahitti...
Cemre.Y.

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Balıkçı Kasabası


...Balıkçı Kasabası...
Rengarenk balıkçı kasabalardan birinin
Biraz uzağında olur belki
Derme çatma evimiz,
Küçük bir teknemiz ve bir deniz dolusu yiyeceğimiz.
Sen balıkları pişirirken mangalda,
Ben salata yapar, rakılarımızı doldururum mesela
Sonra uzanıp hamağa birlikte sallarız dünyayı
O-la-maz-mı?
Cemre.Y.

9 Mayıs 2017 Salı

Ve Kadın Uyudu

...Ve Kadın Uyudu...
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Pambık pirensesin elbisesinin
O uçuk pembe dantelleri,
Hani üstüne yüzüstü yatılıp
Ellerini pervasızca çeneye dayayıp,
Gökyüzünden, yer yüzüne bakıp
Bembeyaz hayaller kurulan
Temmuz bulutlu
Pamuk şekerlerinden değildi.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Dedeler, babalar, atalar...
Köylerinin meralarından kaçıp
Sırtlarında küçük bir çıkınla
Trenlere atlayıp
O taşı toprağı altın sanılan,
Haydarpaşa garının merdivenlerinden
İstanbul’a sırtını dikleştirip
Daha gelmeden yenilgiye savaş açıp
“Ulan İstanbul, seni yenicem!” dememişti.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Her kim ki şu koca şehrin
Hiç beklenmeyecek bir anında
Bir hem şehrisine rastlandığında
Köyündeki sarı kızın kaç tosun ettiğini,
Kınalı kuzunun, bütün kuzularının
Alnın ortasından alacalı mı doğup doğmadığını
Ağanın kızının sevdiğine kaçıp kaçamadığını
Çobanın kızınınsa kim bilir
Ünzile adında,
Kaç koyun ettiğine gam yüklemiyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
İkinci ele şereflice muhannet olunan
O bit pazarlarının yerlerinde yeller esiyor,
Parsel parsel ihanet kokan AVM’lerden
Modası kaçmasınlı Eskidji’li
Şerefsizlik akan paçaları gizli dikişli
Güya birinci el kıyafetler alınıyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Kadın adama artık güvenmiyordu.
Kaburga kemiğinden çıktığından beridir,
Anasının rahminde uyuduğundan beridir,
Adamın birine
Vatanım odur diyecek kadar
Evladına baba edecek kadar güvenmiyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Ademin evlatları eşleceği andan beridir,
Üremekli cinsellik icat edildiğinden beridir,
Kadın, arkadaşına, eşine, dostuna güvense
Kız kardeşine bile güvenmiyordu.
Öyle ya...
Ne vakit hep kalbini dönse sırtından,
Nice vakit de
Hep sırtını dönse kalbinden,
Ciğerinden hançerleniyordu.
Neyse ki kadının...
İstanbul’u yenmekle ilgili
Hiçbir vakit...
Hiçbir derdi,
Hiçbir hayali yoktu.
Ve kadın uyudu...
Uyumadan önce!
Bir kız kardeşin göz yaşı tanelerini
Sol yanağındaki gamzesinin çukurundan yakalayıp,
Sanki yüzyıllardır susuz gibi
Acılarını şarap eyleyip doya doya içti.
Ve kadın uyudu...
Uyumadan önce!
Bir adamın yüreğinin tellerini
Nihavent makamından
Hüzzam makamına kadar okşadı.
Adama sırtını güvendi,
Adama sabahını güvendi.
Adamla kadınaysa...
Bir tek Allah'ın kulu,
Bir tek kimse güvenemedi.
Kadın cennet sizin olsun dedi.
Kadın vazgeçti.
Kadın dondu.
Cemre.Y.

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Sevecekti Yenden

...Sevecekti Yenden...
Sevda sokağının çıkmazlarından birinde
Ahşap oymalı pencereleri hala aralık kalmış
Artık beyaz olmayan grimsi tülleri
Yaz rüzgarıyla usulca salınırken
Deniz mavisi boyaları yer yer dökülmüş
Yer yer oyuklar açılmış kapısının
Tahtası solmuş merdivenine
Bir adam oturdu
Yorgun, bir çare ilişiverdi en köşeye
Okyanus gözleri her an kopabilecek fırtınaya meyilli
Sessiz sedasız İstanbul’dan
İstanbulluların kalabalıklarında yitmesi gibi
Coşkun sokaklarından
Yoğun kalabalıklarından biri olmaya çalışıyordu
Burnunda saçları iyot kokulu kadının
Hiç koklamadığı insan kokusunun sızısı
Ellerinde elleri dokunsan yanacak sıcaklıkta
Hiç tutmadığı o ellerin boşluğu
Birileri birilerine istisnasız
Ya geç ya da çok erken kalıyordu.
Ramak kala soluyordu hayallerin yeşili
Oysa kimse bilmiyordu
Bir şairin şiiri susarsa
Kalbi çalışıp nefes alsa da
Yüreğinin rengi kırmızıdan siyaha yol alıyordu.
Bir bilseydi sıfatına sevda denilen kadının
Onu da öylece sevdiğini
Adam usulca kalkacaktı yerinden
Silkeleyecekti üstüne başına yerleşiveren
Kederlerin çaresizliğini
Gülümseyecekti yeniden hayata
Sokağın sonundan denizin görüldüğünü fark edecekti
Hayata yeniden yine
O ilk aşkına çarpan kalbi gibi sevgiyle
Gülümseyecekti
İstanbul'u görecekti okyanus gözleri
Yine sevmeyi sevecekti.
Cemre.Y.

Boğazının İlmeğini Sevdiğim

...Boğazının İlmeğini Sevdiğim...
Soy adının…
Adımın yanına ne kadar yakışacağını yazıp yazıp silmek,
Bir şarkının nağmeleri gibi dillendirmek,
Sabahlara kadar seni düşünüp hayal etmek yaşlarını
Çoktan geçmiştim ben ey sevdiceğim!
Hani es kaza, çocuğumuz olursaydı eğer!
Kürtaj vakıasıydı yani.
Adı bile yoktu yani senden bir canın!
Hani çok sevmiştim, hani çok seviyordum,
Hani çok seveceğim ya ben seni!
Hani “Çok” bile, “Az!”dı ya sana dair be sevdiceğim!
Ne de olsa her kadın, “Sevgilim.” derdi birilerine,
Her kadının “Aşkım.” dediği birileri olurdu mutlaka,
Ama her kadın,
Herkese, “Sevdiceğim!” diyemezdi!
Oysa adının emir kipi yüklü umut dolu olduğu kadar,
Soy adınla,
Huzur yüklü sessiz harflerimdin sen benim.
Baştan biliyordum rengini yani.
O renginin mayıs şafakları,
Haziran akşamları,
Temmuz yakamozları,
Ağustos geceleri en güzeliydi be sevdiceğim.
Ben ilk defa dost yüreği!
Benim için uyumayan bir adamı sevdim mesela.
Oysa sonradan öğrendim.
Yorgun ayakları uzanmak istiyordu sehpaya.
İpoteksiz bir sevdayı
Seninle sevmeyi sevdim be sevdiceğim!
Ben ikinci defa!
Kayboluşlarımın güven yüklü şafağını sevdim mesela.
Ben üçüncü defa!
Ansız bir bakışı
Arsız bir öpüşü sevdim dudaklarından mesela.
Ben dördüncü defa!
İlk kez kayalıklarda bana sarılışını.
Beşinci defa!
Yağmuru sevdim mesela!
Şemsiyemizi kaldırıp bana bakışını,
Ben altıncı defa!
El ele...
Maviye ilk defa yüzüşümüzü sevdim mesela
Ben yedinci defa!
Zaman sana hayli geç kalmışken…
Ben daha sana yeni doğarken…
Adımlarını bana uydurmaya çabalayışını sevdim.
Ben sekizinci defa!
Olmadık yerde, olmadık zamanda,
Komedyalar dolusu bir kitabı sana sesli okuyup
Çocuklar gibi şenken, rahatsız bir yatakta,
Umarsız kıkırdayışlarımızı sevdim mesela!
Ben dokuzuncu defa!
Metrobüs durağında
Ansızın beni merdivenlerin altına çekip
“Şimdi seni dövsem kimse karışmayacaktı nasılsa,
Öpersem de kimse karışamaz ya!” diyerek!
Ansızın beni öpüşünü sevdim.
Hani…
Sadece beşle sınırlanan
Ummanlar dolusu duyularımızın,
Onuncu köyü çoktan aşmış…
Sınırsız olduğun anılarım.
Çok sevdim,
Seni ben çok farklı sevdim.
Be “Sevdiceğim!”
Hem de hiçbir zaman!
Hiç kimsemin,
Soy adının yanında,
Adımı sesli söylemeyecek kadar.
Delirmeden yine,
Adabınca olanı kabul edecek kadar.
"Sahi sen nasılsın?
İyi ve mutlu ol no’lur!” diyecek kadar da
Aşırı sevdim ben seni.
Ah be sevdiceğim!
Boğazının ilmeğini sevdiğim.
Ama beni yine terk edişini,
Bu sefer bana ebediyen susuşunu
Hiç mi hiç sev…e…me... dim!
Deli bir adamın mantık duvarlarına
Çarpıp çarpıp, beni yok saymak pahasına
Bana gelince akıllanmasını
Hiç mi hiç sev…e…me... dim!
Delirmek akıllı bir eylem değildir oysa
Seni hala..çookkk… düşünmekteyim.
Neyse be sevgili boşver sen beni.
Unut beni be...
Soy adına yakışır bir ad bul kendine...
İnan böylesi daha iyi senin için...
Sahi yahu “İyi misin?”
“İyi ve mutlu ol be...”
Boğazının ilmeğini sevdiğim.
Yutkunma bir daha bana....
Ben…son yutkunuşlarımı,
Güzel bir ağustos sabahı
Güneşe dizmiştim kaldı orada…
Şimdilerde de hep o son anımıza tebessüm ederim.
"Karıştırma yine yüreğimi,
Bitmişken git!" demiştin hani.
Bir daha sana gelmemek üzere gittim ben de.
Yoktu ki başka bir nedenim.
Cemre.Y.

8 Nisan 2017 Cumartesi

Alıcısını Bulamayan Son Mektup

…Alıcısını Bulamayan Son Mektup…
Bu sana son mektubum be annem!
Duydun mu heeyyy!
Kulakları duyar duymaz, gözleri görür görmez,
Burnun ucu sızlarsa da asla belli etmez,
Dokunmak isterken elleri,
Teni gururundan bir parça şefkatini,
Nedense, neyime de kin'se, bir türlü göstermez!
Dudakları, aslında en yarasından öpmek isterken
Bütün çocukluğumu,
Yıllar boyu sadece sana olan gurursuzluğumu
Hiçe sayarak dayadığım dudaklarına yüzümü,
Yazık olmasın diye, zoraki dudaklarını,
Yüzüme yaslar yaslamaz anam!
Bir kerecik öpseydin beni kalbimden!
Geçerdi belki bütün yaralarım.
(Sahi kızımı da alnının ortasından
Çok öptüm de ben,
Onu hiç kalbinden öpmedim dimi?
Geçer miydi acaba onun da bütün yürek yaraları?
Benim kızımın gül gamzelerini öptüğüm gibi
İçine çekmesen de olurdu,
Beni nefesine çekmesen de yeterdi be!
Öpücükten morartmasan da olurdu
Yüzümün gamzelerini!
Okulda dayaktan olmadığını
Öpücüklerden olduğunu anlatmak
Zorunda kalsaydım bir kerecik!
Senin ve benim yüzümde hiç durmadan açan
Mevsimsiz, günsüz o menekşeleri!
Sahi ana!
Menekşeleri neden hiç sevmediğimi
Merak ediyordun ya!
Hele ki mor menekşeleri!
Çok gördümdü ben onları senin yüzünde,
Gözünde ve kendimde!
Ben çocukluğumun, gençliğimin
Olamayanlarına, olmazlarına, oldurulmayanlarına
Bi kerecik olsun,
“Sizin yüzünüzden!” diyebilseydim.
Hatta yüzleşmek de daha da ileri gidip
“Senin yüzünden!” diyebilseydim de yeterdi belki.
Olmayasıca hatalarımı yapmamaya!
Eyyy benim yüreği sever de sevmez anaamm!
Duydun mu beni iyice!
“Bu sana son mektubum.” dedim!
Oysa günlerdir aslında sana şiir susuyor,
Şiir saklıyor, şiir yutkunuyordum oysa!
Tam tamına 29 Temmuz 2014, saat 02:30’a!
Yıl olacaktın ve nihayet ben söz verdiğim gibi
Sana kel kalmış kafamla gülümseyecektim yeniden.
Yine yüzümü yaslayacaktım dudaklarına...
Yetemedi yüreğim işte,
Kızıma oldurulmayanların vazgeçişli
Minicik bedellerine yığılıverdim yerlere
İşte en başından yine sana!
Oysa sana olan sonsuz,
Yeterince karşılıksız tek sevdama,
Nice şiirler yazacaktım ben be kadın!
Hem de daha ne de çoktular!
Ne de çok çocuktular!
Ben kaç gündür şiir susuyordum ana’m!
Sustuktan sonra oysa çok biriktirmişim.
En sonunda da çok fena dağıldım be ana,
Hem sana, hem kızıma!
Sinir krizleri geçirdim yollarda!
Sarhoşum sandılar, üç birayla hem de!
Keşke dibine kadar sarhoş olsaydım.
Hiçbir acıyı dibine kadar,
Kızımın bir tek cümlesiyle
Yeniden hissedemeyecek kadar
Sarhoş olsaydım keşke.
Yerlere yığılmazdım öylece!
Sanırım yine ergen damarlarım
Öylece ölünür sanıyordu,
Madem hiçbir şeye bile yetemiyorduysam!
Evime çıkan o dört kat,
Tam on altışar basamaklı merdivenleri çenemle,
Dizlerimle, dirseklerimle tırmanırken
Kızımın sesi kulaklarımda çınlıyor hala!
“Yapabilirsin!
Hem yapmak zorundasın!
Benim sana tek başıma gücüm yetmez!
Görmüyor musun kadın yalnızız bu hayatta!
Mecbursun buna!
Hem sen demezmiydin ki ölümüm bile,
Bana yakışsın amman haa!” diyordu
Korkmuş kedi bakışları.
“Hadi!” diye çırım çırım inliyordu çığlıkları!
En son senin kapının önünde,
Senin ellerinde ördüğün paspasa,
İlmek ilmek parmak uçlarımla nasıl da
Sana yalvardığımı videoya çekmiş kızım!
Hem gel diye, hem de,
Aman haaa sakın gelme, beni böyle görme!
Diye diye sana hıçkırırken!
Sonrasını hatırlamıyorum!
Kiracılarından biri, neyse ki en efendi olanı,
Tutmuş kollarımdan, çeke çeke eve atmışlar beni,
Sonra da korkmuşlar ya ölürsem diye.
Ambulans çağırmışlar hemen!
Hatırlamıyorum!
Seninle tanıştığım o onlarca kere nefret ettiğim
O ambulans sesinin bile kulaklarımda
Çınlıyor olamamasını anlamlandıramıyorum!
Hele yavrum bana en son ne demişti acaba?
Hatırlayamıyorum!
Sonra benden izin alıp parmağıma
İğne batırıp şekerime bakmışlar, tansiyonuma,
Alkol oranıma vs.lerime!
Her şeyim yolundaymış, gayet iyiymişim,
Üstelik uyursam geçermiş!
Yoğun sinir krizi nöbeti geçirmişim ve
Geçmek üzereymiş,
Gözlerim bunca şiş olduğuna göre de
Yeterinden fazlaca ağlayıp
Bütün zehrimi akıtmış ve madem
Bunca dört kat merdiveni de çıkabildiysem de
Yarına da elbet çıkarmışım!
Öylece de gitmişler!
Ana!
Sana çağırdığımızda da
“Henüz ölmüyor ki bu hasta
Ne diye bizi çağırdınız ki!” dedikleri gibi yani.
Şimdi iyiyim elbette.
Ertesi günden beri iyiyim.
Hatta ertesinin akşamı bir düğüne bile gittim.
Çenemi, kollarımın dirseklerini,
Dizlerimin sürünen yerlerini merak etme he!
Hele yüreğimi,
Hele ciğerimi hiç merak etme anne!
Hepsi birer mor menekşe işte!
Bu sefer sayende kızımla beraber üstelik!
Üstelik yosun gözlümün gözlerinde,
Ne acı ki lekesiz morarıyor
Onun can damarları hepimize!
Üstelik anne!
Bu ilk yara da değilmiş ondan sızan!
Sen olsan, senin o düşkün hallerini…
An be an çeksem ben!
Vicdanıma her saniye, bin beddua salardın!
“Bizim iki yılımız neredeyse böyle geçti be anne!
Hiç bitmiyordu ki,
Senin başlamayanların.” deseydim hele!
Sen bana aynı şeyi…
Tam kırk yıl yaptın oysa be anne!
Neeee?
Komşuların mı, akrabaların mı, tanışıkların mıı?
Merak etme anne!
Her şey mahallemizde süt liman hala!
Bize senin hiç tanımadıkların yardım etmiş!
Yollardan gelip geçenler mesela!
Kamyoncular mesela!
Korkma rezil olmadın hiç kimsene.
Madem bize dair merak ettiğin tek şey buysa!
Unuttun mu senle beraber,
Yok oldular hepsi geçen yıl bugünlerde!
Üzgün değilim anne!
Artık hiçbir şey hissetmiyorum.
Kızıma duyduğum sonsuz sevgi ve onun
Gözleri önünde yıkılmışlığımın,
Pişmanlığının dışında!
Umarım bir gün beni gerçekten tamamen affeder
Bu zayıflığım için!
Umarım artık ona, artık sadece,
Yosun gözlerinin sevincini şiir edebilirim.
Senlen ana ama sensizken!
Daha ölüm yıl dönümüne ç/ağlamadan,
Dağılamadan, ölüp ölüp dirilmeden bile üstelik!
Ben de ölene kadar senlen vedalaşıyorum ana!
Sustuğum şiirlerim çenem de,
Kollarımın dirseklerinde,
Dizlerimin sürünen yerlerinde birer mor menekşe!
Merak etme yine de evine girdim bugün,
Bomboş evine!
Sarmaşıklarını suladım!
Sardunyalarını, petunyalarını suladım.
Barış çiçeklerini.
Bahçedeki asmanın dibini hele!
Ah nasıl da lıkır lıkır içtiler,
O yavaş yavaş içlerine akan suları,
Neredeyse bir haftadır susuzlardı.
Toprak suyu çektikçe sen de suya doydun sandım.
En son sıra menekşelerine geldi ana!
Merak etme ama!
Korkma öyle hemencik,
Gözlerin belermesin öyle telaşlanma!
Bu sefer, çocukluğumda yaptığım gibi onlardan,
Benden çaldıkları bütün güzel sevgi sözcükleri için,
Bütün öpücükler, bütün dokunmalar,
Bütün koklamalar, bütün tatlar,
Bütün duymalar için intikam almadım.
Saksılarına teker teker işemedim bu sefer valla!
Onları, arıtılmış suyla yapraklarına
Su dokundurmadan suladım bu sefer.
Sevgiyle gülümseyerek bakan gözlerini
Hatırlattım onlara, kendi kendine mırıldanırdın.
“Yaprağına su değerse solar bunlar,
Bakma sert göründüklerine
Öyle de hassastırlar!”
Bu sefer sen, benim kızımın,
Senden sonraki ömrümün yaprağına,
Dokundurdun can suyunu be ana yokluğunla!
Oysa ben bütün pazartesileri,
O gün kızım geldiği için seviyorum sanırdım!
Vücudumdaki bütün kendi kendime
Açtırdığım mor menekşelerle doğduğum güne
Baktım ben ilk defa o gün be anne!
Meğer sen beni bir pazartesi günü doğurmuşsun!
Şimdiden sonra artık kusura bakma be ana!
Nice şiirler biriktirip harflerini
Her senene ayrı ayrı susuyordum oysa.
Şiir’e az, mektuplara hayli çoktun ama
Neredeyse bana hiç yoktun oysa.
Hakkım helaldir sana!
Senin de son anına kadar
Helal ettiğini biliyorum.
Kusura bakma anam!
Ben sana tam kırk yıldır,
Nihayet üç gündür yokum
Tenimde kendime açtığım mor menekşeler,
Kızımın yosun gözlerinde,
Sınırsız kabuslu korkularla.
Artık koymuyor bana “Hiç!” yokluğun.
Saçlarımsa alabildiğine,
Uzun olacak bundan sonra!
Artık ben yosun gözlüme,
Senin bana olmadığın kadar uzun bir süre
Ben de ona yok olmayı istemiyorum!
Hep, her gün artarak,
“Çok!” olmak istiyorum!
Duamdasın ama sakın korkma oralarda!
"İyiyim ben, yaşıyorum hala!"
Yani bu sana son mektubum!
Nokta!
Cemre.Y.

7 Nisan 2017 Cuma

Sana Kanatlar Taktım Ben

...Sana Kanatlar Taktım Ben...
Onu bunu boşver de!
Canın sıkıldı mı bir sahil yapıyorsundur...
Yıldız yakamoz karışır he birbirine!
Kafan dağıldıkça...
Kimse bilmez ya ben bilirim!
Anan gibi ayakların
Patlayana kadar yürüyorsundur.
Bütün sahili sağını solunu
Önünü, arkanı, yönünü şaşırana dek!
Yönün şaştığındaysa
Tek yönün,
Gitmek zorunda olduğun o son ışıktır…
Öylece bırakırsın kendini rüzgara!
Yuva sandığın sığınağındır o en son yer!
Varmak zorunda olduğun
Yerlerde terlemiş olursun!
Şükür ki artık sıcak akan
Suların var duş alacak!
Terinle kurumak zorunda değilsin
Ben gibi yavrucak!
Ya ne sanıyordun a çocuk!
Döndüm sana sırtımı da…
Tek sebep ihanetin olsaydı dönmezdim asla!
Sebep…
İhanetine merdivenin ilk basamağı
İmkansızlıklarım olmasaydı
Asla dönmezdim sırtımı sana!
Bugün yine gördüm
Anamın olmayan saçlarını!
Yedi tel kalmış!
Bilsen gözlerindeki o yokluğun acısını.
Ama bilme!
Sana kanatlar taktım ben…
Uuççç be çocukkk!
Hala kanadı kırık bir martı gibi
Konma yamacıma.
Belli ki denizin olmamı
Bile dilememişler meğer beni sana!
Ben onları sana
Güneş ve Ay'ın diye öğretirken…
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...