hatun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hatun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2019 Cuma

Sen Bilemezsin Lakin

…Sen Bilemezsin Lakin…
Sen bilemezsin lakin…
Ben iyi bilirim yokluğuna kaç yağmur damlası yağdı bu şehre!
Kaç kaldırım taşının altından çamurlu su sıçratmaya kalkışıldı ömrümde.
Kaç aracın camı sırıttı üstüme sırf onlara binip kendimi satmıyorum diye!
Yıllar yüzümün çizgilerini bana inat belirginleştirse de…
Göz pınarlarımda nasıl hazırsa yağmurum,
Bir kuş kanadının neşeli sesine de bir kahkaha patlatırım.
Sen bilemezsin lakin…
Akşamında süslü porselen bebekler gibi lüks arabalarda,
Gecesi için alınmış,
Cafcaflı fırfırlı eteklerinin altından beni küçümseyen hatunların,
Ertesi sabah benimle aynı minibüse binip,
Yırtık ayakkabılarının çamurlu yağmur suyunu alışını da seyrettim ben.
Sen bilemezsin lakin…
Artık beşinci duvarım da yüzünü dökmeye başlasa bile,
Tavanıma bakmak için dahi başımı kaldırıp,
Çenemi dikleştirdiğimi unutmam illa!
Sen bilemezsin lakin…
Gururumu ve dahi hayata inadına dik duruşumu çok severim ben.
Cemre.Y.

2 Aralık 2018 Pazar

Neyse

...Neyse...
Doğunun kıraç topraklarından çıkıp
Antalya'daki o otele,
Aşçı yamağı olarak gelip yerleştiğinde daha yeni yetmeydi.
Sağ olsun kirvesi
"Çok işimize yarar ağam,
İşden de heç yorulmaz bu deliganlı." diyerek işe aldırmıştı onu.
İlk aylar epeyce gözyaşı dökmüştü,
Otelin mutfağında sabahlara kadar soğan doğrarken.
Arada bir eski dolabına bakıp,
Köyünü terk ettiği o gün sırtında olan yırtık ceketine,
Ütüsüz pantolununa sarılıp ağlardı anasının kokusunu özledikçe.
Sonra sonra garsonluğa terfi etti esmer adam.
Otelin yemek salonunda salınıp duran,
Yaşıtı hatunlara hayallenmeye başlarken
Hep yaşlı ve yalnız teyzeler denk geliyordu kısmetine.
Nihayet eli para tutup,
Köyüne köy evine yetecek kadar para yolladıktan sonra
Kalanları biriktirmeye başladı.
Şef garsonluğa terfi ederken,
Bir yandan da yemek kurslarına gitmeye başlamış,
Bir yandan da otelin çalışanlarına,
İndirimli diskolarına gidip birkaç bira içerken
Arkadaşlarıyla,
Gündüz yemek sunarken kesiştikleri hatunları tavlama derdine girdiler.
Bu gavurlar da pek özgürdü yahu!
Hem beleş içki ısmarlayıp,
Hem de hiç tanımadıkları kaytan bıyıklı herifleri hiç reddetmiyordular.
Nereden duydularsa duymuşlardı Türk erkeklerinin methini!
Bize sorsanız çoğu asparagas olan müthiş sevişmeler.
Kimini kızların, kadınların kendi odalarında seviyorlardı,
Kimileriyle barda, sahilde, kumsalda!
Neredeyse her gece başka bir hatunla sevişiyorlardı.
Memleketlerinin aksine epeyce sıcaktı Antalya.
Sonra bir yaz akşamı yemek salonunda rastladı ona.
Hiç duymadığı kadar güzel bir koku duymuştu onda.
Sanki memleketinin,
Sarp dağlarında nadiren açan ilkbahar çiçekleri gibi kokuyordu kız.
Bembeyaz yüzüne narince oturan hokka burnuyla,
Kestane rengi dalgalı saçlarıyla,
Gülerken görünen inci gibi dişleriyle,
Hiç benzemiyordu diğer gavur kızlarına.
Akşamında öğrenmişti çoktan gece hangi diskoda eğleneceklerini,
Çok şükür çat pat İngilizceyi de epeyce ilerletmişti.
Arkadaşından janti kıyafetler ödünç alıp,
Süslenip püslenip gittiler mekana
Kokusunu sevdiği kız arkadaşlarıyla gelmişti mekana.
Bu gavurlar da genelde kalabalık geliyorlardı tatillere.
Dans ederken tanışıp masaları birleştirmeye koyulmuşlardı çoktan.
Şakalaşırken koluna, omzuna dokunuyordu kızın, teni ipek gibiydi.
Fakat kız bir türlü diğerleri gibi rahat değildi.
Halbuki kızın arkadaşı çoktan beline dolanmıştı esmer adamın.
O geceyi mecbur kızın arkadaşıyla geçirdi.
Ertesi sabah da,
Kızın olduğu masaya otelin bahçesinden koparttığı birkaç çiçeği koydu.
Kızın arkadaşı uyanamamıştı daha öyleyse bu çiçekler kimeydi?
Sonra sonra açıldı esmer adam kıza,
Kız kesin bir yanıt vermeden İsviçre'nin eteklerine uçup gitti.
Ertesi yaz tekrar geldi, yakınlaştılar biraz daha!
Yazışmalar, konuşmalar sürüp giderken,
Eertesi sene geldiğindeyse evlenmeye karar verdiler.
Esmer adam sevdiğini beklerken,
Sevdiğini niceleriyle başka hatunlarla aldatırken
Her şeyi bir kenara bırakıp İsviçre de yaşamayı dahi kabul etmişti.
Esmer adam bir markette iş bulup reyon şefliğine kadar yükselirken
Günlerce defalarca da,
İsveç hatunları tarafından tacize uğramıştı ama o hepsini reddetmişti.
Sevdiğine söz vermişti zira!
Eline başka kadın eli değmeyecekti.
Yıllar geçmiş, iki de erkek evlatları olmuştu.
Derken esmer adam,
Küçücük bir kasaba kadar olan yeşil İsviçre'nin yeşilinden dahi sıkıldı.
Köyünün kıraç toprakları burnunda tütüyordu ya,
İstanbul'da dahi yaşamaya razıydı.
Öyle ya,
Arada bir değişiklik olsun diye,
Gidip durdukları Almanya bile aynı Almanya'ydı.
Yıllar İsviçre'yi de Almanya'yı da iyice tüketmeye başlamıştı.
Her şeyi geride bırakıp İstanbul'a yerleştiklerinde,
Hala kokusu kendisinden önce gidiyordu karısının,
Hala bir akraba ziyaretine gidilse onunla ilgili ilk hatırladıkları şey,
Şıklığı, güzelliği ve kokusuydu.
Fakat birkaç yıl daha geçince her şey eskimeye başladı.
Salondaki koltuklar bile eskidi, balkondaki çiçekler solmaya başlamıştı.
Üstelik nicedir esmer adam işten yorgun argın geldiğinde
Yıllar yılı, onu kapıda,
Hep mis kokusuyla karşılayan o kadın ona pejmürde görünmeye başlamıştı.
Sonra sonra kapıda karşılanmalar da bitti.
Kadında İsviçre vatan hasretine dönüşmüştü.
Oysa esmer adam yıllar önce sevdiği uğruna gittiği İsviçreye
Önce yaşadığı köyün kıraçlığından farklı olduğu için,
Sonra da parası tatlı olduğu için çok yıllarca katlanmıştı.
Dönülemez akşamların ufkuna doğru yol açmaya meyillilerdi.
Bu arada esmer adam yeğenin arkadaşından hoşlanmaya başlamıştı.
Neyse ki yeğenin arkadaşı dul olmasına rağmen,
Evli adamlara karşı saplantılı bir "Hayır!"ı vardı.
Tam dört yıl dolaştı etrafında.
Kadın "Nuh!"diyor, "Peygamber!"demiyordu.
Hoşlanmıyor değildi adamdan, komplimanlarından
Ama onun da yuvasını yıkan bir başka kadındı ya,
Tek derdi "O kadın." olmasındı.
Dördüncü yılın sonunda zaten bütün hikayelerini çoktan biliyordu da,
Esmer adamın karısının babasının ölümünden sonra
Bütün mirasa konduğunu öğrenince,
Toptan değiştiğini dertleşmişlerdi o masada!
Dört yıl geçerken,
Esmer adamın hoşlandığı kadın bekar birine sevdalanmış,
Konunun odak noktası evliliğe dayanınca yine aldatılmıştı.
Bekar adamın kız kardeşinden duyduğu hakaretler hala kulağının arkasındaydı
Oysa o kimseye yamanmak derdinde değildi.
Başta sorun sayılmayan yaş farkı, medeni durum,
Çocuk vs.hepsi önüne tek tek temcit pilavı olarak sunuldu.
Kadın vazgeçti!
Kadın her şeyden vazgeçti,
Esmer adama inanmıştı ya ona ilk ve son kez "Evet!"dedi.
Sonra sonra defalarca el ele girdikleri,
O kumları yumuşacık olan, denizi insanın içini saran,
Odası orta halli o eve son kez gittiklerinde ortalık lağım kokuyordu!
Kadın vazgeçti!
Aldatana karşılık olmak onun harcı değildi.
Aldatılana "O kadın!" olmak onun harcı değildi.
Öylece gitti.
Yıllar sonra esmer adam uzunca bir mesaj yazarak kadından helallik istedi.
Boşanmışlar beş yıl önce.
Suzi evdeki eski eşyalarını ve çocukları alıp memleketine gitmiş,
Esmer adam da çocuklarını her özlediğinde İsviçre'ye gidip,
Onların evlerinde kalıp,
Hep beraber biraz vakit geçirip dönecekmiş Türkiye'ye!
Sanki evlilik cüzdanı olunca kesinleşiyor beraberlikler!
Sonuçta o evin yatağında ayrı olsa dahi yatıyorsanız bu aldatmak değil midir?
O yatakların birleşmediğinden kim emin olabilir!
Eyvallah deyip gittim.
Arkama bile bakmadan gittim hem de.
"Neyse!"
Cemre.Y.

19 Eylül 2018 Çarşamba

Kadın Yalnızdı

...Kadın Yalnızdı...
Bir buçuk yıl önce, sosyal denen mecrada tanıştıklarında
Adam eski eşiyle iki yıldır ayrı olduklarını,
Evliliklerinin sadece adına "Evlenme Cüzdanı" denen,
O kağıt üzerinde olduğunu ve bunu da hayatına
Yeni bir insan almayı,
Zaten istemediği için sürdürdüğünü söylemiş
Ve bunu anlatırken de gayet de inandırıcı olmuştu.
Zira kadına da,
Zaten sadece turşu muhabbetinden dolayı yazmıştı
Yoksa amacı herhangi bir yakınlık kurmak vesaire değildi.
Günlerce gecelerce yazışarak konuştular.
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Konuştuklarının farkında olmaksızın her fırsatta yazıştılar...
Derken yer ve durum bildirmeler,
Fotoğraflı ispatlamalar geldi durduk yere!
Öyle ki trafik sıkışıksa dahi,
Kadın ona hiç de sormadan o trafiğin sıkışıklığının
Fotoğrafı çekilip paylaşıldı.
Kadın farkında olmadan ona iyice inanıp iyice güvendi.
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Sonra birdenbire,
Twetter de paylaşımlara yorumlaşmalar kıskanıldı.
Sadece arkadaştan,
Bir tık ilerisine dost kisvesine doğru ilerlenirken
Adam birden kadına bir mesaj attı
"Meğer sen de fingirdekmiş sin!
Eski sevgilim de senin memleketindendi,
O da beni böyle böyle aldatmıştı!" yazmıştı
Son mesajında.
Kadın mesajı görür görmez,
Şaşkınlığını yutkunmaya çalışırken
Adam onu çoktan engellemişti bile!
Birincisi,
Ne zaman sevgili olmuşlardı da kadın farkında değildi.
İkincisi,
Bunca yıldır sadece,
Aynı insanların yorumlarına cevap yazardı
Ne zaman bu cevaplar fingirdeklik olmuştu?
Üçüncüsü,
Tek bir nokta cevap hakkı verilmeden ne diye engeli yesindi?
Kadın bu durumun şaşkınlığını en yakın dostuyla paylaşırken
"En çok,
Ona tek satır yazıp,
Cevabını yapıştıramam zoruma gitti." demişti.
Neyse ki en yakın dost,
Bir sosyal medya stalk'çısı olduğundan
"Amann dert ettiğin şeye bak!
Oradan engellediyse öbür sosyal medyada hesabı vardır,
Bul oradan, ver ağzının payını!" demişti.
Kadının sırdaşının dediği gibi,
Aynen de o mecrada da vardı herifçioğlu!
Hakikaten de en başta söylediği gibi bütün fotoğraflarında,
Bütün paylaşımlarında,
Ya yalnızdı,
Ya da yanında sadece kızı vardı ya neyse mevzu bu değil!
Kadın oradan uzunca bir mesaj yazdı.
Mesajında kendisi hariç,
Hiçbir memleketlisine kefil olmadığını
Zaten hemşehriciliğe de karşı olduğunu,
Aslen Türkiye'li olup,
Sadece ve sadece kendisine ve evladına kefil olduğunu belirtip,
Az önce sıraladığım bir, iki, üç...'leri sıralayıp;
"Daha sesini bile duymadığın, karşı karşıya görmediğin birine,
Bunca asılsız hakareti,
Nasıl oldu da dilin varıp, beynin düşünüp, ellerin yazdı!" dedi.
Adamın ikinci yarası taze ve derindi özür diledi kadından!
Kadının içinde dostluktan başka bir olay yok ya kadın…
"Gerçek bir aldatma değilse yani sen öyle sanmışsan
Eski sevgilinle barışırsınız" diye adamı teselli etmeye kalktı ya!
Meğer adam yeni sevgiliyi başka bir adamla basmış!
Kesin ayrılmışlar yani!
Sonra nikahlı eski eş mevzularına gelecek oldu konu,
Adam konusunu dahi açtırmadı.
O derece soğumuştu,
Bir zamanlar severek sevilerek evlendiği karısından!
Günler akıp geçiyorken kim hangi sosyal mecradaysa
Her yerden günaydınlar, iyi geceler,
Uzun uzun konuşmalar derken bir gün buluşuverdiler!
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Ne tuhaf,
Adam sanki her gün kadını evine bırakıyormuş da
Her gün o kapıdan alıyormuşçasına dakikası dakikasına yazmış;
"Aşağıdayım yavrum, kavuşmayalım mı hala!" demişti.
Kadın buram buram duş jeliyle,
Parfüm kokularını merdivenlerine saça saça,
Uçarcasına dış kapının önüne varmıştı.
Arabaya bindiğinde,
Karşısında gözlerinin içi bile gülümseyen o adam
Onun ellerini avuçlarının içine alıp öptüğündeyse
Sanki yıllardır aynı sahneyi yaşıyormuşlar gibiydiler.
Sonra hiç konuşmadan,
Yiyecek ve içecek bir şeyler alıp adamın evine gittiler!
Kadın ilk defa,
İlk kez karşılaştığı birinin,
Ama sanki yıllardır,
Yüzyıldır tanıdığı birinin evine,
İlk seferde gidiyordu!
Kapıyı açtıkları anda daha ayakkabılarını çıkartmadan
Sanki evin kadını,
İş seyahatindeymiş de günler sonra dönmüş gibi
Büyük bir hasretle sarıldılar birbirlerine!
Adam kadının yüzünü, burnunun ucunu,
Boynunu, alnını, dudaklarını öperken
"Hoş geldin hatunum, evimize huzur getirdin." demişti.
Sonra hemen sevişmediler tabisi.
Oturdular kanepeye bir film açtılar,
Adam mutfakta içecek ve atıştırmalıkları hazırlarken,
Kadın ortalığı inceledi.
Hatta eski kocasının ona yıllar önce oynadığı o oyun gibi
"Bu da, yoksa, yalnızım deyip de,
Yalnız değil mi yoksa!" diye de ayakkabılığa baktı,
Hiç de başka bir kadın ayakkabısı yoktu, onunkinde vardı!
Odayı, duvarları inceledi,
Hatta eski yara ya vitrinin arkasına baktı,
Yoksa,
Bir zamanlar kendisi ve kocasının fotoğrafına yapıldığı gibi,
Yoksa sonrasında,
Eski kocasının sevgilisiyle olan fotoğrafa yapıldığı gibi var mıydı
Vitrinin arkasına atılmış bir çiftin fotoğrafı diye ama yoktu!
Adam bildiğin yalnızdı ve burası da garsoniyer filan değil,
Adamın iki yıldır yaşadığı eviydi.
Öncelerinde kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
İçkilerini içerlerken öpüşüp öpüşüp film seyrettiler,
Sonra bildiğin balayındaki karı kocalar gibi seviştiler.
Beraberce sarmaş dolaş uyudular.
Kadın bir ara arkasını dönecek oldu…
Yalnızlığının, özgürlüğünün alışkanlığındandı bu hareketi.
Adam yüzü kadına bakacak yana yatıverdi.
Velhasıl kelam çok yıllık aşıklar gibi sarmaş dolaş uyandılar!
Kadın uyandığında adam onu gülümseyerek seyrediyordu!
Kadının yıllardır her gece yatarken ettiği dualar,
Sonunda kabul buyurulmuştu.
Kadın da, adam da artık yalnız değildi.
O eşsiz gecenin sabahında…
Resmi tatil olmasına rağmen adamın çok önemli bir toplantısı vardı,
Hemencik kahvaltı yaptılar
Adam kadının tarifine kalmadan kadını tam kapısının önüne bıraktı.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın yapayalnızdı artık.
Günler sonra kadın...
Başka bir sosyal mecradan adama yazdığında
İşlerin öyle tahmin ettiği gibi olmadığını,
Başına gelmedik kalmadığını,
Eski eşinin şehri terk edip,
Kızını da alıp başka bir şehre taşındığını
Ve nikahlı eski eşinin ailesinin,
Eski eşle barışması için baskı yaptığını vs. anlattı da anlattı.
Kadın günlerdir içinde biriktirdiği
"Bitti!" yi, madem bunca zaman sonra durum bu pozisyonda,
Çocuğun için bir şans daha vermelisin
Biz bir daha görüşmeyelim,
Seni asla etki altında bırakmak istemem ile noktayı koydu.
Adam aylar sonra kadına tekrar yazdı
"Sırf sen dedin diye,
Vicdanım rahat etsin diye denemeye çalıştım ama olmadı
Yine kendi evimde yine yalnızım,
Ama bu sefer son." dedikten sonra tekrar buluştular.
Kahrolasıca herif sevilmeyecek biri miydi ki!
Maksat sevişmek değildi ki, kadın da, o da,
İstese niceleriyle sevişirlerdi.
Ama o sabah uyanışları yok mu!
Birbirine aynı anda gülümseyerek uyanılan!
Böyle ağız, burun, yanak, kaş, göz öpülerek,
"Günaydın'ım" denilen ah o sabahlar!
O eşsiz gecenin sabahında yine tatil olmasına rağmen!
Adamın yine çok önemli bir toplantısı vardı,
Hemencecik kahvaltı yaptılar!
Adam, kadının alnının tam ortasından öperek,
Kadını yine kapısının önüne bıraktı.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın yapayalnızdı.
Adam aylar sonra kadına tekrar yazdı.
Yine denemiş yine olmamıştı.
Adam işini, evini bırakıp,
Nikahlı eski karısının memleketine taşınmış,
Hiç sevişmemiş, çok kavga etmiş,
Çocuğunun psikolojisi alt üst olmuş,
Pedagog,
"Ya ayrılın ya barışın!" demiş
Ama bütün sülale duruma karşıymış,
Ama o ayrılmayı tercih etmişmiş!
Sonra kadın yine gülümsedi.
Kadınının o gün önemli bir doktor randevusu vardı oysa!
Amma velakin mevzu bana oysa hayattı ya hani!
(Aslımda hiç olamayan)
Mamografi ve de tahlil sonuçları,
Kadını sonunda doğru bir adım daha attıracaktı
Ama adamın bunca derdi varken kadın,
Bunu ona hiçbir zaman söylememişti.
Ne diye seve okşaya öptüğü memelerin,
Bir gün yerinde olamayacağını öğrensindi,
Ne diye egosunu saldığı rahmin,
Bir gün alınmış olabileceğini öğrensindi.
Yeterince sevememiş, yeterince savaşamamış,
Yeterince yenilmeye çoktan razı olmuşken
Ne diye ağzını, burnunu, boynunu, göğsünü,
Kadınlığını öptüğüne bir kere daha öperken acısındı!
Kadın öğlene kadar süren bütün o tetkik ve tahlillerden sonra
Sonucuna bakmadan adama koşmuştu!
Bu sefer adamın evi yoktu!
Yine aynı sonsuz hasretle buluşup, yine film seyredip,
Yine bir şeyler atıştırıp, yine doyasıya seviştiler!
Sonra adam bir şeyler almaya çıktı...
Dakikalar saatlere ramak kalayken,
Kadın bir şiir daha yazıp paylaştı.
"…N'olur Bir Kere Daha Terk Etme beni...
Sen benden her gittiğinde
Gavur mahallesindeki
Cami avlusunda
Terk edilmiş gibi hissediyorum kendimi.
Senden başka hiç kimse de bulamaz ki beni.
N'olur bir kere daha terk etme beni." dedi.
Adam üç dakika sonra zile bastı, kadın ona sarıldı.
İlk defa ikinci kere aynı gün seviştiler.
Öyle ya maksat sevişmek değildi.
Sonra el ele, kol kola, sarmaş dolaş otoparka gittiler.
Giderlerken insanlar arkalarından
"Birbirlerine ne kadar da yakışan,
Ne güzel bir çift baksana!" bile dediler.
Aslında kadın da...
Adam da, birbirlerine gülerken,
"Bu son!" a ağlıyordular!
Kimse görmedi.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam da, kadın da ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın da, adam da artık yapayalnızdı.
Yılların ardından...
Kadın ilk rastlaştıkları yerde,
Üstelik kadının bütün paylaşımları herkese aleniyken,
Adamın onu takibe aldığını,
Sonra o en ilk tanıştıkları andan beriye
Her paylaşımına bakıp sonra da takipten çıktığını gördü.
Artık öğrenmişti...
Meğer derdi yakın akraba yarasıymış,
Kadının ilk yarasının başladığı yer gibi!
Ona son yazdığı sosyal medyadan,
Sadece bir anısını dostane yorumladı,
Yalan yok!
Bütün medyalardan bulabildiği bütün
"Benden Sonra!" larına o da bulabildiğince baktı,
Hatta öğrenmişti artık
"Milletin milletinden dalağının böbreğinin
Alyuvar tanesi nerede kim, kimlerleymiş bir bakalım!" ı baktı işte.
Kadın...
Adam arada bir hala onu hatırlayıp dursa da başarmıştı!
Adamın nikahlı eski eşi...
Nihayet eşe ve de çocuğunun anasına dönüşmüş,
Hatta ailecek dünyayı bile gezmeye başlamışlardı!
Kadın yapayalnızken evinin duvarlarına bakıp gülümsedi.
Koskoca kanser tehlikesini bile
Bu anıya inat yenmişti ve hiç kimsenin ruhu bile duymamıştı.
Artık geriye,
Kadının her sabah uyanırken dokunduğu memelerinin
Fibrokistiklerini kanserojene çevirmemesi gereken,
İnatla çoğalan o küçük yumrulara
"Göğüslerim hala genç ve diri!" sloganını,
Her gün kendine hatırlatmayı unutmaması kaldı.
Zira nicelerinin üstüne,
Çocuk doğurduğu aldanmışlık ve de aldatılmışları aştı.
Kadın artık,
Güven duvarının dikenli tellerinin üstüne, cam kırıklarını serpmiş,
Üstüne de can kırıklarıyla, ciğer çiziklerini,
Onun üstüne de kızıl saçlı bütün baharları serpmişti.
Dilinde epeyce evvel yazmış olduğu bir şiir...
"...Sardunyalar...
Bazı kadınlar, saçlarını, mutlu evlerin,
Mutlu balkonlarından sarkan
Sardunyaların yapraklarına astılar.
Bir daha asla!
Yaz ortasında, zemheri nakışlı,
Azrail efendi gelemesin diye..."
Zira kadın gün gibi hatırlıyordu eski bir kankasının
"Ama biz asla birlikte yatmıyoruz,
Yılan görüyorum sanki diyordu da
Bu hamile haberi nereden çıktı o zaman yaa!" diye diye ağlayışını.
Evet kadın yapayalnızdı.
Ama hazırdı, en azından,
Bütün yalanların maskelerinin çoktan düşmüşlüğüne!
Öyle ya!
Kadın bir gün ölse bile...
Ne kaybederdi ki asaletinden ve de Zümrüdüanka'lığından!
Ben her gece...
Ben her sabah...
Kendimi alnımın ortasından öpüyorum! Ya siz?
Cemre.Y.

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Ben Unutmak İstedikçe

...Ben Unutmak İstedikçe...
Ne vakit birileri...
"Unutuyorsunuz,
Ne de çok şeyi,
Ne de çok kolay ve çabuk unutuyorsunuz!" dese!
Kan beynime sıçrıyor yine, yeniden.
İçimden bir çocuk masalı tutturuyorum hemen,
Yoksa hatırlamaya,
Onca unuttuklarımı hatırlamaya en başından hatırlıyorum!
Yoksa...
Gülüyorsam o an mesela...
Burnumun direği sızlıyor,
En son hissettiğim o güneş kokusu geliyor tam ucuna,
Ağlamak istiyorum.
Hem öyle iki üç damla akıtıp sonra aşağı inip bi sigara içip,
Hayata inadına yeniden gülümsemelik de değil ha!
Bildiğin ölüm ölüm ölmek...
Ama öldüğümden bile haberim olmamak istiyorum.
Bugün de birileri, yine...
"Unutuyorsunuz,
Ne de çok şeyi,
Ne de çok kolay ve çabuk unutuyorsunuz!" deyiverdi öylece.
Bunca yıldır bana sorulan,
O meşhur sorunun cevabını bulamıyordum ya kafamda!
İlk gençlik yıllarımda...
Bana ufacık bir bel çantası yeterken,
Ki o zamanlar,
Ne şu zehir zıkkım yedeği dahi olması gereken sigara paketim vardı,
Ne de...
Ki zaten genelde aranmıyorum diye,
Çalmayan o kocaman cep telefonum!
Ne de...
Benden artık kurtulunması gereken fazlalık hissiyatım!
Hala Ticaret Lise'sindemiydim o vakitler,
Üçüncü sınıfın stajını bitirmiş miydim acaba?
Rahmetli anacığım,
Stajdan kazandığım o paraları bile cebimden alırdı zira!
Bir de çetele tutardı.
"Giyimin şu kadar, yiyimin şu kadar,
Yol paran, elektriğin, suyun, vesairen...
Yani sen bana hala borçlusun?"
Benden bir küçük erkek kardeşimin de çıraklıkta canı çıkarken,
Ona kıyamayıp,
Fazladan harçlık verenlerin de bütün paralarını alırdı rahmetli.
En küçüğümüz...
Hep en küçüktü.
Bize verilmeyen harçlıklar ona verilmeliydi.
Tekne kazıntısıydı ve şükür ki o da erkekti.
Ve hem de en güzeli.
Bilemedim ki rahmetli anam!
Ben ilk doğduğumda
"Mini minnak bu, üstelik sigara gağıdı gadan,
Bi de bi ton başlık parası verdik,
Doğura doğura kız doğurmuş gızan!"
Kaynanasının kaynanası tarafından dediydi diye miydi bunca hazan.
İlk resmi işimdeki adam babacan bi adamdı.
Emirganın yarısı onlarındı.
Aşık olmuş evin hizmetlisine!
Siz bütün Yeşilçam filmleri hayal ürünü sanırken ben,
Asmalı Mescit'te o zamanlar yıkılmamış olan apartmanın,
Hepsinden birden kira alan bir adamın kasasından sorumluydum.
Sayfa sayfa okuyordum mahkeme kayıtlarını!
İki haftada bir gelip,
Sadece soğuk bir "Baba!" kelimesini harcadığı o adamdan,
Fransız Lisesindeki okulunun aylık taksitini yatırmazsa eğer
Annesinin evlere temizliğe giden geliriyle
Onu orada okutamayacağı yakarışlarını yan odadan duyarken de
Gidip gidip o mahkeme sonuçlarını tekrar tekrar okuyordum.
Bilmem ne kimin, bilmem ne kimle oluşan çiftleşmesinden doğan,
Bilmem ne kim...
Yüzde doksan dokuz nokta dokuz bilmem kimin çocuğuydu.
Aile de sülale de kabul buyurmamıştı çocuğu!
Neden bilmem,
O adam kızının okul aylığını yatırmak için bana tam çektirirken,
Senti sentine öderdi o Fransız Lisesinin aylığını dolar olarak öderken!
Geriye kalan birlik dolarlar para etmezdi o zamanlar!
Ama onlara da bir sonraki aydan düşülmek üzere tam yatırmazdı asla!
Bir dolarları bozan Beşiktaş'ta sadece bir tek döviz bürosu vardı.
O birkaç doları bana verir,
"Akşam iş çıkışı git bozdur bunları." derdi bana.
Gider bozdururdum tabi.
Yoksa işten kovulursam anneme nasıl anlatırdım ki durumu?
Hiç istisnasız ertesi gün hepsini bana verirdi.
"Bu senin bak!
Biliyorum verilenin hepsinin alındığını,
Özel bir ihtiyacın olur alırsın." derdi.
Bu kadar babacan bir adam...
Nasıl olur da öz kızına bir kere olsun canı gönülden sarılmazdı.
Onu da okudum çok sonra...
Adam özel kasasında her gün...
İstisnasız her gün hem kızına mektup yazıyordu,
Hem de delicesine sevdiği anasına!
"Ölürsem..." diyordu.
"Ölürsem bir gün hatunum!
Seni o yıldızlı gecede kamelya da o ilk öptüğüm gün kadar seviyorum.
Ölürsem bir gün, ah benim minicik, yumuk yumuk parmaklı kızım!
Seni o ilk doğduğun gecede,
Bana o ilk baktığın gün kadar seviyorum.
Ama ne var ki...
Ben ölmeden önce sizi öldürürlerse diye çok korkuyorum!
Minnetli sevgilerimle" diyerek bitiyordu bütün mektupları.
O günlerdeydi işte benim ilk büyük çantamı alışım,
Oturduğum binanın beşinci katındaki evimizin,
Penceresinin pervazında ölüme aşık atarken,
Son defa baba' dan boynumda çantamla
Annem gelene kadar bekleyip kendimi, namusumu yine kurtarışım.
Sonrasını yazdım birkaç kere...
İntihar ettim, son bir sigara içtim, kustum
Üç gün baygın yattım.
Rahmetli anamın tekmesiyle uyandım.
Ölmemiştim!
Bunu mu hatırlamam gerekiyor?
Daha niceleri var!
Evet haklısınız...
En azından on sekizimden sonramı hatırlıyorum!
Yakın geleceğe de sıram gelecek.
Hiç değilse artık!
Günlük çantamda ne diye bir hafta yetecek kadar eşya taşıdığımı,
Bir haftalık valizimde,
Ne diye bir yıl yetecek kadar eşya taşıdığımı biliyorum.
Ben...
Sadece...
Zaten kimse'm yok ya...
Kimsesizliğime yetmeye çalışıyorum.
Neyse ya neeyyysee!
Cemre.Y.

21 Haziran 2018 Perşembe

Cancağızım

...Cancağızım...
Kadın verandada oturmuş okyanusa doğru derin derin bakıyordu.
Bütün kışları ruhunu dondururken,
Yalnız yağmurları evinin camlarını ağlatırken,
Sisli camların içinde boğulmaktan korkarak hemencecik bir kalp çizip
İçine koyacağı isimlerin
Baş harflerinden diğerinin ne olacağını bilemezken,
Hep bugünü beklemişti.
Nihayet yazın başladığı gündü o gün...
Kalktı, radyosunu açtı son ses...
Biliyordu ki sıradaki şarkı hangisiyse artık ona gelecekti.
Şansına Keiko Matsui-Steps Of Maya çıktı.
Kadın içinden coşan bir sevinçle gülümseyerek teşekkür etti evrene!
Mutfağa gitti, dolabı açtı,
Şöyle güzelce bol buzlu en sevdiği birasını kadehine doldurup
Verandasındaki yumuşak koltuğuna iyice kuruldu.
Bir sigara yaktı.
Astımına aldırmadan deriin bir nefes çekti.
Birasından içten bir yudum aldı.
Okyanusun dalgalarını seyretti,
Köpüklerin şehvetengiz bir şekilde kumlarla sevişişini...
Sonra gözlerini kapattı.
Yine gülümsedi.
Bu sefer tamamen içindendi, eksiksiz bir gülümsemeydi,
Nihayet tam'dı yani.
Gözlerini huzurla yeniden açtığındaysa
Daha yarım saat önce yemek sonrası yürüyüş için tatlı tatlı atıştığı
Birkaç yıllık kocası tam da burnunun dibindeydi.
Adam gülümseyerek
"N'oldu hatunum,
Yıllar önce bana verdiğin söz ile seninle koşarım bile deyip de
Yarım saat önce dizinin ağrısını bahane edip
Beni yalnız başıma,
Yürümeye yolladığını mı düşünüyorsun öyle hınzır hınzır!" dedi.
Şimdi de radyoda
"Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam!" çalınıyordu son ses.
Kadın adamının burnunun ucuna bir öpücük kondurarak radyoyu işaret etti.
Adam hemencecik anladı.
Yürüyecek mecali olsaydı kadını onu asla yollamazdı.
Üzülüverdi kadınının dizinin ağrısına!
"Aman be sultanım sabah yürüdük zaten,
Hem bu kısacık yalnızlıklar da iyi geliyor bize,
Ben giderken seni özlüyorum, sen kalırken beni.
E!
Fena mı yani!" diyerek,
Kadının kemiğinin içinden ağrıyan sağ dizinden öpüyor.
Kadının aklına annesi geliveriyor birden!
"Hala öpünce geçiyor muş be anne'm." diye geçerken içinden
Burnunun direği sızlayıveriyor.
Adam bir an utanıyor yaptığı hareketten,
Sanıyor ki yarasının yerini gösterdi diye üzüldü kadını!
Kadın usulca doğrulup öpüyor adamı yüreğinden.
Zamane hatunları gibi lafı eveleyip gevelemeden,
Türlü çeşit dolambaçlı dolaylı tümleçlerle adamının beynini yormadan
"Hakikaten saf sevgiyle, şefkatle öpünce geçiyormuş be adam,
Anam da böyle öperdi, çocukluğumdan öptün ya sen beni,
Hadi biraz yüzelim madem!" diyor.
Adam anlıyor!
Adam için,
Bir kadını anlayabilmek kadar daha büyük bir mutluluk yok dünyada!
"Şimdi bu ne demek istedi?" yok.
"Ya ben yine ne yanlış ya da doğru yaptım?" yok.
"Anam bu kaç yıl öncesinden bir gönderme acaba?" yok.
"Tüh ya!
Kadınımın dizi ağrıyor diye benle gelemedi ama
Ben az önce kumsalda tek başına koşan o genç hatunun
Löp löp atan sağ ve sol lobuna gözlerinin takıldığını mı hissetti acaba!
Yok yok o kadar da değil…"
Ama en azından anlık göz atışı olduğunu da hissetmiştir kadını.
Yani o genç hatun sadece savura savura koşuyordur.
Adamı zihninde onu o kumsala yatırıp
Gençliğinde olduğu gibi hayalinde sevişmemiştir en azından!
Kaldı ki hatununun da zaman zaman,
Yakışıklı bir bey'e gözleri takılıp kalmıyordu hani.
Neyse ki sadece birbirlerine bakıyorlardı uzun uzun,
Hatta bazen hiç göz kırpmadan!
Üstlerinde ne varsa soyunup el ele koşuverdiler okyanusa...
Artık eskisi kadar uzun süreli yüzemiyorlardı,
Hemen yoruluyorlardı zaten.
Durup, ufka baktılar, güneş batıyordu,
Göz göze geldiler, uzunca öpüştüler!
Kadının epeydir jöle gibi olan memeleri
Ne kadar da diri görünüyorlardı akşamın serin sularındayken.
Adamının epeydir uyuyan prensi nasıl da uyanabilmişti böyle birden!
Aylardır güvenli yataklarında birbirlerine sunamadıkları mahremlerini,
Mahremsizce sundular birbirlerine!
Zaman...
O anlar'da durmuştu sanki iki sevgiliye...
Mutluluk sarhoşuydular,
Sarılıp, öpüşüp kumsala, verandalarına baktılar uzun uzun...
Orası mutluluklarının ilk durağıydı, bu okyanus ise son durağı!
Neredeyse öleceklerdi hazzın doruğundan.
Sonra gözleri ışık oyunu oynadı onlara.
Verandalarına yaklaşan iki genç vardı, bir kız, bir oğlan!
Yüzlerini yeniden yıkadılar, yeniden baktılar ama hala oradaydılar!
Ah ne kadar da...
Oğlan adamının, kız da kadının gençlik fotoğraflarına benziyordular!
Kızla oğlan konuşa konuşa verandadan eve geçtiler!
Hırsız mı yoksa bunlar!
Odaları teker teker gezip tekrar verandaya çıktılar, kız endişelendi
"Bira kadehindeki buzları erimemiş daha!
Zaten sigarasını da hala tam söndürmeyi öğrenememiş!
Benim annem uzakta olamaz!"
"Oğlan endişelendi.
"Babam ancak uzun yürüyüşler sonrası bir puro yakar
Ve beyaz şarabının son yudumu da hala kadehte!
Benim de babam uzakta olamaz!"
E hani siz bu geceki rakı balık davetimizi
Biriniz babanıza gidecek,
Diğeriniz ananıza gidecek diyerek koalisyon kurup bizi reddetmiştiniz!
Hayır, o kadar endişeli bir sesle konuşuyorlar ki,
Neredeyse birbirlerini suçlayacaklar!
Ölmüş numarası da yapamayız yani!
Yani okyanusun kuytu bir köşesinde bile olsan,
Kaç yaşında olursan ol denize çıplak girmiycen anacım!
"Evlilik yıl dönümümüz kutlu olsun adam!
Sen şuraya yüz, ben şu köşeye...
Herkes kendi evladından istesin havlusunu,
Ayıp diye bir şey var bu dünyada!"
Ya bu geceden, ikimizin bir çocuğu olursa!
Cemre.Y.

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Annesine Aşık Olmayan Bir Adam, Başka Bütün Kadınları Yarım Sever!

...Annesine Aşık Olmayan Bir Adam, Başka Bütün Kadınları Yarım Sever!...
Daha ilk cümlemi okur okumaz itiraz seslerinizi duyar gibiyim.
Zira kadın-erkek ayırdımına varmaksızın çoğunuzun
Beyin algısında aşk deyince tek bir çağrışım uyanıyor,
Cinsellik...
Ne büyük hata!
Oysa yazımın ilk kelimesi "Anne!" ile başlıyor ki
Bir kadın hamile olduğunu hissettiği andan itibaren annedir.
Bütün cinsel kimliklerin dışında çok farklı bir olgudur
Annenin evladına, evladın annesine duyduğu sevgisi ve aşkı.
Kaldı ki Dünyaca ünlü Merriam-Webster sözlüğünde bile
Aşk oldukça yalın bir tarif ile:
"Aşk, güçlü bir bağlılık hissi
Ve kişisel bağlanma duygusudur." diye tanımlanmaktadır.
Oğul annesi olmamakla birlikte kız annesi olarak,
Yani anne olmak olgusunun tüm aşamalarını doğru algılayıp,
Doğru yorumladığımı düşünüyorum.
Kız evlatlar ilk andan itibaren anneye daha yoğun ve yakın tutunurken,
Erkek evlatlar doğdukları andan itibaren,
Çevreye mal edilerek anneden uzaklaştırılmaktadır.
Oysa anne cinsiyetsiz sever ve sınırsız bağlıdır evladına.
Gelelim asıl meseleye;
Oğul, bebeklikten itibaren,
Bütün aile ve çevresinden ona en başından dikte edilen
Gurur ve yüceltilme duygusunu aşıp,
Annesine karşı sınırsız sevgi ve aşk beslerse işte o vakit,
Katıksız saf sevgiyi özümsüyor yüreğinde.
Zamanımız hatunlarının
"Ay, süt çocuğuyla uğraşamam,
Hele bu saatten sonra." dediğini duyar gibi oluyorum.
Oysa hangi yaşta olursa olsun annesine aşık olmayan bir adam,
Başka bütün kadınları yarım sever,
Çünkü sadece cinsi münasebet vardır beyninde.
Çünkü o doğduğu andan itibaren o yönde yüceltilmiştir.
Gururdur, ne yapsa, ne yapmasa tolore edilir.
Ergenliğe ulaştığı andan itibaren,
İlk deneyimi ile beraber bütün kadınlar onundur artık.
Biri giderse, diğeri gelir.
Çok az adam tanıdım,
Ergenlik yıllarında genelev kuyruklarını beklememiş olan!
Nadiren ilk deneyimini karşı cinsine duygusal hisler besleyerek yaşayan
Bu tip erkekler hayatları boyunca para karşılığı aşk yaşamamıştırlar.
Hayatlarına girip çıkan kadınlara karşı,
Mutlaka duygusal hisler beslemişlerdir.
İşte bu tip erkeklerdir annesine aşık adamlar.
Hayatlarının her döneminde birliktelik yaşadıkları kadınlarda
En ilk güven duygusunu yaşarlar, aşk ve sevgi sonrasında gelir.
Saygıyı her zaman baş tacı yaparlar.
Kadına kendisini mutlak surette değerli hissettirirler.
Oysa özellikle genç kızlarımız
“En çok beni sevsin, merkezi ben olayım.” derdindedir.
Annesine bağlı olan adamları,
"Süt kuzusu" tehdidiyle aşağılamaya çalışırlar.
Oysa bu tip adamları tercih edenler zamanla görürler ki
“Senin için annesinden bile vazgeçen,
Bir başkası için de ilk fırsatta senden vazgeçer.”
Dedim ya “Annesine aşık olmayan bir adam,
Başka bütün kadınları yarım sever."
Bu yazımı okuduktan sonra etrafınıza bir bakın.
Annesinden ve sevgisinden uzaklaşmış,
Ya da itina ile uzaklaştırılmış erkeklerinize,
Bu bakış açısıyla bir bakın.
Onları birbirlerinden uzaklaştırmadan,
Önceki adamla şimdiki adam aynı mı?
Aynı sevebiliyor mu sizi?
Şimdi diyeceksiniz ki; “Her anne de o kadar anne değil yani."
”Unutmayın ki bebek oğulun duyguları o kadar saf ve yücedir ki
Zaten her anneye, her oğul da aşık olarak yetişmiyor tabi.
Tekrar etrafınıza bakın karşınıza çıkan annesine aşık adamlara.
Hiçbir zaman bir kadını bilerek incitmemişlerdir.
Hiçbir zaman sevmedikleri bir kadınla beraberlik kurmamışlardır.
Hiçbir zaman kadınlarını aldatmamış,
Bir ilişkiyi tamamen sonlandırmadan,
Yeni bir ilişkiye adım bile atmamışlardır.
Hiçbir zaman kadınlarını aldatmamışlardır.
Şu zamanda rastlama olasılığınız çok az ama denk gelirseniz,
Şansınız yaver giderse böyle adamlara aşık olunuz.
Onu dünyaya getiren anneye saygı, sevgi ve şefkat duyunuz.
İşte o zaman, o adam sizi tam sever, katıksız sever.
Elbette annesinden sonra gelmeye gönülden razı olacaksınız.
Emin olun ki o anne bu dünyadan gittikten sonra,
Çok uzun bir zaman hep siz olacaksınız.
Çünkü siz aşkın tamamlayan kısmısınız.
Çünkü siz, bu aşk sürse de süremese de,
Sevgi daimdir ve siz artık onun yüreğinde bir imza'sınız!
Ne vakit Allah korusun!
Anasını kaybetme korkusu yaşasa, sizi hatırlayacak…
Hem de ona ilk gösterdiğiniz ana yaralarınızdan.
Herkesin ömrü daimi ve sağlıcakla olsun.
Şurada emekli olmama yüzyıl daha var…
Üstelik bir Türkiye'm dolusu arşınlamak hayalimle,
Pembe tosbağamla dünya turu hayalim ölesiye kapışırken!
Ben daha imkanlarımı olgunlaştıramadan!
Hiç olmayacak yerden menisküs yırtığı diz ağrısı engel teşkil ederken!.
Gerekse sürüne sürüne gezecem lan dünyayı!
"Seve seve yandıydı!" yazsınlar mezar taşıma gram gam değil.
Sıcak iklimleri oldum olası severim.
(Bu yazıyı yazmama vesile olan elli iki yaşındaki bir adamla,
Seksen beş yaşındaki bir ananın sevgi dolu bakışlarına şükranlarımla.)
Cemre.Y.

1 Mart 2018 Perşembe

Aşeka

…Aşeka…
Ah be aşeka...
Gözlerim dursa, yüreğim durmadı…
Bir adam cinsi de, bir hatun cinsini, böyle de severmiş ya…
Varsın benim olmasındı o sevda…
Ölsem de…
Gözlerim açık gitmez, sevmek diye bir şey hala varmış!
Cemre.Y.

11 Şubat 2018 Pazar

Bu Da Benim Tercihim

…Bu Da Benim Tercihim…
Tutkulu bir aşkın bedeli,
İkinci, üçüncü, vs. hatun olmak değildir,
"Yüreğin ve bedenin,
Tek aiti olmaktır sevda!"yı seçtim.
Şimdi yalnızlığım,
Geçmiş karşıma alay ediyor benle ya!
Etsin!
Bu da benim tercihim…
Başım dik, alnım, apak!
Cemre.Y.

20 Ocak 2018 Cumartesi

Randevu

...Randevu...
Eskiden hatun milleti kendini ağırdan satmak için
Randevuya on dakika geç giderdi de,
Zavallı çocuk sap sap ya gelmezse endişesiyle beklerdi.
Şimdi bakıyorum da her beş masadan dördü
Tek başına oturmuş sıkıntılı hatunla dolu.
Çocuk, yeni uyanmış kasım kasım kasıla kasıla
En yavaş adımlarıyla gelip oturuyor!
Noluyo bee!
Erkek nüfusuna kıran girdi de,
Bulunmaz hint kumaşı mı oldu bunlar...
Ohhh!
Şükür ettim halime kahvaltı ediyoruz,
Ben ve keyfim ve de kahyası,
Yok öyle beklemek gibi bir derdim.
Cemre.Y.

10 Ocak 2018 Çarşamba

Feminizm

...Feminizm...
Feminizm'in TDK'da yer alan,
Kelime anlamına sonuna kadar katılmakla birlikte,
Eril cins olan adam, bir tık, fiziksel olarak üstündür!
Misal şu aşağıdaki fotoğraftaki gibi
Bir dağ evinde sevdiğimle beraberken
"Hatun hadi madem dışarı çıkıp ben külü boşaltayım
Sen de yeni odunlar getir." demesini istemem mesela!
Feminizm= Toplumda kadının haklarını çoğaltma,
Erkeğinkiler düzeyine çıkarma,
Eşitlik sağlama amacını güden düşünce akımı, kadın hareketi." dir,
Hayatınızda birileri olmadığı zaman,
Karşı cinsi aşağılayarak kendini üstün görme eğilimi değildir.
Her cins mühendis olma, patron olma, iş kurma, birçok işte çalışma,
Hatta cumhurbaşkanı olma zeka ve yetisine sahipken,
Misal kömür madeninde ömür törpülemeye zeka yeter de
Yetilerimiz yeter mi?
Erkekler eşlerini, çocuklarını
Haftalarca görmeden durabilir peki ya analar, eşler?
Onlar olmadan katlanabilir mi yerin yedi kat altına!
Bence asıl feminizm;
Erkeğin fiziksel gücüne,
Kadının fikirsel gücünü ekleyerek eşitliğin sağlanmasıdır.
Cemre.Y.

18 Aralık 2017 Pazartesi

Bana Kaderimin Hep Bir Oyunu Bu

...Bana Kaderimin Hep Bir Oyunu Bu...
Meğerki benim lise yıllarımda tarihimi,
Saç baş dağınık sek rakı kokan adını bile,
Hatırlamadığım o pis herifin yerine,
Hatırlamadığım o pis herifin yerine,
Ki hep bütünlemelerle geçmişimdir tarihinden!
İlber Ortaylı hoca anlatsaydı geçmişimizi,
Kim bilir şimdi en ilk hayalim olan Arkeololoji uzmanı olurdum.
Yahut eğer ki Fen Bilimleri dersimi,
O, leş gibi rakı kokan tarih hocasının,
Hayattan çoktan bıkmış o karısı yerine...
Ki fizikten, yüz alırken,
Fenden nasıl olup da sıfır çektiğimi anlamdıramayıp,
Beni, heyetli katılımlı sınav yapmışlardı da,
Gözlerinin önünde olaylar cereyan edip,
Fenden de, tarihten de geçmiştim.
Ki hoş zaten o fani hatun yerine, fenimi de Sevil Atasoy anlatsaydı,
Kim bilir şimdi ikinci hayalim olan Adli Baş Tabiplik çok görülünce,
Hemşireliğe fit olmuş bir Baş Hemşireydim.
Rahmetli anam beni o zamanlardaki,
En yüksek puanlarıma göre, bana en uygun bulduğu,
O Ticaret Lisesinin kapısına diktiğinde...
Elimde, görünmeyen kocaman bir,
"Kazanabilecekken, onlar yüzünden kaybettiklerim!"listesi duruyordu.
Ve bunu sadece ben okuyabiliyordum, alın yazım gibi…
Çok net hatırlıyorum o kapıdan girmek üzere olan anımızı!
Anacığımın gözlerinin içine bakmıştım da,
Bana kaderine razı kadın bakışıyla bakıp,
"E ama senin kaderine en uygun meslek bu be kızım,
Elinde kalanlara bak bir!"demişti.
Bakmama gerek yoktu...
Kendimce en iyi yapabileceğim şeyi seçip o kapıdan girdim.
Çok güzel eksiltiyorum şimdi, toplama da bazen yanılıyorum ama
Fena çarparım, hele ki fena bir bölerim.
Hatta önce çarpar sonra ona inanmayıp bir daha bölerim.
Benim kimseyle savaşım yok!
"Elimde kaderimin kerat cetveli de
Ya farklı bölünebiliyorlarsa!"dır meselim.
Durduk yere bir anım daha geldi aklıma;
Bu anılardan, kaderimin taşları dantelenirken,
Hemen öncesi geldi aklıma...
Tam da Bezmi Alem Vakıf Gureba hastanesinde,
Öğrencilik evraklarım neredeyse tamamken,
Bütünleme sonuçlarımı istemişlerdi.
Geçmiştim tabi ki de ama sonuçların asılmasına daha günler vardı.
Geçer notum doksan sekizdi ama henüz sonuçlar o pis gri duvara asılmamıştı.
Sırf benim hayallerimden biriydi diye...
O okula gidip müdüre yalvarmıştık en azından bir belge versindi,
"Geçti."diye, o bile yeterdi kaderimin son şans değişmesine.
O pis, sarımtırak sigara yanığı iğrenç dişleriyle, gevrek gevrek gülüp,
"İki gün sonra açıklanacak onu görürüsünüz"diye diretmişti müdür efendi de,
Ankara'dan dönmüştü hemşirelik okulu evraklarım.
Oradan dönerken son yokuşlu hızla Ticaret Lisesine giden,
O, otobüse bindiğimizde ağlıyordum.
Anam çoktan razı olduğu kader bakışını atıp duruyordu gözlerime, gözlerime.
Sonra bir an sustum "Anne bana bir masal anlatsana,
Bize anlattığın hiçbir masalı hatırlayamıyorum!"demiştim.
Bu sefer o ağlamaya başlamıştı, şöyle bir yutkunup,
"Olmayan masalın nesini anlatayım sana kızım,
Bizim zamanımızda masal falan yoktu,
Böyle okul filan aramıyordu analar,
Babaların seçtiği en uygun kocaya he deniyordu!
Senin ilk ve son masalın benim.
Sakın ha bana gücenme he mi,
Bi gün dua bile edeceksin."demişti.
Yüz yıl geçti sanki üzerinden,
Ama benim hala en iyi yapabildiğim iş bu!
Başkalarının hesapları, benim hesaplarım…
Muvainlerim, mizanlarım, cari hesaplarım,
Şimdilerde hayata bütün bakiyelerim kapandı.
Kaldıysa da hakkım, hukukum, emeğim.
Hepsini, her şeyi, kendimi dahi…affettim!
"Sakın gücenme be anam!
Üzülmesin yüreğin cennet i alemlerinde
Ben senden razıyım anam, dedim ya hepimizi affettim!
Rabbim de senden razı olsun,
Yerin, yurdun, kabe yanı, en güzel cennetlerin olsun. Amin!""
Cemre.Y.

15 Aralık 2017 Cuma

Hatun Tav Olduktan Sonra

...Hatun Tav Olduktan Sonra...
Bir adam bir kadının dikkatini çekip,
Onu etkileyene kadar olabilecek bütün yerlerden
Çekincesiz bir şekilde
Size ilgisini belli ediyorken
Siz ona "Evet." dedikten sonra,
"Sevgilim özelimizi her yerde paylaşmayalım,
İçimizde yaşayalım,
Kimsenin bilmesine gerek yok."diyorsaaaa
İçindeenn;
"A-) Bak hatun nasılsa seni kafesledim,
Kimseye çaktırma ki
Bir yandan arayışlarıma devam edebileyim.
B-) Sen benim gerçekten özelimsin ve kadınımsın
Üçüncü şahısların
Bizi yıpratmasına izin vermeyeceğim.
C-) Yan yana iken tadına varalım,
Bir birbirimize sırtımızı döner dönmez
Kimin ne halt yediği beni ırgalamaz." diyordur.
Oysa kadın;
"Özelimiz elbette özeldir de
Neyin ne kadar
Paylaşılması gerektiğini bilecek karakterdeyiz.
Biz bir birlikteliğe adım atmışsak
Bunun bilinmesi gerekir ki
Sevgilim senin de, benim de
Artık bize ait olduğumuzu anlayıp
Ona göre davransınlar." diyordur!
Evet hanımlar beyler!
Ben kafamdaki deli sorulara cevap bulamadım sizce?
Hatun tav olduktan sonra adam ne düşünüyordur?
Cemre.Y.

14 Aralık 2017 Perşembe

Neredesin?


…Neredesin?...
Hatun olup,
Bu dünyaya gelmiş olmaktan nefret ettiğim anlar çok oldu tabi.
Nice kadın cinsimin,
Dost katili olduğunu gördükçe kadınlı, erkekli.
Adam mı?
Sorarım o vakit!
Adam bunca zaman nerelerde kaldın sen?
Adem babanın Havva anamız öncesinden
Bir türlü gelemedin.
Ben hep buradaydım da…
Sen…
Kalu beladan beridir neredesin?
Cemre.Y.

30 Kasım 2017 Perşembe

Sevgülü Kaderimi Baştan Değiştiren Gutup Ayusu Büyücüsü

…Sevgülü Kaderimi Baştan Değiştiren Gutup Ayusu Büyücüsü…
Sevgülü, kaderimi baştan değiştiren gutup ayusu büyücüsü....
Nassın görüşmeyeli, epeyce de zamanlar oldu,
Evvela selam eder, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden,
En derin hasretlerimle, öperim.
Beni de soracak olursan…
Şimdilerde iç güveysinden bile hallice değilim!
Ömrümün kırk iki yılı boyunca bu anı,
Bila husus, sabırla ve inatla beklediğini biliyorum,
Merak etme ezberimde…
Doğduğum ana her küfrün, an gibi hala ezberimde!
Yok, bu sefer, bende sana küfretmiycem üzülme,
Allah'a da isyan etmiycem bu sefer söz!
Sen ki ömrüm boyunca, her gece uyurken,
Her sabaha uyanamamayı dilememi sağladın,
Sen ki,
Bütün şanslarıma ramak kala beni illa ki şanssızlıklara erdirdin.
Tebrik ediyorum seni, evet benden daha çok sabırlısın.
Şimdi sana dair bu son mektubumu okuyanlar varsa,
Tebessümle merak edecekler,
"Bu kızın başına yine ne geldi." diye ya...
Biliyorum, sen hiç merak etmiyorsun.
Zira zaman zaman,
Her zaman zaten gülerek kulağıma fısıldıyorsun.
Hiç umurunda değil ama, dün gece,
İlk kez beynimdeki uğultuya uyandım,
Halbuki, ne güzel geceleri bari,
Uykuya dalabilince susuyordu ve kimsem anlamıyordu,
Vücudumdaki bütün kanyuvarların,
Bütün damarlarımdan zorla ilerleyişini hissedebilişimi.
Cevap çok, sonuç yoklar ise beni hayli yoruyordu.
Başına gelmeyincelerin akılları da çok oluyordu hani ya!
Eskiden başka bir yerlerimde,
Bir şeylerim olduğunda bana değer verenlerim,
"Kafaya takma, fazla da kurma!" diyordu.
Şimdilerde ise kulaklarımı tıkadığım halde sesler sinmiyordu.
Susmuyordular!
Nasıl anlatsam!
Eskiden tek TV'li kanallarda pazar günleri,
Öğlende senfoni orkestrası çalardı bir saat filan...
Öncesi,
Renksiz televizyonda bir sürü siyahlı beyazlı kar taneleri,
O güzelim senfoni bitincesinin hemen sonrası,
Bir sürü siyahlı beyazlı kar taneleri...
O da bitecek diye ödüm kopardı, sesini son ses açardım,
Çünkü gerisi siyah ekrandı!
Hah işte!
Yaşıtım olan varsa ve o zamanlarda da bu kadar yapayalnız olan,
Onlar anlar ancak beynimdeki o seslerin tarifini!
Biliyorsun zaten ya!
Tekrar geçeyim.
Devlet Hastanelerinin sağlık kurumlarının,
Sevgülü bütün doctorları hala bir boktan çakmıyorlar!
Tabi ki bize...özeline gitsek prof kesilir hepisi.
Onlara, bize ayrılan zamanlardan,
Bir tekimize dahi ayrılan bir an, o kadar yok ki!
Ama buna rağmen, daha üç gün önce…
Beylikdüzü Devlet Hastanesi'nden aldığım bir randevuya gittiğimde,
O günlerde, doktora gitmekten usanıp doktorumun,
"Tahliller yapmalıyız ama sen, on beş gün sonra randevusuz gel."
Uyarısına dahi, gitmemiş olmama rağmen bir mesaj geliyor,
"SGK'dan otuz TL kesilmiştir!"
Ve bugün, daha kahvaltımı yaparken bir mesaj daha geliyor,
"Haydarpaşa Gata'da olduğunuz muayeneden,
Doksan dokuz nokta elli dört TL daha...kesilmiştir!"
Gülüyorum yazımın bu kısmında!
Zira Esenyurt Devlet Hastanesi'neyse acilden giriş yapmıştım da,
Bir ton tahlilde orada yapılmış, bu macera orada başlamıştı.
Artık nasıl bir "Kesilmiştir!" mesajı döşeyecekse,
Sevgülü dövlet dayın ona da...
"Peki."
Sonrası, seminerdi, şuydu, buydu derken,
Metrobüsle uzun saat, git...gel arası,
Sevdiğim ve kıymetlim şiirler ve makaleler...
Sonrası, bir an önce şirkete koşmalar ki sağ olsunlar,
Ömrümde ilk defa,
Yarım kalmış bir şey yok, her şey yolunda, rayında!
Üstelik var olsun,
Hep aynı saatte bana da yapılır en sevdiğim fincanda,
En sevdiğim sade Türk Kahvesinden...
Saat beş civarıysa…
O bilmiyor ama huyları pek bir benzeşiyor,
Artık diyet doktoru o gününe ne verdiyse,
Ki Rabbim hepisinide gönlüne göre versin!
Paylaşır mutlaka üçümüzle…
Halbuki ceviz sevmem ben, kış meyvesi sevmem!
Ama onun elinden olunca...
Bir ağlayasım geliyo sevinçten...
Bugün ilk defa itiraf ettim!
Rahmetli anam, bana bir şey sununca pek bir sevinirdim.
Yaşıma da yakışmazdı hani çocukça…
"Annem beni seviyooo!"deyişim.
Deyiverdim adıyla, sanıyla...
Şaşırma!
Benim yüreğim ne vakit yanıldı ki!
"Hıııı! Hiç de bilee!"deyiverdi hatun...
"Seviyordu, kesindi!"
Tabi...
Deyip yutkundum şu an...
Sen onu da elimden almazsan.
Ki zaten sevgülü gutup ayum hemencik akşam oldu.
Belli ki azıcık mutluluğuma, bir hayli kin beslemişsin.
Akşam oldu.
Hava karardı.
Evime geldim.
Halbuki ilk defa,
Bütün raporlarımı inceleyen şirket doktorumdan,
Nihayetine ramak kaldığım olayımı öğrenecektim.
"Kanın aşırı sulanmış olması ne demek?
K vitaminine neden bir an önce başlamamışlar ki nedir?
Kandaki hemoglabin değerleri bana da annem kadar önemli midir?
Kan değerlerim bu kadar düşükse,
Ne kadar arayla takip etmeliyimdir?
Total IGE bu kadar yüksekse!
Neden hiçbir alerji testinde alerjim yoktur da bu nedir?
Lan sevgülü gutup ayum!
Bula bula benim bunca değişikli günlerimde ve sürekli,
Süreksiz hep beynimde zıplayan ekran sonrası,
Karların sesinin yüksekliğine tıbbi merakıma,
Ve ilk anıma annemden başlayacağıma mı sardın?
Merak etme, biriktirmediysem, yazamayacağım.
Zira tam evime geldim, internetim yok!
"Peki."
Valla bu sefer hiç kızmadım, zira hatırlarsanız aynı kazığı,
Türk Telekom'dan,
Vodafonenet'ten....vs.vs.den defalarca yemiştim zaten!
Ha bu arada!
Otomatik ödeme talimatımı bir bankadan ötekine,
Üstelik zamanında diğerine geçmeme rağmen,
Eskisinden oluşmaması gereken o faturayı da,
Yine bana ödetmiş olmana da kızmadım!
Saat: 20:21 de, senin şen kahkahalarına inat nihayet,
Turkcell Wifi'nin canlı müşteri hizmetlerine ulaştım,
Data karttaki sim kartımı onun dediği gibi cep telefonuma taktım,
Sonra çıkarttım, sonra geri taktım...
Sinsice orada gülerek beklediğini biliyorum!
Bekle!
O, bu, şu...derken bu saat oldu.
Şimdiyse sana bu mektubu yazmaktayım!
Zira sen okurken, biliyorum ki ben, yarın yine doğacağım.
Üstelik yapacağım dediğim şeyleri,
Yapamamaktan nefret ederim biliyorsun!
Sen mektubumu okur iken ben birkaç şey daha araştıracağım,
Ama sana söz…
Bitsin gayrı bu nefretlik efsunun, gel madem…
Sana, ilk ve son, söz…
"Bu gece kirpik diplerim ağrımayacak, gel gelebirsen!
Hayatımda, bir z*kmediğin bi kulak arkam kaldı,
O da sana ömründe,
Mükremin hikayelerine bile kuramadığın bir fentezin olur"
Zira beynimin hiçbir zerresi sana "Evet!"demiyor!
Sen istediğin virüsü yay!
İstediğin hipnotizmayı say nüfus çoğunluğuna!
Ben tekil'im!
Sevgülü Gutup Ayum...
Yazık sana…
"Gulağımın arkası hazır, bağh yoksa seni bu sefer ben seni biiiii …
Neeeyyyseee!" dedim de ona dahi gelemedin.
Kuzum…
Kendine yeni bir kutuplar bul bence…
Zira Dünya eriyor!
Cemre.Y.

29 Kasım 2017 Çarşamba

Acının Dibi

...Acının Dibi...
Acıyı...
En sessizce anlatan bir tek şiir gördüm ömrümde!
Artık adam'ın neyiyse o,
Bağırınıp duruyordu o adamın.
Kemoterapi kablosundan dağılan hallerine de!
"Yeter! Sızlanma artık, yeter!"diye diye bağırınıyordu genç kadın.
Oysa adamcağız, babası mı, kayın pederi mi,
Artık neyiyse, tek fısıltı dahi etmiyordu.
Ben anacığımın kemoterapili,
Mor kollarını, elini, yüzünü, öperken,
Adam bize bakıp bakıp sadece...
Sağ elini, sol göğsüne kondurup,
Tek bir kelam etmeden,
Çok derin bir sessiz avazlık "Aah!" savurmuştu.
Acının dibi adamın gözlerindeydi,
Yüzünde, yüreğindeydi.
Ben hariç, hiç kimse de göremedi.
Hala, işlidir, yürek kefemde.
Anamı öptüğümden,
Ona olan aşkımı hissettirmekten utanmıştım ilk defa!
Kim bilir, o da anam gibi,
Gitti mi çoktan, o, en özlediği cennetine!
Kim bilir, rastlaştılar mı anamla cennette?
Kim bilir, o adam…
Söylemiş midir anneme!
"Kızın, senin yüreğine vaktinde kavuşabilseydi,
Kaderi çok daha güzel olurdu be hatun kadın!" diye…
"Sahi mi be anne!
Öldün mü yani sen şimdi he?"
Nefessizliğinin nöbetlerine tutulsam da!
Ölmiyeceğim, inatla...
Biraz da sen beni özle, he ana'm...
Cemre.Y.

29 Ekim 2017 Pazar

Çok Sevmiştim Be

...Çok Sevmiştim Be...
Söyle, şimdi hangi günah?
Hangi suç?
Hangi, herhangi bir bilinçsiz bir eylem unutturur seni!
Hangi suçtan,
Hangi mapus köşelerinde sussam acizliğime!
Hangi demir parmakların ardında
Sansalar ki suçum cinayet!
Oysa benim tek cinayetim,
Artık “O” nun ölü bedenini beklemeyi
Terk etmeyi seçmekti seninle!
Şimdi ne yapsam günah bana!
Ne yapmasam yazık bir çare.
Başka çarem yoktu!
Güven veren omuzları çökmüştü, çürüyordu!
Çarem yoktu!
Ezberine doyamadığım alnı, çenesi,
Şakakları, yeni kırlaşmaya başlamış saçları
Yok oluyordu her gün an be an!
Her gün, bir kenarından,
Elimde kalıyordu bu ecelsiz aşkım!
Bir heykeltraşın çizdiği
Oylum oylum oyduğu kemikleri bile un ufaktı artık!
Çarem yoktu!
Ölüme ve yokluğa razıyken sen geldin!
Madem sende gidecektin neden geldin be adam!
Oysa senle bile
Ne uykum uykuydu
Onun geniş omuzlarında sabahlayan,
Ne uyanışım “Günaydınım,
Akşam bile yanımda olan hatunum” la başladı!
Seninle hiçbir şey,
Hiçbir zaman tam olmadı ki!
Hiçbir zaman gönül sayfanda olmadım senin ben!
Neden “Buradan çıkmazsan,
Bende orada kalırım” diyecek kadar
Hep yalan oldun ki bana!
Yoksa senin bu hayattaki tek amacın
Beni hayatta tutmak mıydı!
Yaşadım...
Onsuz da yaşadım...
İnanamadım!
Yaşadım...
Sensiz de yaşadım!
Cehennemimden sana sığındım!
Bu hayata derin bir nefesi seninle aldım,
Yoksan...
O son nefesimdin,
Çaldım, kokladım ve aldım,
Ve sen buna hiç inanmadın!
Onunla hayallerim vardı hüsranla son bulan!
Seninle hayal bile kuramadım ki ben!
Akşam yatarken duam, gece uyurken rüyam,
Sabah uyandığımda güneşimdin sadece...
Başka hiçbir şeyim değildin.
Ben seni, senden başka her şeyden çok,
Herkesimin yerine de çok sevmiştim be!
Cemre.Y.

28 Ekim 2017 Cumartesi

Şükür Ediyorum


…Şükür Ediyorum…
Hafta sonu mesaisi diye yanımda getirdiğim minnak kızım;
"Yüz kişilik bir firmada bugün tek kadın sensin anne ya
Peki sen bu kadar güzel olmaya korkmuyor musun? 
Yüzüne çamur falan sürseydin ya, maazallah!
Sana tacizde bulunurlarsa ne yaparsın?"diyor.
Bense onulmaz bir gururla;
"Yüz kişinin içinde, bin kişilik cesaretin varsa,
İnsanlara karşı gerekli bir duruşun varsa,
Yeltenseler bile pişman olurlar
Saçının teline bile zarar getiremezler evladım!"diyorum. 
Yosun gözlüm on yaşınca;
"Alnı öpülesi hatunsun vesselam."diyor. 
Kendimi tebrik ediyor ve kendime olan 
Güven ve cesaretim için şükür ediyorum.
Yıl 2007 biz, bize kaybolmamışız daha!
Cemre.Y.

4 Eylül 2017 Pazartesi

Vatanım Sensin Diyemedi

…Vatanım Sensin Diyemedi…
"Gidersen üzülürüm" dedim.
"Nereye gitsem sana dönerim,
Benim vatanım sensin hatun." diyemedi.
Bitti.
Cemre.Y.

1 Eylül 2017 Cuma

Haremden De Değilim


…Haremden De Değilim...
Şimdi...
Bir çığlık lazım bana...
O, eski zamanlardan...
Daha kaç kere ölür de
Yeni bir umuda diriliriz ki biz hatunlar,
Bilemem ama!
Bizim hayalimiz,
Hep bir kurbağa çığlığında...
Yüreğime dokunmayan hiç kimseyi öpmedim.
Prenses olmadım ki,
Kraliçe olmak derdinde olmak olaydı niyetim!
Prensi ve prensesi olmayan bir masaldı bu.
(Harem örneği gururumun kelimelerine dar geldi,
Tuttum böyle yazıverdim!)
Çok şükür haremden de değilim!
Cemre.Y.

27 Ağustos 2017 Pazar

Simyalarını Ezber Çektiğim...Annem Ve Kızım

…Simyalarını Ezber Çektiğim...Annem Ve Kızım...
Bende bir anneyim, şimdi 20 yaşında,
Üstelik 18 yıldır da babasız büyüyor,
Babası eşiyle ve yeni çocuğu ile gayet mutluyken,
O yaşamının 14 yılını benim koynumda
4 yılını da babaannesinin evinde geçiriyor,
Gücüm gücüme yetmediğinde
Ona ömrümüzde ilk defa bir cümle küfür ettim
4 yıl önce çekti gitti, yedi ay hiç görüşmedik.
(Benim onun okulunun önünde
Gizli gözyaşlarımla uzaktan bakmam dışında.)
O vakitler anacım henüz vefat etmemişti,
Hastalığının son günlerinde bir de ömrümü tükettiğim,
O üvey baba ellerinde büyümesin diye
Uğruna yeniden evlenmediğim evladımın
Beni bir cümleme terk etmesi,
Üstelik yavrumun hakkında da
Tek cümle dahi
Sitemli laf etmemiş olmam çok koyuyordu ona.
Farkında değildi ki yaşadığım ilçe
Onun bir genç kız olarak büyümesine müsait değildi
Harcarlardı yavrumu,
Başka yere taşınmaya da gücüm yetemiyordu ki
Bilerek küfretmiştim evladıma!
Yoksa kimse kapısını öyle kalıcı açmazdı.
O günlerde,
Bütün sülalem kızıma otoriter bir anne değil de
Sanki kankimmiş gibi davranıp,
Her şeyi sanki dostum, sırdaşım gibi
Demogratik paylaşmış olmamın
Sonucunun elbette bu olacağını düşünüyordu.
Bir gün annem,
Torununu çok özlemişken haber saldı ona,
"Ben ölünce mi gelecek bu evlat,
Hiç mi hakkım geçmedi ona!" diye.
Güya...
O gece onda kalmasını sağlayacak da bizi barıştıracak!
Oysa evlat benimdi, tek bir bakışımla dünyamı çözerdi,
Tek bir bakışıyla da ben onun kimyasını.
Elbette anacığımın yanında gülüp oynayacak ve elbette
Evlat bana hala kırgınsa,
Hala beni doğru anlamamışsa,
Küs kalınacaktı anam hissetmeden!
O gece anacığımın koynunda yattı,
Evim zaten iki üst kattaydı.
Sabah işe giderken onlara uğradım,
Annemi uyuyor sanıyordum,
Ben uykusundan öptüğüm ciğerimin çiziğinin,
Uyanmasın da,
Kaçmasın benden diye en kelebek öpücüklerimle,
İpek saçlarının güneş tellerini,
Öpüp koklarken hepsini görmüş, duymuş!
Sabah kahvaltıda Eylül'üme anlatmış, anlatırken,
"O senin için,
Gençliğini harcadı." demeseymiş iyiymiş.
Barışamadık tabi.
İşsizdim, parasızdım,
Aldığım tazminatın yeri belliydi iki ay sonrası,
Özel hastane ile,
Anamın yaşam ömrü ne kadar uzayacaklı,
Hastane muhasebesiyle pazarlık konusu olacaktı,
Ve artık acılarımı...
Paylaşmamdan bıkıp usanan onlarca face ailem,
Yüzlerce de "Zaten ölecek biri için nedir bu çaba!" diyen
Akraba ve sülalem vardı, tek bir gerçek dostum yoktu.
Kızım beni o günlerden birinde aradı.
"Sakın annemi özledim sanma, sadece annem olsaydın,
Gelecekteki torunlarının yüzünü dahi göremezdin
Ama ben dostumu,
Sırdaşımı, kankimi çok özledim yaf!
Akşam evine (Evimizdi) geliyorum sakın bir yere kaçma,
Sana tam yedi ayı anlatacağın ona göre!"dedi.
Geldiğinde de ne zaman ona anne gibi yumulsam,
"Sarkma öyle sapık anneler gibi...
Dur bak bi bişi anlatıyoz şurda aa!"diye diye
Bensiz yedi ayının her saatini anlattı da anlattı.
"Meğer ne çok dostum varmış iyi ki varmış!" dedim ona!
O da "Meğer ben senin gibi bir dinleyiciyi
Hiçbir yerde bulamazmışım!" dedi.
Sarıldık ağlaştık.
Ertesi gün sarmaş dolaş,
Annemlere kahvaltıya indiğimizde anacım,
O kadar sevindi ki aylardır tek katı yemeği yemeyen anam,
Eylül'ümün ellerinden fasulye turşusu kavurması istedi,
Tariflerimizle güzel de yaptı hani, hepsini de yedi.
Hatırladığım son katı yemeği de buydu.
Ha kızımla ilişki seviyemizi merak ediyorsanız...
Geçen gün geldiğinde artık...
Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümünü
Geçen yıl kazanmış olan yavruma,
(Ayrı kaldığımız yedi ay boyunca yokluğumu
Test sorularını çözmekle oyalamıştı.)
Üniversite ikinci sınıf okuyan bir genç kızın bir zahmet
Artık bir sevgili edinmesi gerektiğini,
Bu yaşta armudun sapı, üzümün çöpüne
Daha çok erken olduğunu konuştuk.
O da bana "Hatun kusura bakma ama
Bana harcadığın bahane limitin doldu,
Artık bir zahmet seninle ömür sürecek
Bir koca ya da hiç olmadı,
Seni gerçekten mutlu edecek uzun soluklu
Bir ilişkiye he de bir zahmet,
Ulan kadın yaşın 43 oldu böyle sevgilisiz devam edersen
Menopoza gircen bak, demedi deme,
Hiç çekemem menopozlu bir kanki,
İyi ol böyle" dedi mi, dedi.
"Önce sen bir,
Nihayet gerçekten bir aşkı bul da bakarız!" dedim.
Söylediği cümleyi umarım oralardan anam da duymuştur!
Bana hep "Bu hayatta neyi becerebildin?" diyenlere
Kapak gibi bir cümleydi bu!
"Annem, beni, senin kadar sevebilen birini bulduğumda,
O benim her şeyim olacak, söz!" dedi.
(Ben anasının sevgisinin derecesini bırak,
Bir tek şefkat kırıntısına hasret bir çocuktum,
Annem beni onun için 11 yıllık işimi terk ettiğimde sevdi.
Yürüyen zamanlarında bütün yardım ettikleri yanındaydı,
Parası olduğu zamanlarda bir komşuya bile rica edip
Onun da yol parasını çekerek kemoterapiye gidebiliyordu,
Kardeşim desen anamız için,
Koskoca bir şirketini iflas etti de vakit son aylardı.
Herkes pes etti.
Ben…
"Rest!" dedim.
Çünkü ben anamı hep gelecekteki kızımı sever gibi sevdim,
Sadece ve sadece o rolünü otoriter bir analıkta seçmişti.)
Kimyasını sevdiğim kadınlar vardı,
Simyalarını ezber çektiğim annem ve kızım gibi.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...