...Ben Unutmak İstedikçe...
Ne vakit birileri...
"Unutuyorsunuz,
Ne de çok şeyi,
Ne de çok kolay ve çabuk unutuyorsunuz!" dese!
Kan beynime sıçrıyor yine, yeniden.
İçimden bir çocuk masalı tutturuyorum hemen,
Yoksa hatırlamaya,
Onca unuttuklarımı hatırlamaya en başından hatırlıyorum!
Yoksa...
Gülüyorsam o an mesela...
Burnumun direği sızlıyor,
En son hissettiğim o güneş kokusu geliyor tam ucuna,
Ağlamak istiyorum.
Hem öyle iki üç damla akıtıp sonra aşağı inip bi sigara içip,
Hayata inadına yeniden gülümsemelik de değil ha!
Bildiğin ölüm ölüm ölmek...
Ama öldüğümden bile haberim olmamak istiyorum.
Bugün de birileri, yine...
"Unutuyorsunuz,
Ne de çok şeyi,
Ne de çok kolay ve çabuk unutuyorsunuz!" deyiverdi öylece.
Bunca yıldır bana sorulan,
O meşhur sorunun cevabını bulamıyordum ya kafamda!
İlk gençlik yıllarımda...
Bana ufacık bir bel çantası yeterken,
Ki o zamanlar,
Ne şu zehir zıkkım yedeği dahi olması gereken sigara paketim vardı,
Ne de...
Ki zaten genelde aranmıyorum diye,
Çalmayan o kocaman cep telefonum!
Ne de...
Benden artık kurtulunması gereken fazlalık hissiyatım!
Hala Ticaret Lise'sindemiydim o vakitler,
Üçüncü sınıfın stajını bitirmiş miydim acaba?
Rahmetli anacığım,
Stajdan kazandığım o paraları bile cebimden alırdı zira!
Bir de çetele tutardı.
"Giyimin şu kadar, yiyimin şu kadar,
Yol paran, elektriğin, suyun, vesairen...
Yani sen bana hala borçlusun?"
Benden bir küçük erkek kardeşimin de çıraklıkta canı çıkarken,
Ona kıyamayıp,
Fazladan harçlık verenlerin de bütün paralarını alırdı rahmetli.
En küçüğümüz...
Hep en küçüktü.
Bize verilmeyen harçlıklar ona verilmeliydi.
Tekne kazıntısıydı ve şükür ki o da erkekti.
Ve hem de en güzeli.
Bilemedim ki rahmetli anam!
Ben ilk doğduğumda
"Mini minnak bu, üstelik sigara gağıdı gadan,
Bi de bi ton başlık parası verdik,
Doğura doğura kız doğurmuş gızan!"
Kaynanasının kaynanası tarafından dediydi diye miydi bunca hazan.
İlk resmi işimdeki adam babacan bi adamdı.
Emirganın yarısı onlarındı.
Aşık olmuş evin hizmetlisine!
Siz bütün Yeşilçam filmleri hayal ürünü sanırken ben,
Asmalı Mescit'te o zamanlar yıkılmamış olan apartmanın,
Hepsinden birden kira alan bir adamın kasasından sorumluydum.
Sayfa sayfa okuyordum mahkeme kayıtlarını!
İki haftada bir gelip,
Sadece soğuk bir "Baba!" kelimesini harcadığı o adamdan,
Fransız Lisesindeki okulunun aylık taksitini yatırmazsa eğer
Annesinin evlere temizliğe giden geliriyle
Onu orada okutamayacağı yakarışlarını yan odadan duyarken de
Gidip gidip o mahkeme sonuçlarını tekrar tekrar okuyordum.
Bilmem ne kimin, bilmem ne kimle oluşan çiftleşmesinden doğan,
Bilmem ne kim...
Yüzde doksan dokuz nokta dokuz bilmem kimin çocuğuydu.
Aile de sülale de kabul buyurmamıştı çocuğu!
Neden bilmem,
O adam kızının okul aylığını yatırmak için bana tam çektirirken,
Senti sentine öderdi o Fransız Lisesinin aylığını dolar olarak öderken!
Geriye kalan birlik dolarlar para etmezdi o zamanlar!
Ama onlara da bir sonraki aydan düşülmek üzere tam yatırmazdı asla!
Bir dolarları bozan Beşiktaş'ta sadece bir tek döviz bürosu vardı.
O birkaç doları bana verir,
"Akşam iş çıkışı git bozdur bunları." derdi bana.
Gider bozdururdum tabi.
Yoksa işten kovulursam anneme nasıl anlatırdım ki durumu?
Hiç istisnasız ertesi gün hepsini bana verirdi.
"Bu senin bak!
Biliyorum verilenin hepsinin alındığını,
Özel bir ihtiyacın olur alırsın." derdi.
Bu kadar babacan bir adam...
Nasıl olur da öz kızına bir kere olsun canı gönülden sarılmazdı.
Onu da okudum çok sonra...
Adam özel kasasında her gün...
İstisnasız her gün hem kızına mektup yazıyordu,
Hem de delicesine sevdiği anasına!
"Ölürsem..." diyordu.
"Ölürsem bir gün hatunum!
Seni o yıldızlı gecede kamelya da o ilk öptüğüm gün kadar seviyorum.
Ölürsem bir gün, ah benim minicik, yumuk yumuk parmaklı kızım!
Seni o ilk doğduğun gecede,
Bana o ilk baktığın gün kadar seviyorum.
Ama ne var ki...
Ben ölmeden önce sizi öldürürlerse diye çok korkuyorum!
Minnetli sevgilerimle" diyerek bitiyordu bütün mektupları.
O günlerdeydi işte benim ilk büyük çantamı alışım,
Oturduğum binanın beşinci katındaki evimizin,
Penceresinin pervazında ölüme aşık atarken,
Son defa baba' dan boynumda çantamla
Annem gelene kadar bekleyip kendimi, namusumu yine kurtarışım.
Sonrasını yazdım birkaç kere...
İntihar ettim, son bir sigara içtim, kustum
Üç gün baygın yattım.
Rahmetli anamın tekmesiyle uyandım.
Ölmemiştim!
Bunu mu hatırlamam gerekiyor?
Daha niceleri var!
Evet haklısınız...
En azından on sekizimden sonramı hatırlıyorum!
Yakın geleceğe de sıram gelecek.
Hiç değilse artık!
Günlük çantamda ne diye bir hafta yetecek kadar eşya taşıdığımı,
Bir haftalık valizimde,
Ne diye bir yıl yetecek kadar eşya taşıdığımı biliyorum.
Ben...
Sadece...
Zaten kimse'm yok ya...
Kimsesizliğime yetmeye çalışıyorum.
Neyse ya neeyyysee!
Cemre.Y.
"Unutuyorsunuz,
Ne de çok şeyi,
Ne de çok kolay ve çabuk unutuyorsunuz!" dese!
Kan beynime sıçrıyor yine, yeniden.
İçimden bir çocuk masalı tutturuyorum hemen,
Yoksa hatırlamaya,
Onca unuttuklarımı hatırlamaya en başından hatırlıyorum!
Yoksa...
Gülüyorsam o an mesela...
Burnumun direği sızlıyor,
En son hissettiğim o güneş kokusu geliyor tam ucuna,
Ağlamak istiyorum.
Hem öyle iki üç damla akıtıp sonra aşağı inip bi sigara içip,
Hayata inadına yeniden gülümsemelik de değil ha!
Bildiğin ölüm ölüm ölmek...
Ama öldüğümden bile haberim olmamak istiyorum.
Bugün de birileri, yine...
"Unutuyorsunuz,
Ne de çok şeyi,
Ne de çok kolay ve çabuk unutuyorsunuz!" deyiverdi öylece.
Bunca yıldır bana sorulan,
O meşhur sorunun cevabını bulamıyordum ya kafamda!
İlk gençlik yıllarımda...
Bana ufacık bir bel çantası yeterken,
Ki o zamanlar,
Ne şu zehir zıkkım yedeği dahi olması gereken sigara paketim vardı,
Ne de...
Ki zaten genelde aranmıyorum diye,
Çalmayan o kocaman cep telefonum!
Ne de...
Benden artık kurtulunması gereken fazlalık hissiyatım!
Hala Ticaret Lise'sindemiydim o vakitler,
Üçüncü sınıfın stajını bitirmiş miydim acaba?
Rahmetli anacığım,
Stajdan kazandığım o paraları bile cebimden alırdı zira!
Bir de çetele tutardı.
"Giyimin şu kadar, yiyimin şu kadar,
Yol paran, elektriğin, suyun, vesairen...
Yani sen bana hala borçlusun?"
Benden bir küçük erkek kardeşimin de çıraklıkta canı çıkarken,
Ona kıyamayıp,
Fazladan harçlık verenlerin de bütün paralarını alırdı rahmetli.
En küçüğümüz...
Hep en küçüktü.
Bize verilmeyen harçlıklar ona verilmeliydi.
Tekne kazıntısıydı ve şükür ki o da erkekti.
Ve hem de en güzeli.
Bilemedim ki rahmetli anam!
Ben ilk doğduğumda
"Mini minnak bu, üstelik sigara gağıdı gadan,
Bi de bi ton başlık parası verdik,
Doğura doğura kız doğurmuş gızan!"
Kaynanasının kaynanası tarafından dediydi diye miydi bunca hazan.
İlk resmi işimdeki adam babacan bi adamdı.
Emirganın yarısı onlarındı.
Aşık olmuş evin hizmetlisine!
Siz bütün Yeşilçam filmleri hayal ürünü sanırken ben,
Asmalı Mescit'te o zamanlar yıkılmamış olan apartmanın,
Hepsinden birden kira alan bir adamın kasasından sorumluydum.
Sayfa sayfa okuyordum mahkeme kayıtlarını!
İki haftada bir gelip,
Sadece soğuk bir "Baba!" kelimesini harcadığı o adamdan,
Fransız Lisesindeki okulunun aylık taksitini yatırmazsa eğer
Annesinin evlere temizliğe giden geliriyle
Onu orada okutamayacağı yakarışlarını yan odadan duyarken de
Gidip gidip o mahkeme sonuçlarını tekrar tekrar okuyordum.
Bilmem ne kimin, bilmem ne kimle oluşan çiftleşmesinden doğan,
Bilmem ne kim...
Yüzde doksan dokuz nokta dokuz bilmem kimin çocuğuydu.
Aile de sülale de kabul buyurmamıştı çocuğu!
Neden bilmem,
O adam kızının okul aylığını yatırmak için bana tam çektirirken,
Senti sentine öderdi o Fransız Lisesinin aylığını dolar olarak öderken!
Geriye kalan birlik dolarlar para etmezdi o zamanlar!
Ama onlara da bir sonraki aydan düşülmek üzere tam yatırmazdı asla!
Bir dolarları bozan Beşiktaş'ta sadece bir tek döviz bürosu vardı.
O birkaç doları bana verir,
"Akşam iş çıkışı git bozdur bunları." derdi bana.
Gider bozdururdum tabi.
Yoksa işten kovulursam anneme nasıl anlatırdım ki durumu?
Hiç istisnasız ertesi gün hepsini bana verirdi.
"Bu senin bak!
Biliyorum verilenin hepsinin alındığını,
Özel bir ihtiyacın olur alırsın." derdi.
Bu kadar babacan bir adam...
Nasıl olur da öz kızına bir kere olsun canı gönülden sarılmazdı.
Onu da okudum çok sonra...
Adam özel kasasında her gün...
İstisnasız her gün hem kızına mektup yazıyordu,
Hem de delicesine sevdiği anasına!
"Ölürsem..." diyordu.
"Ölürsem bir gün hatunum!
Seni o yıldızlı gecede kamelya da o ilk öptüğüm gün kadar seviyorum.
Ölürsem bir gün, ah benim minicik, yumuk yumuk parmaklı kızım!
Seni o ilk doğduğun gecede,
Bana o ilk baktığın gün kadar seviyorum.
Ama ne var ki...
Ben ölmeden önce sizi öldürürlerse diye çok korkuyorum!
Minnetli sevgilerimle" diyerek bitiyordu bütün mektupları.
O günlerdeydi işte benim ilk büyük çantamı alışım,
Oturduğum binanın beşinci katındaki evimizin,
Penceresinin pervazında ölüme aşık atarken,
Son defa baba' dan boynumda çantamla
Annem gelene kadar bekleyip kendimi, namusumu yine kurtarışım.
Sonrasını yazdım birkaç kere...
İntihar ettim, son bir sigara içtim, kustum
Üç gün baygın yattım.
Rahmetli anamın tekmesiyle uyandım.
Ölmemiştim!
Bunu mu hatırlamam gerekiyor?
Daha niceleri var!
Evet haklısınız...
En azından on sekizimden sonramı hatırlıyorum!
Yakın geleceğe de sıram gelecek.
Hiç değilse artık!
Günlük çantamda ne diye bir hafta yetecek kadar eşya taşıdığımı,
Bir haftalık valizimde,
Ne diye bir yıl yetecek kadar eşya taşıdığımı biliyorum.
Ben...
Sadece...
Zaten kimse'm yok ya...
Kimsesizliğime yetmeye çalışıyorum.
Neyse ya neeyyysee!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder