benim yolum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
benim yolum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2025 Perşembe

Olmuyorsa Zorlama

...Olmuyorsa Zorlama...
Kin değil de...
Sırtımda bir hançer yarası daha,
Çıkarabilirsem, ölümüm olur!
Çıkartamazsam, ölene kadar acım.
"Hepsi de bana uyar" lıyerindeyim geriye kalan ömrümün.
“Ne yapsam?
Ne yapmasam?” derken usulca dökülüverir yağmurlar.
O vakit de içimden...
“Bazen de yağmur,
Gidilmemesi gereken yollar,
Verilmesi gereken kesin kararlar için ağlar!
Olmuyorsa zorlama,
Anla ki yaratanın bir bildiği var!” der geçerim!
Cemre.Y.

10 Şubat 2025 Pazartesi

Kardelen

...Kardelen...
Bembeyaz gelinliğini giymiş de,
Yanaklarından zülüflerini sallandırmış gibi,
Salım salım salınmakta
Karşımdaki çam ağacı.
Oysa sabahın en erken saatinde,
Binamın dış kapısından çıktığımda,
Karşılamıştı beni kardan yollar.
Daha hiç ayak basılmamış,
Tek bir adım dahi atılmamıştı ya,
Bana düşmüştü o karlı yollara iz bırakmak.
Üşüyordum üşümesine de,
Çam ağacını es geçmek de olmazdı yani.
O bana gülümsedi, ben ona.
Günaydınlaşırken bir de ne görsem.
Tam eteğinin dibinde birkaç kardelen!
Durduk yere hayallendim yeniden.
Dedim ki kendi kendime;
Uçurum boylarına gitmeden geliyorsa kardelen,
Dileğimi diliyorum...
"Aşk!" olsun tam olsun.
Cemre.Y.

4 Ocak 2025 Cumartesi

Günaydın Öyleyse

...Günaydın Öyleyse...
Yüreğimin tellerini serdim bu gece yollara...
Ne fark eder ben öldükten sonra,
Kim ayak basmış,
Kim alıp, öpüp, bir kenara bırakmış!
Umurumda mıydı sanki?
Kabus dolu,
Nefes daraltan gecelerden,
Fırlayarak uyanılınca,
O derin nefesi tekrar alabilmiş miyim ona bakarım.
Şükür ki...
Bir şiir daha demleyecek kadar hala sağ'ım.
Günaydın öyleyse.
Günaydın, hayata, inadına!
Cemre.Y.

3 Mart 2024 Pazar

Çok Da Umurumda Değil

...Çok Da Umurumda Değil...
Artık hayatımda olmayan,
Olamayan, oldurulmayan şeyler hakkında,
"Çok da umurumda değil yani,
Olmuyorsa kendilerine zarar!" zamanımdayım.
Artık, siz değil!
Ben bilirim yani!
Cemre.Y.

24 Aralık 2022 Cumartesi

Sen Bu Yolculuğun Neresindesin?

...Sen Bu Yolculuğun Neresindesin?...
Yolun nerede başladığı önemli değildir,
Yolun neresinde,
O yolculuğa ait olduğun önemlidir!
Kendince asi,
Hırçın dalgalarıyla akan bir nehir,
Uçuruma rastlarsa, hiç düşünmeden o uçurumdan atlar.
Atlarken kurduğu hayallerden vazgeçip, çağlayan olur.
Çağlayanın, çağlayanlığından vazgeçtiği yerde,
Eceline razı bir patlayışla yine öfkeli, çılgın, asi bir nehre çarpar.
Nehir, artık bütün gençliğin fırtınalarının tadını biliyordur.
Sessiz bir kabullenişle,
Küçük kaya parçalarına ve deltalara takıla takıla
Uslanır, sakinleşir ve huzurlu bir göle,
O gölü bulandırmadan sızar.
Göl zamanla kabına sığmamaya başlar
Ve yavaşça, kendinden dışarı sızar.
Uzun bir yolculuk olur bu ve bazen,
Tekrar tekrar başa döner,
Nehir olur, deniz olur, dere olur, çağlayan olur,
Sıralamalar onun önüne çıkacak yolculara bağlıdır çünkü
Ama mutlaka her su damlasının yolu okyanusa çıkar!
Ben, senin, okyanusundum da...
Sen, bu yolculuğun neresindesin?
Cemre.Y.

28 Haziran 2022 Salı

Özlersin


...Özlersin...
Bazen...
Özlersin.
Gençliğinin yürüdüğü yolları,
Anılarının geçtiği anları,
Şimdi adlarını es geçtiğin,
Sokak adlarını misal!
Sadece ve sade, özlersin.
Cemre.Y.

1 Ocak 2022 Cumartesi

Şiirlerim Var Artık Benim

…Şiirlerim Var Artık Benim…
Memleketlerim var artık benim!
Neresinde istersem huzura konaklayabileceğim!
Yollarım var artık benim!
İster gazel yapraklarını savururum,
İster çiçek bahçelerinde polen savururum!
Şiirlerim var artık benim!
İçinde kavrulan tek bir yürek olmayan
İçinde sen olmayan ne varsa
Her şeyim var artık benim.
Cemre.Y.

6 Temmuz 2020 Pazartesi

Küsüyor İşte

...Küsüyor İşte...
Belirsizliğin derin dehlizlerinde,
Labirentlerce...
Kendisine...
Bir tek çıkış yolu ararken,
Hiçbir yolun, hiçbir sonun olmadığını görüp,
İdrak edince anlıyor insan!
Kendisinden...
Ne kadar da en erken,
Ne kadar da çabuk vazgeçildiğini!
Bir vakitten sonra...
Eş, dost, akrabanın da,
Kendi derdinde olduğu mevsimler bunlar,
Malum...
Ortalıkta corona belası var!
Yoksa iki lafın belini kırabilen biri
Hiç...
Şiirlerine de kırılıp, küser mi?
Küsüyor işte,
Hem de öyle böyle değil ha!
Yürekten gücenmelik'li.
Şiire de küsüyor,
Cümle'ye de,
Kelime'ye de,
Hece'ye de,
Harf''e de küsüyor insan olan.
Hem de ciğerden gücenmelik'li.
Cemre.Y.

24 Nisan 2020 Cuma

Ömrüm

…Ömrüm…
Zor günlerden geçiyoruz ömrüm,
Üstelik bu görünmez kelepçelerin boğazımızı sıkması da ilk değil.
Sebebi değişip dursa da hayat yolumuzun önüne çıkan setlerin,
Bu saatten sonra yolu değiştiremeyeceğimize göre
Yine, yeniden ilmek ilmek aşmak gerek bütün engellerin dikenli tellerini.
Hani en vazgeçip, pes etmeye ramak kala zamanlarında,
Hayata dair o son gayretindeyken kendi kendine hep derdin ya;
"Hayat…
Hep kötü el gelse de,
Bir kez olsun iyi oynayacağına inanabilme meselesidir
Ve…
O, son tek atışlık elin kazanmasının tecrübesiyle sabittir."
Dar günlerden geçiyoruz ömrüm.
Şöyle ağız dolusu bir of çekip, bir kez daha savurmak gerek zarları.
Kim bilir gelecektir nihayet o güzel günler.
Cemre.Y.

5 Eylül 2018 Çarşamba

Benim Yolum

...Benim Yolum...
Pişman olacağım şeyleri yapmam!
Yaptığım hiçbir şeyden gocunmam!
Karanlığa cesaretle dalarken
Tünelin sonunda ışık olmama ihtimalini hiç unutmam.
Sonuna kadar gittiğim yol, benim yolum...
Çıkmaz sokak olsa bile geri dönmekten yorulmam...
Cemre.Y.

1 Haziran 2018 Cuma

Onkoloji

…Onkoloji…
Yanıma yaklaşınca,
Hatta biriniz diğerinin kolunu hafifçe dürtüp diğerinize beni gösterip,
Aniden önüme çıkan arkadaşınız ve benim başımı,
Okumakta olduğum kitaptan kaldırmadan
Hiç tereddütsüz bir refleksle sağa çekilmem ve yoluma
Yüzünüze bile bakmadan devam edebilmem karşısında,
Birbirlerine aynı anda...
"Nasıl yaa!
Bu nasıl bir şey böyle!" cümlesini söyleyen iki kadın stajyer doktor!
Sayfanın en heyecanlı yerinden geçtikten sonra size cevap veriyorum;
"Artık ritüel olmuşsa herhangi bir yere gidiş gelişleriniz,
""Gözüm kapalı bulurum.""cümlesi deyim olmaktan çıkar.
Onkoloji koridorlarında geçtiyse epeyce bir süreniz…
En acil hastanın hangi anda, hangi kapıdan karşınıza çıkacağını,
En heyecanlı doktorun,
Hangi koridordan karşınıza çıkacağını hissedersiniz.
Onkoloji kuralları kesindir içeride ilaç alan hastanın yanına
Kemoterapi işlemleri bitene kadar giremezsiniz.
Çoktan beridir,
Mermerlerinin sayısını bile ezber ettiğim bir hastanenin,
Bir kat altına gidip,
Uzun dönemeçli koridorunu geçip, karşıdan karşıya geçip,
Kendime demli bir çay alıp
Kitabımı hâlâ başımı kaldırmadan
Ve hiç kimse ile çarpışmadan okuyabiliyorum.
Bir telefon gelmeseydi daha da devam edecektim.
Annem kanserden ölüyor, siz duymuyor, görmüyorsunuz,
Buraya her geliş gidişimizde biraz daha ölüyor annem.
Çabalıyoruz zamanı akıtmamak uğruna ama…
Annemin ömrü azalıyor ben onkoloji köşelerinde kitap okumayınca!
Çünkü o zamanlar,
Çok korkuyorum onun kemoterapi aldığı bütün saatlerden.
Daha çok ağlıyor içim kim bilir ne kadar vakti kaldı diye!
Annem hücrelerinden bölünüyor siz hiç hissetmiyorsunuz!
Şimdi beni o köşeden izlemeyi bırakınız lütfen!"
Cemre.Y.

11 Mart 2018 Pazar

Aşk Olsun

…Aşk Olsun…
Bazı anlar vardır yalnız yaşanmaz.
Bazı yollar vardır yalnız yürünmez,
Bazı masalar vardır yalnız oturulmaz.
Aşk olsun…
Cemre.Y.

3 Mart 2018 Cumartesi

Yol

…Yol…
Mesafeler...
Kalp ile beyin arasıdır.
Ya yolu uzatırsın,
Ya da uzatmazsın.
Hepsi bu!
Cemre.Y.

12 Aralık 2017 Salı

Bir Yerlerde Terk Edildik Biz!

...Bir Yerlerde Terk Edildik Biz!...
Bilirdim elbet şiir'in kurallarını,
Türlerini, çeşitlerini, ölçülerini, rediflerini.
İlle de, uyaklarıyla, kafiyelerini,
Bilirdim elbet bende!
Hele koşma'larını, hele rubai'lerini.
İlle de semai'lerini, hele de gazel'lerini de!
Hiçbirinden, bir tek şiir yazamadım.
Sorunum şuydu ki...
Ben kendimle bile, bana hiçbir zaman denk düşemedim ki.
Aynı evrenin bir tek karesindeki,
Tek bir "Amin"ine!
Hani şiir etsem, es kaza birilerine!
Bana dair'li şiirler yazsa birileri es kaza!
O birine ben, bir tek kelam bile yazamadım mesela!
Uğraştım ama...valla bak!
Hiç değilse sevmiş diye çabaladım cevaplamaya,
Harflerini yazdım da,
Babamdan daha çok güvenemedim ki, hiç kimseye!
Kelimelerim dahi olamadılar ya la!
Şöyle yalandan olsun, isimlerinin baş harfleriyle,
Akrostişlerini bile yazamadım ya lan!
Hani, ömrümde es kaza da, olur ya ansızın,
Denk düşse de, bana şiir etse birilerim!
Şiirler dolusu cümlelerimi, kalbine hediye niyetine,
Sarf ederken ben ona!
O ne yaptı?
O, tek mısra'mdan sonrası, benden caydı!
Yıllar yılı, sevip de sevilmemek varken,
Aldatıla aldatıla sevmeyi seçti.
Benim sevdam, hep ona yaşından büyük geldi.
Bir türlü beni, bir tamam sevemedi.
Yoksa...
Bu sefer olacaktı.
Valla.
Yarım'dım, belki de çeyrek!
Ben...
Onunla tamamlanacaktım.
Belki de ilk defa,
Bir, lir eşliğinde söylenecekti şarkılarımız,
Biz, kim bilir nerede,
Hangi gecenin gündüzünden geçip,
Hangi ülkenin sabahının,
Hangi mehtabına dalarken.
Yarı uykulu… yarısından çok uykusuzlu,
Hayallerim vardı benim de!
Ama hep,
"Sus!" lu ilmeğim,
Kim bilir kaç seferdir,
Boynumun dar ağacında,
Boynumun son ümüğünün, o son ilmiğinde, asılı kaldı.
Mademki hep aynı sondu kaderim, bende tuttum...
Her seferimde kendimi,
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesinin,
Bahçesinde yüzyıldır başı önde oturup duran,
"Düşünen Adam" ının, sol göğsüne zincirledim!
Elbette öncesinde, çocukluğumuzda…
Sebebini ancak şu zamanlarımda,
Şimdi ki kırk yaşımda anlamlandırdığım,
O yetimhane ziyaretlerimizi de gezdim.
Anam, her seferinde nasıl da ağlardı bize sarılıp!
O yetim çocuklar, bize yapışıp yalvarırlarken!
Hele ki o son ranzadaki kız çocuğu bana yapışıp…
"Anne'm ol no'lur!" diye hıçkırırken.
Sonra bir küçüğüme tutunurlardı,
"Sen bari ha küçük adam...
Baba'm! Ol, Noo'luuur!"
O vakitler,
O zamanlar, çocukluğumuzun kilitlerine dar'dı.
Anlayamazdık!
Anam, anasız bebelere hediyelerini dağıtıp,
Apar topar bizi, küçük yetimlerin,
Ranzalarından koparıp,
Küçümen bizlerden sigara dilenen büyüklerden de aparıp…
Mazhar Osman Beyefendinin oraya,
Sağ ve de salim etekleri uçuşarak getirirdi.
Düşünen o amcaya bakıp bakıp, saatlerce susar, ağlardı.
Bizde susar, öylece beklerdik!
Konuşup, yorum yapmak ne haddimize!
Susardık!
Ama hiçbir zaman,
Hele ki hiçbir zaman.
Oraya aslında,
Terk edilmek üzere getirilip,
Sonra da, şu lanet kaderimize razı kıyılamayan olarak,
Geri dönüşümüze hazırlandığımızı bilemezdik.
Mesela benim, o anlardan kalan, en son hatırlarımda hep!
Zincirlerinde boğulmuş bir kadının,
"Son bir dal sigaraa!" diyerek, tıkanıp tükenen nefesidir ki…
Yıllar boyunca çok girmiştir rüyalarıma o da!
Halbuki, Elm Sokağı kabusumuz, mirimiz,
Freddy Krueger tarafından,
Çeşit çeşit yanmalara maruz kalmak!
Orada…
Bırakılmak korkusunun yanında neydi ki!
Ben hep...
Her seferimde...
Son bir dal sigara istedim ömrümden.
Redifsiz,
Uyaksız,
Kafiyesiz,
Kifayetsiz!
İçimden o an...
O an,
İçimden ne geçiyorsa o an lan!
Sadece onu yazdım!
Hep kuralsız,
Uyaksız, redifsiz, kafiyesiz,
Kifayetsiz!
Son bir dal sigara istedim hayattan.
Bu kadar çok, bu kadar derin,
Onca çığlıksız acıdan hemen sonra ölünüyordu nasılsa!
Oysa, yaradan'ımdın sen benim,
Her acının dibinde, son bir dal sigara sonrası,
Ağız dolusu kusmuğa bakıyordu hep hayat!
Her kusmuğun en dibindeyse,
Kanlı ciğer kokusuyla başlıyordu yeniden, hayat.
Ve sen hep, o son dal sigarayı bana verdin?
Vermeseydin ya!
Kırıp atsaydın ya beni bu hayattan.
Oysa ne güzel, en ilk ve son başarılı, o intiharımda, ölecektim.
Daha, henüz, on dokuzumdayken, yitip gidecek,
Yirmi üç yıl daha o anımı başa sarıp durmayacaktım!
Çok, çok, en çok...
O günün meşhur gazetelerinin,
Üçüncü sayfasında, babanın, taksir e hafif sebeplerinden biri olan,
"Babanın kızına şehvet duyması normaldir." li sunumuyla,
"Kızı, bu şehvetengiz dokunuşlardansa ölümü tercih etmiş" li,
"Kendisine, annesinin bütün iğne ve ilaçlarından iksir yapıp, içmiş!"li
Hala, geçmişten tek mutlu o an'a,
Sonsuzmuş gibi gülümseyen, tek bir vesikalık resmi olacaktım.
Sen, eğer...
O son sigarayı içtirip, beni kusturmasaydın.
Üç gün boyunca, beni evimde, yarı ölü yatırmasaydın.
Ne güzel ben, cayıp canımdan...
Ban dair olamayan bu hayattan, gidecektim ya Rab!
Neden aklıma izin verdin ki?
Ne diye yaşamama sebep verdin?
Hiç mi düşünmedin ki,
Günler sonra karnıma inen tekme ile uyanırken ben,
Elim, kolum, dilim çalışmıyorken ben,
O geldi ve bana sahip olacak diye çok korkacağımı!
Hiç mi düşünmedin, düşünseydin zaten bu mahalde olamazdım dimi?
Bence, o birkaç gün,
Hatta doğduğum andan itibaren hiçbir gün olsun!
Beni, sen korumadın,
Beni, annem de korumadı, hele, her şeyden, bir haber kardeşlerim hiç!
Tek bir şansım vardı bu hayatımda, o da...
Sadece...
O, orospu çocuğu, kendi evladına değil,
Ona karşı koyamayan, yarı ölüye tecavüz etmeyi sevmiyordu.
Altı yaşımdayken, komşular yetişemeden hemen önce de bayılmıştım!
Şükür ki hepsi buydu!
Yaşım on dokuzdu oysa!
Ölüme ramak kalmayı yeni öğrenmiştim.
Daha öncelerimdeyse, sadece çığlık atmayı,
Çığlığımla onu öldürebilmeyi hayal etmiştim, kıyamadım!
O günden beri, ne vakit canıma ölüm gerekse,
Son bir sigara daha içeceğim gelir aklıma,
Ölümle son dans gibi!
Sonra basar giderim Mazhar Osman amcaya...
Bu sefer de ben sorarım ona sessiz bütün sorularımı,
Ben susarım, o ağlar, gelir bana sessiz bütün cevaplar.
Ama, asla, yavrumu götürmedim oraya mesela!
Es kaza yolumuz düşse de, yolumu değiştirdim,
Zaten babası çoktan gitmiş,
Ne gerek vardı anasız kalma ihtimalinin tramvasını,
Onca yüzyıl boyu ruhunda taşıtmaya!
Düşünüp duran amcayla,
Cevapsız soruşmalarımız bitip de ikimiz de susuşunca!
Sonra da Zuhurat Baba'ya uğrarım.
Abdestime mazeretim yoksa da,
İki ya da dört rekat namazımı kılar,
Arapçasından, türkçesinden Kur an ı Kerim okurum.
En fısıltılı sesimle dua eder, sorarım,
Sen elçisin, ben kul, sorsana, bir Rab'bimize sor bir hele!
Mademki var etmiş bizi,
Neden hep bir yerlerde terk edildik biz?
Sakın bana yüzyıllık hazır cümleleri, hadisleri, söyleme!
Altı yaşımdaydım, ölseydim cenneti hak ettiğimde,
Neydi suçum, baba, benim götüme meyl eylediğinde!
Ya ben ecelden acılı, feryat figan çığlığı atamasaydım,
Ya komşular yine beni dövüyor sanıp,
Umursamasaydılar, yetişemeseydiler!
Ya bayılmasaydım, ya ambulans gelmeseydi?
Sor lütfen ona Zuhurat Baba!
Benim yaradanım, henüz ben cennet ile cehennemi bilmezken,
Neyimi sınadı o yaşımda?
Şimdi sorsam alimlere…
O gün komşular gelmeyebilirdi derler!
Zira on iki yaşındaki küçümen bir kız yavruyu
Altmış yaşındaki herife helal derler!
Bütün dinleri taradım,
Yok benim kaderime dair literatür falan!
Bir tek…
Arapların, bir zamanlar neden kız çocuklarını,
Canlı canlı toprağa gömdüğü zamanlar geliyor dimağıma!
Kendimce bir teori geliştirdim!
Bazıları, sapık olmamaya meyilliydi!
Kendilerine pek güvenemiyorlardı,
İyisi mi ,baştan çıkaramadan ölsündü o kız bebeler!
Kızgın kumlarda gömülmeyi tercih ederdim oysaki,
Anamın yorgun bir vazgeçişli,
Henüz altı ayımı dolduramamış,
O kış ayazında, baba'nın ilk yalanına rast gelişim olmamalıydı!
No'ldu şimdi?
Anamın ilk bebesi,
Üstelik ağa kızına yakışmaz bir kız doğmuş!
Anam, egoya tavan ırgat olunmuş!
Oysa o, eşkıyalara dahi...
At sırtında baş koymuş da,
Bir benden ötürü eksikli kalmış!
Detay veremesem de bir çoğuma,
Biliyor olmalarına müsaitlik verdim, bir çoğuma!
Oysa...
Hepsini biliyordulardı aslında,
Hayatımda, hep babadan daha güvenli bir liman arayacağımı,
Hayatıma da kim dahil olsa,
Eş, dost, akraba, yar, yaren...
İstisnasız herkesimin, bütün çaresizliklerime,
Çocukluğumun günahsızlığını,
Hata benimmiş gibi yüzüme vurup,
Ki namusumu, hep ben korudum!
Sırtımdan vurup benden giderken,
O yaradıma hep aynı soruyu soracağımı?
Tanrım!
Yokluğun sayesinde,
Bütün bir ömrümü, hiç bir an, hiç bir zaman,
Normalimden yaşamayamayacağımı bile bile,
Ben, altı yaşımda sana ne ettim ki,
Bana, bütün istemimsiz günahlar dahi cennetken,
Anamı bana nefret, beni sana cehennem eyledin ki!
Tanrım, bütün bir ömrümü hiç bir zaman,
Normalimden,yaşayamayacağımı bile bile,
Benden yana , Rab'bi niyazının hazzın neydi?
Yoksa yaratıp unuttun mu insanlığımı, nasıl kıydın bana?
Cemre.Y.

12 Kasım 2017 Pazar

Yönüm Olur Musun?

...Yönüm Olur Musun?...
Kim bilir kaç kere,
Aynı zehirli hançerin ucu,
Saplanıverdi bir zıpkın gibi
Hep o bilinen yarama!
Yüreğimin sol kanadına
En yakın yarasının tam ortasına kaç kere!
Aynı yakut kırmızısı hançer,
Sızım sızım kanattı hep kim bilir!
Ben sayısını ve zamanını unuttum da,
Hep aynı yaranın tam ortasına ama kaç kere,
Bir soysuz hançer saplanıverdi hep,
Nasılsa yarayı ben açtım oraya diye.
Nasıl olsa, hep aynı yere,
O yarayı en çok o derinleştirmişti ya!
Düşünmedi ki!
Benim akıtacak
Yakut kırmızısı hiç kanım kalmadı artık!
O sonsuz sanırken bendeki yarasını…
Ben çoktan sonumdan vazgeçmiştim ya!
Ve kim bilir bu kaçıncı sonum,
Kaçıncı yeniden kendime doğuşumdu.
Düşünmedi ki!
Sonsuz dediğinin sonunu sadece yaradan bilir,
Ve her ilk kendisine sonsuz olmak ister.
Yarası belli, izi hep belli olsa bile.
Kim bilir kaç kere?
Şimdi biliyorum aynadaki diğer yarımsın sen.
Görüyorum…
Bembeyaz kanadının...
Yüreğine en yakın sol köşesi
Yakut kırmızısı...
Kanamakta hala ama…
Tut ki ben herhangi bir yaralı kuştum,
Yerimi, yönümü, yolumu unutmuştum çoktan.
Sadece ve sadece yönüm olur musun?
Cemre.Y.

8 Kasım 2017 Çarşamba

Onu Da Söküp Almasını Bilirim

...Onu Da Söküp Almasını Bilirim...
Günler bana,
Zemheriye doğru akıp giderken,
Bahardan çalınma kır çiçeklerini serme yoluma!
Kendime doğru,
Damağımda kekremsi şiirlerimle çekilirken,
Destansı şiirlerinle yağma son durağıma!
Sonbaharın,
Son yaprakları da ayaklar altında ezilirken
İlkbahardan kalmış
Bir papatyayla çıkıverme karşıma!
Değil bir tek papatya,
Aniden bir fırtına çıkıverirse,
Gazeller yerine,
Birkaç yağmurlu yaprak
Takılıverir ayak tabanına!
Sana ben öylece
Doğru mevsimlerim le gelirken,
Aklına, kim, ne koyuyor bilemem ama!
Ya usanmadan var olma,
Ya da hiç yok olma!
Öyle bir giderim ki senden.
Kaç mevsim geçse de üstümden,
Ağustos sıcağında
Ellerin üşüyüverir aniden!
Bakıp durduğun resimlerimde
Hep gülümseyen yüzüm,
Kalbimdir benim.
Ama merek etme
Onu da söküp almasını bilirim
Cemre.Y.

13 Ekim 2017 Cuma

İt Ürür, Kervan Yürür!

…İt Ürür, Kervan Yürür!...
Benim babaannem bir fok bilmezdi ama 
Anam çok şeyi önceden bilirdi
Hayatımıza gereksiz yere, tek cümlelerdi,
"İt ürür, Kervan yürür de,
Sen yoluna dümdüz git yeter kızım!" derdi anam!
"Yolum, izinde annem, 
Hamurun hala apak!"
Cemre.Y.

26 Haziran 2017 Pazartesi

Oysa Şimdi

...Oysa Şimdi...
Tam yalnızımsa ilk kere!
Neden büyük bavuldu?
Lazım oğlum, lazım, var mı diyeceğin?
Misal bu benim tek başıma ilk tatilim...
Kocaman büyük bavulumu yine hazırlamışım!
Şirketten eve,
Evden anlaştığım tur şirketinin anlaştığım yerden değil de
Şirketten eve, evden anlaştığım tur şirketinin
Anlaştığım yerden değil de biraz daha İstanbul içi
Bir yer belirlemesi üzerine oraya gidecektim,
Geçen yıl da kızımla giderken aynı şeyi yapmışlardı zaten!
Neyse ki büyük bavulumuz yanımızdaydı.
Neden büyük bavul ha?
Ulan ilk defa yalnız tatile çıkıyorum İstanbul'un dibi delindi!
Zor bela kavuştum tur otobüsüne,
Neyse ki valizi aldılar derken, acıkıverdim!
Ramazan ya kapatmışız buradaki her bir yeri bu sefer!
Neyse ki müdiremin bana verdiği krik kraklardan var!
Büyük bavulumuz..
Sana ihanet ettim sanma!
Bu sefer özgürüm ya!
Saatlerce yol yürüyüp,
Yine kendi midemi yalnız dolduramadım bi türlü.
Ulan insan açık bir bakkal da mı bulundurmaz!
Migros'a girdim, yemek yiyecek yer bulamadım diye,
Yemeğe yine küstüm ya gittim kendime,
Şöyle buz gibi, iki kırmızı tuborg ısmarladım!
Üç beş yoksa yedi miydi kraklarımı krankladım.
İstanbul'da yağmur hala ağlıyordu,
Beni bilirsin, böyle zamanlarda hep çişim gelir,
Hatta böyle anlarda hiç gelemeyisicelerim gelir!
Ama merak etme!
Buldum yine çarelerimi,
Az ötemde fena ötesi bir AVM tasarlamışlar
Ama belli ki burayı Katarlılara pazarlayamışlar hala!
Kaç saattir buradayım ve sadece yazıyorum,
Beni gören bir kaç çift,
(Eminim beleş sevişgen noktaları arıyordular)
Abla! Bu merdivenler çalışmıyor mu?
Burdan çıkış yok mu? diyorlar.
Diyemiyorum ki "Yok, götünü eşşek sikesice,
Ben çok aradım da o çıkışı bulamadım,
Çok çişin geldiyse bir deli cesareti,
Şu yapım aşaması bitmeyecek markanın,
En süslü kenar duvarına saplıycan,
Çok içesin geldiyse kadın başına ,
Lüplerken aç karnına kırmızı tuborglu yalnızlığı...
Adam gibi içicen!" diyemedim tabi.
Neyse gittiler de,
Ayakların üşüdü değil mi be cancağızım!
Nede olsa metruk bir binada hikaye yazmak kolay değil!
Asıl olay, İstanbul'da yıllardır olamayan bir AVM bulmakta!
Bu yazım sayesinde saatime, ramak kaldı.
Ve evet İstanbul ben, senin, ağzının, tam orta yerine,
Tıpkı senin hep bana yaptığın gibi...
İçtim de, sıçtım da...
Az sonra da öylece bırakıp gideceğim de...
Ama itiraf edeyim,
Rastlaştığım insanlarca hiç bu kadar saygı görmemiştim.
Yolum uzun ve hala yağmur ağlıyor İstanbul,
Ama artık neyse ki, kendime dairli büyük bavulum yanımda!
Ayaklarım üşüdü mesela!
Çıkarıp sandaletlerimi, evimin kış terliğini giyeceğim.
Zamana az kaldı, otobüsümüz birazdan kalkar!
Hadi size eyvallah!
Cemre.Y.

25 Haziran 2017 Pazar

Beni Bulmalıydın

...Beni Bulmalıydın...
Çakraz aymazlıklarımın,
İlk aykırılıklarımın da
Çıkmaz sokağının sonu olmalıydın!
Bahanesiz yol aykırıklı sokaklarımda
Yolumu çizmeliydin,
“Ben”i bulmalıydın.
Bütün çakrazlarım ve çıkmazlarım
Sana çıkmalıydı sonumda.
Ve artıksız olmalıydı,
Tüm “Sen”siz sokaklarım.
Buydu sana aitliğime,
Sana dair,
Tek biçtiğim kaftanım!
Cemre.Y.

18 Haziran 2017 Pazar

Babalar Günü/müz!


…Babalar Günü/müz!...
Hiçbir şey anlamamıştı,
O henüz bir buçuk yaşındayken
Onu göğsüme yaslayıp gözyaşlarımla,
O ipek saçlarını ıslatarak ana evine döndüğümde.
Dönmek gerekirse her kadın, baba evine dönerdi.
Benim babamsa…
Hep anamın evinde olmasına rağmen,
Altı yaşımdan beri artık bana, babam değildi.
Kızımın, anadan dedesiydi hepsi buydu.
Evse anamın saf alın teri!
Yosun gözlüm hastalanıp ateşlendiği,
Babasını sayıkladığı zamanlarda
Sesimi kalınlaştırarak babasıymışım gibi
Konuştuğum geceler boyu,
Gözyaşlarımla alnındaki beyaz bezi
Her ıslattığım da da anlamadı babası olmadığımı.
O her hastalandığında
Babası koynunda sanmaktaydı.
Öyle sanmalıydı…
Babasını görmeyi özlediğini sezdiğim anda
Rahmetli babamı,
(Babasının babasını) hemen arıyor,
Babası her neredeyse bulduruyor, gelip,
Kızımı almasını,
Sevmesini sağlıyordum nasıl olsa.
Evimize geldiğinde,
Babasının yanındaki ablayı anlatıyordu bazen.
Çok kızıyordu ona,
Neden iki de bir yanımızda ki diye.
Masallar anlatıyordum ona.
O bir kraliçeydi,
Babaların yanındaki ablalar ise
Yetim kalmış prensestiler.
Babalar onları da sevmeliydiler
Ama merak etmesindi,
Babalar en çok,
Küçük kraliçelerini severlerdi.
Biraz daha büyüyüp de
Artık mahallenin çocuklarıyla
Oynamaya başladığında öğrenmişti
Masalların küçük yalancıklar olduğunu.
Bir gün, günlerden tam da
Babalar günü olan bir gün,
Evcilik oynacaklarken onu oyuna katmamışlardı.
O, ya kraliçe olmakta ya da baba olmakta diretiyor,
Arkadaşları,
“Kızdan kraliçe ya da baba olmaz akıllım.” diye
Israr ediyorlar, ya prenses,
Ya çocuk ya da anne olsun diyorlardı.
En sonunda bu inatlaşmalardan iyice kızıp
“Zaten senin baban yok, evinize bile hiç gelmiyor,
Piçsin sen!” deyivermişlerdi.
“Benim babam var bi kerem
Yetim prenseslere bakıyor o!” dediyse de,
Çocuklar artık çığırlarından çıkmış
Evlerinde konuşulanları teker teker sıralıyorlardı.
Geçen gün anneleri,
Komşu teyzeyle konuşurlarken duymuşlardı.
“Vah yazııkk!
Kadıncağız şu genç yaşında dul kaldı haa!
Baksanıza su gibi üstelik!
Adam bunu bırakıp başkasına gitmiş olacak iş mi?
Evlense bari, hiç değilse biri baba olur çocuğuna!”
Ağlayarak koşa koşa evimize geldiğinde,
Mutfakta ona ve arkadaşlarına,
Öğle yemeği hazırlıyordum.
Evciliklerinde gerçek yemekler yesinlerdi.
Beş bardak ılık sütü de tepsiye yerleştirmiş
Tam mutfağın kapısından çıkmak üzereydim.
O küçümen burnundan akan,
Sümükleri baloncuklar çıkartarak,
Gözyaşlarıyla birbirine karışmış halde,
“Sen çok yalancı bi annesin anne!
Ceza vercem sana!
O çocuklar çok yalancı olduklarında
Banyoya kilitliyolamış onları ya,
Ben de banyoya kilitliycem seni,
Hemi de ışıkları da yakmıycam,
Çok korkacaksın orda!
Piçmişim ben!
Piç kötü bir şey bence!” yi duyduğum anda!
Tepsi kayıverdi ellerimden.
Cam kırıkları süt kırıklarına karışıverdi.
Mahallenin bütün dedikoducu annelerinin,
Teker teker saçlarını yolmak,
İçimden köpürürken, sakince topladım bütün kırıkları.
Bir filmde görmüştüm buna benzer bir sahneyi ben.
Sezercik elinde bir çerçeve!
Koşturuyordu mahallenin çocuklarına.
Çocuklar çerçeveye bakıyor,
Az önce sövdükleri çocuğun annesinin gelin,
Babasının da damat olduğunu görüp,
Onu oyuna alıyorlardı.
Hemen herkesin merakla, neden yırtıp!
Yok etmediğimi sordukları,
Resim kutusunu aldım elime.
Diplerde bir yerdeydi,
Aradığım o çerçeve buluverdim.
Ellerim titreyerek ona uzattım.
Ellerini belinden çekti, içi resimli,
Çerçeveye uzun uzun baktı.
Ben yüzünü, gözünü silerken,
“Annem ne güzel bir gelinmişsin sen.
Biliyodum ki bana yalan söylemediyini,
Yalan kötü bir şey diyen annem
Hiç yalan der miydi, dememiş işte bak!”
Deyip, öpüverdi gözlerimden.
Sonra sokağa koşup,
Çok önceden seyrettiğim bir filmin
Gerçeğini yaşamaya gitti.
O gider gitmez kapımı kilitledim
Yatağıma yüzü koyun yattım,
Yastığımı dişlerimin arasına aldım.
İlk kez bağıra çağıra, anıra anıra ağladım.
Sonra gözyaşlarımı toparladım,
Yüreğimi toparladım.
Pencereden baktım.
Oyuna almışlardı onu,
Üstelik ne isterse o olacaktı,
Olayı çoktan unutmuş güle oynaya oynuyorlardı.
Kızım bu sefer!
O gün babalar günü diye babaydı,
Ta ki o çocuklar tekrar mızıkçılık yapana dek.
Oysa ben böyle bir olayın,
Bir kere daha olmasına asla izin vermeyecektim.
O günden sonra kreşe yazdırdım onu,
Bir daha da oynatmadım o çocuklarla.
O da onları, hiç özlemedi zaten.
Bugün babalar günü yine...
Oysa ben,
En çok anne olabildim sanıyordum.
Uğruna gençliğimi serdim yollarına,
O buğulu yosun gözleri hiç ağlamasın istedim.
İstedim ki o gül kıvrımlı dudakları daima gülsün.
Sahte rejimler yaptım param olmadığı zamanlarda,
O yemeğini huzursuz olmadan yiyebilsin diye.
Bazen soğuk yatağım,
Bir insan tenine ihtiyaç duyduğunda yanına gittim,
Kokladım onu, sarıldım ona.
“Olsun varsın.” dedim.
“Benim kraliçem benimle ve ben,
Hiçbir zaman korkmayacağım,
Düşünmeyeceğim hiç değilse böyle,
Ya üvey babası ona zarar verirse diye.”
Bayramlarda yeri geldi,
Başkalarının giymekten sıkılıp,
Bana verdiği kıyafetleri giydim ama ona
Her zaman, en güzel,
En beğendiği bayramlıklarını aldım.
“Olsun.” dedim.
“Benim bebeğim,
Bayram çocuklarının en güzeli ya.”
Benden başkaları ona aldıkları
Bir iki çikolatayı bile hesaptan sayarken,
Ben ömrümü verdim bedavadan.
“Olsun.” dedim.
“Ben yavrumu yavrum olduğu için, canımın,
Etimin parçası olduğu için seviyorum.
Her şey, canım bile uğruna feda.”
“Bu hayat senin.” dedi anneannem bir gün bana.
“Ve bir daha gelmeyeceksin bu dünyaya,
Etin yenir, gönün giyilirken
Gençliğin, güzelliğin, tazeliğin elinden gitmeden
Bul bir hayat arkadaşı kendine.
Ben yedi tane doğurdum ama bak
Yatağımın sol yanı hep boş.
Evlat dediğin nankör bir kedi misali,
Verdikçe alır.” dedi.
Oysa benim meleğim bana
Sadece bir evlat değildi ki.
Arkadaşımdı, dostumdu, annemdi, babamdı,
Dert ortağımdı, hiç olmayan ablamdı,
Kardeşimdi, eşimdi, her şeyimdi.
Yıllarından ardından baktığımda çok zor yıllardı,
Çookkk zor!
İşten döndüğümde sırtımda yirmi beş kiloluk
Kömür çuvalını evime götürürken,
Sobamın külünü boşaltıp, sobamızı yakarken,
Kemiklerimin donunu çözüp,
Üst kattaki annemlerden uyuyan yavrumu,
Sırtıma yüklenip onu yatağına yatırırken,
Yavrum derin bir iç geçirip,
“Annem sonun da geldin ya.” deyip
Yine uykuya dalarken.
Üşümüşlüğüm bir türlü uyku tutturmazdı.
Ben o çileleri çekerken birileri,
Doğal gazlı evlerinde,
Sıcacık çorbalarını yudumlarlardı.
Sonra eşlerinin koynuna kıvrılıp deliksiz uyurlardı.
Oysa benim geceli ya da gündüzlü
Bütün kabuslarımda hep,
Enseleri kalın adamların iki de bir yolumu kesip,
“Hala mı inat kadın!
Bak ev istersen ev, araba istersen araba,
Bankaya istediğin kadar para,
Kızını yatılı özel okullarda okutursun,
Hanım olursun, kadınım olursun,
Gitmek istediğin zaman da çeker gidersin
Sana verdiklerimle rahat edersin,
Bana vereceğin bi et parçası
Ona da yetmiyor mu hiçbir para!
Üstelik çürüyorsun burada!” diyerek
Kömür çuvalımı yere düşürüyorlardı.
Küfürler savurup yeniden yükleniyordum
Hayatımın ağırlığını sırtıma.
Daha hızlı yürüyordum kızıma.
En çok anne olmaya çalışırken,
Babalığın ağırlığını da omuzlarımda taşıyordum.
Zor yıllardı, çookkk zor!
Bugün ilk defa kızım;
“Canım annem babalar günün kutlu olsun,
İyi ki varsın.” dedi bana.
Hiç yoktan durduk yere bana
En güzel hediyeyi verdi.
Babalık da güzel şeydi.
Ama zor yıllardı...
Çookkk zor!
Yine de sadık kaldım her daim kendime!
Aldatmadım hiç kimseyle
Ne beni ne de evladımı!
Başım dik...
Alnım apak hep!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...