ne çok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ne çok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2019 Pazartesi

Kaçırdım

...Kaçırdım...
Ne çok çocukluk kaçırdım ömrümde ah!
Bayram yeri lunaparklarında uçan salıncaklarda,
Çocukça sallanırken kaybolan.
Ne de çok ergenlik kaçırdım ömrümde bir bilsen!
Hırçın denizlerde taş sektirirken,
Ergence eğlenirken elinden taşı alınan.
Ne çok gençlik kaçırdım ömrümde!
Başımda kavak yelleri esecekken,
Rüzgarımın önü kesilen!
Ne çok olgunluk kaçırdım ömrümde!
Tam da,
"Kadın, verandasından durgun denizi seyrederken..."le başlayıp,
Hadi mangalı, balığı, rakıyı, acılı şalgamı,
Seyrü sefayı geçtim de...
İçinde adam olmayan ne çok şey kaçırdım ömrümde!
Cemre.Y.

4 Eylül 2019 Çarşamba

Ne Çok Yitip Giden Var Ömürlerimizden Ah

...Ne Çok Yitip Giden Var Ömürlerimizden Ah...
Ne çok yitip giden var ömürlerimizden ah ne de çok kayıp giden!
Kim bilir kaç zamandır hiçbir evin telefonu çalmıyor misal anam!
Fakir ömrümüzle köydekilerden,
Muhtarı arayarak da olsa,
Haber almak için aldığın telefonun üzerine hep dantel örterdin.
Ergen çocuk başımızla sağı solu arayamayalım da,
Ay sonu bir ton fatura gelmesin diye taktığın asma kilit görünmesin diye!
Gece yarısı çalan telefon zillerinden korkardın en çok...
"Ah acı bir haber bu kesin, yoksa, bu saatte kim bizi ne etsin!"diyerek.
Ne çok yitip giden var ömürlerimizden ah ne çok kayıp giden!
Acı haberini yedisine varmışken,
Sosyal medya paylaşımlarından görülen zamanlardayız artık.
Sözmüş, nişanmış, kınaymış, düğünmüş'ü de whatsapp gruplarından.
İşte o yüzden de ben hiçbir yere dahil edemiyorum kendimi...
İçimde hep yine geç kalınmış olacak hissi.
Tel tokayla açardım bazen telefonunun kilidini,
O vakitler yüreğime kelebek yutturmuş hissi doğuran çocuğu aramak için.
İki kelam güzellik edip aceleyle kilitleyip,
Dantel oyanın ilmeklerine kadar doğruca kapatırdım telefonun üzerini.
Sahi anne...
Affettin mi sen beni?
Şimdilerde herkesin ellerinde akıllı dedikleri telefonlardan var ya,
Ben de de var hani epeydir.
(Eylül'ümü sayma tabi, özledikçe sarılır parmakları kalbinin uçlarından.)
İşte benim o telefonum bile çalmıyor artık epeydir.
Anne ben seni çok özledim!
Öyle bildiğin anası yeni ölmüş de,
Ne edeceğini bilemeyen öksüz gibi değil ha!
Bu daha bir derin burun ve yürek sızısı...
Sanki çok yakından tanıdığın birinin ablası,
Senin gibi kanserden ölmüş gibi!
Sanki senin ölü bedenini yıkayıp da ben en son hani...
Ellerini, yüzlerini, saçının her bir telini, apak memelerini,
En çok ayaklarını, ayağının bütün parmaklarını, tırnaklarını,
En sonunda iki kaşının arasından,
Yeni öpmüşüm de seni kefenlemişler gibi bir sızı bu.
Daha beni gerçekten sevdiğine emin olduğum,
O haftanın, o son gecesinde...
"Şimdi ne yapılır bilmiyorum,
Daha önce hiç annem ölmedi ki!"diyordum.
Hala aynı yerdeyim be anam!
Keşke...
Hep olduğumuz gibi bıraksaydın ya beni...
Keşke beni giderken, keşke beni ölürken,
Keşke beni hiç sevmediğin kadar sevmeseydin be ana!
Senden sonra ben,
Kim gitse ömrüme aitliğinden, yıkılıyorum yeniden.
Anne ben seni çok özledim!
Bir de ergenliğimin dantelinin,
Çiçeğinin kenarından görünen asma kilitli ev telefonumuzu!
O günlerde kullandığım,
Ucu mavi unutma beni çiçekli tel tokamı!
Ve yüreğime kelebek yutturmuş hissi doğuran o çocuğu!
Adı neydi sahi?
Ama sesi kulaklarımdadır hala!
Bir de ilk tokalaştığımızda elimi yakan teni.
Ne çok yitip giden var ömürlerimizden ah ne de çok kayıp giden!
Cemre.Y.

17 Şubat 2019 Pazar

Gün Geçtikçe

...Gün Geçtikçe...
Ne çok yitip giden var ah ömrümüzden ah!
Ne çok uzak diyarlara göçüp giden.
Gün geçtikçe artıyor
Ömrümüze giydiğimiz öksüzlüğümüz,
Gün geçtikçe boynumuza sarılıyor yetimliğimiz
Gün geçtikçe yine kendi yapayalnızlığına kalıyor insan.
Cemre.Y.

13 Kasım 2018 Salı

Değer Di

...Değer Di...
Ömre dair bana yakışan ne çok başlangıç kaçırdım ah!
Ne çok da bitiş'e de, biten taraf olmaya hiç yakışmadığım gibi.
Ne çok gönül yorgunluğuma denk geldi de olmadı olasılıklarım,
Ne çok gelecek umutsuzluğuma denk geldi de olmadı kararsızlıklarım.
Ne çok "Hayır!" çektim, "Evet!"lerim birkaç adetken.
Ama en çok...
İmkansız'ın imkansız hallerine, ne çok gözyaşı dökmüşümdür kim bilir?
Üstelik, madalyam filan da yok ha dürüstlüğüme, namusuma dair!
Arada bir gün geceye karışınca,
Kendi kendime konuşurken yakalıyorum kendimi.
Penceremi açıp yıldızlara bakıyorum uzun uzun.
Tek bir kelime edip,
Sigaramın dumanını yıldızların yüzüne üfleyip soruyorum kendime!
"Değdi mi?"
Yüreğimin içi kavruluyor ama cevabımı duyuyorum içimden,
"Aşk'ı, sevda'yı, yürek içinin kalp atışını çokça biliyorsun en azından,
Her şeye rağmen!
Değer di!"
Cemre.Y.

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Ne Çok Akıllarınız Var

…Ne Çok Akıllarınız Var…
Ne çok akıllarınız var sizin,
Kendilerinizin hiçbir zaman uygulayamadığı!
Parayla satılmıyor nasılsa
Savurun savurabildiginiz kadar!
Cemre.Y.

22 Şubat 2018 Perşembe

Karşılıklı

…Karşılıklı…
Meğer ne çok hayat feda etmişiz evlatla
Karşılıklı "Sus!" tokuşturarak...
Cemre.Y.

10 Şubat 2018 Cumartesi

Kendi Başın Sağ Olsun

…Kendi Başın Sağ Olsun…
Sen yapmaman gerekip yaptıklarınla
Bizi sadece üzmüyorsun.
Kendi yalnızlığının
Geri dönüşü olmayan biletini kesiyorsun.
Bir sokak kuytusunda
Gazetelerin üçüncü sayfa
İntiharına makale hazırlıyorsun.
Her şey nihayete erdiğinde...
Tek bile, kalamayacakcaksın.
Kendin bile kendine yok olacak!
Oysa, ne çok affettik biz seni.
Kendi başın sağ olsun.
Cemre.Y.

2 Şubat 2018 Cuma

Çocukluk


…Çocukluk…
Oysa, ne çok çocukluk düşürdük biz
Büyüyene kadar...
O yüzdendir ki
Hep yarım yamalaktır düşlerimiz...
Cemre.Y.

5 Ocak 2018 Cuma

Ölürsem


…Ölürsem…
Şimdilik şair filan değilim 
Ama ölürsem,
Ne çok şiirim yıllar sonrasında bile okunacak
Biliyorum ama...
Ölürsem!
Cemre.Y.

23 Aralık 2017 Cumartesi

Acılarım

…Acılarım…
Meğer acılarımdan
Ne çok insan besleniyormuş!
Bulunduğum yerden
Hiç kımıldamadan
Seni ömrüme dahil ettiğimde
Ve...
Mutluluğu bulduğumda anladım!
Cemre.Y.

10 Aralık 2017 Pazar

Affedemiyorum Kendimi

…Affedemiyorum Kendimi…
"O kadar romantik değilim ya!
Seni üzmekten korkarım!" 
Diyor ya benim evlat
"Yaralarından kanatmayayım ya
Can parelerini " diyerek 
Silip silip yazdıklarım 
Hiç kimseme paylaşmadıklarım
Geliveriyor aklıma!
Ona dairli şiir'lerimi hecelerken gördüm ki
Ne çok konuşurken 
Sana ne çok susmuşum,
Sen bana ne çok susmuşsun.
Oysa sana, içindekileri.
Bebekliğinden beri 
Bağır çağır haykırman gerektiğini
Öğütleyen benken
Ne çok susturmaya çalışmışım cümlelerini
Sana, içindekileri  
Sesli söyletemediğim bütün anlarım için
Ağız içi mırıldanmışsın meğer!
Offf!
Affedemiyorum kendimi.
Cemre.Y.

14 Kasım 2017 Salı

Bir Bilsen


…Bir Bilsen…
Yan yana gelsek senle biz
Ne çok şiir ağlardık
Bir bilsen…
Cemre.Y.

20 Ekim 2017 Cuma

Ne Çok Giden Var

…Ne Çok Giden Var…
Ne çok giden var ömrümden ah
Ne kadar çabuk giden...
Zamanıdır artık
Han'dan da
Hancılık dan da vazgeçmelerin
Vakti gelmiştir artık
Bütün yollara düşmelerin...
Cemre.Y.

17 Ekim 2017 Salı

Meğer Ne Çok Hayalmiş

…Meğer Ne Çok Hayalmiş…
Meğer ne çok hayal kurmuştu onunla,
Sessiz gecelerde yalnızlığına sarılırken
Kendinden bile gizlice.
Meğer ne çok yaşamayı ummuştu onunla,
Kimsesiz sabahlarda kendisine sarınırken
Herkeslerden bile gizlice.
Bütün gelmişi, geçmişi, gelememişi
Onunla son bulacaktı nihayet!
Çocukluğu,
Büyüklüğü,
Büyüyememişliği,
Yaraları,
Yaşadıkları,
Yaşayamadıkları,
Unuttukları,
Unutamadıkları neredeyse eşitti.
Sadece o,
Biraz daha erken gelmişti işte dünyaya
Biraz daha büyümemişti hayata!
İkisinin de “Mutlu Son” la bitmeyen birer evliliği
İkisinin de…
“Sevgisizlikten” boğulmuş birer sevdiği olmuştu.
Bitmişti işte varsın bir kenarlarında dursundu.
Meğer ne çok sıfat koymuştu ona onunla,
Kimseler onu anlamazken, hırçınlaşırken
Ondan bile gizlice.
Aşıktı işte kör kütük değilse bile
Seviyordu ama hem de çok!
Onunla mutlu bir yuva dileyecek kadar.
Onun bir kızı vardı,
Diğerinin bir oğlu,
Bir de dünyanın yükünü yüklenmiş bir annesi.
Zaten çok sürmezdi ki kendi yuvalarındaki varlıkları
Uçup giderlerdi kuş misali kendi hayatlarına.
İkisi de kendi evlerinde,
Evlatları başka yuvalar kurmuşken
Bir anne ile kalıverdiklerinde
Belki olurdu minicik bir bebekleri
İkisi çalışıp evlerine ekmeklerini getirirken
Bakardı, bakmaz mıydı o bebeciğe anneleri.
O büyüyene kadar ölmemek gibi
Bir gayretleri olurdu hiç değilse!
Nihayet yaşlanmayı hayal edebilirlerdi birlikte.
Sonra el ele çekip giderlerdi
Bu keşmekeş vazgeçilmez İstanbul’dan
Rengarenk balıkçı kasabalardan birinin
Biraz uzağında olurdu belki derme çatma evleri,
Küçük bir tekneleri ve bir deniz dolusu yiyecekleri.
Diğeri balıkları pişirirken mangalda,
O salata yapar, rakılarını doldururdu mesela
Sonra uzanıp hamağa birlikte sallarlardı dünyayı
O-la-maz-mıydı?
Meğer ne çok hayal kurmuştu onunla,
Sessiz gecelerde yalnızlığına sarılırken
Kendinden bile gizlice.
Meğer ne çok yaşamayı ummuştu onunla.
Meğer, ne çok hayalmiş.
Cemre.Y.

27 Eylül 2017 Çarşamba

Teşekkür Ederim

…Teşekkür Ederim…
Ne çok güzellik kaçırmışım ömrümde!
Yağmuru bile seninle sevip
Sensizken bile ıslanabilip
Damlaları tenimde duyumsadığımda anladım.
Ne çok çocuk olmuşum
Ne çok büyümüşüm meğer ben senle.
Varlığın veya yokluğun için değil
Asıl...
Hayatıma dokunduğun için
Teşekkür ederim.
Cemre.Y.

17 Eylül 2017 Pazar

Can Özüm

...Can Özüm...
Gökyüzü...hep bu kadar aydınlık mıydı?
Bulutlar...hep çocukluk hayalimdeki gibi,
Üzerine uzanıp aşağıya seyre dalacak kadar bembeyaz mıydı?
Rüzgar...hep tenimi okşayacak kadar ılık mıydı?
Peki ya güneş...hep beni bu kadar seviyor muydu?
Yani sevgilim dünya hayatına devam mı ediyordu,
Ben sesine bile hasretken!
Ah be yosun gözlüm,
Olmayanlara, olmayacaklara ilenip dururken,
İhmal etmişim seni epeyce...
Meğer ne çok şeyini kaçırmışım sensizken ben...
Meğer yaşamaksa bir yudum,
Ömür senin kokundaymış can özüm.
Cemre.Y.

31 Ağustos 2017 Perşembe

Yüreğimin Işıkları

...Yüreğimin Işıkları...
Yüreğimin ışıklarını kapattım önce,
Ne çok sığ, yalan,
Yapmacık yalancıklar dolusu,
Cümleler sığarmış bir ömre!
Üşenmedim bu sefer
Hepsini teker teker siliverdim.
Eskiden olsa,
İplemez,
"Bir tek harfimi harcamamışım ki
Silmeye zaman tüketeyim,
Kalsınlar orada öylece,
Bana ne be!" derdim.
Oysa şimdi...
Yitik bir sevdanın ardından,
Gayba karışan
Hani o ilk dostluğu da özlüyormuş insan
Hani o ilk sevda coşkusunu bile özlüyormuş insan.
İlk cümlelerimizi de bulacağım elbet.
Az sabret
Sıyrılayım önce
Gereksiz dolanlarımdan.
Yüreğimin ışıklarını
Bütün şıklarına söndüreyim önce
Seni yalnız öldürmem gerek içimde.
Cemre.Y.

Ağıt

...Ağıt...
Geçen gün anam durduk yere
Bana baktı baktı...
Baktı...
Sonra birdenbire;
Gözlerini yastığına dökmüş
Yorgun dudakları konuştu;
“Hani sen...
Şiirler çiziktirip duruyorsun ya hep,
Ben ölürsem,
Ağıt bile yakamazsın be sen bana!” dedi.
“Tövbe tövbe!
O da nereden çıktı şimdi anam ya” dedim.
“E öyle be kızım, şehir kızısın sen,
Şehirli gibi ağlarsın böyle sessiz sedasız,
Elalemmişim gibi, yanaklarından,
Üç beş damla akıtır, bırakırsın.” dedi.
Sonra da ilk gelinine dönerek;
"Sen bari ağla bana ha kızım,
Ağzım kur-anlı diye, günah diye susma ha sakın." dedi.
Ne deseydim ki bilemedim, aklım, dimağım şaştı.
Ben el aleme bile hıçkıra hıçkıra ağlardım.
Ama en çok;
"Ya ölen benim yakınım olsaydı ne yapardım" diyeydi.
“Ne ölmesi anam yaa!
Hep böyle şeyler düşünüyor,
Sonra daha çok hasta oluyorsun.” dedim.
Gülümsedi.
“Bak hiç yoktan iki üç cümle et arkamdan,
Hiç mi sevmedin beni.” dedi.
Ağlamaya başladım.
(Ben otuz dokuz yaşıma kadar,
Onun yokluğuna hep ağlıyordum oysa!
Sevgisizliğine... sessizce...
İçime içime...hıçkırarak...
Bazen de şiir ederek,
Çığlıklar dolusu çağlıyordum oysa!
Her saniyemi haber edenler,
Sevdamı...ona olanı...
Ona hep bi-haberdiler...
Haber vermemişlerdi hiç ona!)
Tam beni sevmeye başlamışken,
Gitmeye kalkışması yetmiyormuş gibi,
Tutmuş şimdi ağıt istiyordu benden.)
“Bağıra çağıra ağlamak günah derdin hep,
No'ldu şimdi?
Ölme be o zaman...
Madem ağıt bile yakamazmışım ardından,
Hem ben...
Seni sadece sevmedim, ben sana aşık oldum,
Sen benim en ilk ulaşamadığımdın,
Aşksın sen be anam!” dedim.
(Sonunda dedim. Biliyor artık.)
Yine ...sadece..gülümsedi yanakları kızararak.
“Bak... böyle ağlarsın işte ben ölünce de,
Sessiz... sedasız,
Bir ağıt bile yakamazsın ardımdan,
Ağıt yaz bana, ben ölmeden hazırla, ezberle!
Öldüğümde söyler söyler daha güzel ağlarsın,
Sevdiğin kadar ağlarsın ardımdan,
Ben sana yırtın demiyorum,
Kendini yerden yere savur demiyorum,
Ağıt yak bana!
Hem de ben ölmeden hazır olsun,
Düşün bakalım nasıl başlarsın ağıdına” dedi.
Köyünü çok özlediği geldi aklıma,
Her gelenden sümbüllerin,
Zambakların açıp açmadığını,
Kır çiçeklerin kokusunu…
Ormana salmaya başlayıp başlamadığını,
Koyunların kuzulayıp kuzulamadığını soruyordu.
Onlar da, olanca patavatsız düşüncesizlikleriyle,
Ona ballandıra ballandıra anlatıyorlardı,
Anamın oraya artık gidemeyeceğini,
Gidebileceği tek halinin
Yeşil yazmalı bir tabut içinde olacağını bile bile!
Kocaman birer kafa içindeki beyinsizlikleriyle!
Onlar anlatıyor,
Anacım yorgun kafasını suskunca sallayarak,
O günleri bir tek kere daha göremeyeceğine ağlıyordu.
Annem ağlamaya başlıyordu,
Onlar susuyordu, onlar da biliyordu anam,
Göremeyecekti bir daha oraları sağ salim gözüyle.
Hepsinden nefret ediyordum ama annem onları,
Oraların sağ halinin, hayalini bile seviyordu.
İçimden öldürüyordum hepsini teker teker.
Bu gidişle annem ölene kadar
Tek bir akrabam sağ çıkamayacaktı içimden.
Annem böldü düşüncelerimi,
“No'ldu hanfendi!
Şehir ağzı,
Aşk mavalları çiziktirmene benzemez ağıt yakmak.
Öyle acıyacak canın işte ve susmanı istemiyorum
Haydi bakalım.” dedi.
Sarıldım yataktaki hastalıktan
Her gün biraz daha bitmekte olan bedenine;
Uzun uzunnn... yutkundum önce...
Sonra yudumsayarak onun gül memelerinden
Konuştum yeniden...
“Hiçbir şey diyemezsem.” dedim.
(Ya hiçbir şey, diyemezseydim?)
“Hiçbir şey diyemezsem.” dedim
Yine ve daha çok sarıldım.
Yasladım başımı hala atan kalbine şükrederek;
“Anam, anam sevdiceğim anaamm!
Bak geldin hasretine, köyüne geldin be anam!
Kalk...
Yaylaya götüreyim seni,
Öyle, uzunca yatma be anam!
Sümbüllerine yetiştiremedim ya,
Zambakları bilirsin.
Tez solarlar anam!
Bak koyunlar kuzulamış da analarının ak sütlü memelerinde!
Kır çiçeklerini ezmişler yine yaban atlar,
Ama üzülme, seneye, hepsi ellerine doğacaklar!
Seneye, mor menevşeler dahi, sen kokacaklar hepsi."
Derken diyemedim daha fazla…
Ben yüzüne kapanmış hıçkırırken sarıldı bana sımsıkı.
Ömrümce hiç bu kadar sımsıkı sarılmamıştı.
Beraberce hıçkıra hıçkıra
Epeyce ağladık anamla, anamın ölüsüne!
Sonra baktı çok dağılıyorum...
Hemencecik toparladı görünmez parçalarımı okşayarak.
“Bak... oluyor işte yavaş yavaş!
Beni bile ağlattın ya olası cenazeme,
İlk seferde bu kadar ancak,
Her gün ölemem ya çocuk!
Çabuk bitir e mi sonunu.” dedi.
Hep beraber sustuk...
Sonra o daha çok hasta oldu,
Sonra ben de hasta oldum onla yarışırcasına.
Baktım ki daha çabuk ölüyor!
Erteledim kitlelerimi göğüslerimde üçer beşer!
Görünürde olmayan önemli hiçbir şeyim kaldı bi yerlerimde.
Görünmez parçalarımdan biri,
Annemin kalbinin üzerinde ve ben hala çok yorgunum!
Söz vermedim ama o gün bugündür,
Her yerde bakışları soruyor bitip bitmediğini,
Sesiyle soracak diye ödüm kopuyor.
“Sahi Rabbim bitirmezsem almazsın değil mi onu yanına!
Kandil ya bugün, dualarla yakardım ya sana!
Belki iyi bile edersin!
Sen "Ol!" dersin olur!
Bitmeyecek bu ağıt işte!”
Oysa...
Gidişinin üzerinden tam bir yıl otuz beş gün geçmişken,
Ağıdım da bitti sonunda...
Ucuna mendil diye bağladım türkümüzü..
Sahi... aynı türküyü
Ne çok sevdiğimi sen de bilmiyormuyordun değil mi ana!
Ne çok alaylandım oysa bu türküyü,
Dost bildiğim bir meclisin radyosunda,
Sana hasret bet sesime bile cesaret edip,
Hani olur ya belki radyodan bari beni duyarsın diye,
Sana seslendirdiğimde.
Oysa benim tek derdim…
Sana olan sesimi frekensımla bari belki beni duyabilmendi.
Oysa...
Onlar…
Profesyonellik peşindeydi…
Küstüm hepsine!
Hala seni özlediğimde…
Sesimi umuruma almadan!
Sana bu şiirimi okurken sonunda illa!
Bu türküyü de beynimden dinlerim.
("Gayrı dayanamam ben bu hasrete,
Ya beni de götür ya sen de gitme...
Ateş-i aşkınla canım canım canım yakma çıramı,
Ya beni de götür ya sen de gitme...
Sen gidersen kendim berdar ederim,
Bülbül gül dalına konmaz niderim,
Elif Kaddim büker kemed ederim,
Ya beni de götür ya sen de gitme!
Yar sineme vurdun kızgın dağları,
Viran koydun mor sümbüllü bağları,
Sevdiceğim geçiyor gençlik çağları,
Ya beni de götür ya sen de gitme…
Çorum Türküsü
Ali İhsan ERDOĞAN)'ı eklerdim.
Şimdilerdeyse...
"Kandilin mübarek ola anam,
Cennetin daim olsun öte dünyalarda" yı ekleyerek...
Cemre.Y.

29 Ağustos 2017 Salı

Bazı Şiirlerin Nutku Tutulurmuş

...Bazı Şiirlerin Nutku Tutulurmuş...
Bazı şiirlerin nutku tutulurmuş
Bazı harflerce cümle dolusu kelemlara
“Sus” da gelirmiş!
Meğer…
Gün olur ölür isem
Ne çok “Ah” varmış!
Saysan üçü-beşi geçmeyen
Meğer ne çok,
Hani es kaza mutlu olsam üzülenim varmış!
Amma velakin,
Unutmasınlar
“Ah be aahh!” işte…
Cemre.Y.

18 Ağustos 2017 Cuma

Artık'sız Bir Ömre

...Artık'sız Bir Ömre...
Ne çok konuşurdum şimdi ben oysa!
Kızıma ona dair'li çoktan vazgeçmişliklerime
Bila-bedel ama değer mademli...
Mademki o yar benden olamayacaksa diye diye.
Oysa yazıp...
Yazıp...
Yazıp vazgeçiyorum birçok ömrümü.
"Sus!" çekiyorum ezelime, ebedime,
Bir bilseler ya ömrüne dualar savurduğum olmasa
O, küçücük ruh olmasa ne ahlar ederdim geçmişime.
Zira o da hissedebiliyor, biliyorum şu anda!
Beni de, onu da, kızımı da...
Bizden çalınanları hissedebiliyor.
Dile gelip beni de soracak bir gün elbet de
Bütün çoktan yazılmış hikayelere yalanlar katmasalar,
Ben doğduğum andan itibaren razıyım ya
Onu bari unutmasalar da doğuş hikayesine
Hani kızım hatırına, ablası hatırına,
Öyle güzel bir roman yaratsalar ya!
Artık herkes biliyor birilerinin de
"Artık!"
Olabileceğini.
Elbet o anıları anlatırken canım acıyor da
Artık'sız bir ömre
Artık'sız dilekler dilemeyi seçiyorsun en azından
Artık...
Yani herkes hep...
Artık!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...