...Ağıt...
Geçen gün anam durduk yere
Bana baktı baktı...
Baktı...
Sonra birdenbire;
Gözlerini yastığına dökmüş
Yorgun dudakları konuştu;
“Hani sen...
Şiirler çiziktirip duruyorsun ya hep,
Ben ölürsem,
Ağıt bile yakamazsın be sen bana!” dedi.
“Tövbe tövbe!
O da nereden çıktı şimdi anam ya” dedim.
“E öyle be kızım, şehir kızısın sen,
Şehirli gibi ağlarsın böyle sessiz sedasız,
Elalemmişim gibi, yanaklarından,
Üç beş damla akıtır, bırakırsın.” dedi.
Sonra da ilk gelinine dönerek;
"Sen bari ağla bana ha kızım,
Ağzım kur-anlı diye, günah diye susma ha sakın." dedi.
Ne deseydim ki bilemedim, aklım, dimağım şaştı.
Ben el aleme bile hıçkıra hıçkıra ağlardım.
Ama en çok;
"Ya ölen benim yakınım olsaydı ne yapardım" diyeydi.
“Ne ölmesi anam yaa!
Geçen gün anam durduk yere
Bana baktı baktı...
Baktı...
Sonra birdenbire;
Gözlerini yastığına dökmüş
Yorgun dudakları konuştu;
“Hani sen...
Şiirler çiziktirip duruyorsun ya hep,
Ben ölürsem,
Ağıt bile yakamazsın be sen bana!” dedi.
“Tövbe tövbe!
O da nereden çıktı şimdi anam ya” dedim.
“E öyle be kızım, şehir kızısın sen,
Şehirli gibi ağlarsın böyle sessiz sedasız,
Elalemmişim gibi, yanaklarından,
Üç beş damla akıtır, bırakırsın.” dedi.
Sonra da ilk gelinine dönerek;
"Sen bari ağla bana ha kızım,
Ağzım kur-anlı diye, günah diye susma ha sakın." dedi.
Ne deseydim ki bilemedim, aklım, dimağım şaştı.
Ben el aleme bile hıçkıra hıçkıra ağlardım.
Ama en çok;
"Ya ölen benim yakınım olsaydı ne yapardım" diyeydi.
“Ne ölmesi anam yaa!
Hep böyle şeyler düşünüyor,
Sonra daha çok hasta oluyorsun.” dedim.
Gülümsedi.
“Bak hiç yoktan iki üç cümle et arkamdan,
Hiç mi sevmedin beni.” dedi.
Ağlamaya başladım.
(Ben otuz dokuz yaşıma kadar,
Onun yokluğuna hep ağlıyordum oysa!
Sevgisizliğine... sessizce...
İçime içime...hıçkırarak...
Bazen de şiir ederek,
Çığlıklar dolusu çağlıyordum oysa!
Her saniyemi haber edenler,
Sevdamı...ona olanı...
Ona hep bi-haberdiler...
Haber vermemişlerdi hiç ona!)
Tam beni sevmeye başlamışken,
Gitmeye kalkışması yetmiyormuş gibi,
Tutmuş şimdi ağıt istiyordu benden.)
“Bağıra çağıra ağlamak günah derdin hep,
No'ldu şimdi?
Ölme be o zaman...
Madem ağıt bile yakamazmışım ardından,
Hem ben...
Seni sadece sevmedim, ben sana aşık oldum,
Sen benim en ilk ulaşamadığımdın,
Aşksın sen be anam!” dedim.
(Sonunda dedim. Biliyor artık.)
Yine ...sadece..gülümsedi yanakları kızararak.
“Bak... böyle ağlarsın işte ben ölünce de,
Sessiz... sedasız,
Bir ağıt bile yakamazsın ardımdan,
Ağıt yaz bana, ben ölmeden hazırla, ezberle!
Öldüğümde söyler söyler daha güzel ağlarsın,
Sevdiğin kadar ağlarsın ardımdan,
Ben sana yırtın demiyorum,
Kendini yerden yere savur demiyorum,
Ağıt yak bana!
Hem de ben ölmeden hazır olsun,
Düşün bakalım nasıl başlarsın ağıdına” dedi.
Köyünü çok özlediği geldi aklıma,
Her gelenden sümbüllerin,
Zambakların açıp açmadığını,
Kır çiçeklerin kokusunu…
Ormana salmaya başlayıp başlamadığını,
Koyunların kuzulayıp kuzulamadığını soruyordu.
Onlar da, olanca patavatsız düşüncesizlikleriyle,
Ona ballandıra ballandıra anlatıyorlardı,
Anamın oraya artık gidemeyeceğini,
Gidebileceği tek halinin
Yeşil yazmalı bir tabut içinde olacağını bile bile!
Kocaman birer kafa içindeki beyinsizlikleriyle!
Onlar anlatıyor,
Anacım yorgun kafasını suskunca sallayarak,
O günleri bir tek kere daha göremeyeceğine ağlıyordu.
Annem ağlamaya başlıyordu,
Onlar susuyordu, onlar da biliyordu anam,
Göremeyecekti bir daha oraları sağ salim gözüyle.
Hepsinden nefret ediyordum ama annem onları,
Oraların sağ halinin, hayalini bile seviyordu.
İçimden öldürüyordum hepsini teker teker.
Bu gidişle annem ölene kadar
Tek bir akrabam sağ çıkamayacaktı içimden.
Annem böldü düşüncelerimi,
“No'ldu hanfendi!
Şehir ağzı,
Aşk mavalları çiziktirmene benzemez ağıt yakmak.
Öyle acıyacak canın işte ve susmanı istemiyorum
Haydi bakalım.” dedi.
Sarıldım yataktaki hastalıktan
Her gün biraz daha bitmekte olan bedenine;
Uzun uzunnn... yutkundum önce...
Sonra yudumsayarak onun gül memelerinden
Konuştum yeniden...
“Hiçbir şey diyemezsem.” dedim.
(Ya hiçbir şey, diyemezseydim?)
“Hiçbir şey diyemezsem.” dedim
Yine ve daha çok sarıldım.
Yasladım başımı hala atan kalbine şükrederek;
“Anam, anam sevdiceğim anaamm!
Bak geldin hasretine, köyüne geldin be anam!
Kalk...
Sonra daha çok hasta oluyorsun.” dedim.
Gülümsedi.
“Bak hiç yoktan iki üç cümle et arkamdan,
Hiç mi sevmedin beni.” dedi.
Ağlamaya başladım.
(Ben otuz dokuz yaşıma kadar,
Onun yokluğuna hep ağlıyordum oysa!
Sevgisizliğine... sessizce...
İçime içime...hıçkırarak...
Bazen de şiir ederek,
Çığlıklar dolusu çağlıyordum oysa!
Her saniyemi haber edenler,
Sevdamı...ona olanı...
Ona hep bi-haberdiler...
Haber vermemişlerdi hiç ona!)
Tam beni sevmeye başlamışken,
Gitmeye kalkışması yetmiyormuş gibi,
Tutmuş şimdi ağıt istiyordu benden.)
“Bağıra çağıra ağlamak günah derdin hep,
No'ldu şimdi?
Ölme be o zaman...
Madem ağıt bile yakamazmışım ardından,
Hem ben...
Seni sadece sevmedim, ben sana aşık oldum,
Sen benim en ilk ulaşamadığımdın,
Aşksın sen be anam!” dedim.
(Sonunda dedim. Biliyor artık.)
Yine ...sadece..gülümsedi yanakları kızararak.
“Bak... böyle ağlarsın işte ben ölünce de,
Sessiz... sedasız,
Bir ağıt bile yakamazsın ardımdan,
Ağıt yaz bana, ben ölmeden hazırla, ezberle!
Öldüğümde söyler söyler daha güzel ağlarsın,
Sevdiğin kadar ağlarsın ardımdan,
Ben sana yırtın demiyorum,
Kendini yerden yere savur demiyorum,
Ağıt yak bana!
Hem de ben ölmeden hazır olsun,
Düşün bakalım nasıl başlarsın ağıdına” dedi.
Köyünü çok özlediği geldi aklıma,
Her gelenden sümbüllerin,
Zambakların açıp açmadığını,
Kır çiçeklerin kokusunu…
Ormana salmaya başlayıp başlamadığını,
Koyunların kuzulayıp kuzulamadığını soruyordu.
Onlar da, olanca patavatsız düşüncesizlikleriyle,
Ona ballandıra ballandıra anlatıyorlardı,
Anamın oraya artık gidemeyeceğini,
Gidebileceği tek halinin
Yeşil yazmalı bir tabut içinde olacağını bile bile!
Kocaman birer kafa içindeki beyinsizlikleriyle!
Onlar anlatıyor,
Anacım yorgun kafasını suskunca sallayarak,
O günleri bir tek kere daha göremeyeceğine ağlıyordu.
Annem ağlamaya başlıyordu,
Onlar susuyordu, onlar da biliyordu anam,
Göremeyecekti bir daha oraları sağ salim gözüyle.
Hepsinden nefret ediyordum ama annem onları,
Oraların sağ halinin, hayalini bile seviyordu.
İçimden öldürüyordum hepsini teker teker.
Bu gidişle annem ölene kadar
Tek bir akrabam sağ çıkamayacaktı içimden.
Annem böldü düşüncelerimi,
“No'ldu hanfendi!
Şehir ağzı,
Aşk mavalları çiziktirmene benzemez ağıt yakmak.
Öyle acıyacak canın işte ve susmanı istemiyorum
Haydi bakalım.” dedi.
Sarıldım yataktaki hastalıktan
Her gün biraz daha bitmekte olan bedenine;
Uzun uzunnn... yutkundum önce...
Sonra yudumsayarak onun gül memelerinden
Konuştum yeniden...
“Hiçbir şey diyemezsem.” dedim.
(Ya hiçbir şey, diyemezseydim?)
“Hiçbir şey diyemezsem.” dedim
Yine ve daha çok sarıldım.
Yasladım başımı hala atan kalbine şükrederek;
“Anam, anam sevdiceğim anaamm!
Bak geldin hasretine, köyüne geldin be anam!
Kalk...
Yaylaya götüreyim seni,
Öyle, uzunca yatma be anam!
Sümbüllerine yetiştiremedim ya,
Zambakları bilirsin.
Tez solarlar anam!
Bak koyunlar kuzulamış da analarının ak sütlü memelerinde!
Kır çiçeklerini ezmişler yine yaban atlar,
Ama üzülme, seneye, hepsi ellerine doğacaklar!
Seneye, mor menevşeler dahi, sen kokacaklar hepsi."
Derken diyemedim daha fazla…
Ben yüzüne kapanmış hıçkırırken sarıldı bana sımsıkı.
Ömrümce hiç bu kadar sımsıkı sarılmamıştı.
Beraberce hıçkıra hıçkıra
Epeyce ağladık anamla, anamın ölüsüne!
Sonra baktı çok dağılıyorum...
Hemencecik toparladı görünmez parçalarımı okşayarak.
“Bak... oluyor işte yavaş yavaş!
Beni bile ağlattın ya olası cenazeme,
İlk seferde bu kadar ancak,
Her gün ölemem ya çocuk!
Çabuk bitir e mi sonunu.” dedi.
Hep beraber sustuk...
Sonra o daha çok hasta oldu,
Sonra ben de hasta oldum onla yarışırcasına.
Baktım ki daha çabuk ölüyor!
Erteledim kitlelerimi göğüslerimde üçer beşer!
Görünürde olmayan önemli hiçbir şeyim kaldı bi yerlerimde.
Görünmez parçalarımdan biri,
Annemin kalbinin üzerinde ve ben hala çok yorgunum!
Söz vermedim ama o gün bugündür,
Her yerde bakışları soruyor bitip bitmediğini,
Sesiyle soracak diye ödüm kopuyor.
“Sahi Rabbim bitirmezsem almazsın değil mi onu yanına!
Kandil ya bugün, dualarla yakardım ya sana!
Belki iyi bile edersin!
Sen "Ol!" dersin olur!
Bitmeyecek bu ağıt işte!”
Oysa...
Gidişinin üzerinden tam bir yıl otuz beş gün geçmişken,
Ağıdım da bitti sonunda...
Ucuna mendil diye bağladım türkümüzü..
Sahi... aynı türküyü
Ne çok sevdiğimi sen de bilmiyormuyordun değil mi ana!
Ne çok alaylandım oysa bu türküyü,
Dost bildiğim bir meclisin radyosunda,
Sana hasret bet sesime bile cesaret edip,
Hani olur ya belki radyodan bari beni duyarsın diye,
Sana seslendirdiğimde.
Oysa benim tek derdim…
Sana olan sesimi frekensımla bari belki beni duyabilmendi.
Oysa...
Onlar…
Profesyonellik peşindeydi…
Küstüm hepsine!
Hala seni özlediğimde…
Sesimi umuruma almadan!
Sana bu şiirimi okurken sonunda illa!
Bu türküyü de beynimden dinlerim.
("Gayrı dayanamam ben bu hasrete,
Ya beni de götür ya sen de gitme...
Ateş-i aşkınla canım canım canım yakma çıramı,
Ya beni de götür ya sen de gitme...
Sen gidersen kendim berdar ederim,
Bülbül gül dalına konmaz niderim,
Elif Kaddim büker kemed ederim,
Ya beni de götür ya sen de gitme!
Yar sineme vurdun kızgın dağları,
Viran koydun mor sümbüllü bağları,
Sevdiceğim geçiyor gençlik çağları,
Ya beni de götür ya sen de gitme…
Çorum Türküsü
Ali İhsan ERDOĞAN)'ı eklerdim.
Şimdilerdeyse...
"Kandilin mübarek ola anam,
Cennetin daim olsun öte dünyalarda" yı ekleyerek...
Cemre.Y.
Öyle, uzunca yatma be anam!
Sümbüllerine yetiştiremedim ya,
Zambakları bilirsin.
Tez solarlar anam!
Bak koyunlar kuzulamış da analarının ak sütlü memelerinde!
Kır çiçeklerini ezmişler yine yaban atlar,
Ama üzülme, seneye, hepsi ellerine doğacaklar!
Seneye, mor menevşeler dahi, sen kokacaklar hepsi."
Derken diyemedim daha fazla…
Ben yüzüne kapanmış hıçkırırken sarıldı bana sımsıkı.
Ömrümce hiç bu kadar sımsıkı sarılmamıştı.
Beraberce hıçkıra hıçkıra
Epeyce ağladık anamla, anamın ölüsüne!
Sonra baktı çok dağılıyorum...
Hemencecik toparladı görünmez parçalarımı okşayarak.
“Bak... oluyor işte yavaş yavaş!
Beni bile ağlattın ya olası cenazeme,
İlk seferde bu kadar ancak,
Her gün ölemem ya çocuk!
Çabuk bitir e mi sonunu.” dedi.
Hep beraber sustuk...
Sonra o daha çok hasta oldu,
Sonra ben de hasta oldum onla yarışırcasına.
Baktım ki daha çabuk ölüyor!
Erteledim kitlelerimi göğüslerimde üçer beşer!
Görünürde olmayan önemli hiçbir şeyim kaldı bi yerlerimde.
Görünmez parçalarımdan biri,
Annemin kalbinin üzerinde ve ben hala çok yorgunum!
Söz vermedim ama o gün bugündür,
Her yerde bakışları soruyor bitip bitmediğini,
Sesiyle soracak diye ödüm kopuyor.
“Sahi Rabbim bitirmezsem almazsın değil mi onu yanına!
Kandil ya bugün, dualarla yakardım ya sana!
Belki iyi bile edersin!
Sen "Ol!" dersin olur!
Bitmeyecek bu ağıt işte!”
Oysa...
Gidişinin üzerinden tam bir yıl otuz beş gün geçmişken,
Ağıdım da bitti sonunda...
Ucuna mendil diye bağladım türkümüzü..
Sahi... aynı türküyü
Ne çok sevdiğimi sen de bilmiyormuyordun değil mi ana!
Ne çok alaylandım oysa bu türküyü,
Dost bildiğim bir meclisin radyosunda,
Sana hasret bet sesime bile cesaret edip,
Hani olur ya belki radyodan bari beni duyarsın diye,
Sana seslendirdiğimde.
Oysa benim tek derdim…
Sana olan sesimi frekensımla bari belki beni duyabilmendi.
Oysa...
Onlar…
Profesyonellik peşindeydi…
Küstüm hepsine!
Hala seni özlediğimde…
Sesimi umuruma almadan!
Sana bu şiirimi okurken sonunda illa!
Bu türküyü de beynimden dinlerim.
("Gayrı dayanamam ben bu hasrete,
Ya beni de götür ya sen de gitme...
Ateş-i aşkınla canım canım canım yakma çıramı,
Ya beni de götür ya sen de gitme...
Sen gidersen kendim berdar ederim,
Bülbül gül dalına konmaz niderim,
Elif Kaddim büker kemed ederim,
Ya beni de götür ya sen de gitme!
Yar sineme vurdun kızgın dağları,
Viran koydun mor sümbüllü bağları,
Sevdiceğim geçiyor gençlik çağları,
Ya beni de götür ya sen de gitme…
Çorum Türküsü
Ali İhsan ERDOĞAN)'ı eklerdim.
Şimdilerdeyse...
"Kandilin mübarek ola anam,
Cennetin daim olsun öte dünyalarda" yı ekleyerek...
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder