...Bana Kaderimin Hep Bir Oyunu Bu...
Meğerki benim lise yıllarımda tarihimi,
Saç baş dağınık sek rakı kokan adını bile,
Hatırlamadığım o pis herifin yerine,
Hatırlamadığım o pis herifin yerine,
Ki hep bütünlemelerle geçmişimdir tarihinden!
İlber Ortaylı hoca anlatsaydı geçmişimizi,
Kim bilir şimdi en ilk hayalim olan Arkeololoji uzmanı olurdum.
Yahut eğer ki Fen Bilimleri dersimi,
O, leş gibi rakı kokan tarih hocasının,
Hayattan çoktan bıkmış o karısı yerine...
Ki fizikten, yüz alırken,
Fenden nasıl olup da sıfır çektiğimi anlamdıramayıp,
Beni, heyetli katılımlı sınav yapmışlardı da,
Gözlerinin önünde olaylar cereyan edip,
Fenden de, tarihten de geçmiştim.
Ki hoş zaten o fani hatun yerine, fenimi de Sevil Atasoy anlatsaydı,
Kim bilir şimdi ikinci hayalim olan Adli Baş Tabiplik çok görülünce,
Hemşireliğe fit olmuş bir Baş Hemşireydim.
Rahmetli anam beni o zamanlardaki,
En yüksek puanlarıma göre, bana en uygun bulduğu,
O Ticaret Lisesinin kapısına diktiğinde...
Elimde, görünmeyen kocaman bir,
"Kazanabilecekken, onlar yüzünden kaybettiklerim!"listesi duruyordu.
Ve bunu sadece ben okuyabiliyordum, alın yazım gibi…
Çok net hatırlıyorum o kapıdan girmek üzere olan anımızı!
Anacığımın gözlerinin içine bakmıştım da,
Bana kaderine razı kadın bakışıyla bakıp,
"E ama senin kaderine en uygun meslek bu be kızım,
Elinde kalanlara bak bir!"demişti.
Bakmama gerek yoktu...
Kendimce en iyi yapabileceğim şeyi seçip o kapıdan girdim.
Çok güzel eksiltiyorum şimdi, toplama da bazen yanılıyorum ama
Fena çarparım, hele ki fena bir bölerim.
Hatta önce çarpar sonra ona inanmayıp bir daha bölerim.
Benim kimseyle savaşım yok!
"Elimde kaderimin kerat cetveli de
Ya farklı bölünebiliyorlarsa!"dır meselim.
Durduk yere bir anım daha geldi aklıma;
Bu anılardan, kaderimin taşları dantelenirken,
Hemen öncesi geldi aklıma...
Tam da Bezmi Alem Vakıf Gureba hastanesinde,
Öğrencilik evraklarım neredeyse tamamken,
Bütünleme sonuçlarımı istemişlerdi.
Geçmiştim tabi ki de ama sonuçların asılmasına daha günler vardı.
Geçer notum doksan sekizdi ama henüz sonuçlar o pis gri duvara asılmamıştı.
Sırf benim hayallerimden biriydi diye...
O okula gidip müdüre yalvarmıştık en azından bir belge versindi,
"Geçti."diye, o bile yeterdi kaderimin son şans değişmesine.
O pis, sarımtırak sigara yanığı iğrenç dişleriyle, gevrek gevrek gülüp,
"İki gün sonra açıklanacak onu görürüsünüz"diye diretmişti müdür efendi de,
Ankara'dan dönmüştü hemşirelik okulu evraklarım.
Oradan dönerken son yokuşlu hızla Ticaret Lisesine giden,
O, otobüse bindiğimizde ağlıyordum.
Anam çoktan razı olduğu kader bakışını atıp duruyordu gözlerime, gözlerime.
Sonra bir an sustum "Anne bana bir masal anlatsana,
Bize anlattığın hiçbir masalı hatırlayamıyorum!"demiştim.
Bu sefer o ağlamaya başlamıştı, şöyle bir yutkunup,
"Olmayan masalın nesini anlatayım sana kızım,
Bizim zamanımızda masal falan yoktu,
Böyle okul filan aramıyordu analar,
Babaların seçtiği en uygun kocaya he deniyordu!
Senin ilk ve son masalın benim.
Sakın ha bana gücenme he mi,
Bi gün dua bile edeceksin."demişti.
Yüz yıl geçti sanki üzerinden,
Ama benim hala en iyi yapabildiğim iş bu!
Başkalarının hesapları, benim hesaplarım…
Muvainlerim, mizanlarım, cari hesaplarım,
Şimdilerde hayata bütün bakiyelerim kapandı.
Kaldıysa da hakkım, hukukum, emeğim.
Hepsini, her şeyi, kendimi dahi…affettim!
"Sakın gücenme be anam!
Üzülmesin yüreğin cennet i alemlerinde
Ben senden razıyım anam, dedim ya hepimizi affettim!
Rabbim de senden razı olsun,
Yerin, yurdun, kabe yanı, en güzel cennetlerin olsun. Amin!""
Cemre.Y.
Meğerki benim lise yıllarımda tarihimi,
Saç baş dağınık sek rakı kokan adını bile,
Hatırlamadığım o pis herifin yerine,
Hatırlamadığım o pis herifin yerine,
Ki hep bütünlemelerle geçmişimdir tarihinden!
İlber Ortaylı hoca anlatsaydı geçmişimizi,
Kim bilir şimdi en ilk hayalim olan Arkeololoji uzmanı olurdum.
Yahut eğer ki Fen Bilimleri dersimi,
O, leş gibi rakı kokan tarih hocasının,
Hayattan çoktan bıkmış o karısı yerine...
Ki fizikten, yüz alırken,
Fenden nasıl olup da sıfır çektiğimi anlamdıramayıp,
Beni, heyetli katılımlı sınav yapmışlardı da,
Gözlerinin önünde olaylar cereyan edip,
Fenden de, tarihten de geçmiştim.
Ki hoş zaten o fani hatun yerine, fenimi de Sevil Atasoy anlatsaydı,
Kim bilir şimdi ikinci hayalim olan Adli Baş Tabiplik çok görülünce,
Hemşireliğe fit olmuş bir Baş Hemşireydim.
Rahmetli anam beni o zamanlardaki,
En yüksek puanlarıma göre, bana en uygun bulduğu,
O Ticaret Lisesinin kapısına diktiğinde...
Elimde, görünmeyen kocaman bir,
"Kazanabilecekken, onlar yüzünden kaybettiklerim!"listesi duruyordu.
Ve bunu sadece ben okuyabiliyordum, alın yazım gibi…
Çok net hatırlıyorum o kapıdan girmek üzere olan anımızı!
Anacığımın gözlerinin içine bakmıştım da,
Bana kaderine razı kadın bakışıyla bakıp,
"E ama senin kaderine en uygun meslek bu be kızım,
Elinde kalanlara bak bir!"demişti.
Bakmama gerek yoktu...
Kendimce en iyi yapabileceğim şeyi seçip o kapıdan girdim.
Çok güzel eksiltiyorum şimdi, toplama da bazen yanılıyorum ama
Fena çarparım, hele ki fena bir bölerim.
Hatta önce çarpar sonra ona inanmayıp bir daha bölerim.
Benim kimseyle savaşım yok!
"Elimde kaderimin kerat cetveli de
Ya farklı bölünebiliyorlarsa!"dır meselim.
Durduk yere bir anım daha geldi aklıma;
Bu anılardan, kaderimin taşları dantelenirken,
Hemen öncesi geldi aklıma...
Tam da Bezmi Alem Vakıf Gureba hastanesinde,
Öğrencilik evraklarım neredeyse tamamken,
Bütünleme sonuçlarımı istemişlerdi.
Geçmiştim tabi ki de ama sonuçların asılmasına daha günler vardı.
Geçer notum doksan sekizdi ama henüz sonuçlar o pis gri duvara asılmamıştı.
Sırf benim hayallerimden biriydi diye...
O okula gidip müdüre yalvarmıştık en azından bir belge versindi,
"Geçti."diye, o bile yeterdi kaderimin son şans değişmesine.
O pis, sarımtırak sigara yanığı iğrenç dişleriyle, gevrek gevrek gülüp,
"İki gün sonra açıklanacak onu görürüsünüz"diye diretmişti müdür efendi de,
Ankara'dan dönmüştü hemşirelik okulu evraklarım.
Oradan dönerken son yokuşlu hızla Ticaret Lisesine giden,
O, otobüse bindiğimizde ağlıyordum.
Anam çoktan razı olduğu kader bakışını atıp duruyordu gözlerime, gözlerime.
Sonra bir an sustum "Anne bana bir masal anlatsana,
Bize anlattığın hiçbir masalı hatırlayamıyorum!"demiştim.
Bu sefer o ağlamaya başlamıştı, şöyle bir yutkunup,
"Olmayan masalın nesini anlatayım sana kızım,
Bizim zamanımızda masal falan yoktu,
Böyle okul filan aramıyordu analar,
Babaların seçtiği en uygun kocaya he deniyordu!
Senin ilk ve son masalın benim.
Sakın ha bana gücenme he mi,
Bi gün dua bile edeceksin."demişti.
Yüz yıl geçti sanki üzerinden,
Ama benim hala en iyi yapabildiğim iş bu!
Başkalarının hesapları, benim hesaplarım…
Muvainlerim, mizanlarım, cari hesaplarım,
Şimdilerde hayata bütün bakiyelerim kapandı.
Kaldıysa da hakkım, hukukum, emeğim.
Hepsini, her şeyi, kendimi dahi…affettim!
"Sakın gücenme be anam!
Üzülmesin yüreğin cennet i alemlerinde
Ben senden razıyım anam, dedim ya hepimizi affettim!
Rabbim de senden razı olsun,
Yerin, yurdun, kabe yanı, en güzel cennetlerin olsun. Amin!""
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder