...Kuyruklu Randevu Çilesi…
Bazılarına "Siz hiç, çok hasta olduğunuz için,
Devlet Hastanelerinden,
Size sormadan dayatılan yeni kimlik belgeleri için,
Nüfus Müdürlüklerinden,
Size sormadan dayatılan, yeni sürücü belgenizi yenilemek için,
Emniyet Müdürlüklerinden randevu alabilmek için,
Çook uğraştınız mı?" demek isteyip sustuğum doğrudur!
Zira cancağızım!
"Var!"
"Yok!"' un,
"Hiç yok!" un halinden ne anlar?"
Zira cancağızım!
Onlar hastaysa zaten,...
Öyle bizler gibi günlerce uğraşıp,
Telefonla yahut, bilgisayar yardımıyla,
Bilmem hangi tarihin,
Hangi gecesinin 24:00' ü 1 geçeyi zor bela denk getirebilip!
O hastalığına randevuyu almaya uğraşmanın bilmem kaçıncı günün,
Artık hangi saatine denk geldiyse,
Neredeyse iyileşmesine ramak kala almış olmazlar ki.
Hele ki randevu çıktısı elinde olmasına rağmen,
Tekrar sıraya girip, randevu onayını da almaları gerekmez!
Sonra günler öncesinden, günü, saati belirli randevuya,
Öyle saatlerce süren sırayı da beklemezler.
Nihayet sıra gelip de içeriye girebildi isen zaten,
Rast gelen o doktor yüzünüze bile bakmadan,
Çat çat birkaç tahlil yazar ki gider o gün elden de,
Diğer tahliller kesin haftaya filan alınabilecektir.
Onlar bunu ne bilsin?
Rahatsızlığını anlayamayan SGK doktorları,
Fakir seni, oradan oraya sevk eder,
Sonbaharda kalmış son yaprak gibi, savrulursun hastane köşelerinde.
Sonra yorulup pes eder, "İyiyim ben!" dersin.
Ama onlar öyle mi?
En özelinden bir hastanenin, alır randevusunu, bilmem kim profuysa!
Haftalarca sıra beklemez, bir de üstüne,
"O esnada gelseydiniiizzz…
Belki bulurduk neyin olduğunu." diye fırça da yemez!
Hatta ona son direktif olarak "Bizlik bir şey yokmuş yani,
Sen geldiğin yerlere sırasıyla git mutlaka,
Bu değerler hiç hoş değil gibi." de demezler.
Onları, yorulup pes ettirilmezler:!
Hastaysa gidiverir en acilinden,
En özelinden hastanesine, en güzel tetkikleri yapılır da
Bir an önce anlaşılır nesi olduğu!
Alır bolca ilaç ve vitaminlerini, yetmezse,
Bir de ille de gerekir kesin, en alasından bir tatil, bir dinlence...
İyileşir, biter gider.
Zira cancağızım!
Yeni kimlik derdi de yoktur onların!
Öyle aylarca randevu falan uğraşmazlar,
Öyle sen gibi aylar öncesinden kapabildiğin randevunun,
"Randevun Varsa!" lı bir sıra makinasına dokunmaları gerekmez!
Bir tanıdığı vardır mutlaka bir yerlerde "Acil Sıra!" verileninden.
Hallediverir işini çat çat çat!
Hiçbir şeyi yoksa,
Onun için sıra bekleyenleri vardır sıra ardı sıra da,
Sıra ona yakın gelince de,
"Sıra bize yaklaşıyor gelin." diye aranırlar
Kurulurlar aracın arka koltuğuna, şoför sürer,
Onlar gider, bekleyenin yerini alır, işini halleder, gelirler.
Zira cancağızım!
Onların ilk ehliyetlerini aldıkları gün,
Kendilerince, kendilerine verip de bunca vakit tutamadıkları,
"Bir gün arabam olacak" hayalini kurmalarına da gerek yoktur!
Ki zaten vardır çoktan en hazır ve nazırından şoförlüsü!
Ki zira bütün araçları, birileri onun için sürmektedir zaten!
Bir de ne diye şu İstanbul trafiğinde, sürücülüğünün stresine girsinler!
Anlatsan hallerini, tahayyül edemezler!
Etseler zaten, senin bunca zilletini göre göre, dalga geçer gibi,
Senin zor bela alabildiğin o randevu günlerine ultimatom vermezler!
Bazılarına "Siz hiç, çok hasta olduğunuz için, Devlet Hastanelerinden,
Size sormadan dayatılan yeni kimlik belgeleri için, Nüfus Müdürlüklerinden,
Size sormadan dayatılan, yeni sürücü belgenizi yenilemek için,
Emniyet Müdürlüklerinden randevu alabilmeye…
Çook uğraştınız mı?" demek isteyip sustuğum doğrudur!
Bazı şeyleri bire bir yaşamak gerek!
Yoksa binlerce gerçek yaşam hikayesiyle anlatsan da anlayamazlar!
Kendime de susmak, susabilmek isterdim,
Bana sorduklarındaysa...
Nereden bileyim ben bütün bu zorlukların çilesini ya da alınabilen randevunun
Hangi güne denk geleceğini...
Umurum mu ki bu dünya!
Kurulmuşum tosbağamın şoför koltuğuna,
Şehir şehir ülke ülke kendimle, gezmekteyim!
Ne hastalıklarım var, ne de ülkemin derin devlet stresleri...
Ama siz hala, her şeye boyun eğip,
"Evet!" leyin referandumda ve hala hiçbir şeye "Hayır!" demeyin...
Egolarınızın canı cehenneme!
Ben, bir kere daha, bu dünyaya gelmeyeceğim!
İnadına, her haksızlığı "Hayır!" larım.
Ama yine de hepinize, en derin, saygılarımla,
Değil mi ki Rab'bim böyle dengeylemiş şu yalan dünyanın mizanını,
Terazinin çürük tarafına atmış beni madem,
Sırf diğerlerine denge olayım diye yaratmış beni!
Hiçbir insan evladıyla yok meselem,
Rab'bime sorarım sadece ben!
"Kün fe yekün!" deyince sen oluyordu madem de
Beni neden terazinin çürük kefesine koydun,
Oysa daha portakal ağacında vitamin bile değildim ben!
Bence senin, afili bir canın sıkılmış be Rab'bim…
Bu dünyayı yaratırken de sarhoş muşsun sanırım!
Yoksa kim ister ki, yeniden yaratılan bir Dünya'da,
Onca ego, onca savaş, onca hırsı, onca ihtiras olsun.
Yoksa kim ister ki, yeniden yaratılan bir Dünya'da,
Sebepler, sınavlar, bedeller, sonuçlar, kader olsun.
Tanrım bence sen bizim fakir tarafı hep cezalandırıyorsun!
Sanki tanrıçen seni aldatmış da, o da bizim soydanmış gibi,
Öfkelisin!
Yaratıp, yaratıp, türlü zilliyetleri, türlü çeşit acılarını,
Hep bize gömüyorsun da!
Bir orada dur!
Bak bir yaptığın resme!
"Kün fe yekün!" deyince sen oluyordu madem de
Sordun mu bana kalubelamda, terazinin hangi kefesini seçtiğimi!
Tarafım ne, bu da sana kapak olsun!
Cemre.Y.
Bazılarına "Siz hiç, çok hasta olduğunuz için,
Devlet Hastanelerinden,
Size sormadan dayatılan yeni kimlik belgeleri için,
Nüfus Müdürlüklerinden,
Size sormadan dayatılan, yeni sürücü belgenizi yenilemek için,
Emniyet Müdürlüklerinden randevu alabilmek için,
Çook uğraştınız mı?" demek isteyip sustuğum doğrudur!
Zira cancağızım!
"Var!"
"Yok!"' un,
"Hiç yok!" un halinden ne anlar?"
Zira cancağızım!
Onlar hastaysa zaten,...
Öyle bizler gibi günlerce uğraşıp,
Telefonla yahut, bilgisayar yardımıyla,
Bilmem hangi tarihin,
Hangi gecesinin 24:00' ü 1 geçeyi zor bela denk getirebilip!
O hastalığına randevuyu almaya uğraşmanın bilmem kaçıncı günün,
Artık hangi saatine denk geldiyse,
Neredeyse iyileşmesine ramak kala almış olmazlar ki.
Hele ki randevu çıktısı elinde olmasına rağmen,
Tekrar sıraya girip, randevu onayını da almaları gerekmez!
Sonra günler öncesinden, günü, saati belirli randevuya,
Öyle saatlerce süren sırayı da beklemezler.
Nihayet sıra gelip de içeriye girebildi isen zaten,
Rast gelen o doktor yüzünüze bile bakmadan,
Çat çat birkaç tahlil yazar ki gider o gün elden de,
Diğer tahliller kesin haftaya filan alınabilecektir.
Onlar bunu ne bilsin?
Rahatsızlığını anlayamayan SGK doktorları,
Fakir seni, oradan oraya sevk eder,
Sonbaharda kalmış son yaprak gibi, savrulursun hastane köşelerinde.
Sonra yorulup pes eder, "İyiyim ben!" dersin.
Ama onlar öyle mi?
En özelinden bir hastanenin, alır randevusunu, bilmem kim profuysa!
Haftalarca sıra beklemez, bir de üstüne,
"O esnada gelseydiniiizzz…
Belki bulurduk neyin olduğunu." diye fırça da yemez!
Hatta ona son direktif olarak "Bizlik bir şey yokmuş yani,
Sen geldiğin yerlere sırasıyla git mutlaka,
Bu değerler hiç hoş değil gibi." de demezler.
Onları, yorulup pes ettirilmezler:!
Hastaysa gidiverir en acilinden,
En özelinden hastanesine, en güzel tetkikleri yapılır da
Bir an önce anlaşılır nesi olduğu!
Alır bolca ilaç ve vitaminlerini, yetmezse,
Bir de ille de gerekir kesin, en alasından bir tatil, bir dinlence...
İyileşir, biter gider.
Zira cancağızım!
Yeni kimlik derdi de yoktur onların!
Öyle aylarca randevu falan uğraşmazlar,
Öyle sen gibi aylar öncesinden kapabildiğin randevunun,
"Randevun Varsa!" lı bir sıra makinasına dokunmaları gerekmez!
Bir tanıdığı vardır mutlaka bir yerlerde "Acil Sıra!" verileninden.
Hallediverir işini çat çat çat!
Hiçbir şeyi yoksa,
Onun için sıra bekleyenleri vardır sıra ardı sıra da,
Sıra ona yakın gelince de,
"Sıra bize yaklaşıyor gelin." diye aranırlar
Kurulurlar aracın arka koltuğuna, şoför sürer,
Onlar gider, bekleyenin yerini alır, işini halleder, gelirler.
Zira cancağızım!
Onların ilk ehliyetlerini aldıkları gün,
Kendilerince, kendilerine verip de bunca vakit tutamadıkları,
"Bir gün arabam olacak" hayalini kurmalarına da gerek yoktur!
Ki zaten vardır çoktan en hazır ve nazırından şoförlüsü!
Ki zira bütün araçları, birileri onun için sürmektedir zaten!
Bir de ne diye şu İstanbul trafiğinde, sürücülüğünün stresine girsinler!
Anlatsan hallerini, tahayyül edemezler!
Etseler zaten, senin bunca zilletini göre göre, dalga geçer gibi,
Senin zor bela alabildiğin o randevu günlerine ultimatom vermezler!
Bazılarına "Siz hiç, çok hasta olduğunuz için, Devlet Hastanelerinden,
Size sormadan dayatılan yeni kimlik belgeleri için, Nüfus Müdürlüklerinden,
Size sormadan dayatılan, yeni sürücü belgenizi yenilemek için,
Emniyet Müdürlüklerinden randevu alabilmeye…
Çook uğraştınız mı?" demek isteyip sustuğum doğrudur!
Bazı şeyleri bire bir yaşamak gerek!
Yoksa binlerce gerçek yaşam hikayesiyle anlatsan da anlayamazlar!
Kendime de susmak, susabilmek isterdim,
Bana sorduklarındaysa...
Nereden bileyim ben bütün bu zorlukların çilesini ya da alınabilen randevunun
Hangi güne denk geleceğini...
Umurum mu ki bu dünya!
Kurulmuşum tosbağamın şoför koltuğuna,
Şehir şehir ülke ülke kendimle, gezmekteyim!
Ne hastalıklarım var, ne de ülkemin derin devlet stresleri...
Ama siz hala, her şeye boyun eğip,
"Evet!" leyin referandumda ve hala hiçbir şeye "Hayır!" demeyin...
Egolarınızın canı cehenneme!
Ben, bir kere daha, bu dünyaya gelmeyeceğim!
İnadına, her haksızlığı "Hayır!" larım.
Ama yine de hepinize, en derin, saygılarımla,
Değil mi ki Rab'bim böyle dengeylemiş şu yalan dünyanın mizanını,
Terazinin çürük tarafına atmış beni madem,
Sırf diğerlerine denge olayım diye yaratmış beni!
Hiçbir insan evladıyla yok meselem,
Rab'bime sorarım sadece ben!
"Kün fe yekün!" deyince sen oluyordu madem de
Beni neden terazinin çürük kefesine koydun,
Oysa daha portakal ağacında vitamin bile değildim ben!
Bence senin, afili bir canın sıkılmış be Rab'bim…
Bu dünyayı yaratırken de sarhoş muşsun sanırım!
Yoksa kim ister ki, yeniden yaratılan bir Dünya'da,
Onca ego, onca savaş, onca hırsı, onca ihtiras olsun.
Yoksa kim ister ki, yeniden yaratılan bir Dünya'da,
Sebepler, sınavlar, bedeller, sonuçlar, kader olsun.
Tanrım bence sen bizim fakir tarafı hep cezalandırıyorsun!
Sanki tanrıçen seni aldatmış da, o da bizim soydanmış gibi,
Öfkelisin!
Yaratıp, yaratıp, türlü zilliyetleri, türlü çeşit acılarını,
Hep bize gömüyorsun da!
Bir orada dur!
Bak bir yaptığın resme!
"Kün fe yekün!" deyince sen oluyordu madem de
Sordun mu bana kalubelamda, terazinin hangi kefesini seçtiğimi!
Tarafım ne, bu da sana kapak olsun!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder