...Hatıralar...
Şimdi...
Hatıralarını soruyorlar bana
Eşyalarının tamamını alıp almadığını!
Sahi!
Unuttuğun bir şey kalmış mıydı ha çocuk?
Sana göre!
Önemli hiçbir şeyin kalmadı değil mi?
Soruyorlar!
Her şeyini mi almışsın?
Hiçbirini unutmadan!
Ardına bile bakmadan!
Baban gibi...
İç çamaşırlarına kadar,
Öylece her şeyini alıp gitmiş misin?
Sahi, unuttuğun bir şey kalmış mıydı çocuk?
Çocuksu bir hırçınlıkla unutmuş olabileceğin o,
İlk, gelinlikli resmimi?
İlk, varlığını gördüğüm, ultrason resimli, o ilk, anını?
İlk, göbeğinin bağını?
İlk, zıbın takımını, ilk hırkanı?
İlk ve aslında hiç emmediğin yalancı memeni?
İlk biberonunu?
İlk kestiğim tırnağını?
İlk kestiğim saçını?
İlk ateşlenmeni!
O ilk babandan uzaktayken, babanı sayıklamanı?
Kreşteyken, bana, ellerinle yaptığın o ilk makarna kolyeyi?
Ana okulunda yaptığın kalpli anneler günü hediyeni?
Alfabenin ilk harflerine hazırlık, o ilk çizikleri, yuvarlakları?
Benim bile yeniden öğrendiğim, o ilk harflerin seslerini?
İlk boyama kitabının, ilk boyadığın papatyasını?
İlk yaptığın resimleri...
Sayfalarının en sol uç köşesinde hep!
Baban ve o’nun olduğu resimlerini?
“Olsunlar annem, sen demiyo musun ki
Onlar da benim, bir gün bana olacak ailem!”
“Ben… senin çizdiğin resimlerde görürüm geleceğini,
Benden daha çok olsunlar.” demedim mi?
İlk yazdığın kelimeyi, “Anne” yi?
İlk büyük yaralanmanı,
Kolunun kırıldığında,
Koluna sarılan o ilk alçının ilk kesilen bir parçasını?
İlk bitlendiğinde, bitlerin bitmeyince,
İlk saçlarını sıfıra vurduruşumuzu,
Ağlayarak o beline kadar örgülü saçlarını çantama atışımı?
İlk yalanını?
İlk, o zaman anlatmıştım sana yalanı ve daha ilk okuldaydın,
“Yalanın rengi olmaz a ciğerimin çiziği!
Yalan denilen şey, şeffaf ve kaygandır,
O ilk andan itibaren beyazla başlasa veya pembeyle,
Fark etmez!
Yalan, herhangi bir renge bürünebildiyse
Bütün renklere bürünebilir de
Geceden kara’da son bulur.” demiştim sana!
İlk yalanının, itirafını yapmıştın o zaman.
O çocuk!
Seni daha önce üzmüştü evet!
Ama kara yatırıp yüzünü ezmemişti!
Ben, tırnaklarımı gereksiz yere geçirmiştim onun kulağına
Evine kadar öylece götürmüştüm!
Ailesi nasıl özür dileyeceklerini bilememişlerdi.
Çünkü o çocuk!
Meğer beyin özürlüydü!
Korumadım ha seni?
Çocuksu yalanına bile inanıp,
Durduk yere günahına girdim, o beyinsizin!
Soruyorlar!
Hiç mi bir şeyi kalmadı yani?
İlk karnen, ilk dönem ödevin,
İlk performans dersin, ilk başarı belgen, ilk takdirin?
İlk ben geç geldiğimde bana yazdığın mektubun?
İlk “Annem! Sakın unutma….” lı notların?
İlk yanında yoksam anlatamadıklarını yazdıkların?
İlk aşkın?
İlk feda edişin?
İlk dost kazığı yiyişin?
İlk sana ihanet edişim ve günlüğünü okuyuşum?
İlk kez beni asla ve hiç sevmediğini öğrenişim?
İlk beni...
Hayatımıza gelen bütün sorunlardan sorumlu tutuşun?
Sayfalarından nüshalar alışım...
Oysa sen?
Daha bebecikken biliyordun ya a çocuk!
Yalana...
Fazlaca hassasım!!
Ben bir tek harf yalan etmediysem sana/bana/ona!
Edemez dünyama getirdiğim bile olsa bana yalan ha?
“Yok! Kalmadı Hiçbir Şeyi" diyorum.
Unuttuklarını da...
Sonradan hatırlamasın da, üzülme diye de yaktım!
Meğer!
Benden hep nefret edişini mi?
Aslında
Beni hiç mi hiç!
Sevmeyişinin satırlarını, sayfaları mı?
Yakmışım!
Onlar!
Duruyorlar...
Durmalılar...
Yoksa?
Seni ölesiye özlerim...
Yoksa?
Canının sıkkın olduğunu hissettiğim her an
Dibinde biterim!
Yoksa?
Koşup kollarına,
“Sevme beni,
Sadece, nefes vermem sana ama bütün nefesini sal,
Yeter ki solmasın gözlerinin yosunu bir an olsun,
Sana gelen, bana gelsin” derim.
O güzelim güneş ışıltılı saçlarını
İçime çekerim bir ömürlük daha!
Yoksa?
Ayaz gecelerin sabahında
Okuluna giderken bastığın kapının paspasın olurum,
Basıp geçmen bile
"Şükrüm olur, bana ayak tabanınla olsa değdin.” diye...
O kadar alçalacak kadar alçak olurdum ya sana,
O yüzden!
O sayfalar dolusu...
Renkler ve kelimelerin ve nefretlerin...
Duruyorlar...
Durmalılar!
Sahi...
Bunca zaman sonra...
Dün gece sana...
Yine...
"Madem öyle, yine git!" dediğimde...
Bu sefer...
Gözlerimin içini görüp
"Sen bana sarılıp ağlamak mı istiyorsun,
Be deli hatun,
Hangi ana kızına böyle aşıkmış geell" deyip
Bana sıkıca sarılmış olman?
Yalan değildi dimi?
Çünkü bu sefer çok inanasım var be evlat!
Bir tek gerçek sarılmaya ve...
Hiç değilse sana!
Yoksa bütün vücut dillerini ezber ettim kitaplardan
Bütün yazı karakterlerini ve renklerini içime çektim.
Ulan ben kaç kere ölüp dirildim hepinize!
Hani yorgunum artık.
Es kaza da sana bile diril/e/mem!
Söyle evlat!
Bunca iğrenç yalan içinde
Sen bari gerçek misin?
Bu sefer...
Gitme-ye-cek-mi-sin?
Cemre.Y.
Şimdi...
Hatıralarını soruyorlar bana
Eşyalarının tamamını alıp almadığını!
Sahi!
Unuttuğun bir şey kalmış mıydı ha çocuk?
Sana göre!
Önemli hiçbir şeyin kalmadı değil mi?
Soruyorlar!
Her şeyini mi almışsın?
Hiçbirini unutmadan!
Ardına bile bakmadan!
Baban gibi...
İç çamaşırlarına kadar,
Öylece her şeyini alıp gitmiş misin?
Sahi, unuttuğun bir şey kalmış mıydı çocuk?
Çocuksu bir hırçınlıkla unutmuş olabileceğin o,
İlk, gelinlikli resmimi?
İlk, varlığını gördüğüm, ultrason resimli, o ilk, anını?
İlk, göbeğinin bağını?
İlk, zıbın takımını, ilk hırkanı?
İlk ve aslında hiç emmediğin yalancı memeni?
İlk biberonunu?
İlk kestiğim tırnağını?
İlk kestiğim saçını?
İlk ateşlenmeni!
O ilk babandan uzaktayken, babanı sayıklamanı?
Kreşteyken, bana, ellerinle yaptığın o ilk makarna kolyeyi?
Ana okulunda yaptığın kalpli anneler günü hediyeni?
Alfabenin ilk harflerine hazırlık, o ilk çizikleri, yuvarlakları?
Benim bile yeniden öğrendiğim, o ilk harflerin seslerini?
İlk boyama kitabının, ilk boyadığın papatyasını?
İlk yaptığın resimleri...
Sayfalarının en sol uç köşesinde hep!
Baban ve o’nun olduğu resimlerini?
“Olsunlar annem, sen demiyo musun ki
Onlar da benim, bir gün bana olacak ailem!”
“Ben… senin çizdiğin resimlerde görürüm geleceğini,
Benden daha çok olsunlar.” demedim mi?
İlk yazdığın kelimeyi, “Anne” yi?
İlk büyük yaralanmanı,
Kolunun kırıldığında,
Koluna sarılan o ilk alçının ilk kesilen bir parçasını?
İlk bitlendiğinde, bitlerin bitmeyince,
İlk saçlarını sıfıra vurduruşumuzu,
Ağlayarak o beline kadar örgülü saçlarını çantama atışımı?
İlk yalanını?
İlk, o zaman anlatmıştım sana yalanı ve daha ilk okuldaydın,
“Yalanın rengi olmaz a ciğerimin çiziği!
Yalan denilen şey, şeffaf ve kaygandır,
O ilk andan itibaren beyazla başlasa veya pembeyle,
Fark etmez!
Yalan, herhangi bir renge bürünebildiyse
Bütün renklere bürünebilir de
Geceden kara’da son bulur.” demiştim sana!
İlk yalanının, itirafını yapmıştın o zaman.
O çocuk!
Seni daha önce üzmüştü evet!
Ama kara yatırıp yüzünü ezmemişti!
Ben, tırnaklarımı gereksiz yere geçirmiştim onun kulağına
Evine kadar öylece götürmüştüm!
Ailesi nasıl özür dileyeceklerini bilememişlerdi.
Çünkü o çocuk!
Meğer beyin özürlüydü!
Korumadım ha seni?
Çocuksu yalanına bile inanıp,
Durduk yere günahına girdim, o beyinsizin!
Soruyorlar!
Hiç mi bir şeyi kalmadı yani?
İlk karnen, ilk dönem ödevin,
İlk performans dersin, ilk başarı belgen, ilk takdirin?
İlk ben geç geldiğimde bana yazdığın mektubun?
İlk “Annem! Sakın unutma….” lı notların?
İlk yanında yoksam anlatamadıklarını yazdıkların?
İlk aşkın?
İlk feda edişin?
İlk dost kazığı yiyişin?
İlk sana ihanet edişim ve günlüğünü okuyuşum?
İlk kez beni asla ve hiç sevmediğini öğrenişim?
İlk beni...
Hayatımıza gelen bütün sorunlardan sorumlu tutuşun?
Sayfalarından nüshalar alışım...
Oysa sen?
Daha bebecikken biliyordun ya a çocuk!
Yalana...
Fazlaca hassasım!!
Ben bir tek harf yalan etmediysem sana/bana/ona!
Edemez dünyama getirdiğim bile olsa bana yalan ha?
“Yok! Kalmadı Hiçbir Şeyi" diyorum.
Unuttuklarını da...
Sonradan hatırlamasın da, üzülme diye de yaktım!
Meğer!
Benden hep nefret edişini mi?
Aslında
Beni hiç mi hiç!
Sevmeyişinin satırlarını, sayfaları mı?
Yakmışım!
Onlar!
Duruyorlar...
Durmalılar...
Yoksa?
Seni ölesiye özlerim...
Yoksa?
Canının sıkkın olduğunu hissettiğim her an
Dibinde biterim!
Yoksa?
Koşup kollarına,
“Sevme beni,
Sadece, nefes vermem sana ama bütün nefesini sal,
Yeter ki solmasın gözlerinin yosunu bir an olsun,
Sana gelen, bana gelsin” derim.
O güzelim güneş ışıltılı saçlarını
İçime çekerim bir ömürlük daha!
Yoksa?
Ayaz gecelerin sabahında
Okuluna giderken bastığın kapının paspasın olurum,
Basıp geçmen bile
"Şükrüm olur, bana ayak tabanınla olsa değdin.” diye...
O kadar alçalacak kadar alçak olurdum ya sana,
O yüzden!
O sayfalar dolusu...
Renkler ve kelimelerin ve nefretlerin...
Duruyorlar...
Durmalılar!
Sahi...
Bunca zaman sonra...
Dün gece sana...
Yine...
"Madem öyle, yine git!" dediğimde...
Bu sefer...
Gözlerimin içini görüp
"Sen bana sarılıp ağlamak mı istiyorsun,
Be deli hatun,
Hangi ana kızına böyle aşıkmış geell" deyip
Bana sıkıca sarılmış olman?
Yalan değildi dimi?
Çünkü bu sefer çok inanasım var be evlat!
Bir tek gerçek sarılmaya ve...
Hiç değilse sana!
Yoksa bütün vücut dillerini ezber ettim kitaplardan
Bütün yazı karakterlerini ve renklerini içime çektim.
Ulan ben kaç kere ölüp dirildim hepinize!
Hani yorgunum artık.
Es kaza da sana bile diril/e/mem!
Söyle evlat!
Bunca iğrenç yalan içinde
Sen bari gerçek misin?
Bu sefer...
Gitme-ye-cek-mi-sin?
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder