6 Aralık 2018 Perşembe

Zaten Hayat, Asıl Sana Güzel

...Zaten Hayat, Asıl Sana Güzel...
Ben altı yaşımdan beridir,
"Zaten hayat, asıl sana güzel." diyenlere,
Hep gülümsüyorum.
Anacığımın bahçesinde ektiği kıvırcıkları,
Pazarlarda satarak para kazanmaya başladık ilk!
Mis gibi çimene benzer bir kokusu vardı onların,
Uzunca yıllardır öyle kokmuyorlar.
Kahvaltısız gidermişiz belli ki Pazar yerlerine!
Akşam olunca erkek işi demeden,
Bütün gün o çimento torbalarını sırtında taşıyıp,
Baba'ya künk yapması için getirip duran anam değilmiş gibi...
Baba, kendine pirzola kızarttırıp,
Yumuşak sedire oturup yemeğini tek başına yerken,
Anamı bizimle beraber yer sofrasına yollardı.
Biz iki kardeş ve anam çala kaşık çorbaya ve ekmeğe dalardık.
Şükrederdik üstelik,
Hiç değilse anamın bahçesine ektiği domatesle taze soğan da var diye.
Baba, bütün varlığını kumar masasına serip de,
Artık kendine pirzola alamayınca!
Trakya'dan köye taşındıkdı,
Köyün çobanlığını yapacaktı baba güya.
Kahvehanesine dadanmaktan çobanlık da bize kaldı.
Her sabah annemle ben koyun kokularıyla,
Çimen kokularıyla dolanırken,
Her akşam tezek kokularıyla karışır evimize dönerdik.
Köyde birinin çocuğu ölse,
İçimiz acıya acıya,
Bir yandan da sevinirdik yeni elbiselerimiz olacak diye.
Köyde biri mezarlığa gidip,
Ölen yakınına dua edince biz de dua ederdik kardeşimle.
Nedendir bilinmez,
Hep bozuk paralar koyarlardı o mezarların baş uçlarına.
Ömrümüzdeki ilk harçlıklarımız onlar olmuştu hiç unutmam!
Gece yaklaşınca kardeşimle gider hepsini toplar,
Bire bir paylaşırdık kendilerimizce.
Annemize söylemezdik bu yaptığımızı,
Ölüler bizi affetsindi, yeterdi.
Ertesi gün gittiğimiz mahalle bakkalı,
Acı acı tebessüm ederdi de biz anlamazdık.
Sonra baba bu sefer büyük kaybetti!
İlçeye gitti yine kaybetti, zaten o hep kaybederdi.
Rahmetli anama sulanan,
Kahvehane arkadaşları da hiç utanmadan,
Arsız arsız anlatıp dururlardı o gece,
Baba'nın masaya, bizim boğazımızdan geçemeyen,
Bizim üstlerimize giyilemeyen nice haklarımızı üttüklerini.
Biz bu hayatta bir kere zengin olduk anam bacım!
O da anamın, baba' nın bizi kumar masasında feda ederken,
İstanbul'da bizden gizlediği onca arsası ve arazisi de olduğunu,
Öne karısını, çocuklarını sürüp,
Kabul görmeyince onları da kaybettiği gün!
Rahmetli anam,
İstanbul'daki akrabalarına haber salıp,
Kapıcılık bari bulsunlar demişti.
Bulmuşlardı da nihayetinde ama!
Bu iş de nihayetinde erkek işiydi,
Üstelik çocuk falan da istemiyorlardı yani.
Zar zor ikna etmişti anam,
Sadece kapıcı senmişin gibi görün,
Yoksa kumar borcun birikir yani diye diye!
Bu arada üçüncümüz de,
Gözlerimin önünde doğmuştu ya hani!
Bir tek o küçük diye,
Onu kabul ettiler vicdan sahibi apartman sakinleri,
Ama hiç ağlamaması koşuluyla!
Beni amcamlara,
Halı dokumaya bıraktılar onların o vakit olduğu köye,
Bir küçüğümüyse dedemlere bıraktılar çoban diye.
Sonra sonra annem,
Evlerine de temizliğe gider oldu daire sakinlerinin!
Yıllar geçti gitti, koptuk bitti,
Ama hala,
"Manevi annem" diye hitap ettiğim o ailenin kızı var ya!
Her seferinde görürmüş meğer,
Anamın gözyaşlarının camın kirine karışıp,
Evin salonuna karışıp her yeri parıl parıl ederken,
Nasıl olup da içi can kırıkları taşmış birinin,
Bunca yüzü gülümser diye merak edip soruvermiş!
Rahmetli anacım, tutmuş manevi annemin ellerinden,
"Anam, bacım, n'olur kimselere deme,
Ama benim iki evladım daha var,
Beni buraya kabul etmezler diye sakladımdı sizden,
Hem köydeler onlar, size bir zararı dokunmaz yani,
Elbette her gün yeniden doğuyor,
Hayata yeniden gülümsüyorum emme,
Ah şu gecelerin hasretliği yok mu!
Herif desen gene bulmuş müdavimlik." deyiverince,
Sayesinde yönetici toplantısı yapılmış!
Biz bu hayatta bir kere zengin olduk anam bacım!
O da, Dağ apartımanın,
İki kat bodrum katına ilk geldiğimiz gündü.
Sonra sonra epeyce yanılsamalar yaşadık elbette ama!
Hiçbiri,
O gün anamızın koynunda yattığımız gün kadar,
Zengin hissettiremedi bizi.
Zaten sonrası büyüdük mecburen!
Unutmak istedik, çok şeyi unutmak!
Hiç yaşanmamış umarak hatırlamamak!
Ömür dediğin şey çoğu zaman an'lardan ibaretti.
Ama bizim acı an'arımız bütün ömürden caymaya yeterdi.
Ne vakit geçmişimi,
"Geçmiş!" diye unutup,
Yaşımdan bari yaşamaya meyletsem!
Balık yağı sunuyorlar önüme,
Ya da B bilmem kaç vitamini!
Ulan!
Nesini anlamıyorsunuz,
Cehennem tasvirlerinden nasıl geçeyim yine?
Neresinden neyimi hatırlamaya kalksam,
İçim dağılıyor kırgınlıklardan!
Ama ömür bu!
Yaşanan hayatın,
Bütün iklimi bu seçemiyorsun tabi silmek istediklerinden,
Silmek istemediklerini!
Yani hayat bana hep araf ötesi.
Ben altı yaşımdan beridir,
"Zaten hayat, asıl sana güzel." diyenlere hep gülümsüyorum.
Oysa hayatım çoğu zaman,
Dante'nin, Cehennem Tasviri gibiydi...
Varsınlar beni hatırlamak istemediklerimi,
Kafama çaka çaka hatırlattırarak ömrümü törpülesinler,
Yine içimden geldiğince gülümserim ki!
Zira onlar ömrümün sadece kalan bakiyesiydi.
"Yaşayacaklarım, yaşadıklarımı aklamayacaksa,
Madem unutmaya müsaade etmiyorlar,
Aynısılarını yaşatma ey Allah'ım" demiş miyim ben ona, demişim!
Yani her Perşembe sela okutmakla olmuyor o işler azizim!
Neyimi yoluna koydun,
Neyime kulp bulduramadın, neyime fesatlandırmadın?
Daha ben altı yaşımdaydım,
Senin alimlerinin bile,
Meyl etmeye dokuzu bekleyen yaşımdan üç sene önce!
Üstelik ben, on üçümde ilk kez regl oldum!
Hangi kitabınızda yazıyordum ki dört kitab-ı kelam'ım,
Ömrünün ömrüne cehennemi yaşattınız da,
Ben hiç ısınamadım?
Evet.
Hatırlıyorum, "Zaten hayat, asıl sana güzel." di cümleriniz,
Buyrun siz de birer birer hatırlayınız!
Artık kime ne kadar Allah'sanız!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...