9 Haziran 2017 Cuma

Oysa


...Oysa...
Oysa…
Daha söylenecek harflerim vardı sana…
Sen uyurken yazılmışlardı.
Suya söyler gibi…
Bir ninni fısıltısıyla saçlarını okşarken ben,
Yanaklarından,
Sakallarına süzülürken parmak uçlarım,
Dudaklarının kıvrımlarına
Bir minicik kelebek busesiyle konacak
Harflerim vardı
Gülümsemelerinin tam ortasına…
Kim bilir kaç gecenin bir yarısı,
Herhangi bir dakikası,
İki damlacık gözyaşıyla süzüldüler
Sol göğsünün üzerine…
O, iki damla berrak, tuzlu su.
Sen sandın ki, bütün cümlelerimi duydun!
Gittikçe kısılan sesimdeki
Hecelerimi, kelimelerimi,
Sessiz birer ağıt olmuş dileklerimi…
Harflerimi…
Sen sandın ki hepsini çoktan duydun!
Ben…
Sen öylece,
Masum bir bebek kımıltısızlığında uyurken,
Kendime kıydım da!
Sana kıyamadım be güzelim…
Olur da duyarsın fısıltımı, harflerimi de,
Dudaklarını gülümseten,
Görmekte olduğun,
O tatlı rüya bozulur diye
Sustum!
Oysa…
Daha söylenecek harflerim vardı sana,
Kaç kez bitip yeniden,
Hiç bitmemiş gibi,
Hiç zahmetsiz seni,
Yeniden yine…
Seni hayatıma kabul edişim hep bu yüzden.
Belki artık söyleyebilirdim şu harfleri sana…
Ruhum bembeyaz tüllerle,
Yemyeşil kırlarda
Uçuşmanın hayalindeyken.
Mademki
“Aşk” idi asıl masal,
Varsın hayallerim gerçek olmasındı
Ne çıkar!
Vazgeçtim…
Hem de kaç kere,
Bütün hayallerimden bir bilsen!
Belki sen…
Artık, başka hiçbir şey düşünmek…
Zorunda olmadığını anlayabilirdin,
Belki sen…
Senden razı olduklarımla bir ömür benim…
Sadece benim…
Kalabilirdin.
Oysa!
Sana diyecektim ki, bir ninni fısıltısıyla…
“Beni böyle sev, seveceksen!”
“Seni en güzel,
Ben sevdim be sevdiceğim!” diyecektim.
Diyemedim…
Bozulmasındı
O, hayatın boyu sürecek uykun.
Ve sen öylece gittin.
Ve
Sana dair bütün söylenemeyen harflerim,
Sonsuzluğun yıldızlarına asılı kaldı…
Uyuyamadığım bütün rüyalar gibi.
Cemre.Y.

Kırmızı Paltolu Küçük Bir Kız Çocuğu

...Kırmızı Paltolu Küçük Bir Kız Çocuğu...
Tam da özleyecektim seni
Hiç yoktan sızlayacaktı burnumun direği
Öylece kalakaldım.
Ne kalmıştı ki kırmızı gecelerden geriye!
Özleyecek kadar ne yaşatmıştın ki bana?
Gözlerin mi?
Ellerin mi?
Teninin kokusu mu?
Onları sensiz yağan ilk yağmurla yıkamıştın zaten!
En sona kelimelerin kalmıştı,
Onları da köprü üstündeki dilenciyi azarlar gibi,
Harf harf savurmuştun rüzgara.
Seni özleyecek…
Hiçbir şey bulamadım!
Şimdi ya hayallerinin hepsi birden
Elinden alınmış küçük bir çocuk gibi
Yalnızlığı yırtarak ağlayacaktım.
Ya da üstümde ne varsa öylece sokağa çıkacaktım.
Kulağımda hüzzam bir şarkının nağmeleri
En yakın parka atıverdim kendimi.
Ev hanımları,
Evlerinden ve çocuklarından habersiz çimenliğe oturmuş,
Hem çekirdek çitliyorlar
Hem bütün mahallenin dedikodusunu yapıyorlardı.
Çocuklar,
Benim çocukluğumda olduğu gibi
Hala salıncak sıralarını bekliyorlardı.
Kış ortasında, nereden düştülerse birkaç arı,
Sarı bir kasımpatıdan öpücük çalıyorlardı.
Birkaç serçe,
Az önceki çocuğun elindeki simitten düşmüş
Susam kırıntılarını didikliyorlardı.
Sadece, kırmızı paltolu küçük bir kız çocuğu,
Arkasına baka baka koşuyor,
Ardındaki çocuk onu yakalamaya çalışıyor,
Ayağı takılınca çocuğun,
Öndeki kırmızı paltolu kız yavaşlıyor,
Sonra yine koşmaya devam ediyordu yakalanmak istercesine.
Bir ara bana baktı gülümseyerek!
Kırmızı paltolu kız çocuğuyla,
Göz göze geldiğim an, zaman durdu.
Gözleri, huzurlu bir okyanus kadar maviydi.
Işıl ışıl güneşli yıldızlar saçıyordu gözlerinin bebekleri!
Zaman beynimde ve kalbimde çoktan donmuştu.
Buydu işte sırrı, aşkın evreninin!
Beş yaşındaki bir kız çocuğu bile bunu biliyordu!
Evde bir şeyimi unutmuş gibi
Anında arkamı dönüp koşarak çıktım parktan.
Fırının önünde durdum.
Sıcacık bir ekmek aldım.
Sanki annem beni bekliyormuşçasına
Çocukluğumdaki gibi hızlı adımlarla
Ekmeğin ucundan yiye yiye evime daldım.
Kimsem yoktu!
Hiç kimsem!
Ama mavi vardı...
Ve önümde sonunu bilmediğim
Upuzun bir yol...
Benim yolum. (My Way)
P.S.; Anahtar, paspasın altına!
Cemre.Y.

Ana’m

...Ana’m...
Nicedir,
Saat sensizliğime üç otuzu çalamasın diye,
Erkencikten uyuyorum.
Nicedir,
Senli sanrılara dualar savurmuyorum.
Seni bana yar saymadı diye
Tanrıya isyan da etmiyorum.
Nicedir,
Kimseleri yerine saymıyorum.
Nicedir,
Kimseleri sevmiyorum yerine.
“Unut onu” demişlerdi ya,
“Vallahi unuttum bak!”
Nicedir,
Senli hayaller kurmuyorum.
Sen başkasına yar gideli,
Ben bile sayamadım kaç çeyrek asır oldu.
Nicedir,
Gözüm yaşının tuzunun,
Yanaklarımı çok yaktığını bilmiyorum.
Vallahi bak!
Daha yeni yakmadı, tenimin tuzu, yine bedenimi.
Nicedir,
Eminim ki seni unuttum.
Nicedir,
Gecenin yine üç otuzunda,
Senli rüyalardan uyanmıyorum.
Nicedir,
Sen beni, muhabbetle sarmıyorsun kollarına.
Öpemediğin kadar,
Öpmediğin kadar,
Öpmüyorsun yanaklarımı vallahi bak!
Nicedir,
Özlemiyorum seni.
Yüzyıllık ömrümüzde unuttum sandığın gibi,
Unutttum seni, yeminle bak!
Nicedir,
Anmıyorum adını!
Nicedir,
Düğünlerde köçekler gibi göbek atıyorum.
Nicedir,
Cenazelerde benimmiş gibi gözyaşı bağlıyorum.
Sen hala, benden başka herkese varmışsın gibi.
Nicedir,
Sevmiyorum seni.
Eminim bundan, unuttum yine seni.
Zalımın kızıyım ne de olsa!
Beni doğurduğun ilk gün gibi, vallahi bak!
Unuttum seni.
Ölüsü üstüne gözyaşım akıttığım sevdalarımı,
Rüyalarımda görememin sebebini bulduğum gibi.
Bir de sana ağıtlar yakmadım diye,
Gözüm yaşın üstüne değdirmedim diye,
Kınayanlar gibi.
Rüyasız kalanların gibi
Unuttum seni.
Senliliğime şımarmıyorum,
Hemen her gece senli rüyalar gördüğüm için.
Vallahi bak!
U-nut-tum seni.
Benden başka kime ne fark eder!
Anam adın Hatice’yse
Ne fark eder!
Kızımın adı Eylül ise...
Senden başka kimimin adı,
Her neyse!
Ne de olsa zalımın kızıyım
Ha anam!
Anam!
He anam?
Cemre.Y.

İftiranın Dil Yarası

...İftiranın Dil Yarası...
Oysa hiç iz bırakmıyordum geçmişime dair,
İlle de her sabah aynadaki aksime bakıp,
Yeni hayatıma her sabah gülümsüyordum inadına.
Artık bu hayatın, gelmişine, geçmişine, hiç gelemeyenine…
Buruk bir tebessüm ile gülümseye gülümseye!
Sonra da hayat…
Bana oynamaktan hiç de sıkılmadığı o kalleş oyunlarından,
Savaşmaktan artık yorulduğumda…
Bütün dünyanın, bütün kirli dilleri,
Ellerinde rengarek birer yeni pamuk şekerleriyle,
Ellerinde kıpkırmızı birer sade elma şekerleriyle…
Tertemiz sineme el sürmek isterlerken.
Herkesten, her şeyden kaçıp, gözlerimi kendime bile kaçırıp!
Kalbimin odalarında, kanyuvar damarlarımda gizlenirken….
Hiçbir iz bırakmıyordum oysa!
Çikolata iyi gelir diye ezberletmişler birilerime ama
Zaten ben, şekerli şeyler pek sevmezdim.
Hiçbiri de, zaten, sadece bunu bilmezlerdi.
Yine de, hiç dokunamasalar da bana,
Bütün lekeleri dillerindeydi.
Ve iftiranın dil yarası,
Bütün yaralarından daha lekeliydi.
Hiç kimse ardındaki yalanı.
Asla göremezdi, görmeye gerekmezdi.
Her şey böylece en ilkinden biterdi.
Heee! Kaybedecek hiçbir şeyi olmayınca,
Artık ölümden bile korkmuyor, insan olan.
Buyrunuz! Yine kapattım gözlerimi,
Kendimden daha da içeri.
Yüreğimin kanyuvarlarından
Sızmadan da çıkabildim yine dışarı.
Hep dediğim gibi.
"Alnım apak, başım dimdik!"
Buyrunuz kirletiniz!
Tertemiz sırtımdan hançerleyiniz beni.
Korkmayınız!
Yeterince öldürebilirsiniz,
Başarabilseydiniz!
Kalbim...
Size, hepinize, yeterince dağılır öylece.
En çok şiirlerim susar.
En çok, çokça zaman sonra fark ederler
Sana failsizliğimin meçhuliyetsizliğini.
Sonra cümlenizin ilk harflerini
Affedip, yine yürekten gülümserim hayata!
Gülümsemelerim, artıklarınızla, sizi kanatır,
Yine de ben üzülürüm.
Ey hayatına yosun tuttuğum insanlar!
Yeter artık bencilliğiniz!
Yeteerr!
Gerçekten varsanız geliniz.
Anahtar…
Paspasın altında hala!
Biriniz bari yüreğe taşıyabilirseniz!
Cemre.Y.

Asın Beni

...Asın Beni...
Şimdi faşistliğimin yanına
Durduk yere komünist de edecekler ya beni
Ben sevdiğim şarkılardan
Ben ona yazdığım mısralardan
Hiç mi hiç vazgeçemedim ki be aga!
Vursunlar beni de madem.
Onu da böylece…
Kitapsız, imansız, hilafsız, sevdim diye vursunlar.
Recm edilmeyeyse özel bir kinim var...........
Noktalar boyunca küfür bütün karşı cinslerime!
Vallaha daha önce öldürürüm ki ben kendimi
Oysa buyursunlar
İsterlerse meydanlarda sallandırsınlar
Sadece
Bu hayatta bir tek ağacım varsa ona sorarım
"Dar olan köşesi neresiydi?" diye
"Sahi neden hep adamlar asılır da
Kadınlar hep taşlanır.
O kadar da mı özelsiniz siz hepiniz!
Oysa ben sadece birinize özel
Meydanlarda ilmek ilmek sallanırdım." der
Sonra susar sallarım boynumu,
Sen yutkunamayan ilmeğinden.
Kitabım sen.
İmanım sen.
Kitapsızlığım sen.
İmansızlığım sen.
Bana her "Allah" diyene
Soracak bir altı yaşım var nasıl olsa?
Günahı bırak, cennetim garantiydi kitaplarınızda.
Neredeydi sahi o?
Ben cehennemimi tanıyorum,
Her birinizin artık bana bakamayan gözlerinizden.
Ben korudum
Henüz altı yaşımda cehennemimden kendimi!
Asın beni!
Varsa cennet
Artık yarime gideyim!
Sahi dostum,
Sana "Ömrüne helal et dediğim
O hak da, tam da böyle bir şeydi"
"Böylece helal ettim işte, yaşıyor işte hala
Hala nefes alıyor katarakt olmuş gözleri.
Eminim artık seçemiyor yaşımın rengini.
Bana her baktığında belli ki
Gözleri anı göremiyorsa da,
Geleceğine çırpınan bir bebe çığlığı rengi gözleri
Puslu dumanlar sarmış şimdisini
Ki kan ağlıyor her beni gördüğünde
Oysa zaman geçmedi bana hiç
Bütün cehennem ateşleri
Yanıyordu gözlerinin şavkında da ben yanmadım.
Yenilmedim daha o yaşımda.
Şimdi kırk yaşımda…
Şimdi faşistliğimin yanına
Durduk yere komünist de edecekler ya beni
Asın beni!
Cemre.Y.

8 Haziran 2017 Perşembe

Turuncu

...Turuncu...
Oysa yer gök turuncuydu ben sana ilk aydığımda
Zamanın seher vakti ile
Tan yeri yenice dans ediyorlardı daha
Gün batımına saniyeler,
Ecele daha saatler,
Hayata ise asırlar vardı daha!
Ve ben bir kaseti başa sarıp sarıp
Dinliyordum sabahlara kadar.
Geceyi ve günü çoktan aşırmıştım güya hayatımda.
Oysa turuncu deyince aklıma sadece,
İlk gençlik çağımdaki,
Turuncu beyaz puantiyeli
Geniş yakası dik, asi bir genç kız gelirdi aklıma.
Ve bir de,
İlk nihayetli odamın, ilk yatak örtüsü...
Ne kadar da cennetimdiler.
Bölüşülemiyordu hasımlarımca.
Ben, daha yeni büyüyordum oysa,
Çocuksu sevinçler uçuşurken ruhumda!
Elimden almaya çalıştıklarında
Akreplerim bütün renklerimi,
Rengimden vazgeçmiştim.
Hiç sevmemiş
Hiç de sevilmemiştim.
Oysa, yer gök, turuncuydu ben sana ilk aydığımda.
Ecele daha saatler,
Hayata ise asırlar vardı daha!
Sonra gün durdu.
Sonra gece durdu.
Sonra kaçırır oldum şafakları.
Sonra kaçırır oldum guruba doğru gayb olmaları.
Öyle ya gün, güneşle doğar ve öylece batardı.
Varlığıma, gereksinmeksizin olurdu
Hem de bütün bu olanlar!
Sonra gözlerini gördüm yeniden
Gün turuncuydu saatsiz!
Gün turuncuydu saniyesiz!
Ve neyse ki ansız, zamansız...
Turuncu sırlarımı hatırladım yeniden.
Affettim hepsini teker teker...
Gözlerimin dibine bakarak
"Sahi sen nasılsın?" diyen ikinci rengimsin sen.
"Seviyorum seni,
Yaşıyorum çok şükür der gibi." demiş ya şair
Öyle işte...
Ben senin hayatına dokunmamış olsam
Sen benim rengimi hatırlatmasan
Hiç yoktan
Bi renk olmadık yere yanlış anlaşılacaktı
................................................................
Öylesin işte...
Öylecesin.
Ve teşekkür ederim sana
Beni, bana…
Çoktan küs olduğum rengimle
Yeniden barıştırdığın için.
Bakışın için...
Cemre.Y.

Hatıralar

...Hatıralar...
Şimdi...
Hatıralarını soruyorlar bana
Eşyalarının tamamını alıp almadığını!
Sahi!
Unuttuğun bir şey kalmış mıydı ha çocuk?
Sana göre!
Önemli hiçbir şeyin kalmadı değil mi?
Soruyorlar!
Her şeyini mi almışsın?
Hiçbirini unutmadan!
Ardına bile bakmadan!
Baban gibi...
İç çamaşırlarına kadar,
Öylece her şeyini alıp gitmiş misin?
Sahi, unuttuğun bir şey kalmış mıydı çocuk?
Çocuksu bir hırçınlıkla unutmuş olabileceğin o,
İlk, gelinlikli resmimi?
İlk, varlığını gördüğüm, ultrason resimli, o ilk, anını?
İlk, göbeğinin bağını?
İlk, zıbın takımını, ilk hırkanı?
İlk ve aslında hiç emmediğin yalancı memeni?
İlk biberonunu?
İlk kestiğim tırnağını?
İlk kestiğim saçını?
İlk ateşlenmeni!
O ilk babandan uzaktayken, babanı sayıklamanı?
Kreşteyken, bana, ellerinle yaptığın o ilk makarna kolyeyi?
Ana okulunda yaptığın kalpli anneler günü hediyeni?
Alfabenin ilk harflerine hazırlık, o ilk çizikleri, yuvarlakları?
Benim bile yeniden öğrendiğim, o ilk harflerin seslerini?
İlk boyama kitabının, ilk boyadığın papatyasını?
İlk yaptığın resimleri...
Sayfalarının en sol uç köşesinde hep!
Baban ve o’nun olduğu resimlerini?
“Olsunlar annem, sen demiyo musun ki
Onlar da benim, bir gün bana olacak ailem!”
“Ben… senin çizdiğin resimlerde görürüm geleceğini,
Benden daha çok olsunlar.” demedim mi?
İlk yazdığın kelimeyi, “Anne” yi?
İlk büyük yaralanmanı,
Kolunun kırıldığında,
Koluna sarılan o ilk alçının ilk kesilen bir parçasını?
İlk bitlendiğinde, bitlerin bitmeyince,
İlk saçlarını sıfıra vurduruşumuzu,
Ağlayarak o beline kadar örgülü saçlarını çantama atışımı?
İlk yalanını?
İlk, o zaman anlatmıştım sana yalanı ve daha ilk okuldaydın,
“Yalanın rengi olmaz a ciğerimin çiziği!
Yalan denilen şey, şeffaf ve kaygandır,
O ilk andan itibaren beyazla başlasa veya pembeyle,
Fark etmez!
Yalan, herhangi bir renge bürünebildiyse
Bütün renklere bürünebilir de
Geceden kara’da son bulur.” demiştim sana!
İlk yalanının, itirafını yapmıştın o zaman.
O çocuk!
Seni daha önce üzmüştü evet!
Ama kara yatırıp yüzünü ezmemişti!
Ben, tırnaklarımı gereksiz yere geçirmiştim onun kulağına
Evine kadar öylece götürmüştüm!
Ailesi nasıl özür dileyeceklerini bilememişlerdi.
Çünkü o çocuk!
Meğer beyin özürlüydü!
Korumadım ha seni?
Çocuksu yalanına bile inanıp,
Durduk yere günahına girdim, o beyinsizin!
Soruyorlar!
Hiç mi bir şeyi kalmadı yani?
İlk karnen, ilk dönem ödevin,
İlk performans dersin, ilk başarı belgen, ilk takdirin?
İlk ben geç geldiğimde bana yazdığın mektubun?
İlk “Annem! Sakın unutma….” lı notların?
İlk yanında yoksam anlatamadıklarını yazdıkların?
İlk aşkın?
İlk feda edişin?
İlk dost kazığı yiyişin?
İlk sana ihanet edişim ve günlüğünü okuyuşum?
İlk kez beni asla ve hiç sevmediğini öğrenişim?
İlk beni...
Hayatımıza gelen bütün sorunlardan sorumlu tutuşun?
Sayfalarından nüshalar alışım...
Oysa sen?
Daha bebecikken biliyordun ya a çocuk!
Yalana...
Fazlaca hassasım!!
Ben bir tek harf yalan etmediysem sana/bana/ona!
Edemez dünyama getirdiğim bile olsa bana yalan ha?
“Yok! Kalmadı Hiçbir Şeyi" diyorum.
Unuttuklarını da...
Sonradan hatırlamasın da, üzülme diye de yaktım!
Meğer!
Benden hep nefret edişini mi?
Aslında
Beni hiç mi hiç!
Sevmeyişinin satırlarını, sayfaları mı?
Yakmışım!
Onlar!
Duruyorlar...
Durmalılar...
Yoksa?
Seni ölesiye özlerim...
Yoksa?
Canının sıkkın olduğunu hissettiğim her an
Dibinde biterim!
Yoksa?
Koşup kollarına,
“Sevme beni,
Sadece, nefes vermem sana ama bütün nefesini sal,
Yeter ki solmasın gözlerinin yosunu bir an olsun,
Sana gelen, bana gelsin” derim.
O güzelim güneş ışıltılı saçlarını
İçime çekerim bir ömürlük daha!
Yoksa?
Ayaz gecelerin sabahında
Okuluna giderken bastığın kapının paspasın olurum,
Basıp geçmen bile
"Şükrüm olur, bana ayak tabanınla olsa değdin.” diye...
O kadar alçalacak kadar alçak olurdum ya sana,
O yüzden!
O sayfalar dolusu...
Renkler ve kelimelerin ve nefretlerin...
Duruyorlar...
Durmalılar!
Sahi...
Bunca zaman sonra...
Dün gece sana...
Yine...
"Madem öyle, yine git!" dediğimde...
Bu sefer...
Gözlerimin içini görüp
"Sen bana sarılıp ağlamak mı istiyorsun,
Be deli hatun,
Hangi ana kızına böyle aşıkmış geell" deyip
Bana sıkıca sarılmış olman?
Yalan değildi dimi?
Çünkü bu sefer çok inanasım var be evlat!
Bir tek gerçek sarılmaya ve...
Hiç değilse sana!
Yoksa bütün vücut dillerini ezber ettim kitaplardan
Bütün yazı karakterlerini ve renklerini içime çektim.
Ulan ben kaç kere ölüp dirildim hepinize!
Hani yorgunum artık.
Es kaza da sana bile diril/e/mem!
Söyle evlat!
Bunca iğrenç yalan içinde
Sen bari gerçek misin?
Bu sefer...
Gitme-ye-cek-mi-sin?
Cemre.Y.

Tacizci Tecavüzcü Beyinler!..."I beg you to please! Don't touch me! ..."

...Tacizci Tecavüzcü Beyinler!...
Sessizliğin derin dehlizlerinde çırpınırken,
Bütün harfler, heceler, kelimeler, cümleler,
An be an, boğazımda yutkunamadığım
Yumrular oluştururken,
Benim çocukluğum,
Annemin çocukluğu,
Teyzelerimin çocukluğu,
Kızımın çocukluğu,
Akrabalarımdan bazılarının,
Arkadaşlarımdan bazılarının,
Sevdiklerimden bazılarının çocukluğu...
Bütün tacizci tecavüz beyinleri körebe yaptık.
Herkes, çok çook çoook konuşurken...
Yerlerimizi, hepimize tek tek söyleyerek saklandık.
Kavlimiz belliydi, avaz avaz çığlıklarla
“Çıt!” çıkartmayacaktık.
Bütün çocukluklarımızı bir yerde toplayıp,
Televizyonlar, gazeteler, internet,
Cıngar cıngar cinayet beyinlere dönüşürken,
Küçücük çocukluklarımız,
Susarak körebelerimizin gözlerini açacak...
Sadece, yüzlerine bakacaktık!
Çenemiz dik, alnımız ak.
Sadece...
Susarak bakacaktık gözlerinin ta derinlerine!
Başkada bir şey yapamazdık zaten!
Onları yok edebilecek kadar çok
Hiçbir zaman büyüyemedik çünkü!
Çünkü, biz konuşamazdık,
Çünkü, tecavüz edememişlerdi bize!
Çünkü, yıllar yılı aslında biz, hep o günde kaldık.
Çünkü, sanki kirli elleri hala üzerlerimizde!
Çünkü, ölmemiştik bile!
Ölememiştik!
Biz...
Konuşamazdık.
Biz hala avaz avaz, çığlık çığlığa susup!
Komşumuzun oğlunun,
Akrabamızın oğlunun,
Bazen babamızın,
Bazen kardeşimizin,
Bazen dayımızın,
Kirli tacizci elleriyle tecavüzsüz boğuluyorduk!
Ama ölmüyorduk hiç!
Bütün çocukluklarımız el ele tutuşmuş,
Onların gözlerinin taa içine bakıyorduk.
Bütün bu olanlardan sonra,
Alınlarında yeni oluşmuş,
Vicdan çizgileriyle,
Kız evlatlarına sarılıp,
Bize bakarak gözyaşlarına boğulmalarını izliyorduk!
Benim babam hariç!
Çünkü, onun tek kız evladı bendim!
Altı yaşımdan beri sarılamıyor bana...
İzin vermiyorum!
Tecavüzden ölenler...
Bu kadar bağırılamazkenden beri,
Bütün bayramlarda,
Gözlerinin taa en derinine bakıyorum.
Sessiz çığlıklarımla avaz avaz susuyorum!
“Baba, o gün başarabilseydin,
Sonra ne olacaktı?” diyorum.
Sadece o duyuyor beni,
Suskun çığlığımla her seferinde beyni, kalbi uğulduyor!
Hemen çıkıyor evden!
Bazen ardından bakıyorum intihar mı eder diye ama!
Sadece yüzünü siliyor giderken.
O da ölmüyor!
Annem bile ölüyor, o ölmüyor!
Bana “Babalar Günü” hep altı yaşımda kalıyor!
Sessizliğin derin dehlizlerinde çırpınırken,
Bazı, kocaman yaşlara erişmiş,
Ruhunda yaralandığı tarihte kalan,
Biz bütün çocuklar!
Kız-Erkek demeden.
Nasıl ki büyüyene kadar,
Rolleri hep karıştırdığımız için
Hiç evcilik oynamadıysak,
Bütün tacizci tecavüz beyinleri körebe yaptık!
Herkes çok çook çoook konuşurken,
Yerlerimizi hepimize tek tek söyleyerek saklandık.
Kavlimiz belliydi,
Avaz avaz çığlıklarla “Çıt!” çıkartmayacaktık.
Çünkü biz sağlam sağ kalandık!
Biz bütün çocuklar!
Bakirdik,
Bakireydik hala!
Ellerin izleri vücutlarımızda,
Sadece bizim görebildiğimiz
Birer "Dövme!"
Konuşamazdık!
Ruhunda her daim
Yaralandığı tarihte kalan...
Azsıl insanlardık.
Kendimizce bile terk edilmiştik...
Zaman zaman, her zaman,
Hikayemizin hepsini bilenlerce
Her terk edilişimizde
Yeniden hatırlanan.
Yeniden o güne susan!
"I beg you to please! Don't touch me! ..."
Cemre.Y.

6 Haziran 2017 Salı

İzimin En Belli Olmadığı Mevsimdeyim

...İzimin En Belli Olmadığı Mevsimdeyim...
Ben dizlerinin dibindeyken...
Yani bir ona meftun,
Ondan başka herkese ve her şeye kör iken!
Bir bahar yağmuru ile başlayan,
En affedilmeyecek, en sağanak bir ihanetine,
Hiç mi hiçine bir gereksiz ve zamansız
Aldatışlara müebbet tutulmuşken...
Kışının zemheri ayazı soğuğunda,
Hem ısınmaya çalışıp hem hazanını, hem hüznünü,
Hem kar fırtınasını yaşar iken,
Ayrılığının bile yazının kor ateşiyle yanarken,
Hem acıdan
Hem hastalıktan kendimden gittikçe azalırken,
Şimdi sonbahar geldi yeniden!
Senle ama sana hasret zamanlarımda,
Artık senden vazgeçerken
Geçtiğim yerlerden geçip giderken!
Gözlerimden yaşlar akmış olsa ne fayda
Yüreğimden kan damlasa ne fayda!
Her mevsim belli eder de bütün izleri de,
Bir sonbahar kapatır bütün renkleri,
Bir sonbahar kapatır bütün yaşları
Bir sonbahar kapatır bütün yürekten sızan
O kan damlalarını.
Çünkü önce yapraklar dökülür haşin bir rüzgarla,
Sonra şiddetli yağmurlar yağar,
Kimse bilemez hangisi gözyaşları,
Hangisi yürekten akan sızı!
Belli gözlerimin içine bakıp
Çarpışacak takatin yok da!
Gittiğim yollara gitme,
Dokunduğum eşyalara dokunma ardımdan
Yani beni, geçip gittiğim
Senden azaldığım,
Senden vazgeçtiğim yerlerde arama!
İzimin en belli olmayacağı mevsimdeyim.
Baharlardan birinde…
Cemre.Y.

Tarotlarla Umut Satın Alanlar Yalan Onlar

...Tarotlarla Umut Satın Alanlar Yalan Onlar...
Aşkı sığ bedenlerinin,
Derin cennet vadilerinde sananlarla,
Maddesel maddiyatın,
Şehvetengiz oyunlarından haz alanların,
On beş günde bir gittikleri,
Ellerinde bir deste tarot,
Geleceği daha iyi gördüğünü sanan,
Cinsel kimliklerini,
Vücutlarını satmadan sunabilecekleri,
Tek meslek olan, tarotçuları vardır.
Hep aynı tek düze cümleleriyle,
Gidenin ardından,
“O pişman olup gelecek
Ama sen kabul etmeyeceksin.”li
Yeni aşk kapıları aralayan.
Bir de benim gibi,
Sadece hayalleri değil,
Umutları da dibe çökenler vardır,
Umudu cebindeki son otuz beş liraya,
Ayda yılda bir satın alanlar,
Tarotçu oğlanın yanından
Her çıkanın yüzünde lastik gibi sırıtışla,
“Ayy her şeyimi bildiii, yeni bir aşk varmış banaa” lı
Ağdalı cümlelerinde boğulurken,
Yüzlerimizde asılı kalmış çaresizlikle,
Çöküveririz taraotçu oğlanın karşısına.
“İçinden dilek tut,
Kartları sol elinle ikiye böl şekerim,
Sonra yine sol elinle yirmi bir kart seç!
Ayy! Bakmaya çalışma kartlara şekerim,
Çok da acelemiz var galibağ!
Bak ben sana neler diyeceğim!” i sıralayıp
Yüzümüzden gözümüzden okurlar,
Her gece yastığımıza
Gözyaşlarıyla sakladığımız geçmişimizi.
Ezber cümleler başlar geleceğe dair,
Bizi beğenen biri hep vardır.
Bizi bekleyen bir iş kapısı.
Birkaç yıla varmaz parmakla gösterilecek olmamız.
En son hangi cümlede bütün kartlarını
Oğlanın suratında dağıttığımı hatırlamıyorum.
Sanırım,
“O pişman olup gelecek…
Ama sen onu istemeyeceksin.” li bir cümleydi.
Ben onu istemeyecekmişim miş!
Bilemedi işte!
Onun, hayatım boyunca,
Bana karşı pişman olunacak,
Tek kötülük yapmayan
Tek adam olduğunu.
Benim, bir “Gel” dese,
Kalbim kaburgalarımı çatlatırken,
Yüreğimin telleri sevda türküleri çala çala,
Kanatlanıp ona uçacağımı da bilemedi.
Onu unutmaya çalıştığım hayallerde bile
Tek taraflı sevilirken ona ihanet ettiğimi hissettiğimi,
Sevmediğim biriyle hala asla sevişemediğimi,
Her seferinde onun,
Başkasına aşıkken benimle nasıl tutkulu
Sevişmeler yaşadığını anlamaya çalıştığımı,
Anlayamaya, ne beynimin,
Ne de yüreğimin yetmediği
Acılar çektiğimi de bilemedi.
Tarot kartları uçuşurken havada
Bir daha ben gibi, sadece birini
Sevmekten usanmayanları
O kapıdan sokmamaya yemin etti.
Sevmekten de,
Sevilmekten de,
Sevişmekten de,
Çoktan vazgeçtiğimi de bilemedi.
Dudaklarımı beni ilk öptüğü ana mühürlediğimi,
Ve onu çok ama çok özlediğimi de bilemedi.
Ya da ben herkes değildim.
Bilemedi işte!
Hiç kimsem beni bilemedi.
Cemre.Y.

Birer Cinayetin Maktul Tanığısınız

...Birer Cinayetin Maktul Tanığısınız...
Hey bayım !
Acaba, hiç merak edip saymış mıydınız?
Kaç faili meçhul aşk cinayetinin,
Birinci dereceden tanığısınız?
Sahi, ne zaman karar vermiştiniz bu katliama!
En toy delikanlılığınızdaki o biri,
Sizi, aynadaki aksinizde ilk terk ettiğinde mi?
Yoksa, başka biri sizin için geçmişteki bütün hayatını değiştirip,
Sonra yine önündeki bütün hayatı için,
Sizi küçük bir hediye ile piç gibi ortada bırakıp gittiğinde mi?
Ha sahi!
Aynadaki yüz tekrar dönmüştü değil mi,
Yeterince ölmüş müsünüz uğruna diye size bir bakmak için?
Birkaç yıla kalmadan...
Sizi tercihlerine tercih edip “İşine gelirse” demişti de
Gururunuz izin vermemişti bu işe!
Ben saydım tam üç kez...
Birer cinayetin
Birinci dereceden maktul olarak tanığısınız!
Neredeyse benimle aynı kaderiniz!
Ben de tam üç kez...
Birer cinayetin birinci derecede maktule olarak tanığıyım!
Ama her seferinde yeniden doğduğum için
Hiçbir zaman...
Bütün cinayetçilerimin öcünü almayı tasarlamadım!
Sahi siz ne zaman karar verdiniz bu katliama?
Benimle ilk göz göze geldiğiniz de mi yoksa?
Bazen bütün kanatlarım kırık
Çoğunlukla bütün kalkanlarım inikti ne de olsa!
Hayatınızın intikamı için,
Beni defalarca öldürüp!
Kaza süsü verebilirdiniz!
Zaten affetmeye o kadar hazırdım ki
Koşa koşa gelirdim,
Hiç özür dilemeseniz de!
Kazaydı sonuçta!
Tam üç kere...
Her seferinde daha derine!
Neden öldürüp öldürüp,
Yine kendinize beni dirilttiniz?
Neredeyse yine toparlayacaktım kendimi...
Sahi bayım?
Üçüncüsünde...
Yüreğimi söküp almış ve bir martıya yedirmişsiniz diyorlar!
Yoksa beni de mi bir gün
Size sorduğum aynı sorularla
Kelimelerce sorgulayacaklar şiir şiir!
Sahi ben de mi birilerine artık
"Yeterince sevemedim seni." diye diye terk edeceğim.
Bayım!
Hey bayıımm!
Yüreğime ve vicdanıma ne yaptınız?
Ya sevdama?!
Cemre.Y.

Dün... Benim Çocukluğum... Öldü!.. (Müzeyyen Senar'a ithafen)

...Dün... Benim Çocukluğum... Öldü!.. (Müzeyyen Senar'a ithafen)
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Mesela meyhanelerde,
Hiçbir şişenin dibi,
“Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim.” diyerek
Son bulmayacak bir duvara fırlatılıp.
Kırık camların her birinin,
Kırılmış canlar olduğunu anlayamayacak hiçbir meyhaneci.
Boynunu sağa sola büküp,
Suskunca temizlemeyecek kırık canları yerlerden.
Zaten, Agora Meyhanesi de
Sadri Alışık’la yerle yeksan olmuştu çoktan.
Sonra,
Sevdalısını karşılıksız seven hiç kimse,
Hıçkırıklara boğulmayacak artık!
Çünkü,
Hiç kimse...
Artık boşuna, bedavadan sevmeyecek!
Mesela hiçbir çocuğun,
Çocukluğunun çocuk hayallerine,
O güzelim anılarına geri döndüğünde,
Kardeşiyle radyoyu parçalayıp,
Lehimlenmiş vidaların arkasında,
Müzeyyen Senar’ı aramayacak hiç kimse!
Eve gelen annesince, tek sesi, tek nefesi,
Belki de hayallerinin tek gerçeği
Radyosu kırılmış diye...
Dayak da yemeyecek artık hiçbir çocuk
Geçmişinin o tatlı anılarında bile!
Oysa ben ne zaman antika bir radyo görsem,
Burnumun direği sızım sızım sızlardı.
Müzeyyen Senar’ın gençliği içinde hapis sanırdım hala!
“Biz çok küçüktük diye
Bulamadıkdı demek ki.” diye hayıflanırdım.
Dün...
“Müzeyyen Senar öldü.” dediler
Sustum!
İnanmam için,
Önce eski bir radyo bulmam gerekiyordu!
Çocukluğumun son mabedi öylece ölüp gidemezdi.
Anamdan kalanlardan, işe yaramadığına dahil edilen,
Ama atmaya da, satmaya da eli varılmayan kilerine daldım.
Küçücük bir radyo buldum.
Bizim kırdığımızdan farklıydı, biraz daha küçüktü.
Babamdan gizlice almıştı belli ki bunu!
Her yere saklayabilsin diyeydi küçüklüğü.
Biz bile bunca yıl bulamamıştık!
Şimdi, bunca işsizliğimle bunu satsam,
Eminim aylarca daha geçinirdim.
Ama satamazdım bi kere anamdan kaldı diye!
Üstelik çocukluğumun genç Müzeyyen Senar’ı hala
O lehimli vidaların, o tellerin arkasındaydı!
Ömrüm boyunca ilk defa
Bir suçu tek başıma işledim.
Yavaş yavaş parçaladım o radyoyu!
Sarı fonunun ardına baktım önce,
İlk oradan geliyordu onun sesi!
Yoktu...
Bütün düğmelerin çıkışlarına baktım yavaşça,
Bazen nefesi çoğalıyordu oralarından bir yerlerinden!
Yoktu...
Ara bağlantılarına,
Bütün lehimli vidalara, kablo çıkışlarına,
Radyonun pil yuvasındaki
Bütün artı ve eksilerine,
Her yere baktım işte yaaa!
"Yok" tu işte!
Ne gençliği, ne şimdiki hali.
"Yok!" tu.
Annem gibi işte...
Onu da,
Biz çocukken,
Babam dövdükçe ,
Bize söyleyerek saklandığı yerlerde bekliyordum hep!
En çok, kendi elleriyle diktiği,
Fasulye sırıklarının ardına saklanıyordu.
Öldüğünde de orada bulurum belki diye,
Bir sürü tarla gezmiştim oysa!
“Belki oradadır hala!” diye ama!
"Yok" tu...
Anamı nasıl aradıysam saklanabileceği her anıda
Onu da aradım.
"Yok!" tu işte.
Anam gibi...
Bari çocukluğumu bıraksalardı ya bana
Artık çocukluğum bile
"Hiç yok!"
Cemre.Y.

Namus Diyorlar Adına Bilemedin Mi? Sen De Mi?

...Namus Diyorlar Adına Bilemedin Mi? Sen De Mi?...
Bugün son kere denedim kendimi
O kendime çoktan yazılmış ilk helalimdi oysa.
Suslu son yar suskunluğumda denedim onu ve kendimi.
Ya benden sonra başkalarına nefs-i haram olmuşsa?
Oysa o benden giderken bile,
O benim enimde de sonum da haramdı ya!
Nefsim “He!” demedi mi?
Muhtaçlıklarım;
“Yaaaa.... öyle ise” demedi mi?
Çıldırdılar bütün intikamlı azalarım birden...
Susturdum ya hepsini bir tek cümle ile aniden.
Aferin bana!
O, bile kıyama durdu, selam ne ki?
“Ben... Onun gibi olmayacağım, olamam,
Beynim hükmedemiyor bana bu tecelliyi!” dedim.
“Olamamak zormuş,
Hemi de böylesi intikam öcüyle ama olmam, olamam!” dedim.
Kırılmış başka yerleriyle yüreği de ses verdi.
Alnımın ortasından öpüverdi beni.
“İşte...Merak edip duruyosun ya farkın bu!”dedi.
"O, ne ilk’im olabilirdi sen gibi,
Ne de sonum olabilirdi,
Senin bana hep Hayır!“ demen gibi...
Sen...baştan sona aklıma estiğinde hep,
Alın ortası bir busesin.”dedi mi?
Dedi.
Yoksa nefs ne ki, anlık hevesler ne ki?
Divan ne ki, düzen bozulacaksa tek suç benim miydi ki?
Yine de susturdum içimdeki bütün şeytanları ben.
Elimizde...
Hepsi elimizde ki...
Sordum oysaki, henüz altıncısına varmamış ayı,
Özgür olacakmış adı yavrusunun yavrusu, olsun!
Bizimkisinin de Eylül olacaktı adı, olsundu, oldu!
Din, iman, müslüman neydi ki?
Anayı, babayı...
Bebesinden ayrı koyan nefs-i muhabbetlere
Birileri “Hayır!” diyebilseydi.
Ben gibi...
Adı Eylül olan yürür giderdi bu cihanda.
Varsın olsun Özgür ederiz biz biz’i
Fark’ımız bu ve sen oraya asla gelemezsin.
Ve ben kadar erdemli olabileydin keşke!
Nice “Eylül” ler doğardı,
Nice “Özgür”ler...
Varsın babaları da aynı olmayaydı ne çıkardı?
Tutatardım ellerinden
Benim kadar sen de
“Hayır”lı erdemli olaydın keşki?
Ne ki, hep savaşını yaşadığım bir ömür…
“Namus diyorlar adına, bilemedin mi?
Sen de mi?"
Cemre.Y.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Sanki Hiç!

...Sanki Hiç!...
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
Beynimde depremler oluşuyor,
Yığıntılar ardında buluyorum ölmemiş cesedimi.
Sanki...
Ben gibi sarhoşken bile güvenmişler ona!
Sanki, ciğerinin ortasına,
Yanardağ lavları püskürtülmüşken,
Ailesine göğüs gerip silmiş gözyaşlarını.
Sanki, uykusuz kalmış onunla sabaha kadar!
Sonra toparlayıp kendini işine gitmiş yine de!
Sokaklarda herkes ele ele tutuşur.
Herkes, sahil kenarında birer bira içebilir.
Sadece metrobüs duraklarında değil ha!
Herkes sarılabilir sevdiğine ilk fırsatta!
Ve herkes sevişebilir yatağı ilk bulduğu anda!
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
Yüreğimde yangınlar uçuşuyor!
Üstüme düşmüş yorganlar altında,
Buluyorum ölememiş cesedimi.
Sanki onunla, mavi fırtınalara yakalanmışlar yazlıkta!
Bütün bir günü, sadece beraber geçirmişler.
Deniz ve güneş ve televizyon bile olmadan!
Sanki, onunla aynı eve dönememek korkusunu yaşamış!
Hep, orada yaşlanmayı düşlerken.
Sanki onun evine, onunla el ele girmiş,
Koltuğunda oturmuş, televizyonunu seyretmiş,
Sehpasını düzeltmiş, ayaklarını uzatıp kaldırmış!
Mutfağında, kahve fincanlarını eşleştirmiş,
Haberlere, hatta bir şarkının klibine eleştiri yapmışlar birlikte,
Gün, ayana sevişmişler sanki onunla!
Tek başına!
Üstelik...
O artık, uykuya derin rüyalara dalmışken.
Gece yarılarında onun koynundayken artık,
Onun uykusunda kolunu, omzunu,
Sırtını her öperek örttüğü de!
Sevişmelerden sayılıyordu ya hani!
Sabahında, yine, onunla el ele çıkmış sanki o evden.
Sanki, evinin içini ezberlemiş, sokağı kadar.
Sanki, yağmur yağarken çise çise,
"Şemsiyesiz kalalım mı?" demiş o aniden.
Sanki, öpüşmüşler ansızca,
Öylece, arsızca, tam da onun sokağında!
Sinema salonlarında!
Filmin en afili sahnesinde...
Öpüştükten sonra,
Bütün sokak tabelalarında
Herkes o isme rastlar ya!
Sanki hiç onu son gördüğü gün...
Bunca zamansızlık sonrasında,
Onunla, ilk sinemaya gitmesi olmuş sanki hiç!
Belki sevmişler ama
Sanki yaşamışlar benim kadar ha!
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
Ruhumda tufanlar oluşuyor.
Ölü cesetler ormanında buluyorum
Kendime artık haylice cılız,
Ruhuma artık çığlıksız, dirilip duran bedenimi.
Sanki başlayarak bitmemişler de
Bizim gibi bitip, bizim gibi başlamışlar ha!
Sondan yaşamışlar geçmişin hiç olmayan ilklerini!
Sanki benim gibi özgürlüğüne,
Onunla beraber salıvermişler,
Gökyüzüne, son zamanlı uçurtmalarının ilk ipini.
Sanki...
Bütün haklarını helal edip geçmişlerine, ben gibi!
Bütün vazgeçişlere de veda etmişler.
Üstüne de "Pes!" ederek artık!
Yine de zamansız saymışken her şeyi,
Yok etmişken o devre ipoteksizliğe ait kendini
Sanki, hiç olmadık yerde...
Lahit olup çıkmış karşılarına,
Ölümlü mermer sütunların
Ölümsüz sevdaları...
Sanki...
Deriin bir nefes alıp,
Geçmişinden, şimdisizliğinden,
Geleceğinden,
Zaman'ında tam gelemeyeninden...
Öylece...
Buruk bir tebessümle
Kocaman harflerle, sessizce...
"Hakkım da,
Helaldir,
Sana da ha!"
Diyebiliyorlar sanki, ben gibi...
Hayatıma ömür saydığımın,
Bir elimin parmaklarına ramak kaldı.
Ben artık bana da dirilmekten yoruldum!
Sahi sayabiliyor mı!
Başkasının hayaliyle,
Hayalini aldattıklarının bile seceresini! ?
Ben artık dirilmekten yoruldum!
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
"Ulan!
Sevdiğim, sevildiğimden çok,
Acısını yaşadığım yıllar var!"
"Ulan!
Benim, en çok...
Onun yokluğuyla yaşadığım nice yıllar var!"
"Ulan!
Sizin üç güne kalmadan
Parmak uçlarınızda başka nice hayaller var!"
"Ulan!
Bu olmadı,
Üstüme başka gömlekler!" dediğinizi duyuyorum!
"Ulan!
Ben bile kendimle beraber...
O'nu da...
U nut tum!
Siz mi?
Onu unutamadınız ha?
Hangisini?
Hanginden önce?
Kimden sonra!?
Haa!
Cemre.Y.

Bir Anı…Kitap Ve Uzun Kuyruklar

...Bir Anı…Kitap Ve Uzun Kuyruklar…
Geçen gün postanede işim vardı,
Yağmur yağıyordu ama
Havalar iyice bozmadan, burkuk ayakla,
Birazcık daha daha yürüyebiliyorken
Gidip halletmeliydim.
Atladım minibüse gittim.
Ben gidene kadar kar fırtınası başladı,
Beş dakikalık yolu on beş dakikada
Yavaş yavaş yürüyebildiğim için
Sırılsıklam kardan kadın oldum.
Derken sonunda postaneye daldım.
Kapıdan içeri girer girmez
Sıra numaramı aldıktan sonra,
Baktım benden önce otuz dört kişi var,
Boş bir sandalyeye yerleştim.
Artık hiçbir şey hissetmeyen ellerime
“Yaşlı teyzeler gibi titreyip durmayın.” diye
İçimden emrederek
Şemsiyemi güzelce kapattım.
Yanımdaki kalorifer peteğine asarken
Yine içimden şemsiyeme;
“Bu sefer de burada unutulmak istiyorsan,
Sen bilirsin.” dedim.
Çünkü bütün hayatım boyunca,
Bir yerlerde itina ile
Unutmayı becerdiğim tek şey şemsiyelerimdi.
Çantamı kucağıma yerleştirdim,
Ellerimi güzelce kuruladım,
Minibüste okurken tam da,
En heyecanlı yerinde, durağa gelince indiğim,
Yarım kalan kitabımı elime aldım.
On sayfa kadar okuduktan sonra,
Yani kitabımın kahramanları
Fantastik aksiyondan,
Normale yakın durma geldiği anda birisi;
"Affedersiniz!" dedi.
Kafamı kitabımdan kaldırıp baktım.
Kırmızı paltosu neredeyse hiç ıslanmamış,
Sarı bukleleri şapkasından lüle lüle uzuyor,
Neredeyse yüzüme değdi değecek,
Önüme eğilmiş geç bir kız!
(Neyse ki kitabımdaki genç kızın tipinde değildi
Yoksa fena tırsardım.)
"Buyurun" dedim.
"Sizi, gözlerinizin içine bakarak
Tebrik etmek istedim." dedi.
Öyle dalmışım ki kitaba
Beynimde beliren ünlem baloncukları ile
"Niye ki?" dedim gülümseyerek.
"E! Kitap okuyorsunuz!
Üstelik dışarısı yağmurdan anında vazgeçip
Kar fırtınasına dönmüşken,
Yanınızda hiç ıslatmadan taşımakla kalmamış,
Bunca insan somurtarak,
Sinir harpleriyle,
Önceden belli sıralarını beklerken
Siz sakince kitap okuyorsunuz!
Suçlu hissettim kendimi
Kitabımı yanıma almaya üşendim diye,
Size teşekkür etmek istedim." dedi.
Bense kıkırdadım gencecik bir kız gibi, sonra;
"Kitabım olmadan yola çıkarsam,
Yolda yürürken bile kitap okumazsam,
Mandalina kabuğuna basıp,
Ayağımı burkuyorum ben.
Kitap okuru olmak,
Tebrik ya da teşekkür beklemez güzel kızım.
Bir kitabın en büyük kederi
*–Okumaya Zamanım Yok!- cümlesidir." dedim.
Cümlem biter bitmez,
Daha önce uğultu halinde olan postanenin
İçindeki bütün insanların,
Susmuş ve durmuş bize bakıyor,
Bizi dinliyor olduğunu gördüm.
Genç kız ise sevinçli bir gülümsemeyle,
Sıra numarasını kapıdan son girene vererek
İşini halletmeden usulca çıktı kapıdan,
Ben kitabıma daldım.
Postanedeki bütün insanlarsa
Az önceki uğultulu hallerinden
Daha azına daldılar!
Sıramın gelmesine beş kişi kala
Kitabımı kapatıp çantama yerleştirdim.
Elimdeki eşyaları tek elime sığdırdım,
Şemsiyemi aldım,
(Bir yerlerde unutulmayan
Tek şemsiye ünvanı onda hala)
Yeni gelen yaşlı teyzeye yer verdim.
Otururken;
*-“A evladım kitabını okumayı,
Bölmedin değil mi benim için?” dedi.
Kadıncağızı rahatlatıcı sözler söyledikten sonra
Nihayet işimi hallettim.
Dışarı çıktığımda kar fırtınası falan yoktu!
Yağmur bile yoktu!
Her şey iki saat içinde olup bitmiş,
Ya da hiçbir şey olmamıştı!
O günden bu yana düşünmekteyim,
Eskiden yaşlılar, beni orada burada
Kitap okurken görünce eğilip;
“Ah evladım biz okuyamadık,
Sizler bari hep okuyun.” diyerek
Tebrik ve teşekkür ederken,
Şimdi gençler ellerinde,
O an kitapları olmadığı için suçlu hissediyorlar!
Bence, ben,
Bu dünyaya iyi bir şeyler yapıyorum,
Zaman bana hep ileriye doğru ilerliyor!
Yaşayarak…
Öğrenmeye devam ederek yaşlanıyorum!
Cemre.Y.

4 Haziran 2017 Pazar

Ulan! Kendimden Bile Çok Yalnızım

...Ulan! Kendimden Bile Çok Yalnızım...
Yalnızlığımın...
Etten duvarlı labirentlerinden birindeyim
Eskiden bunca kalabalıklı
Issızlığımda kaybolduğumda,
Günün herhangi bir saatinde,
İstiklal Caddesine atardım kendimi,
Tünele kadar yürürdüm önce boydan boya.
Gelip geçen insanlara çarptıkça,
Azalırdı beynimdeki uğultular.
Sonra arasına dalardım sokaklarının
Bütün dertlerimin cevaplarını arardım,
Eski dükkanların camekanlarında.
O çok gurur duyduğum yön duygumu
Kaybetmiş olurdum mutlaka bir çıkmaz sokakta.
Caddeye yeniden çıktığımda,
Ayaklarımın altı su toplamış olurdu yürümekten.
İşte o zaman...
Tam da ne yönde olduğumu anlamaya çalışırken,
Melon şapkalı şiircinin,
Şiir kitaplarını satmaya çalışan
Sesini duyardım bir yerlerden.
Onu bulduğumda hiç değilse,
Kesin olan bir kararımı hatırlardım.
Yönümü bulurdum.
Kendimi bulurdum.
Beni bulurdum bende en kalabalık halimle!
Oysa bu aralar yola çıkmak için bile...
Kendimi bulamıyorum!
Apaydınlık zifiri dehlizlerindeyim yalnızlığımın.
Sabah gözümü açıyorum yalnızım.
Kahvaltımı yapıyorum yalnızım.
Çay içiyorum yalnızım.
Kitap okuyorum yalnızım.
Sanal olduğunu beynime kazıdığım bir ekranda,
Gerçek dostluklar buluyorum...
Kahvelerimizi resimlerle yudumladığımız!
Layynn! Yalnızım.
Akşam oluyor, midem kazınıyor,
Bir şeyler atıştırıyorum yalnızım.
Çay içiyorum yalnızım.
Gece çöküyor hüzün başlarıma yalnızım!
Yalnızlığımla dosttum güya,
Bozuşmuşuz nedense...
Açılmış aramız farkında bile değilim.
İki bira açıyorum bize,
En alkollüsünden...
Benim dokunabileceğim birim yok!
Yalnızım.
Artık ellerim sarmak istemiyor
Yalnızlığı çok bol o, omuz başlarımı
Yetmiyorum kendime
Ulan!
Kendimden bile çok yalnızım.
Cemre.Y.

3 Haziran 2017 Cumartesi

İnsanı, İnsan Olduğu İçin Sevebilmek Sanatı

...İnsanı, İnsan Olduğu İçin Sevebilmek Sanatı...
Şimdi bakıyorum da etrafımda,
Ne de çok, rahmetli anam gibi, bir taraflı, eksik yürekler var.
Rahmetli, ancak yedi yıl önce kansere yakalandığında,
Anlamıştı hayata bakışının yanlışlığını.
Yedi yıl boyunca çoğu taraflarını tarafsızlaştırmıştı oysa!
Eski eşimin, hala sevdiğim, bütün sülalesi hariç!
Kanser, onun her şeyini azar azar yemekten sıkılıp,
Baş edilmesi imkansız bir canavar gibi hızla sardığında her yanını,
Artık son evresinin son günlerine geldiğinde affetmişti oysa,
O zamana kadar affetmediklerini de!
Rahmetli annemin gücüne gitmesin,
Bırakın aşağısı yukarısını, sağını solunu, ortası bile yoktu.
Sevdi mi tam sever, yedi ceddine kadar…
Küstü mü, bir tas tamam küserdi yine, yedi ceddine kadar.
Minibüse bindiğinde yan koltukta oturan yeni tanıştığı,
Gelin kaynana muhabbetinin dibine vurduğu teyzeyi de aynı severdi.
Yıllar yılı her anında, yanında olan sırdaşını da.
Küstüğü zamansa, sadece minibüsteki o yaşlı teyzeye değil
Hiç tanımadığı bütün sülalesine bile küserdi.
Kinciydi, yıllar sürerdi yeniden barışması.
Yine de küs olduğu insanlar bile onu hep ama hep, çok severdi.
Bir lokması varsa, karşısındaki açsa,
O lokmanın hepsini karşısındakine verirdi,
Bana küs kalmaya devam ederek.
Geriye kalan tümünün, hepsine, küs kalmaya devam ederek.
Komşuları olurdu annemin, aralarında çok sevdiği sırdaşları.
O sırdaşların kızları da olurdu elbette,
Benim sırdaşlarım olurdu onlar da.
Yedi yaşındaydım, gecekondu evimizin önündeki çınar ağacının,
Kocaman dallarındaki pembe salıncağımız da,
Ayşe'yle sallanır ve gelecekli hayallerimiz,
Bayram pabuçlarımızın kırmızı mı,
Yoksa beyaz mı olsun unumuzu, konuşurken,
Evimizden bağırtı sesleri geldiğinde.
Sonra Ayşe'nin annesi bir hışımla salıncağımıza geldi ve Ayşeyi,
Çeke çeke kollarından, ayaklarından, evlerine götürdü.
Meğerki etrafa dedikodu yüklemesi yapmıştı,
Anacığıma sebepsiz yüklemli, bolca!
Zavallım anamın o vakitler söz ve şiir hakkı yokmuş!
Şiir şiir, fitil fitil soramamış onu yaradanına!
Pısıp kalmış, "Ahrette soracaklar sana!" lı.
Ona dairli ne varsa, silmiş,
Tercihsiz, sorgusuz, çekip almış kollarımızdan!
Dedim ya kinciydi annem.
Arkadaşıyla küstüler diye benim de Ayşeyle oynamam yasaklandı.
İkinci günü okulda mektup tutuşturdum eline Ayşe'nin,
Okuldan sonra arka mahalleden gidecektik evlerimize birlikte.
Böylece kimse, ispiklemeyecekti bizim görüştüğümüzü annelerimize.
Haftasında öğrendi annem.
Ne dayaklar yedim…
Onun küs olduğu kadının kızıyla nasıl görüşürmüşüm diye.
Yıllar içinde kardeşiyle küstü, kardeşinin etrafındakilere de.
Tabi ki gizli gizli görüştüm hepsiyle de…
Sonra yine dayak yediydim.
Ben büyüyüp genç kız olana kadar,
Bana, her kızıp küstüğündeyse,
Ne anneler günü hediyelerimin paketini açardı,
Ne de konuşmaya çalıştığım onca cümleye,
Sitemli olsa bari tek kelime ederdi.
Sanki duvara konuşurdun.
Küslüğündeki sabrı ne de çoktu.
Onun istemediği birini sevdim diye tamamen küstü bana sonra.
Tam iki yıl bakmadı bile yüzüme.
Sonra evlendim bir yıl da öyle küs kaldı.
Kardeşlerim ve akrabalarım bana geliyorlar diye,
Onlara da bir, ayrıca küserdi.
Annem uzaktan sevmeyi ne çok severdi.
Nihayet tam barıştık derken boşandım.
Adam başkasını sevmeye karar verdi.
Annemin gözündeki zafer gülüşünü hiç unutmuyorum.
Bu sefer boşandım diye kızımı göstermemeliydim babasına.
Hele eski kayın valideme hala, “Anne”,
Eski kayın pederime hala “Baba” demeliydim.
Öküz öldüyse, ortaklık çoktan bitmişti ve ben,
O köyün yolundan bile asla, geçmemeliydim.
Hiç de öyle olmadı işte.
İzin vermedim bu kin davasına.
Boşanalı tam on yedi yıl oldu.
Kızım babasını ve onun sülalesini hep gördü.
Zaman zaman ben de gittim meclislerine.
Eski kayın pederim vefat edene kadar,
Ben ona hep “Baba” diye hitap ettim.
Nihayetinde benim babam hiçbir kere olsun bana,
“Kız kızım, şu ciğerimi açsalar da,
Seni içine hapsetsem, öyle seviyorum seni.” demedi.
Eski kayın validemle, arada bir kırılsak da birbirimize,
Ama tartışmak için bile arasak birbirimizi,
Ben hala “Anne!” diye sesimi yükseltirim,
O da “Bana bak kızım, bak evladım!” diyerek.
Hiçbir zaman, öz annem gibi, sessiz bir duvar olmadı bana!
Altı yaşımdan beri taraf tutmaya ve kin tutmaya isyanlardayım.
Benim tarafım, yüreğimin kefesi.
Kimi daha ağır, kimi biraz daha hafif ama hiç kimse,
Hiç bir zaman düşmanım değil, hele ki başkaları dedi diye.
Yani insanların yüreğine göredir biçtiğim eder.
Yüreğin dışındakilerse zaten hep bir şeylere bedel.
İnsanı, insan olduğu için sevmeye…
Kanser olmadan başlayın ve tarafınızın kılıcı,
Hiçbir zaman o kadar da keskin olmasın.
Bütün evreni hiç sayacak kadar da
Sorgulamayın o kaderlerinizi!
Bence daha uzun ve mutlu, yaşarsınız!
Cemre.Y.

Kuyruklu Randevu Çilesi

...Kuyruklu Randevu Çilesi…
Bazılarına "Siz hiç, çok hasta olduğunuz için,
Devlet Hastanelerinden,
Size sormadan dayatılan yeni kimlik belgeleri için,
Nüfus Müdürlüklerinden,
Size sormadan dayatılan, yeni sürücü belgenizi yenilemek için,
Emniyet Müdürlüklerinden randevu alabilmek için,
Çook uğraştınız mı?" demek isteyip sustuğum doğrudur!
Zira cancağızım!
"Var!"
"Yok!"' un,
"Hiç yok!" un halinden ne anlar?"
Zira cancağızım!
Onlar hastaysa zaten,...
Öyle bizler gibi günlerce uğraşıp,
Telefonla yahut, bilgisayar yardımıyla,
Bilmem hangi tarihin,
Hangi gecesinin 24:00' ü 1 geçeyi zor bela denk getirebilip!
O hastalığına randevuyu almaya uğraşmanın bilmem kaçıncı günün,
Artık hangi saatine denk geldiyse,
Neredeyse iyileşmesine ramak kala almış olmazlar ki.
Hele ki randevu çıktısı elinde olmasına rağmen,
Tekrar sıraya girip, randevu onayını da almaları gerekmez!
Sonra günler öncesinden, günü, saati belirli randevuya,
Öyle saatlerce süren sırayı da beklemezler.
Nihayet sıra gelip de içeriye girebildi isen zaten,
Rast gelen o doktor yüzünüze bile bakmadan,
Çat çat birkaç tahlil yazar ki gider o gün elden de,
Diğer tahliller kesin haftaya filan alınabilecektir.
Onlar bunu ne bilsin?
Rahatsızlığını anlayamayan SGK doktorları,
Fakir seni, oradan oraya sevk eder,
Sonbaharda kalmış son yaprak gibi, savrulursun hastane köşelerinde.
Sonra yorulup pes eder, "İyiyim ben!" dersin.
Ama onlar öyle mi?
En özelinden bir hastanenin, alır randevusunu, bilmem kim profuysa!
Haftalarca sıra beklemez, bir de üstüne,
"O esnada gelseydiniiizzz…
Belki bulurduk neyin olduğunu." diye fırça da yemez!
Hatta ona son direktif olarak "Bizlik bir şey yokmuş yani,
Sen geldiğin yerlere sırasıyla git mutlaka,
Bu değerler hiç hoş değil gibi." de demezler.
Onları, yorulup pes ettirilmezler:!
Hastaysa gidiverir en acilinden,
En özelinden hastanesine, en güzel tetkikleri yapılır da
Bir an önce anlaşılır nesi olduğu!
Alır bolca ilaç ve vitaminlerini, yetmezse,
Bir de ille de gerekir kesin, en alasından bir tatil, bir dinlence...
İyileşir, biter gider.
Zira cancağızım!
Yeni kimlik derdi de yoktur onların!
Öyle aylarca randevu falan uğraşmazlar,
Öyle sen gibi aylar öncesinden kapabildiğin randevunun,
"Randevun Varsa!" lı bir sıra makinasına dokunmaları gerekmez!
Bir tanıdığı vardır mutlaka bir yerlerde "Acil Sıra!" verileninden.
Hallediverir işini çat çat çat!
Hiçbir şeyi yoksa,
Onun için sıra bekleyenleri vardır sıra ardı sıra da,
Sıra ona yakın gelince de,
"Sıra bize yaklaşıyor gelin." diye aranırlar
Kurulurlar aracın arka koltuğuna, şoför sürer,
Onlar gider, bekleyenin yerini alır, işini halleder, gelirler.
Zira cancağızım!
Onların ilk ehliyetlerini aldıkları gün,
Kendilerince, kendilerine verip de bunca vakit tutamadıkları,
"Bir gün arabam olacak" hayalini kurmalarına da gerek yoktur!
Ki zaten vardır çoktan en hazır ve nazırından şoförlüsü!
Ki zira bütün araçları, birileri onun için sürmektedir zaten!
Bir de ne diye şu İstanbul trafiğinde, sürücülüğünün stresine girsinler!
Anlatsan hallerini, tahayyül edemezler!
Etseler zaten, senin bunca zilletini göre göre, dalga geçer gibi,
Senin zor bela alabildiğin o randevu günlerine ultimatom vermezler!
Bazılarına "Siz hiç, çok hasta olduğunuz için, Devlet Hastanelerinden,
Size sormadan dayatılan yeni kimlik belgeleri için, Nüfus Müdürlüklerinden,
Size sormadan dayatılan, yeni sürücü belgenizi yenilemek için,
Emniyet Müdürlüklerinden randevu alabilmeye…
Çook uğraştınız mı?" demek isteyip sustuğum doğrudur!
Bazı şeyleri bire bir yaşamak gerek!
Yoksa binlerce gerçek yaşam hikayesiyle anlatsan da anlayamazlar!
Kendime de susmak, susabilmek isterdim,
Bana sorduklarındaysa...
Nereden bileyim ben bütün bu zorlukların çilesini ya da alınabilen randevunun
Hangi güne denk geleceğini...
Umurum mu ki bu dünya!
Kurulmuşum tosbağamın şoför koltuğuna,
Şehir şehir ülke ülke kendimle, gezmekteyim!
Ne hastalıklarım var, ne de ülkemin derin devlet stresleri...
Ama siz hala, her şeye boyun eğip,
"Evet!" leyin referandumda ve hala hiçbir şeye "Hayır!" demeyin...
Egolarınızın canı cehenneme!
Ben, bir kere daha, bu dünyaya gelmeyeceğim!
İnadına, her haksızlığı "Hayır!" larım.
Ama yine de hepinize, en derin, saygılarımla,
Değil mi ki Rab'bim böyle dengeylemiş şu yalan dünyanın mizanını,
Terazinin çürük tarafına atmış beni madem,
Sırf diğerlerine denge olayım diye yaratmış beni!
Hiçbir insan evladıyla yok meselem,
Rab'bime sorarım sadece ben!
"Kün fe yekün!" deyince sen oluyordu madem de
Beni neden terazinin çürük kefesine koydun,
Oysa daha portakal ağacında vitamin bile değildim ben!
Bence senin, afili bir canın sıkılmış be Rab'bim…
Bu dünyayı yaratırken de sarhoş muşsun sanırım!
Yoksa kim ister ki, yeniden yaratılan bir Dünya'da,
Onca ego, onca savaş, onca hırsı, onca ihtiras olsun.
Yoksa kim ister ki, yeniden yaratılan bir Dünya'da,
Sebepler, sınavlar, bedeller, sonuçlar, kader olsun.
Tanrım bence sen bizim fakir tarafı hep cezalandırıyorsun!
Sanki tanrıçen seni aldatmış da, o da bizim soydanmış gibi,
Öfkelisin!
Yaratıp, yaratıp, türlü zilliyetleri, türlü çeşit acılarını,
Hep bize gömüyorsun da!
Bir orada dur!
Bak bir yaptığın resme!
"Kün fe yekün!" deyince sen oluyordu madem de
Sordun mu bana kalubelamda, terazinin hangi kefesini seçtiğimi!
Tarafım ne, bu da sana kapak olsun!
Cemre.Y.

2 Haziran 2017 Cuma

MR (Manyetik Rezonans)

...MR (Manyetik Rezonans)...
"Mezara ilk girince neler hissedilir artık biliyorum!" dedikten
Ve de kısa özetle ana fikir hakkında
Genel bilgi verdikten sonra,
Gelelim dün geceki hikayemize...
Bu aleti hiç görmemiş olanlar için üstteki fotoğraf,
Cennete açılan sır kapısı gibi görünebilir de,
Hatta çoğu maceraperestler için,
Farklı bir deneyim dahi olabilir.
Ama benim için öyle değildi işte o işler!
Hele ki benim gibi klostrofobiniz var ise...
Hele ki rahmetli anacım gibi klostrofobiniz var ise...
İlk kere rahmetli anacımın,
Kanser teşhisi aşamasında tanışmıştım kendisiyle,
Epeyce de bir yıllar yüz yüze gelmemeye çabalamış,
Anacım her ona gireceğinde,
Kardeşcazımın götürmesini sağlamıştım.
Anacım, gençliğinden beri vasiyet ederdi.
"Aman ha yavrum, meğerki ölürsem,
Mezarımı, az geniş, biraz da yüksek yapın,
Ha bir de, kibritle mum koymayı unutmayın!
Bak ölene kadar ölürüm ben orada, sakın ha!" derdi.
Oysa bu meretin ne genişlik imkanı vardı,
Ne de alan yüksekliği!
Zavallı kardeşim anamın korkusunu bildiğinden
Defalarca annemle beraber uğrayacağı radyoslanları
Umursamadan ki neyse ki o vakitler her şeye
"Susun" dedirtecek parası da vardı.
Girerdi anacığımla el ele...
Hiçbir yerini tutamasa ayaklarının ucunu tutardı
"Korkma! Anam! Ben varım, yanındayım!" derdi de
Nihayetlenirdi anacımın MR çilesi...
Sonra kardeşim iflas etti, anacığımın hastalık yükü ağırlaştı.
Omuz sırası bendeydi,
On bir yıllık işimden bir kalemde ayrıldım.
Tazminatımı aldım...
Annem acı çekerek ölmeyecekti!
İlk randevumuz MR'dı.
Anacığım alışmış ya erkek kardeşimin koca yürekli,
Koca ellerine, pek büyüdüydü göz bebekleri!
"Sen beni çıkaramazsın ki be evladım o mezardan!" demişti.
Hiç unutmuyorum, söz vermiştim ona
"Çıkartırım be anam, ellerini öpemez isem,
Ayaklarının ucunu öperim,
Hissedersin beni demiştim."
Ah be kızım...deyip susmuştu.
Kocaman, ürkek gözleriyle girmişti o cihaza!
Cebimde kıdem tazminatımın güveniyle
"Size ne benim radyaslonlarımdan,
Annemle gireceğim!" deyip
Susturmuştum özel özel hastanelerin
Hiç bilinmeyen ara yüzlerini.
İlk anından, son saniyesine kadar,
Kardeşimden devir aldığım şefkati ve sevgiyi
Sonuna kadar sunmuştum her defasında.
Onu, en son...kere...
O gecenin üç otuzunda...Beyin MR'ına yolcularken,
Ellerinin tırnak uçlarını öpmüştüm,
Çıkana kadar da ayalarının parmak uçlarını teker teker...
Çıktığında bana çıkarabildiği o kısık sesiyle
"Eh be kızım, ne ettiysen bu sefer hiç üşümedim ki" dediydi.
Şimdilerde herkesim merak ediyor,
Nasıl olup da bunca ince sesleri duyabildiğimi;
Siz...
Hiç...
Artık acıdan hiç konuşamayan, tek bir tiz çığlık atamayan
Annenizin kanser acısının dinme vaktinin çoktan geldiğini
Ve + bir doz daha morfin yemesi gerektiğini duyabildiniz mi ki
Doktorları bile hayli şaşırırdı nokta atışlı zamanlamalarıma!
Anacığım son kere oraya girdiğinden aylar sonra
Bizi terk etti.
Yoruldu.
Bitti.
Gitti.
Ama biliyordum!
O dışarıdaki çırpınışımızı değil ama içerideyken ki halini
Hiç mi hiç yaşamamızı diliyordu!
Ama hayat bu be cancağızım!
Her elma, kendi ağacının dibine düşer!
Hikaye derin...
Bende masal çok, hem de en gerçeğinden.
Dün bütün günümü bu anıların anlarıyla geçirdim.
Kah ağladım, kah oturup yazı yazdım,
Kah uyudum, uyumaya çalıştım.
Randevu saatine bir saat kala, saat 22:00 de
(Çünkü gündüz çekinirsen bu meredi *2 fiyat,
Gece on ikiden sonra 1/2) kardeşcağızım aradı.
"Vardiyam müsait abla, seni ben götürebilirim!"
Ah ne sevinçti benim için,
Nihayetinde 20 dk.yürüsem hastanedeydim ama o
Korkulu klostfobi yok mu!
Yarım saat kala indim iki kat altımdaki kardeşimin evine,
Ortanca yeğen ayakta, bitmemiş bilgisayar oyunu,
Büyüğü uyumuş ya ölürse halası diye korkusundan,
Anaları uyumuş, oturma odasının orta yerinde,
Gelincağızımıza rahmetli kaynanasından kalmış bir anneanne!
Kurulmuş yatağına…
"Hastaymışın diyola be gızım!
Nassın, eyimisin!
"Sorma!
Şu şöyle oldu, şu şunu yaptı,
Son kızım yüzüme bakmadı vs.vs.vs."
Yaşlı tabi diyemedim.
"Hele ki sen değil miydin,
Kızın kanserden ölecek diye gelip
Bir ay geçince de ölmediğini görünce
Anacımın onca yalvarmalarına rağmen
Basıp köyüne dönen,
Senden sonraki bir buçuk ay sonra
Onun tabutunu sana getirdiğimizde,
Ah evladım doyamadım ki ben sana..."diyen...
Diyemedim!
Onun da gideceği yerin çapı, çupu,
Her cm'si aynı sonuçta.
(Anam gücenmesin diye) Sustum.
"Hı hıı! Hastay mış ım galiba bakacaklar işte!" dedim.
O sırada en küçük yeğenimi yanıma çağırdım,
Hayret nazlanmadı bu sefer!
"Sana çok ihtiyacım var, gel bir sarılayım!" dedim.
Kuruluverdi erkek yakışıklılığıyla kollarıma.
Farkında değilim ama bir damla göz yaşım düşmüş olabilir,
Ben onu öperken yanaklarına...
Saatimiz gelmişti.
Toparlanıverirken, birden,
"Bende geliyorum! İtiraz istemem!" deyiverdi.
Sanki cennet oldu bana da anamın küçük çocukları
Anamın o ellerini, ayaklarını öpüverdi.
Allah'ım bu nasıl sevinçti!
Neyse sıkıldıysanız da sıkılın...
Ama eğer hala buradaysanız...
Gece 24:00 de olan randevuya, acil vakalar vs.derken
Kardeşcazım yarı uyuklarken
(Yavrum zaten uykusuzluğa hiç dayanamazdı,
Annemli hikayelerimizde bile)
Nihayet 01:20 de sıra geldi.
İçeri girme sıram gelmişti.
Şükürler olsun ki yaradıma!
Yarın sabah 07:00'de okulunda olması gereken
İlköğretim ikinci sınıf öğrencisi yakışıklım ın gözleri
Fal taşı gibi açıktı.
İstemiyordu babaannesi gibi geçip gitmememi,
Seviyordu beni.
Adımı seslendiklerinde
"Öldü o!" dedim diye çok kızdı bakışlarıyla.
Neyse, eşyalarımı bırakıp ellerine, öylece dalarken içeri...
Evladım geliverdi aklıma;
Dönüp ardıma baktım...
"O da burada olsa mıydı?
Olsaydı beceremezdim ki oradan ölmeden kurtulmayı!
Hem biz değil miydik ki
Zincirlerin zayıf halkasını bulup onarmaya çalışan!
Benim kaderim her neydiyse ben memnun değilim!
O neden kahrını daha da çeksindi ki!
Günler önce, bugünü söyleyip, öylece de geçiştirmiştim.
Unutsun diye de elimden geleni yapıp,
Bu sefer bunu başarmıştım.
Hala "Anne'm" diye hitap ettiğim ve sonsuza kadar da
Bu hitabımı hak eden (Kızımın babaannesi...
Çok yabancı geldi bu kelime ya...
Eski kayınvalidem...
Enem bu daha beter...)
Ferhun'cum derdi ki bana
"Eh be kızım!
Sen herkesi senin yanında sanırken,
Doğarken yalnızsın aslında, doğururken yalnız,
Ölürken de yalnızsın aslında...
Sen sen ol...
Güzel hatırlar ve hatıralar bırak!"
Kızımın yaşadığı bunca yaşamaması gerekenler yanında
Bir de ona yeni bir zincir halkası ekleyemezdim ya!
Girdim odaya...
Annemin bu anlarını hissettim
Anacığımı yatırdılar!
Beynine mengeneleri sıkıştırdılar.
Kımıldama dediler, içeri sürdüler...
Nefes 1-2-3 deri nnefes,1-2-3
Hem çok soğuk burası zaten!
Üşüyorum!
Nefesss a-la-mı-yo-rum!
Gözlerini kapa!
1-2-3-3-2-1 nefesss çok üşüyorum.
Zaten ölmüş olsam üşümem de mi?
Burnumun dibine kadar da indirmişler!
Kızıma haber salsa mıydım?
Yoksa çırpınsam görürler zate beni...
Ama burası çok daarrr!
Hey ben bu beynimden,
Günlerce dinmeyen sesi seveyim yareppim!
Kaç çeşit, kaç cins ses acısı var...
Çığlık sesiyle insanları öldüren,
Çocukları koşullandıran bir kitap okumuştum!
Çırpınsam!
Klostrofobim vaarrr diye bağırsam!
Ama kapıda korkulu gözlerle beni bekleyen bi çocuk var!
Ya yine ona aynı zalım korkuyu yaşatıp ölmeli,
Ya pes eden beceriksiz bir hala olmalı,
Ya da zincirin zayıf halkasını
Kesmiş, atmış ve dönmüş cesur örnek olmalıydım.
Ama benim klostrofobim varr!
Nefes...
1-2-3-3-2-1
Hem çok soğuk bura!
Hem fena deli ses!
Annemin bana son seslerini silmeye çalışan,
O nefret ses!
Suss!
Ya aşk, ya sevda,
Ya yanılgı, ya aldatılmak...
Ya sevgi,
Bak küçücük daha kaybetsin mi seni yeğenin,
Ya evladın...
Bir zincirin halkasını kıracaksın diye çağırmadın zaten
Şimdi geberip gidersen şu kutuda...
Affeder mi ölünü...
Ya mutluluk, ya para, ya sağlık, ya aşk, ya sevda...
Kelime kelime öldüm, öldüm dirildim.
Nihayet bitti.
Yine ölmedim ya la!
Cemre.Y.

Hayat Masalım

…Hayat Masalım…
Eyy benim yüreğimin bam teli...
Bu sana ve bana,
Yani kendime ilk, belki de son mektubum.
Kalbim ilk gençlik heyecanlarıyla,
Kozasından çıkıp daha yenice,
Yeni doğmuş bir bebek gibi kanatlanıp,
Renklerini sana sunarken,
Sana, ne çok şiir sustum ben, bir bilsen...
Ve...
Ne çok hayat anlattım uzuun bakışlarımla sana...
Gözlerinin derinine...
Kimselere bunca suskun,
Cümlelerimle anlatmadığım,
Ne çok şeyi sen sormadan anlattım.
Oysa sana da, sen sordukça anlatmak isterdim,
Herkesime anlattığım gibi,
İlmek ilmek...
Gırtlağımı sıkan ve artık beni,
Nefesimden oldukça yoran hayatımı.
Biliyorsun beni artık işte...
Doğru sorulara kat'a yalan söylemem ben.
Gün olur da,
“Yakan çok açık be güzelim,
Bir düğme olsun ilikle sen!” deme sakın bana...
Mümkünse nefes ver,
Zira o an...
Ben aslında ölüyorumdur gülümserken.
Oysa zaman dar!
Yürekler sağır,
Kör, vicdansız,
Birer kan pompasından ibaretler insanlıkta!
Hani sormuştun ya aniden gözlerime akıp,
Ansızın “Hayvanları sever misin?” diye!
Oysa hepsi fikirsizdiler!
Severdim ben onları hem de pek çok çoookkk yıllar öncemde.
Yine de kusursuzca da sana,
“Hepsini değil!” dedim ya!
Ben o an, bütün hayvanlardan içimden,
Özürler diliyordum.
Zira bana yapılanlar,
Onların kitaplarında yazmıyordu çünkü!
Sen “Şimdi kim bilir neye gülümsüyosun?” derken,
Ben bütün hayvanlardan özür dileyip,
Hayvansı kılıklılarımı affederken,
Sen aniden; “Görüyorum ki birinden birini seviyorsun da,
İlle de güvenemiyorsun.
Sevsene!
Ben-i Be, Sen!” dediğin andan öncesi,
Sev-dim ben sen-i oysa!
Oysa sadece sarılıp uyumak neydi ki!
Ölünürdü de ciğerinde atarken kalbin...
Halbuki ben...
Kime yakıştıysam...
Akrabalarım da dahil bana,
Yakışıksız bir haset bulmadılar mı sanki!
Senle nasıl güzel yaşanır bilmem amma,
Senle ölünür başka hiçbir şeyi hesaba katmadan!
Fekatt daha benim hayattan eksikli yıllarım var!
Söz verdi bir gün bana ödeyecekmiş!
Neyse!
Geç kalıp erken kaybetmektense,
Erken gelip geç kaybetmeyi tercih ettim bu sefer!
Senden, benden duyabileceğin ilk ve son,
"Söz" kelimesinin hakkını bugün,
Bu yüzden kulandım ben.
"Unutma ne olursa olsun,
Ne olmazsa olmasın,
Dostluğumuzu zedelemeyeceksin."
Çünkü söz verdin ve ben,
Sadece dost ya da arkadaş kalsak ya da,
Bir gün beraber yaşlansak bile,
Asla senden başkaca,
Hiçbir söz istemeyeceğim!
Benli cümlelerim yorgun haylice,
Dilersen sana bir masal anlatayım.
Cemre.Y.

Uğur Böceği

…Uğur Böceği…
Hoş geldin yalnızlığımın otağına
Ruhumun ikizi...
Eşini hala beklemekteyiz değil mi ya neyse!
Biliyorum çok suskun çağıldadım sana da,
Öyle ki, bi biz duyduk bizi!
Bakma sen bana yaparım arada bir doğru şeyler!
Sonbaharda uçuşan gazellere inat
Parmaklarımızda birer uç uç böceği!
(Bir kere biz onun,
Uğur böceği olduğunu bilmiyorduk o zamanlar!)
İki kız çocuğu bi masal tutturmuşuz
“Uç uççç böceğiimmm,
Annen sana terlik pabuş alacaaakkk!”
Uçardı da nasıl sevinirdik.
Seninle ne çok hayat sorumun
İşaretinin çengelini kaldırdım ben bir bilsen!
Meğer öyle neşeli,
Öyle hasretli kanadına kanadına,
Üfüre üfüre söylüyor muşuz ki biz o masalı,
Nefesimizden korkuyormuş da kaçıyormuş yavrucak!
Otuz beş yaş geçmiş ya anlayana kadar!
O zamanlar terliğimiz bile yokmuş demek ki!
Arnavut kaldırımlı sokaklarda
“Tıkır da tıkırt!” zarifliğinde,
Hafifsiz meşrepsiz, kıvıra kıvıra yürüyen bir kadının
O ince topuklarına hangimiz imrenmedik ki!
Şimdi ondan demek ki
Rahat etmiyor bir türlü hayatlarımız,
Sivri topuklarda sıkışık ayaklarla.
Yirmi iki yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Nasıl da arardık parmağımızın
Ucundan uçuşan o minnacık,
Kırmızılı siyahlı o şirin böceği,
Yine aynı masalla uçurmak için...
Sanki annelerimiz bize
İlk fırsatta o terliği, pabucu yamalı
Fistanlarından arttırmamış gibi,
Sanki o fistanların çiçekleri solalı
En üç yaz geçmemiş gibi!
Yirmi beş yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Sonra bahar gelirdi yeniden,
Bize yine hep gelirdi…
Ve hep en ilkti...
Elalem geçen bahardan ölmüş Cemreleri
Teker teker diriltip yeniden düşürmeye çalışırken...
Biz böceğimizi düşünürdük bu sefer!
Renkleri de pek güzeldi.
Ama masal buysa öykü de böyle sürmeliydi.
Yaz gelecek, sonra sonbahar!
Sonrası zemheri!
Daha ilkbahara çok vaar!
Sürdüremedik ya biz
O masalın öyküsünü a cancağızım!
Ne zaman masalın öyküsü bize manisiz kalsınistedik...
Dondu kaldı ya parmak uçlarımızda o uç uç böceğimiz
Otuz altı yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Artık böceklerden de, çiçeklerden de çoktan vazgeçmiştik
“Medet ya Rab!” dedikçe susmayı da öğretmiştik zaten.
Turna’nın ne menem bir hasret türküsü olduğunu,
Bilen bile kalmamıştı değil ki
Semada hüzünle kanat çırpışından
Tanıyacak da uzaklardaki sevdiceğine
Selam salacak!
Şiirler yazardık biz!
Onu da okumazdılar bile uzuuunnnn diye!
Zira onlar hala o ilk yalan masaldaydılar!
Hala ne de güzel kanıyordular!
Kırk yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Seninle ne çok hayat sorumun
İşaretinin çengelini kaldırdım ben bir bilsen!
“Hoş geldin yalnızlığımın otağına
Ruhumun ikizi... eşini hala
Beklemekteyiz değil mi ya neyse!”
İyisi mi bir cümle edelim biz yine
Kitab-ının falından
Önümüze çıkan her neyse!
Biraz daha beklersem
Donacak hayallerim.
Binlerce kelime dokundu
Gözlerimin rengine bu gece yine.
Sonbaharın eşsiz güzellikteki ebruli
Yaprak harmanı gibiydi her biri.
Kırmızı, sarı, yeşil, kahvemsi bir sürü renk.
Vivaldi’den daha muhteşem bir senfoniydi
Birbiri ardına sıralanışları.
Şiir sığmazdı sana
Romansa bir solukluk bazen...
“Uçma uçma sen uğur böceğiimmm!
Sonsuz ol, limitsiz ol, bana ol,
Ben ilk defa bunca bencilim!
Bak yalnızlığım
Arka fonda bizi
Fitne fücur kıskanırken diyorum
“Hoş geldin otağıma ruhum,
İkizim, huzuruuummm!”
Hadi şimdi aynı anda biraz susalım mı?
...ve perde kapanırken
Konuşsun o vakit
“Gözleeerrrr!
Uç uuçç böceğiimm!”
Cemre.Y.

1 Haziran 2017 Perşembe

Sevgili Psikoloğum Facebook

…Sevgili Psikoloğum Facebook…
Epeydir ihmal ettiğim sevgili psikoloğum benim!
Face efendi soruyor;
"Ne düşünüyorsun?"
"Ne düşüneyim be ağbi…
Koskocaman bir boşluk"dedim.
"Doğru yoldayım desene!
Bunca yıllık rehabilitemin meyvesi bu!
Aşk yok, sevda yok, mutluluk yok,
Neticesi olan acı yok, his yok!"dedi.
"İyi de usta'm,
Ben sana kalbimi öldür demedimdi ki!"dedim.
"O kadar mı ki o boş..luk!"dedi.
"Hııı! Böyle her şeyi her an unutabilirim,
Hiç olmayacak şeyleri,
Yüzyıllar öncesinden hatırlayabilirim,
Ya da zerrelerime bölünebilirim.
Ben kimdim, kimim,
Ne zaman, kimeydim?"gibi…dedim.
"!"
"Hı hıı!"
"Yeniden doldursak ya yüreğini!
Meşhurdur senin hayata yeniden dirilişlerin?"dedi.
"Iıı ıhhh!
Küçükken bile yakan top oynarken,
Can tutmaya korka korka,
Ya bir daha yaşayamazsam diye diye,
O kadar çok can tuttum,
O kadar çok benden daha çok lazım olana,
Öylece armağan ettim ki…
Şimdi ödendi hepsi…
Yoksa ben kendime hiç can tutamamıştım.
Haklarım bitti yani!"dedim.
Pişmanlık ve korku dolu gözleriyle,
"Ne yani ölecek misin şimdi!"dedi.
"Yok yahu! Ne ölmesi…
Alışmaya başlamam lazım ama artık,
İki dakika önce canım diyenlerin,
Benden bir dakika sonrası,
Sırtımı hançerlemelerini,
Üstelik her gün temas halinde olduğum,
Çoğu insan da buna dahil!
Nasıl oluyor bilmiyorum ama onlara,
Bir adımdan fazla yakınlaştığımda,
Bana olan iç hislerini de sezebiliyorum.
Ki bu durumum çok karmaşık geliyor bana!
Birkaç dakika önce çok sevdiği birinden,
Beş dakikada nasıl soğuyup da,
Satışa geçiyor onca insan evladı!
Öğrenmem lazım!
Ya da bu yüreği beyninden söküp,
Çok uzaklara gitmem lazım!"dedim.
Başı önde, mutsuzluk ve hayal kırıklığıyla,
"Başlarda işe yararım sanıyordum oysa!"dedi.
"Ama haksızlık etme kendine!
Sevda'm gittiğinde,
Ana'm öldüğünde,
Onca dost hançerlerini yediğimde,
Hep sen vardın!
Şu an hala yorgunlukla olsa da,
Hala ayaktaysam, sayendedir ve gerçekten,
Teşekkür ederim sana!"dedim.
"Eyvallah o zaman diyerek kaçayım mı ben?
Bir daha yani, hiç mi gelmeyecek misin bana!"dedi.
"Deli doktorum benim!
Gelmem mi hiç!
Elbet gelirim de ama sen de,
Şu acı anıları, hatta iyisini de, kötüsünü de iki de bir,
Gözüme sokup durma artık lütfen!
Bırak…
Yarın an'da ne hissederiz ona bakalım bi ya!"dedim gülümseyerek.
"İşte bu ya artık benden,
Tahliye olabilirsiniz!"dedi umutlu bir sevinçle.
"Tahliye?
Tahliye'yi bekleyen kim!
Hem sana çok alıştım ben
En çok kapalı görüş yaparız he!
Yahut bir blog açarım kendime,
Arada bir sende de paylaşırım, olmaz mı?"dedim.
Sarıldık, ağlaştık, öylece…
Terk ettik artık incelen bir yerinden "Biz!"i.
Cemre.Y.

Ama Burası Benim Ülkem

…Ama Burası Benim Ülkem…
Oysa yepyeni kelimeler
Döşemiştim şiir haneme,
Mecaz anlamı başkalarınca apayrı,
Banaysa özel mi tüzel, nice cümleleriyle.
Tam yazdığım gibi öylece paylaşacaktım.
Herkes yine sadece onlara,
O kadar sanacaktı.
Yağmur, çocukluğuma oyun etti bu sefer!
Tam perdelerimi araladı,
Beni yine delirmeye çağırdı.
Tam giyindim, parfümümü elime aldım
Tam buram buram kadın kokacaktım...
Vazgeçti içimdeki bir ses.
Bu sefer de iftar pidemi almaya gider gibi
Erkek kokumu sürdüm.
Öyle ya ben, kadın yüreğim çağlıyorsa
Zara’nın en indirimli anında Fruıty’ini,
Erkek yüreğim ağlıyorsa
Axe Darktemptatıon Chocolette’i,
Aşk a hazırlıksız yakalanacaksam,
Yakalanmak da, yanmak da istemiyorsam
Fırst Class Man’i kokardım...
Evet!
O da erkek kokusuydu yani!
Evet yanlış okumadınız!
Ben genelde erkek kokarım!
Bana ne Diorlar’dan,
Ömrüme kaç aşk etmişti ki,
Bana neydi o bütün Di Amor’lardan.
Bana neydi Milion’lu parfümlerden
Zaten rakamları kokuma,
Burnumun ucuna hayli bedelse
Hepsinden nefret ederdim ben!
Neyse işte;
Axe Darktemptatıon Chocolette sıktım
Erkek kokuyordum buram buram...
Bu kokuyu
Benden başkalarında duyduğum
Bütün anlara inat!
Savuruyordum merdivenlerimin
Tam on altı basamağına!
Başka bir sebepten.
Anamın gücüne artık gitmesin diye diye!
Eminim çoğu kullandıkları kokunun
Notalarını bile bilmiyorlardı.
Ben öylece,
Aslında hiç yağmayacak yağmura uçuşurken,
Ardımdan en küçük kardeşimin kiracısı,
Sanki az önce,
Taaa giriş kapımızın kaldırımlarını
Süpüren o değilmiş gibi,
Sanki ben terasımdan bakarken
O’nun incecik bedenine özenmemişim gibi,
Sanki şimdi iftara misafirken
O incecik bir yeni gelincik gibi
Giyinmemiş miş gibi!
Kendi merdivenlerini iniyordu usul usul....
Ben onun merdivenlerden
Sadece yağmuruma uçuşurken,
Öylece deyiverdi;
“Sen ne de güzel kokuyorsun
Ama her seferinde be kadın!
Ve ben safi sabun koktuğun günlerde bile
Senin buradan geçip gittiğini anlıyorum.
Sakın kızma bana!
Güzel ötesi koktuğunu söyledim diye!
Ama bugün özellikle bugün!
Sen adım gibi kokuyorsun.” dedi.
Adı Özlem’di....
Ömrümde ilk kez,
Erkek kokumla birileri beni
Kendi merdivenlerimden
Uçuşurken tanımıştı işte!
Dinsiz , milliyetsiz, ırksızdı
Beni hiç yermemişti ona buna.
“Teşekkürler” deyip
Gülerek gittim ya hani
O gülmeler...
Kocaman bir yalandı...
Şükre çeyrek, duaya yarımdım.
Yağmur bana yine yalan söylemişti işte.
Sonra sokağıma daldım
Ne güzel kokuyordum adını hatırlattım
Belki de epeydir gidemediği memleketini.
Oysa ben geçen seçimde
Mevlüdümüze bahaneyle hazımsız olduğum
O yeşilli, sarılı iğrenç bayrağın ipini
Kendi elleriyle kestirendim.
Oysa; Hocamız bile izin vermişti.
Hocamız!
Türkiye Cumhuriyeti’ni ne kadar bilebilirdi!
Mevlamız “Aziz Mahmud
Hüda-i ye zeval vermesin!” di.
Hocamız ne bilirdi?
O gün ben o bayrağı kaldırtmasam
Mevlüdüne, yazık ki Kur-an hakkını
Gerçek bilenleri duracaktı!
Kaçı biliyordu ki gerçeği?
Mevlamız onca yüce!
Hiçbirimize, ne ülkemize,
Ne kişiliğimize, ne bize, zeval vermesindi.
Bu neyin, neye denemesiydi?
Nelerin neye bedelli vazgeçmesiydi?
İçim, iç savaşlara el veremezken
Rahat değildi.
Savaşmalı ve yine gerekse
Benim Cumhuriyetim kazanmalıydı...
Ve bu kazanç o binanın sahibi biziz diye
Olmamalıydı.
Bugün ben merdivenlerinden uçarken,
Hem de baştan sona erkek kokarken
O özlem’in gözlerinde bunu gördüm işte.
Utandım ilk kez kendimden.
Savaşmaya cesaretim yok
Sindirmeye cesaretim hayli çoktu diye.
Ama burası benim Ülkem.
Cemre.Y.

Şehit

…Şehit…
Hayat ne garip şey değil mi annem?
Bak bir annem..
Cumhurbaşkanımız bile arkamdan yürüyor!
Oysa ne çok korkardın
Ya büyüyüp adam olamazsam diye!
Cemre.Y.

Yetmez Mi?

...Yetmez Mi?...
Karşılaştığımızda...
Rengarenk misketlerini,
Daha yeni avuçlarına almış,
Sevincinin doruğunda,
Heyecanlı o çocuk gülüşünden
Gülüşünün gül gamzelerinden,
Öperim seni.
Karşılaştığımızda...
Rengarenk misketlerini,
Daha yeni parçalamışlar,
Hüznünün dibinde,
Hayali bol kırıklı,
O çocuksu gözyaşından,
Yaralarının kabuğundan,
Öperim seni.
Yetmez mi?
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...